☝📖İbrahimi ﷺ Muhammedi ﷺ Hanif İslam📖☝﷽𐰃𐰠𐰯☝📖المحمدية☝Muhammediyye📖☝𐰃𐰠𐰯༺الله أكبر ༻

Güncel Duyuru Eylül -Ekim 2026

Nehvul Vazıh 2.Merhale Derslerimiz Çok Yakında Eylül itibariyle Başlayacak Ekim itibariyle devam edecek inşallah!Nehcül Belağa Dersleri sitemize ekleniyor,Kur'anla Arapça Dilbilgisi derslerimiz ve 116 tane Arapça dilbilgisi konu testi sitemize eklendi..

☝المحمدية☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي 📖 ☝

☝https://www.muhammediyye.org/☝
📖-المحمدية-📖

Teoriye göre;İlluminati(hizbüşşeytan) yani uzaylı ve insan melezi ırklar,yarı vampir,yılan,ejderha vs melez soylardan oluşan topluluk,masonik, illuminatik firavun ve nemrud soylarının hipnoz,büyü,zihin kontrolü,algı yönetimi ile bireyler ve toplumları yönetmesi,hizbüşşeytan illumiatinin küresel illuminatik sistemi; siyaset,medya,sivil toplum,terör örgütleri,mafya,enerji,silah,ilaç,gıda tekeli alanlarda illuminati vardır!

Destek olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.

Kuranla-Arapca-24. Nûr Sûresi

☝https://www.muhammediyye.org/☝
📖-المحمدية علي الكتاب و السنة الصحيحة-📖
Üye olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.Kardeşlerimize Önemli :
اعوذ بالله من الشيطان الرجيم
 بسم الله الرحمان الرحيم
 الحمد لله رب العالمين و الصلاة و السلام علي امامنا محمد
 و آله و اهل بيته و صحبه و امته اجمعين
Euzü billahi mineşeydanirracimi ve min hizbihi..
Bismillahirrahmanirrahiym
Allahım cc Şeytandan ve onun hizbi tağutlardan
marid ve hannaslardan,cibt ve belamlardan sana sığınırız.Rahman ve rahiym olan Allahın cc adıyla.. 
Ahmedilik,kadıyanilik,bahailik,Vahhabilik,Şiilik,
illuminati,masonluk,yahudilik,nasırilik,nusayrilik,yezidilik,
sağcılık,solculuk,islamcılık,ateizm,deizm, budizm,hinduizm gibi  İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif İslama aykırı dini,felsefi ve ideolojik akımlardan imanımızı ve dinimizi koruyalım!     
İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif din islamdır!
İslam ise; peygamberler peygamberi cenabı Muhammed ﷺ  dinidir!..
Nemrut,Firavun,İsis,ra ve el gibi tağutlar(illuminati) ve onların günümüzdeki soylarının ve taraftarlarının dini(inanış,felsefe,ideolojilerinin) değil!
𐰃𐰠𐰯Kur'an ve sahih sünnetin izinde Muhammediyiz𐰃𐰠𐰯
📖☝ المحمدية علي الكتاب و السنة☝📖 Arapça Dersleri☝İslami Sohbetler☝İslami İlimler☝Manevi Rehberlik☝  instagram: https://www.instagram.com/muhammediyye
  • Ders1
  • Ders2
  • Konu Testi
  • Sureler
  • Arapça Dersler
  • ☝📖المحمدية📖☝

Kuranla-Arapca-24. Nûr Sûresi-1-39.ayetler

"Kuranla-Arapca-24. Nûr Sûresi-1-39.ayetler"

Konu Özeti

Nûr Sûresi, Medine döneminde inmiş olup 64 ayetten oluşmaktadır. İlk 39 ayet; toplumsal ahlak, iffet, zina suçunun cezası, iftira (ifk) hadisesi, evlere girme ve izin isteme (isti'zân) adabı, gözleri haramdan sakındırma (gadd-ı basar), örtünme ilkeleri, Allah'ın göklerin ve yerin nuru olduğunu belirten meşhur Nur Ayeti ile müminlerin mescitlerdeki ibadet hallerini ve inkar edenlerin amellerinin seraba benzediğini anlatan ilahi hükümleri kapsamlı bir şekilde ele alır.

Nûr Sûresi 1-39. Ayetlerin Arapça Metni ve Türkçe Çevirisi

سُورَةٌ أَنْزَلْنَاهَا وَفَرَضْنَاهَا وَأَنْزَلْنَا فِيهَا آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
1. (Bu) bizim indirdiğimiz ve (hükümlerini) farz kıldığımız bir sûredir. Düşünüp öğüt alasınız diye onda apaçık ayetler indirdik.
الزَّانِيَةُ وَالزَّانِي فَاجْلِدُوا كُلَّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا مِائَةَ جَلْدَةٍ وَلَا تَأْخُذْكُمْ بِهِمَا رَأْفَةٌ فِي دِينِ اللَّهِ إِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَيَوْمِ الْآخِرِ وَلْيَشْهَدْ عَذَابَهُمَا طَائِفَةٌ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ
2. Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz değnek vurun. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah'ın dininde (bu cezayı uygularken) onlara acımayın. Müminlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun.
الزَّانِي لَا يَنْكِحُ إِلَّا زَانِيَةً أَوْ مُشْرِكَةً وَالزَّانِيَةُ لَا يَنْكِحُهَا إِلَّا زَانٍ أَوْ مُشْرِكٌ وَحُرِّمَ ذَلِكَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ
3. Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkasıyla evlenmez; zina eden kadını da zina eden veya müşrik olan bir erkekten başkası nikâhlamaz. Bu, müminlere haram kılınmıştır.
وَالَّذِينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ ثُمَّ لَمْ يَأْتُوا بِأَرْبَعَةِ شُهَدَاءَ فَاجْلِدُوهُمْ ثَمَانِينَ جَلْدَةً وَلَا تَقْبَلُوا لَهُمْ شَهَادَةً أَبَدًا وَأُولَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
4. İffetli kadınlara zina isnat edip de sonra dört şahit getiremeyenlere seksen değnek vurun ve ebediyen onların şahitliğini kabul etmeyin. İşte onlar yoldan çıkmış kimselerdir.
إِلَّا الَّذِينَ تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ وَأَصْلَحُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
5. Ancak bundan sonra tövbe edip kendilerini düzeltenler müstesna; çünkü Allah çok bağışlayandır, merhamet edendir.
وَالَّذِينَ يَرْمُونَ أَزْوَاجَهُمْ وَلَمْ يَكُنْ لَهُمْ شُهَدَاءُ إِلَّا أَنْفُسُهُمْ فَشَهَادَةُ أَحَدِهِمْ أَرْبَعُ شَهَادَاتٍ بِاللَّهِ إِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِقِينَ
6. Kendi eşlerine zina isnat edip de kendilerinden başka şahitleri bulunmayanların her birinin şahitliği, doğru söyleyenlerden olduğuna dair Allah adına dört defa şahitlik etmesidir.
وَالْخَامِسَةُ أَنَّ لَعْنَتَ اللَّهِ عَلَيْهِ إِنْ كَانَ مِنَ الْكَاذِبِينَ
7. Beşincisinde, eğer yalancılardan ise Allah'ın lanetinin kendi üzerine olmasını diler.
وَيَدْرَؤُ عَنْهَا الْعَذَابَ أَنْ تَشْهَدَ أَرْبَعَ شَهَادَاتٍ بِاللَّهِ إِنَّهُ لَمِنَ الْكَاذِبِينَ
8. Kadının, eşinin yalancılardan olduğuna dair Allah adına dört defa şahitlik etmesi, kendisinden cezayı (laneti) kaldırır.
وَالْخَامِسَةَ أَنَّ غَضَبَ اللَّهِ عَلَيْهَا إِنْ كَانَ مِنَ الصَّادِقِينَ
9. Beşincisinde, eğer (kocası) doğru söyleyenlerden ise Allah'ın gazabının kendi üzerine olmasını diler.
وَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ وَأَنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ حَكِيمٌ
10. Eğer üzerinizde Allah'ın lütfu ve rahmeti olmasaydı ve Allah tövbeleri kabul eden, hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı (haliniz nice olurdu?)
إِنَّ الَّذِينَ جَاؤُوا بِالْإِفْكِ عُصْبَةٌ مِنْكُمْ لَا تَحْسَبُوهُ شَرًّا لَكُمْ بَلْ هُوَ خَيْرٌ لَكُمْ لِكُلِّ امْرِئٍ مِنْهُمْ مَا اكْتَسَبَ مِنَ الْإِثْمِ وَالَّذِي تَوَلَّى كِبْرَهُ مِنْهُمْ لَهُ عَذَابٌ عَظِيمٌ
11. O iftirayı atanlar aranızdan bir gruptur. Bunu kendiniz için bir şer sanmayın; aksine o, sizin için bir hayırdır. Onlardan her bir kişiye kazandığı günahın cezası vardır. (İftiranın) büyüğünü sırtlanan kimse için ise büyük bir azap vardır.
لَوْلَا إِذْ سَمِعْتُمُوهُ ظَنَّ الْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بِأَنْفُسِهِمْ خَيْرًا وَقَالُوا هَذَا إِفْكٌ مُبِينٌ
12. Onu işittiğinizde, mümin erkek ve kadınlar kendi vicdanları hakkında hayırlı bir zanda bulunup "Bu apaçık bir iftiradır" deselerdi ya!
لَوْلَا جَاؤُوا عَلَيْهِمْ بِأَرْبَعَةِ شُهَدَاءَ فَإِذْ لَمْ يَأْتُوا بِالشُّهَدَاءِ فَأُولَئِكَ عِنْدَ اللَّهِ هُمُ الْكَاذِبُونَ
13. (İftiracılar) buna dair dört şahit getirmeli değil miydiler? Mademşahitleri getiremediler, öyleyse onlar Allah katında yalancılardır.
وَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ لَمَسَّكُمْ فِيما أَفَضْتُمْ فِيهِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
14. Dünyada ve ahirette Allah'ın lütfu ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, içine daldığınız bu dedikodudan ötürü size büyük bir azap dokunurdu.
إِذْ تَلَقَّوْنَهُ بِأَلْسِنَتِكُمْ وَتَقُولُونَ بِأَفْوَاهِكُمْ مَا لَيْسَ لَكُمْ بِهِ عِلْمٌ وَتَحْسَبُونَهُ هَيِّنًا وَهُوَ عِنْدَ اللَّهِ عَظِيمٌ
15. Hani o iftirayı dillerinizle birbirinize aktarıyor, hakkında hiçbir bilgiğiniz olmayan şeyi ağızlarınızla söylüyor ve bunu önemsiz bir şey sanıyordunuz. Hâlbuki o, Allah katında çok büyüktür.
وَلَوْلَا إِذْ سَمِعْتُمُوهُ قُلْتُمْ مَا يَكُونُ لَنَا أَنْ نَتَكَلَّمَ بِهَذَا سُبْحَانَكَ هَذَا بُهْتَانٌ عَظِيمٌ
16. Onu işittiğinizde, "Bunu konuşmak bize yakışmaz. Haşa! Bu çok büyük bir iftiradır" desenize!
يَعِظُكُمُ اللَّهُ أَنْ تَعُودُوا لِمِثْلِهِ أَبَدًا إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
17. Eğer müminlerseniz, Allah bir daha böyle bir şeye asla dönmemeniz konusunda sizi uyarıyor.
وَيُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
18. Allah size ayetleri açıklıyor. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
إِنَّ الَّذِينَ يُحِبُّونَ أَنْ تَشِيعَ الْفَاحِشَةُ فِي الَّذِينَ آمَنُوا لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
19. İnananlar arasında hayâsızlığın yayılmasını arzu edenler için dünyada da ahirette de elem verici bir azap vardır. Allah bilir, siz bilmezsiniz.
وَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ وَأَنَّ اللَّهَ رَؤُوفٌ رَحِيمٌ
20. Eğer üzerinizde Allah'ın lütfu ve rahmeti olmasaydı ve Allah çok şefkatli, merhametli olmasaydı (haliniz nice olurdu?)
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ وَمَنْ يَتَّبِعْ خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ فَإِنَّهُ يَأْمُرُ بِالْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ مَا زَكَى مِنْكُمْ مِنْ أَحَدٍ أَبَدًا وَلَكِنَّ اللَّهَ يُزَكِّي مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ سَمِعٌ عَلِيمٌ
21. Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa, bilsin ki o, ahlaksızlığı ve kötülüğü emreder. Eğer üzerinizde Allah'ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, içinizden hiçbir kimse asla temize çıkamazdı; lakin Allah dilediğini arındırır. Allah her şeyi işiten, hakkıyla bilendir.
وَلَا يَأْتَلِ أُولُوا الْفَضْلِ مِنْكُمْ وَالسَّعَةِ أَنْ يُؤْتُوا أُولِي الْقُرْبَى وَالْمَسَاكِينَ وَالْمُهَاجِرِينَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلْيَعْفُوا وَلْيَصْفَحُوا أَلَا تُحِبُّونَ أَنْ يَغْفِرَ اللَّهُ لَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
22. İçinizden servet ve imkan sahibi olanlar, akrabaya, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere (yardım etmekten) yeminle vazgeçmesinler; affetsinler, hoşgörülü davransınlar. Allah'ın sizi bağışlamasını istemez misiniz? Allah çok bağışlayandır, merhamet edendir.
إِنَّ الَّذِينَ يَرْمُونَ الْمُحْصَنَاتِ الْغَافِلَاتِ الْمُؤْمِنَاتِ لُعِنُوا فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
23. İffetli, (kötülükten) habersiz mümin kadınlara zina isnat edenler, dünya ve ahirette lanetlenmişlerdir. Onlar için büyük bir azap vardır.
يَوْمَ تَشْهَدُ عَلَيْهِمْ أَلْسِنَتُهُمْ وَأَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
24. O gün dilleri, elleri ve ayakları, yapmakta olduklarına karşı aleyhlerinde şahitlik edecektir.
يَوْمَئِذٍ يُوَفِّيهِمُ اللَّهُ دِينَهُمُ الْحَقَّ وَيَعْلَمُونَ أَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ الْمُبِينُ
25. O gün Allah onlara hak ettikleri cezayı tam olarak verecek ve onlar Allah'ın apaçık hak olduğunu bileceklerdir.
الْخَبِيثَاتُ لِلْخَبِيثِينَ وَالْخَبِيثُونَ لِلْخَبِيثَاتِ وَالطَّيِّبَاتُ لِلطَّيِّبِينَ وَالطَّيِّبُونَ لِلطَّيِّبَاتِ أُولَئِكَ مُبَرَّءُونَ مِمَّا يَقُولُونَ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ
26. Kötü kadınlar kötü erkeklere, kötü erkekler kötü kadınlara yaraşır; temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler temiz kadınlara yaraşır. İşte onlar, (iftiracıların) söylediklerinden uzaktırlar. Onlar için bir bağışlanma ve cömertçe verilmiş güzel bir rızık vardır.
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَدْخُلُوا بُيُوتًا غَيْرَ بُيُوتِكُمْ حَتَّى تَسْتَأْنِسُوا وَتُسَلِّمُوا عَلَى أَهْلِهَا ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
27. Ey iman edenler! Kendi evleriniz dışındaki evlere, izin alıp seslenmeden ve halkına selam vermeden girmeyin. Bu sizin için daha hayırlıdır; ola ki düşünüp öğüt alırsınız.
فَإِنْ لَمْ تَجِدُوا فِيهَا أَحَدًا فَلَا تَدْخُلُوهَا حَتَّى يُؤْذَنَ لَكُمْ وَإِنْ قِيلَ لَكُمُ ارْجِعُوا فَارْجِعُوا هُوَ أَزْكَى لَكُمْ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ
28. Eğer orada kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar o evlere girmeyin. Eğer size "Geri dönün" denilirse hemen dönün; bu sizin için daha temizdir. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilendir.
لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَنْ تَدْخُلُوا بُيُوتًا غَيْرَ مَسْكُونَةٍ فِيهَا مَتَاعٌ لَكُمْ وَاللَّهُ يَعْلَمُ ما تُبْدُونَ وَما تَكْتُمُونَ
29. İçinde oturulmayan ve içinde size ait bir eşya bulunan evlere girmenizde üzerinize bir günah yoktur. Allah açığa vurduğunuzu da gizlediğinizi de bilir.
قُلْ لِلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ أَبْصَارِهِمْ وَيَحْفُظُوا فُرُوجَهُمْ ذَلِكَ أَزْكَى لَهُمْ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا يَصْنَعُونَ
30. Mümin erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar. Bu onlar için daha temizdir. Şüphesiz Allah onların yaptıklarından haberdardır.
وَقُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ أَبْصَارِهِنَّ وَيَحْفُظْنَ فُرُوجَهُنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ إِلَّا مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ...
31. Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, iffetlerini korusunlar; kendiliğinden görünenler müstesna, ziynetlerini göstermesinler. Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar...
وَأَنْكِحُوا الْأَيَامَى مِنْكُمْ وَالصَّالِحِينَ مِنْ عِبَادِكُمْ وَإِمَائِكُمْ إِنْ يَكُونُوا فُقَرَاءَ يُغْنِهِمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
32. İçinizdeki bekarları, kölelerinizden ve cariyelerinizden elverişli olanları evlendirin. Eğer fakir iseler Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.
وَلْيَسْتَعْفِفِ الَّذِينَ لَا يَجِدُونَ نِكَاحًا حَتَّى يُغْنِيَهُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ...
33. Evlenme imkanı bulamayanlar, Allah onları lütfuyla zenginleştirinceye kadar iffetlerini korusunlar...
وَلَقَدْ أَنْزَلْنَا إِلَيْكُمْ آيَاتٍ مُبَيِّنَاتٍ وَمَثَلًا مِنَ الَّذِينَ خَلَوْا مِنْ قَبْلِكُمْ وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّقِينَ
34. Andolsun ki biz size açıklayıcı ayetler, sizden önce gelip geçenlerden örnekler ve takva sahipleri için bir öğüt indirdik.
اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ مَثَلُ نُورِهِ كَمِشْكَاةٍ فِيهَا مِصْبَاحٌ الْمِصْبَاحُ فِي زُجَاجَةٍ الزُّجَاجَةُ كَأَنَّهَا كَوْكَبٌ دُرِّيٌّ يُوقَدُ مِنْ شَجَرَةٍ مُبَارَكَةٍ زَيْتُونَةٍ لَا شَرْقِيَّةٍ وَلَا غَرْبِيَّةٍ يَكَادُ زَيْتُهَا يُضِيءُ وَلَوْ لَمْ تَمْسَسْهُ نَارٌ نُورٌ عَلَى نُورٍ يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ مَنْ يَشَاءُ وَيَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ لِلنَّاسِ وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
35. Allah, göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun misali, içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir. Lamba bir sırça içindedir; sırça sanki inci gibi parlayan bir yıldızdır; ne doğuda ne de batıda bulunan mübarek bir zeytin ağacından yakılır. Neredeyse ateş dokunmasa bile onun yağı ışık verir. Nur üstüne nurdur. Allah dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah insanlar için misaller verir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
فِي بُيُوتٍ أَذِنَ اللَّهُ أَنْ تُرْفَعَ وَيُذْكَرَ فِيهَا اسْمُهُ يُسَبِّحُ لَهُ فِيهَا بِالْغُدُوِّ وَالْآصَالِ
36. (Bu kandil,) Allah'ın yükseltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerdedir. Orada sabah akşam O'nu tesbih ederler.
رِجَالٌ لَا تُلْهِيهِمْ تِجَارَةٌ وَلَا بَيْعٌ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ يَخَافُونَ يَوْمًا تَتَقَلَّبُ فِيهِ الْقُلُوبُ وَالْأَبْصَارُ
37. Öyle adamlar ki, ne ticaret ne de alışveriş onları Allah'ı anmaktan, namazı kılmaktan ve zekatı vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin döneceği günden korkarlar.
لِيَجْزِيَهُمُ اللَّهُ أَحْسَنَ مَا عَمِلُوا وَيَزِيدَهُمْ مِنْ فَضْلِهِ وَاللَّهُ يَرْزُقُ مَنْ يَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ
38. (Böyle yaparlar) ki Allah onları yaptıklarının en güzeliyle mükafatlandırsın ve lütfundan onlara fazlasını da versin. Allah dilediğini hesapsız rızıklandırır.
وَالَّذِينَ كَفَرُوا أَعْمَالُهُمْ كَسَرَابٍ بِقِيعَةٍ يَحْسَبُهُ الظَّمْآنُ مَاءً حَتَّى إِذَا جَاءَهُ لَمْ يَجِدْ شَيْئًا وَوَجَدَ اللَّهَ عِنْدَهُ فَوَفَّاهُ حِسَابَهُ وَاللَّهُ سَرِيعُ الْحِسَابِ
39. İnkar edenlere gelince, onların amelleri ıssız bir çöldeki serap gibidir; susayan onu su sanır, nihayet yanına vardığında orada hiçbir şey bulamaz; ancak karşısında Allah'ı bulur ve Allah onun hesabını tam olarak görür. Allah hesabı çabuk görendir.

Kelime Örnekleri (İsimler, Fiiller, Edatlar)

1. İsimler (20 Adet)

Kelime (Arapça) Anlamı Örnek Cümle (Arapça / Türkçe)
سُورَة Sûre / Bölüm أَنْزَلْنَا سُورَةً عظيمة. (Büyük bir sûre indirdik.)
زَانِيَة Zina eden kadın الزَّانِيَةُ تُعاقَبُ بالجلْدِ. (Zina eden kadın değnekle cezalandırılır.)
بَيْت Ev دَخَلْتُ البَيْتَ بِإِذْنٍ. (İzinle eve girdim.)
بَصَر Göz يَغُضُّ المُؤْمِنُ بَصَرَهُ. (Mümin gözünü sakınır.)
عِفَّة İffet, namus الْعِفَّةُ شَرَفُ الإِنْسَانِ. (İffet insanın şerefidir.)
نُور Nur, ışık اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ. (Allah göklerin nurudur.)
ظُلُمَات Karanlıklar خَرَجنا مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ. (Karanlıklardan nura çıktık.)
مَسْجِد Mescit, cami ذَهَبْتُ إِلَى المَسْجِدِ لصلاة الجماعة. (Cemaat namazı için mescide gittim.)
رَجُل Adam, erkek جاءَ رَجُلٌ صالِحٌ. (Salih bir adam geldi.)
امْرَأَة Kadın تِلْكَ امْرَأَةٌ مُؤْمِنَةٌ. (O mümin bir kadındır.)
شَهَادَة Şahitlik قَبِلَ القاضي الشَّهَادَةَ. (Hakim şahitliği kabul etti.)
جِلْد Cilt / Değnek vuruşu الحَدُّ مِائَةُ جِلْدَةٍ. (Had cezası yüz değnektir.)
صَلَاة Namaz الصَّلَاةُ عِمَادُ الدِّينِ. (Namaz dinin direğidir.)
زَكَاة Zekat أَدَّى الرَّجُلُ الزَّكَاةَ. (Adam zekatını ödedi.)
تِجَارَة Ticaret التِّجَارَةُ حَلَالٌ. (Ticaret helaldir.)
طَاعَة İtaat طَاعَةُ اللَّهِ واجِبَةٌ. (Allah'a itaat vaciptir.)
فَاحِشَة Fuhuş, ahlaksızlık نَهَى الإِسْلَامُ عَنِ الفَاحِشَةِ. (İslam fuhştan sakındırdı.)
خَيْر Hayır, iyilik فَعَلْتُ خَيْراً كَثِيراً. (Çok hayır işledim.)
أَجْر Ödül, ecir لِلمُؤْمِنِ أَجْرٌ عَظِيمٌ. (Mümin için büyük ecir vardır.)
عَذَاب Azap الظَّالِمُونَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ. (Zalimler için elem verici azap vardır.)

2. Fiiller (20 Adet)

Kelime (Arapça) Anlamı Örnek Cümle (Arapça / Türkçe)
أَنْزَلَ İndirdi أَنْزَلَ اللَّهُ القُرْآنَ. (Allah Kur'an'ı indirdi.)
فَرَضَ Farz kıldı فَرَضَ اللَّهُ الصَّلَاةَ. (Allah namazı farz kıldı.)
جَلَدَ Değnek vurdu جَلَدَ الحاكِمُ الزَّانِيَ. (Hakim zaniye değnek vurdu.)
رَمَى Attı / İftira attı رَمَى الفَاجِرُ المُحْصَنَةَ. (Fasık, iffetli kadına iftira attı.)
تَابَ Tövbe etti تَابَ العَبْدُ إِلَى رَبِّهِ. (Kul Rabbine tövbe etti.)
أَصْلَحَ Düzeltti / Islah etti أَصْلَحَ الرَّجُلُ أَمْرَهُ. (Adam işini düzeltti.)
اِسْتَأْذَنَ İzin istedi اِسْتَأْذَنَ الضَّيْفُ قَبْلَ الدُّخُولِ. (Misafir girmeden önce izin istedi.)
غَضَّ Kısıntı yaptı / indirdi غَضَّ بَصَرَهُ عَنِ الحَرَامِ. (Gözünü haramdan sakındı.)
حَفِظَ Korudu حَفِظَ الشَّابُّ فَرْجَهُ. (Genç iffetini korudu.)
أَطَاعَ İtaat etti أَطَاعَ الوَلَدُ والِدَيْهِ. (Çocuk ana babasına itaat etti.)
كَفَرَ İnkar etti كَفَرَ الكَافِرُ بِنِعْمَةِ اللَّهِ. (Kafir Allah'ın nimetini inkar etti.)
آمَنَ İman etti آمَنَ المُؤْمِنُ بِاللَّهِ. (Mümin Allah'a iman etti.)
سَبَّحَ Tesbih etti يُسَبِّحُ الرَّجُلُ رَبَّهُ. (Adam Rabbini tesbih eder.)
خَلَقَ Yarattı خَلَقَ اللَّهُ السَّمَاوَاتِ. (Allah gökleri yarattı.)
دَخَلَ Girdi دَخَلَ المُسْلِمُ المَسْجِدَ. (Müslüman mescide girdi.)
شَهِدَ Şahitlik etti شَهِدَ الشَّاهِدُ بِالحَقِّ. (Şahit hak ile şahitlik etti.)
عَلِمَ Bildi عَلِمَ اللَّهُ كُلَّ شَيْءٍ. (Allah her şeyi bildi.)
رَزَقَ Rızıklandırdı رَزَقَ اللَّهُ العِبَادَ. (Allah kullarını rızıklandırdı.)
نَهَى Yasakladı نَهَى النَّبِيُّ عَنِ الظُّلْمِ. (Peygamber zulmü yasakladı.)
غَفَرَ Bağışladı غَفَرَ اللَّهُ الذُّنُوبَ. (Allah günahları bağışladı.)

3. Edatlar - Harfi Cerler Hariç (10 Adet)

Kelime (Arapça) Anlamı Örnek Cümle (Arapça / Türkçe)
لَمْ Olumsuzluk edatı (Mazi) لَمْ يَحْضُرِ الطَّالِبُ. (Öğrenci katılmadı.)
لَنْ Gelecek zaman olumsuzluk لَنْ أُخْلِفَ الوَعْدَ. (Asla sözümden dönmeyeceğim.)
مَا Olumsuzluk / İlgi edatı مَا دَخَلَ الكَافِرُ الجَنَّةَ. (Kafir cennete girmedi.)
إِنْ Şart edatı إِنْ تَصْدُقْ تَنْجُ. (Doğru söylersen kurtulursun.)
أَوْ Bağlaç (Veya / Ya da) خُذْ كِتَاباً أَوْ دَفْتَراً. (Bir kitap veya defter al.)
ثُمَّ Bağlaç (Sonra / Ardından) خَلَقَ الإِنْسَانَ ثُمَّ أَمَاتَهُ. (İnsanı yarattı sonra onu öldürdü.)
بَلْ İtiraz / Rücu edatı (Aksine) مَا هُوَ كَاذِبٌ بَلْ صَادِقٌ. (O yalancı değil, aksine dürüsttür.)
لَكِنْ İstidrak edatı (Ancak, lakin) الجَوُّ بارِدٌ لَكِنْ جَمِيلٌ. (Hava soğuk ama güzeldir.)
كَأَنَّ Benzetme edatı (Sanki) كَأَنَّ القَمَرَ نُورٌ. (Sanki ay bir nurdur.)
لَيْتَ Temenni edatı (Keşke) لَيْتَنِي كُنْتُ مَعَهُمْ. (Keşke ben de onlarla olsaydım.)

Kuranla-Arapca-24. Nûr Sûresi-40-64.ayetler

"Kuranla-Arapca-24. Nûr Sûresi-40-64.ayetler"

Konu Özeti

Nûr Sûresi'nin 40 ile 64. ayetleri arasında; inkârcıların içindeki derin karanlıklar ve manevi sapkınlıklar, kâinattaki tüm varlıkların ve göklerdeki uçan kuşların Allah'ı tespih etmesi, gece ile gündüzün ilahi hikmetlerle evirilip çevrilmesi, canlıların sudan yaratılış çeşitliliği, münafıkların iman iddiasında bulunup ilahi hükümlere karşı çıkmaları, müminlerin "işittik ve itaat ettik" teslimiyeti, Allah'ın müminlere yeryüzünde hâkimiyet ve güven vadetmesi, ev içi mahremiyet ve izin istemi (isti'zân) adabı ile Hz. Peygamber'e saygı ve ilahi emirlerin hatırlatılması kapsamlı bir şekilde işlenmektedir.

Nûr Sûresi 40-64. Ayetlerin Arapça Metni ve Türkçe Çevirisi

أَوْ كَظُلُمَاتٍ فِي بَحْرٍ لُجِّيٍّ يَغْشَاهُ مَوْجٌ مِنْ فَوْقِهِ مَوْجٌ مِنْ فَوْقِهِ سَحَابٌ ظُلُمَاتٌ بَعْضُهَا فَوْقَ بَعْضٍ إِذَا أَخْرَجَ يَدَهُ لَمْ يَكَدْ يَرَاهَا وَمَنْ لَمْ يَجْعَلِ اللَّهُ لَهُ نُورًا فَمَا لَهُ مِنْ نُورٍ
40. Yahut (inkârcıların amelleri) derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. (Bir deniz ki) onu dalga üstüne dalga kaplıyor, üstünde de bulutlar var. Karanlıklar üstüne karanlıklar. İnsan, elini çıkarsa neredeyse onu bile göremez. Kime Allah nur vermezse, onun için nur diye bir şey yoktur.
أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يُسَبِّحُ لَهُ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالطَّيْرُ صَافَّاتٍ كُلٌّ قَدْ عَلِمَ صَلَاتَهُ وَتَسْبِيحَهُ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِمَا يَفْعَلُونَ
41. Göklerde ve yerde bulunan kimseler ile kanatlarını açıp uçan kuşların Allah'ı tespih ettiğini görmedin mi? Her biri kendi namazını ve tespihini kesin olarak bilmiştir. Allah onların yaptıklarını hakkıyla bilendir.
وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَإِلَى اللَّهِ الْمَصِيرُ
42. Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Dönüş de ancak Allah'adır.
أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يُزْجِي سَحَابًا ثُمَّ يُؤَلِّفُ بَيْنَهُ ثُمَّ يَجْعَلُهُ رُكَامًا فَتَرَى الْوَدْقَ يَخْرُجُ مِنْ خِلَالِهِ وَيُنَزِّلُ مِنَ السَّمَاءِ مِنْ جِبَالٍ فِيهَا مِنْ بَرَدٍ فَيُصِيبُ بِهِ مَنْ يَشَاءُ وَيَصْرِفُهُ عَنْ مَنْ يَشَاءُ يَكَادُ سَنَا بَرْقِهِ يَذْهَبُ بِالْأَبْصَارِ
43. Görmedin mi ki Allah bulutları sürmekte, sonra aralarını birleştirmekte, sonra da onları üst üste yığmaktadır. İşte görürsün ki aralarından yağmur yağmaktadır. O, gökten, oradaki dağ (büyüklüğündeki bulut)lardan dolu indirir de onu dilediğine isabet ettirir; dilediğinden de onu uzak tutar. O bulutların şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri alıp götürecektir.
يُقَلِّبُ اللَّهُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَعِبْرَةً لِأُولِي الْأَبْصَارِ
44. Allah gece ile gündüzü evirip çevirir. Şüphesiz bunda basiret sahipleri için büyük bir ibret vardır.
وَاللَّهُ خَلَقَ كُلَّ دَابَّةٍ مِنْ مَاءٍ فَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى بَطْنِهِ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى رِجْلَيْنِ وَمِنْهُمْ مَنْ يَمْشِي عَلَى أَرْبَعٍ يَخْلُقُ اللَّهُ مَا يَشَاءُ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
45. Allah her canlıyı sudan yaratmıştır. Kimisi karnı üzerinde yürür, kimisi iki ayak üzerinde yürür, kimisi de dört ayak üzerinde yürür. Allah dilediğini yaratır. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.
لَقَدْ أَنْزَلْنَا آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ وَاللَّهُ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
46. Andolsun ki biz apaçık ayetler indirdik. Allah dilediğini dosdoğru yola iletir.
وَيَقُولُونَ آمَنَّا بِاللَّهِ وَبِالرَّسُولِ وَأَطَعْنَا ثُمَّ يَتَوَلَّى فَرِيقٌ مِنْهُمْ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ وَمَا أُولَئِكَ بِالْمُؤْمِنِينَ
47. (Münafıklar) "Allah'a ve Resulüne inandık ve itaat ettik" derler, sonra da içlerinden bir grup bunun ardından yüz çevirir. Onlar mümin değildirler.
وَإِذَا دُعُوا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ إِذَا فَرِيقٌ مِنْهُمْ مُعْرِضُونَ
48. Aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve Resulüne çağırıldıklarında, bakarsın ki içlerinden bir grup yüz çevirip dönmektedir.
وَإِنْ يَكُنْ لَهُمُ الْحَقُّ يَأْتُوا إِلَيْهِ مُذْعِنِينَ
49. Ama hak kendi lehlerine ise boyun eğerek ona gelirler.
أَفِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ أَمِ ارْتَابُوا أَمْ يَخَافُونَ أَنْ يَحِيفَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَرَسُولُهُ بَلْ أُولَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
50. Kalplerinde hastalık mı var? Yoksa şüpheye mi düştüler? Yoksa Allah'ın ve Resulünün kendilerine haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır, onlar zalimlerin ta kendileridir.
إِنَّمَا كَانَ قَوْلَ الْمُؤْمِنِينَ إِذَا دُعُوا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ أَنْ يَقُولُوا سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
51. Aralarında hüküm verilmek üzere Allah'a ve Resulüne çağırıldıklarında müminlerin söyleyeceği söz ancak: "İşittik ve itaat ettik" demeleridir. İşte kurtuluşa erenler da onlardır.
وَمَنْ يُطِعِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيَخْشَ اللَّهَ وَيَتَّقْهِ فَأُولَئِكَ هُمُ الْفَائِزُونَ
52. Kim Allah'a ve Resulüne itaat eder, Allah'tan korkar ve O'na karşı gelmekten sakınırsa, işte onlar başarıya ulaşanlardır.
وَأَقْسَمُوا بِاللَّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ لَئِنْ أَمَرْتَهُمْ لَيَخْرُجُنَّ قُلْ لَا تُقْسِمُوا طَاعَةٌ مَعْرُوفَةٌ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
53. Onlar, eğer kendilerine emredersen mutlaka çıkacaklarına dair en güçlü şekilde Allah adına yemin ettiler. De ki: "Yemin etmeyin! (İstenilen) bilinen bir itaattir. Şüphesiz Allah yapmakta olduklarınızdan haberdardır."
قُلْ أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنَّمَا عَلَيْهِ مَا حُمِّلَ وَعَلَيْكُمْ مَا حُمِّلْتُمْ وَإِنْ تُطِيعُوهُ تَهْتَدُوا وَمَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ
54. De ki: "Allah'a itaat edin, Resule itaat edin." Eğer yüz çevirirseniz, biliniz ki ona yüklenen sorumluluk kendisine, size yüklenen de ancak size aittir. Eğer ona itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz. Resule düşen, ancak apaçık bir tebliğdir.
وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا مِنْكُمْ وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَيَسْتَخْلِفَنَّهُمْ فِي الْأَرْضِ كَمَا اسْتَخْلَفَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَلَيُمَكِّنَنَّ لَهُمْ دِينَهُمُ الَّذِي ارْتَضَى لَهُمْ وَلَيُبَدِّلَنَّهُمْ مِنْ بَعْدِ خَوْفِهِمْ أَمْنًا يَعْبُدُونَنِي لَا يُشْرِكُونَ بِي شَيْئًا وَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
55. Allah, içinizden iman edip salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri egemen kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka egemen kılacağını, onlar için beğenip seçtiği dinlerini yerleşik kılıp güçlendireceğini ve onları korkularından sonra mutlaka güvenliğe kavuşturacağını vadetti. Bana ibadet ederler ve hiçbir şeyi bana ortak koşmazlar. Kim bundan sonra nankörlük ederse, işte onlar yoldan çıkmışların ta kendileridir.
وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
56. Namazı kılın, zekâtı verin ve Resule itaat edin ki merhamet olunasınız.
لَا تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا مُعْجِزِينَ فِي الْأَرْضِ وَمَأْوَاهُمُ النَّارُ وَلَبِئْسَ الْمَصِيرُ
57. İnkâr edenlerin yeryüzünde aciz bırakacaklarını asla sanma! Onların varacağı yer cehennemdir. Ne kötü bir varış yeridir orası!
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لِيَسْتَأْذِنْكُمُ الَّذِينَ مَلَكَتْ أَيْمَانُكُمْ وَالَّذِينَ لَمْ يَبْلُغُوا الْحُلُمَ مِنْكُمْ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ مِنْ قَبْلِ صَلَاةِ الْفَجْرِ وَحِينَ تَضَعُونَ ثِيَابَكُمْ مِنَ الظَّهِيرَةِ وَمِنْ بَعْدِ صَلَاةِ الْعِشَاءِ ثَلَاثُ عَوْرَاتٍ لَكُمْ لَيْسَ عَلَيْكُمْ وَلَا عَلَيْهِمْ جُنَاحٌ بَعْدَهُنَّ طَوَّافُونَ عَلَيْكُمْ بَعْضُكُمْ عَلَى بَعْضٍ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
58. Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunanlar ve henüz buluğ çağına ermemiş olan çocuklarınız sizden üç vakitte izin istesinler: Sabah namazından önce, öğleyin elbiselerinizi çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra. Bunlar sizin için mahremiyet vakitleridir. Bu üç vakit dışında üzerinize de onlar üzerine de bir günah yoktur; birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. Allah ayetleri size böyle açıklıyor. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
وَإِذَا بَلَغَ الْأَطْفَالُ مِنْكُمُ الْحُلُمَ فَلْيَسْتَأْذِنُوا كَمَا اسْتَأْذَنَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
59. Çocuklarınız buluğ çağına erdiklerinde, kendilerinden öncekilerin izin istediği gibi izin istesinler. İşte Allah ayetlerini size böyle açıklıyor. Allah hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir.
وَالْقَوَاعِدُ مِنَ النِّسَاءِ اللَّاتِي لَا يَرْجُونَ نِكَاحًا فَلَيْسَ عَلَيْهنَّ جُنَاحٌ أَنْ يَضَعْنَ ثِيَابَهُنَّ غَيْرَ مُتَبَرِّجَاتٍ بِزِينَةٍ وَأَنْ يَسْتَعْفِفْنَ خَيْرٌ لَهُنَّ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
60. Evlenme ümidi kalmamış yaşlı kadınların, ziynetlerini teşhir etmeksizin elbiselerini çıkarmalarında kendilerine bir günah yoktur. Yine de iffetli davranmaları onlar için daha hayırlıdır. Allah her şeyi işiten, hakkıyla bilendir.
لَيْسَ عَلَى الْعَمَى حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْأَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى الْمَرِيضِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى أَنْفُسِكُمْ أَنْ تَأْكُلُوا مِنْ بُيُوتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ آبَائِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أُمَّهَاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ إِخْوَانِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَخَوَاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَعْمَامِكُمْ أَوْ بُيُوتِ عَمَّاتِكُمْ أَوْ بُيُوتِ أَخْوَالِكُمْ أَوْ بُيُوتِ خَالَاتِكُمْ أَوْ مَا مَلَكْتُمْ مَفَاتِحَهُ أَوْ صَدِيقِكُمْ لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَنْ تَأْكُلُوا جَمِيعًا أَوْ أَشْتَاتًا فَإِذَا دَخَلْتُمْ بُيُوتًا فَسَلِّمُوا عَلَى أَنْفُسِكُمْ تَحْيَّةً مِنْ عِنْدِ اللَّهِ مُبَرَّكَةً طَيِّبَةً كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
61. Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya da güçlük yoktur. Sizin için de kendi evlerinizden, babalarınızın, annelerinizin, kardeşlerinizin, kız kardeşlerinizin, amcalarınızın, halalarınızın, dayılarınızın, teyzelerinizin evlerinden veya anahtarlarını elinizde bulundurduğunuz yerlerden ya da dostunuzun evinden yemek yemenizde bir sakınca yoktur. Hep birlikte veya ayrı ayrı yemek yemenizde de bir günah yoktur. Evlere girdiğiniz zaman, Allah katından mübarek ve tertemiz bir esenlik dileği olarak birbirinize selam verin. Allah düşünüp anlasınız diye ayetleri size böyle açıklıyor.
إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَإِذَا كَانُوا مَعَهُ عَلَى أَمْرٍ جَامِعٍ لَمْ يَذْهَبُوا حَتَّى يَسْتَأْذِنُوهُ إِنَّ الَّذِينَ يَسْتَأْذِنُونَكَ أُولَئِكَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ فَإِذَا اسْتَأْذَنُوكَ لِبَعْضِ شَأْنِهِمْ فَأْذَنْ لِمَنْ شِئْتَ مِنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمُ اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
62. Gerçek müminler, ancak Allah'a ve Resulüne inanan, toplu bir iş için O'nunla birlikte iken O'ndan izin almadan gitmeyen kimselerdir. Senden izin isteyenler, işte onlar Allah'a ve Resulüne inananlardır. Öyleyse bazı işleri için senden izin istediklerinde, onlardan dilediğine izin ver, onlar için Allah'tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, merhamet edendir.
لَا تَجْعَلُوا دُعَاءَ الرَّسُولِ بَيْنَكُمْ كَدُعَاءِ بَعْضِكُمْ بَعْضًا قَدْ يَعْلَمُ اللَّهُ الَّذِينَ يَتَسَلَّلُونَ مِنْكُمْ لِوَاذًا فَلْيَحْذَرَ الَّذِينَ يُخَالِفُونَ عَنْ أَمْرِهِ أَنْ تُصِيبَهُمْ فِتْنَةٌ أَوْ يُصِيبَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
63. Peygamberi kendi aranızda birbirinizi çağırdığınız gibi çağırmayın. İçinizden, birini siper ederek sıvışıp gidenleri Allah elbette bilmektedir. Onun emrine aykırı hareket edenler, başlarına bir bela gelmesinden veya elem verici bir azaba uğramaktan sakınsınlar.
أَلَا إِنَّ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ قَدْ يَعْلَمُ مَا أَنْتُمْ عَلَيْهِ وَيَوْمَ يُرْجَعُونَ إِلَيْهِ فَيُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُوا وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
64. Dikkat edin; göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. O, sizin ne üzerinde olduğunuzu çok iyi bilir. Huzuruna döndürülecekleri günde, yapıp ettiklerini onlara haber verecektir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

Kelime Örnekleri (20 İsim, 20 Fiil, 10 Edat)

1. İsimler (20 Adet)

Arapça Kelime Anlamı Örnek Cümle ve Türkçesi
بَحْرٍ Deniz مَشَيْتُ بجانِبِ البَحْرِ. (Denizin kenarında yürüdüm.)
مَوْجٌ Dalga اِشْتَدَّ المَوْجُ في البَحْرِ. (Denizde dalga şiddetlendi.)
سَحَابٌ Bulut ظَهَرَتِ السَّحَابُ في السَّمَاءِ. (Gökyüzünde bulut belirdi.)
بَرَدٍ Dolu نَزَلَ البَرَدُ بغزارةٍ. (Dolu şiddetli bir şekilde yağdı.)
بَرْقٍ Şimşek رَأَيْتُ بَرْقًا لَامِعًا. (Parlak bir şimşek gördüm.)
لَيْلٍ Gece يُحِبُّ صَلَاةَ اللَّيْلِ. (Gece namazını sever.)
نَهَارٍ Gündüz العَمَلُ في النَّهَارِ مُفِيدٌ. (Gündüz çalışmak faydalıdır.)
دَابَّةٍ Canlı / Hayvan خَلَقَ اللَّهُ كُلَّ دَابَّةٍ. (Allah her canlıyı yarattı.)
صِرَاطٍ Yol اهْدِنَا الصِّرَاطَ المُسْتَقِيمَ. (Bizi dosdoğru yola ilet.)
قُلُوبٍ Kalpler فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ. (Kalplerinde hastalık vardır.)
مَرَضٍ Hastalık الشِّفَاءُ مِنَ المَرَضِ. (Hastalıkta şifa vardır.)
أَرْضٍ Yer / Yeryüzü خَلَقَ اللَّهُ الأَرْضَ. (Allah yeryüzünü yarattı.)
مَاءٍ Su شَرِبْتُ مَاءً بَارِدًا. (Soğuk su içtim.)
رِجْلَيْنِ İki ayak يَمْشِي عَلَى رِجْلَيْنِ. (İki ayak üzerinde yürür.)
رَسُولٍ Elçi آمَنَّا بِالرَّسُولِ. (Resule inandık.)
أَمْرٍ İş / Emir هَذَا أَمْرٌ عَظِيمٌ. (Bu büyük bir iştir.)
فِتْنَةٍ Fitne / Bela الحَذَرُ مِنَ الفِتْنَةِ. (Fitneden sakınmak gerekir.)
عَذَابٍ Azap لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ. (Onlar için elem verici bir azap vardır.)
بَيْتٍ Ev دَخَلْتُ البَيْتَ. (Eve girdim.)
طَيْرٍ Kuş طَارَ الطَّيْرُ في السَّمَاءِ. (Kuş gökyüzünde uçtu.)

2. Fiiller (20 Adet)

Arapça Kelime Anlamı Örnek Cümle ve Türkçesi
يَغْشَى Kaplamak يَغْشَى الليلُ الأَرْضَ. (Gece yeryüzünü kaplar.)
يُسَبِّحُ Tespih eder يُسَبِّحُ المُؤْمِنُ رَبَّهُ. (Mümin Rabbini tespih eder.)
خَلَقَ Yarattı خَلَقَ اللَّهُ الكَوْنَ. (Allah kâinatı yarattı.)
يَمْشِي Yürür يَمْشِي الطِّفْلُ بِهُدُوءٍ. (Çocuk sakin bir şekilde yürür.)
هَدَى İletti / Hidayet etti هَدَى اللَّهُ المُؤْمِنِينَ. (Allah müminleri hidayete erdirdi.)
قَالَ Söyledi / Dediler قَالَ الرَّجُلُ حَقًّا. (Adam doğru söyledi.)
آمَنَ İman etti آمَنَ المُؤْمِنُ بِاللَّهِ. (Mümin Allah'a iman etti.)
أَطَاعَ İtaat etti أَطَاعَ الوَلَدُ والِدَيْهِ. (Çocuk anne babasına itaat etti.)
حَكَمَ Hükmetti حَكَمَ القَاضِي بِالْعَدْلِ. (Hâkim adaletle hükmetti.)
خَافَ Korktu خَافَ الظَّالِمُ مِنَ الْعِقَابِ. (Zalim cezadan korktu.)
نَصَرَ Yardım etti نَصَرَ اللَّهُ الْمُؤْمِنِينَ. (Allah müminlere yardım etti.)
فَازَ Kazandı / Başardı فَازَ الْمُجْتَهِدُ بِالْجَائِزَةِ. (Çalışkan kişi ödülü kazandı.)
أَمَرَ Emretti أَمَرَ الْإِسْلَامُ بِالصِّدْقِ. (İslam doğruluk emretti.)
عَلِمَ Bildi عَلِمَ اللَّهُ كُلَّ شَيْءٍ. (Allah her şeyi bilir.)
صَبَرَ Sabretti صَبَرَ الْمُؤْمِنُ عَلَى الْبَلَاءِ. (Mümin belaya sabretti.)
شَكَرَ Şükretti شَكَرَ الْعَبْدُ رَبَّهُ. (Kul Rabbine şükretti.)
رَجَعَ Döndü رَجَعَ الْمُسَافِرُ إِلَى بَيْتِهِ. (Yolcu evine döndü.)
سَمِعَ İşitti سَمِعَ الْأَذَانَ فَذَهَبَ إِلَى الْمَسْجِدِ. (Ezanı işitti ve mescide gitti.)
عَمِلَ Amel etti / Yaptı عَمِلَ صَالِحًا فَنَالَ الْأَجْرَ. (Salih amel işledi ve ecri kazandı.)
وَعَدَ Vadetti وَعَدَ اللَّهُ الْمُتَّقِينَ جَنَّةً. (Allah muttekilere cennet vadetti.)

3. Edatlar (Harfi Cerler Hariç - 10 Adet)

Arapça Kelime Anlamı Örnek Cümle ve Türkçesi
إِنَّ Şüphesiz / Gerçekten إِنَّ اللَّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ. (Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.)
قَدْ Kesinlikle / Zaten قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ. (Müminler gerçekten kurtuluşa ermiştir.)
لَا Olumsuzluk / Asla لَا تَكْذِبْ أَبَدًا. (Asla yalan söyleme.)
مَا Ne / Olumsuzluk مَا فَعَلْتُ هَذَا. (Bunu yapmadım.)
إِذْ Hani / O zaman إِذْ جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ. (Allah'ın yardımı geldiği zaman.)
إِذَا -dığı zaman / Şart إِذَا جَاءَ أَمْرُنَا. (Emrimiz geldiği vakit.)
بَلْ Aksine / Bilakis بَلْ هُمْ قَوْمٌ خَاصِمُونَ. (Bilakis onlar düşman bir topluluktur.)
أَنْ -mek / -mak (Mastar) أُرِيدُ أَنْ أَتَعَلَّمَ. (Öğrenmek istiyorum.)
ثُمَّ Sonra ذَهَبْتُ إِلَى السُّوقِ ثُمَّ رَجَعْتُ. (Çarşıya gittim, sonra döndüm.)
أَمْ Yoksa أَهُمْ خَيْرٌ أَمْ قَوْمُ تُبَّعٍ. (Onlar mı daha hayırlı, yoksa Tübba kavmi mi?)

Kuranla-Arapca-24. Nûr Sûresi-1-64.ayetler

Bu bölüm, Kur'an-ı Kerim'in 24. suresi olan سُورَةُ النُّورِ (Nûr Suresi) 1-64. ayetleri arasındaki temel hukuki, ahlaki ve toplumsal hükümleri, edebi sanatları, حُرُوفٌ مُقَطَّعَةٌ (Huruf-u Mukatta) ile başlayan giriş kısımlarını, zina ve iftira (kazf) cezalarını, لِعَان (Liân) usulünü, İfk hadisesini, غَضُّ الْبَصَرِ (gözü sakınma) ve hicap (örtünme) kurallarını, evlere izinle girilmesini (اسْتِئْذَان), آيَةُ النُّورِ (Nur Ayeti) ile ilahi nur misalini, mescitlerin imarını, evrensel varlıkların tesbihini ve toplumsal âdabı kapsamlı bir şekilde ele almaktadır. Aşağıdaki 40 soruluk interaktif test ile bu ayetlerin kelime dağarcığını, sarf-nahiv yönlerini ve mealî anlamlarını pekiştirebilirsiniz.

Yazan: S.Muhammed El-Haşimi Musevi | Derleyen: S.Muhammed El-Haşimi Musevi

Nûr Suresi 1-64. Ayetler Paragraf, Dilbilgisi ve Kelime Testi

Kuranla-Arapca-24. Nûr Sûresi-1-64.ayetler Testi

S.Muhammed Kayaalp (el-Haşimi) Ks

الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي

Arapça Dersleri-İslami Sohbetler-Tevhid-Tefsir-Hadis-Fıkıh-Fetvalar-İrşadlar

Kuranla-Arapca-24. Nûr Sûresi Rating: 4.5 Diposkan Oleh: ☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي☝المحمدية☝

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.