☝📖İbrahimi ﷺ Muhammedi ﷺ Hanif İslam📖☝﷽𐰃𐰠𐰯☝📖المحمدية☝Muhammediyye📖☝𐰃𐰠𐰯༺الله أكبر ༻

Güncel Duyuru Eylül -Ekim 2026

Nehvul Vazıh 2.Merhale Derslerimiz Çok Yakında Eylül itibariyle Başlayacak Ekim itibariyle devam edecek inşallah!Nehcül Belağa Dersleri sitemize ekleniyor,Kur'anla Arapça Dilbilgisi derslerimiz ve 116 tane Arapça dilbilgisi konu testi sitemize eklendi..

☝المحمدية☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي 📖 ☝

☝https://www.muhammediyye.org/☝
📖-المحمدية-📖

Teoriye göre;İlluminati(hizbüşşeytan) yani uzaylı ve insan melezi ırklar,yarı vampir,yılan,ejderha vs melez soylardan oluşan topluluk,masonik, illuminatik firavun ve nemrud soylarının hipnoz,büyü,zihin kontrolü,algı yönetimi ile bireyler ve toplumları yönetmesi,hizbüşşeytan illumiatinin küresel illuminatik sistemi; siyaset,medya,sivil toplum,terör örgütleri,mafya,enerji,silah,ilaç,gıda tekeli alanlarda illuminati vardır!

Destek olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.

Kuranla-Arapca-9. Tevbe Sûresi

☝https://www.muhammediyye.org/☝
📖-المحمدية علي الكتاب و السنة الصحيحة-📖
Üye olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.Kardeşlerimize Önemli :
اعوذ بالله من الشيطان الرجيم
 بسم الله الرحمان الرحيم
 الحمد لله رب العالمين و الصلاة و السلام علي امامنا محمد
 و آله و اهل بيته و صحبه و امته اجمعين
Euzü billahi mineşeydanirracimi ve min hizbihi..
Bismillahirrahmanirrahiym
Allahım cc Şeytandan ve onun hizbi tağutlardan
marid ve hannaslardan,cibt ve belamlardan sana sığınırız.Rahman ve rahiym olan Allahın cc adıyla.. 
Ahmedilik,kadıyanilik,bahailik,Vahhabilik,Şiilik,
illuminati,masonluk,yahudilik,nasırilik,nusayrilik,yezidilik,
sağcılık,solculuk,islamcılık,ateizm,deizm, budizm,hinduizm gibi  İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif İslama aykırı dini,felsefi ve ideolojik akımlardan imanımızı ve dinimizi koruyalım!     
İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif din islamdır!
İslam ise; peygamberler peygamberi cenabı Muhammed ﷺ  dinidir!..
Nemrut,Firavun,İsis,ra ve el gibi tağutlar(illuminati) ve onların günümüzdeki soylarının ve taraftarlarının dini(inanış,felsefe,ideolojilerinin) değil!
𐰃𐰠𐰯Kur'an ve sahih sünnetin izinde Muhammediyiz𐰃𐰠𐰯
📖☝ المحمدية علي الكتاب و السنة☝📖 Arapça Dersleri☝İslami Sohbetler☝İslami İlimler☝Manevi Rehberlik☝  instagram: https://www.instagram.com/muhammediyye
  • Ders1
  • Ders2
  • Konu Testi
  • Sureler
  • Arapça Dersler
  • ☝📖المحمدية📖☝

Kuranla-Arapca-9. Tevbe Sûresi-1-65.ayetler

1. بَرَاءَةٌ مِّنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى الَّذِينَ عَاهَدتُّم مِّنَ الْمُشْرِكِينَ
Meali: Allah'tan ve Resûlünden, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere bir ültimatomdur.
2. فَسِيحُوا فِي الْأَرْضِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللَّهِ وَأَنَّ اللَّهَ مُخْزِي الْكَافِرِينَ
Meali: (Ey müşrikler!) Yeryüzünde dört ay daha dolaşın. Şunu bilin ki, siz Allah'ı âciz bırakacak değilsiniz; Allah ise, inkârcıları perişan edecektir.
3. وَأَذَانٌ مِّنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ إِلَى النَّاسِ يَوْمَ الْحَجِّ الْأَكْبَرِ أَنَّ اللَّهَ بَرِيءٌ مِّنَ الْمُشْرِكِينَ ۙ وَرَسُولُهُ ۚ فَإِن تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ ۖ وَإِن تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي اللَّهِ ۗ وَبَشِّرِ الَّذِينَ كَفَرُوا بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
Meali: Hacc-ı ekber gününde, Allah ve Resûlünden bütün insanlara bir bildiridir: Allah ve Resûlü, Allah'a ortak koşanlardan uzaktır. Eğer tövbe ederseniz, bu sizin için hayırlıdır. Ama yüz çevirirseniz, şunu iyi bilin ki, siz Allah'ı âciz bırakabilecek değilsiniz. İnkârcılara, elem dolu bir azabı müjdele!
4. إِلَّا الَّذِينَ عَاهَدتُّم مِّنَ الْمُشْرِكِينَ ثُمَّ لَمْ يَنقُصُوكُمْ شَيْئًا وَلَمْ يُظَاهِرُوا عَلَيْكُمْ أَحَدًا فَأَتِمُّوا إِلَيْهِمْ عَهْدَهُمْ إِلَىٰ مُدَّتِهِمْ ۚ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ
Meali: Ancak Allah'a ortak koşanlardan, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz, sonra da antlaşmalarında size karşı hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinize hiç kimseye yardım etmemiş olanlar, bu hükmün dışındadır. Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayın. Şüphesiz Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever.
5. فَإِذَا انسَلَخَ الْأَشْهُرُ الْحُرُمُ فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدتُّمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَاحْصُرُوهُمْ وَاقْعُدُوا لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍ ۚ فَإِن تَابُوا وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَآتَوُا الزَّكَاةَ فَخَلُّوا سَبِيلَهُمْ ۚ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Meali: Haram aylar çıkınca bu Allah'a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
6. وَإِنْ أَحَدٌ مِّنَ الْمُشْرِكِينَ اسْتَجَارَكَ فَأَجِرْهُ حَتَّىٰ يَسْمَعَ كَلَامَ اللَّهِ ثُمَّ أَبْلِغْهُ مَأْمَنَهُ ۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَّا يَعْلَمُونَ
Meali: Eğer Allah'a ortak koşanlardan biri senden sığınma talebinde bulunursa, Allah'ın kelâmını işitebilmesi için ona sığınma hakkı tanı. Sonra da onu güven içinde olacağı yere ulaştır. Bu, onların bilmeyen bir kavim olmaları sebebiyledir.
7. كَيْفَ يَكُونُ لِلْمُشْرِكِينَ عَهْدٌ عِندَ اللَّهِ وَعِندَ رَسُولِهِ إِلَّا الَّذِينَ عَاهَدتُّمْ عِندَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ ۖ فَمَا اسْتَقَامُوا لَكُمْ فَاسْتَقِيمُوا لَهُمْ ۚ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ
Meali: Allah'a ortak koşanların Allah katında ve Resûlü yanında bir ahdi nasıl olabilir? Ancak Mescid-i Haram'ın yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınız başkadır. Bunlar size karşı dürüst davrandığı sürece, siz de onlara dürüst davranın. Çünkü Allah kendine karşı gelmekten sakınanları sever.
8. كَيْفَ وَإِن يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ لَا يَرْقُبُوا فِيكُمْ إِلًّا وَلَا ذِمَّةً ۚ يُرْضُونَكُم بِأَفْوَاهِهِمْ وَتَأْبَىٰ قُلُوبُهُمْ وَأَكْثَرُهُمْ فَاسِقُونَ
Meali: Onların bir ahdi nasıl olabilir ki! Eğer onlar size üstün gelselerdi, ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirlerdi. Ağızlarıyla sizi hoşnut etmeye çalışıyorlar, oysa kalpleri buna karşı çıkıyor. Onların pek çoğu fasık kimselerdir.
9. اشْتَرَوْا بِآيَاتِ اللَّهِ ثَمَنًا قَلِيلًا فَصَدُّوا عَن سَبِيلِهِ ۚ إِنَّهُمْ سَاءَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Meali: Allah'ın ayetlerini az bir pahaya sattılar da O'nun yolundan alıkoydular. Gerçekten onların yapmakta oldukları ne kötüdür!
10. لَا يَرْقُبُونَ فِي مُؤْمِنٍ إِلًّا وَلَا ذِمَّةً ۚ وَأُولَٰئِكَ هُمُ الْمُعْتَدُونَ
Meali: Onlar hiçbir mümin hakkında ne akrabalık bağını gözetirler ne de ahit. İşte onlar sınırı aşanların (zalimlerin) ta kendileridir.
11. فَإِن تَابُوا وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَآتَوُا الزَّكَاةَ فَإِخْوَانُكُمْ فِي الدِّينِ ۗ وَنُفَصِّلُ الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
Meali: Eğer tevbe ederler, namazı kılıp zekâtı verirse din kardeşleriniz olurlar. Bilen bir topluluk için âyetleri ayrıntıyla açıklıyoruz.
12. وَإِن نَّكَثُوَا أَيْمَانَهُم مِّن بَعْدِ عَهْدِهِمْ وَطَعَنُوا فِي دِينِكُمْ فَقَاتِلُوا أَئِمَّةَ الْكُفْرِ ۙ إِنَّهُمْ لَا أَيْمَانَ لَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَنتَهُونَ
Meali: Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozar ve dininize saldırırlarsa, küfrün elebaşlarıyla savaşın. Çünkü onların yeminleri yoktur. Olur ki (bu sayede küfürden) vazgeçerler.
13. أَلَا تُقَاتِلُونَ قَوْمًا نَّكَثُوا أَيْمَانَهُمْ وَهَمُّوا بِِإِخْرَاجِ الرَّسُولِ وَهُم بَدَءُوكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ ۚ أَتَخْشَوْنَهُمْ ۚ فَاللَّهُ أَحَقُّ أَن تَخْشَوْهُ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Meali: Yeminlerini bozan, Peygamber'i sürgüne göndermeye azmeden ve aklınıza ilk önce kendileri (savaşa) başlayarak çıkan bir kavimle savaşmaz mısınız? Onlardan korkuyor musunuz? Eğer mümin iseniz, kendisinden korkulmaya en layık olan Allah'tır.
14. قَاتِلوهُمْ يُعَذِّبْهُمُ اللَّهُ بِأَيْدِيكُمْ وَيُخْزِهِمْ وَيَنصُرْكُمْ عَلَيْهِمْ وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُّؤْمِنِينَ
Meali: Onlarla savaşın ki Allah onları sizin ellerinizle cezalandırsın, rezil etsin, sizi onlara üstün kilsın ve mümin topluluğun kalplerini ferahlandırsın.
15. وَيُذْهِبْ غَيْظَ قُلُوبِهِمْ ۗ وَيَتُوبُ اللَّهُ عَلَىٰ مَن يَشَاءُ ۗ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
Meali: Ve onların kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah bilendir, hikmet sahibidir.
16. أَمْ حَسِبْتُمْ أَن تُتْرَكُوا وَلَمَّا يَعْلَمِ اللَّهُ الَّذِينَ جَاهَدُوا مِنكُمْ وَلَمْ يَتَّخِذُوا مِن دُونِ اللَّهِ وَلَا رَسُولِهِ وَلَا الْمُؤْمِنِينَ وَلِيجَةً ۚ وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
Meali: Yoksa siz, içinizden cihad edenleri, Allah'tan, Resûlü'nden ve müminlerden başkasını sırdaş edinmeyenleri Allah ortaya çıkarmadan kendi başınıza bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
17. مَا كَانَ لِلْمُشْرِكِينَ أَن يَعْمُرُوا مَسَاجِدَ اللَّهِ شَahidِينَ عَلَىٰ أَنفُسِهِم بِالْكُفْرِ ۚ أُولَٰئِكَ حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ وَفِي النَّارِ هُمْ خَالِدُونَ
Meali: Kendi inkarlarını bizzat kendileri şahitlik ediyorken, Allah'ın mescitlerini imar etmeleri müşriklere yaraşmaz. Onların amelleri boşa gitmiştir; onlar ateş içinde ebedi kalacaklardır.
18. إِنَّمَا يَعْمُرُ مَسَاجِدَ اللَّهِ مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَأَقَامَ الصَّلَاةَ وَآتَى الزَّكَاةَ وَلَمْ يَخْشَ إِلَّا اللَّهَ ۖ فَعَولَئِكَ أَن يَكُونُوا مِنَ الْمُهْتَدِينَ
Meali: Allah'ın mescitlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe inanan, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar edebilir. İşte hidayete erenlerden olmaları umulanlar bunlardır.
19. أَجَعْتُمْ سِقَايَةَ الْحَاجِّ وَعِمَارَةَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ كَمَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَجَاهَدَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ۚ لَا يَسْتَوُونَ عِندَ اللَّهِ ۗ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
Meali: Hacıya su vermeyi ve Mescid-i Haram'ı imar etmeyi, Allah'a ve ahiret gününe inanan ve Allah yolunda cihad eden kimse ile bir mi tuttunuz? Katınızda bunlar eşit değildir. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.
20. الَّذِينَ آمَنُوا وَهَاجَرُوا وَجَاهَدُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ أَعْظَمُ دَرَجَةً عِندَ اللَّهِ ۚ وَأُولَٰئِكَ هُمُ الْفَائِزُونَ
Meali: İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad edenler var ya, Allah katında en büyük derece onlarındır. Kurtuluşa erenler de işte onlardır.
21. يُبَشِّرُهُمْ رَبُّهُم بِرَحْمَةٍ مِّنْهُ وَرِضْوَانٍ وَجَنَّاتٍ لَّهُمْ فِيهَا نَعِيمٌ مُّقِيمٌ
Meali: Rabbi onlara kendi katından bir rahmet, bir rıza ve kendileri için içinde tükenmez nimetler bulunan cennetler müjdeler.
22. خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا ۚ إِنَّ اللَّهَ عِندَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ
Meali: Orada ebedi kalıcıdırlar. Şüphesiz büyük mükafat Allah katındadır.
23. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا آبَاءَكُمْ وَإِخْوَانَكُمْ أَوْلِيَاءَ إِنِ اسْتَحَبُّوا الْكُفْرَ عَلَى الْإِيمَانِ ۚ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَأُولَٰئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
Meali: Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile veli edinmeyin. İçinizden kim onları veli edinirse, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
24. قُلْ إِن كَانَ آبَاؤُكُمْ وَأَبْنَاؤُكُمْ وَإِخْوَانُكُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَأَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا أَحَبَّ إِلَيْكُم مِّنَ اللَّهِ وَرَسُولِهِ وَجِهَادٍ فِي سَبِيلِهِ فَتَرَبَّصُوا حَتَّىٰ يَأْتِيَ اللَّهُ بِأَمْرِهِ ۗ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ
Meali: De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabanız, elde ettiğiniz mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret ve hoşlandığınız meskenler size Allah'tan, Resûlünden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah fasık topluluğu hidayete erdirmez.
25. لَقَدْ نَصَرَكُمُ اللَّهُ فِي مَوَاطِنَ كَثِيرَةٍ ۙ وَيَوْمَ حُنَيْنٍ ۙ إِذْ أَعْجَبَتْكُمْ كَثْرَتُكُمْ فَلَمْ تُغْنِ عَنكُمْ شَيْئًا وَضَاقَتْ عَلَيْكُمُ الْأَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ ثُمَّ وَّلَّيْتُم مُّدْبِرِينَ
Meali: Andolsun ki Allah size birçok yerde ve Huneyn gününde yardım etmişti. Hani çokluğunuz sizi gururlandırmış, fakat size hiçbir fayda sağlamamıştı; yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti, sonunda arkanızı dönüp kaçmıştınız.
26. ثُمَّ أَنزَلَ اللَّهُ سَكِينَتَهُ عَلَىٰ رَسُولِهِ وَعَلَى الْمُؤْمِنِينَ وَأَنزَلَ جُنُودًا لَّمْ تَرَوْهَا وَعَذَّبَ الَّذِينَ كَفَرُوا ۚ وَذَٰلِكَ جَزَاءُ الْكَافِرِينَ
Meali: Sonra Allah, Resûlü ile müminler üzerine sekinetini (huzur ve güvenini) indirdi, görmediğiniz ordular indirdi ve inkâr edenleri cezalandırdı. İşte kâfirlerin cezası budur.
27. ثُمَّ يَتُوبُ اللَّهُ مِن بَعْدِ ذَٰلِكَ عَلَىٰ مَن يَشَاءُ ۗ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Meali: Bundan sonra da Allah dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah çok bağışlayıcıdır, merhamet edicidir.
28. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّمَا الْمُشْرِكُونَ نَجَسٌ فَلَا يَقْرَبُوا الْمَسْجِدَ الْحَرَامَ بَعْدَ عَامِهِمْ هَذَا ۚ وَإِنْ خِفْتُمْ عَيْلَةً فَسَوْفَ يُغْنِيكُمُ اللَّهُ مِن فَضْلِهِ إِن شَاءَ ۚ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
Meali: Ey iman edenler! Müşrikler ancak birer pisliktir. Artık bu yıldan sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, biliniz ki Allah dilerse sizi lütfuyla zenginleştirecektir. Şüphesiz Allah bilendir, hikmet sahibidir.
29. قَاتِلُوا الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَلَا بِالْيَوْمِ الْآخِرِ وَلَا يُحَرِّمُونَ مَا حَرَّمَ اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَلَا يَدِينُونَ دِينَ الْحَقِّ مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ حَتَّىٰ يُعْطُوا الْجِزْيَةَ عَن يَدٍ وَهُمْ صَاغِرُونَ
Meali: Kendilerine kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve Resûlü'nün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini din edinmeyen kimselerle, boyun büküp kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.
30. وَقَالَتِ الْيَهُودُ عُزَيْرٌ ابْنُ اللَّهِ وَقَالَتِ النَّصَارَى الْمَسِيحُ ابْنُ اللَّهِ ۖ ذَٰلِكَ قَوْلُهُم بِأَفْوَاهِهِمْ ۖ يُضَاهِئُونَ قَوْلَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِن قَبْلُ ۚ قَاتَلَهُمُ اللَّهُ ۚ أَنَّىٰ يُؤْفَكُونَ
Meali: Yahudiler, "Üzeyr Allah'ın oğludur" dediler. Hristiyanlar da, "Mesih Allah'ın oğludur" dediler. Bu, onların ağızlarıyla söyledikleri sözlerdir; daha önce inkâr edenlerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl da saptırılıyorlar?
31. اتَّخَذُوا أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِّن دُونِ اللَّهِ وَالْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَمَا أُمِرُوا إِلَّا لِيَعْبُدُوا إِلَٰهًا وَاحِدًا ۖ لَّا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۚ سُsubْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ
Meali: Onlar Allah'ı bırakıp bilginlerini ve rahiplerini de rab edindiler; Meryem oğlu Mesih'i de. Oysa onlar ancak bir olan Allah'a ibadet etmekle emrolunmuşlardı. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. O, onların koştukları ortaklardan uzaktır.
32. يُرِيدُونَ أَن يُطْفِئُوا نُورَ اللَّهِ بِأَفْوَاهِهِمْ وَيَأْبَى اللَّهُ إِلَّا أَن يُتِمَّ نُورَهُ وَلَوْ كَرِهَ الْكَافِرُونَ
Meali: Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Halbuki kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlamaktan başkasını istemez.
33. هُوَ الَّذِي أَرْسَلَ رَسُولَهُ بِالْهُدَىٰ وَدِينِ الْحَقِّ لِيُظْهِرَهُ عَلَى الدِّينِ كُلِّهِ وَلَوْ كَرِهَ الْمُشْرِكُونَ
Meali: O, Resûlünü hidayet ve hak din ile göndermiştir; müşrikler hoşlanmasa da o dini bütün dinlerin üzerine çıkaracaktır.
34. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ كَثِيرًا مِّنَ الْأَحْبَارِ وَالرُّهْبَانِ لَيَأْكُلُونَ أَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ اللَّهِ ۗ وَالَّذِينَ يَكْنِزُونَ الذَّهَبَ وَالْفِضَّةَ وَلَا يُنفِقُونَهَا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَبَشِّرْهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
Meali: Ey iman edenler! Bilginlerden ve rahiplerden birçoğu gerçekten insanların mallarını haksızlıkla yerler ve Allah yolundan alıkoyarlar. Altın ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar var ya, işte onlara elem verici bir azabı müjdele!
35. يَوْمَ يُحْمَىٰ عَلَيْهَا فِي نَارِ جَهَنَّمَ فَتُكْوَىٰ بِهَا جِبَاهُهُمْ وَجُنُوبُهُمْ وَظُهُورُهُمْ ۖ هَذَا مَا كَنَزْتُمْ لِأَنفُسِكُمْ فَذُوقُوا مَا كُنتُمْ تَكْنِزُونَ
Meali: O gün bunlar cehennem ateşinde kızdırılacak da bunlarla onların alnları, yanları ve sırtları dağlanacaktır. "İşte bu kendiniz için biriktirdiğiniz servettir; haydi biriktirdiklerinizi tadın bakalım!" (denilir).
36. إِنَّ عِدَّةَ الشُّهُورِ عِندَ اللَّهِ اثْنَا عَشَرَ شَهْرًا فِي كِتَابِ اللَّهِ يَوْمَ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ مِنْهَا أَرْبَعَةٌ حُرُمٌ ۚ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ ۚ فَلَا تَظْلِمُوا فِيهِنَّ أَنفُسَكُمْ ۚ وَقَاتِلُوا الْمُشْرِكِينَ كَافَّةً كَمَا يُقَاتِلُونَكُمْ كَافَّةً ۚ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ مَعَ الْمُتَّقِينَ
Meali: Allah katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı günkü Allah'ın kitabında on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. İşte dosdoğru din budur. O aylarda kendinize zulmetmeyin. Müşrikler sizinle nasıl toplu olarak savaşıyorlarsa, siz de onlarla toplu olarak savaşın. Bilin ki Allah takva sahipleriyle beraberdir.
37. إِنَّمَا النَّسِيءُ زِيَادَةٌ فِي الْكُفْرِ ۖ يُضَلُّ بِهِ الَّذِينَ كَفَرُوا يُحِلُّونَهُ عَامًا وَيُحَرِّمُونَهُ عَامًا لِّيُوَاطِئُوا عِدَّةَ مَا حَرَّمَ اللَّهُ فَيُحِلُُّوا مَا حَرَّمَ اللَّهُ ۚ سُزِّيَ لَهُمْ سُوءُ أَعْمَالِهِمْ ۗ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ
Meali: Haram ayları ertelemek (nesi'), ancak küfürde ileri gitmektir; onunla inkâr edenler saptırılır. Allah'ın haram kıldığı sayıyı uydurmak ve O'nun haram kıldığını helal kılmak için onu bir yıl helal sayarlar, bir yıl da haram sayarlar. Kötü amelleri kendilerine süslü gösterilmiştir. Allah kâfir topluluğu hidayete erdirmez.
38. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا مَا لَكُمْ إِذَا قِيلَ لَكُمُ انْفِرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ اثَّاقَلْتُمْ إِلَى الْأَرْضِ ۚ أَرَضِيتُم بِالْحَياةِ الدُّنْيَا مِنَ الْآخِرَةِ ۚ فَمَا مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فِي الْآخِرَةِ إِلَّا قَلِيلٌ
Meali: Ey iman edenler! Size ne oldu ki, "Allah yolunda savaşa çıkın" denildiği zaman yere çakılıp kaldınız? Ahiretten vazgeçip dünya hayatına mı razı oldunuz? Dünya hayatının geçimliği ahiretin yanında ancak pek az bir şeydir.
39. إِلَّا تَنفِرُوا يُعَذِّبْكُمْ عَذَابًا أَلِيمًا وَيَسْتَبْدِلْ قَوْمًا غَيْرَكُمْ وَلَا تَضُرُّوهُ شَيْئًا ۗ وَاللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Meali: Eğer (savaşa) çıkmazsanız, Allah sizi elem verici bir azaba uğratır ve yerinize başka bir topluluk getirir; O'na hiçbir zarar veremezsiniz. Allah her şeye kadirdir.
40. إِلَّا تَنصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللَّهُ إِذْ أَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُوا ثَانِيَ اثْنَيْنِ إِذْ فِهِمَا فِي الْغَارِ إِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لَا تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا ۖ فَأَنزَلَ اللَّهُ سَكِينَتَهُ عَلَيْهِ وَأَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَّمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذِينَ كَفَرُوا السُّفْلَىٰ ۗ وَكَلِمَةُ اللَّهِ هِيَ الْعُلْيَا ۗ وَاللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Meali: Eğer siz ona (Peygamber'e) yardım etmezseniz, bilesiniz ki inkâr edenler onu iki kişiden biri olarak (Mekke'den) çıkardıklarında Allah ona zaten yardım etmişti; hani mağaradaydılar, arkadaşına "Üzülme, çünkü Allah bizimle beraberdir" diyordu. Bunun üzerine Allah onun kalbine güven indirdi, onu görmediğiniz ordularla destekledi, kâfirlerin sözünü alçalttı. Yüce olan Allah'ın sözüdür. Allah üstündür, hikmet sahibidir.
41. انْفِرُوا خِفَافًا وَثِقَالًا وَجَاهِدُوا بِأَمْوَالِكُمْ وَأَنفُسِكُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ ۚ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
Meali: İster hafif, ister ağır olarak seferber olun, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır.
42. لَوْ كَانَ عَرَضًا قَرِيبًا وَسَفَرًا قَاصِدًا لَّاتَّبَعُوكَ وَلَكِن بَعُدَتْ عَلَيْهِمُ الشُّقَّةُ ۚ وَسَيَحْلِفُونَ بِاللَّهِ لَوِ اسْتَطَعْنَا لَخَرَجْنَا مَعَكُمْ يُهْلِكُونَ أَنفُسَهُمْ وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
Meali: Eğer ganimet yakın ve yol kolay olsaydı, mutlaka peşinden gelirlerdi; fakat meşakkatli yol onlara uzak geldi. "Gücümüz yetseydi elbette sizinle beraber çıkardık" diye Allah'a yemin edecekler. Kendilerini helaka sürüklüyorlar. Allah onların kesinlikle yalancı olduklarını bilir.
43. عَفَا اللَّهُ عَنكَ لِمَ أَذِنتَ لَهُمْ حَتَّىٰ يَتَبَيَّنَ لَكَ الَّذِينَ صَدَقُوا وَتَعْلَمَ الْكَاذِبِينَ
Meali: Allah seni affetsin! Doğru söyleyenler sana iyice belli olmadan, yalancıları bilip tanımadan niçin onlara izin verdin?
44. لَا يَسْتَأْذِنُكَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ أَن يُجَاهِدُوا بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ ۗ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِالْمُتَّقِينَ
Meali: Allah'a ve ahiret gününe inananlar, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten (geri kalmak için) senden izin istemezler. Allah takva sahiplerini çok iyi bilir.
45. إِنَّمَا يَسْتَأْذِنُكَ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَارْتَابَتْ قُلُوبُهُمْ فَهُمْ فِي رَيْبِهِمْ يَتَرَدَّدُونَ
Meali: Senden ancak Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, kalpleri şüpheye düşüp şüphelerinde kıvranıp duran kimseler izin ister.
46. وَلَوْ أَرَادُوا الْخُرُوجَ لَأَعَدُّوا لَهُ عُدَّةً وَلَكِن كَرِهَ اللَّهُ انبِعَاثَهُمْ فَثَبَّطَهُمْ وَقِيلَ اقْعُدُوا مَعَ الْقَاعِدِينَ
Meali: Eğer (savaşa) çıkmak isteseytiler, elbette bunun için bir hazırlık görürlerdi; fakat Allah da çıkmalarını istemedi de onları alıkoydu ve "Oturun (evlerinizde) oturanlarla beraber" denildi.
47. لَوْ خَرَجُوا فِيكُم مَّا زَادُوكُمْ إِلَّا خَبَالًا وَلَأَوْضَعُوا خِلَالَكُمْ يَبْغُونَكُمُ الْفِتْنَةَ وَفِيكُمْ سَمَّاعُونَ لَهُمْ ۗ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِالظَّالِمِينَ
Meali: Eğer aranızda çıksaydılar, size kargaşadan başka bir şey katmaz ve aranıza fitne sokmak üzere aranızda koşuşurlardı. İçinizde onları dinlemeye meylli olanlar da vardır. Allah zalimleri çok iyi bilir.
48. لَقَدِ ابْتَغَوُا الْفِتْنَةَ مِن قَبْلُ وَقَلَبُوا لَكَ الْأُمُورَ حَتَّىٰ جَاءَ الْحَقُّ وَظَهَرَ أَمْرُ اللَّهِ وَهُمْ كَارِهُونَ
Meali: Andolsun ki daha önce de fitne çıkarmak istemişler ve işleri senin aleyhine çevirmişlerdi; nihayet hak gelmiş ve onlar istemese de Allah'ın emri üstün gelmişti.
49. وَمِنْهُم مَّن يَقُولُ ائْذَن لِّي وَلَا تَفْتِنِّي ۚ أَلَا فِي الْفِتْنَةِ سَقَطُوا ۗ وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحِيطَةٌ بِالْكَافِرِينَ
Meali: Onlardan kimi de "Bana izin ver, beni fitneye düşürme" der. Bil ki onlar zaten fitnenin içine düşmüşlerdir. Şüphesiz cehennem kâfirleri kuşatmıştır.
50. إِن تُصِبْكَ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ ۖ وَإِن تُصِبْكَ مُصِيبَةٌ يَقُولُوا قَدْ أَخَذْنَا أَمْرَنَا مِن قَبْلُ وَيَتَوَلَّوْا وَهُمْ فَرِحُونَ
Meali: Sana bir iyilik erişirse bu onları üzer; sana bir musibet gelirse, "İyi ki önceden tedbirimizi almışız" derler ve sevinerek dönüp giderler.
51. قُل لَّن يُصِيبَنَا إِلَّا مَا كَتَبَ اللَّهُ لَنَا هُوَ مَوْلَانَا ۚ وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
Meali: De ki: "Allah'ın bizim için yazdığından başkası asla başımıza gelmez. O bizim mevlamızdır. Müminler yalnız Allah'a güvensinler."
52. قُلْ هَلْ تَرَبَّصُونَ بِنَا إِلَّا إِحْدَى الْحُسْنَيَيْنِ ۖ وَنَحْنُ نَتَرَبَّصُ بِكُمْ أَن يُصِيبَكُمُ اللَّهُ بِعَذَابٍ مِّنْ عِندِهِ أَوْ بِأَيْدِينَا ۖ فَتَرَبَّصُوا إِنَّا مَعَكُم مُّتَرَبِّصُونَ
Meali: De ki: "Siz bizim için iki güzel (şehitlik veya zafer) durumdan başkasını mı bekliyorsunuz? Biz ise Allah'ın kendi katından veya bizim elimizle size bir azap vermesini bekliyoruz. Hadi bekleyin, şüphesiz biz de sizinle birlikte beklemekteyiz."
53. قُلْ أَنفِقُوا طَوْعًا أَوْ كَرْهًا لَّن يُتَقَبَّلَ مِنْكُمْ ۖ إِنَّكُمْ كُنتُمْ قَوْمًا فَاسِقِينَ
Meali: De ki: "İster gönüllü ister gönülsüz infak edin, sizden asla kabul edilmeyecektir; çünkü siz yoldan çıkmış bir topluluk oldunuz."
54. وَمَا مَنَعَهُمْ أَن تُقْبَلَ مِنْهُمْ نَفَقَاتُهُمْ إِلَّا أَنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللَّهِ وَبِرَسُولِهِ وَلَا يَأْتُونَ الصَّلَاةَ إِلَّا وَهُمْ كُسَالَىٰ وَلَا يُنفِقُونَ إِلَّا وَهُمْ كَارِهُونَ
Meali: Kendilerinden infakların kabul edilmesini engelleyen şey, Allah'ı ve Resûlü'nü inkâr etmeleri, namaza ancak üşene üşene gelmeleri ve istemeye istemeye infak etmeleridir.
55. فَلَا تُعْجِبْكَ أَمْوَالُهُمْ وَلَا أَوْلَادُهُمْ ۚ إِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيُعَذِّبَهُم بِهَا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَتَزْهَقَ أَنْفُسُهُمْ وَهُمْ كَافِرُونَ
Meali: Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin; Allah bunlarla onları dünya hayatında azaplandırmayı ve canlarının kâfir olarak çıkmasını irade ediyor.
56. وَيَحْلِفُونَ بِاللَّهِ إِنَّهُمْ لَمِنكُمْ وَمَا هُم مِّنكُمْ وَلَكِنَّهُمْ قَوْمٌ يَفْرَقُونَ
Meali: Kendilerinin sizden olduğuna dair Allah'a yemin ederler. Oysa onlar sizden değildir, fakat onlar korkak bir topluluktur.
57. لَوْ يَجِدُونَ مَلْجَأً أَوْ مَغَارَاتٍ أَوْ مُدَّخَلًا لَّوَلَّوْا إِلَيْهِ وَهُمْ يَجْمَحُونَ
Meali: Eğer sığınacak bir yer, bir mağara veya girilecek bir delik bulsalardı, koşarak oraya yönelip giderlerdi.
58. وَمِنْهُم مَّن يَلْمِزُكَ فِي الصَّدَقَاتِ فَإِنْ أُعْطُوا مِنْهَا رَضُوا وَإِن لَّمْ يُعْطَوْا مِنْهَا إِذَا هُمْ يَسْخَطُونَ
Meali: İçlerinde sadakaların paylaştırılmasında seni çekiştirenler de vardır. Ondan kendilerine verilirse memnun olurlar, verilmez వెంటనే öfkelenirler.
59. وَلَوْ أَنَّهُمْ رَضُوا مَا آتَاهُمُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَقَالُوا حَسْبُنَا اللَّهُ سَيُؤْتِينَا اللَّهُ مِن فَضْلِهِ وَرَسُولُهُ إِنَّا إِلَى اللَّهِ رَاغِبُونَ
Meali: Eğer onlar Allah ve Resûlü'nün kendilerine verdiğine razı olup "Bize Allah yeter, Allah bize lütfundan verecektir, Resûlü de; biz şüphesiz Allah'a ragbet edenleriz" deselerdi (kendileri için daha hayırlı olurdu).
60. إِنَّمَا الصَّدَقَاتُ لِلْفُقَرَاءِ وَالْمَسَاكِينِ وَالْعَامِلِينَ عَلَيْهَا وَالْمُؤَلَّفَةِ قُلُوبُهُمْ وَفِي الرِّقَابِ وَالْغَارِمِينَ وَفِي سَبِيلِ اللَّهِ وَابْنِ السَّبِيلِ فَرِيضَةً مِّنَ اللَّهِ ۗ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
Meali: Sadakalar (zekatlar), Allah'tan bir farz olarak ancak fakirler, yoksullar, o işte çalışan memurlar, kalpleri İslam'a ısındırılacak olanlar, köleler, borçlular, Allah yolundakiler ve yolda kalmışlar içindir. Allah bilendir, hikmet sahibidir.
61. وَمِنْهُمُ الَّذِينَ يُؤْذُونَ النَّبِيَّ وَيَقُولُونَ هُوَ أُذُنٌ ۚ قُلْ أُذُنُ خَيْرٍ لَّكُمْ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَيُؤْمِنُ لِلْمُؤْمِنِينَ وَرَحْمَةٌ لِّلَّذِينَ آمَنُوا مِنكُمْ ۚ وَالَّذِينَ يُؤْذُونَ رَسُولَ اللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Meali: Yine onlardan peygamberi inciten ve "O her söyleneni dinleyen bir kulaktır" diyenler de vardır. De ki: "O sizin için bir hayır kulağıdır; Allah'a inanır, müminlere güvenir ve sizden iman edenler için bir rahmettir." Allah'ın Resûlü'nü incitenler için elem verici bir azap vardır.
62. يَحْلِفُونَ بِاللَّهِ لَكُمْ لِيُرْضُوكُمْ وَاللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَقُّ أَن يُرْضُوهُ إِن كَانُوا مُؤْمِنِينَ
Meali: Sizi razı etmek için Allah'a yemin ederler. Eğer mümin iseler, bilmeliler ki Allah ve Resûlü'nü razı etmeleri daha önceliklidir.
63. أَلَمْ يَعْلَمُوا أَنَّهُ مَنْ يُحَادِدِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَأَنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِدًا فِيهَا ۚ ذَلِكَ الْخِزْيُ الْعَظِيمُ
Meali: Onlar bilmediler mi ki, kim Allah ve Resûlü'ne karşı gelirse, ona içinde ebedi kalacağı cehennem ateşi vardır? İşte büyük rezillik budur.
64. يَحْذَرُ الْمُنَافِقُونَ أَن تُنَزَّلَ عَلَيْهِمْ سُورَة تُنَبِّئُهُمْ بِمَا فِي قُلُوبِهِمْ ۚ قُلِ اسْتَهْزِئُوا إِنَّ اللَّهَ مُخْرِجٌ مَا تَحْذَرُونَ
Meali: Münafıklar, kalplerindekini yüzlerine vuracak bir surenin üzerlerine indirilmesinden çekinirler. De ki: "Alay edin bakalım! Şüphesiz Allah çekindiğiniz şeyi ortaya çıkaracaktır."
65. وَلَئِن سَأَلْتَهُمْ لَيَقُولُنَّ إِنَّمَا كُنَّا نَخُوضُ وَنَلْعَبُ ۚ قُلْ أَبِاللَّهِ وَآيَاتِهِ وَرَسُولِهِ كُنتُمْ تَسْتَهْزِئُونَ
Meali: Eğer onlara soracak olursan, "Biz sadece lafa dalmış şakalaşıyorduk" derler. De ki: "Allah ile, O'nun âyetleriyle ve O'nun Resûlü ile mi alay ediyorsunuz?"

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)

  • بَرَاءَة: Ültimatom, beraat.
    Cümle: بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ (Allah'tan bir ültimatomdur.)
  • أَرْض: Yeryüzü.
    Cümle: فَسِيحُوا فِي الْأَرْضِ (Yeryüzünde dolaşın.)
  • شَهْر: Ay (zaman dilimi).
    Cümle: أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ (Dört ay.)
  • كَافِر: İnkârcı.
    Cümle: مُخْزِي الْكَافِرِينَ (Kâfirleri perişan edicidir.)
  • حَجّ: Hac ibadeti.
    Cümle: يَوْمَ الْحَجِّ الْأَكْبَرِ (Hacc-ı ekber gününde.)
  • عَذَاب: Azap, ceza.
    Cümle: بِعَذَابٍ أَلِيمٍ (Elem dolu bir azapla.)
  • عَهْد: Antlaşma, ahit.
    Cümle: فَأَتِمُّوا عَهْدَهُمْ (Antlaşmalarını tamamlayın.)
  • مَسْجِد: Mescit, cami.
    Cümle: عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ (Mescid-i Haram yanında.)
  • قَوْم: Kavim, topluluk.
    Cümle: قَوْمٌ لَا يَعْلَمُونَ (Bilmeyen bir topluluktur.)
  • سَبِيل: Yol.
    Cümle: فَخَلُّوا سَبِيلَهُمْ (Yollarını serbest bırakın.)
  • ذِمَّة: Himaye, ahit, akrabalık.
    Cümle: وَلَا ذِمَّةً (Ne de bir ahit gözetirler.)
  • ثَمَن: Değer, fiyat.
    Cümle: ثَمَنًا قَلِيلًا (Az bir değere.)
  • دِين: Din, şeriat.
    Cümle: فَإِخْوَانُكُمْ فِي الدِّينِ (Din kardeşlerinizdir.)
  • رَسُول: Elçi, peygamber.
    Cümle: وَرَسُولِهِ إِلَى النَّاسِ (İnsanlara Resûlü.)
  • قَلْب: Kalp, gönül.
    Cümle: وَتَأْبَى قُلُوبُهُمْ (Kalpleri ise karşı çıkar.)
  • تَوْبَة: Tövbe, yöneliş.
    Cümle: إِنْ تُبْتُمْ (Tövbe ederseniz.)
  • رَحْمَة: Rahmet, merhamet.
    Cümle: بِرَحْمَةٍ مِنهu (Ondan bir rahmetle.)
  • بَيْت: Ev.
    Cümle: فِي الْبَيْتِ (Evde.)
  • مَال: Mal, servet.
    Cümle: بِأَمْوَالِهِمْ (Mallarıyla.)
  • أَجْر: Ecir, mükafat.
    Cümle: أَجْرٌ عَظِيمٌ (Büyük bir mükafat.)
  • صَدَقَة: Sadaka, zekat.
    Cümle: إِنَّمَا الصَّدَقَاتُ (Sadakalar ancak...)
  • فَاسِق: Fasık, yoldan çıkmış.
    Cümle: وَأَكْثَرُهُمْ فَاسِقُونَ (Çoğu fasıktır.)
  • نَار: Ateş.
    Cümle: نَارَ جَهَنَّمَ (Cehennem ateşi.)
  • عَالَم: Âlem, evren.
    Cümle: رَبِّ الْعَالَمِينَ (Âlemlerin Rabbi.)
  • كِتَاب: Kitap.
    Cümle: فِي كِتَابِ اللَّهِ (Allah'ın kitabında.)

2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)

  • عَاهَدَ: Antlaştı.
    Cümle: عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ (Müşriklerle antlaşma yaptınız.)
  • فَسِيحُوا: Dolaşın, gezinin.
    Cümle: فَسِيحُوا فِي الْأَرْضِ (Yeryüzünde dolaşın.)
  • اعْلَمُوا: Biliniz.
    Cümle: وَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِينَ (Aciz bırakamayacağınızı bilin.)
  • تُبْتُمْ: Tövbe ettiniz.
    Cümle: فَإِنْ تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ (Eğer tövbe ederseniz hayırlıdır.)
  • تَوَلَّيْتُمْ: Yüz çevirdiniz.
    Cümle: وَإِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُوا (Yüz çevirirseniz bilin.)
  • بَشِّرِ: Müjdele.
    Cümle: وَبَشِّرِ الَّذِينَ كَفَرُوا (İnkârcıları müjdele.)
  • يَنْقُصُوكُمْ: Size eksiklik yaparlar.
    Cümle: لَمْ يَنْقُصُوكُمْ شَيْئًا (Size hiçbir eksiklik yapmadılar.)
  • يُظَاهِرُوا: Destek oldular.
    Cümle: وَلَمْ يُظَاهِرُوا عَلَيْكُمْ (Aleyhinize destek vermediler.)
  • أَتِمُّوا: Tamamlayın.
    Cümle: فَأَتِمُّوا إِلَيْهِمْ عَهْدَهُمْ (Ahitlerini tamamlayın.)
  • يُحِبُّ: Sever.
    Cümle: إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ (Allah takvayı seveendir.)
  • انْسَلَخَ: Çıktı, sıyrıldı.
    Cümle: فَإِذَا انْسَلَخَ الْأَشْهُرُ (Aylar çıkınca.)
  • اقْتُلُوا: Öldürün.
    Cümle: فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكِينَ (Müşrikleri öldürün.)
  • خُذُوهُمْ: Onları yakalayın.
    Cümle: وَخُذُوهُمْ وَاحْصُرُوهُمْ (Yakalayın ve kuşatın.)
  • أَقَامُوا: İkame ettiler, kıldılar.
    Cümle: وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ (Namazı kıldılar.)
  • آتَوُا: Verdiler.
    Cümle: وَآتَوُا الزَّكَاةَ (Zekatı verdiler.)
  • خَلُّوا: Serbest bırakın.
    Cümle: فَخَلُّوا سَبِيلَهُمْ (Yollarını serbest bırakın.)
  • اسْتَجَارَكَ: Sığınma talep etti.
    Cümle: اسْتَجَارَكَ فَأَجِرْهُ (Sığınma isterse sığınma ver.)
  • يَسْمَعَ: İşitsin.
    Cümle: حَتَّى يَسْمَعَ كَلَامَ اللَّهِ (Kelamullahı işitene dek.)
  • أَبْلِغْهُ: Onu ulaştır.
    Cümle: أَبْلِغْهُ مَأْمَنَهُ (Güvenli yerine ulaştır.)
  • يَرْقُبُونَ: Gözetirler.
    Cümle: لَا يَرْقُبُونَ فِيكُمْ (Hakkınızda gözetmezler.)
  • تَأْبَى: Karşı çıkar, çekinir.
    Cümle: وَتَأْبَى قُلُوبُهُمْ (Kalpleri karşı çıkar.)
  • اشْتَرَوْا: Satın aldılar, değiştiler.
    Cümle: اشْتَرَوْا بِآيَاتِ اللَّهِ (Ayetleri sattılar.)
  • صَدُّو: Alıkoydular.
    Cümle: فَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِهِ (Yolundan alıkoydular.)
  • نَكَثُوا: Bozdular.
    Cümle: نَكَثُوا أَيْمَانَهُمْ (Yeminlerini bozdular.)
  • هَمُّوا: Azmettiler, niyetlendiler.
    Cümle: هَمُّوا بِإِخْرَاجِ الرَّسُولِ (Resûlü çıkarmaya yeltendiler.)

3. Arapça Edat Örnekleri (Harf-i Cerler Hariç - 15 Adet)

  • لَا (Olumsuzluk edatı):
    Cümle: لَا رَيْبَ فِيهِ (Onda şüphe yoktur.)
  • أَنَّ (Tekit / Masdar harfi):
    Cümle: وَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي (Bilin ki siz aciz bırakamazsınız.)
  • إِنْ (Şart edatı):
    Cümle: فَإِنْ تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ (Eğer tövbe ederseniz hayırlıdır.)
  • مَا (Olumsuzluk / Mevsul edatı):
    Cümle: وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ (Sana indirilen şey...)
  • قَدْ (Tahkik / pekiştirme edatı):
    Cümle: قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ (Müminler gerçektan kurtuluşa ermiştir.)
  • لَمْ (Cezmedici olumsuzluk edatı):
    Cümle: وَلَمْ يَنْقُصُوكُمْ شَيْئًا (Hiçbir eksiklik yapmadılar.)
  • إِذَا (Zarf / Şart edatı):
    Cümle: فَإِذَا انْسَلَخَ الْأَشْهُرُ (Aylar çıktığı zaman...)
  • كَيْفَ (Soru edatı):
    Cümle: كَيْفَ يَكُونُ لِلْمُشْرِكِينَ عَهْدٌ (Müşriklerin nasıl ahdi olabilir?)
  • أَمْ (Atıf / Soru edatı):
    Cümle: أَمْ حَسِبْتُمْ أَنْ تُتْرَكُوا (Yoksa terk edileceğinizi mi sandınız?)
  • هَلْ (Soru edatı):
    Cümle: قُلْ هَلْ تَرَبَّصُونَ بِنَا (De ki: Bize karşı mı bekliyorsunuz?)
  • سَـ (İstikbal / Gelecek zaman eki):
    Cümle: سَيَقُولُونَ (Yakında diyecekler.)
  • لَوْ (Şart edatı / imkansızlık):
    Cümle: لَوْ كَانَ عَرَضًا قَرِيبًا (Mal yakın olsaydı...)
  • بَلْ (İrâd / vazgeçme edatı):
    Cümle: بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ (Bilakis onlar azgın bir topluluktur.)
  • لَكِنْ (İstidrak edatı):
    Cümle: وَلَكِنَّهُمْ قَوْمٌ يَفْرَقُونَ (Lakin onlar korkak bir topluluktur.)
  • إِنَّ (Tekit edatı):
    Cümle: إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ (Şüphesiz Allah bağışlayıcıdır, merhametlidir.)

Kuranla-Arapca-9. Tevbe Sûresi-66-129.ayetler

Konu Özeti: Tevbe Suresi'nin 66-129. ayetleri arasında münafıkların mazeretleri, samimiyetsizlikleri ve cehennemle tehdit edilmeleri; müminlerin üstün vasıfları, cihad bilinci, infakları ve Allah'ın rızası; Tebük Seferi'ne katılanlar ile geride kalan mazeret sahipleri ve suçlular; mescid-i dırar olayı, müminlerin fedakarlıkları ve Hz. Peygamber'in müminlere karşı olan eşsiz şefkati, merhameti ile yalnızca Allah'a tevekkül edilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
66. لَا تَعْتَذِرُوا قَدْ كَفَرْتُمْ بَعْدَ إِيمَانِكُمْ إِنْ نَعْفُ عَنْ طَائِفَةٍ مِنْكُمْ نُعَذِّبْ طَائِفَةً بِأَنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِمِينَ
66. Meali: Özür dilemeyin! Muhakkak ki imanlarınızdan sonra kâfir oldunuz. Sizden bir grubu bağışlasak bile, suçlu günahkârlar olmaları nedeniyle bir diğer gruba azap edeceğiz.
67. الْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ بَعْضُهُمْ مِنْ بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمُنْكَرِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمَعْرُوفِ وَيَقْبِضُونَ أَيْدِيَهُمْ نَسُوا اللَّهَ فَنَسِيَهُمْ إِنَّ الْمُنَافِقِينَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
67. Meali: Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirindendir (hepsi aynı zihniyettedir). Kötülüğü emreder, iyilikten alıkoyarlar ve (cimrilik yaparak) ellerini sıkı tutarlar. Onlar Allah'ı unuttular, bu yüzden Allah da onları unuttu. Muhakkak ki münafıklar, onlar fasıklardır.
68. وَعَدَ اللَّهُ الْمُنَافِقِينَ وَالْمُنَافِقَاتِ وَالْكُفَّارَ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا هِيَ حَسْبُهُمْ وَلَعَنَهُمُ اللَّهُ وَلَهُمْ عَذَابٌ مُقِيمٌ
68. Meali: Allah, münafık erkeklere, münafık kadınlara ve kâfirlere, içinde ebedî kalacakları cehennem ateşini vaat etti. O (ateş) onlara yeter. Allah onları lanetlemiştir. Ve onlar için devamlı bir azap vardır.
69. كَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ كَانُوا أَشَدَّ مِنْكُمْ قُوَّةً وَأَكْثَرَ أَمْوَالًا وَأَوْلَادًا فَاسْتَمْتَعُوا بِخَلَاقِهِمْ فَاسْتَمْتَعْتُمْ بِخَلَاقِكُمْ كَمَا اسْتَمْتَعَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ بِخَلَاقِهِمْ وَخُضْتُمْ كَالَّذِي خَاضُوا أُولَئِكَ حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَأُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
69. Meali: (Ey münafıklar!) Sizden öncekiler gibi ki onlar, sizden daha kuvvetli ve mal ve evlat yönünden daha çok idiler. Nasibinizden yararlandınız. Sizden öncekilerin kendi nasiplerinden yararlandığı gibi siz de nasibinizden yararlandınız. Ve onların batıl şeye daldıkları gibi siz de daldınız. İşte onların amelleri dünyada ve ahirette boşa gitmiştir. Ve işte onlar, hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
70. أَلَمْ يَأْتِهِمْ نَبَأُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَقَوْمِ إِبْرَاهِيمَ وَأَصْحَابِ مَدْيَنَ وَالْمُؤْتَفِكَاتِ أَتَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَمَا كَانَ اللَّهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلَكِنْ كَانُوا أَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
70. Meali: Onlardan öncekilerin; Nuh, Âd ve Semud kavimlerinin, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve altüst olan şehirlerin (Lût kavminin) haberi onlara gelmedi mi? Resûlleri onlara mucizeler getirmişti. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.
71. وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَيُطِيعُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ أُولَئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللَّهُ إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
71. Meali: Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar, namazı kılarlar, zekâtı verirler ve Allah'a ve Resûl'üne itaat ederler. İşte onları Allah rahmetiyle bağışlayacaktır. Şüphesiz Allah Aziz'dir, Hâkim'dir.
72. وَعَدَ اللَّهُ الْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَمَسَاكِنَ طَيِّبَةً فِي جَنَّاتِ عَدْنٍ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللَّهِ أَكْبَرُ ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
72. Meali: Allah, mümin erkeklere ve mümin kadınlara, altlarından nehirler akan, içinde ebedî kalacakları cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaat etmiştir. Allah'ın rızası ise en büyüktür. İşte bu, en büyük kurtuluştur.
73. يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِقِينَ وَاغْلُظْ عَلَيْهِمْ وَمَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
73. Meali: Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et, onlara karşı sert davran. Onların varacağı yer cehennemdir. Ne kötü bir dönüş yeridir!
74. يَحْلِفُونَ بِاللَّهِ مَا قَالُوا وَلَقَدْ قَالُوا كَلِمَةَ الْكُفْرِ وَكَفَرُوا بَعْدَ إِسْلَامِهِمْ وَهَمُّوا بِمَا لَمْ يَنَالُوا وَمَا نَقَمُوا إِلَّا أَنْ أَغْنَاهُمُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ مِنْ فَضْلِهِ فَإِنْ يَتُوبُوا يَكُ خَيْرًا لَهُمْ وَإِنْ يَتَوَلَّوْا يُعَذِّبْهُمُ اللَّهُ عَذَابًا أَلِيمًا فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَمَا لَهُمْ فِي الْأَرْضِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصِيرٍ
74. Meali: (Münafıklar) “Söylemedik” diye Allah'a yemin ederler. Andolsun ki küfür kelimesini söylediler ve İslâm'a girdikten sonra kâfir oldular ve başaramadıkları şeyi tasarladılar. Oysa Allah ve Resûl'ü lütfuyla onları zenginleştirdiğinden başka bir sebepten dolayı intikam almaya kalkmadılar. Eğer tövbe ederlerse, bu onlar için hayırlıdır. Ve eğer yüz çevirirlerse, Allah onları dünyada ve ahirette elem dolu bir azapla cezalandıracaktır. Yeryüzünde onların ne bir dostu ne de bir yardımcısı vardır.
75. وَمِنْهُمْ مَنْ عَاهَدَ اللَّهَ لَئِنْ آتَانَا مِنْ فَضْلِهِ لَنَصَّدَّقَنَّ وَلَنَكُونَنَّ مِنَ الصَّالِحِينَ
75. Meali: Onlardan kimi de Allah'a şöyle ahd etmişti: “Eğer bize lütfundan verirse, elbette zekâtı/sadakayı vereceğiz ve muhakkak sâlihlerden olacağız.”
76. فَلَمَّا آتَاهُمْ مِنْ فَضْلِهِ بَخِلُوا بِهِ وَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ
76. Meali: Fakat Allah onlara lütfundan verince, onda cimrilik ettiler ve yüz çevirerek döndüler.
77. فَأَعْقَبَهُمْ نِفَاقًا فِي قُلُوبِهِمْ إِلَى يَوْمِ يَلْقَوْنَهُ بِمَا أَخْلَفُوا اللَّهَ مَا وَعَدُوهُ وَبِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ
77. Meali: Bunun sonucunda, Allah'a verdikleri sözü tutmadıkları ve yalan söyledikleri için, Allah da O'na kavuşacakları güne kadar kalplerinde nifak yerleştirdi.
78. أَلَمْ يَعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ سِرَّهُمْ وَنَجْوَاهُمْ وَأَنَّ اللَّهَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ
78. Meali: Bilmediler mi ki, Allah onların sırrını da fısıltılarını da bilir ve Allah gaybları çok iyi bilendir?
79. الَّذِينَ يَلْمِزُونَ الْمُطَّوِّعِينَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ فِي الصََّدَقَاتِ وَالَّذِينَ لَا يَجِدُونَ إِلَّا جُهْدَهُمْ فَيَسْخَرُونَ مِنْهُمْ سَخِرَ اللَّهُ مِنْهُمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
79. Meali: Müminlerden sadaka hususunda gönüllü olanları ve ancak güçlerinin yettiğini bulanları eleştiren (ve onlarla alay eden) kimseler var ya, Allah da onları alaya almıştır. Ve onlar için elem dolu bir azap vardır.
80. اسْتَغْفِرْ لَهُمْ أَوْ لَا تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ إِنْ تَسْتَغْفِرْ لَهُمْ سَبْعِينَ مَرَّةً فَلَنْ يَغْفِرَ اللَّهُ لَهُمْ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ
80. Meali: (Ey Muhammed!) Onlar için ister af dile, ister dileme; onlar için yetmiş kez af dilesen de Allah onları asla affetmeyecektir. Bu, onların Allah'ı ve Elçisini inkâr etmelerinden ötürüdür. Allah yoldan çıkanlar topluluğunu doğru yola ulaştırmaz.
81. فَرِحَ الْمُخَلَّفُونَ بِمَقْعَدِهِمْ خِلَافَ رَسُولِ اللَّهِ وَكَرِهُوا أَنْ يُجَاهِدُوا بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَقَالُوا لَا تَنْفِرُوا فِي الْحَرِّ قُلْ نَارُ جَهَنَّمَ أَشَدُّ حَرًّا لَوْ كَانُوا يَفْقَهُونَ
81. Meali: (Seferden) geri bırakılanlar, Allah'ın Resûlünün arkasından oturmalarından sevindiler. Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten hoşlanmadılar ve "Bu sıcakta sefere çıkmayın" dediler. De ki: "Cehennem ateşi daha sıcaktır." Keşke anlasalardı!
82. فَلْيَضْحَكُوا قَلِيلًا وَلْيَبْكُوا كَثِيرًا جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
82. Meali: Artık kazandıklarının karşılığı olarak biraz gülsünler, çok ağlasınlar!
83. فَإِنْ رَجَعَكَ اللَّهُ إِلَى طَائِفَةٍ مِنْهُمْ فَاسْتَذْهَرُوكَ لِلْخُرُوجِ فَقُلْ لَنْ تَخْرُجُوا مَعِيَ أَبَدًا وَلَنْ تُقَاتِلُوا مَعِيَ عَدُوًّا إِنَّكُمْ رَضِيتُمْ بِالْقُعُودِ أَوَّلَ مَرَّةٍ فَاقْعُدُوا مَعَ الْخَالِفِينَ
83. Meali: Eğer Allah seni onlardan bir grubun yanına döndürür de onlar başka bir savaşa çıkmak için senden izin isterlerse, de ki: "Artık benimle birlikte asla çıkmayacaksınız ve benimle birlikte hiçbir düşmanla savaşmayacaksınız. Çünkü siz ilk defa oturmaktan razı oldunuz. Artık geri kalanlarla birlikte oturup kalın."
84. وَلَا تُصَلِّ عَلَى أَحَدٍ مِنْهُمْ مَاتَ أَبَدًا وَلَا تَقُمْ عَلَى قَبْرِهِ إِنَّهُمْ كَفَرُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَمَاتُوا وَهُمْ فَاسِقُونَ
84. Meali: Onlardan ölen hiçbir kimsenin namazını asla kılma ve kabrinin başında durma. Çünkü onlar Allah'ı ve Resûl'ünü inkâr ettiler ve fasık olarak öldüler.
85. وَلَا تُعْجِبْكَ أَمْوَالُهُمْ وَأَوْلَادُهُمْ إِنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ أَنْ يُعَذِّبَهُمْ بِهَا فِي الدُّنْيَا وَتَزْهَقَ أَنْفُسُهُمْ وَهُمْ كَافِرُونَ
85. Meali: Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin. Allah bunlarla dünyada onları azaplandırmayı ve canlarının kâfir olarak çıkmasını irade ediyor.
86. وَإِذَا أُنْزِلَتْ سُورَةٌ أَنْ آمِنُوا بِاللَّهِ وَجَاهِدُوا مَعَ رَسُولِهِ اسْتَأْذَنَكَ أُولُو الطَّوْلِ مِنْهُمْ وَقَالُوا ذَرْنَا نَكُنْ مَعَ الْقَاعِدِينَ
86. Meali: "Allah'a iman edin ve O'nun Resûlü ile birlikte cihad edin" diye bir sure indirildiği zaman, içlerinden servet sahibi kimseler senden izin isteyip "Bizi bırak, oturanlarla beraber olalım" dediler.
87. رَضُوا بِأَنْ يَكُونُوا مَعَ الْخَوَالِفِ وَطُبِعَ عَلَى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَفْقَهُونَ
87. Meali: Onlar (evlerinde) geri kalan kadınlarla beraber olmaya razı oldular. Kalpleri mühürlendi; bu yüzden onlar anlamazlar.
88. لَكِنِ الرَّسُولُ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَهُ جَاهَدُوا بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنْفُسِهِمْ وَأُولَئِكَ لَهُمُ الْخَيْرَاتُ وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
88. Meali: Fakat Resûl ve onunla beraber olan müminler, mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte hayırlar onlarındır. Ve kurtuluşa erenler de işte onlardır.
89. أَعَدَّ اللَّهُ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
89. Meali: Allah onlar için, altlarından nehirler akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırladı. İşte en büyük kurtuluş budur.
90. وَجَاءَ الْمُعَذِّرُونَ مِنَ الْأَعْرَابِ لِيُؤْذَنَ لَهُمْ وَقَعَدَ الَّذِينَ كَذَبُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ سَيُصِيبُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
90. Meali: Bedevilerden mazeret ileri sürenler, kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allah ve Resûlüne yalan söyleyenler de oturdular. Onlardan kâfir olanlara elem dolu bir azap isabet edecektir.
91. لَيْسَ عَلَى الضُّعَفَاءِ وَلَا عَلَى الْمَرْضَى وَلَا عَلَى الَّذِينَ لَا يَجِدُونَ مَا يُنْفِقُونَ حَرَجٌ إِذَا نَصَحُوا لِلَّهِ وَرَسُولِهِ مَا عَلَى الْمُحْسِنِينَ مِنْ سَبِيلٍ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
91. Meali: Zayıflara, hastalara ve harcayacak bir şey bulamayanlara, Allah ve Resûlüne karşı samimi oldukları takdirde bir günah yoktur. İyilik edenler aleyhine bir yol yoktur. Allah Gafur'dur, Rahîm'dir.
92. وَلَا عَلَى الَّذِينَ إِذَا مَا أَتَوْكَ لِتَحْمِلَهُمْ قُلْتَ لَا أَجِدُ مَا أَحْمِلُكُمْ عَلَيْهِ تَوَلَّوْا وَأَعْيُنُهُمْ تَفِيضُ مِنَ الدَّمْعِ حَزَنًا أَلَّا يَجِدُونَ مَا يُنْفِقُونَ
92. Meali: Kendilerini bindirip sefere çıkarman için sana geldiklerinde, "Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum" dediğinde, harcayacak bir şey bulamamanın üzüntüsünden gözleri yaşla dolarak geri dönenlere de (sorumluluk yoktur).
93. إِنَّمَا السَّبِيلُ عَلَى الَّذِينَ يَسْتَأْذِنُونَكَ وَهُمْ أَغْنِيَاءُ رَضُوا بِأَنْ يَكُونُوا مَعَ الْخَوَالِفِ وَطَبَعَ اللَّهُ عَلَى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
93. Meali: Sorumluluk ancak zengin oldukları hâlde senden izin isteyenler üzerinedir. Onlar geri kalanlarla beraber olmaya razı oldular. Allah onların kalplerini mühürlemiştir; bu yüzden onlar bilmezler.
94. يَعْتَذِرُونَ إِلَيْكُمْ إِذَا رَجَعْتُمْ إِلَيْهِمْ قُلْ لَا تَعْتَذِرُوا لَنْ نُؤْمِنَ لَكُمْ قَدْ نَبَّأَنَا اللَّهُ مِنْ أَخْبَارِكُمْ وَسَيَرَى اللَّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ ثُمَّ تُرَدُّونَ إِلَى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
94. Meali: (Seferden) döndüğünüzde size özür beyan edecekler. De ki: "Özür dilemeyin, size asla inanmayız. Gerçekten Allah bize haberlerinizi bildirdi. Amelinizi Allah ve Resûlü görecektir. Sonra gaybı da şehadeti de bilene döndürüleceksiniz de O, yaptıklarınızı size haber verecektir."
95. سَيَحْلِفُونَ بِاللَّهِ لَكُمْ إِذَا انْقَلَبْتُمْ إِلَيْهِمْ لِتُعْرِضُوا عَنْهُمْ فَأَعْرِضُوا عَنْهُمْ إِنَّهُمْ رِجْسٌ وَمَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
95. Meali: Yanlarına döndüğünüzde, kendilerinden yüz çevirmeniz için size Allah adına yemin edecekler. Artık onlardan yüz çevirin. Çünkü onlar birer pisliktir ve kazandıklarının karşılığı olarak varacakları yer cehennemdir.
96. يَحْلِفُونَ لَكُمْ لِتَرْضَوْا عَنْهُمْ فَإِنْ تَرْضَوْا عَنْهُمْ فَإِنَّ اللَّهَ لَا يَرْضَى عَنِ الْقَوْمِ الْفَاسِقِينَ
96. Meali: Kendilerinden razı olasınız diye size yemin ederler. Siz onlardan razı olsanız bile, şüphesiz Allah fasıklar topluluğundan razı olmaz.
97. الْأَعْرَابُ أَشَدُّ كُفْرًا وَنِفَاقًا وَأَجْدَرُ أَلَّا يَعْلَمُوا حُدُودَ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ عَلَى رَسُولِهِ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
97. Meali: Bedeviler küfür ve nifak bakımından daha şiddetlidirler ve Allah'ın Resûlüne indirdiği kanunların sınırlarını bilmemeye daha layıktırlar. Allah Alîm'dir, Hâkim'dir.
98. وَمِنَ الْأَعْرَابِ مَنْ يَتَّخِذُ مَا يُنْفِقُ مَغْرَمًا وَيَتَرَبَّصُ بَكُمُ الدَّوَائِرَ عَلَيْهِمْ دَائِرَةُ السَّوْءِ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
98. Meali: Bedevilerden kimi vardır ki, harcadığını bir zarar sayar ve sizin başınıza musibetler gelmesini bekler. Kötü çark onların başına dönsün! Allah Semî'dir, Alîm'dir.
99. وَمِنَ الْأَعْرَابِ مَنْ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَيَتَّخِذُ مَا يُنْفِقُ قُرُبَاتٍ عِنْدَ اللَّهِ وَصَلَوَاتِ الرَّسُولِ أَلَا إِنَّهَا قُرْبَةٌ لَهُمْ سَيُدْخِلُهُمُ اللَّهُ فِي رَحْمَتِهِ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
99. Meali: Bedevilerden kimi de vardır ki, Allah'a ve ahiret gününe inanır, harcadığını Allah katında yakınlıklara ve Resûl'ün dualarına vesile edinir. Haberiniz olsun ki, o harcama onlar için bir yakınlıktır. Allah onları rahmetine sokacaktır. Muhakkak ki Allah Gafur'dur, Rahîm'dir.
100. وَالسَّابِقُونَ الْأَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنْصَارِ وَالَّذِينَ اتَّبَعُوهُمْ بِإِحْسَانٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي تَحْتَهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
100. Meali: Muhacir ve ensardan ilk öncülük edenler ile onlara güzelce uyanlar var ya, Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. Allah onlar için altlarından nehirler akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte en büyük kurtuluş budur.
101. وَمِمَّنْ حَوْلَكُمْ مِنَ الْأَعْرَابِ مُنَافِقُونَ وَمِنْ أَهْلِ الْمَدِينَةِ مَرَدُوا عَلَى النِّفَاقِ لَا تَعْلَمُهُمْ نَحْنُ نَعْلَمُهُمْ سَنُعَذِّبُهُمْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ يُرَدُّونَ إِلَى عَذَابٍ عَظِيمٍ
101. Meali: Çevrenizdeki bedevilerden ve Medine halkından münafıklar vardır ki nifakta azgınlaşmışlardır. Sen onları bilmezsin, biz onları biliriz. Onları iki defa azaplandıracağız, sonra da büyük bir azaba döndürülecekler.
102. وَآخَرُونَ اعْتَرَفُوا بِذُنُوبِهِمْ خَلَطُوا عَمَلًا صَالِحًا وَآخَرَ سَيِّئًا عَسَى اللَّهُ أَنْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
102. Meali: Diğerleri ise günahlarını itiraf ettiler, iyi bir amelle kötü bir ameli birbirine karıştırdılar. Umulur ki Allah onların tövbesini kabul eder. Şüphesiz Allah Gafur'dur, Rahîm'dir.
103. خُذْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً تُطَهِّرُهُمْ وَتُزَكِّيهِمْ بِهَا وَصَلِّ عَلَيْهِمْ إِنَّ صَلَاتَكَ سَكَنٌ لَهُمْ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
103. Meali: Onların mallarından sadaka al ki, onunla onları temizlesin ve arındırsın. Ve onlara dua et. Şüphesiz senin duan onlar için bir sükûnettir. Allah Semî'dir, Alîm'dir.
104. أَلَمْ يَعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ هُوَ يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ وَيَأْخُذُ الصَّدَقَاتِ وَأَنَّ اللَّهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
104. Meali: Bilmediler mi ki, kullarının tövbesini kabul eden ve sadakaları alan ancak Allah'tır? Şüphesiz Allah, tövbeleri çokça kabul eden, merhamet eden O'dur.
105. وَقُلِ اعْمَلُوا فَسَيَرَى اللَّهُ عَمَلَكُمْ وَرَسُولُهُ وَالْمُؤْمِنُونَ وَسَتُرَدُّونَ إِلَى عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
105. Meali: De ki: "Çalışın! Amelinizi Allah, Resûlü ve müminler görecektir. Gaybı da şehadeti de bilene döndürüleceksiniz de yaptıklarınızı size haber verecektir."
106. وَآخَرُونَ مُرْجَوْنَ لِأَمْرِ اللَّهِ إِمَّا يُعَذِّبُهُمْ وَإِمَّا يَتُوبُ عَلَيْهِمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
106. Meali: Diğer bir kısmının da işi Allah'ın emrine bırakılmıştır; ya onları azaplandırır ya da tövbelerini kabul eder. Allah Alîm'dir, Hâkim'dir.
107. وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مَسْجِدًا ضِرَارًا وَكُفْرًا وَتَفْرِيقًا بَيْنَ الْمُؤْمِنِينَ وَإِرْصَادًا لِمَنْ حَارَبَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ مِنْ قَبْلُ وَلَيَحْلِفُنَّ إِنْ أَرَدْنَا إِلَّا الْحُسْنَى وَاللَّهُ يَشْهَدُ إِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
107. Meali: Bir kısmı da zarar vermek, inkâr etmek, müminlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah ve Resûlüne karşı savaşmış olan kişiye gözetleme yeri hazırlamak için bir mescit edinmişlerdir. "İyilikten başka bir şey istemedik" diye mutlaka yemin edecekler. Allah şahittir ki onlar kesinlikle yalancıdırlar.
108. لَا تَقُمْ فِيهِ أَبَدًا لَمَسْجِدٌ أُسِّسَ عَلَى التَّقْوَى مِنْ أَوَّلِ يَوْمٍ أَحَقُّ أَنْ تَقُومَ فِيهِ فِيهِ رِجَالٌ يُحِبُّونَ أَنْ يَتَطَهَّرُوا وَاللَّهُ يُحِبُّ الْمُطَّهِّرِينَ
108. Meali: Onun içinde asla namaz kılma! İlk günden itibaren takva üzerine kurulan mescit, içinde namaz kılmana elbette daha layıktır. Orada temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah temizlenenleri sever.
109. أَفَمَنْ أَسَّسَ بُنْيَانَهُ عَلَى تَقْوَى مِنَ اللَّهِ وَرِضْوَانٍ خَيْرٌ أَمْ مَنْ أَسَّسَ بُنْيَانَهُ عَلَى شَفَا جُرُفٍ هَارٍ فَانْهَارَ بِهِ فِي نَارِ جَهَنَّمَ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظََّالِمِينَ
109. Meali: Binasını Allah'a karşı gelmekten sakınmak ve O'nun rızası üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa binasını yıkılacak bir yarın kenarına kurup da onunla birlikte cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi? Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.
110. لَا يَزَالُ بُنْيَانُهُمُ الَّذِي بَنَوْا رِيبَةً فِي قُلُوبِهِمْ إِلَّا أَنْ تَقَطَّعَ قُلُوبُهُمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
110. Meali: Yaptıkları bina, kalplerinde sürekli bir şüphe olarak kalacaktır; meğerki kalpleri parça parça olsun. Allah Alîm'dir, Hâkim'dir.
111. إِنَّ اللَّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنْفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُمْ بِأَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِي التَّوْرَاةِ وَالْإِنْجِيلِ وَالْقُرْآنِ وَمَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ مِنَ اللَّهِ فَاسْتَبْشِرُوا بِبَيْعِكُمُ الَّذِي بَايَعْتُمْ بِهِ وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
111. Meali: Şüphesiz Allah, müminlerden canlarını ve mallarını, kendilerine cennet verilmek üzere satın almıştır. Allah yolunda çarpışırlar, öldürürler ve öldürülürler. Bu, Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da O'nun üzerine gerçek bir vaattir. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösteren kim vardır? Öyleyse yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinin. İşte en büyük kurtuluş budur.
112. التَّائِبُونَ الْعَابِدُونَ الْحَامِدُونَ السَّائِحُونَ الرَّاكِعُونَ السَّاجِدُونَ الْآمِرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَالنَّاهُونَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَالْحَافِظُونَ لِحُدُودِ اللَّهِ وَبَشِّرِ الْمُؤْمِنِينَ
112. Meali: Onlar, tövbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar/seyahat edenler, rükû ve secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlardır. Müminleri müjdele.
113. مَا كَانَ لِلنَّبِيِّ وَالَّذِينَ آمَنُوا أَنْ يَسْتَغْفِرُوا لِلْمُشْرِكِينَ وَلَوْ كَانُوا أُولِي قُرْبَى مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُمْ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ
113. Meali: Ne Nebî'ye ne de iman edenlere, akraba dahi olsalar cehennem ehli oldukları açıkça belli olduktan sonra müşrikler için af dilemeleri yaraşmaz.
114. وَمَا كَانَ اسْتِغْفَارُ إِبْرَاهِيمَ لِأَبِيهِ إِلَّا عَنْ مَوْعِدَةٍ وَعَدَهَا إِيَّاهُ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُ أَنَّهُ عَدُوٌّ لِلَّهِ تَبَرَّأَ مِنْهُ إِنَّ إِبْرَاهِيمَ لَأَوَّاهٌ حَلِيمٌ
114. Meali: İbrahim'in babası için af dilemesi, sadece ona verdiği bir sözden dolayı idi. Onun Allah'ın düşmanı olduğu kendisine anlaşılınca ondan uzaklaştı. Şüphesiz İbrahim çok içli, yumuşak kalpli ve halim idi.
115. وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُضِلَّ قَوْمًا بَعْدَ إِذْ هَدَاهُمْ حَتَّى يُبَيِّنَ لَهُمْ مَا يَتَّقُونَ إِنَّ اللَّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
115. Meali: Allah bir topluluğa hidayet ettikten sonra, sakınacakları şeyleri onlara açıklayana kadar onları sapıklığa düşürmez. Şüphesiz Allah her şeyi en iyi bilendir.
116. إِنَّ اللَّهَ لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ يُحْيِي وَيُمِيتُ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصِيرٍ
116. Meali: Şüphesiz göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Diriltir ve öldürür. Sizin için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.
117. لَقَدْ تَابَ اللَّهُ عَلَى النَّبِيِّ وَالْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنْصَارِ الَّذِينَ اتَّبَعُوهُ فِي سَاعَةِ الْعُسْرَةِ مِنْ بَعْدِ مَا كَادَ يَزِيغُ قُلُوبُ فَرِيقٍ مِنْهُمْ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ إِنَّهُ بِهِمْ رَءُوفٌ رَحِيمٌ
117. Meali: Andolsun ki Allah, içlerinden bir kısmının kalpleri neredeyse kaymak üzere iken, o güçlük saatinde Peygamber'e, muhacirlere ve ensara tövbe nasip etti. Sonra da onların tövbelerini kabul etti. Çünkü O, onlara çok şefkatli ve merhametlidir.
118. وَعَلَى الثَّلَاثَةِ الَّذِينَ خُلِّفُوا حَتَّى إِذَا ضَاقَتْ عَلَيْهِمُ الْأَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ وَضَاقَتْ عَلَيْهِمْ أَنْفُسُهُمْ وَظَنُّوا أَنْ لَا مَلْجَأَ مِنَ اللَّهِ إِلَّا إِلَيْهِ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ لِيَتُوبُوا إِنَّ اللَّهَ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
118. Meali: (Seferden) geri bırakılan üç kişinin de (tövbeleri kabul edildi). Nihayet yeryüzü genişliğine rağmen onlara dar gelmişti, vicdanları da kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Allah'tan başka sığınak olmadığını anlamışlardı. Sonra tövbe etsinler diye Allah onların tövbesini kabul etti. Şüphesiz Allah, tövbeleri çokça kabul eden ve merhamet edendir.
119. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ
119. Meali: Ey iman edenler! Allah'a karşı takva sahibi olun ve sadıklarla beraber olun.
120. مَا كَانَ لِأَهْلِ الْمَدِينَةِ وَمَنْ حَوْلَهُمْ مِنَ الْأَعْرَابِ أَنْ يَتَخَلَّفُوا عَنْ رَسُولِ اللَّهِ وَلَا يَرْغَبُوا بِأَنْفُسِهِمْ عَنْ نَفْسِهِ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ لَا يُصِيبُهُمْ ظَمَأٌ وَلَا نَصَبٌ وَلَا مَخْمَصَةٌ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلَا يَطَئُونَ مَوْطِئًا يَغِيظُ الْكُفَّارَ وَلَا يَنَالُونَ مِنْ عَدُوٍّ نَيْلًا إِلَّا كُتِبَ لَهُمْ بِهِ عَمَلٌ صَالِحٌ إِنَّ اللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ الْمُحْسِنِينَ
120. Meali: Medine halkına ve çevredeki bedevilere, Allah'ın Resûlünden geri kalmaları ve kendi canlarını onun canından üstün tutmaları yaraşmaz. Çünkü Allah yolunda çektikleri hiçbir susuzluk, yorgunluk, açlık, kâfirleri öfkelendirecek bir yere ayak basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları yoktur ki karşılığında kendilerine sâlih bir amel yazılmış olmasın. Şüphesiz Allah muhsinlerin ecrini zayi etmez.
121. وَلَا يُنْفِقُونَ نَفَقَةً صَغِيرَةً وَلَا كَبِيرَةً وَلَا يَقْطَعُونَ وَادِيًا إِلَّا كُتِبَ لَهُمْ لِيَجْزِيَهُمُ اللَّهُ أَحْسَنَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
121. Meali: Küçük veya büyük bir harcama yapmaları ve bir vadiyi geçmeleri de yoktur ki, yaptıklarının en güzeliyle Allah onları mükafatlandırsın diye lehlerine yazılmış olmasın.
122. وَمَا كَانَ الْمُؤْمِنُونَ لِيَنْفِرُوا كَافَّةً فَلَوْلَا نَفَرَ مِنْ كُلِّ فِرْقَةٍ مِنْهُمْ طَائِفَةٌ لِيَتَفَقَّهُوا فِي الدِّينِ وَلِيُنْذِرُوا قَوْمَهُمْ إِذَا رَجَعُوا إِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ
122. Meali: Müminlerin hepsi birden sefere çıkacak değildir. Her topluluktan bir grup dinde derinlemesine bilgi sahibi olmak ve kavimleri (seferden) döndüklarında onları uyarmak için geride kalmalıdır. Umulur ki sakınırlar.
123. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا قَاتِلُوا الَّذِينَ يَلُونَكُمْ مِنَ الْكُفَّارِ وَلْيَجِدُوا فِيكُمْ غِلْظَةً وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ مَعَ الْمُتَّقِينَ
123. Meali: Ey iman edenler! Yakınınızdaki kâfirlerle savaşın. Onlar sizde bir sertlik bulsunlar. Bilin ki Allah takva sahipleriyle beraberdir.
124. وَإِذَا مَا أُنْزِلَتْ سُورَةٌ فَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ أَيُّكُمْ زَادَتْهُ هَذِهِ إِيمَانًا فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا فَزَادَتْهُمْ إِيمَانًا وَهُمْ يَسْتَبْشِرُونَ
124. Meali: Bir sure indirildiği zaman, içlerinden kimi: "Bu hanginizin imanını artırdı?" der. İnananlara gelince, (o sure) onların imanını artırmıştır ve onlar müjdeleşmektedirler.
125. وَأَمَّا الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَتْهُمْ رِجْسًا إِلَى رِجْسِهِمْ وَمَاتُوا وَهُمْ كَافِرُونَ
125. Meali: Kalplerinde hastalık olanlara gelince, (o sure) onların pisliğine pislik katmış ve kâfir olarak ölmüşlerdir.
126. أَوَ لَا يَرَوْنَ أَنَّهُمْ يُفْتَنُونَ فِي كُلِّ عَامٍ مَرَّةً أَوْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ لَا يَتُوبُونَ وَلَا هُمْ يَذَّكَّرُونَ
126. Meali: Onlar her yıl bir veya iki kez imtihana çekildiklerini görmüyorlar mı? Buna rağmen yine de tövbe etmiyorlar ve ibret almıyorlar.
127. وَإِذَا مَا أُنْزِلَتْ سُورَةٌ نَظَرَ بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ هَلْ يَرَاكُمْ مِنْ أَحَدٍ ثُمَّ انْصَرَفُوا صَرَفَ اللَّهُ قُلُوبَهُمْ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَفْقَهُونَ
127. Meali: Bir sure indirildiği zaman, "Sizi bir gören var mı?" diye birbirlerine göz kırparlar, sonra da sıvışıp giderlar. Anlamayan bir topluluk oldukları için Allah onların kalplerini çevirmiştir.
128. لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَءُوفٌ رَحِيمٌ
128. Meali: Andolsun ki size, içinizden sıkıntıya uğramanız ona ağır gelen, size çok düşkün, müminlere karşı şefkatli ve merhametli bir Resûl gelmiştir.
129. فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ
129. Meali: Buna rağmen yüz çevirirlerse de ki: "Allah bana yeter. O'ndan başka ilah yoktur. Ben yalnız O'na güvenip dayanırım; O, büyük arşın sahibidir."

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)

  • طَائِفَة (Tâife / Grup):
    Anlamı: İnsan topluluğu, zümre.
    Cümle: إِنْ نَعْفُ عَنْ طَائِفَةٍ مِنْكُمْ (Eğer bir grubu affedersek)
  • مُجْرِم (Mücrim / Suçlu):
    Anlamı: Suç işleyen kimse.
    Cümle: كَانُوا مُجْرِمِينَ (Onlar suçlu idiler)
  • مُنَافِق (Münâfik / Münafık):
    Anlamı: İkiyüzlü kimse.
    Cümle: الْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ (Münafık erkekler ve kadınlar)
  • مَعْرُوف (Ma'rûf / İyilik):
    Anlamı: Meşru olan iyi iş.
    Cümle: يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ (İyiliği emrederler)
  • مُنْكَر (Münker / Kötülük):
    Anlamı: Dinen yasaklanan kötü iş.
    Cümle: وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ (Kötülükten alıkoyarlar)
  • نَار (Nâr / Ateş):
    Anlamı: Cehennem ateşi.
    Cümle: نَارَ جَهَنَّمَ (Cehennem ateşi)
  • أَمْوَال (Emvâl / Mallar):
    Anlamı: Servetler, mallar.
    Cümle: وَأَكْثَرَ أَمْوَالًا (Mal bakımından daha çok)
  • أَوْلَاد (Evlâd / Evlatlar):
    Anlamı: Çocuklar, nesil.
    Cümle: وَأَوْلَادًا (Ve evlatlar)
  • قُوَّة (Kuvvet / Güç):
    Anlamı: Güç, kudret.
    Cümle: أَشَدَّ مِنْكُمْ قُوَّةً (Kuvvet bakımından sizden daha şiddetli)
  • عَذَاب (Azâb / Azap):
    Anlamı: Şiddetli ceza.
    Cümle: وَلَهُمْ عَذَابٌ مُقِيمٌ (Onlar için devamlı azap vardır)
  • صَلَاة (Salât / Namaz):
    Anlamı: Namaz ibadeti.
    Cümle: وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ (Namazı kılarlar)
  • زَكَاة (Zekât / Zekât):
    Anlamı: Mali ibadet.
    Cümle: وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ (Zekâtı verirler)
  • جَنَّة (Cenne / Cennet):
    Anlamı: Cennet bahçesi.
    Cümle: جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ (Altından nehirler akan cennetler)
  • نَهَر (Neher / Nehir):
    Anlamı: Akarsu, ırmak.
    Cümle: تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ (Altından nehirler akar)
  • رِضْوَان (Rıdvân / Rıza):
    Anlamı: Allah'ın hoşnutluğu.
    Cümle: وَرِضْوَانٌ مِنَ اللَّهِ (Allah'tan bir rıza)
  • فَوْز (Fevz / Kurtuluş):
    Anlamı: Başarı, zafer.
    Cümle: الْفَوْزُ الْعَظِيمُ (En büyük kurtuluş)
  • رَسُول (Resûl / Elçi):
    Anlamı: Peygamber.
    Cümle: جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِقِينَ (Kâfirlere ve münafıklara cihad et)
  • فَضْل (Fadl / Lütuf):
    Anlamı: İhsan, ikram.
    Cümle: مِنْ فَضْلِهِ (O'nun lütfundan)
  • صَدَقَة (Sadaka / Sadaka):
    Anlamı: Bağış, zekât.
    Cümle: فِي الصَّدَقَاتِ (Sadakalarda)
  • حَرّ (Harr / Sıcak):
    Anlamı: Yüksek sıcaklık.
    Cümle: فِي الْحَرِّ (Sıcakta)
  • قَبْر (Kabir / Mezar):
    Anlamı: Defin yeri.
    Cümle: وَلَا تَقُمْ عَلَى قَبْرِهِ (Kabri üzerinde durma)
  • طَوْل (Towl / Servet):
    Anlamı: Geniş imkan, servet.
    Cümle: أُولُو الطَّوْلِ (Servet sahipleri)
  • مَرَض (Maraz / Hastalık):
    Anlamı: Kalp hastalığı, nifak.
    Cümle: عَلَى الْمَرْضَى (Hastalar üzerine)
  • دَمْع (Dem' / Gözyaşı):
    Anlamı: Gözden akan su.
    Cümle: تَفِيضُ مِنَ الدَّمْعِ (Gözyaşıyla dolar)
  • عَرْش (Arş / Arş):
    Anlamı: Yüce hükümranlık tahtı.
    Cümle: رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ (Azim arşın Rabbi)

2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)

  • تَعْتَذِرُوا (Ta'tezirû / Özür diliyorsunuz):
    Kökü: ع ذ ر / Mazi: إِعْتَذَرَ
    Cümle: لَا تَعْتَذِرُوا (Özür dilemeyin)
  • كَفَرْتُمْ (Kefertum / İnkâr ettiniz):
    Kökü: ك ف ر / Mazi: كَفَرَ
    Cümle: قَدْ كَفَرْتُمْ بَعْدَ إِيمَانِكُمْ (İmanınızdan sonra kâfir oldunuz)
  • نَعْفُ (Na'fu / Affederiz):
    Kökü: ع ف و / Mazi: عَفَا
    Cümle: إِنْ نَعْفُ عَنْ طَائِفَةٍ (Eğer bir grubu affedersek)
  • نُعَذِّبْ (Nu'azzib / Azaplandırırız):
    Kökü: ع ذ ب / Mazi: عَذَّبَ
    Cümle: نُعَذِّبْ طَائِفَةً (Bir grubu azaplandıracağız)
  • يَأْمُرُونَ (Ye'mûrûne / Emrediyorlar):
    Kökü: أ م ر / Mazi: أَمَرَ
    Cümle: يَأْمُرُونَ بِالْمُنْكَرِ (Kötülüğü emrederler)
  • يَنْهَوْنَ (Yenhawne / Alıkoyuyorlar):
    Kökü: ن ه ي / Mazi: نَهَى
    Cümle: وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمَعْرُوفِ (İyilikten alıkoyarlar)
  • يَقْبِضُونَ (Yakbıdûne / Sıkıyorlar):
    Kökü: ق ب ض / Mazi: قَبَضَ
    Cümle: وَيَقْبِضُونَ أَيْدِيَهُمْ (Ellerini sıkı tutarlar)
  • نَسُوا (Nesû / Unuttular):
    Kökü: ن س ي / Mazi: نَسِيَ
    Cümle: نَسُوا اللَّهَ (Allah'ı unuttular)
  • وَعَدَ (Vaade / Vaat etti):
    Kökü: و ع د / Mazi: وَعَدَ
    Cümle: وَعَدَ اللَّهُ الْمُنَافِقِينَ (Allah münafıklara vaat etti)
  • يَجْرِي (Yecrî / Akar):
    Kökü: ج ر ي / Mazi: جَرَى
    Cümle: تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ (Altından nehirler akar)
  • جَاهِدْ (Câhid / Cihad et):
    Kökü: ج ه د / Mazi: جَاهَدَ
    Cümle: جَاهِدِ الْكُفَّارَ (Kâfirlerle cihad et)
  • يَحْلِفُونَ (Yahlifûne / Yemin ediyorlar):
    Kökü: ح ل ف / Mazi: حَلَفَ
    Cümle: يَحْلِفُونَ بِاللَّهِ (Allah'a yemin ederler)
  • يَتُوبُوا (Yetûbû / Tövbe ederlerse):
    Kökü: ت و ب / Mazi: تَابَ
    Cümle: فَإِنْ يَتُوبُوا (Eğer tövbe ederlerse)
  • بَخِلُوا (Bahilû / Cimrilik ettiler):
    Kökü: ب خ ل / Mazi: بَخِلَ
    Cümle: بَخِلُوا بِهِ (Onda cimrilik ettiler)
  • يَعْلَمُوا (Ya'lemû / Bilirler):
    Kökü: ع ل م / Mazi: عَلِمَ
    Cümle: أَلَمْ يَعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ (Bilmediler mi ki Allah...)
  • يَلْمِزُونَ (Yelmizûne / Çekiştiriyorlar):
    Kökü: ل م ز / Mazi: لَمَزَ
    Cümle: الَّذِينَ يَلْمِزُونَ الْمُطَّوِّعِينَ (Gönüllüleri çekiştirenler)
  • يَسْخَرُونَ (Yesharûne / Alaya alıyorlar):
    Kökü: س خ ر / Mazi: سَخِرَ
    Cümle: فَيَسْخَرُونَ مِنْهُمْ (Onlarla alay ederler)
  • فَرِحَ (Feriha / Sevindi):
    Kökü: ف ر ح / Mazi: فَرِحَ
    Cümle: فَرِحَ الْمُخَلَّفُونَ (Geri kalanlar sevindiler)
  • تُصَلِّ (Tusalli / Namaz kılma):
    Kökü: ص ل و / Mazi: صَلَّى
    Cümle: وَلَا تُصَلِّ عَلَى أَحَدٍ (Hiçbirine asla namaz kılma)
  • اشْتَرَى (İşterâ / Satın aldı):
    Kökü: ش ر ي / Mazi: اِشْتَرَى
    Cümle: إِنَّ اللَّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ (Şüphesiz Allah müminlerden satın aldı)
  • تَبَيَّنَ (Tebyene / Açıkça belli oldu):
    Kökü: ب ي ن / Mazi: تَبَيَّنَ
    Cümle: مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ (Onlara açıkça belli olduktan sonra)
  • يُحْيِي (Yuhyî / Diriltir):
    Kökü: ح ي ي / Mazi: أَحْيَا
    Cümle: يُحْيِي وَيُمِيتُ (Diriltir ve öldürür)
  • ضَاقَتْ (Dâkat / Daraldı):
    Kökü: ض ي ق / Mazi: ضَاقَ
    Cümle: ضَاقَتْ عَلَيْهِمُ الْأَرْضُ (Yeryüzü onlara dar geldi)
  • نَفَرَ (Nefere / Sefere çıktı):
    Kökü: ن ف ر / Mazi: نَفَرَ
    Cümle: فَلَوْلَا نَفَرَ مِنْ كُلِّ فِرْقَةٍ (Her gruptan bir topluluk seferber olsaydı ya)
  • تَوَكَّلْتُ (Tevekkeltu / Tevekkül ettim):
    Kökü: و ك ل / Mazi: تَوَكَّلَ
    Cümle: عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ (Yalnız O'na güvendim)

3. Arapça Edat Örnekleri (Harf-i Cerler Hariç - 15 Adet)

  • لَا (Lâ / Olumsuzluk edatı):
    Anlamı: Fiil ve isimleri olumsuz yapar.
    Cümle: لَا تَعْتَذِرُوا (Özür dilemeyin)
  • قَدْ (Kad / Tahkik edatı):
    Anlamı: Kesinlik bildirir.
    Cümle: قَدْ كَفَرْتُمْ (Kesinlikle kâfir oldunuz)
  • إِنْ (İn / Şart edatı):
    Anlamı: Eğer şartı bildirir.
    Cümle: إِنْ نَعْفُ عَنْ طَائِفَةٍ (Eğer bir grubu affedersek)
  • إِنَّ (İnne / Tekit edatı):
    Anlamı: Şüphesiz, muhakkak.
    Cümle: إِنَّ الْمُنَافِقِينَ هُمُ الْفَاسِقُونَ (Şüphesiz münafıklar fasıklardır)
  • وَاو (Vâv / Atıf edatı):
    Anlamı: Ve bağlacı.
    Cümle: الْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ (Münafık erkekler ve kadınlar)
  • فَـ (Fe / Rabıta edatı):
    Anlamı: Öyleyse, bu yüzden.
    Cümle: فَنَسِيَهُمْ (Bu yüzden onları unuttu)
  • أَمَّا (Emmâ / Tafsil edatı):
    Anlamı: Ama, -e gelince.
    Cümle: فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا (İman edenlere gelince)
  • هَلْ (Hel / Soru edatı):
    Anlamı: Mı / mi soru anlamı katar.
    Cümle: أَلَمْ يَأْتِهِمْ (Onlara gelmedi mi?)
  • لَمْ (Lem / Cezm edatı):
    Anlamı: Mazi olumsuzluk yapar.
    Cümle: وَلَمْ يُظَاهِرُوا (Ve yardım etmediler)
  • لَنْ (Len / Nasb edatı):
    Anlamı: Asla, katiyen gelecekte olumsuzluk.
    Cümle: لَنْ نُؤْمِنَ لَكُمْ (Asla size inanmayacağız)
  • أَنْ (En / Mastar edatı):
    Anlamı: -mek, -mak / ki.
    Cümle: رَضُوا بِأَنْ يَكُونُوا (Olmaya razı oldular)
  • مَا (Mâ / Olumsuzluk edatı):
    Anlamı: Olumsuzluk bildirir.
    Cümle: مَا قَالُوا (Söylemediler)
  • إِلَّا (İllâ / İstisna edatı):
    Anlamı: Ancak, -den başka.
    Cümle: لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ (O'ndan başka ilah yoktur)
  • كَمَا (Kemâ / Teşbih edatı):
    Anlamı: Gibi.
    Cümle: كَمَا اسْتَمْتَعَ الَّذِينَ (Öncekilerin yararlandığı gibi)
  • سَـ (Se / İstikbal edatı):
    Anlamı: Yakın gelecek (-ecek/-acak).
    Cümle: سَيَرَى اللَّهُ (Allah görecektir)

Kuranla-Arapca-9. Tevbe Sûresi-1-129.ayetler

Konu Özeti ve Dilbilgisi Çalışması

Konu Özeti

Tevbe Suresi, Kur'an-ı Kerim'in dokuzuncu suresi olup Medine döneminde nazil olmuştur. Besmele ile başlamayan tek suredir. Bu sure genel olarak ahitler, müşriklerle ilişkiler, cihat ruhu, samimiyet, tevbe, infak, münafıkların özellikleri ve İslam toplumunun ahlaki esasları gibi hayatî konuları ele alır. Müminlerin zorluklar karşısındaki sebatını ve Allah'a olan bağışlanma (tevbe) bilincini işler.

20 Önemli Arapça Kelime ve Örnek Cümleler

  • بَرَاءَةٌ - Üstlenme, ilişiği kesme (Örnek: بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ)
  • مُشْرِكُونَ - Müşrikler, ortak koşanlar (Örnek: وَسِيحُوا فِي الْأَرْضِ أَيَّامًا)
  • تَوْبَةٌ - Tevbe, pişmanlık (Örnek: التَّوْبَةُ مَقْبُولَةٌ)
  • رَحْمَةٌ - Rahmet, merhamet (Örnek: إِنَّ رَحْمَةَ اللَّهِ قَرِيبٌ)
  • عَذَابٌ - Azap, ceza (Örnek: لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ)
  • أَلِيمٌ - Elem verici, acı (Örnek: عَذَابٌ عَظِيمٌ)
  • عَهْدٌ - Antlaşma, ahit (Örnek: أَوْفُوا بِالْعَهْدِ)
  • مُتَّقُونَ - Takva sahipleri (Örnek: إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ)
  • مَسْجِدٌ - Mescit, secde edilen yer (Örnek: ذَهَبْتُ إِلَى الْمَسْجِدِ)
  • جِهَادٌ - Cihat, çaba gösterme (Örnek: الْجِهَادُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ)
  • صَدَقَةٌ - Sadaka, mal yardımı (Örnek: تَصَدَّقُوا عَلَى الْفُقَرَاءِ)
  • مُنَافِقُونَ - Münafıklar, iki yüzlüler (Örnek: إِنَّ الْمُنَافِقِينَ فِي الدَّرْكِ الْأَسْفَلِ)
  • فَوْزٌ - Kurtuluş, başarı (Örnek: ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ)
  • صَابِرُونَ - Sabredenler (Örnek: وَاللَّهُ يُحِبُّ الصَّابِرِينَ)
  • نَصْرٌ - Yardım, zafer (Örnek: إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ)
  • أَمْوَالٌ - Mallar, servetler (Örnek: خُذْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً)
  • عِلْمٌ - İlim, bilgi (Örnek: وَقُلْ رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا)
  • غَيْبٌ - Gayb, görünmeyen (Örnek: عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ)
  • هُدًى - Hidayet, doğru yol (Örnek: هُدًى وَرَحْمَةً لِلْمُؤْمِنِينَ)
  • غَفُورٌ - Çok bağışlayan (Örnek: وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ)

Tevbe Suresi 40 Soruluk Dilbilgisi ve Kelime Testi

Arapça Kelime ve Gramer Testi (Tevbe Suresi)

S.Muhammed Kayaalp (el-Haşimi) Ks

الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي

Arapça Dersleri-İslami Sohbetler-Tevhid-Tefsir-Hadis-Fıkıh-Fetvalar-İrşadlar

Kuranla-Arapca-9. Tevbe Sûresi Rating: 4.5 Diposkan Oleh: ☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي☝المحمدية☝

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.