- Ders
- Konular
- Testler
- Arapça Dersler
- Arapça Ders Kitapları
- ☝📖المحمدية📖☝
Kuranla-Arapca-77. Murselât Sûresi-1-50.ayetler
Mürselât Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 77. suresidir ve Mekke döneminde nazil olmuştur. 50 ayetten oluşmaktadır. Adını ilk ayette geçen ve "peş peşe gönderilen rüzgarlar/melekler" anlamına gelen el-Mürselât kelimesinden alır. Surede temel olarak kıyametin kopuş sahneleri, kâfirlerin ve hakkı yalanlayanların acı akıbeti, insanın zayıf bir sudan yaratılış mucizesi ve buna karşın nankörlük etmeleri, muttakîlerin (sakınanların) cennetteki eşsiz nimetleri işlenir. Sure boyunca tekrarlanan "وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ" (O gün yalanlayanların vay haline!) nakaratı ve "فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ" (Artık bundan sonra hangi söze inanacaklar?) sorusuyla insan vicdanı güçlü bir şekilde uyarılır.
Mürselât Suresi 1-50. Ayetler (Okuma Parçası)
1. وَالْمُرْسَلَاتِ عُرْفًا
2. فَالْعَاصِفَاتِ عَصْفًا
3. وَالنَّاشِرَاتِ نَشْرًا
4. فَالْفَارِقَاتِ فَرْقًا
5. فَالْمُلْقِيَاتِ ذِكْرًا
6. عُذْرًا أَوْ نُذْرًا
7. إِنَّ مَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌ
8. فَإِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْ
9. وَإِذَا السَّمَاءُ فُرِجَتْ
10. وَإِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْ
11. وَإِذَا الرُّسُلُ أُقِّتَتْ
12. لِأَيِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ
13. لِيَوْمِ الْفَصْلِ
14. وَمَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الْفَصْلِ
15. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
16. أَلَمْ نُهْلِكِ الْأَوَّلِينَ
17. ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْآخِرِينَ
18. كَذَلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ
19. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
20. أَلَمْ نَخْلُقْكُمْ مِنْ مَاءٍ مَهِينٍ
21. فَجَعَلْنَاهُ فِي قَرَارٍ مَكِينٍ
22. إِلَى قَدَرٍ مَعْلُومٍ
23. فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ الْقَادِرُونَ
24. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
25. أَلَمْ نَجْعَلِ الْأَرْضَ كِفَاتًا
26. أَحْيَاءً وَأَمْوَاتًا
27. وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ شَامِخَاتٍ وَأَسْقَيْنَاكُمْ مَاءً فُرَاتًا
28. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
29. انْطَلِقُوا إِلَى مَا كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ
30. انْطَلِقُوا إِلَى ظِلٍّ ذِي ثَلَاثِ شُعَبٍ
31. لَا ظِلِّ وَلَا يُغْنِي مِنَ اللَّهَبِ
32. إِنَّهَا تَرْمِي بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِ
33. كَأَنَّهُ جِمَالَتٌ صُفْرٌ
34. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
35. هَذَا يَوْمُ لَا يَنْطِقُونَ
36. وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ
37. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
38. هَذَا يَوْمُ الْفَصْلِ جَمَعْنَاكُمْ وَالْأَوَّلِينَ
39. فَإِنْ كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِي
40. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
41. إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي ظِلَالٍ وَعُيُونٍ
42. وَفَوَاكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ
43. كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِيئًا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
44. إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
45. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
46. كُلُوا وَتَمَتَّعُوا قَلِيلًا إِنَّكُمْ مُجْرِمُونَ
47. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
48. وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لَا يَرْكَعُونَ
49. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
50. فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ
Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.
1-5. Andolsun ardı ardına gönderilenlere, şiddetle esenlere, hakkı yayanlara, hak ile batılı ayıranlara, zikir (vahiy) bildirenlere yemin olsun ki; (bunlar) ya bir mazeret ya da bir uyarı içindir.
7. Şüphesiz size vaat edilenler mutlaka gerçekleşecektir.
8-15. Yıldızların ışığı söndürüldüğü, gökyüzü yarıldığı, dağlar un ufak edilip savrulduğu, peygamberlerin vakitleri belirlendiği zaman... Hangi gün için ertelenmişti? Hüküm günü için! O hüküm gününün ne olduğunu bilir misin? O gün, yalanlayanların vay haline!
16-19. Öncekileri helak etmedik mi? Arkasından sonrakileri de onlara katarız. Biz suçlulara böyle yaparız. O gün yalanlayanların vay haline!
20-24. Sizi zayıf bir sudan yaratmadık mı? Onu güvenli bir karargahda (rahimde) belirli bir süreye kadar yerleştirmedik mi? Biz kadrini biliriz; ne güzel güç yetirenleriz! O gün yalanlayanların vay haline!
25-28. Yeryüzünü dirileri ve ölüleri toplayan bir barınak yapmadık mı? Orada yüce dağlar yarattık ve size tatlı bir su içirmedik mi? O gün yalanlayanların vay haline!
29-34. (Kâfirlere denilir ki:) Yalanlayıp durduğunuz azaba gidin! Üç kollu bir gölgeliğe gidin ki ne serinletir ne de alevden korur. O (ateş), saray gibi dev kıvılcımlar saçar. Sanki o kıvılcımlar sarı sarı develer gibidir. O gün yalanlayanların vay haline!
35-40. Bugün, (kâfirlerin) konuşamayacağı, mazeret bildirmelerine de izin verilmeyeceği gündür. O gün yalanlayanların vay haline! Bu, hüküm günüdür; sizi ve öncekileri bir araya getirdik. Eğer bir hileniz varsa bana karşı uygulayın! O gün yalanlayanların vay haline!
41-45. Şüphesiz muttakîler gölgeler ve pınarlar içindedirler. Canlarının çektiği meyveler oradadır. (Onlara denilir ki:) Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin, için! Şüphesiz biz muhsinleri böyle ödüllendiririz. O gün yalanlayanların vay haline!
46-49. (Ey kâfirler!) Dünyada biraz yiyin ve zevk edin; çünkü siz suçlulularsınız. O gün yalanlayanların vay haline! Onlara "Rüku edin (namaz kılın)" denildiği zaman rüku etmezler. O gün yalanlayanların vay haline!
50. Artık bundan (Kur'an'dan) sonra hangi söze inanacaklar?
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (10 Adet)
- الْمُرْسَلَاتِ (El-Mürselât): Peş peşe gönderilenler / rüzgarlar.
Cümle: وَالْمُرْسَلَاتِ عُرْفًا (Andolsun ardı ardına gönderilenlere!) - عَاصِفَات (Âsifât): Şiddetle esen rüzgarlar.
Cümle: فَالْعَاصِفَاتِ عَصْفًا (Şiddetle esen rüzgarlara andolsun.) - نَاشِرَات (Nâşirât): Yayanlar, dağıtanlar.
Cümle: وَالنَّاشِرَاتِ نَشْرًا (Hakkı yayanlara andolsun.) - فَارِقَات (Fârikât): Hak ile batılı ayıranlar.
Cümle: فَالْفَارِقَاتِ فَرْقًا (Ayıranlara andolsun.) - مُلْقِيَات (Mülkiyât): Vahiy ve zikir bildirenler.
Cümle: فَالْمُلْقِيَاتِ ذِكْرًا (Zikir bildirenlere andolsun.) - عُذْر (Uzr / Mazeret): Özür, mazeret.
Cümle: عُذْرًا أَوْ نُذْرًا (Mazeret veya uyarı olarak.) - نُذْر (Nuzr / Uyarı): Korkutma, uyarı.
Cümle: كَانَ نُذْرًا لِلْبَشَرِ (İnsanlar için bir uyarıydı.) - يَوْم (Yevm): Gün, zaman.
Cümle: إِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ كَانَ مِيقَاتًا (Hüküm günü bir vakhir.) - فَصْل (Fasl): Ayırma, hüküm, karar günü.
Cümle: هَذَا يَوْمُ الْفَصْلِ (Bu hüküm günüdür.) - مُتَّقِينَ (Muttakîn): Sakınanlar, takva sahipleri.
Cümle: إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي ظِلَالٍ (Şüphesiz muttakîler gölgelerdedir.)
2. Arapça Fiil Örnekleri (10 Adet)
- تُوعَدُونَ (Tûadûne): Vaad olunuyorsunuz, size söz veriliyor.
Kökü: و ع د | Cümle: إِنَّ مَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌ (Vaat olunduğunuz şey kesindir.) - طُمِسَتْ (Tumiset): Söndürüldü, ışığı giderildi.
Kökü: ط م س | Cümle: فَإِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْ (Yıldızların ışığı söndürüldüğü zaman.) - فُرِجَتْ (Furijet): Yarıldı, açıldı.
Kökü: ف ر ج | Cümle: وَإِذَا السَّمَاءُ فُرِجَتْ (Gökyüzü yarıldığı zaman.) - نُسِفَتْ (Nusifet): Parçalandı, savruldu.
Kökü: ن س ف | Cümle: وَإِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْ (Dağlar un ufak edilip savrulduğu zaman.) - أُقِّتَتْ (Ukkitet): Vakti tayin edildi, belirlendi.
Kökü: و ق ت | Cümle: وَإِذَا الرُّسُلُ أُقِّتَتْ (Peygamberler için vaktin tayin edildiği zaman.) - نُهْلِكْ (Nuhlik): Helak edeceğiz, yok edeceğiz.
Kökü: ه ل ك | Cümle: أَلَمْ نُهْلِكِ الْأَوَّلِينَ (Öncekileri helak etmedik mi?) - نُتْبِعُ (Nutbiu): Peşine takacağız, arkasından ulaştıracağız.
Kökü: ت ب ع | Cümle: ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْآخِرِينَ (Sonra sonrakileri de onların peşine takarız.) - نَخْلُقْ (Nahlık): Yaratıyoruz, yarattık.
Kökü: خ ل ق | Cümle: أَلَمْ نَخْلُقْكُمْ مِنْ مَاءٍ مَهِينٍ (Sizi hakir bir sudan yaratmadık mı?) - تُكَذِّبُونَ (Tukezzibûne): Yalanlıyorsunuz.
Kökü: ك ذ ب | Cümle: مَا كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ (Yalanlayıp durduğunuz şey.) - يَنْطِقُونَ (Yantikûne): Konuşuyorlar.
Kökü: ن ط ق | Cümle: هَذَا يَوْمُ لَا يَنْطِقُونَ (Bu, konuşamayacakları gündür.)
3. Arapça Edat Örnekleri (10 Adet)
- لِـ (Li - Harf-i cer): İçin, ait.
Cümle: لِيَوْمِ الْفَصْلِ (Hüküm günü için.) - فِي (Fî - Harf-i cer): İçinde, de/da.
Cümle: فِي ظِلَالٍ وَعُيُونٍ (Gölgeler ve pınarlar içindedirler.) - مِنْ (Min - Harf-i cer): -den, -dan.
Cümle: مِنْ مَاءٍ مَهِينٍ (Hakir bir sudan.) - إِلَى (İlâ - Harf-i cer): -e, doğru, kadar.
Cümle: إِلَى قَدَرٍ مَعْلُومٍ (Bilinen bir vakte kadar.) - عَلَى (Alâ - Harf-i cer): Üzerinde, üzere.
Cümle: عَلَى سَرِيرٍ مَصْفُوفٍ (Sıralanmış koltuklar üzerindedirler.) - بِـ (Bi - Harf-i cer): İle, -e / -de.
Cümle: فَبِأَيِّ حَدِيثٍ (Hangi sözle?) - مَا (Mâ - Olumsuzluk / Mefsul edatı): Ne / -dığı şeyler.
Cümle: مَا أَغْنَى عَنِّي مَالِيَهْ (Malım bana hiçbir fayda sağlamadı.) - لَا (Lâ - Olumsuzluk edatı): Asla, yok, değil.
Cümle: لَا يَرْكَعُونَ (Rüku etmezler.) - بَعْدَ (Ba'de - Zarf / Edat): Sonra.
Cümle: بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ (Ondan sonra inanırlar.) - ثُمَّ (Summe - Bağlaç / Edat): Sonra, daha sonra.
Cümle: ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْآخِرِينَ (Sonra sonrakileri peşlerine takarız.)
Mürselât Suresi 1-50. Ayetler Dilbilgisi ve Anlama Testi (33 Soru)



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.