☝📖İbrahimi ﷺ Muhammedi ﷺ Hanif İslam📖☝﷽𐰃𐰠𐰯☝📖المحمدية☝Muhammediyye📖☝𐰃𐰠𐰯༺الله أكبر ༻

Güncel Duyuru Eylül -Ekim 2026

Nehvul Vazıh 2.Merhale Derslerimiz Çok Yakında Eylül itibariyle Başlayacak Ekim itibariyle devam edecek inşallah!Nehcül Belağa Dersleri sitemize ekleniyor,Kur'anla Arapça Dilbilgisi derslerimiz ve 116 tane Arapça dilbilgisi konu testi sitemize eklendi..

☝المحمدية☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي 📖 ☝

☝https://www.muhammediyye.org/☝
📖-المحمدية-📖

Teoriye göre;İlluminati(hizbüşşeytan) yani uzaylı ve insan melezi ırklar,yarı vampir,yılan,ejderha vs melez soylardan oluşan topluluk,masonik, illuminatik firavun ve nemrud soylarının hipnoz,büyü,zihin kontrolü,algı yönetimi ile bireyler ve toplumları yönetmesi,hizbüşşeytan illumiatinin küresel illuminatik sistemi; siyaset,medya,sivil toplum,terör örgütleri,mafya,enerji,silah,ilaç,gıda tekeli alanlarda illuminati vardır!

Destek olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.

Kuranla-Arapca-22. Hacc Sûresi

☝https://www.muhammediyye.org/☝
📖-المحمدية علي الكتاب و السنة الصحيحة-📖
Üye olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.Kardeşlerimize Önemli :
اعوذ بالله من الشيطان الرجيم
 بسم الله الرحمان الرحيم
 الحمد لله رب العالمين و الصلاة و السلام علي امامنا محمد
 و آله و اهل بيته و صحبه و امته اجمعين
Euzü billahi mineşeydanirracimi ve min hizbihi..
Bismillahirrahmanirrahiym
Allahım cc Şeytandan ve onun hizbi tağutlardan
marid ve hannaslardan,cibt ve belamlardan sana sığınırız.Rahman ve rahiym olan Allahın cc adıyla.. 
Ahmedilik,kadıyanilik,bahailik,Vahhabilik,Şiilik,
illuminati,masonluk,yahudilik,nasırilik,nusayrilik,yezidilik,
sağcılık,solculuk,islamcılık,ateizm,deizm, budizm,hinduizm gibi  İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif İslama aykırı dini,felsefi ve ideolojik akımlardan imanımızı ve dinimizi koruyalım!     
İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif din islamdır!
İslam ise; peygamberler peygamberi cenabı Muhammed ﷺ  dinidir!..
Nemrut,Firavun,İsis,ra ve el gibi tağutlar(illuminati) ve onların günümüzdeki soylarının ve taraftarlarının dini(inanış,felsefe,ideolojilerinin) değil!
𐰃𐰠𐰯Kur'an ve sahih sünnetin izinde Muhammediyiz𐰃𐰠𐰯
📖☝ المحمدية علي الكتاب و السنة☝📖 Arapça Dersleri☝İslami Sohbetler☝İslami İlimler☝Manevi Rehberlik☝  instagram: https://www.instagram.com/muhammediyye
  • Ders1
  • Ders2
  • Konu Testi
  • Sureler
  • Arapça Dersler
  • ☝📖المحمدية📖☝

"Kuranla-Arapca-22. Hacc Sûresi-1-40.ayetler"

Konu Özeti: Hac Suresi 1-40. ayetler; insanlığı kıyamet sarsıntısına karşı uyaran çetin ibarelerle başlar. İnsanın yaratılış safhalarını (toprak, nutfe, alaka, mudga) ve öldükten sonra dirilişin delillerini sunar. Şüphe ve menfaat üzerine ibadet edenlerin durumu ele alınır. Hac ibadetinin Hz. İbrahim'den itibaren emredilişi, Kâbe'nin tevhid merkezi oluşu, kurban sembolleri ve Allah'ın dinini korumak, zulme uğrayan müminlerin kendilerini savunmalarına izin veren cihat izni (39-40. ayetler) vurgulanır.

Hacc Suresi 1-40. Ayetler (Okuma Parçası ve Meali)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ ۚ إِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظِيمٌ ﴿١﴾
1. Ey insanlar! Rabbinizden korkup-sakının; çünkü kıyamet saatinin sarsıntısı gerçekten büyük bir şeydir.
يَوْمَ تَرَوْنَهَا تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّا أَرْضَعَتْ وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا وَتَرَى النَّاسَ سُكَارَىٰ وَمَا هُمْ بِسُكَارَىٰ وَلَٰكِنَّ عَذَابَ اللَّهِ شَدِيدٌ ﴿٢﴾
2. Onu gördüğünüz gün, her emzikli kadın emzirdiğini unutur ve her hamile kadın çocuğunu düşürür. İnsanları sarhoş gibi görürsün, oysa sarhoş değillerdir; fakat Allah’ın azabı çok şiddetlidir.
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّبِعُ كُلَّ شَيْطَانٍ مَرِيدٍ ﴿٣﴾
3. İnsanlardan kimi, hiçbir bilgisi olmaksızın Allah hakkında tartışır ve her azgın şeytanın peşine takılır.
كُتِبَ عَلَيْهِ أَنَّهُ مَنْ تَوَلَّاهُ فَأَنَّهُ يُضِلُّهُ وَيَهْدِيهِ إِلَىٰ عَذَابِ السَّعِيرِ ﴿٤﴾
4. Onun hakkında şöyle yazılmıştır: "Kendi dostluğuna alanı o saptırır ve onu alevli ateşin azabına yöneltir."
يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِنَ الْبَعْثِ فَإِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ مِنْ مُضْغَةٍ مُخَلَّقَةٍ وَغَيْرِ مُخَلَّقَةٍ لِنُبَيِّنَ لَكُمْ ۚ وَنُقِرُّ فِي الْأَرْحَامِ مَا نَشَاءُ إِلَىٰ أَجَلٍ مُسَمًّى ثُمَّ نُخْرِجُكُمْ طِفْلًا ثُمَّ لِتَبْلُغُوا أَشُدَّكُمْ ۖ وَمِنْكُمْ مَنْ يُتَوَفَّىٰ وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ إِلَىٰ أَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْلَا يَعْلَمَ مِنْ بَعْدِ عِلْمٍ شَيْئًا ۚ وَتَرَى الْأَرْضَ هَامِدَةً فَإِذَا أَنْزَلْنَا عَلَيْهَا الْمَاءَ اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ وَأَنْبَتَتْ مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَهِيجٍ ﴿٥﴾
5. Ey insanlar! Eğer dirilişten şüphedeyseniz, bilin ki biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan, sonra biçimlenmiş ve biçimlenmemiş bir çiğnem et parçasından yarattık ki size açıklayalım. Dilediğimizi adı konmuş bir süreye kadar rahimlerde tutarız, sonra sizi çocuk olarak çıkarırız; sonra güçlü çağınıza ulaşmanız için... İçinizden kimi vefat ettirilir, kimi de bilgiden sonra hiçbir şey bilmesin diye ömrün en aşağılık çağına döndürülür. Toprağı kupkuru görürsün, üzerine suyu indirdiğimizde harekete geçer, kabarır ve her güzel çiftten bitirir.
ذَٰلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ وَأَنَّهُ يُحْيِي الْمَوْتَىٰ وَأَنَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ ﴿٦﴾
6. Bu böyledir; çünkü Allah Hak'tır, ölüleri O diriltir ve O her şeye gücü yetendir.
وَأَنَّ السَّاعَةَ آتِيَةٌ لَا رَيْبَ فِيهَا وَأَنَّ اللَّهَ يَبْعَثُ مَنْ فِي الْقُبُورِ ﴿٧﴾
7. Şüphesiz kıyamet saati gelmektedir, bunda kuşku yoktur. Ve Allah kabirlerde olanları şüphesiz diriltecektir.
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُنِيرٍ ﴿٨﴾
8. İnsanlardan kimi de vardır ki, hiçbir bilgisi, hidayeti ve aydınlatıcı kitabı olmaksızın Allah hakkında tartışır.
ثَانِيَ عِطْفِهِ لِيُضِلَّ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ ۖ لَهُ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ ۖ وَنُذِيقُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَذَابَ الْحَرِيقِ ﴿٩﴾
9. Allah'ın yolundan saptırmak için büyüklük taslayarak... Dünyada onun için bir rezillik vardır, kıyamet gününde de ona yakıcı azabı tattıracağız.
ذَٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ يَدَاكَ وَأَنَّ اللَّهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَبِيدِ ﴿١٠﴾
10. "Bu, kendi ellerinin önceden takdim ettiği şeyler yüzündendir. Şüphesiz Allah kullara zulmedici değildir."
وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَعْبُدُ اللَّهَ عَلَىٰ حَرْفٍ ۖ فَإِنْ أَصَابَهُ خَيْرٌ اطْمَأَنَّ بِهِ ۖ وَإِنْ أَصَابَتْهُ فِتْنَةٌ انْقَلَبَ عَلَىٰ وَجْهِهِ خَسِرَ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةَ ۚ ذَٰلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبِينُ ﴿١١﴾
11. İnsanlardan kimi de Allah'a bir kenardan (kıyısından) kulluk eder. Kendisine bir hayır dokunursa onunla huzur bulur; ama bir imtihan dokunursa yüzüstü dönüverir. O dünyayı da ahireti de kaybetmiştir. İşte apaçık hüsran budur.
يَدْعُو مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُ وَمَا لَا يَنْفَعُهُ ۚ ذَٰلِكَ هُوَ الضَّلَالُ الْبَعِيدُ ﴿١٢﴾
12. Allah'ı bırakıp kendisine ne zarar veren ne de fayda sağlayan şeylere dua eder. İşte derin sapıklık budur.
يَدْعُو لَمَنْ ضَرُّهُ أَقْرَبُ مِنْ نَفْعِهِ ۚ لَبِئْسَ الْمَوْلَىٰ وَلَبِئْسَ الْعَشِيرُ ﴿١٣﴾
13. Zaten zararı faydasından daha yakın olana yalvarır. Ne kötü bir koruyucu ve ne kötü bir arkadaştır!
إِنَّ اللَّهَ يُدْخِلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ ۚ إِنَّ اللَّهَ يَفْعَلُ مَا يُرِيدُ ﴿١٤﴾
14. Şüphesiz Allah, iman edip salih ameller işleyenleri altından ırmaklar akan cennetlere koyar. Şüphesiz Allah dilediğini yapar.
مَنْ كَانَ يَظُنُّ أَنْ لَنْ يَنْصُرَهُ اللَّهُ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ فَلْيَمْدُدْ بِسَبَبٍ إِلَى السَّمَاءِ ثُمَّ لْيَقْطَعْ فَلْيَنْظُرْ هَلْ يُذْهِبَنَّ كَيْدُهُ مَا يَغِيظُ ﴿١٥﴾
15. Her kim Allah'ın dünyada ve ahirette ona yardım etmeyeceğini sanıyorsa, göğe bir ip uzatsın, sonra onu kessin de baksın; tuzağı öfkelendiği şeyi giderebilecek mi?
وَكَذَٰلِكَ أَنْزَلْنَاهُ آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ وَأَنَّ اللَّهَ يَهْدِي مَنْ يُرِيدُ ﴿١٦﴾
16. İşte biz onu böylece apaçık ayetler olarak indirdik. Şüphesiz Allah dilediğini hidayete erdirir.
إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَالَّذِينَ هَادُوا وَالصَّابِئِينَ وَالنَّصَارَىٰ وَالْمَجُوسَ وَالَّذِينَ أَشْرَكُوا إِنَّ اللَّهَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ۚ إِنَّ اللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ ﴿١٧﴾
17. İman edenler, Yahudiler, Sâbiîler, Hristiyanlar, Mecusiler ve şirk koşanlar... Şüphesiz Allah, kıyamet günü aralarında hüküm verecektir. Çünkü Allah her şeye şahittir.
أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يَسْجُدُ لَهُ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَمَنْ فِي الْأَرْضِ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ وَالنُّجُومُ وَالْجِبَالُ وَالشَّجَرُ وَالدَّوَابُّ وَكَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ ۖ وَكَثِيرٌ حَقَّ عَلَيْهِ الْعَذَابُ ۗ وَمَنْ يُهِنِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِنْ مُكْرِمٍ ۚ إِنَّ اللَّهَ يَفْعَلُ مَا يَشَاءُ ﴿١٨﴾
18. Görmedin mi ki göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların birçoğu Allah'a secde etmektedir! Birçoğunun üzerine de azap hak olmuştur. Allah kimi aşağılarsa artık ona ikram eden bulunmaz. Şüphesiz Allah dilediğini yapar.
هَٰذَانِ خَصْمَانِ اخْتَصَمُوا فِي رَبِّهِمْ ۖ فَالَّذِينَ كَفَرُوا قُطِّعَتْ لَهُمْ ثِيَابٌ مِنْ نَارٍ يُصَبُّ مِنْ فَوْقِ رُؤُوسِهِمُ الْحَمِيمُ ﴿١٩﴾
19. İşte bu iki hasım kitle, Rableri hakkında çekiştiler. İnkar edenler için ateşten elbiseler biçilmiştir; başlarının üstünden kaynar su dökülür.
يُصْهَرُ بِهِ مَا فِي بُطُونِهِمْ وَالْجُلُودُ ﴿٢٠﴾
20. Bununla karınlarında olan şeyler ve derileri eritilir.
وَلَهُمْ مَقَامِعُ مِنْ حَدِيدٍ ﴿٢١﴾
21. Bir de onlar için demirden kamçılar (gürzler) vardır.
كُلَّمَا أَرَادُوا أَنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا مِنْ غَمٍّ أُعِيدُوا فِيهَا وَذُوقُوا عَذَابَ الْحَرِيقِ ﴿٢٢﴾
22. Ne zaman oradaki gamdan çıkmak isteseler, her defasında oraya geri çevrilirler ve "Tadın yakıcı azabı!" denir.
إِنَّ اللَّهَ يُدْخِلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ يُحَلَّوْنَ فِيهَا مِنْ أَسَاوِرَ مِنْ ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤًا ۖ وَلِبَاسُهُمْ فِيهَا حَرِيرٌ ﴿٢٣﴾
23. Şüphesiz Allah, iman edip salih amel işleyenleri altından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır; orada altından bilezikler ve incilerle süslenirler. Orada elbiseleri ise ipektir.
وَهُدُوا إِلَى الطَّيِّبِ مِنَ الْقَوْلِ وَهُدُوا إِلَىٰ صِرَاطِ الْحَمِيدِ ﴿٢٤﴾
24. Hem sözyüzünden güzel olana ulaştırılmışlar hem de övgüye layık olanın yoluna iletilmişlerdir.
إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَالْمَسْجِدِ الْحَرَامِ الَّذِي جَعَلْنَاهُ لِلنَّاسِ سَوَاءً الْعَاكِفُ فِيهِ وَالْبَادِ ۚ وَمَنْ يُرِدْ فِيهِ بِإِلْحَادٍ بِظُلْمٍ نُذِقْهُ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ ﴿٢٥﴾
25. İnkar edenler, Allah'ın yolundan ve yerli ile dışarıdan gelen insanlar için eşit kıldığımız Mescid-i Haram'dan alıkoyanlar... Kim orada zulümle yoldan sapmak isterse, ona acı bir azaptan tattırırız.
وَإِذْ بَوَّأْنَا لإِبْرَاهِيمَ مَكَانَ الْبَيْتِ أَنْ لَا تُشْرِكْ بِي شَيْئًا وَطَهِّرْ بَيْتِيَ لِلطَّائِفِينَ وَالْقَائِمِينَ وَالرُّكَّعِ السُّجُودِ ﴿٢٦﴾
26. Hani biz İbrahim'e Ev'in (Kâbe'nin) yerini hazırlayıp şöyle demiştik: "Bana hiçbir şeyi ortak koşma; tavaf edenler, kıyamda duranlar, rüku ve secde edenler için Evimi temiz tut."
وَأَذِّنْ فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ يَأْتُوكَ رِجَالًا وَعَلَىٰ كُلِّ ضَامِرٍ يَأْتِينَ مِنْ كُلِّ فَجٍّ عَمِيقٍ ﴿٢٧﴾
27. "İnsanlar arasında haccı ilan et ki, gerek yaya olarak gerekse uzak yollardan gelen yorgun develer üzerinde sana gelsinler."
لِيَشْهَدُوا مَنَافِعَ لَهُمْ وَيَذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ فِي أَيَّامٍ مَعْلُومَاتٍ عَلَىٰ مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَهِيمَةِ الْأَنْعَامِ ۖ فَكُلُوا مِنْهَا وَأَطْعِمُوا الْبَائِسَ الْفَقِيرَ ﴿٢٨﴾
28. Ta ki kendilerine ait birtakım yararları şahit olsunlar ve bilinen günlerde, kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine Allah'ın adını ansınlar. Artık onlardan yiyin, darda kalmış fakire de yedirin.
ثُمَّ لْيَقْضُوا تَفَثَهُمْ وَلْيُوفُوا نُذُورَهُمْ وَلْيَطَّوَّفُوا بِالْبَيْتِ الْعَتِيقِ ﴿٢٩﴾
29. "Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve o Kadim Ev'i (Kâbe'yi) tavaf etsinler."
ذَٰلِكَ وَمَنْ يُعَظِّمْ حُرُمَاتِ اللَّهِ فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ عِنْدَ رَبِّهِ ۗ وَأُحِلَّتْ لَكُمُ الْأَنْعَامُ إِلَّا مَا يُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ ۖ فَاجْتَنِبُوا الرِّجْسَ مِنَ الْأَوْثَانِ وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِ ﴿٣٠﴾
30. İşte böyle. Kim Allah'ın hürmetlerini (yasaklarını) yüceltirse, bu Rabbi katında kendisi için hayırlıdır. Size okunanlar dışındaki hayvanlar helal kılındı. Artık o pis putlardan kaçının ve yalan sözden kaçının.
حُنَفَاءَ لِلَّهِ غَيْرَ مُشْرِكِينَ بِهِ ۚ وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَكَأَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَاءِ فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ أَوْ تَهْوِي بِهِ الرِّيحُ فِي مَكَانٍ سَحِيقٍ ﴿٣١﴾
31. Allah'a ortak koşmaksızın, O'na yönelen hanifler olun. Kim Allah'a ortak koşarsa, sanki gökten düşmüş de kuşlar onu kapışmış veya rüzgar onu uzak bir yere savurmuş gibidir.
ذَٰلِكَ وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَائِرَ اللَّهِ فَإِنَّهَا مِنْ تَقْوَى الْقُلُوبِ ﴿٣٢﴾
32. Bu böyledir. Kim Allah'ın şiarlarını (alametlerini) yüceltirse, şüphesiz bu kalplerin takvasındandır.
لَكُمْ فِيهَا مَنَافِعُ إِلَىٰ أَجَلٍ مُسَمًّى ثُمَّ مَحِلُّهَا إِلَى الْبَيْتِ الْعَتِيقِ ﴿٣٣﴾
33. Onlarda (kurbanlık hayvanlarda) sizin için adı konmuş bir süreye kadar yararlar vardır; sonra varış yerleri Kadim Ev'e (Kâbe'ye) kadardır.
وَلِكُلِّ أُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنْسَكًا لِيَذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَىٰ مَا رَزَقَهُمْ مِنْ بَهِيمَةِ الْأَنْعَامِ ۗ فَإِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌ وَاحِدٌ فَلَهُ أَسْلِمُوا ۗ وَبَشِّرِ الْمُخْبِتِينَ ﴿٣٤﴾
34. Biz her ümmet için bir kurban ibadeti kıldık ki, kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerine Allah'ın adını ansınlar. İşte ilahınız tek bir ilahtır, yalnız O'na teslim olun. O alçakgönüllü (saygılı) kimseleri müjdele!
الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَالصَّابِرِينَ عَلَىٰ مَا أَصَابَهُمْ وَالْمُقِيمِي الصَّلَاةِ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ ﴿٣٥﴾
35. Onlar ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer; başlarına gelene sabredenler, namazı kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak edenlerdir.
وَالْبُدْنَ جَعَلْنَاهَا لَكُمْ مِنْ شَعَائِرِ اللَّهِ لَكُمْ فِيهَا خَيْرٌ ۖ فَاذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهَا صَوَافَّ ۖ فَإِذَا وَجَبَتْ جُنُوبُهَا فَكُلُوا مِنْهَا وَأَطْعِمُوا الْقَانِعَ وَالْمُعْتَرَّ ۚ كَذَٰلِكَ سَخَّرْنَاهَا لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ﴿٣٦﴾
36. İri cüsseli kurbanlık develeri de sizin için Allah'ın sembollerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Ayakta sıraya dizilmiş haldeyken üzerlerine Allah'ın adını anın. Yanları üzerine düşüp canları çıkınca onlardan yiyin; kanaat edip istemeyene de, isteyen fakire de yedirin. Şükredesiniz diye onları sizin hizmetinize verdik.
لَنْ يَنَالَ اللَّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلَٰكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوَىٰ مِنْكُمْ ۚ كَذَٰلِكَ سَخَّرَهَا لَكُمْ لِتُكَبِّرُوا اللَّهَ عَلَىٰ مَا هَدَاكُمْ ۗ وَبَشِّرِ الْمُحْسِنِينَ ﴿٣٧﴾
37. Onların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır; fakat O'na sizden olan takva ulaşır. Sizi hidayete erdirdiği için Allah'ı yüceltesiniz diye onları böylece hizmetinize verdi. İyilik edenleri müjdele!
إِنَّ اللَّهَ يُدَافِعُ عَنِ الَّذِينَ آمَنُوا ۗ إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍ ﴿٣٨﴾
38. Şüphesiz Allah, iman edenleri koruyup-savunur. Şüphesiz Allah, hainlik eden ve nankör olan hiç kimseyi sevmez.
أُذِنَ لِلَّذِينَ يُقَاتَلُونَ بِأَنَّهُمْ ظُلِمُوا ۚ وَإِنَّ اللَّهَ عَلَىٰ نَصْرِهِمْ لَقَدِيرٌ ﴿٣٩﴾
39. Kendilerine savaş açılan kimselere, zulme uğramış olmaları sebebiyle (savaşma) izni verildi. Şüphesiz Allah, onlara yardım etmeye kadirdir.
الَّذِينَ أُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ بِغَيْرِ حَقٍّ إِلَّا أَنْ يَقُولُوا رَبُّنَا اللَّهُ ۗ وَلَوْلَا دَفْعُ اللَّهِ النَّاسَ بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لَهُدِّمَتْ صَوَامِعُ وَبِيَعٌ وَصَلَوَاتٌ وَمَسَاجِدُ يُذْكَرُ فِيهَا اسْمُ اللَّهِ كَثِيرًا ۗ وَلَيَنْصُرَنَّ اللَّهُ مَنْ يَنْصُرُهُ ۗ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ ﴿٤٠﴾
40. Onlar ki sırf "Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allah’ın insanlardan bir kısmını diğerleriyle savması olmasaydı, içlerinde Allah'ın adı çokça anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler yıkılıp giderdi. Şüphesiz Allah kendi dinine yardım edene yardım edecektir. Şüphesiz Allah güçlüdür, mutlak güç sahibidir.

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri (Hacc 1-40)

1. Arapça İsim Örnekleri (20 Adet)

  1. زَلْزَلَة (Zelzele / Sarsıntı)
    Cümle: إِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظِيمٌ (Şüphesiz kıyamet sarsıntısı büyük bir şeydir.)
  2. مُرْضِعَة (Murdı'a / Emzikli kadın)
    Cümle: تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّا أَرْضَعَتْ (Her emzikli kadın emzirdiğini unutur.)
  3. حَمْل (Haml / Yük, Hamilelik)
    Cümle: وَتَضَعُ كُلُّ ذَاتِ حَمْلٍ حَمْلَهَا (Her hamile kadın yükünü düşürür.)
  4. سُكَارَى (Sukârâ / Sarhoşlar)
    Cümle: وَتَرَى النَّاسَ سُكَارَى (İnsanları sarhoş gibi görürsün.)
  5. تُرَاب (Turâb / Toprak)
    Cümle: فَإِنَّا خَلَقْنَاكُمْ مِنْ تُرَابٍ (Şüphesiz biz sizi topraktan yarattık.)
  6. نُطْفَة (Nutfe / Damla suyu, Meni)
    Cümle: ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ (Sonra bir nutfeden...)
  7. عَلَقَة (Alaka / Aşılanmış yumurta, Embriyo)
    Cümle: ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ (Sonra bir alakadan...)
  8. مُضْغَة (Mudğa / Çiğnem et)
    Cümle: ثُمَّ مِنْ مُضْغَةٍ مُخَلَّقَةٍ (Sonra biçimlenmiş bir çiğnem etten...)
  9. أَرْحَام (Erhâm / Rahimler)
    Cümle: وَنُقِرُّ فِي الْأَرْحَامِ مَا نَشَاءُ (Rahimlerde dilediğimizi tutarız.)
  10. طِفْل (Tıfl / Çocuk)
    Cümle: ثُمَّ نُخْرِجُكُمْ طِفْلًا (Sonra sizi bir çocuk olarak çıkarırız.)
  11. قُبُور (Kubûr / Kabirler)
    Cümle: يَبْعَثُ مَنْ فِي الْقُبُورِ (Kabirlerde olanları diriltir.)
  12. خِسْرَان (Husrân / Hüsran, Kayıp)
    Cümle: ذَٰلِكَ هُوَ الْخُسْرَانُ الْمُبِينُ (İşte apaçık hüsran budur.)
  13. أَنْهَار (Enhâr / Nehirler)
    Cümle: تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ (Altından nehirler akar.)
  14. جِبَال (Cibâl / Dağlar)
    Cümle: وَالْجِبَالُ وَالشَّجَرُ يَسْجُدُونَ (Dağlar ve ağaçlar secde ederler.)
  15. ثِيَاب (Siyâb / Elbiseler)
    Cümle: قُطِّعَتْ لَهُمْ ثِيَابٌ مِنْ نَارٍ (Onlar için ateşten elbiseler kesilmiştir.)
  16. حَدِيد (Hadîd / Demir)
    Cümle: وَلَهُمْ مَقَامِعُ مِنْ حَدِيدٍ (Onlar için demirden gürzler vardır.)
  17. أَسَاوِر (Esâvir / Bilezikler)
    Cümle: يُحَلَّوْنَ فِيهَا مِنْ أَسَاوِرَ (Orada bileziklerle süslenirler.)
  18. أَوْثَان (Evsân / Putlar)
    Cümle: فَاجْتَنِبُوا الرِّجْسَ مِنَ الْأَوْثَانِ (Putların pisliğinden kaçının.)
  19. شَعَائِر (Şa'âir / Şiarlar, İşaretler)
    Cümle: وَمَنْ يُعَظِّمْ شَعَائِرَ اللَّهِ (Kim Allah'ın şiarlarını yüceltirse...)
  20. مَسَاجِد (Mesâcid / Mescitler)
    Cümle: وَمَسَاجِدُ يُذْكَرُ فِيهَا اسْمُ اللَّهِ (İçinde Allah'ın adı anılan mescitler...)

2. Arapça Fiil Öرnekleri (20 Adet)

  1. اتَّقُوا (İttakû / Sakının) - Mazi: اِتَّقَى
    Cümle: يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ (Ey insanlar, Rabbinizden sakının.)
  2. تَذْهَلُ (Tezhelu / Unutur, Unutarak geçer) - Mazi: ذَهَلَ
    Cümle: تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ (Her emzikli kadın unutur.)
  3. يُجَادِلُ (Yucâdilu / Tartışır) - Mazi: جَادَلَ
    Cümle: وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللَّهِ (İnsanlardan kimi Allah hakkında tartışır.)
  4. يُضِلُّ (Yudıllu / Saptırır) - Mazi: أَضَلَّ
    Cümle: فَأَنَّهُ يُضِلُّهُ (Şüphesiz o, kendisini saptırır.)
  5. خَلَقْنَا (Halaknâ / Yarattık) - Mazi: خَلَقَ
    Cümle: خَلَقْنَاكُمْ مِنْ تُرَابٍ (Sizi topraktan yarattık.)
  6. اهْتَزَّتْ (Ehtezzet / Harekete geçti, Depreşti) - Mazi: اِهْتَزَّ
    Cümle: اهْتَزَّتْ وَرَبَتْ (Toprak harekete geçer ve kabarır.)
  7. يُحْيِي (Yuhyî / Diriltir) - Mazi: أَحْيَا
    Cümle: وَأَنَّهُ يُحْيِي الْمَوْتَىٰ (Ve O, ölüleri diriltir.)
  8. يَبْعَثُ (Yeb'asu / Diriltip kaldırır) - Mazi: بَعَثَ
    Cümle: يَبْعَثُ مَنْ فِي الْقُبُورِ (Kabirdekileri diriltir.)
  9. يَعْبُدُ (Ya'budu / Kulluk eder) - Mazi: عَبَدَ
    Cümle: مَنْ يَعْبُدُ اللَّهَ عَلَىٰ حَرْفٍ (Allah'a bir kenardan kulluk eden...)
  10. انْقَلَبَ (Enkalabe / Geri döndü) - Mazi: اِنْقَلَبَ
    Cümle: انْقَلَبَ عَلَىٰ وَجْهِهِ (Yüzüstü geri döndü.)
  11. يَدْعُو (Yed'û / Dua eder, Çağırır) - Mazi: دَعَا
    Cümle: يَدْعُو مِنْ دُونِ اللَّهِ (Allah'tan başkasına dua eder.)
  12. يَسْجُدُ (Yesculu / Secde eder) - Mazi: سَجَدَ
    Cümle: أَنَّ اللَّهَ يَسْجُدُ لَهُ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ (Göktekilerin Allah'a secde ettiğini...)
  13. يُصَبُّ (Yusabbu / Dökülür) - Mazi Meçhul: صُبَّ
    Cümle: يُصَبُّ مِنْ فَوْقِ رُؤُوسِهِمُ الْحَمِيمُ (Başlarının üstünden kaynar su dökülür.)
  14. طَهِّرْ (Tahhir / Temizle) - Emir fiil, Mazi: طَهَّرَ
    Cümle: وَطَهِّرْ بَيْتِيَ لِلطَّائِفِينَ (Tavaf edenler için evimi temiz tut.)
  15. أَذِّنْ (Ezzin / İlan et) - Emir fiil, Mazi: أَذَّنَ
    Cümle: وَأَذِّنْ فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ (İnsanlar arasında haccı duyur.)
  16. اجْتَنِبُوا (Ictenibû / Kaçının) - Emir fiil, Mazi: اِجْتَنَبَ
    Cümle: فَاجْتَنِبُوا الرِّجْسَ (Pislikten kaçının.)
  17. سَخَّرْنَا (Sahharnâ / Boyun eğdirdik) - Mazi: سَخَّرَ
    Cümle: كَذَٰلِكَ سَخَّرْنَاهَا لَكُمْ (Sizin hizmetinize böyle verdik.)
  18. يَنَالُ (Yenâlu / Ulaşır) - Mazi: نَالَ
    Cümle: لَنْ يَنَالَ اللَّهَ لُحُومُهَا (Onların etleri Allah'a ulaşmaz.)
  19. أُذِنَ (Uzine / İzin verildi) - Mazi Meçhul: أُذِنَ
    Cümle: أُذِنَ لِلَّذِينَ يُقَاتَلُونَ (Savaş açılanlara izin verildi.)
  20. يَنْصُرُ (Yensuru / Yardım eder) - Mazi: نَصَرَ
    Cümle: وَلَيَنْصُرَنَّ اللَّهُ مَنْ يَنْصُرُهُ (Allah kendisine yardım edene kesinlikle yardım eder.)

3. Arapça Edat Örnekleri (Harf-i Cerler Hariç - 10 Adet)

  1. يَا أَيُّهَا (Yâ eyyuhâ / Nida / Çağrı Edatı)
    Cümle: يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ (Ey insanlar, Rabbinizden sakının.)
  2. إِنَّ (İnne / Tekit / Pekiştirme Edatı)
    Cümle: إِنَّ زَلْزَلَةَ السَّاعَةِ شَيْءٌ عَظِيمٌ (Şüphesiz kıyamet sarsıntısı büyük bir şeydir.)
  3. إِنْ (İn / Şart Edatı)
    Cümle: إِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ (Eğer bir şüphede iseniz...)
  4. ثُمَّ (Summe / Atıf Edatı - Sonra)
    Cümle: ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ (Sonra bir nutfeden, sonra bir alakadan...)
  5. قَدْ (Kad / Tahkik / Kesinlik Edatı)
    Cümle: ذَٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ يَدَاكَ (Bu kendi ellerinin önceden sunduğu şeydir.)
  6. مَا (Mâ / Nafi / Olumsuzluk Edatı)
    Cümle: وَمَا هُمْ بِسُكَارَىٰ (Oysa onlar sarhoş değillerdir.)
  7. لَنْ (Len / Gelecek Zaman Olumsuzluk Edatı)
    Cümle: لَنْ يَنَالَ اللَّهَ لُحُومُهَا (Onların etleri Allah'a asla ulaşmayacaktır.)
  8. لَوْلَا (Levlâ / Şart Edatı - Olmasaydı)
    Cümle: وَلَوْلَا دَفْعُ اللَّهِ النَّاسَ (Eğer Allah'ın insanları savması olmasaydı...)
  9. إِلَّا (İllâ / İstisna Edatı - Ancak, -den başka)
    Cümle: إِلَّا أَنْ يَقُولُوا رَبُّنَا اللَّهُ (Sırf "Rabbimiz Allah'tır" demelerinden başka...)
  10. كَلَّا / بَلْ / أَلَمْ (Elem / Soru Edatı)
    Cümle: أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يَسْجُدُ لَهُ (Görmedin mi Allah'a secde edenleri?)

Kuranla-Arapca-22. Hacc Sûresi-41-78.ayetler

Konu Özeti

Hacc Suresi'nin 41 ile 78. ayetleri arasındaki bu bölümde; yeryüzünde güç ve imkân verildiğinde namaz kılan, zekât veren, iyiliği emredip kötülükten sakındıran müminlerin özellikleri vurgulanır. Önceki peygamberleri ve hakikatleri yalanlayan kavimlerin hazin sonları anlatılarak Allah'ın adaletine ve sünnetine dikkat çekilir. Kâinattaki ilahi deliller (yağmur, gece ve gündüzün değişimi, gemilerin denizde yüzmesi) aracılığıyla Allah'ın sonsuz kudreti ve birliği sergilenir. Bölümün sonunda müminlere Allah yolunda cihad etmeleri, rükû ve secdeyle ibadette bulunmaları, Hz. İbrahim'in milletine uymaları ve İslam bilinciyle kenetlenmeleri emredilir.

Ayetler ve Türkçe Çevirileri (41-78. Ayetler)

41. الَّذِينَ إِن مَّكَّنَّاهُمْ فِي الْأَرْضِ أَقَامُوا الصَّلَاةَ وَآتَوُا الزَّكَاةَ وَأَمَرُوا بِالْمَعْرُوفِ وَنَهَوْا عَنِ الْمُنكَرِ ۗ وَلِلَّهِ عَاقِبَةُ الْأُمُورِ
Çeviri: Onlar ki, eğer kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek namazı kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emrederler, kötülükten sakındırırlar. İşlerin sonu Allah'a aittir.
42. وَإِن يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَثَمُودُ
Çeviri: Eğer seni yalanlıyorlarsa, bil ki onlardan önce Nuh kavmi, Âd ve Semûd da yalanlamıştı.
43. وَقَوْمُ إِبْرَاهِيمَ وَقَوْمُ لُوطٍ
Çeviri: İbrahim'in kavmi ve Lût'un kavmi de,
44. وَأَصْحَابُ مَدْيَنَ ۖ وَكُذِّبَ مُوسَىٰ فَأَمْلَيْتُ لِلْكَافِرِينَ ثُمَّ أَخَذْتُهُمْ ۖ فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ
Çeviri: Medyenliler de yalanlanmıştı. Musa da yalanlanmıştı. Ben de kâfirlere mühlet verdim, sonra onları yakaladım; nasıl oldu benim cezalandırmam!
45. فَكَأَيِّن مِّن قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا وَهِيَ ظَالِمَةٌ فَهِيَ خَاوِيَةٌ عَلَى عُرُوشِهَا وَبِئْرٍ مُّعَطَّلَةٍ وَقَصْرٍ مَّشِيدٍ
Çeviri: Nice memleketler var ki, zulmederken onları helâk ettik de duvarları üzerine çöküp kaldı; nice kör kuyu ve nice ulu köşkler boşa çıkarıldı.
46. أَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَتَكُونَ لَهُمْ قُلُوبٌ يَعْقِلُونَ بِهَا أَوْ آذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَا ۖ فَإِنَّهَا لَا تَعْمَى الْأَبْصَارُ وَلَكِن تَعْمَى الْقُلُوبُ الَّتِي فِي الصُّدُورِ
Çeviri: Hâlâ yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, akledecek kalpleri ve işitecek kulakları olsun? Şüphe yok ki gözler kör olmaz, lakin göğüslerdeki kalpler kör olur.
47. وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَلَن يُخْلِفَ اللَّهُ وَعْدَهُ ۚ وَإِنَّ يَوْمًا عِندَ رَبِّكَ كَأَلْفِ سَنَةٍ مِّمَّا تَعُدُّونَ
Çeviri: Senden acele azap istiyorlar. Allah asla sözünden dönmez. Şüphesiz Rabbin katında bir gün, sizin sayacaklarınızdan bin yıl gibidir.
48. وَكَأَيِّن مِّن قَرْيَةٍ أَمْلَيْتُ لَهَا وَهِيَ ظَالِمَةٌ ثُمَّ أَخَذْتُهَا وَإِلَيَّ الْمَصِيرُ
Çeviri: Nice memleketler var ki, zulmederken onlara mühlet verdim, sonra da onları yakaladım. Dönüş ancak banadır.
49. قُلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّمَا أَنَا لَكُمْ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
Çeviri: De ki: "Ey insanlar! Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıcıyım."
50. فَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ
Çeviri: İnanıp salih ameller işleyenler için bir mağfiret ve cömertçe bir rızık vardır.
51. وَالَّذِينَ سَعَوْا فِي آيَاتِنَا مُعَاجِزِينَ أُولَئِكَ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ
Çeviri: Ayetlerimizi etkisiz kılmak için yarışanlar var ya, işte onlar cehennem ashabıdır.
52. وَمَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ مِن رَّسُولٍ وَلَا نَبِيٍّ إِلَّا إِذَا تَمَنَّىٰ أَلْقَى الشَّيْطَانُ فِي أُمْنِيَّتِهِ فَيَنسَخُ اللَّهُ مَا يُلْقِي الشَّيْطَانُ ثُمَّ يُحْكِمُ اللَّهُ آيَاتِهِ ۗ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
Çeviri: Senden önce hiçbir resul veya nebi göndermedik ki, bir şey temenni ettiğinde şeytan onun dileğine vesvese atmış olmasın. Fakat Allah şeytanın attığını giderir, sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırır. Allah alîmdir, hakîmdir.
53. لِيَجْعَلَ مَا يُلْقِي الشَّيْطَانُ فِتْنَةً لِّلَّذِينَ فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَالْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْ ۗ وَإِنَّ الظَّالِمِينَ لَفِي شِقَاقٍ بَعِيدٍ
Çeviri: Bunu, şeytanın attığı vesveseyi kalplerinde hastalık olanlar ve kalpleri katılaşanlar için bir imtihan vesilesi yapmak üzere kılmıştır. Şüphesiz zalimler derin bir ayrılık içindedirler.
54. وَلِيَعْلَمَ الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ أَنَّهُ الْحَقُّ مِن رَّبِّكَ فَيُؤْمِنُوا بِهِ فَتُخْبِتَ لَهُ قُلُوبُهُمْ ۗ وَإِنَّ اللَّهَ لَهَادِ الَّذِينَ آمَنُوا إِلَىٰ صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
Çeviri: Ve kendilerine ilim verilenler bunun Rabbinden gelen hak olduğunu bilsinler, ona inansınlar ve kalpleri ona saygı duyup yumuşasın diye. Şüphesiz Allah iman edenleri dosdoğru bir yola ileticidir.
55. وَلَا يَزَالُ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي مِرْيَةٍ مِّنْهُ حَتَّىٰ تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً أَوْ يَأْتِيَهُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَقِيمٍ
Çeviri: İnkâr edenler, kendilerine ansızın kıyamet gelinceye veya kısır bir günün azabı gelinceye kadar ondan şüphe içindedirler.
56. الْمُلْكُ يَوْمَئِذٍ لِّلَّهِ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ ۚ فَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ
Çeviri: O gün mülk Allah'ındır; aralarında O hükmeder. İnanıp salih ameller işleyenler Naim cennetlerindedirler.
57. وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا فَأُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُّهِينٌ
Çeviri: İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlar var ya, işte onlar için horlayıcı bir azap vardır.
58. وَالَّذِينَ هَاجَرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ ثُمَّ قُتِلُوا أَوْ مَاتُوا لَيَرْزُقَنَّ اللَّهُ رِزْقًا حَسَنًا ۚ وَإِنَّ اللَّهَ لَهُوَ خَيْرُ الرَّازِقِينَ
Çeviri: Allah yolunda hicret edip sonra öldürülen veya ölenleri Allah elbette güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Şüphesiz Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
59. لَيُدْخِلَنَّهُم مُّدْخَلًا يَرْضَوْنَهُ ۗ وَإِنَّ اللَّهَ لَعَلِيمٌ حَلِيمٌ
Çeviri: Onları hoşnut olacakları bir yere koyacaktır. Şüphesiz Allah alîmdir, halîmdir.
60. ذَلِكَ وَمَنْ عَاقَبَ بِمِثْلِ مَا عُوقِبَ بِهِ ثُمَّ بُغِيَ عَلَيْهِ لَيَنصُرَنَّهُ اللَّهُ ۗ إِنَّ اللَّهَ لَعَفُوٌّ غَفُورٌ
Çeviri: İş budur! Kim kendisine yapılan işin misliyle karşılık verir de, sonra yine kendisine zulmedilirse, Allah ona kesinlikle yardım eder. Şüphesiz Allah affedicidir, bağışlayıcıdır.
61. ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ يُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَأَنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ
Çeviri: Bu, Allah'ın geceyi gündüze sokması, gündüzü de geceye sokması sebebiyledir. Şüphesiz Allah semîdir, basîrdir.
62. ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ وَأَنَّ مَا يَدْعُونَ مِن دُونِهِ هُوَ الْبَاطِلُ وَأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ
Çeviri: Bu, Allah'ın gerçek ilâh olması, O'ndan başka taptıkları şeylerin ise batıl olması ve Allah'ın yüce ve büyük olması sebebiyledir.
63. أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ أَنزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَتُصْبِحُ الْأَرْضُ مُخْضَرَّةً ۗ إِنَّ اللَّهَ لَطِيفٌ خَبِيرٌ
Çeviri: Görmedin mi ki Allah gökten bir su indirmiş de yeryüzü yemyeşil olmuştur? Şüphesiz Allah latîfdir, habîrdir.
64. لَّهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ ۗ وَإِنَّ اللَّهَ لَهُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ
Çeviri: Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Şüphesiz Allah, zengindir, övgüye layıktır.
65. أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ سَخَّرَ لَكُم مَّا فِي الْأَرْضِ وَالْفُلْكَ تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِأَمْرِهِ وَيُمْسِكُ السَّمَاءَ أَن تَقَعَ عَلَى الْأَرْضِ إِلَّا بِإِذْنِهِ ۗ إِنَّ اللَّهَ بِالنَّاسِ لَرَءُوفٌ رَّحِيمٌ
Çeviri: Görmedin mi ki Allah, yeryüzündekileri sizin emrinize vermiştir; gemiler O'nun emriyle denizde yüzmektedir. Gökyüzünü, izni olmadıkça yer üzerine düşmekten O alıkoyar. Şüphesiz Allah insanlara karşı çok şefkatli ve merhametlidir.
66. وَهُوَ الَّذِي أَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ۗ إِنَّ الْإِنسَانَ لَكَفُورٌ
Çeviri: O, sizi dirilten, sonra öldürecek, sonra yine diriltecek olandır. Şüphesiz insan çok nankördür.
67. لِكُلِّ أُمَّةٍ جَعَلْنَا مَنسَكًا هُمْ نَاسِكُوهُ ۖ فَلَا يُنَازِعُنَّكَ فِي الْأَمْرِ ۚ وَادْعُ إِلَىٰ رَبِّكَ ۖ إِنَّكَ لَعَلَىٰ هُدًى مُّسْتَقِيمٍ
Çeviri: Her ümmet için bir ibadet yeri tayin ettik ki onlar onu uygularlar. Artık bu hususta seninle çekişmesinler. Rabbine davet et; çünkü sen dosdoğru bir hidayet üzeresin.
68. وَإِن جَادَلُوكَ فَقُلِ اللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ
Çeviri: Eğer seninle tartışırlarsa, de ki: "Allah yaptıklarınızı çok iyi bilir."
69. اللَّهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِيمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ
Çeviri: Kıyamet günü, hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeylerde aranızda Allah hükmedecektir.
70. أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ ۗ إِنَّ ذَلِكَ فِي كِتَابٍ ۚ إِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ
Çeviri: Görmedin mi ki Allah, gökte ve yerde ne varsa bilir? Şüphesiz bu bir kitaptadır. Şüphesiz bu Allah için çok kolaydır.
71. وَيَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ سُلْطَانًا وَمَا لَيْسَ لَهُم بِهِ عِلْمٌ ۗ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ نَّصِيرٍ
Çeviri: Onlar, Allah'ı bırakıp hakkında hiçbir delil indirmediği ve kendilerinin de hakkında bilgi sahibi olmadığı şeylere taparlar. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.
72. وَإِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ تَعْرَفُ فِي وُجُوهِ الَّذِينَ كَفَرُوا الْمُنكَرَ ۖ يَكَادُونَ يَسْطُونَ بِالَّذِينَ يَتْلُونَ عَلَيْهِمْ آيَاتِنَا ۗ قُلْ أَفَأُنَبِّئُكُم بِشَرٍّ مِّن ذَلِكَ ۗ النَّارُ وَعَدَهَا اللَّهُ الَّذِينَ كَفَرُوا ۖ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
Çeviri: Ayetlerimiz kendilerine açıkça okunduğunda, inkâr edenlerin yüzlerinde hoşnutsuzluk sezersin. Neredeyse ayetlerimizi kendilerine okuyanların üzerine saldırecekler. De ki: "Size bundan daha kötü olanını haber vereyim mi? Ateş; Allah onu inkâr edenlere vadetmiştir. Ne kötü bir dönüş yeridir!"
73. يَا أَيُّهَا النَّاسُ ضُرِبَ مَثَلٌ فَاسْتَمِعُوا لَهُ ۚ إِنَّ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ لَن يَخْلُقُوا ذُبَابًا وَلَوْ اجْتَمَعُوا لَهُ ۖ وَإِن يَسْلُبْهُمُ الذُّبَابُ شَيْئًا لَّا يَسْتَنقِذوهُ مِنْهُ ۗ ضَعُفَ الطَّالِبُ وَالْمَطْلُوبُ
Çeviri: Ey insanlar! Bir misal verildi; şimdi onu dinleyin: Allah'ı bırakıp da taptıklarınız hepsi bir araya toplansalar bir sinek bile yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapıp kaçsa, bunu ondan kurtaramazlar. İsteyen de istenen de aciz kaldı.
74. مَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ ۗ إِنَّ اللَّهَ لَقَوِيٌّ عَزِيزٌ
Çeviri: Onlar Allah'ı gereği gibi takdir edemediler. Şüphesiz Allah kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.
75. اللَّهُ يَصْطَفِي مِنَ الْمَلَائِكَةِ رُسُلًا وَمِنَ النَّاسِ ۚ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ
Çeviri: Allah meleklerden de elçiler seçer, insanlardan da. Şüphesiz Allah semîdir, basîrdir.
76. يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ ۗ وَإِلَى اللَّهِ تُرْجَعُ الْأُمُورُ
Çeviri: O, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. İşler ancak Allah'a döndürülür.
77. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا ارْكَعُوا وَاسْجُدُوا وَاعْبُدُوا رَبَّكُمْ وَافْعَلُوا الْخَيْرَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Çeviri: Ey iman edenler! Rükû edin, secde edin, Rabbinize ibadet edin ve hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.
78. وَجَاهِدُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ حَقَّ جِهَادِهِ ۚ هُوَ اجْتَبَاكُمْ وَمَا جَعَلَ عَلَيْكُمْ فِي الدِّينِ مِنْ حَرَجٍ ۚ مِّلَّةَ أَبِيكُمْ إِبْرَاهِيمَ ۚ هُوَ سَمَّاكُمُ الْمُسْلِمِينَ مِن قَبْلُ وَفِي هَذَا لِيَكُونَ الرَّسُولُ شَهِيدًا عَلَيْكُمْ وَتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ ۚ فَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَاعْتَصِمُوا بِاللَّهِ هُوَ مَوْلَاكُمْ ۖ فَنِعْمَ الْمَوْلَىٰ وَنِعْمَ النَّصِيرُ
Çeviri: Allah yolunda, O'na yaraşır şekilde cihad edin. O sizi seçti ve din hususunda üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi; babanız İbrahim'in milleti (ne uyun). O sizi daha önce de, bu (Kur'an)da da müslüman diye adlandırdı ki Resul sizin üzerinize şahit olsun, siz de insanlara şahit olasınız. Artık namazı kılın, zekâtı verin ve Allah'a sarılın. O sizin mevânızdır; ne güzel mevâ ve ne güzel yardımcıdır!

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (20 Adet)

  • الْأَرْض (El-Ard):
    Anlamı: Yeryüzü, toprak.
    Cümle: إِن مَّكَّنَّاهُمْ فِي الْأَرْضِ (Eğer kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek)
  • الصَّلَاة (Es-Salât):
    Anlamı: Namaz, dua.
    Cümle: أَقَامُوا الصَّلَاةَ (Namazı kıldılar.)
  • الزَّكَاة (Ez-Zekât):
    Anlamı: Zekât, arınma, malın belirli payı.
    Cümle: وَآتَوُا الزَّكَاةَ (Ve zekâtı verdiler.)
  • الْمَعْرُوف (El-Ma'rûf):
    Anlamı: İyilik, akla ve dine uygun güzel iş.
    Cümle: وَأَمَرُوا بِالْمَعْرُوفِ (İyiliği emrettiler.)
  • الْمُنكَر (El-Munker):
    Anlamı: Kötülük, dinen ve aklen reddedilen şey.
    Cümle: وَنَهَوْا عَنِ الْمُنكَرِ (Kötülükten sakındırdılar.)
  • عَاقِبَة (Âqibah):
    Anlamı: Sonuç, akıbet.
    Cümle: وَلِلَّهِ عَاقِبَةُ الْأُمُورِ (İşlerin sonu Allah'a aittir.)
  • قَوْم (Qawm):
    Anlamı: Kavim, topluluk, halk.
    Cümle: قَوْمُ نُوحٍ (Nuh'un kavmi)
  • قَرْيَة (Qaryah):
    Anlamı: Memleket, şehir, yerleşim yeri.
    Cümle: مِّن قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا (Helâk ettiğimiz nice memleket vardır.)
  • ظَالِم (Zâlim):
    Anlamı: Zulmeden, haksızlık yapan.
    Cümle: وَهِيَ ظَالِمَةٌ (O zulmeder durumdayken)
  • قَلْب (Qalb):
    Anlamı: Kalp, gönül, akıl merkezi.
    Cümle: قُلُوبٌ يَعْقِلُونَ بِهَا (Aklendikleri kalpleri olsun)
  • عَذَاب (Azâb):
    Anlamı: Azap, ceza, sıkıntı.
    Cümle: بِالْعَذَابِ (Azap ile)
  • رَسُول (Rasûl):
    Anlamı: Elçi, peygamber, resul.
    Cümle: مِن رَّسُولٍ (Bir elçi...)
  • نَبِيّ (Nabiyy):
    Anlamı: Nebi, haber getiren peygamber.
    Cümle: وَلَا نَبِيٍّ (Ve nebi de...)
  • عِلْم (İlm):
    Anlamı: İlim, bilgi, bilme.
    Cümle: أُوتُوا الْعِلْمَ (Kendilerine ilim verilenler)
  • سَاعَة (Sâah):
    Anlamı: Saat, kıyamet vakti.
    Cümle: تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ (Kıyamet onlara gelinceye kadar)
  • سَبِيل (Sabîl):
    Anlamı: Yol, yöntem, cihet.
    Cümle: فِي سَبِيلِ اللَّهِ (Allah yolunda)
  • رِزْق (Rızk):
    Anlamı: Rızık, nimet, geçimlik.
    Cümle: رِزْقًا حَسَنًا (Güzel bir rızık)
  • لَيْل (Layl):
    Anlamı: Gece.
    Cümle: يُولِجُ اللَّيْلَ (Geceyi sokar.)
  • نَهَار (Nahâr):
    Anlamı: Gündüz.
    Cümle: فِي النَّهَارِ (Gündüzün içinde)
  • بَحْر (Bahr):
    Anlamı: Deniz, büyük su kütlesi.
    Cümle: تَجْرِي فِي الْبَحْرِ (Denizde akar/yürür.)

2. Arapça Fiil Örnekleri (20 Adet)

  • مَكَّن (Mekkene):
    Anlamı: İktidar vermek, yerleştirmek, imkân tanımak.
    Cümle: إِن مَّكَّنَّاهُمْ (Eğer onlara imkân ve iktidar verirsek)
  • أَقَام (Akâme):
    Anlamı: Yerine getirmek, kfüre/ikame etmek (namaz kılmak).
    Cümle: أَقَامُوا الصَّلَاةَ (Namazı kıldılar.)
  • آتَى (Âtâ):
    Anlamı: Vermek, ihsan etmek.
    Cümle: وَآتَوُا الزَّكَاةَ (Ve zekâtı verdiler.)
  • أَمَرَ (Emere):
    Anlamı: Emretmek, buyurmak.
    Cümle: وَأَمَرُوا بِالْمَعْرُوفِ (İyiliği emrettiler.)
  • نَهَى (Nehâ):
    Anlamı: Yasaklamak, sakındırmak.
    Cümle: وَنَهَوْا عَنِ الْمُنكَرِ (Kötülükten sakındırdılar.)
  • كَذَّب (Kezzabe):
    Anlamı: Yalanlamak, tekzip etmek.
    Cümle: وَإِن يُكَذِّبُوكَ (Eğer seni yalanlıyorlarsa)
  • أَهْلَكَ (Ahleke):
    Anlamı: Helâk etmek, yok etmek.
    Cümle: أَهْلَكْنَاهَا (Onları helâk ettik.)
  • سَار (Sâra):
    Anlamı: Yürümek, gezmek, dolaşmak.
    Cümle: أَفَلَمْ يَسِيرُوا (Yeryüzünde dolaşmadılar mı?)
  • عَقَل (Aqale):
    Anlamı: Akletmek, anlamak, düşünmek.
    Cümle: يَعْقِلُونَ بِهَا (Onunla aklederler.)
  • سَمِع (Sami'a):
    Anlamı: İşitmek, duymak.
    Cümle: يَسْمَعُونَ بِهَا (Onunla işitirler.)
  • اسْتَعْجَل (İsta'jale):
    Anlamı: Acele istemek, acele etmek.
    Cümle: وَيَسْتَعْجِلُونَكَ (Senden acele azap istiyorlar.)
  • أَخْلَف (Ahlefe):
    Anlamı: Sözünden dönmek, hulf etmek.
    Cümle: وَلَن يُخْلِفَ اللَّهُ (Allah asla sözünden dönmez.)
  • أَرْسَل (Arsele):
    Anlamı: Göndermek, salıvermek.
    Cümle: وَمَا أَرْسَلْنَا (Ve biz göndermedik.)
  • تَمَنَّى (Temennâ):
    Anlamı: Temenni etmek, arzu etmek, okumak/dilemek.
    Cümle: إِذَا تَمَنَّىٰ (Temenni ettiğinde / okuduğunda)
  • نَسَخ (Nesaha):
    Anlamı: Gidermek, hükmünü kaldırmak, kopya etmek.
    Cümle: فَيَنسَخُ اللَّهُ (Allah giderir / nesh eder.)
  • حَكَم (Hakeme):
    Anlamı: Hükmetmek, karar vermek.
    Cümle: يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ (Aralarında hükmeder.)
  • هَاجَر (Hâcere):
    Anlamı: Hicret etmek, göç etmek.
    Cümle: وَالَّذِينَ هَاجَرُوا (Ve hicret edenler...)
  • خَلَق (Khalaqa):
    Anlamı: Yaratmak.
    Cümle: لَن يَخْلُقُوا ذُبَابًا (Asla bir sinek yaratamazlar.)
  • جَاهَد (Câhede):
    Anlamı: Cihad etmek, gayret göstermek, savaşmak.
    Cümle: وَجَاهِدُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ (Allah yolunda cihad edin.)
  • عَلِم (Alime):
    Anlamı: Bilmek.
    Cümle: وَاللَّهُ عَلِيمٌ (Allah hakkıyla bilendir.)

3. Arapça Edat Örnekleri (10 Adet - Harfi Cerler Hariç)

  • إِنْ (İn - Şart edatı):
    Anlamı: Eğer, se/sa.
    Cümle: إِن مَّكَّنَّاهُمْ (Eğer onlara iktidar verirsek)
  • قَدْ (Qad - Tahkik / pekiştirme edatı):
    Anlamı: Kesinlikle, -mıș/mif.
    Cümle: فَقَدْ كَذَّبَتْ (Şüphesiz yalanlamıştı.)
  • لَا (Lâ - Olumsuzluk edatı):
    Anlamı: Değil, -mez/-maz, yok.
    Cümle: لَا تَعْمَى الْأَبْصَارُ (Gözler kör olmaz.)
  • لَن (Len - Gelecek zaman olumsuzluk edatı):
    Anlamı: Asla, kat'iyyen -meyecek.
    Cümle: وَلَن يُخْلِفَ اللَّهُ وَعْدَهُ (Allah asla sözünden dönmez.)
  • ثُمَّ (Summe - Atıf / Bağlaç edatı):
    Anlamı: Sonra, ardından.
    Cümle: ثُمَّ أَخَذْتُهُمْ (Sonra onları yakaladım.)
  • أَوْ (Ev - Bağlaç edatı):
    Anlamı: Veya, ya da.
    Cümle: أَوْ مَاتُوا (Veya ölenler...)
  • لَوْ (Lev - Şart / Dilek edatı):
    Anlamı: Eğer -seydi, sa bile.
    Cümle: وَلَوْ اجْتَمَعُوا لَهُ (Toplansalar bile)
  • هَلْ (Hel - Soru edatı):
    Anlamı: -mi / -mı?
    Cümle: هَلْ جَزَاءُ الْإِحْسَانِ إِلَّا الْإِحْسَانُ (İyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey midir?)
  • مَا (Mâ - Olumsuzluk / İsmi mevsul edatı):
    Anlamı: Şey ki, -diği şey, değil.
    Cümle: مَا عُوقِبَ بِهِ (Kendisiyle cezalandırıldığı şey)
  • فَـ (Fâ - Takip / Rabıta harfi):
    Anlamı: O halde, öyleyse, de/da.
    Cümle: فَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ (Öyleyse namazı kılın.)

Hacc Sûresi (1-78. Ayetler) Özet ve Okuma Parçası

Hacc Sûresi, Kur'an-ı Kerim'in 22. sûresi olup hem Mekkî hem de Medenî ayetleri barındıran müstesna sûrelerden biridir. Sûrenin temel konuları; kıyamet sarsıntıları, ahiret inancı, insanın topraktan başlayıp evrilen yaratılış merhaleleri, şirk inancının batıllığı, hac ibadetinin Hz. İbrahim tarafından ilanı, kurban ibadetinin ruhu, mazlumlara yardım ve Allah yolunda cihad ile müminlerin ahlaki sorumlulukları üzerine kurulmuştur.

Sûrenin girişinde kıyamet gününün dehşeti يَوْمَ تَرَوْنَهَا تَذْهَلُ كُلُّ مُرْضِعَةٍ عَمَّا أَرْضَعَتْ (O günü gördüğünüzde, her emzikli anne emzirdiği çocuğunu unutur) ayetiyle tasvir edilir. İnsanın yaratılış aşamaları مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ مِنْ عَلَقَةٍ ثُمَّ مِنْ مُضْغَةٍ şeklinde detaylandırılarak dirilişin hakikati akli delillerle ispatlanır.

Sûrenin ilerleyen bölümlerinde hac ibadetinin insanlara duyurulması وَأَذِّنْ فِي النَّاسِ بِالْحَجِّ emriyle Hz. İbrahim'e bildirilmiştir. Kurban kesilirken Allah'a ulaşanın etler veya kanlar değil, kalplerdeki takva olduğu لَنْ يَنَالَ اللَّهَ لُحُومُهَا وَلَا دِمَاؤُهَا وَلَكِنْ يَنَالُهُ التَّقْوَى مِنْكُمْ ayetiyle beyan edilmiştir. Sûre, müminlere rükû, secde, ibadet ve وَجَاهِدُوا فِي اللَّهِ حَقَّ جِهَادِهِ çağrısıyla hitap ederek nihayete erer.

Hacc Sûresi Önemli Kelime Örnekleri

  • السَّاعَةُ (Es-Sâah): Kıyamet saati, büyük buluşma anı.
  • مُرْضِعَةٍ (Mürdıatin): Çocuğunu emziren anne.
  • نُطْفَةٍ (Nutfe): Saf su, damla, sperm.
  • عَلَقَةٍ (Alaka): Rahme tutunan pıhtı.
  • مُضْغَةٍ (Mudğa): Bir çiğnem et görünümündeki aşama.
  • الْحَجُّ (El-Hacc): Ziyaret etmek, hac ibadeti.
  • مَنَاسِكُ (Menasik): Hac ritüelleri ve ibadet mahalleri.
  • صَوَامِعُ (Sövami'): Hıristiyan manastırları.
  • بِيَعٌ (Biya'): Havralar, kiliseler.
  • صَلَوَاتٌ (Salavat): İbadethaneler, kiliseler.
  • مَسَاجِدُ (Mesâcid): Secde edilen yerler, camiler.

Hacc Sûresi (1-78. Ayetler) 40 Soruluk Kapsamlı Test

Arapça Kelime ve Gramer Testi (Hacc Sûresi 1-78)

S.Muhammed Kayaalp (el-Haşimi) Ks

الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي

Arapça Dersleri-İslami Sohbetler-Tevhid-Tefsir-Hadis-Fıkıh-Fetvalar-İrşadlar

Kuranla-Arapca-22. Hacc Sûresi Rating: 4.5 Diposkan Oleh: ☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي☝المحمدية☝

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.