☝📖İbrahimi ﷺ Muhammedi ﷺ Hanif İslam📖☝﷽𐰃𐰠𐰯☝📖المحمدية☝Muhammediyye📖☝𐰃𐰠𐰯༺الله أكبر ༻

Güncel Duyuru Eylül -Ekim 2026

Nehvul Vazıh 2.Merhale Derslerimiz Çok Yakında Eylül itibariyle Başlayacak Ekim itibariyle devam edecek inşallah!Nehcül Belağa Dersleri sitemize ekleniyor,Kur'anla Arapça Dilbilgisi derslerimiz ve 116 tane Arapça dilbilgisi konu testi sitemize eklendi..

☝المحمدية☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي 📖 ☝

☝https://www.muhammediyye.org/☝
📖-المحمدية-📖

Teoriye göre;İlluminati(hizbüşşeytan) yani uzaylı ve insan melezi ırklar,yarı vampir,yılan,ejderha vs melez soylardan oluşan topluluk,masonik, illuminatik firavun ve nemrud soylarının hipnoz,büyü,zihin kontrolü,algı yönetimi ile bireyler ve toplumları yönetmesi,hizbüşşeytan illumiatinin küresel illuminatik sistemi; siyaset,medya,sivil toplum,terör örgütleri,mafya,enerji,silah,ilaç,gıda tekeli alanlarda illuminati vardır!

Destek olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.

Kuranla-Arapca-2. Bakara Sûresi-3-200-286

☝https://www.muhammediyye.org/☝
📖-المحمدية علي الكتاب و السنة الصحيحة-📖
Üye olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.Kardeşlerimize Önemli :
اعوذ بالله من الشيطان الرجيم
 بسم الله الرحمان الرحيم
 الحمد لله رب العالمين و الصلاة و السلام علي امامنا محمد
 و آله و اهل بيته و صحبه و امته اجمعين
Euzü billahi mineşeydanirracimi ve min hizbihi..
Bismillahirrahmanirrahiym
Allahım cc Şeytandan ve onun hizbi tağutlardan
marid ve hannaslardan,cibt ve belamlardan sana sığınırız.Rahman ve rahiym olan Allahın cc adıyla.. 
Ahmedilik,kadıyanilik,bahailik,Vahhabilik,Şiilik,
illuminati,masonluk,yahudilik,nasırilik,nusayrilik,yezidilik,
sağcılık,solculuk,islamcılık,ateizm,deizm, budizm,hinduizm gibi  İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif İslama aykırı dini,felsefi ve ideolojik akımlardan imanımızı ve dinimizi koruyalım!     
İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif din islamdır!
İslam ise; peygamberler peygamberi cenabı Muhammed ﷺ  dinidir!..
Nemrut,Firavun,İsis,ra ve el gibi tağutlar(illuminati) ve onların günümüzdeki soylarının ve taraftarlarının dini(inanış,felsefe,ideolojilerinin) değil!
𐰃𐰠𐰯Kur'an ve sahih sünnetin izinde Muhammediyiz𐰃𐰠𐰯
📖☝ المحمدية علي الكتاب و السنة☝📖 Arapça Dersleri☝İslami Sohbetler☝İslami İlimler☝Manevi Rehberlik☝  instagram: https://www.instagram.com/muhammediyye
  • Ders1
  • Ders2
  • Konu Testi
  • Sureler
  • Arapça Dersler
  • ☝📖المحمدية📖☝

Kuranla-Arapca-2. Bakara Sûresi-200-239.ayetler

Konu Özeti: Bakara Sûresi'nin 200-239. ayetleri arasındaki bu bölümde; hac ibadetinin tamamlanmasından sonra Allah'ın zikredilmesi, dünya ve ahiret dengesi, takva bilinci, müminlerin ve münâfıkların özellikleri, infak kültürü, savaş ve barış hükümleri, kadın hakları, evlilik, boşanma (talak) hükümleri, iddet bekناوی süresi, emzirme kuralları ve namaz ibadetine titizlikle devam edilmesi (orta namaz) gibi toplumsal, hukuki ve ahlâki pek çok ilke ele alınmaktadır. Kaynak: kuran-eski.edize.com

Ayetler ve Türkçe Çevirileri

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

200. فَإِذَا قَضَيْتُمْ مَنَاسِكَكُمْ فَاذْكُرُوا اللَّهَ كَذِكْرِكُمْ آبَاءَكُمْ أَوْ أَشَدَّ ذِكْرًا فَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا وَمَا لَهُ فِي الْآخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ
Meali: Hac ibadetlerinizi bitirdiğinizde, babalarınızı andığınız gibi, hatta ondan daha kuvvetli bir şekilde Allah'ı anın. İnsanlardan öyleleri var ki: "Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver" derler. Böyle kimselerin ahiretten hiç nasibi yoktur.
201. وَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ رَبَّنَا آتِنَا فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَفِي الْآخِرَةِ حَسَنَةً وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
Meali: Onlardan, "Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru" diyenler de vardır.
202. أُولَئِكَ لَهُمْ نَصِيبٌ مِمَّا كَسَبُوا وَاللَّهُ سَرِيعُ الْحِسَابِ
Meali: İşte onlar için kazandıklarından büyük nasip vardır. Allah, hesabı pek çabuk görendir.
203. وَاذْكُرُوا اللَّهَ فِي أَيَّامٍ مَعْدُودَاتٍ فَمَنْ تَعَجَّلَ فِي يَوْمَيْنِ فَلَا إِثْمَ عَلَيْهِ وَمَنْ تَأَخَّرَ فَلَا إِثْمَ عَلَيْهِ لِمَنِ اتَّقَى وَاتَّقُوا اللَّهَ وَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Meali: Sayılı günlerde Allah'ı anın. Kim iki gün içinde acele edip (Mina'dan) dönerse, ona günah yoktur. Kim geri kalırsa, ona da günah yoktur. Bu, takva sahibi olanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki O'nun huzurunda toplanacaksınız.
204. وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُعْجِبُكَ قَوْلُهُ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيُشْهِدُ اللَّهَ عَلَى مَا فِي قَلْبِهِ وَهُوَ أَلَدُّ الْخِصَامِ
Meali: İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatı hakkındaki sözü senin hoşuna gider ve kalbindekine Allah'ı şahit tutar. Oysa o, düşmanların en amansızıdır.
205. وَإِذَا تَوَلَّى سَعَى فِي الْأَرْضِ لِيُفْسِدَ فِيهَا وَيُهْلِكَ الْحَرْثَ وَالنَّسْلَ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ الْفَسَادَ
Meali: İş başına geçtiğinde (veya yanından ayrıldığında) yeryüzünde fesat çıkarmak, ekini ve nesli helâk etmek için çalışır. Allah fesadı sevmez.
206. وَإِذَا قِيلَ لَهُ اتَّقِ اللَّهَ أَخَذَتْهُ الْعِزَّةُ بِلْإِثْمِ فَحَسْبُهُ جَهَنَّمُ وَلَبِئْسَ الْمِهَادُ
Meali: Kendisine, "Allah'tan kork" denildiği zaman, gururu onu günaha sürükler. Ona cehennem yeter. Ne kötü bir yataktır o!
207. وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْرِي نَفْسَهُ ابْتِغَاءَ مَرْضَاتِ اللَّهِ وَاللَّهُ رَؤُوفٌ بِالْعِبَادِ
Meali: İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah'ın rızasını kazanmak için kendini (canını) feda eder. Allah, kullarına çok şefkatlidir.
208. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا ادْخُلُوا فِي السِّلْمِ كَافَّةً وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ
Meali: Ey iman edenler! Hepiniz toplul-ha barışa (İslâm'a) girin. Şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır.
209. فَإِنْ زَلَلْتُمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْكُمُ الْبَيِّنَاتُ فَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Meali: Size apaçık deliller geldikten sonra yine kayarsanız, bilin ki Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
210. هَلْ يَنْظُرُونَ إِلَّا أَنْ يَأْتِيَهُمُ اللَّهُ فِي ظُلَلٍ مِنَ الْغَمَامِ وَالْمَلَائِكَةُ وَقُضِيَ الْأَمْرُ وَإِلَى اللَّهِ تُرْجَعُ الْأُمُورُ
Meali: Onlar ancak buluttan gölgeler içinde Allah'ın ve meleklerin gelmesini ve işin bitirilmesini mi beklerler? İşler ancak Allah'a döndürülür.
211. سَلْ بَنِي إِسْرَائِيلَ كَمْ آتَيْنَاهُمْ مِنْ آيَةٍ بَيِّنَةٍ وَمَنْ يُبَدِّلْ نِعْمَةَ اللَّهِ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْهُ فَإِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Meali: İsrailoğullarına sor, kendilerine nice apaçık mucizeler verdik. Kim kendisine geldikten sonra Allah'ın nimetini değiştirirse (inkâr ederse), şüphesiz Allah'ın azabı çetindir.
212. زُيِّنَ لِلَّذِينَ كَفَرُوا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَيَسْخَرُونَ مِنَ الَّذِينَ آمَنُوا وَالَّذِينَ اتَّقَوْا فَوْقَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَاللَّهُ يَرْزُقُ مَنْ يَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ
Meali: İnkâr edenlere dünya hayatı süslü gösterildi; inananlarla alay ederler. Oysa takva sahibi olanlar kıyamet günü onların üstündedir. Allah dilediğine hesapsız rızık verir.
213. كَانَ النَّاسُ أُمَّةً وَاحِدَةً فَبَعَثَ اللَّهُ النَّبِيِّينَ مُبَشِّرِينَ وَمُنْذِرِينَ وَأَنْزَلَ مَعَهُمُ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِيَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ فِيمَا اخْتَلَفُوا فِيهِ وَمَا اخْتَلَفَ فِيهِ إِلَّا الَّذِينَ أُوتُوهُ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ فَهَدَى اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا لِمَا اخْتَلَفُوا فِيهِ مِنَ الْحَقِّ بِإِذْنِهِ وَاللَّهُ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
Meali: İnsanlar bir tek ümmet idi. Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberler gönderdi; aralarında, anlaşmazlığa düştükleri konularda hüküm vermeleri için onlarla birlikte hak kitapları indirdi. Kendilerine açık deliller geldikten sonra kitabı, aralarındaki kıskançlık yüzünden ihtilaf konusu yapanlar, sadece o kendilerine kitap verilenlerdir. Allah, inananları kendi izniyle hak konusunda, aralarında ihtilaf ettikleri gerçeğe ulaştırdı. Allah dilediğini doğru yola iletir.
214. أَمْ حَسِبْتُمْ أَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَأْتِكُمْ مَثَلُ الَّذِينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْ مَسَّتْهُمُ الْبَأْسَاءُ وَالضَّرَّاءُ وَزُلْزِلُوا حَتَّى يَقُولَ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ مَتَى نَصْرُ اللَّهِ أَلَا إِنَّ نَصْرَ اللَّهِ قَرِيبٌ
Meali: Yoksa siz, sizden öncekilerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara yoksulluk ve sıkıntı erişmiş, sarsıntıya uğramışlardı; hatta peygamber ve beraberindeki müminler, "Allah'ın yardımı ne zaman?" demişlerdi. İyi bilin ki Allah'ın yardımı şüphesiz yakındır.
215. يَسْأَلُونَكَ مَاذَا يُنْفِقُونَ قُلْ مَا أَنْفَقْتُمْ مِنْ خَيْرٍ فَلِلْوَالِدَيْنِ وَالْأَقْرَبِينَ وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ اللَّهَ بِهِ عَلِيمٌ
Meali: Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: "Hayır olarak ne harcarsanız o, ana-baba, akrabalar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir. Hayır olarak ne yaparsanız, şüphesiz Allah onu bilir."
216. كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ وَهُوَ كُرْهٌ لَكُمْ وَعَسَى أَنْ تَكْرَهُوا شَيْئًا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَعَسَى أَنْ تُحِبُّوا شَيْئًا وَهُوَ شَرٌّ لَكُمْ وَاللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
Meali: Hoşunuza gitmediği halde savaş üzerinize farz kılındı. Olur ki bir şeyi hoş görmezsiniz, oysa o sizin için bir hayirdir. Olur ki bir şeyi seversiniz, oysa o sizin için bir şerdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
217. يَسْأَلُونَكَ عَنِ الشَّهْرِ الْحَرَامِ قِتَالٍ فِيهِ قُلْ قِتَالٌ فِيهِ كَبِيرٌ وَصَدٌّ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَكُفْرٌ بِهِ وَالْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَإِخْرَاجُ أَهْلِهِ مِنْهُ أَكْبَرُ عِنْدَ اللَّهِ وَالْفِتْنَةُ أَكْبَرُ مِنَ الْقَتْلِ وَلَا يَزَالُونَ يُقَاتِلُونَكُمْ حَتَّى يَرُدُّوكُمْ عَنْ دِينِكُمْ إِنِ اسْتَطَاعُوا وَمَنْ يَرْتَدِدْ مِنْكُمْ عَنْ دِينِكُمْ فَيَمُتْ وَهُوَ كَافِرٌ فَأُولَئِكَ حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَأُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Meali: Sana haram ayda savaşmayı soruyorlar. De ki: "O ayda savaşmak büyük bir günahtır. Fakat Allah yolundan alıkoymak, O'nu inkâr etmek, Mescid-i Haram'dan mahrum bırakmak ve halkını oradan çıkarmak Allah katında daha büyük günahtır. Fitne adam öldürmekten daha büyüktür. Onlar güçleri yeterse, sizi dininizden çevirinceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler. Sizden kim dininden döner de kâfir olarak ölürse, onların amelleri dünya ve ahirette boşa gitmiştir. İşte onlar cehennem ehlidirler ve orada sürekli kalacaklardır."
218. إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَالَّذِينَ هَاجَرُوا وَجَاهَدُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ أُولَئِكَ يَرْجُونَ رَحْمَتَ اللَّهِ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
Meali: İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihat edenler var ya, işte onlar Allah'ın rahmetini umarlar. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
219. يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ قُلْ فِيهِمَا إِثْمٌ كَبِيرٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَإِثْمُهُمَا أَكْبَرُ مِنْ نَفْعِهِمَا وَيَسْأَلُونَكَ مَاذَا يُنْفِقُونَ قُلِ الْعَفْوَ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ
Meali: Sana içkiyi ve kumarı soruyorlar. De ki: "İkisinde de büyük bir günah ve insanlar için bazı faydalar vardır; ancak günahları faydalarından daha büyüktür." Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: "İhtiyaç fazlasını." Allah size âyetleri böyle açıklıyor ki düşünesiniz.
220. فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الْيَتَامَى قُلْ إِصْلَاحٌ لَهُمْ خَيْرٌ وَإِنْ تُخَالِطُوهُمْ فَإِخْوَانُكُمْ وَاللَّهُ يَعْلَمُ الْمُفْسِدَ مِنَ الْمُصْلِحِ وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَأَعْنَتَكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Meali: Dünya ve ahiret hakkında (düşünesiniz diye). Sana yetimleri soruyorlar. De ki: "Onları iyi yetiştirmek (durumlarını düzeltmek) hayırlıdır. Eğer onlarla birlikte yaşarsanız, onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah fesat çıkaranı ıslahatçı olandan ayırıp bilir. Allah dileseydi sizi sıkıntıya sokardı. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir."
221. وَلَا تَنْكِحُوا الْمُشْرِكَاتِ حَتَّى يُؤْمِنَّ وَلَأَمَةٌ مُؤْمِنَةٌ خَيْرٌ مِنْ مُشْرِكَةٍ وَلَوْ أَعْجَبَتْكُمْ وَلَا تُنْكِحُوا الْمُشْرِكِينَ حَتَّى يُؤْمِنُوا وَلَعَبْدٌ مُؤْمِنٌ خَيْرٌ مِنْ مُشْرِكٍ وَلَوْ أَعْجَبَكُمْ أُولَئِكَ يَدْعُونَ إِلَى النَّارِ وَاللَّهُ يَدْعُو إِلَى الْجَنَّةِ وَالْمَغْفِرَةِ بِإِذْنِهِ وَيُبَيِّنُ آيَاتِهِ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
Meali: İman etmedikleri sürece ortak koşan kadınlarla evlenmeyin. Mümin bir cariye, hoşunuza gitse de ortak koşan hür bir kadından daha hayırlıdır. İman etmedikleri sürece ortak koşan erkeklerle de mümin kadınları evlendirmeyin. Mümin bir köle, hoşunuza gitse de ortak koşan hür bir erkekten daha hayırlıdır. İşte onlar ateşe çağırırlar; Allah ise izniyle cennete ve mağfirete çağırır. Allah âyetlerini insanlara açıklar ki düşünüp öğüt alsınlar.
222. وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الْمَحِيضِ قُلْ هُوَ أَذًى فَاعتَزِلُوا النِّسَاءَ فِي الْمَحِيضِ وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ حَتَّى يَطْهُرْنَ فَإِذَا تَطَهَّرْنَ فَأْتُوهُنَّ مِنْ حَيْثُ أَمَرَكُمُ اللَّهُ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ التَّوَّابِينَ وَيُحِبُّ الْمُتَطَهِّرِينَ
Meali: Sana kadınların âdet halini soruyorlar. De ki: O bir ezadır (kir/sızdır). Âdet halindeyken kadınlardan uzak durun; temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendiklerinde Allah'ın emrettiği yerden onlara yaklaşın. Şüphesiz Allah çok tevbe edenleri sever, temizlenenleri sever.
223. نِسَاؤُكُمْ حَرْثٌ لَكُمْ فَأْتُوا حَرْثَكُمْ أَنَّى شِئْتُمْ وَقَدِّمُوا لِأَنْفُسِكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ وَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ مُلَاقُوهُ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ
Meali: Kadınlarınız sizin tarlanızdır. Tarlanıza dilediğiniz gibi varın. Kendiniz için önceden (iyi ameller) hazırlayın. Allah'tan korkun ve bilin ki mutlaka O'na kavuşacaksınız. Müminleri müjdele.
224. وَلَا تَجْعَلُوا اللَّهَ عُرْضَةً لِأَيْمَانِكُمْ أَنْ تَبَرُّوا وَتَتَّقُوا وَتُصْلِحُوا بَيْنَ النَّاسِ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Meali: Yaptığınız iyiliklerde, takva sahibi olmanızda ve insanların arasını bulmanızda Allah'ı yeminlerinize hedef (engel) yapmayın. Allah hakkıyla işitendir, bilendir.
225. لَا يُؤَاخِذُكُمُ اللَّهُ بِاللَّغْوِ فِي أَيْمَانِكُمْ وَلَكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا كَسَبَتْ قُلُوبُكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ حَلِيمٌ
Meali: Allah sizi yeminlerinizdeki boş sözlerden (lüğvden) dolayı sorumlu tutmaz; fakat kalplerinizin kazandığı (niyetlendiğiniz) yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Allah çok bağışlayandır, halimdir.
226. لِلَّذِينَ يُؤْلُونَ مِنْ نِسَائِهِمْ تَرَبُّصُ أَرْبَعَةِ أَشْهُرٍ فَإِنْ فَاؤُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
Meali: Eşlerine yaklaşmamaya yemin edenler için dört ay bekleme süresi vardır. Eğer (bu süre içinde) dönerlerse, şüphesiz Allah çok bağışlayandır, merhamet edendir.
227. وَإِنْ عَزَمُوا الطَّلَاقَ فَإِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Meali: Eğer boşanmaya karar verirlerse, şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, bilendir.
228. وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ بِأَنْفُسِهِنَّ ثَلَاثَةَ قُرُوءٍ وَلَا يَحِلُّ لَهُنَّ أَنْ يَكْتُمْنَ مَا خَلَقَ اللَّهُ فِي أَرْحَامِهِنَّ إِنْ كُنَّ يُؤْمِنَّ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَبُعُولُهُنَّ أَحَقُّ بِرَدِّهِنَّ فِي ذَلِكَ إِنْ أَرَادُوا إِصْلَاحًا وَلَهُنَّ مِثْلُ الَّذِي عَلَيْهِنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَلِلرِّجَالِ عَلَيْهِنَّ دَرَجَةٌ وَاللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Meali: Boşanmış kadınlar, kendi kendilerine üç âdet süresi beklerler. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlarsa, Allah'ın rahimlerinde yarattığını (çocuğu veya gebeliği) gizlemeleri onlara helal olmaz. Kocaları, barışmak istedikleri takdirde onları geri almaya daha çok hak sahibidirler. Kadınların, meşru kurallara göre aleyhlerindekine benzer hakları da vardır. Erkeklerin onlar üzerindeki bir derece (üstünlük) hakkı vardır. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
229. الطَّلَاقُ مَرَّتَانِ فَإِمْسَاكٌ بِمَعْرُوفٍ أَوْ تَسْرِيحٌ بِإِحْسَانٍ وَلَا يَحِلُّ لَكُمْ أَنْ تَأْخُذُوا مِمَّا آتَيْتُمُوهُنَّ شَيْئًا إِلَّا أَنْ يخافا أَلَّا يُقِيمَا حُدُودَ اللَّهِ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا يُقِيمَا حُدُودَ اللَّهِ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا فِيمَا افْتَدَتْ بِهِ تِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ فَلَا تَعْتَدُوهَا وَمَنْ يَتَعَدَّ حُدُودَ اللَّهِ فَأُولَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
Meali: Boşanma iki defadır. Bundan sonra ya iyilikle tutmak ya da güzellikle serbest bırakmak gerekir. Onlara verdiğiniz şeylerden bir şeyi geri almanız size helal olmaz; meğerki ikisi de Allah'ın sınırlarını koruyamamaktan korksunlar. Eğer ikisinin de Allah'ın sınırlarını ayakta tutamayacaklarından korkarsanız, kadının fidye verip kendini kurtarmasında ikisine de günah yoktur. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır, sakın onları aşmayın. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa, işte onlar zalimlerdir.
230. فَإِنْ طَلَّقَهَا فَلَا تَحِلُّ لَهُ مِنْ بَعْدُ حَتَّى تَنْكِحَ زَوْجًا غَيْرَهُ فَإِنْ طَلَّقَهَا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا أَنْ يَتَرَاجَعَا إِنْ ظَنَّا أَنْ يُقِيمَا حُدُودَ اللَّهِ وَتِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ يُبَيِّنُهَا لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
Meali: Eğer kocası onu (üçüncü defa) boşarsa, artık bundan sonra kadın başka bir kocayla evlenmedikçe ona helal olmaz. (O ikinci koca da) onu boşarsa, Allah'ın sınırlarını ayakta tutacaklarına inandıkları takdirde yeniden evlenmelerinde iki taraf için de bir günah yoktur. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır; O bunları bilen bir topluluğa açıklıyor.
231. وَإِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَبَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَأَمْسِكُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ أَوْ سَرِّحُوهُنَّ بِمَعْرُوفٍ وَلَا تُمْسِكُوهُنَّ ضِرَارًا لِتَعْتَدُوا وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُ وَلَا تَتَّخِذُوا آيَاتِ اللَّهِ هُزُوًا وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَمَا أَنْزَلَ عَلَيْكُمْ مِنَ الْكِتَابِ وَالْحِكْمَةِ يَعِظُكُمْ بِهِ وَاتَّقُوا اللَّهَ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Meali: Kadınları boşadığınız ve iddet sürelerinin sonuna ulaştığınız zaman, onları ya meşru ölçüler içinde tutun ya da meşru ölçüler içinde bırakın. Haklarına tecavüz etmek için onları zarara uğratacak şekilde tutmayın. Kim bunu yaparsa şüphesiz kendine zulmetmiş olur. Allah'ın âyetlerini alay konusu edinmeyin. Allah'ın üzerinizdeki nimetini, size öğüt vermek için indirdiği kitabı ve hikmeti hatırlayın. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
232. وَإِذَا طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ فَبَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَلَا تَعْضُلُوهُنَّ أَنْ يَنْكِحْنَ أَزْوَاجَهُنَّ إِذَا تَرَاضَوْا بَيْنَهُمْ بِالْمَعْرُوفِ ذَلِكَ يُوعِظُ بِهِ مَنْ كَانَ مِنْكُمْ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ ذَلِكُمْ أَزْكَى لَكُمْ وَأَطْهَرُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
Meali: Kadınları boşadığınız ve iddet sürelerini bitirdikleri zaman, aralarında meşru bir şekilde anlaşarak evlenmek istediklerinde onları engellemeyin. İşte bu, içinizden Allah'a ve ahiret gününe inananlara verilen bir öğüttür. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
233. وَالْوَالِدَاتُ يُرْضِعْنَ أَوْلَادَهُنَّ حَوْلَيْنِ كَامِلَيْنِ لِمَنْ أَرَادَ أَنْ يُتِمَّ الرَّضَاعَةَ وَعَلَى الْمَوْلُودِ لَهُ رِزْقُهُنَّ وَكِسْوَتُهُنَّ بِالْمَعْرُوفِ لَا تُكَلَّفُ نَفْسٌ إِلَّا وُسْعَهَا لَا تُضَارَّ وَالِدَةٌ بِوَلَدِهَا وَلَا مَوْلُودٌ لَهُ بِوَلَدِهِ وَعَلَى الْوَارِثِ مِثْلُ ذَلِكَ فَإِنْ أَرَادَا فِصَالًا عَنْ تَرَاضٍ مِنْهُمَا وَتَشَاوُرٍ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَا وَإِنْ أَرَدْتُمْ أَنْ تَسْتَرْضِعُوا أَوْلَادَكُمْ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِذَا سَلَّمْتُمْ مَا آتَيْتُمْ بِالْمَعْرُوفِ وَاتَّقُوا اللَّهَ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Meali: Anneler çocuklarını iki tam yıl emzirirler. (Bu hüküm), emzirme süresini tamamlamak isteyenler içindir. Çocuk kendisi için doğan babanın onun rızkı ve giyimi, meşru kurallara göre borcudur. Hiçbir kimseye gücünden fazlası teklif edilmez. Ne bir anne çocuğu yüzünden zarara uğratılsın, ne de çocuk kendisi için doğan baba çocuğu sebebiyle zarara uğratılsın. (Mirasçıya düşen) görev de misli gibidir. Eğer ana-baba anlaşarak ve istişare ederek sütten kesmek isterlerse, onlara günah yoktur. Çocuklarınızı başka bir kadına emzirtmek isterseniz, vereceğiniz ücreti meşru ölçüler içinde teslim ettiğiniz takdirde size bir günah yoktur. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
234. وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا يَتَرَبَّصْنَ بِأَنْفُسِهِنَّ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَعَشْرًا فَإِذَا بَلَغْنَ أَجَلَهُنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا فَعَلْنَ فِي أَنْفُسِهِنَّ بِالْمَعْرُوفِ وَاللَّهُ بِمَا تَعْلَمُونَ خَبِيرٌ
Meali: İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri, kendi başlarına dört ay on gün beklerler. Sürelerini bitirdiklerinde, kendileri hakkında meşru ölçüler içinde yaptıklarından dolayı size bir günah yoktur. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
235. وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا عَرَّضْتُمْ بِهِ مِنْ خِطْبَةِ النِّسَاءِ أَوْ أَكْنَنْتُمْ فِي أَنْفُسِكُمْ عَلِمَ اللَّهُ أَنَّكُمْ سَتَذْكُرُونَهُنَّ وَلَا تُوَاعِدُوهُنَّ سِرًّا إِلَّا أَنْ تَقُولُوا قَوْلًا مَعْرُوفًا وَلَا تَعْزِمُوا عُقْدَةَ النِّكَاحِ حَتَّى يَبْلُغَ الْكِتَابُ أَجَلَهُ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِي أَنْفُسِكُمْ فَاحْذَرُوهُ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ غَفُورٌ حَلِيمٌ
Meali: Bu kadınlara üstü kapalı evlenme teklif etmenizde veya bunu içinizde gizlemenizde size günah yoktur. Allah sizin onları anacağınızı bilmiştir; ancak onlarla gizliden sözleşmeyin; meğerki meşru bir söz söylemiş olasınız. Süre doluncaya kadar nikâh kıymaya kesin karar vermeyin. Bilin ki Allah içinizde olanı bilir; bu yüzden O'ndan sakının. Bilin ki Allah çok bağışlayandır, halimdir.
236. لَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِنْ طَلَّقْتُمُ النِّسَاءَ مَا لَمْ تَمَسُّوهُنَّ أَوْ تَفْرِضُوا لَهُنَّ فَرِيضَةً وَمَتِّعُوهُنَّ عَلَى الْمُوسِعِ قَدَرُهُ وَعَلَى الْمُقْتِرِ قَدَرُهُ مَتَاعًا بِالْمَعْرُوفِ حَقًّا عَلَى الْمُحْسِنِينَ
Meali: Kendileriyle henüz zifafa girmediğiniz veya mehirlerini kesmediğiniz kadınları boşamanızda size günah yoktur. Mümkün olan imkânlarınıza göre onları faydalandırın (mut'a verin). Eli geniş olan kendi gücüne göre, darlık içinde olan da kendi gücüne göre meşru bir şekilde geçimlik versin. Bu, iyilik edenler üzerine bir borçtur.
237. وَإِنْ طَلَّقْتُمُوهُنَّ مِنْ قَبْلِ أَنْ تَمَسُّوهُنَّ وَقَدْ فَرَضْتُمْ لَهُنَّ فَرِيضَةً فَنِصْفُ مَا فَرَضْتُمْ إِلَّا أَنْ يَعْفُونَ أَوْ يَعْفُوَ الَّذِي بِيَدِهِ عُقْدَةُ النِّكَاحِ وَأَنْ تَعْفُوا أَقْرَبُ لِلتَّقْوَى وَلَا تَنْسَوُا الْفَضْلَ بَيْنَكُمْ إِنَّ اللَّهَ بِمَا تَعْلَمُونَ بَصِيرٌ
Meali: Eğer onları zifafa girmeden önce boşar ve onlar için bir mehir de takdir etmişseniz, takdir ettiğiniz mehrin yarısı kendilerindir; meğerki kadınlar vazgeçsinler veya nikâh bağını elinde tutan (koca) vazgeçsin (tamamını versin). Sizin affetmeniz takvaya daha yakındır. Aranızdaki lütfu (iyiliği) unutmayın. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
238. حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ وَالصَّلَاةِ الْوُسْطَى وَقُومُوا لِلَّهِ قَانِتِينَ
Meali: Namazlara ve orta namaza devam edin; Allah'a boyun eğici olarak namaz durun.
239. فَإِنْ خِفْتُمْ فَرِجَالًا أَوْ رُكْبَانًا فَإِذَا أَمِنْتُمْ فَاذْكُرُوا اللَّهَ كَمَا عَلَّمَكُمْ مَا لَمْ تَكُونُوا تَعْلَمُونَ
Meali: Eğer (bir tehlikeden) korkarsanız, yaya veya binek üzerinde (kılın). Güvene kavuştuğunuzda ise, bilmediklerinizi size öğrettiği şekilde Allah'ı zikredin.

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)

  • رَبّ (Rab): Rab, terbiye eden.
    Cümle: رَبَّنَا آتِنَا (Rabbimiz, bize ver.)
  • دُنْيَا (Dünya): Dünya hayatı.
    Cümle: فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ (Dünyada ve ahirette.)
  • آخِرَة (Âhiret): Ahiret yurdu.
    Cümle: وَمَا لَهُ فِي الْآخِرَةِ (Onun ahirette nasibi yoktur.)
  • حَسَنَة (Hasene): İyilik, güzellik.
    Cümle: حَسَنَةً وَفِي الْآخِرَةِ حَسَنَةً (İyilik ver...)
  • نَار (Nâr): Ateş, cehennem.
    Cümle: عَذَابَ النَّارِ (Ateşin azabı.)
  • حِسَاب (Hisab): Hesap.
    Cümle: سَرِيعُ الْحِسَابِ (Hesabı çabuk gören.)
  • يَوْم (Yevm): Gün.
    Cümle: فِي يَوْمَيْنِ (İki gün içinde.)
  • عَدُوّ (Aduv): Düşman.
    Cümle: عَدُوٌّ مُبِينٌ (Apaçık düşman.)
  • أَمْر (Emr): İş, buyruk.
    Cümle: وَقُضِيَ الْأَمْرُ (İş bitirildi.)
  • آيَة (Ayl / Âye): Mucize, delil.
    Cümle: مِنْ آيَةٍ بَيِّنَةٍ (Apaçık bir mucizeden.)
  • قِيَامَة (Kıyame): Kıyamet günü.
    Cümle: يَوْمَ الْقِيَامَةِ (Kıyamet günü.)
  • أُمَّة (Ümmet): Topluluk, ümmet.
    Cümle: أُمَّةً وَاحِدَةً (Bir tek ümmet.)
  • رَسُول (Resûl): Elçi, peygamber.
    Cümle: يَقُولُ الرَّسُولُ (Peygamber der ki...)
  • نَصْر (Nasr): Yardım.
    Cümle: مَتَى نَصْرُ اللَّهِ (Allah'ın yardımı ne zaman?)
  • خَيْر (Hayr): Hayır, iyilik.
    Cümle: مِنْ خَيْرٍ (Bir hayırdan...)
  • قِتَال (Kital): Savaş.
    Cümle: كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ (Savaş üzerinize farz kılındı.)
  • شَهْر (Şehr): Ay.
    Cümle: عَنِ الشَّهْرِ الْحَرَامِ (Haram aydan...)
  • خَمْر (Hamr): İçki.
    Cümle: عَنِ الْخَمْرِ (İçkiden...)
  • مَيْسِر (Meyisir): Kumar.
    Cümle: وَالْمَيْسِرِ (Ve kumardan...)
  • يَتِيم (Yetim): Yetim.
    Cümle: عَنِ الْيَتَامَى (Yetimlerden...)
  • نِسَاء (Nisâ): Kadınlar.
    Cümle: عَنِ النِّسَاءِ (Kadınlardan...)
  • عَهْد (Ahd): Söz, antlaşma.
    Cümle: عَهْدَ اللَّهِ (Allah'ın ahdi...)
  • صَلَاة (Salât): Namaz.
    Cümle: حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ (Namazlara devam edin.)
  • عَذَاب (Azab): Azap, ceza.
    Cümle: عَذَابَ النَّارِ (Ateşin azabı.)
  • نِعْمَة (Nimet): Nimet.
    Cümle: نِعْمَةَ اللَّهِ (Allah'ın nimeti.)

2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)

  • قَالَ (Kâle): Dedi.
    Kökü: ق و ل / Cümle: مَنْ يَقُولُ (Kim der ki...)
  • آتَى (Âtâ): Verdi.
    Kökü: أ ت ي / Cümle: رَبَّنَا آتِنَا (Rabbimiz bize ver.)
  • وَقَى (Vakâ): Korudu.
    Kökü: و ق ي / Cümle: وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ (Bizi ateş azabından koru.)
  • كَسَبَ (Kesebe): Kazandı.
    Kökü: ك س ب / Cümle: مِمَّا كَسَبُوا (Kazandıklarından.)
  • ذَكَرَ (Zekere): Andı, hatırladı.
    Kökü: ذ ك ر / Cümle: فَاذْكُرُوا اللَّهَ (Allah'ı anın.)
  • عَجِلَ (Ecile): Acele etti.
    Kökü: ع ج ل / Cümle: مَنْ تَعَجَّلَ (Kim acele ederse...)
  • أَعْجَبَ (A'cebe): Hoşuna gitti.
    Kökü: ع ج ب / Cümle: يُعْجِبُكَ قَوْلُهُ (Sözü hoşuna gider.)
  • ظَلَمَ (Zaleme): Zulmetti.
    Kökü: ظ ل م / Cümle: فَقَدْ ظَلَمَ نَفْسَهُ (Nefsine zulmetti.)
  • آمَنَ (Âmene): İman etti.
    Kökü: أ م ن / Cümle: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا (Ey iman edenler!)
  • اتَّقَى (İttakâ): Sakındı, korundu.
    Kökü: و ق ي / Cümle: وَاتَّقُوا اللَّهَ (Allah'tan korkun.)
  • عَلِمَ (Alime): Bildi.
    Kökü: ع ل م / Cümle: وَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ (Bilin ki siz...)
  • حَشَرَ (Haşere): Topladı.
    Kökü: ح ش ر / Cümle: تُحْشَرُونَ (Toplanacaksınız.)
  • عَمِلَ (Amile): Yaptı, işledi.
    Kökü: ع م ل / Cümle: بِمَا تَعْمَلُونَ (Yaptıklarınızla...)
  • رَجَعَ (Recebe): Döndü.
    Kökü: ر ج ع / Cümle: تُرْجَعُونَ (Döndürüleceksiniz.)
  • خَلَقَ (Halaka): Yarattı.
    Kökü: خ ل ق / Cümle: خَلَقَكُمْ (Sizi yarattı.)
  • نَصَرَ (Nasara): Yardım etti.
    Kökü: ن ص ر / Cümle: مَتَى نَصْرُ اللَّهِ (Allah'ın yardımı ne zaman?)
  • سَأَلَ (Seale): Sordu.
    Kökü: س أ ل / Cümle: يَسْأَلُونَكَ (Sana soruyorlar.)
  • أَنْفَقَ (Enfeke): İnfak etti.
    Kökü: ن ف ق / Cümle: يُنْفِقُونَ (İnfak ediyorlar.)
  • كَتَبَ (Ketebe): Yazdı, farz kıldı.
    Kökü: ك ت ب / Cümle: كُتِبَ عَلَيْكُمُ (Üzerinize yazıldı.)
  • كَرِهَ (Kerihe): Hoş görmedi.
    Kökü: ك ر ه / Cümle: وَهُوَ كُرْهٌ لَكُمْ (O sizin için hoşa gitmeyendir.)
  • صَدَّ (Sadde): Alıkoydu.
    Kökü: ص د د / Cümle: وَصَدٌّ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ (Allah yolundan alıkoymak.)
  • هَاجَرَ (Hâjere): Hicret etti.
    Kökü: ه ج ر / Cümle: وَالَّذِينَ هَاجَرُوا (Ve hicret edenler...)
  • طَلَّقَ (Talleka): Boşadı.
    Kökü: ط ل ق / Cümle: إِنْ طَلَّقْتُمُ (Eğer boşarsanız...)
  • أَرْضَعَ (Erdae): Emzirdi.
    Kökü: ر ض ع / Cümle: يُرْضِعْنَ (Emzirirler.)
  • حَفِظَ (Hafiza): Korudu.
    Kökü: ح ف ظ / Cümle: حَافِظُوا عَلَى الصَّلَوَاتِ (Namazlara devam edin.)

3. Arapça Edat Örnekleri - Harfi Cerler Hariç (15 Adet)

  • وَ (Ve): Atıf edatı (ve).
    Cümle: وَاللَّهُ سَرِيعُ الْحِسَابِ (Ve Allah hesabı çabuk görendir.)
  • فَـ (Fe): Tertip ve sebep edatı (o halde, f).
    Cümle: فَاتَّقُوا اللَّهَ (O halde Allah'tan korkun.)
  • أَوْ (Ev): Terdit / seçenek edatı (veya).
    Cümle: أَوْ أَشَدَّ ذِكْرًا (Veya daha şiddetli bir anışla.)
  • لَا (Lâ): Olumsuzluk edatı (değil, -ma/-me).
    Cümle: وَلَا تَتَّبِعُوا (Ve uymayın.)
  • مَا (Mâ): Olumsuzluk / mevsul edatı (ne, -diği şey).
    Cümle: وَمَا لَهُ فِي الْآخِرَةِ (Onun ahirette nasibi yoktur.)
  • إِنْ (İn): Şart edatı (eğer).
    Cümle: إِنْ أَرَادُوا إِصْلَاحًا (Eğer barışmak isterlerse...)
  • لَمَّا (Lemmâ): Henüz / ne zaman ki.
    Cümle: وَلَمَّا يَأْتِكُمْ (Henüz size gelmediği halde...)
  • ثُمَّ (Summe): Terhipli atıf edatı (sonra).
    Cümle: ثُمَّ أَفِيضُوا (Sonra akın akın gelin.)
  • أَمْ (Em): Muadele / soru edatı (yoksa).
    Cümle: أَمْ حَسِبْتُمْ (Yoksa sandınız mı?)
  • هَلْ (Hel): İstifham edatı (mi / mü?).
    Cümle: هَلْ يَنْظُرُونَ (Bekliyorlar mı?)
  • قَدْ (Kad): Tahkik / pekiştirme edatı.
    Cümle: وَقَدْ فَرَضْتُمْ (Kesin olarak farz kıldınız.)
  • سَـ (Sa): İstikbal edatı (-ecek / -acak).
    Cümle: سَتَذْكُرُونَهُنَّ (Onları anacaksınız.)
  • لَوْ (Lev): Şart edatı (eğer... olsaydı).
    Cümle: وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ (Eğer Allah dileseydi...)
  • أَنَّ (Enne): Tekit edatı (şüphesiz ki / ki).
    Cümle: أَنَّ اللَّهَ غَفُورٌ (Şüphesiz Allah bağışlayandır.)
  • كَذَلِكَ (Ke-zâlike): Benzetme / beyan edatı (işte böyle).
    Cümle: كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ (Allah işte böyle açıklar.)

Kuranla-Arapca-2. Bakara Sûresi-240-286.ayetler

Konu Özeti: Bakara Sûresi'nin 240-286. ayetleri arasındaki bu bölümde; vefat edenlerin eşlerine vasiyet ve iddet hükümleri, infak, cihad ve imtihan kıssaları (Tâlût ve Câlût, Hz. İbrahim'in diriliş delilleri), faizin haram kılınması, borçlanma ve sözleşmeler (Ayetüddeyn), ile iman esasları ve duaları (Âmenerrasûlü) ayrıntılı olarak ele alınmaktadır. Kaynak: kuran-eski.edize.com

Ayetler ve Türkçe Çevirileri

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

240. وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا وَصِيَّةً لِأَزْوَاجِهِمْ مَتَاعًا إِلَى الْحَوْلِ غَيْرَ إِخْرَاجٍ فَإِنْ خَرَجْنَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِي مَا فَعَلْنَ فِي أَنْفُسِهِنَّ مِنْ مَعْرُوفٍ وَاللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Meali: İçinizden vefat edip de geride eşler bırakanlar, bir yıla kadar evlerinden çıkarılmaksızın eşlerinin geçimliğini vasiyet etsinler. Onlar çıkar giderlerse kendiliklerinden yaptıkları uygun şeylerde sizin için bir vebal yoktur. Allah izzet ve hikmet sahibidir.
241. وَلِلْمُطَلَّقَاتِ مَتَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ حَقَّا عَلَى الْمُتَّقِينَ
Meali: Boşanmış kadınlar için meşru ölçüler içinde bir geçimlik verilmesi, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar üzerine bir borçtur.
242. كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
Meali: Allah, düşünesiniz diye âyetlerini size böyle açıklar.
243. أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ خَرَجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَهُمْ أُلُوفٌ حَذَرَ الْمَوْتِ فَقَالَ لَهُمُ اللَّهُ مُوتُوا ثُمَّ أَحْيَاهُمْ إِنَّ اللَّهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ
Meali: Ölüm korkusuyla binlerce kişi olarak yurtlarından çıkanları görmedin mi? Allah onlara "Ölün" dedi, sonra onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı büyük lütuf sahibidir. Fakat insanların çoğu şükretmezler.
244. وَقَاتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Meali: Allah yolunda savaşın ve bilin ki Allah her şeyi hakkıyla işitendir, bilendir.
245. مَنْ ذَا الَّذِي يُقْرِضُ اللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا فَيُضَاعِفَهُ لَهُ أَضْعَافًا كَثِيرَةً وَاللَّهُ يَقْبِضُ وَيَبْسُطُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Meali: Kim Allah'a güzel bir borç verir de Allah da bunu ona kat kat fazlasıyla öder? Allah (rızkı) daraltır ve genişletir. O'na döndürüleceksiniz.
246. أَلَمْ تَرَ إِلَى الْمَلَإِ مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ مِنْ بَعْدِ مُوسَى إِذْ قَالُوا لِنَبِيٍّ لَهُمُ ابْعَثْ لَنَا مَلِكًا نُقَاتِلْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ قَالَ هَلْ عَسَيْتُمْ إِنْ كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ أَلَّا تُقَاتِلُوا قَالُوا وَمَا لَنَا أَلَّا نُقَاتِلَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَقَدْ أُخْرِجْنَا مِنْ دِيَارِنَا وَأَبْنَائِنَا فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ تَوَلَّوْا إِلَّا قَلِيلًا مِنْهُمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِالظَّالِمِينَ
Meali: Musa'dan sonra beni İsrail'in ileri gelenlerini görmedin mi? Hani bir peygamberlerine, "Bize bir kral gönder de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi. O, "Ya üzerinize savaş farz kılınır da savaşmazsanız?" demişti. Onlar, "Yurtlarımızdan ve çocuklarımızdan çıkarılmışken niye Allah yolunda savaşmayalım?" dediler. Fakat onlara savaş farz kılındığı zaman, içlerinden pek azı hariç, yüz çevirdiler. Allah zâlimleri çok iyi bilir.
247. وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّوهُمْ إِنَّ اللَّهَ قَدْ بَعَثَ لَكُمْ طَالُوتَ مَلِكًا قَالُوا أَنَّى يَكُونُ لَهُ الْمُلْكُ عَلَيْنَا وَنَحْنُ أَحَقُّ بِالْمُلْكِ مِنْهُ وَلَمْ يُؤْتَ سَعَةً مِنَ الْمَالِ قَالَ إِنَّ اللَّهَ اصْطَفَاهُ عَلَيْكُمْ وَزَادَهُ بَسْطَةً فِي الْعِلْمِ وَالْجِسْمِ وَاللَّهُ يُؤْتِي مُلْكَهُ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Meali: Peygamberleri onlara, "Şüphesiz Allah, Tâlût'u size kral olarak gönderdi" dedi. Onlar, "O bizim üzerimize nasıl kral olabilir? Biz kral olmaya ondan daha layığız. Ona da geniş bir servet verilmemiştir" dediler. Peygamberleri şöyle dedi: "Şüphesiz Allah onu sizin üzerinize seçti, ilimde ve bedende ona üstünlük verdi." Allah mülkünü dilediğine verir. Allah lütfu geniş olandır, her şeyi bilendir.
248. وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّوهُمْ إِنَّ آيَةَ مُلْكِهِ أَنْ يَأْتِيَكُمُ التَّابُوتُ فِيهِ سَكِينَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَبَقِيَّةٌ مِمَّا تَرَكَ آلُ مُوسَى وَآلُ هَارُونَ تَحْمِلُهُ الْمَلَائِكَةُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
Meali: Peygamberleri onlara şöyle dedi: "Onun krallığının alameti, içinde rabbinizden bir sakinlik (güven) ve Musa ile Harun ailesinin bıraktıklarından bir kalıntı bulunan, meleklerin taşıdığı sandığın size gelmesidir. Eğer müminlerseniz, bunda sizin için elbette bir alamet vardır."
249. فَلَمَّا فَصَلَ طَالُوتُ بِالْجُنُودِ قَالَ إِنَّ اللَّهَ مُبْتَلِيكُمْ بِنَهَرٍ فَمَنْ شَرِبَ مِنْهُ فَلَيْسَ مِنِّي وَمَنْ لَمْ يَطْعَمْهُ فَإِنَّهُ مِنِّي إِلَّا مَنِ اغْتَرَفَ غُرْفَةً بِيَدِهِ فَشَرِبُوا مِنْهُ إِلَّا قَلِيلًا مِنْهُمْ فَلَمَّا جَاوَزَهُ هُوَ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ قَالُوا لَا طَاقَةَ لَنَا الْيَوْمَ بِجَالُوتَ وَجُنُودِهِ قَالَ الَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُمْ مُلَاقُو اللَّهِ كَمْ مِنْ فِئَةٍ قَلِيلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَثِيرَةً بِإِذْنِ اللَّهِ وَاللَّهُ مَعَ الصَّابِرِينَ
Meali: Tâlût askerlerle birlikte hareket edince, "Şüphesiz Allah sizi bir nehirle imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim de onu tatmazsa - eliyle bir avuç alan hariç- şüphesiz bendendir" dedi. İçlerinden pek azı hariç hepsi o nehir içtiler. Tâlût ve onunla birlikte iman edenler nehri geçince, "Bugün bizim Câlût'a ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok" dediler. Allah'a kavuşacaklarını kesin olarak bilenler ise şu cevabı verdiler: "Nice az topluluk vardır ki, Allah'ın izniyle çok topluluğa galip gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir."
250. وَلَمَّا بَرَزُوا لِجَالُوتَ وَجُنُودِهِ قَالُوا رَبَّنَا أَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ
Meali: Câlût ve askerleriyle karşılaştıklarında dediler ki: "Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam bas ve kâfir topluluğa karşı bize yardım et."
251. فَهَزَمُوهُمْ بِإِذْنِ اللَّهِ وَقَتَلَ دَاوُودُ جَالُوتَ وَآتَاهُ اللَّهُ الْمُلْكَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَهُ مِمَّا يَشَاءُ وَلَوْلَا دَفْعُ اللَّهِ النَّاسَ بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لَفَسَدَتِ الْأَرْضُ وَلَكِنَّ اللَّهَ ذُو فَضْلٍ عَلَى الْعَالَمِينَ
Meali: Derken onları Allah'ın izniyle bozguna uğrattılar. Davud Câlût'u öldürdü. Allah ona mülk ve hikmet verdi ve ona dilediği şeylerden öğretti. Eğer Allah'ın insanları birbiriyle defetmesi olmasaydı, yeryüzü fesada uğrardı. Fakat Allah âlemlere karşı lütuf sahibidir.
252. تِلْكَ آيَاتُ اللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ وَإِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ
Meali: İşte bunlar Allah'ın âyetleridir. Onları sana hak ile okuyoruz. Şüphesiz sen gönderilen peygamberlerdensin.
253. تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ مِنْهُمْ مَنْ كَلَّمَ اللَّهُ وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ دَرَجَاتٍ وَآتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ مَا اقْتَتَلَ الَّذِينَ مِنْ بَعْدِهِمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَلَكِنِ اخْتَلَفُوا فَمِنْهُمْ مَنْ آمَنَ وَمِنْهُمْ مَنْ كَفَرَ وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ مَا اقْتَتَلُوا وَلَكِنَّ اللَّهَ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ
Meali: Bu peygamberlerin kimini kimine üstün kıldık. İçlerinden Allah'ın kendileriyle konuştuğu kimseler vardır, bir kısmını da derece derece yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa'ya deliller verdik ve onu Rûhulkudüs ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, kendilerine açık deliller geldikten sonra sonrakiler birbirleriyle savaşmazlardı; lakin ihtilafa düştüler. Kimi iman etti, kimi kâfir oldu. Allah dileseydi savaşmazlardı; lakin Allah dilediğini yapar.
254. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا بَيْعٌ فِيهِ وَلَا خُلَّةٌ وَلَا شَفَاعَةٌ وَالْكَافِرُونَ هُمُ الظَّالِمُونَ
Meali: Ey iman edenler! Kendisinde hiçbir alışveriş, hiçbir dostluk ve hiçbir şefaatin bulunmadığı gün gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayın. Kâfirler zâlimlerin ta kendileridir.
255. اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلَّا بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهِ إِلَّا بِمَا شَاءَ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَلَا يَئُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ
Meali: Allah, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayandır; diridir, kayyumdur. O'nu ne bir uyuklama tutabilir ne de bir uyku. Göklerde ve yerdeki her şey O'nundur. İzni olmadan O'nun katında şefaat edecek kimdir? O, yarattıklarının önündekileri ve arkadakilerini bilir. Onlar O'nun ilminden, kendisinin dilediğinden başka hiçbir şeyi kavrayamazlar. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri kuşatmıştır. Onları koruyup gözetmek O'na ağır gelmez. O, yücedir, büyüktür.
256. لَا إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللَّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى لَا انْفِصَامَ لَهَا وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Meali: Dinde zorlama yoktur. Doğruluk sapıklıktan açıkça ayrılmıştır. Artık kim tağutu inkar edip Allah'a inanırsa, kopmak bilmeyen sapsağlam kulba sarılmıştır. Allah hakkıyla işitendir, bilendir.
257. اللَّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ آمَنُوا يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَالَّذِينَ كَفَرُوا أَوْلِيَاؤُهُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُهُمْ مِنَ النُّورِ إِلَى الظُّلُمَاتِ أُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Meali: Allah, iman edenlerin dostudur; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin dostları ise tağuttur; onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar cehennemliklerdir, orada ebedi kalacaklardır.
258. أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِي حَاجَّ إِبْرَاهِيمَ فِي رَبِّهِ أَنْ آتَاهُ اللَّهُ الْمُلْكَ إِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّيَ الَّذِي يُحْيِي وَيُمِيتُ قَالَ أَنَا أُحْيِي وَأُمِيتُ قَالَ إِبْرَاهِيمُ فَإِنَّ اللَّهَ يَأْتِي بِالشَّمْسِ مِنَ الْمَشْرِقِ فَأْتِ بِهَا مِنَ الْمَغْرِبِ فَبُهِتَ الَّذِي كَفَرَ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
Meali: Allah kendisine mülk verdi diye (şımarıp) İbrahim ile Rabbi hakkında tartışmaya gireni görmedin mi? İbrahim, "Benim Rabbim diriltir, öldürür" demişti. O, "Ben de diriltir ve öldürürüm" dedi. İbrahim, "Şüphesiz Allah güneşi doğudan getirmektedir, sen de onu batıdan getir" deyince, kâfir şaşakaldı. Allah zâlimleri hidayete erdirmez.
259. أَوْ كَالَّذِي مَرَّ عَلَى قَرْيَةٍ وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَى عُرُوشِهَا قَالَ أَنَّى يُحْيِي هَذِهِ اللَّهُ بَعْدَ مَوْتِهَا فَأَمَاتَهُ اللَّهُ مِائَةَ عَامٍ ثُمَّ بَعَثَهُ قَالَ كَمْ لَبِثْتَ قَالَ لَبِثْتُ يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ قَالَ بَلْ لَبِثْتَ مِائَةَ عَامٍ فَانْظُرْ إِلَى طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمْ يَتَسَنَّهْ وَانْظُرْ إِلَى حِمَارِكَ وَلِنَجْعَلَكَ آيَةً لِلنَّاسِ وَانْظُرْ إِلَى الْعِظَامِ كَيْفَ نُنْشِزُهَا ثُمَّ نَكْسُوهَا لَحْمًا فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ قَالَ أَعْلَمُ أَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Meali: Veya duvarları çökmüş, tavanları üzerine yıkılmış bir şehre uğrayıp, "Allah burasını ölümünden sonra nasıl diriltir acaba?" diyen kimseyi görmedin mi? Bunun üzerine Allah onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra diriltti. "Ne kadar kaldın?" dedi. O, "Bir gün veya bir günün bir kısmı kadar kaldım" dedi. Allah, "Bilakis, yüz yıl kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamıştır. Eşeğine de bak. Seni insanlara bir ibret kılalım diye (böyle yaptık). Şimdi sen kemiklere bak, onları nasıl birleştiriyoruz, sonra ona et giydiriyoruz" dedi. Durum kendisine açıklanınca, "Şimdi biliyorum ki Allah her şeye kadirdir" dedi.
260. وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ أَرِنِي كَيْفَ تُحْيِي الْمَوْتَى قَالَ أَوَلَمْ تُؤْمِنْ قَالَ بَلَى وَلَكِنْ لِيَطْمَئِنَّ قَلْبِي قَالَ فَخُذْ أَرْبَعَةً مِنَ الطَّيْرِ فَصُرْهُنَّ إِلَيْكَ ثُمَّ اجْعَلْ عَلَى كُلِّ جَبَلٍ مِنْهُنَّ جُزْءًا ثُمَّ ادْعُهُنَّ يَأْتِينَكَ سَعْيًا وَاعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Meali: Hani İbrahim, "Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster" demişti. Allah, "İnanmadın mı yoksa?" dedi. İbrahim, "İnandım, fakat kalbimin tatmin olması için" dedi. Allah, "Öyleyse kuşlardan dördünü tut, onları kendine alıştır, sonra onları parçalayıp her dağın üzerine onlardan bir parça koy, sonra da onları çağır; koşarak sana gelecekler. Bil ki Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir."
261. مَثَلُ الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ أَنْبَتَتْ سَبْعَ سَنَابِلَ فِي كُلِّ سُنْبُلَةٍ مِائَةُ حَبَّةٍ وَاللَّهُ يُضَاعِفُ لِمَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Meali: Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her başağında yüz dane bulunan yedi başak bitiren bir tek habânın durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah lütfu geniş olandır, her şeyi bilendir.
262. الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ثُمَّ لَا يُتْبِعُونَ مَا أَنْفَقُوا مَنًّا وَلَا أَذًى لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Meali: Mallarını Allah yolunda harcayan, sonra da harcadıklarının arkasından başa kakmayan ve eziyet etmeyenlerin mükafatları rableri katındadır. Onlara korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır.
263. قَوْلٌ مَعْرُوفٌ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌ مِنْ صَدَقَةٍ يَتْبَعُهَا أَذًى وَاللَّهُ غَنِيُّ حَلِيمٌ
Meali: Güzel bir söz ve bağışlama, arkasından eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah zengindir, halimdir.
264. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُبْطِلُوا صَدَقَاتِكُمْ بِالْمَنِّ وَالْأَذَى كَالَّذِي يُنْفِقُ مَالَهُ رِئَاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَأَصَابَهُ وَابِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْدًا لَا يَقْدِرُونَ عَلَى شَيْءٍ مِمَّا كَسَبُوا وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ
Meali: Ey iman edenler! Mallarını insanlara gösteriş yapmak için harcayan, Allah'a ve ahiret gününe inanmayan kimse gibi, başa kakmak ve eziyet etmek suretiyle yaptığınız hayırları boşa çıkarmayın. Onun durumu, üzerinde toprak bulunan kaygan bir taşa benzer; üzerine şiddetli bir yağmur yağmış da onu çıplak bir taş haline getirivermiştir. Kazandıklarından hiçbir şeyi elde edemezler. Allah kâfirleri hidayete erdirmez.
265. وَمَثَلُ الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ ابْتِغَاءَ مَرْضَاتِ اللَّهِ وَتَثْبِيتًا مِنْ أَنْفُسِهِمْ كَمَثَلِ جَنَّةٍ بِرَبْوَةٍ أَصَابَهَا وَابِلٌ فَآتَتْ أُكُلَهَا ضِعْفَيْنِ فَإِنْ لَمْ يُصِبْهَا وَابِلٌ فَطَلٌّ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Meali: Allah'ın rızasını kazanmak ve kalplerindeki imanlı duruşu pekiştirmek için mallarını harcayanların durumu, yüksekçe bir yerdeki bahçenin durumuna benzer; üzerine şiddetli bir yağmur yağmış da ürününü iki kat vermiştir. Ona şiddetli yağmur yağmasa bile çiseleme yeter. Allah yaptıklarınızı görendir.
266. أَيَوَدُّ أَحَدُكُمْ أَنْ تَكُونَ لَهُ جَنَّةٌ مِنْ نَخِيلٍ وَأَعْنَابٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ لَهُ فِيهَا مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ وَأَصَابَهُ الْكِبَرُ وَلَهُ ذُرِّيَّةٌ ضُعَفَاءُ فَأَصَابَهَا إِعْصَارٌ فِيهِ نَارٌ فَاحْتَرَقَتْ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ
Meali: Sizden biri ister mi ki, altından ırmaklar akan, içinde her türlü meyvenin bulunduğu hurmalardan ve üzümlerden bir bahçesi olsun, kendisine ihtiyarlık gelip çatsın, elleri ayağı tutmaz zayıf çocukları olsun ve derken ona içinde ateş bulunan bir kasırga isabet edip bahçeyi yakıp kül etsin? İşte Allah, düşünesiniz diye âyetleri size böyle açıklar.
267. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَنْفِقُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّا أَخْرَجْنَا لَكُمْ مِنَ الْأَرْضِ وَلَا تَيَمَّمُوا الْخَبِيثَ مِنْهُ تُنْفِقُونَ وَلَسْتُمْ بِآخِذِيهِ إِلَّا أَنْ تُغْمِضُوا فِيهِ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ غَنِيُّ حَمِيدٌ
Meali: Ey iman edenler! Kazandığınız şeylerin temizlerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan Allah yolunda harcayın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız adi şeyleri vermeye kalkışmayın. Biliniz ki Allah zengindir, övülmeye layıktır.
268. الشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ الْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُمْ بِالْفَحْشَاءِ وَاللَّهُ يَعِدُكُمْ مَغْفِرَةً مِنْهُ وَفَضْلًا وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Meali: Şeytan sizi fakirlükle korkutur ve size çirkinliği (cimriliği) emreder. Allah ise size katından bir bağışlama ve lütuf vaad eder. Allah lütfu geniş olandır, her şeyi bilendir.
269. يُؤْتِي الْحِكْمَةَ مَنْ يَشَاءُ وَمَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ أُوتِيَ خَيْرًا كَثِيرًا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّا أُولُو الْأَلْبَابِ
Meali: (Allah) hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çok büyük bir hayır verilmiştir. Bunu ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.
270. وَمَا أَنْفَقْتُمْ مِنْ نَفَقَةٍ أَوْ نَذَرْتُمْ مِنْ نَذْرٍ فَإِنَّ اللَّهَ يَعْلَمُهُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنْصَارٍ
Meali: Ne harcadınızsa ve hangi adağı adadınızsa, şüphesiz Allah onu bilir. Zâlimlerin hiçbir yardımcıları yoktur.
271. إِنْ تُبْدُوا الصَّدَقَاتِ فَنِعْمَا هِيَ وَإِنْ تُخْفُوهَا وَتُؤْتُوهَا الْفُقَرَاءَ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَيُكَفِّرُ عَنْكُمْ مِنْ سَيِّئَاتِكُمْ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ
Meali: Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Eğer onları gizler ve fakirlere öyle verirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır ve Allah günahlarınızdan bir kısmını bağışlar. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
272. لَيْسَ عَلَيْكَ هُدَاهُمْ وَلَكِنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَلِأَنْفُسِكُمْ وَمَا تُنْفِقُونَ إِلَّا ابْتِغَاءَ وَجْهِ اللَّهِ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ يُوَفَّ إِلَيْكُمْ وَأَنْتُمْ لَا تُظْلَمُونَ
Meali: Onları hidayete erdirmek sana ait değildir; lakin Allah dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak ne harcarsanız, kendiniz içindir. Zaten siz ancak Allah'ın rızasını kazanmak için harcarsınız. Hayır olarak ne harcarsanız, karşılığı size tam olarak ödenir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız.
273. لِلْفُقَرَاءِ الَّذِينَ أُحْصِرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ لَا يَسْتَطِيعُونَ ضَرْبًا فِي الْأَرْضِ يَحْسَبُهُمُ الْجَاهِلُ أَغْنِيَاءَ مِنَ التَّعَفُّفِ تَعْرِفُهُمْ بِسِيمَاهُمْ لَا يَسْتَطِيعُونَ سُؤَالَ النَّاسِ إِلْحَافًا وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ اللَّهَ بِهِ عَلِيمٌ
Meali: (Sadakalar) kendilerini Allah yoluna adamış, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirler içindir. İffetlerinden dolayı bilmeyen onları zengin sanır. Onları simalarından tanırsın. Onlar yüzsüzlük ederek insanlardan bir şey istemezler. Hayır olarak ne harcarsanız, şüphesiz Allah onu bilir.
274. الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِرًّا وَعَلَانِيَةً فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Meali: Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık infak edenlerin mükafatları rableri katındadır. Onlara korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır.
275. الَّذِينَ يَأْكُلُونَ الرِّبَا لَا يَقُومُونَ إِلَّا كَمَا يَقُومُ الَّذِي يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا إِنَّمَا الْبَيْعُ مِثْلُ الرِّبَا وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا فَمَنْ جَاءَهُ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّهِ فَانْتَهَى فَلَهُ مَا سَلَفَ وَأَمْرُهُ إِلَى اللَّهِ وَمَنْ عَادَ فَأُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Meali: Faiz yiyenler, ancak şeytan çarpan kimsenin kalkışı gibi (cinnet nöbetinden) kalkarlar. Bu, onların "Alışveriş de ancak faiz gibidir" demelerindendir. Halbuki Allah alışverişi helal, faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse, geçmişteki kazancı kendisinindir, işi Allah'a kalmıştır. Kim tekrar faize dönerse, işte onlar cehennemliklerdir, orada ebedi kalacaklardır.
276. يَمْحَقُ اللَّهُ الرِّبَا وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ أَثِيمٍ
Meali: Allah faizi mahveder, sadakaları ise bereketlendirir. Allah hiçbir nankör günahkârı sevmez.
277. إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَآتَوُا الزَّكَاةَ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Meali: Şüphesiz iman edip salih ameller işleyen, namazı dosdoğru kılan ve zekatı verenlerin mükafatları rableri katındadır. Onlara korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır.
278. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَذَرُوا مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبَا إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
Meali: Ey iman edenler! Allah'ı sayıp haramdan sakının ve eğer müminlerseniz, faizden artakalanı bırakın.
279. فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا فَأْذَنُوا بِحَرْبٍ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَإِنْ تُبْتُمْ فَلَهُ رُءُوسُ أَمْوَالِكُمْ لَا تَظْلِمُونَ وَلَا تُظْلَمُونَ
Meali: Eğer böyle yapmazsanız, bilin ki Allah ve Resûlü tarafından size karşı bir savaş açılmıştır. Eğer tövbe ederseniz, ana paralarınız sizindir. Ne haksızlık edersiniz ne de haksızlığa uğratılırsınız.
280. وَإِنْ كَانَ ذُو عُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ إِلَى مَيْسَرَةٍ وَأَنْ تَصَدَّقُوا خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
Meali: Eğer borçlu darlık içinde ise, ona eli genişleyinceye kadar mühlet vermek gerekir. Eğer bilirseniz, (alacağınızı) sadaka olarak bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır.
281. وَاتَّقُوا يَوْمًا تُرْجَعُونَ فِيهِ إِلَى اللَّهِ ثُمَّ تُوَفَّى كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
Meali: Öyle bir günden sakının ki, o gün hepiniz Allah'a döndürüleceksiniz; sonra herkese kazandığı eksiksiz ödenecek ve hiç kimseye haksızlık edilmeyecektir.
282. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا تَدَايَنْتُمْ بِدَيْنٍ إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى فَاكْتُبُوهُ وَلْيَكْتُبْ بَيْنَكُمْ كَاتِبٌ بِالْعَدْلِ وَلَا يَأْبَ كَاتِبٌ أَنْ يَكْتُبَ كَمَا عَلَّمَهُ اللَّهُ فَلْيَكْتُبْ وَلْيُمْلِلِ الَّذِي عَلَيْهِ الْحَقُّ وَلْيَتَّقِ اللَّهَ رَبَّهُ وَلَا يَخْتَسِرْ مِنْهُ شَيْئًا فَإِنْ كَانَ الَّذِي عَلَيْهِ الْحَقُّ سَفِيهًا أَوْ ضَعِيفًا أَوْ لَا يَسْتَطِيعُ أَنْ يُمِلَّ هُوَ فَلْيُمْلِلْ وَلِيُّهُ بِالْعَدْلِ وَاستَشْهِدُوا شَهِيدَيْنِ مِنْ رَجُلَيْكُمْ فَإِنْ لَمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَامْرَأَتَانِ مِمَّنْ تَرْضَوْنَ مِنَ الشُّهَدَاءِ أَنْ تَضِلَّ إِحْدَاهُمَا فَتُذْكِرَ إِحْدَاهُمَا الْأُخْرَى وَلَا يَأْبَ الشُّهَدَاءُ إِذَا مَا دُعُوا وَلَا تَسْأَمُوا أَنْ تَكْتُبُوهُ صَغِيرًا أَوْ كَبِيرًا إِلَى أَجَلِهِ ذَلِكُمْ أَقْسَطُ عِنْدَ اللَّهِ وَأَقْوَمُ لِلشَّهَادَةِ وَأَدْنَى أَلَّا تَرْتَابُوا إِلَّا أَنْ تَكُونَ تِجَارَةً حَاضِرَةً تُدِيرُونَهَا بَيْنَكُمْ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَلَّا تَكْتُبُوهَا وَأَشْهِدُوا إِذَا تَبَايَعْتُمْ وَلَا يُضَارَّ كَاتِبٌ وَلَا شَهِيدٌ وَإِنْ تَفْعَلُوا فَإِنَّهُ فُسُوقٌ بِكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ وَيُعَلِّمُكُمُ اللَّهُ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Meali: Ey iman edenler! Belirli bir süre için borçlandığınız zaman bunu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın. Yazıcı, Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın; yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) söylesin, rabbi olan Allah'tan korksun ve andan bir şey eksiltmesin. Eğer borçlu aklı ermez veya zayıf yahut kendisi söyleyip yazdıramayacak durumda ise, velisi adaletle söylesin. Erkeklerinizden iki de şahit bulundurun. Eğer iki erkek bulunmazsa, rıza göstereceğiniz şahitlerden bir erkek ile -biri yanılırsa diğerinin ona hatırlatması için- iki kadın olsun. Şahitler çağrıldıklarında kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, vadesini belirterek onu yazmaktan üşenmeyin. Bu, Allah katında daha adaletli, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Ancak aranızda alıp verdiğiniz peşin ticaret olursa, onu yazmamanızdan ötürü üzerinize bir günah yoktur. Alışveriş yaptığınızda şahit bulundurun. Yazıcıya da şahide de zarar verilmesin. Eğer zarar verirseniz, şüphesiz bu sizin için yoldan çıkıştır. Allah'tan korkun. Allah size öğretmektedir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
283. وَإِنْ كُنْتُمْ عَلَى سَفَرٍ وَلَمْ تَجِدُوا كَاتِبًا فَرِهَانٌ مَقْبُوضَةٌ فَإِنْ أَمِنَ بَعْضُكُمْ بَعْضًا فَلْيُؤَدِّ الَّذِي اؤْتُمِنَ أَمَانَتَهُ وَلْيَتَّقِ اللَّهَ رَبَّهُ وَلَا تَكْتُمُوا الشَّهَادَةَ وَمَنْ يَكْتُمْهَا فَإِنَّهُ آثِمٌ قَلْبُهُ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ
Meali: Şayet yolculuk halinde olur ve yazacak birini bulamazsanız, teslim alınmış rehinler (yeterlidir). Birbirinize güveniyorsanız, kendisine güvenilen borçlu emaneti yerine getirsin ve rabbi olan Allah'tan korksun. Tanıklığı gizlemeyin. Kim onu gizlerse şüphesiz onun kalbi günahkârdır. Allah yaptıklarınızı eksiksiz bilmektedir.
284. لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَإِنْ تُبْدُوا مَا فِي أَنْفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُمْ بِهِ اللَّهُ فَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Meali: Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındorsur. İçinizdekileri açığa vursanız da gizleseniz de Allah ondan dolayı sizi hesaba çeker; sonra dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah her şeye kadirdir.
285. آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْهِ مِنْ رَبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ آمَنَ بِاللَّهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْ رُسُلِهِ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ
Meali: Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, müminler de. Her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman etti. "O'nun peygamberlerinden hiçbiri arasında ayrım yapmayız" dediler ve eklediler: "İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, bağışlamanı dileriz, dönüş sanadır."
286. لَا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَا إِنْ نَسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلَا تُحَمِّلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا أَنْتَ مَوْلَانَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ
Meali: Allah hiçbir kimseyi, gücünün yetmediği bir şeyle yükümlü kılmaz; lehinde olanı da kendi kazandığıdır, aleyhinde olanı da kendi kazandığıdır. "Rabbimiz! Unutur veya yanılırsak bizi cezalandırma! Bizden```html

Kuranla-Arapca-2. Bakara Sûresi-240-286.ayetler

Konu Özeti: Bakara Sûresi'nin 240-286. ayetleri arasındaki bu son bölümde; eşlerin mirası, vasiyet ve boşanma hükümleri, Tâlût ve Câlût kıssası eşliğinde cihad bilinci, Allah yolunda infak etmenin fazileti, faiz yasağı, en uzun ayet olan borçlanma hukuku (Âyete'd-Deyn), Âyete'l-Kürsi ile Allah'ın azamet ve sıfatları, imanın esasları ve ameli sorumluluklar ile müminlerin dualarını içeren son iki ayet (Amenerresûlü) yer almaktadır. Kaynak: kuran-eski.edize.com

Ayetler ve Türkçe Çevirileri

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

240. وَالَّذِينَ يُتَوَفَّوْنَ مِنْكُمْ وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا وَصِيَّةً لِأَزْوَاجِهِمْ مَتَاعًا إِلَى الْحَوْلِ غَيْرَ إِخْرَاجٍ فَإِنْ خَرَجْنَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِي مَا فَعَلْنَ فِي أَنْفُسِهِنَّ مِنْ مَعْرُوفٍ وَاللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Meali: İçinizden ölüp geride eşler bırakan erkekler, eşlerinin evlerinden çıkarılmaksızın bir yıla kadar geçimlerinin sağlanmasını vasiyet etsinler. Eğer kendileri çıkarlarsa, yaptıkları meşru işlerden dolayı size bir günah yoktur. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
241. وَلِلْمُطَلَّقَاتِ مَتَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ حَقًّا عَلَى الْمُتَّقِينَ
Meali: Boşanmış kadınların da örfe uygun olarak geçimlikleri, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar üzerine bir hak olarak gerekir.
242. كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
Meali: İşte Allah, düşünesiniz diye ayetlerini size böyle açıklıyor.
243. أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ خَرَجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَهُمْ أُلُوفٌ حَذَرَ الْمَوْتِ فَقَالَ لَهُمُ اللَّهُ مُوتُوا ثُمَّ أَحْيَاهُمْ إِنَّ اللَّهَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ
Meali: Ölüm korkusuyla binlercesiyle yurtlarından çıkanları görmedin mi? Allah onlara "Ölün" dedi, sonra onları diriltti. Şüphesiz Allah insanlara karşı lütuf sahibidir, fakat insanların çoğu şükretmezler.
244. وَقَاتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Meali: Allah yolunda savaşın ve bilin ki Allah her şeyi hakkıyla işitendir, bilendir.
245. مَنْ ذَا الَّذِي يُقْرِضُ اللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا فَيُضَاعِفَهُ لَهُ أَضْعَافًا كَثِيرَةً وَاللَّهُ يَقْبِضُ وَيَبْسُطُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Meali: Kim Allah'a güzel bir borç verir de Allah da bunu kat kat fazlasıyla ona öder? Daraltan da genişleten de Allah'tır. O'na döndürüleceksiniz.
246. أَلَمْ تَرَ إِلَى الْمَلَإِ مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ مِنْ بَعْدِ مُوسَى إِذْ قَالُوا لِنَبِيٍّ لَهُمُ ابْعَثْ لَنَا مَلِكًا نُقَاتِلْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ قَالَ هَلْ عَسَيْتُمْ إِنْ كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ أَلَّا تُقَاتِلُوا قَالُوا وَمَا لَنَا أَلَّا نُقَاتِلَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَقَدْ أُخْرِجْنَا مِنْ دِيَارِنَا وَأَبْنَائِنَا فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ تَوَلَّوْا إِلَّا قَلِيلًا مِنْهُمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِالظَّالِمِينَ
Meali: Musa'dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerini görmedin mi? Hani bir peygamberlerine, "Bize bir kral gönder de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi. O da, "Ya üzerinize savaş yazıldığı halde savaşmazsanız?" demişti. Onlar, "Yurtlarımızdan ve çocuklarımızdan çıkarılmışken neden Allah yolunda savaşmayalım?" demişlerdi. Fakat onlara savaş yazılınca, pek azı hariç yüz çevirdiler. Allah zâlimleri çok iyi bilendir.
247. وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ إِنَّ اللَّهَ قَدْ بَعَثَ لَكُمْ طَالُوتَ مَلِكًا قَالُوا أَنَّى يَكُونُ لَهُ الْمُلْكُ عَلَيْنَا وَنَحْنُ أَحَقُّ بِالْمُلْكِ مِنْهُ وَلَمْ يُؤْتَ سَعَةً مِنَ الْمَالِ قَالَ إِنَّ اللَّهَ اصْطَفَاهُ عَلَيْكُمْ وَزَادَهُ بَسْطَةً فِي الْعِلْمِ وَالْجِسْمِ وَاللَّهُ يُؤْتِي مُلْكَهُ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Meali: Peygamberleri onlara, "Şüphesiz Allah, Talut'u size kral olarak gönderdi" dedi. Onlar, "O bizim üzerimize nasıl kral olabilir ki, biz krallığa ondan daha layığız, ona geniş bir servet de verilmemiştir" dediler. Peygamberi şöyle dedi: "Şüphesiz Allah onu sizin üzerinize seçti, ilimde ve bedende onu üstün kıldı." Allah mülkünü dilediğine verir. Allah her şeyi kuşatandır, her şeyi bilendir.
248. وَقَالَ لَهُمْ نَبِيُّهُمْ إِنَّ آيَةَ مُلْكِهِ أَنْ يَأْتِيَكُمُ التَّابُوتُ فِيهِ سَكِينَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَبَقِيَّةٌ مِمَّا تَرَكَ آلُ مُوسَى وَآلُ هَارُونَ تَحْمِلُهُ الْمَلَائِكَةُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
Meali: Peygamberleri onlara şöyle dedi: "Onun krallığının alameti, içinde Rabbinizden bir sükûnet, Musa ve Harun ailesinden geriye kalanların bulunduğu ve meleklerin taşıdığı tabutun size gelmesidir. Eğer inanıyorsanız, bunda sizin için kesin bir alamet vardır."
249. فَلَمَّا فَصَلَ طَالُوتُ بِالْجُنُودِ قَالَ إِنَّ اللَّهَ مُبْتَلِيكُمْ بِنَهْرٍ فَمَنْ شَرِبَ مِنْهُ فَلَيْسَ مِنِّي وَمَنْ لَمْ يَطْعَمْهُ فَإِنَّهُ مِنِّي إِلَّا مَنِ اغْتَرَفَ غُرْفَةً بِيَدِهِ فَشَرِبُوا مِنْهُ إِلَّا قَلِيلًا مِنْهُمْ فَلَمَّا جَاوَزَهُ هُوَ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ قَالُوا لَا طَاقَةَ لَنَا الْيَوْمَ بِجَالُوتَ وَجُنُودِهِ قَالَ الَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُمْ مُلاقُوا اللَّهِ كَمْ مِنْ فِئَةٍ قَلِيلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَثِيرَةً بِإِذْنِ اللَّهِ وَاللَّهُ مَعَ الصَّابِرِينَ
Meali: Talut askerlerle birlikte ayrılınca, "Şüphesiz Allah sizi bir nehirle imtihan edecektir; kim ondan içerse benden değildir, kim de onu tatmazsa - eliyle bir avuç alan hariç - o bendendir" dedi. İçlerinden pek azı hariç ondan içtiler. Talut ve beraberindeki iman edenler nehri geçince, "Bugün bizim Calut ve askerlerine karşı gücümüz yok" dediler. Allah'a kavuşacaklarını kesin olarak bilenler ise, "Nice az bir topluluk, Allah'ın izniyle çok bir topluluğa galip gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir" dediler.
250. وَلَمَّا بَرَزُوا لِجَالُوتَ وَجُنُودِهِ قَالُوا رَبَّنَا أَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ
Meali: Calut ve askerleriyle karşılaştıklarında dediler ki: "Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam bas ve kâfir topluluğa karşı bize yardım et."
251. فَهَزَمُوهُمْ بِإِذْنِ اللَّهِ وَقَتَلَ دَاوُودُ جَالُوتَ وَآتَاهُ اللَّهُ الْمُلْكَ وَالْحِكْمَةَ وَعَلَّمَهُ مِمَّا يَشَاءُ وَلَوْلَا دَفْعُ اللَّهِ النَّاسَ بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لَفَسَدَتِ الْأَرْضُ وَلَكِنَّ اللَّهَ ذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ
Meali: Derken Allah'ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Davud Calut'u öldürdü; Allah ona mülk ve hikmet verdi ve dilediği şeylerden ona öğretti. Eğer Allah'ın insanları birbiriyle defetmesi olmasaydı, yeryüzü fesada uğrardı. Lâkin Allah âlemlere karşı lütuf sahibidir.
252. تِلْكَ آيَاتُ اللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ وَإِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ
Meali: Bunlar, Allah'ın ayetleridir; onları sana hak ile okuyoruz. Şüphesiz sen gönderilen peygamberlerdensin.
253. تِلْكَ الرُّسُلُ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ مِنْهُمْ مَنْ كَلَّمَ اللَّهُ وَرَفَعَ بَعْضَهُمْ دَرَجَاتٍ وَآتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ مَا اقْتَتَلَ الَّذِينَ مِنْ بَعْدِهِمْ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَلَكِنِ اخْتَلَفُوا فَمِنْهُمْ مَنْ آمَنَ وَمِنْهُمْ مَنْ كَفَرَ وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ مَا اقْتَتَلُوا وَلَكِنَّ اللَّهَ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ
Meali: Bu elçilerden bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık. İçlerinden Allah'ın kendileriyle konuştuğu kimseler vardır, derecelerini yükselttiği kimseler de vardır. Meryem oğlu İsa'ya apaçık mucizeler verdik ve onu Ruhu'l-Kudüs ile destekledik. Eğer Allah dileseydi, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra sonrakiler birbirleriyle savaşmazlardı. Lâkin ihtilafa düştüler; kimi iman etti, kimi inkâr etti. Allah dileseydi savaşmazlardı, lâkin Allah dilediğini yapar.
254. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاكُمْ مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ لَا بَيْعٌ فِيهِ وَلَا خُلَّةٌ وَلَا شَفَاعَةٌ وَالْكَافِرُونَ هُمُ الظَّالِمُونَ
Meali: Ey iman edenler! Hiçbir alışverişin, dostluğun ve şefaatin olmadığı gün gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayın. Kâfirler zalimlerin ta kendileridir.
255. اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الْحَيُّ الْقَيُّومُ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ مَنْ ذَا الَّذِي يَشْفَعُ عِنْدَهُ إِلَّا بِإِذْنِهِ يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحِيطُونَ بِشَيْءٍ مِنْ عِلْمِهِ إِلَّا بِمَا شَاءَ وَسِعَ كُرْسِيُّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَلَا يَؤُودُهُ حِفْظُهُمَا وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ
Meali: Allah, O'ndan başka ilah yoktur; diridir, kayyumdur. O'nu ne bir uyuklama ne de bir uyku tutar. Göklerde ve yerdekiler ancak O'nundur. İzni olmadan katında kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. Onlar O'nun ilminden, kendisinin dilediğinden başka hiçbir şey kavrayamazlar. O'nun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır. Onları koruyup gözetmek O'na ağır gelmez. O, yücedir, büyüktür.
256. لَا إِكْرَاهَ فِي الدِّينِ قَدْ تَبَيَّنَ الرُّشْدُ مِنَ الْغَيِّ فَمَنْ يَكْفُرْ بِالطَّاغُوتِ وَيُؤْمِنْ بِاللَّهِ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى لَا انْفِصَامَ لَهَا وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Meali: Dinde zorlama yoktur. Doğruluk sapıklıktan açıkça ayrılmıştır. Artık kim tağutu inkâr edip Allah'a inanırsa, kopmak bilmeyen sağlam kulba yapışmıştır. Allah her şeyi işitendir, bilendir.
257. اللَّهُ وَلِيُّ الَّذِينَ آمَنُوا يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَالَّذِينَ كَفَرُوا أَوْلِيَاؤُُمُ الطَّاغُوتُ يُخْرِجُهُمْ مِنَ النُّورِ إِلَى الظُّلُمَاتِ أُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Meali: Allah iman edenlerin dostudur; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin dostları ise tağuttur; onları aydınlıktan karanlıklara çıkarırlar. İşte onlar cehennemliklerdir, onlar orada ebedî kalacaklardır.
258. أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِي حَاجَّ إِبْرَاهِيمَ فِي رَبِّهِ أَنْ آتَاهُ اللَّهُ الْمُلْكَ إِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّيَ الَّذِي يُحْيِي وَيُمِيتُ قَالَ أَنَا أُحْيِي وَأُمِيتُ قَالَ إِبْرَاهِيمُ فَإِنَّ اللَّهَ يَأْتِي بِالشَّمْسِ مِنَ الْمَشْرِقِ فَأْتِ بِهَا مِنَ الْمَغْرِبِ فَبُهِتَ الَّذِي كَفَرَ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
Meali: Allah kendisinden mülk verdiği için İbrahim ile Rabbi hakkında tartışmaya gireni görmedin mi? İbrahim, "Benim Rabbim diriltir ve öldürür" demişti. O da, "Ben de diriltir ve öldürürüm" demişti. İbrahim, "Şüphesiz Allah güneşi doğudan getirmektedir, sen de onu batıdan getir" deyince, kâfir şaşakaldı. Allah zâlim topluluğu hidayete erdirmez.
259. أَوْ كَالَّذِي مَرَّ عَلَى قَرْيَةٍ وَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَى عُرُوشِهَا قَالَ أَنَّى يُحْيِي هَذِهِ اللَّهُ بَعْدَ مَوْتِهَا فَأَمَاتَهُ اللَّهُ مِائَةَ عَامٍ ثُمَّ بَعَثَهُ قَالَ كَمْ لَبِثْتَ قَالَ لَبِثْتُ يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ قَالَ بَلْ لَبِثْتَ مِائَةَ عَامٍ فَانْظُرْ إِلَى طَعَامِكَ وَشَرَابِكَ لَمْ يَتَسَنَّهْ وَانْظُرْ إِلَى حِمَارِكَ وَلِنَجْعَلَكَ آيَةً لِلنَّاسِ وَانْظُرْ إِلَى الْعِظَامِ كَيْفَ نُنْشِزُهَا ثُمَّ نَكْسُوهَا لَحْمًا فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ قَالَ أَعْلَمُ أَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Meali: Veya duvarları çökmüş, tavanları üzerine yıkılmış bir kasabaya uğrayan kimseyi görmedin mi? "Allah burayı ölümünden sonra nasıl diriltir?" demişti. Bunun üzerine Allah onu yüz yıl ölü bıraktı, sonra diriltti. "Ne kadar kaldın?" dedi. O, "Bir gün veya bir günün bir kısmı kadar kaldım" dedi. Allah şöyle dedi: "Hayır, yüz yıl kaldın. Yiyeceğine ve içeceğine bak, henüz bozulmamıştır. Eşeğine de bak. Seni insanlara bir ibret kılalım diye (böyle yaptık). Kemiklere bak, onları nasıl bir araya getiriyor, sonra onlara et giydiriyoruz." Durum kendisine açıklanınca, "Şüphesiz Allah'ın her şeye gücü yeter" dedi.
260. وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ أَرِنِي كَيْفَ تُحْيِي الْمَوْتَى قَالَ أَوَ لَمْ تُؤْمِنْ قَالَ بَلَى وَلَكِنْ لِيَطْمَئِنَّ قَلْبِي قَالَ فَخُذْ أَرْبَعَةً مِنَ الطَّيْرِ فَصُرْهُنَّ إِلَيْكَ ثُمَّ اجْعَلْ عَلَى كُلِّ جَبَلٍ مِنْهُنَّ جُزْءًا ثُمَّ ادْعُهُنَّ يَأْتِينَكَ سَعْيًا وَاعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Meali: Hani İbrahim, "Rabbim, bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster" demişti. Allah, "İnanmıyor musun?" dedi. İbrahim, "İnanıyorum, fakat kalbimin tatmin olması için" dedi. Allah, "Öyleyse kuşlardan dörde taslak al, onları kendine bağla, sonra her dağın üzerine onlardan birer parça koy, sonra onları çağır, koşa koşa sana gelecekler. Bil ki Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir."
261. مَثَلُ الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ كَمَثَلِ حَبَّةٍ أَنْبَتَتْ سَبْعَ سَابِلِل فِي كُلِّ سُنْبُلَةٍ مِائَةُ حَبَّةٍ وَاللَّهُ يُضَاعِفُ لِمَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Meali: Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, yedi başak veren, her başakta yüz habbe bulunan bir tek tohumun durumu gibidir. Allah dilediğine kat kat verir. Allah her şeyi kuşatandır, bilendir.
262. الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ثُمَّ لَا يُتْبِعُونَ مَا أَنْفَقُوا مَنًّا وَلَا أَذًى لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Meali: Mallarını Allah yolunda harcayan, sonra da harcadıklarının ardından başa kakmayan ve eziyet etmeyenlerin ecirleri Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır.
263. قَوْلٌ مَعْرُوفٌ وَمَغْفِرَةٌ خَيْرٌ مِنْ صَدَقَةٍ يَتْبَعُهَا أَذًى وَاللَّهُ غَنِيُّ حَلِيمٌ
Meali: Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, halimdir.
264. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُبْطِلُوا صَدَقَاتِكُمْ بِالْمَنِّ وَالْأَذَى كَالَّذِي يُنْفِقُ مَالَهُ رِئَاءَ النَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ فَمَثَلُهُ كَمَثَلِ صَفْوَانٍ عَلَيْهِ تُرَابٌ فَأَصَابَهُ وَبِلٌ فَتَرَكَهُ صَلْدًا لَا يَقْدِرُونَ عَلَى شَيْءٍ مِمَّا كَسَبُوا وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ
Meali: Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve eziyet etmek suretiyle boşa çıkarmayın. Onun durumu, üzerinde toprak bulunan kaygan bir taşa benzer; sağanak bir yağmur isabet etmiş de onu çıplak bir kaya haline getirmiştir. Kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremezler. Allah kâfir topluluğu hidayete erdirmez.
265. وَمَثَلُ الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمُ ابْتِغَاءَ مَرْضَاتِ اللَّهِ وَتَثْبِيتًا مِنْ أَنْفُسِهِمْ كَمَثَلِ جَنَّةٍ بِرَبْوَةٍ أَصَابَهَا وَبِلٌ فَآتَتْ أُكُلَهَا ضِعْفَيْنِ فَإِنْ لَمْ يُصِبْهَا وَبِلٌ فَطَلٌّ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Meali: Mallarını Allah'ın rızasını kazanmak ve kalplerini (imanda) sabitleştirmek için harcayanların durumu, yüksekçe bir yerdeki bahçenin durumuna benzer; üzerine sağanak yağmur yağmış da ürününü iki kat vermiştir. Sağanak yağmur yağmasa bile çiseleme vardır. Allah yaptıklarınızı görmektedir.
266. أَيَوَدُّ أَحَدُكُمْ أَنْ تَكُونَ لَهُ جَنَّةٌ مِنْ نَخِيلٍ وَأَعْنَابٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ لَهُ فِيهَا مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ وَأَصَابَهُ الْكِبَرُ وَلَهُ ذُرِّيَّةٌ ضُعَفَاءُ فَأَصَابَهَا إِعْصَارٌ فِيهِ نَارٌ فَاحْتَرَقَتْ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ
Meali: Sizden biri arzu eder mi ki, altından ırmaklar akan, içinde her türlü meyvenin bulunduğu hurmalık ve üzümlük bir bahçesi olsun, kendisine yaşlılık gelip çatsın, zayıf ve küçük çocukları da olsun; derken ona ateş dolu bir kasırga isabet etsin de bahçesindekiler yansın? İşte Allah, düşünesiniz diye ayetleri size böyle açıklıyor.
267. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَنْفِقُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا كَسَبْتُمْ وَمِمَّا أَخْرَجْنَا لَكُمْ مِنَ الْأَرْضِ وَلَا تَيَمَّمُوا الْخَبِيثَ مِنْهُ تُنْفِقُونَ وَلَسْتُمْ بِآخِذِيهِ إِلَّا أَنْ تُغْمِضُوا فِيهِ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ غَنِيُّ حَمِيدٌ
Meali: Ey iman edenler! Kazandığınız şeylerin temizinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan Allah yolunda harcayın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız kötüsünü vermeye kalkışmayın. Bilin ki Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, övülmeye layıktır.
268. الشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ الْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُمْ بِالْفَحْشَاءِ وَاللَّهُ يَعِدُكُمْ مَغْفِرَةً مِنْهُ وَفَضْلًا وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Meali: Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size cimriliği (kötülüğü) emreder. Allah ise size katından bir mağfiret ve lütuf vaat eder. Allah her şeyi kuşatandır, bilendir.
269. يُؤْتِي الْحِكْمَةَ مَنْ يَشَاءُ وَمَنْ يُؤْتَ الْحِكْمَةَ فَقَدْ أُوتِيَ خَيْرًا كَثِيرًا وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّا أُولُو الْأَلْبَابِ
Meali: Hikmeti dilediğine verir; kime hikmet verilmişse, şüphesiz ona çok büyük bir hayır verilmiştir. Bunu ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.
270. وَمَا أَنْفَقْتُمْ مِنْ نَفَقَةٍ أَوْ نَذَرْتُمْ مِنْ نَذْرٍ فَإِنَّ اللَّهَ يَعْلَمُهُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنْصَارٍ
Meali: Ne harcama yaparsanız ve hangi adağı adarsanız, şüphesiz Allah onu bilir. Zâlimlerin hiçbir yardımcıları yoktur.
271. إِنْ تُبْدُوا الصَّدَقَاتِ فَنِعِمَّا هِيَ وَإِنْ تُخْفُوهَا وَتُؤْتُوهَا الْفُقَرَاءَ فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَيُكَفِّرُ عَنْكُمْ مِنْ سَيِّئَاتِكُمْ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ
Meali: Sadakaları açıktan verirseniz ne güzel! Eğer onları gizler ve fakirlere öyle verirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmını örter. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
272. لَيْسَ عَلَيْكَ هُدَاهُمْ وَلَكِنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَلِأَنْفُسِكُمْ وَمَا تُنْفِقُونَ إِلَّا ابْتِغَاءَ وَجْهِ اللَّهِ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ يُوَفَّ إِلَيْكُمْ وَأَنْتُمْ لَا تُظْلَمُونَ
Meali: Onları hidayete erdirmek sana ait değildir; lakin Allah dilediğini hidayete erdirir. Hayır olarak ne harcarsanız, kendinizinedir. Zaten ancak Allah'ın rızasını kazanmak için harcarsınız. Hayırdan ne harcarsanız, karşılığı size tamamen ödenir ve asla haksızlığa uğratılmazsınız.
273. لِلْفُقَرَاءِ الَّذِينَ أُحْصِرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ لَا يَسْتَطِيعُونَ ضَرْبًا فِي الْأَرْضِ يَحْسَبُهُمُ الْجَاهِلُ أَغْنِيَاءَ مِنَ التَّعَفُّفِ تَعْرِفُهُمْ بِسِيمَاهُمْ لَا يَسْتَسْئِلُونَ النَّاسَ إِلْحَافًا وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ اللَّهَ بِهِ عَلِيمٌ
Meali: (Sadakalar) Allah yolunda kapanıp kalmış, yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirler içindir. İffetlerinden dolayı bilmeyen onları zengin sanır. Onları simalarından tanırsın; insanlardan arsızca istemezler. Hayırdan ne harcarsanız, şüphesiz Allah onu bilir.
274. الَّذِينَ يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِرًّا وَعَلَانِيَةً فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Meali: Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık harcayanların ecirleri Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır.
275. الَّذِينَ يَأْكُلُونَ الرِّبَا لَا يَقُومُونَ إِلَّا كَمَا يَقُومُ الَّذِي يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا إِنَّمَا الْبَيْعُ مِثْلُ الرِّبَا وَأَحَلَّ اللَّهُ الْبَيْعَ وَحَرَّمَ الرِّبَا فَمَنْ جَاءَهُ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّهِ فَانْتَهَى فَلَهُ مَا سَلَفَ وَأَمْرُهُ إِلَى اللَّهِ وَمَنْ عَادَ فَأُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Meali: Faiz yiyenler, ancak şeytan çarpan kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, "Alışveriş de faiz gibidir" demeleri yüzündendir. Halbuki Allah alışverişi helal, faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse, geçmişteki kendisinindir; işi Allah'a kalmıştır. Kim de tekrar dönerse, işte onlar cehennemliklerdir, orada ebedî kalacaklardır.
276. يَمْحَقُ اللَّهُ الرِّبَا وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ أَثِيمٍ
Meali: Allah faizi mahveder, sadakaları ise bereketlendirir (arttırır). Allah hiçbir nankör günahkârı sevmez.
277. إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَآتَوُا الزَّكَاةَ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Meali: Şüphesiz iman edip salih ameller işleyen, namazı dosdoğru kılan ve zekâtı verenlerin ecirleri Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, mahzun da olmayacaklardır.
278. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَذَرُوا مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبَا إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
Meali: Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve eğer müminlerseniz faizden kalan kısmı bırakın.
279. فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا فَأْذَنُوا بِحَرْبٍ مِنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَإِنْ تُبْتُمْ فَلَهُ رُوسُ أَمْوَالِكُمْ لَا تَظْلِمُونَ وَلَا تُظْلَمُونَ
Meali: Eğer bunu yapmazsanız, bilin ki Allah ve Resûlü ile bir savaşta olduğunuzu bilin. Eğer tevbe ederseniz, ana mallarınız sizindir. Ne zulmedersiniz ne de zulme uğratılırsınız.
280. وَإِنْ كَانَ ذُو عُسْرَةٍ فَنَظِرَةٌ إِلَى مَيْسَرَةٍ وَأَنْ تَصَدَّقُوا خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
Meali: Eğer borçlu darlık içinde ise, eli genişleyinceye kadar ona mühlet verilir. Eğer bilirseniz, borcu sadaka olarak bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır.
281. وَاتَّقُوا يَوْمًا تُرْجَعُونَ فِيهِ إِلَى اللَّهِ ثُمَّ تُوَفَّى كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
Meali: Öyle bir günden sakının ki, o gün hepiniz Allah'a döndürüleceksiniz; sonra herkese kazandığı eksiksiz ödenecek ve hiç kimseye haksızlık edilmeyecektir.
282. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا تَدَايَنْتُمْ بِدَيْنٍ إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى فَاكْتُبُوهُ وَلْيَكْتُبْ بَيْنَكُمْ كَاتِبٌ بِالْعَدْلِ وَلَا يَأْبَ كَاتِبٌ أَنْ يَكْتُبَ كَمَا عَلَّمَهُ اللَّهُ فَلْيَكْتُبْ وَلْيُمْلِلِ الَّذِي عَلَيْهِ الْحَقُّ وَلْيَتَّقِ اللَّهَ رَبَّهُ وَلَا يَبْخَسْ مِنْهُ شَيْئًا فَإِنْ كَانَ الَّذِي عَلَيْهِ الْحَقُّ سَفِيهًا أَوْ ضَعِيفًا أَوْ لَا يَسْتَطِيعُ أَنْ يُمِلَّ هُوَ فَلْيُمْلِلْ وَلِيُّهُ بِالْعَدْلِ وَاسْتَشْهِدُوا شَهِيدَيْنِ مِنْ رِجَالِكُمْ فَإِنْ لَمْ يَكُونَا رَجُلَيْنِ فَرَجُلٌ وَامْرَأَتَانِ مِمَّنْ تَرْضَوْنَ مِنَ الشُّهَدَاءِ أَنْ تَضِلَّ إِحْدَاهُمَا فَتُذَكِّرَ إِحْدَاهُمَا الْأُخْرَى وَلَا يَأْبَ الشُّهَدَاءُ إِذَا مَا دُعُوا وَلَا تَسْأَمُوا أَنْ تَكُبوهُ صَغِيرًا أَوْ كَبِيرًا إِلَى أَجَلِهِ ذَلِكُمْ أَقْسَطُ عِنْدَ اللَّهِ وَأَقْوَمُ لِلشَّهَادَةِ وَأَدْنَى أَلَّا تَرْتَابُوا إِلَّا أَنْ تَكُونَ تِجَارَةً حَاضِرَةً تُدِيرُونَهَا بَيْنَكُمْ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَنَّا لَا تَكْتُبُوهَا وَأشْهِدُوا إِذَا تَبَايَعْتُمْ وَلَا يُضَارَّ كَاتِبٌ وَلَا شَهِيدٌ وَإِنْ تَفْعَلُوا فَإِنَّفَ فُسُوقٌ بِكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ وَيُعَلِّمُكُمُ اللَّهُ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Meali: Ey iman edenler! Belirli bir süre için birbirinize borçlandığınızda onu yazın. Aranızda bir kâtip adaletle yazsın. Kâtip Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın, yazsın. Üzerinde borç olan kimse (borcu) yazdırsın, Rabbi olan Allah'tan korksun ve borçtan bir şey eksiltmesin. Borçlu aklı ermez biri, zayıf veya kendisi yazdıramayacak durumda ise, velisi adaletle yazdırsın. Erkeklerinizden iki şahit bulundurun. İki erkek bulunmazsa, rıza gösterdiğiniz şahitlerden bir erkek ile -biri unutunca diğeri hatırlatsın diye- iki kadın olsun. Şahitler çağırıldıklarında kaçınmasınlar. Küçük veya büyük olsun, vadesine kadar yazmaktan üşenmeyin. Bu, Allah katında daha adaletli, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir.
283. وَإِنْ كُنْتُمْ عَلَى سَفَرٍ وَلَمْ تَجِدُوا كَاتِبًا فَرِهَانٌ مَقْبُوضَةٌ فَإِنْ أَمِنَ بَعْضُكُمْ بَعْضًا فَلْيُؤَدِّ الَّذِي اؤْتُمِنَ أَمَانَتَهُ وَلْيَتَّقِ اللَّهَ رَبَّهُ وَلَا تَكْتُمُوا الشَّهَادَةَ وَمَنْ يَكْتُمْهَا فَإِنَّهُ آثِمٌ قَلْبُهُ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ
Meali: Eğer yolculukta iseniz ve kâtip bulamayacak durumda iseniz, alınmış bir rehin de yeterlidir. Biriniz diğerine güveniyorsa, kendisine güvenilen kimse emanetini versin, Rabbi olan Allah'tan korksun. Şahitliği gizlemeyin; kim onu gizlerse, şüphesiz kalbi günahkârdır. Allah yaptıklarınızı bilir.
284. لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَإِنْ تُبْدُوا مَا فِي أَنْفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُمْ بِهِ اللَّهُ فَيَغْفِرُ لمنْ يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Meali: Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. İçinizdekileri açığa vursanız da gizleseniz de Allah, onunla sizi hesaba çeker; dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah'ın her şeye gücü yeter.
285. آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْهِ مِنْ رَبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلُّ آمَنَ بِاللَّهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْ رُسُلِهِ وَقَالُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ
Meali: Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti, müminler de (iman ettiler). Her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler ("Peygamberleri arasında hiçbir ayrım yapmayפz") ve dediler ki: "İşittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz, bağışlamanı dileriz, dönüş ancak sanadır."
286. لَا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيْهَا مَا اكْتَسَبَتْ رَبَّنَا لَا تُؤَاخِذْنَا إِنْ نَسِينَا أَوْ أَخْطَأْنَا رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْ عَلَيْْنَا إِصْرًا كَمَا حَمَلْتَهُ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِنَا رَبَّنَا وَلَا تَحْمِلْنَا مَا لَا طَاقَةَ لَنَا بِهِ وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا أَنْتَ مَوْلَانَا فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ
Meali: Allah hiç kimseye gücünün yettiğinden başkasını yüklemez. Kazandığı iyilik kendi lehine, yaptığı kötülük de aleyhinedir. "Ey Rabbimiz! Unutur veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma. Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği işler de yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize merhamet et! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfir topluluğa karşı bize yardım et!"

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)

  • وِصِيَّة (Vasiyyet): Vasiyet.
    Cümle: وَصِيَّةً لِأَزْوَاجِهِمْ (Eşleri için vasiyet.)
  • مَتَاع (Metâ'): Geçimlik, fayda.
    Cümle: مَتَاعًا إِلَى الْحَوْلِ (Bir yıla kadar geçimlik.)
  • حَوْل (Havle): Yıl, sene.
    Cümle: إِلَى الْحَوْلِ غَيْرَ إِخْرَاجٍ (Çıkarılmaksızın bir yıla kadar.)
  • مَعْرُوف (Ma'rûf): İyilik, meşru örf.
    Cümle: مَتَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ (Örfe uygun geçimlik.)
  • مَوْت (Mevt): Ölüm.
    Cümle: حَذَرَ الْمَوْتِ (Ölüm korkusuyla.)
  • فَضْل (Fadl): Lütuf, ihsan, fazilet.
    Cümle: لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ (İnsanlara karşı lütuf sahibidir.)
  • أَلْف (Elf / Ülûf): Bin.
    Cümle: وَهُمْ أُلُوفٌ (Onlar binlercesiydiler.)
  • قَرْض (Kard): Borç, ödünç.
    Cümle: قَرْضًا حَسَنًا (Güzel bir borç.)
  • مَلِك (Melik): Hükümdar, kral.
    Cümle: ابْعَثْ لَنَا مَلِكًا (Bize bir kral gönder.)
  • نَبِيّ (Nebiyy): Peygamber.
    Cümle: قَالُوا لِنَبِيٍّ لَهُمُ (Peygamberlerine dediler ki.)
  • عِلْم (İlm): İlim, bilgi.
    Cümle: بَسْطَةً فِي الْعِلْمِ (İlimde üstünlük.)
  • تَابُوت (Tâbût): Tabut, sanduka.
    Cümle: أَنْ يَأْتِيَكُمُ التَّابُوتُ (Tabutun size gelmesi.)
  • سَكِينَة (Sekîne): Sükûnet, huzur, güven.
    Cümle: فِيهِ سَكِينَةٌ (İçinde sükûnet vardır.)
  • نَهْر (Nehr): Nehir, akarsu.
    Cümle: مُبْتَلِيكُمْ بِنَهْرٍ (Sizi bir nehirle sınayacaktır.)
  • صَبْر (Sabr): Sabır, dayanma gücü.
    Cümle: رَبَّنَا أَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا (Ey Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır.)
  • نُور (Nûr): Nur, ışık, aydınlık.
    Cümle: مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ (Karanlıklardan nura/aydınlığa çıkarır.)
  • جَنَّة (Cenne): Cennet, bahçe.
    Cümle: أَنْ تَكُونَ لَهُ جَنَّةٌ (Onun bir bahçesi olması.)
  • رِبَا (Ribâ): Faiz.
    Cümle: وَحَرَّمَ الرِّبَا (Ve faizi haram kıldı.)
  • دَيْن (Deyn): Borç.
    Cümle: إِذَا تَدَايَنْتُمْ بِدَيْنٍ (Borçlandığınızda.)
  • شَهِيد (Şehîd): Şahit.
    Cümle: وَاسْتَشْهِدُوا شَهِيدَيْنِ (İki şahit bulundurun.)
  • يَوْم (Yevm): Gün.
    Cümle: يَوْمًا لَا بَيْعٌ فِيهِ (Alışverişin olmadığı gün.)
  • أَجَل (Ecel): Süre, vade.
    Cümle: إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى (Belirli bir süreye kadar.)
  • رَسُول (Resûl): Elçi, peygamber.
    Cümle: آمَنَ الرَّسُولُ (Peygamber iman etti.)
  • قَلْب (Kalb): Kalp, yürek.
    Cümle: لِيَطْمَئِنَّ قَلْبِي (Kalbimin tatmin olması için.)
  • حِكْمَة (Hikmet): Hikmet, doğru hüküm.
    Cümle: وَآتَاهُ اللَّهُ الْمُلْكَ وَالْحِكْمَةَ (Allah ona mülk ve hikmet verdi.)

2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)

  • يَذَرُ (Yazeru): Bırakır.
    Kökü: و ذ ر / Cümle: وَيَذَرُونَ أَزْوَاجًا (Ve eşler bırakırlar.)
  • خَرَجَ (Harace): Çıktı.
    Kökü: خ ر ج / Cümle: فَإِنْ خَرَجْنَ (Eğer çıkarlarsa.)
  • بَيَّنَ (Beyyene): Açıkladı.
    Kökü: ب ي ن / Cümle: يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ (Allah size açıklıyor.)
  • تَعْقِلُ (Ta'kılu): Aklediyorsunuz.
    Kökü: ع ق ل / Cümle: لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ (Umulur ki akledersiniz.)
  • قَالَ (Kâle): Dedİ.
    Kökü: ق و ل / Cümle: فَقَالَ لَهُمُ اللَّهُ (Allah onlara dedi ki.)
  • أَحْيَا (Ahyâ): Diriltti.
    Kökü: ح ي ي / Cümle: ثُمَّ أَحْيَاهُمْ (Sonra onları diriltti.)
  • شَكَرَ (Şekere): Şükretti.
    Kökü: ش ك ر / Cümle: لَا يَشْكُرُونَ (Şükretmezler.)
  • أَقْرَضَ (Akrada): Borç verdi.
    Kökü: ق ر ض / Cümle: يُقْرِضُ اللَّهَ (Allah'a borç verir.)
  • قَاتَلَ (Kâtele): Savaşdı.
    Kökü: ق ت ل / Cümle: نُقَاتِلْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ (Allah yolunda savaşalım.)
  • بَعَثَ (Bease): Gönderdi / Diriltti.
    Kökü: ب ع ث / Cümle: قَدْ بَعَثَ لَكُمْ طَالُوتَ (Talut'u size gönderdi.)
  • شَرِبَ (Şeribe): İçti.
    Kökü: ش ر ب / Cümle: فَمَنْ شَرِبَ مِنْهُ (Kim ondan içerse.)
  • غَلَبَ (Ğalebe): Galip geldi.
    Kökü: غ ل ب / Cümle: غَلَبَتْ فِئَةً كَثِيرَةً (Çok topluluğa galip geldi.)
  • آمَنَ (Âmene): İman etti.
    Kökü: أ م ن / Cümle: آمَنَ الرَّسُولُ (Peygamber iman etti.)
  • كَفَرَ (Kefere): İnkâr etti.
    Kökü: ك ف ر / Cümle: وَمَنْ يَكْفُرْ بِاللَّهِ (Kim Allah'ı inkâr ederse.)
  • عَفَا (Afa): Affetti.
    Kökü: ع ف و / Cümle: وَاعْفُ عَنَّا (Bizi affet.)
  • غَفَرَ (Ğafere): Mağfiret etti.
    Kökü: غ ف ر / Cümle: وَاغْفِرْ لَنَا (Bizi bağışla.)
  • رَحِمَ (Rahime): Merhamet etti.
    Kökü: ر ح م / Cümle: وَارْحَمْنَا (Bize merhamet et.)
  • نَصَرَ (Nasara): Yardım etti.
    Kökü: ن ص ر / Cümle: فَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ (Bize yardım et.)
  • حَرَّمَ (Harreme): Haram kıldı.
    Kökü: ح ر م / Cümle: وَحَرَّمَ الرِّبَا (Ve faizi haram kıldı.)
  • كَتَبَ (Ketebe): Yazdı.
    Kökü: ك ت ب / Cümle: فَاكْتُبُوهُ (Onu yazın.)
  • يَعْلَمُ (Ya'lemu): Bilir.
    Kökü: ع ل م / Cümle: وَاللَّهُ يَعْلَمُ (Allah bilir.)
  • حَاسَبَ (Hâsabe): Hesaba çekti.
    Kökü: ح س ب / Cümle: يُحَاسِبْكُمْ بِهِ اللَّهُ (Allah onunla sizi hesaba çeker.)
  • أَنْفَقَ (Enfaka): İnfak etti, harcadı.
    Kökü: ن ف ق / Cümle: أَنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاكُمْ (Rızıklandırdıklarımızdan harcayın.)
  • دَعَا (Dea): Davet etti, çağırdı.
    Kökü: د ع و / Cümle: ثُمَّ ادْعُهُنَّ (Sonra onları çağır.)
  • عَلِمَ (Alime): Bildi.
    Kökü: ع ل م / Cümle: أَعْلَمُ أَنَّ اللَّهَ (Şüphesiz biliyorum.)

3. Arapça Edat Örnekleri - Harfi Cerler Hariç (15 Adet)

  • لَا (Lâ): Olumsuzluk / nefy edatı (değil, yok, -me/-ma).
    Cümle: لَا تَنَازَعُوا (Çekişmeyin.)
  • إِنَّ (İnne): Tekit / vurgu edatı (şüphesiz, muhakkak ki).
    Cümle: إِنَّ اللَّهَ لَذُو فَضْلٍ (Şüphesiz Allah lütuf sahibidir.)
  • مَنْ (Men): Şart / ismi mevsul edatı (kim ki).
    Cümle: وَمَنْ يَتَوَكَّلْ (Kim tevekkül ederse.)
  • مَا (Mâ): Olumsuzluk / ismi mevsul edatı (şey, -eği).
    Cümle: مَا فَعَلْنَ (Yaptıkları şey.)
  • هَلْ (Hel): Soru edatı (mü/mı).
    Cümle: هَلْ عَسَيْتُمْ (Acaba ... mi?)
  • لَعَلَّ (La'alle): Temenni ve ümit edatı (umulur ki).
    Cümle: لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ (Umulur ki akledersiniz.)
  • لَوْ (Lev): Şart edatı (eğer -se).
    Cümle: وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ (Eğer Allah dileseydi.)
  • قَدْ (Kad): Tahkik / pekiştirme edatı (kesinlikle, -di/-miş).
    Cümle: قَدْ بَعَثَ لَكُمْ (Kesinlikle gönderdi.)
  • سَـ (Sa): İstikbal / gelecek zaman edatı (yakında, -ecek).
    Cümle: سَيَقُولُ السُّفَهَاءُ (Seherler yakında diyecektir.)
  • أَمْ (Em): Muadele / soru edatı (yoksa).
    Cümle: أَمْ حَسِبْتُمْ (Yoksa sandınız mı?)
  • بَلْ (Bel): İdrab / vazgeçme ve düzeltme edatı (bilakis, aksine).
    Cümle: بَلْ لَبِثْتَ مِائَةَ عَامٍ (Bilakis yüz yıl kaldın.)
  • إِذَا (İzâ): Zaman zarfı / şart edatı (şu zaman ki, olduğunda).
    Cümle: إِذَا تَدَايَنْتُمْ (Borçlandığınız zaman.)
  • أَنَّ (Enne): Tekit / mastar harfi (şüphesiz ki, -diğini).
    Cümle: أَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ (Allah'ın her şeye gücü yetdiğini.)
  • كَيْفَ (Keyfe): Soru edatı (nasıl?).
    Cümle: كَيْفَ تُحْيِي الْمَوْتَى (Ölüleri nasıl diriltirsin?)
  • أَنَّى (Ennâ): Soru / hal edatı (nasıl, nereden?).
    Cümle: أَنَّى يَكُونُ لَهُ الْمُلْكُ (Mülk ona nasıl olabilir?)

"Kuranla-Arapca-2. Bakara Sûresi-200-286.ayetler"

Konu Özeti: Bakara Suresi 200-286. ayetler aralığı; ibadet bilinci, mali sorumluluklar, aile hukuku, sosyal düzen ve iktisadi ahlak ilkelerini kapsar. Bu bölümde infak bilinci, helal kazanç, faizin yasaklanması, borç ilişkilerinin kayıt altına alınması (müdâyene), nikah, boşanma, yetim hakları ve toplumsal barış gibi temel dilbilgisel ve terimsel konular ele alınmaktadır.

20 Önemli Arapça Kelime ve Örnek Cümleler

  1. الذِّكْرُ (Zikir / Anma):
    Örnek Cümle: الذِّكْرُ يُطْمَئِنُّ الْقُلُوبَ. (Allah'ı anmak kalpleri huzura kavuşturur.)
  2. الدُّنْيَا (Dünya hayatı):
    Örnek Cümle: الدُّنْيَا مَزْرَعَةُ الْآخِرَةِ. (Dünya ahiretin tarlasıdır.)
  3. الْآخِرَةُ (Ahiret):
    Örnek Cümle: الْآخِرَةُ خَيْرٌ وَأَبْقَى. (Ahiret daha hayırlı ve süreklidir.)
  4. النَّصِيبُ (Pay, nasip):
    Örnek Cümle: لِكُلِّ إِنْسَانٍ نَصِيبٌ مِنْ عَمَلِهِ. (Her insanın amelinden bir nasibi vardır.)
  5. الْحِسَابُ (Hesap):
    Örnek Cümle: الْحِسَابُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حَقٌّ. (Kıyamet günü hesap haktır.)
  6. الْفَسَادُ (Bozgunculuk, fesat):
    Örnek Cümle: الْفَسَادُ يَضُرُّ بِالْمُجْتَمَعِ. (Fesat topluma zarar verir.)
  7. السِّلْمُ (Barış, huzur):
    Örnek Cümle: ادْخُلُوا فِي السِّلْمِ جَمِيعًا. (Hep birlikte barışa girin.)
  8. الْخَمْرُ (İçki, sarhoş edici):
    Örnek Cümle: الْخَمْرُ أُمُّ الْخَبَائِثِ. (İçki bütün kötülüklerin anasıdır.)
  9. الْمَيْسِرُ (Kumar):
    Örnek Cümle: الْمَيْسِرُ يُسَبِّبُ الْعَدَاوَةَ. (Kumar düşmanlığa yol açar.)
  10. الْيَتَامَى (Yetimler):
    Örnek Cümle: إِصْلَاحٌ لِلْيَتَامَى خَيْرٌ. (Yetimleri iyileştirmek hayırlıdır.)
  11. النِّكَاحُ (Evlilik, nikah):
    Örnek Cümle: النِّكَاحُ مِنْ سُنَّةِ الْأَنْبِيَاءِ. (Evlilik peygamberlerin sünnetindendir.)
  12. الْمَحِيضُ (Adet hali):
    Örnek Cümle: الْمَحِيضُ أَذًى لِلنِّسَاءِ. (Adet hali kadınlar için bir eziyettir.)
  13. الصَّدَقَةُ (Sadaka):
    Örnek Cümle: الصَّدَقَةُ تُطْفِئُ الْخَطِيئَةَ. (Sadaka günahları söndürür.)
  14. الْمَعْرُوفُ (İyilik, örfe uygun):
    Örnek Cümle: الأَمْرُ بِالْمَعْرُوفِ وَاجِبٌ. (İyiliği emretmek vaciptir.)
  15. الْمُطَلَّقَاتُ (Boşanmış kadınlar):
    Örnek Cümle: الْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ بِأَنْفُسِهِنَّ. (Boşanmış kadınlar iddet beklerler.)
  16. الرَّضَاعَةُ (Emzirme):
    Örnek Cümle: الرَّضَاعَةُ حَقٌّ لِلطِّفْلِ. (Emzirme çocuğun hakkıdır.)
  17. الْمَهْرُ / الْفَرِيضَةُ (Mehir):
    Örnek Cümle: الْفَرِيضَةُ وَاجِبَةٌ فِي النِّكَاحِ. (Mehir nikahta vaciptir.)
  18. الرِّبَا (Faiz):
    Örnek Cümle: الرِّبَا مُحَرَّمٌ فِي الشَّرِيعَةِ. (Faiz şeriatta haram kılınmıştır.)
  19. التِّجَارَةُ (Ticaret):
    Örnek Cümle: التِّجَارَةُ الْحَلَالُ مُبَارَكَةٌ. (Helal ticaret bereketlidir.)
  20. الدَّيْنُ (Borç):
    Örnek Cümle: كِتَابَةُ الدَّيْنِ تَحْفَظُ الْحُقُوقَ. (Borcun yazılması hakları korur.)

Bakara Suresi 200-286. Ayetler Dilbilgisi, Kelime ve Paragraf Testi

Arapça Kelime, Dilbilgisi ve Paragraf Testi (Bakara 200-286)

S.Muhammed Kayaalp (el-Haşimi) Ks

الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي

Arapça Dersleri-İslami Sohbetler-Tevhid-Tefsir-Hadis-Fıkıh-Fetvalar-İrşadlar

Kuranla-Arapca-2. Bakara Sûresi-3-200-286 Rating: 4.5 Diposkan Oleh: ☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي☝المحمدية☝

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.