- Ders1
- Ders2
- Konu Testi
- Sureler
- Arapça Dersler
- ☝📖المحمدية📖☝
Kuranla-Arapca-9. Tevbe Sûresi-1-65.ayetler
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)
- بَرَاءَة: Ültimatom, beraat.
Cümle: بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ (Allah'tan bir ültimatomdur.) - أَرْض: Yeryüzü.
Cümle: فَسِيحُوا فِي الْأَرْضِ (Yeryüzünde dolaşın.) - شَهْر: Ay (zaman dilimi).
Cümle: أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ (Dört ay.) - كَافِر: İnkârcı.
Cümle: مُخْزِي الْكَافِرِينَ (Kâfirleri perişan edicidir.) - حَجّ: Hac ibadeti.
Cümle: يَوْمَ الْحَجِّ الْأَكْبَرِ (Hacc-ı ekber gününde.) - عَذَاب: Azap, ceza.
Cümle: بِعَذَابٍ أَلِيمٍ (Elem dolu bir azapla.) - عَهْد: Antlaşma, ahit.
Cümle: فَأَتِمُّوا عَهْدَهُمْ (Antlaşmalarını tamamlayın.) - مَسْجِد: Mescit, cami.
Cümle: عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ (Mescid-i Haram yanında.) - قَوْم: Kavim, topluluk.
Cümle: قَوْمٌ لَا يَعْلَمُونَ (Bilmeyen bir topluluktur.) - سَبِيل: Yol.
Cümle: فَخَلُّوا سَبِيلَهُمْ (Yollarını serbest bırakın.) - ذِمَّة: Himaye, ahit, akrabalık.
Cümle: وَلَا ذِمَّةً (Ne de bir ahit gözetirler.) - ثَمَن: Değer, fiyat.
Cümle: ثَمَنًا قَلِيلًا (Az bir değere.) - دِين: Din, şeriat.
Cümle: فَإِخْوَانُكُمْ فِي الدِّينِ (Din kardeşlerinizdir.) - رَسُول: Elçi, peygamber.
Cümle: وَرَسُولِهِ إِلَى النَّاسِ (İnsanlara Resûlü.) - قَلْب: Kalp, gönül.
Cümle: وَتَأْبَى قُلُوبُهُمْ (Kalpleri ise karşı çıkar.) - تَوْبَة: Tövbe, yöneliş.
Cümle: إِنْ تُبْتُمْ (Tövbe ederseniz.) - رَحْمَة: Rahmet, merhamet.
Cümle: بِرَحْمَةٍ مِنهu (Ondan bir rahmetle.) - بَيْت: Ev.
Cümle: فِي الْبَيْتِ (Evde.) - مَال: Mal, servet.
Cümle: بِأَمْوَالِهِمْ (Mallarıyla.) - أَجْر: Ecir, mükafat.
Cümle: أَجْرٌ عَظِيمٌ (Büyük bir mükafat.) - صَدَقَة: Sadaka, zekat.
Cümle: إِنَّمَا الصَّدَقَاتُ (Sadakalar ancak...) - فَاسِق: Fasık, yoldan çıkmış.
Cümle: وَأَكْثَرُهُمْ فَاسِقُونَ (Çoğu fasıktır.) - نَار: Ateş.
Cümle: نَارَ جَهَنَّمَ (Cehennem ateşi.) - عَالَم: Âlem, evren.
Cümle: رَبِّ الْعَالَمِينَ (Âlemlerin Rabbi.) - كِتَاب: Kitap.
Cümle: فِي كِتَابِ اللَّهِ (Allah'ın kitabında.)
2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)
- عَاهَدَ: Antlaştı.
Cümle: عَاهَدْتُمْ مِنَ الْمُشْرِكِينَ (Müşriklerle antlaşma yaptınız.) - فَسِيحُوا: Dolaşın, gezinin.
Cümle: فَسِيحُوا فِي الْأَرْضِ (Yeryüzünde dolaşın.) - اعْلَمُوا: Biliniz.
Cümle: وَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِينَ (Aciz bırakamayacağınızı bilin.) - تُبْتُمْ: Tövbe ettiniz.
Cümle: فَإِنْ تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ (Eğer tövbe ederseniz hayırlıdır.) - تَوَلَّيْتُمْ: Yüz çevirdiniz.
Cümle: وَإِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُوا (Yüz çevirirseniz bilin.) - بَشِّرِ: Müjdele.
Cümle: وَبَشِّرِ الَّذِينَ كَفَرُوا (İnkârcıları müjdele.) - يَنْقُصُوكُمْ: Size eksiklik yaparlar.
Cümle: لَمْ يَنْقُصُوكُمْ شَيْئًا (Size hiçbir eksiklik yapmadılar.) - يُظَاهِرُوا: Destek oldular.
Cümle: وَلَمْ يُظَاهِرُوا عَلَيْكُمْ (Aleyhinize destek vermediler.) - أَتِمُّوا: Tamamlayın.
Cümle: فَأَتِمُّوا إِلَيْهِمْ عَهْدَهُمْ (Ahitlerini tamamlayın.) - يُحِبُّ: Sever.
Cümle: إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ (Allah takvayı seveendir.) - انْسَلَخَ: Çıktı, sıyrıldı.
Cümle: فَإِذَا انْسَلَخَ الْأَشْهُرُ (Aylar çıkınca.) - اقْتُلُوا: Öldürün.
Cümle: فَاقْتُلُوا الْمُشْرِكِينَ (Müşrikleri öldürün.) - خُذُوهُمْ: Onları yakalayın.
Cümle: وَخُذُوهُمْ وَاحْصُرُوهُمْ (Yakalayın ve kuşatın.) - أَقَامُوا: İkame ettiler, kıldılar.
Cümle: وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ (Namazı kıldılar.) - آتَوُا: Verdiler.
Cümle: وَآتَوُا الزَّكَاةَ (Zekatı verdiler.) - خَلُّوا: Serbest bırakın.
Cümle: فَخَلُّوا سَبِيلَهُمْ (Yollarını serbest bırakın.) - اسْتَجَارَكَ: Sığınma talep etti.
Cümle: اسْتَجَارَكَ فَأَجِرْهُ (Sığınma isterse sığınma ver.) - يَسْمَعَ: İşitsin.
Cümle: حَتَّى يَسْمَعَ كَلَامَ اللَّهِ (Kelamullahı işitene dek.) - أَبْلِغْهُ: Onu ulaştır.
Cümle: أَبْلِغْهُ مَأْمَنَهُ (Güvenli yerine ulaştır.) - يَرْقُبُونَ: Gözetirler.
Cümle: لَا يَرْقُبُونَ فِيكُمْ (Hakkınızda gözetmezler.) - تَأْبَى: Karşı çıkar, çekinir.
Cümle: وَتَأْبَى قُلُوبُهُمْ (Kalpleri karşı çıkar.) - اشْتَرَوْا: Satın aldılar, değiştiler.
Cümle: اشْتَرَوْا بِآيَاتِ اللَّهِ (Ayetleri sattılar.) - صَدُّو: Alıkoydular.
Cümle: فَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِهِ (Yolundan alıkoydular.) - نَكَثُوا: Bozdular.
Cümle: نَكَثُوا أَيْمَانَهُمْ (Yeminlerini bozdular.) - هَمُّوا: Azmettiler, niyetlendiler.
Cümle: هَمُّوا بِإِخْرَاجِ الرَّسُولِ (Resûlü çıkarmaya yeltendiler.)
3. Arapça Edat Örnekleri (Harf-i Cerler Hariç - 15 Adet)
- لَا (Olumsuzluk edatı):
Cümle: لَا رَيْبَ فِيهِ (Onda şüphe yoktur.) - أَنَّ (Tekit / Masdar harfi):
Cümle: وَاعْلَمُوا أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِي (Bilin ki siz aciz bırakamazsınız.) - إِنْ (Şart edatı):
Cümle: فَإِنْ تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ (Eğer tövbe ederseniz hayırlıdır.) - مَا (Olumsuzluk / Mevsul edatı):
Cümle: وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ (Sana indirilen şey...) - قَدْ (Tahkik / pekiştirme edatı):
Cümle: قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ (Müminler gerçektan kurtuluşa ermiştir.) - لَمْ (Cezmedici olumsuzluk edatı):
Cümle: وَلَمْ يَنْقُصُوكُمْ شَيْئًا (Hiçbir eksiklik yapmadılar.) - إِذَا (Zarf / Şart edatı):
Cümle: فَإِذَا انْسَلَخَ الْأَشْهُرُ (Aylar çıktığı zaman...) - كَيْفَ (Soru edatı):
Cümle: كَيْفَ يَكُونُ لِلْمُشْرِكِينَ عَهْدٌ (Müşriklerin nasıl ahdi olabilir?) - أَمْ (Atıf / Soru edatı):
Cümle: أَمْ حَسِبْتُمْ أَنْ تُتْرَكُوا (Yoksa terk edileceğinizi mi sandınız?) - هَلْ (Soru edatı):
Cümle: قُلْ هَلْ تَرَبَّصُونَ بِنَا (De ki: Bize karşı mı bekliyorsunuz?) - سَـ (İstikbal / Gelecek zaman eki):
Cümle: سَيَقُولُونَ (Yakında diyecekler.) - لَوْ (Şart edatı / imkansızlık):
Cümle: لَوْ كَانَ عَرَضًا قَرِيبًا (Mal yakın olsaydı...) - بَلْ (İrâd / vazgeçme edatı):
Cümle: بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ (Bilakis onlar azgın bir topluluktur.) - لَكِنْ (İstidrak edatı):
Cümle: وَلَكِنَّهُمْ قَوْمٌ يَفْرَقُونَ (Lakin onlar korkak bir topluluktur.) - إِنَّ (Tekit edatı):
Cümle: إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ (Şüphesiz Allah bağışlayıcıdır, merhametlidir.)
Kuranla-Arapca-9. Tevbe Sûresi-66-129.ayetler
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)
- طَائِفَة (Tâife / Grup):
Anlamı: İnsan topluluğu, zümre.
Cümle: إِنْ نَعْفُ عَنْ طَائِفَةٍ مِنْكُمْ (Eğer bir grubu affedersek) - مُجْرِم (Mücrim / Suçlu):
Anlamı: Suç işleyen kimse.
Cümle: كَانُوا مُجْرِمِينَ (Onlar suçlu idiler) - مُنَافِق (Münâfik / Münafık):
Anlamı: İkiyüzlü kimse.
Cümle: الْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ (Münafık erkekler ve kadınlar) - مَعْرُوف (Ma'rûf / İyilik):
Anlamı: Meşru olan iyi iş.
Cümle: يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ (İyiliği emrederler) - مُنْكَر (Münker / Kötülük):
Anlamı: Dinen yasaklanan kötü iş.
Cümle: وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ (Kötülükten alıkoyarlar) - نَار (Nâr / Ateş):
Anlamı: Cehennem ateşi.
Cümle: نَارَ جَهَنَّمَ (Cehennem ateşi) - أَمْوَال (Emvâl / Mallar):
Anlamı: Servetler, mallar.
Cümle: وَأَكْثَرَ أَمْوَالًا (Mal bakımından daha çok) - أَوْلَاد (Evlâd / Evlatlar):
Anlamı: Çocuklar, nesil.
Cümle: وَأَوْلَادًا (Ve evlatlar) - قُوَّة (Kuvvet / Güç):
Anlamı: Güç, kudret.
Cümle: أَشَدَّ مِنْكُمْ قُوَّةً (Kuvvet bakımından sizden daha şiddetli) - عَذَاب (Azâb / Azap):
Anlamı: Şiddetli ceza.
Cümle: وَلَهُمْ عَذَابٌ مُقِيمٌ (Onlar için devamlı azap vardır) - صَلَاة (Salât / Namaz):
Anlamı: Namaz ibadeti.
Cümle: وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ (Namazı kılarlar) - زَكَاة (Zekât / Zekât):
Anlamı: Mali ibadet.
Cümle: وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ (Zekâtı verirler) - جَنَّة (Cenne / Cennet):
Anlamı: Cennet bahçesi.
Cümle: جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ (Altından nehirler akan cennetler) - نَهَر (Neher / Nehir):
Anlamı: Akarsu, ırmak.
Cümle: تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ (Altından nehirler akar) - رِضْوَان (Rıdvân / Rıza):
Anlamı: Allah'ın hoşnutluğu.
Cümle: وَرِضْوَانٌ مِنَ اللَّهِ (Allah'tan bir rıza) - فَوْز (Fevz / Kurtuluş):
Anlamı: Başarı, zafer.
Cümle: الْفَوْزُ الْعَظِيمُ (En büyük kurtuluş) - رَسُول (Resûl / Elçi):
Anlamı: Peygamber.
Cümle: جَاهِدِ الْكُفَّارَ وَالْمُنَافِقِينَ (Kâfirlere ve münafıklara cihad et) - فَضْل (Fadl / Lütuf):
Anlamı: İhsan, ikram.
Cümle: مِنْ فَضْلِهِ (O'nun lütfundan) - صَدَقَة (Sadaka / Sadaka):
Anlamı: Bağış, zekât.
Cümle: فِي الصَّدَقَاتِ (Sadakalarda) - حَرّ (Harr / Sıcak):
Anlamı: Yüksek sıcaklık.
Cümle: فِي الْحَرِّ (Sıcakta) - قَبْر (Kabir / Mezar):
Anlamı: Defin yeri.
Cümle: وَلَا تَقُمْ عَلَى قَبْرِهِ (Kabri üzerinde durma) - طَوْل (Towl / Servet):
Anlamı: Geniş imkan, servet.
Cümle: أُولُو الطَّوْلِ (Servet sahipleri) - مَرَض (Maraz / Hastalık):
Anlamı: Kalp hastalığı, nifak.
Cümle: عَلَى الْمَرْضَى (Hastalar üzerine) - دَمْع (Dem' / Gözyaşı):
Anlamı: Gözden akan su.
Cümle: تَفِيضُ مِنَ الدَّمْعِ (Gözyaşıyla dolar) - عَرْش (Arş / Arş):
Anlamı: Yüce hükümranlık tahtı.
Cümle: رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ (Azim arşın Rabbi)
2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)
- تَعْتَذِرُوا (Ta'tezirû / Özür diliyorsunuz):
Kökü: ع ذ ر / Mazi: إِعْتَذَرَ
Cümle: لَا تَعْتَذِرُوا (Özür dilemeyin) - كَفَرْتُمْ (Kefertum / İnkâr ettiniz):
Kökü: ك ف ر / Mazi: كَفَرَ
Cümle: قَدْ كَفَرْتُمْ بَعْدَ إِيمَانِكُمْ (İmanınızdan sonra kâfir oldunuz) - نَعْفُ (Na'fu / Affederiz):
Kökü: ع ف و / Mazi: عَفَا
Cümle: إِنْ نَعْفُ عَنْ طَائِفَةٍ (Eğer bir grubu affedersek) - نُعَذِّبْ (Nu'azzib / Azaplandırırız):
Kökü: ع ذ ب / Mazi: عَذَّبَ
Cümle: نُعَذِّبْ طَائِفَةً (Bir grubu azaplandıracağız) - يَأْمُرُونَ (Ye'mûrûne / Emrediyorlar):
Kökü: أ م ر / Mazi: أَمَرَ
Cümle: يَأْمُرُونَ بِالْمُنْكَرِ (Kötülüğü emrederler) - يَنْهَوْنَ (Yenhawne / Alıkoyuyorlar):
Kökü: ن ه ي / Mazi: نَهَى
Cümle: وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمَعْرُوفِ (İyilikten alıkoyarlar) - يَقْبِضُونَ (Yakbıdûne / Sıkıyorlar):
Kökü: ق ب ض / Mazi: قَبَضَ
Cümle: وَيَقْبِضُونَ أَيْدِيَهُمْ (Ellerini sıkı tutarlar) - نَسُوا (Nesû / Unuttular):
Kökü: ن س ي / Mazi: نَسِيَ
Cümle: نَسُوا اللَّهَ (Allah'ı unuttular) - وَعَدَ (Vaade / Vaat etti):
Kökü: و ع د / Mazi: وَعَدَ
Cümle: وَعَدَ اللَّهُ الْمُنَافِقِينَ (Allah münafıklara vaat etti) - يَجْرِي (Yecrî / Akar):
Kökü: ج ر ي / Mazi: جَرَى
Cümle: تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ (Altından nehirler akar) - جَاهِدْ (Câhid / Cihad et):
Kökü: ج ه د / Mazi: جَاهَدَ
Cümle: جَاهِدِ الْكُفَّارَ (Kâfirlerle cihad et) - يَحْلِفُونَ (Yahlifûne / Yemin ediyorlar):
Kökü: ح ل ف / Mazi: حَلَفَ
Cümle: يَحْلِفُونَ بِاللَّهِ (Allah'a yemin ederler) - يَتُوبُوا (Yetûbû / Tövbe ederlerse):
Kökü: ت و ب / Mazi: تَابَ
Cümle: فَإِنْ يَتُوبُوا (Eğer tövbe ederlerse) - بَخِلُوا (Bahilû / Cimrilik ettiler):
Kökü: ب خ ل / Mazi: بَخِلَ
Cümle: بَخِلُوا بِهِ (Onda cimrilik ettiler) - يَعْلَمُوا (Ya'lemû / Bilirler):
Kökü: ع ل م / Mazi: عَلِمَ
Cümle: أَلَمْ يَعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ (Bilmediler mi ki Allah...) - يَلْمِزُونَ (Yelmizûne / Çekiştiriyorlar):
Kökü: ل م ز / Mazi: لَمَزَ
Cümle: الَّذِينَ يَلْمِزُونَ الْمُطَّوِّعِينَ (Gönüllüleri çekiştirenler) - يَسْخَرُونَ (Yesharûne / Alaya alıyorlar):
Kökü: س خ ر / Mazi: سَخِرَ
Cümle: فَيَسْخَرُونَ مِنْهُمْ (Onlarla alay ederler) - فَرِحَ (Feriha / Sevindi):
Kökü: ف ر ح / Mazi: فَرِحَ
Cümle: فَرِحَ الْمُخَلَّفُونَ (Geri kalanlar sevindiler) - تُصَلِّ (Tusalli / Namaz kılma):
Kökü: ص ل و / Mazi: صَلَّى
Cümle: وَلَا تُصَلِّ عَلَى أَحَدٍ (Hiçbirine asla namaz kılma) - اشْتَرَى (İşterâ / Satın aldı):
Kökü: ش ر ي / Mazi: اِشْتَرَى
Cümle: إِنَّ اللَّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ (Şüphesiz Allah müminlerden satın aldı) - تَبَيَّنَ (Tebyene / Açıkça belli oldu):
Kökü: ب ي ن / Mazi: تَبَيَّنَ
Cümle: مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ (Onlara açıkça belli olduktan sonra) - يُحْيِي (Yuhyî / Diriltir):
Kökü: ح ي ي / Mazi: أَحْيَا
Cümle: يُحْيِي وَيُمِيتُ (Diriltir ve öldürür) - ضَاقَتْ (Dâkat / Daraldı):
Kökü: ض ي ق / Mazi: ضَاقَ
Cümle: ضَاقَتْ عَلَيْهِمُ الْأَرْضُ (Yeryüzü onlara dar geldi) - نَفَرَ (Nefere / Sefere çıktı):
Kökü: ن ف ر / Mazi: نَفَرَ
Cümle: فَلَوْلَا نَفَرَ مِنْ كُلِّ فِرْقَةٍ (Her gruptan bir topluluk seferber olsaydı ya) - تَوَكَّلْتُ (Tevekkeltu / Tevekkül ettim):
Kökü: و ك ل / Mazi: تَوَكَّلَ
Cümle: عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ (Yalnız O'na güvendim)
3. Arapça Edat Örnekleri (Harf-i Cerler Hariç - 15 Adet)
- لَا (Lâ / Olumsuzluk edatı):
Anlamı: Fiil ve isimleri olumsuz yapar.
Cümle: لَا تَعْتَذِرُوا (Özür dilemeyin) - قَدْ (Kad / Tahkik edatı):
Anlamı: Kesinlik bildirir.
Cümle: قَدْ كَفَرْتُمْ (Kesinlikle kâfir oldunuz) - إِنْ (İn / Şart edatı):
Anlamı: Eğer şartı bildirir.
Cümle: إِنْ نَعْفُ عَنْ طَائِفَةٍ (Eğer bir grubu affedersek) - إِنَّ (İnne / Tekit edatı):
Anlamı: Şüphesiz, muhakkak.
Cümle: إِنَّ الْمُنَافِقِينَ هُمُ الْفَاسِقُونَ (Şüphesiz münafıklar fasıklardır) - وَاو (Vâv / Atıf edatı):
Anlamı: Ve bağlacı.
Cümle: الْمُنَافِقُونَ وَالْمُنَافِقَاتُ (Münafık erkekler ve kadınlar) - فَـ (Fe / Rabıta edatı):
Anlamı: Öyleyse, bu yüzden.
Cümle: فَنَسِيَهُمْ (Bu yüzden onları unuttu) - أَمَّا (Emmâ / Tafsil edatı):
Anlamı: Ama, -e gelince.
Cümle: فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا (İman edenlere gelince) - هَلْ (Hel / Soru edatı):
Anlamı: Mı / mi soru anlamı katar.
Cümle: أَلَمْ يَأْتِهِمْ (Onlara gelmedi mi?) - لَمْ (Lem / Cezm edatı):
Anlamı: Mazi olumsuzluk yapar.
Cümle: وَلَمْ يُظَاهِرُوا (Ve yardım etmediler) - لَنْ (Len / Nasb edatı):
Anlamı: Asla, katiyen gelecekte olumsuzluk.
Cümle: لَنْ نُؤْمِنَ لَكُمْ (Asla size inanmayacağız) - أَنْ (En / Mastar edatı):
Anlamı: -mek, -mak / ki.
Cümle: رَضُوا بِأَنْ يَكُونُوا (Olmaya razı oldular) - مَا (Mâ / Olumsuzluk edatı):
Anlamı: Olumsuzluk bildirir.
Cümle: مَا قَالُوا (Söylemediler) - إِلَّا (İllâ / İstisna edatı):
Anlamı: Ancak, -den başka.
Cümle: لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ (O'ndan başka ilah yoktur) - كَمَا (Kemâ / Teşbih edatı):
Anlamı: Gibi.
Cümle: كَمَا اسْتَمْتَعَ الَّذِينَ (Öncekilerin yararlandığı gibi) - سَـ (Se / İstikbal edatı):
Anlamı: Yakın gelecek (-ecek/-acak).
Cümle: سَيَرَى اللَّهُ (Allah görecektir)
Kuranla-Arapca-9. Tevbe Sûresi-1-129.ayetler
Konu Özeti ve Dilbilgisi Çalışması
Konu Özeti
Tevbe Suresi, Kur'an-ı Kerim'in dokuzuncu suresi olup Medine döneminde nazil olmuştur. Besmele ile başlamayan tek suredir. Bu sure genel olarak ahitler, müşriklerle ilişkiler, cihat ruhu, samimiyet, tevbe, infak, münafıkların özellikleri ve İslam toplumunun ahlaki esasları gibi hayatî konuları ele alır. Müminlerin zorluklar karşısındaki sebatını ve Allah'a olan bağışlanma (tevbe) bilincini işler.
20 Önemli Arapça Kelime ve Örnek Cümleler
- بَرَاءَةٌ - Üstlenme, ilişiği kesme (Örnek: بَرَاءَةٌ مِنَ اللَّهِ)
- مُشْرِكُونَ - Müşrikler, ortak koşanlar (Örnek: وَسِيحُوا فِي الْأَرْضِ أَيَّامًا)
- تَوْبَةٌ - Tevbe, pişmanlık (Örnek: التَّوْبَةُ مَقْبُولَةٌ)
- رَحْمَةٌ - Rahmet, merhamet (Örnek: إِنَّ رَحْمَةَ اللَّهِ قَرِيبٌ)
- عَذَابٌ - Azap, ceza (Örnek: لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ)
- أَلِيمٌ - Elem verici, acı (Örnek: عَذَابٌ عَظِيمٌ)
- عَهْدٌ - Antlaşma, ahit (Örnek: أَوْفُوا بِالْعَهْدِ)
- مُتَّقُونَ - Takva sahipleri (Örnek: إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ)
- مَسْجِدٌ - Mescit, secde edilen yer (Örnek: ذَهَبْتُ إِلَى الْمَسْجِدِ)
- جِهَادٌ - Cihat, çaba gösterme (Örnek: الْجِهَادُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ)
- صَدَقَةٌ - Sadaka, mal yardımı (Örnek: تَصَدَّقُوا عَلَى الْفُقَرَاءِ)
- مُنَافِقُونَ - Münafıklar, iki yüzlüler (Örnek: إِنَّ الْمُنَافِقِينَ فِي الدَّرْكِ الْأَسْفَلِ)
- فَوْزٌ - Kurtuluş, başarı (Örnek: ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ)
- صَابِرُونَ - Sabredenler (Örnek: وَاللَّهُ يُحِبُّ الصَّابِرِينَ)
- نَصْرٌ - Yardım, zafer (Örnek: إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ)
- أَمْوَالٌ - Mallar, servetler (Örnek: خُذْ مِنْ أَمْوَالِهِمْ صَدَقَةً)
- عِلْمٌ - İlim, bilgi (Örnek: وَقُلْ رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا)
- غَيْبٌ - Gayb, görünmeyen (Örnek: عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ)
- هُدًى - Hidayet, doğru yol (Örnek: هُدًى وَرَحْمَةً لِلْمُؤْمِنِينَ)
- غَفُورٌ - Çok bağışlayan (Örnek: وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ)
Tevbe Suresi 40 Soruluk Dilbilgisi ve Kelime Testi



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.