☝📖İbrahimi ﷺ Muhammedi ﷺ Hanif İslam📖☝﷽𐰃𐰠𐰯☝📖المحمدية☝Muhammediyye📖☝𐰃𐰠𐰯༺الله أكبر ༻

Güncel Duyuru Eylül 2026

Kur'anla Arapça Dilbilgisi derslerimiz ve gramer ve kelime ezber testi ,örnek cümle ve kelimeler le beraber sitemize ekleniyor... 116 tane Arapça dilbilgisi konu testi ve Örnek kelimeler ve örnek cümleler ve kelime ezber testi sitemize eklendi..

☝المحمدية☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي 📖 ☝

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية-📖

Teoriye göre;İlluminati(hizbüşşeytan) yani uzaylı ve insan melezi ırklar,yarı vampir,yılan,ejderha vs melez soylardan oluşan topluluk,masonik, illuminatik firavun ve nemrud soylarının hipnoz,büyü,zihin kontrolü,algı yönetimi ile bireyler ve toplumları yönetmesi,hizbüşşeytan illumiatinin küresel illuminatik sistemi; siyaset,medya,sivil toplum,terör örgütleri,mafya,enerji,silah,ilaç,gıda tekeli alanlarda illuminati vardır!

Destek olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.

Kod test

Kuranla-Arapca-8. Enfâl Sûresi-1-40.ayetler

Konu Özeti: Enfâl Sûresi, Medine döneminde nazil olmuştur. İlk 40 ayette genel olarak Bedir Savaşı'nın arka planı, savaş ganimetlerinin (enfâl) hukuku ve Allah ile Resûlüne ait olduğu, gerçek müminlerin ahlaki ve manevi nitelikleri, Allah ve Resûlüne itaatin önemi, Bedir Savaşı'nda müminlere lütfedilen manevi yardımlar, meleklerin desteği, uykunun güven vermesi, şeytanın vesveselerinin giderilmesi ve müşriklerin kurdukları tuzaklar ele alınmaktadır.

Enfâl Sûresi 1-40. Ayetler (Okuma Parçası)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1. يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْاَنْفَالِۜ قُلِ الْاَنْفَالُ لِلّٰهِ وَالرَّسُولِۚ فَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْۖ وَاَطٖيعُوا اللّٰهَ وَرَسُولَهُٓ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنٖينَ
Meali: (Ey Muhammed!) Sana ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: "Ganimetler Allah'a ve Resûlüne aittir. O hâlde, eğer müminler iseniz Allah'a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Resûlüne itaat edin."
2. اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذٖينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَاِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ اٰيَاتُهُ زَادَتْهُمْ اٖيمَانًا وَعَلٰى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَۚ
Meali: Müminler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O'nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman bu onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler```html

Kuranla-Arapca-8. Enfâl Sûresi-1-40.ayetler

Konu Özeti: Enfâl Suresi, Medine döneminde Bedir Savaşı sonrasında inmiştir. Sûrenin ilk kısmı (1-40. ayetler), savaş ganimetlerinin hukuku, gerçek müminlerin ahlaki ve imani özellikleri (kalplerin ürpermesi, namaz, infak), Bedir Savaşı'na gidiş süreci, ilahi yardım ve meleklerin desteği, savaştan kaçmanın yasaklanması, müşriklerin tuzakları ve hak ile batılın mücadelesi gibi temel konuları ihtiva etmektedir.

Enfâl Suresi 1-40. Ayetler ve Mealleri (Okuma Parçası)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1. يَسْـَلُونَكَ عَنِ الْأَنْفَالِ قُلِ الْأَنْفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُولِ فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْ وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
Meali: (Ey Muhammed!) Sana ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: "Ganimetler Allah'a ve Resûlüne aittir. O halde, eğer mü'minler iseniz Allah'a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Resûlüne itaat edin."
2. إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ آيَاتُهُ زَادَتْهُمْ إِيمَانًا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
Meali: Mü'minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. Onun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler.
3. الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ
Meali: Onlar namazı dosdoğru kılan, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayan kimselerdir.
4. أُولَئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقًّا لَهُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَمَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ
Meali: İşte onlar gerçekten mü'minlerdir. Onlara, Rableri katında yüksek mertebeler, bağışlanma ve cömertçe verilmiş rızık vardır.
5. كَمَا أَخْرَجَكَ رَبُّكَ مِنْ بَيْتِكَ بِالحَقِّ وَإِنَّ فَرِيقًا مِنَ الْمُؤْمِنِينَ لَكَارِهُونَ
Meali: Nasıl ki, Rabbin seni hak uğruna (savaşmak üzere) evinden çıkarmıştı. Mü'minlerden bir grup ise bu konuda kesinlikle isteksizlerdi.
6. يُجَادِلُونَكَ فِي الْحَقِّ بَعْدَ مَا تَبَيَّنَ كَأَنَّمَا يُسَاقُونَ إِلَى الْمَوْتِ وَهُمْ يَنْظُرُونَ
Meali: Gerçek apaçık ortaya çıktıktan sonra, sanki göz göre göre ölüme sürülüyorlarmış gibi seninle o konuda tartışıyorlardı.
7. وَإِذْ يَعِدُكُمُ اللَّهُ إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ أَنَّهَا لَكُمْ وَتَوَدُّونَ أَنَّ غَيْرَ ذَاتِ الشَّوْكَةِ تَكُونُ لَكُمْ وَيُرِيدُ اللَّهُ أَنْ يُحِقَّ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ وَيَقْطَعَ دَابِرَ الْكَافِرِينَ
Meali: Hani Allah size iki taifeden birini, o sizindir diye va'dediyordu. Siz de güçsüz olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah sözleriyle hakkı meydana çıkarmak ve kafirlerin ardını kesmek istiyordu.
8. لِيُحِقَّ الْحَقَّ وَيُبْطِلَ الْبَاطِلَ وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَ
Meali: Bu, suçlular hoşlanmasa da Allah'ın hakkı ortaya çıkarması ve batılı ortadan kaldırması içindi.
9. إِذْ تَسْتَغِيثُونَ رَبَّكُمْ فَاسْتَجَابَ لَكُمْ أَنِّي مُمِدُّكُمْ بِأَلْفٍ مِنَ الْمَلَائِكَةِ مُرْدِفِينَ
Meali: Hani Rabbinizden yardım istiyor, yalvarıyordunuz. O da, "Ben size ard arda bin melekle yardım ediyorum" diye cevap vermişti.
10. وَمَا جَعَلَهُ اللَّهُ إِلَّا بُشْرَى وَلِتَطْمَئِنَّ بِهِ قُلُوبُكُمْ وََمَا النَّصْرُ إِلَّا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Meali: Allah bunu, sadece bir müjde olsun ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yardım ancak Allah katındandır. Doğrusu Allah güçlüdür, hakimdir.
11. إِذْ يُغَشِّيكُمُ النُّعَاسَ أَمَنَةً مِنْهُ وَيُنَزِّلُ عَلَيْكُمْ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً لِيُطَهِّرَكُمْ بِهِ وَيُذْهِبَ عَنْكُمْ رِجْزَ الشَّيْطَانِ وَلِيَرْبِطَ عَلَى قُلُوبِكُمْ وَيُثَبِّتَ بِهِ الْأَقْدَامَ
Meali: Hani (Allah) kendi tarafından bir güvenlik olarak sizi hafif bir uykuya daldırıyor; sizi temizlemek, sizden şeytanın vesvesesini gidermek, kalplerinizi pekiştirmek ve ayaklarınızı sağlam bastırmak için üzerinize gökten yağmur yağdırıyordu.
12. إِذْ يُوحِي رَبُّكَ إِلَى الْمَلَائِكَةِ أَنِّي مَعَكُمْ فَثَبِّتُوا الَّذِينَ آمَنُوا سَأُلْقِي فِي قُلُوبِ الَّذِينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ فَاضْرِبُوا فَوْقَ الْأَعْنَاقِ وَاضْرِبُوا مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍ
Meali: Hani Rabbin meleklere, "Ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin. İnkâr edenlerin kalplerine korku salacağım; vurun boyunların üzerine! Vurun onların parmak uçlarına!" diye vahyediyordu.
13. ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ شَاقُّوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَمَنْ يُشَاقِقِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَإِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Meali: Bu, onların Allah ve Resûlüne karşı gelmelerindendir. Her kim Allah ve Resûlüne karşı gelirse bilsin ki Allah'ın cezası şiddetlidir.
14. ذَلِكُمْ فَذُوقُوهُ وَأَنَّ لِلْكَافِرِينَ عَذَابَ النَّارِ
Meali: İşte bunu tadın! İnkar edenlere cehennem azabı da vardır.
15. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا زَحْفًا فَلَا تُوَلُّوهُمُ الْأَدْبَارَ
Meali: Ey iman edenler! Savaş için ilerlerken, inkâr edenlerle toplu halde karşılaştığınızda onlara arkanızı dönmeyin.
16. وَمَنْ يُوَلِّهِمْ يَوْمَئِذٍ دُبُرَهُ إِلَّا مُتَحَرِّفًا لِقِتَالٍ أَوْ مُتَحَيِّزًا إِلَى فِئَةٍ فَقَدْ بَاءَ بِغَضَبٍ مِنَ اللَّهِ وَمَأْوَاهُ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
Meali: Savaş taktiği olarak bir tarafa çekilme veya başka bir birliğe katılma durumu hariç, böyle bir günde her kim onlara arkasını dönerse, mutlaka Allah'ın gazabına uğramış olur. Onun varacağı yer de cehennemdir. Ne kötü varılacak yerdir orası!
17. فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلَكِنَّ اللَّهَ قَتَلَهُمْ وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللَّهَ رَمَى وَلِيُبْلِيَ الْمُؤْمِنِينَ مِنْهُ بَلَاءً حَسَنًا إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Meali: Onları siz öldürmediniz, fakat Allah onları öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. Bunu, müminleri güzel bir imtihanla denemek için yaptı. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, bilendir.
18. ذَلِكُمْ وَأَنَّ اللَّهَ مُوهِنُ كَيْدِ الْكَافِرِينَ
Meali: İşte bu (böyle); ve şüphesiz Allah, kâfirlerin tuzaklarını boşa çıkarandır.
19. إِنْ تَسْتَفْتِحُوا فَقَدْ جَاءَكُمُ الْفَتْحُ وَإِنْ تَنْتَهُوا فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ وَإِنْ تَعُودُوا نَعُدْ وَلَنْ تُغْنِيَ عَنْكُمْ فِئَتُكُمْ شَيْئًا وَلَوْ كَثُرَتْ وَأَنَّ اللَّهَ مَعَ الْمُؤْمِنِينَ
Meali: Eğer (zafer) istiyorsanız, işte size zafer gelmiştir. Eğer (bu düşmanlıktan) vazgeçerseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Yok eğer (savaşa) dönerseniz, biz de döneriz. Topluluğunuz çok da olsa size hiçbir fayda vermez. Allah müminlerle beraberdir.
20. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَوَلَّوْا عَنْهُ وَأَنْتُمْ تَسْمَعُونَ
Meali: Ey iman edenler! Allah'a ve Resûlüne itaat edin; Kuran'ı dinleyip dururken ondan yüz çevirmeyين.
21. وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ قَالُوا سَمِعْنَا وَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ
Meali: İşitmedikleri halde "işittik" diyenler gibi olmayın.
22. إِنَّ شَرَّ الدَّوَابِّ عِنْدَ اللَّهِ الصُّمُّ الْبُكْمُ الَّذِينَ لَا يَعْقِلُونَ
Meali: Şüphesiz Allah katında canlıların en şerlisi, gerçeği akletmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.
23. وَلَوْ عَلِمَ اللَّهُ فِيهِمْ خَيْرًا لَأَسْمَعَهُمْ وَلَوْ أَسْمَعَهُمْ لَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ
Meali: Eğer Allah onlarda bir hayır bulsaydı elbette onlara işittirirdi. Onlara işittirmiş olsaydı bile yine yüz çevirip giderlerdi.
24. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Meali: Ey iman edenler! Resûl sizi, hayat verecek şeylere çağırdığı zaman, Allah ve Resûlüne icabet edin. Biliniz ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer ve şüphesiz hepiniz O'nun katında toplanacaksınız.
25. وَاتَّقُوا فِتْنَةً لَا تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Meali: Öyle bir fitneden sakının ki, o aranızdan sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz (hepinize musallat olur). Biliniz ki Allah'ın azabı şiddetlidir.
26. وَاذْكُرُوا إِذْ أَنْتُمْ قَلِيلٌ مُسْتَضْعَفُونَ فِي الْأَرْضِ تَخَافُونَ أَنْ يَتَخَطَّفَكُمُ النَّاسُ فَآوَاكُمْ وَأَيَّدَكُمْ بِنَصْرِهِ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Meali: Hatırlayın ki bir zamanlar yeryüzünde az ve zayıf görülüyordunuz; insanların sizi kapıp götürmesinden korkuyordunuz da O sizi barındırmış, yardımıyla desteklemiş ve şükredesiniz diye sizi temiz rızıklarla rızıklandırmıştı.
27. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَخُونُوا اللَّهَ وَرَسُولَكَ وَتَخُونُوا أَمَانَاتِكُمْ وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
Meali: Ey iman edenler! Allah'a ve Resûlüne hainlik etmeyin; bile bile kendi emanetlerinize de hainlik etmeyin.
28. وَاعْلَمُوا أَنَّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ وَأَنَّ اللَّهَ عِنْدَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ
Meali: Biliniz ki mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan vesilesidir; büyük mükafat ise Allah katındadır.
29. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَتَّقُوا اللَّهَ يَجْعَلْ لَكُمْ فُرْقَانًا وَيُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ
Meali: Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız; O size iyiyi kötüden ayırdedecek bir anlayış verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir.
30. وَإِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِيُثْبِتُوكَ أَوْ يَقْتُلُوكَ أَوْ يُخْرِجُوكَ وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللَّهُ وَاللَّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ
Meali: Hani inkâr edenler seni tutuklamak veya öldürmek ya da (Mekke'den) çıkarmak için tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kurarken Allah da tuzak kuruyordu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.
31. وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا قَالُوا قَدْ سَمِعْنَا لَوْ نَشَاءُ لَقُلْنَا مِثْلَ هَذَا إِنْ هَذَا إِلَّا أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ
Meali: Ayetlerimiz kendilerine okunduğu zaman, "Dinledik; istesek biz de bunun aynısını söyleyebiliriz. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" diyorlardı.
32. وَإِذْ قَالُوا اللَّهُمَّ إِنْ كَانَ هَذَا هُوَ الْحَقَّ مِنْ عِنْدِكَ فَأَمْطِرْ عَلَيْنَا حِجَارَةً مِنَ السَّمَاءِ أَوِ اْتِنَا بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
Meali: Hani onlar, "Ey Allah'ım! Eğer bu (Kur'an) senin katından inmiş hak (kitap) ise, hemen üzerimize gökten taş yağdır veya bize elem dolu bir azap getir" demişlerdi.
33. وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُعَذِّبَهُمْ وَأَنْتَ فِيهِمْ وَمَا كَانَ اللَّهُ مُعَذِّبَهُمْ وَهُمْ يَسْتَغْفِرُونَ
Meali: Oysa sen içlerinde iken Allah onlara azap edecek değildir. Onlar bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir.
34. وَمَا لَهُمْ أَلَّا يُعَذِّبَهُمُ اللَّهُ وَهُمْ يَصُدُّونَ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَمَا كَانُوا أَوْلِيَاءَهُ إِنْ أَوْلِيَاؤُهُ إِلَّا الْمُتَّقُونَ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Meali: Onlar Mescid-i Haram'dan (müminleri) alıkoyarken ve oranın koruyucuları da değilken, Allah onlara ne diye azap etmesin? Oranın koruyucuları ancak takva sahipleridir; fakat onların çoğu bunu bilmezler.
35. وَمَا كَانَ صَلَاتُهُمْ عِنْدَ الْبَيْتِ إِلَّا مُكَاءً وَتَصْدِيَةً فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ
Meali: Onların Kabe'deki duaları ıslık çalmaktan ve el çırpmaktan başka bir şey değildir. Öyle ise inkâr etmekte olduğunuzdan dolayı azabı tadın!
36. إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ لِيَصُدَُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ فَسَيُنْفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةً ثُمَّ يُغْلَبُونَ وَالَّذِينَ كَفَرُوا إِلَى جَهَنَّمَ يُحْشَرُونَ
Meali: Şüphesiz inkâr edenler mallarını, insanları Allah yolundan alıkoymak için harcıyorlar. Daha da harcayacaklar; fakat sonunda bu onlara bir yürek acısı olacak, sonra da mağlup edileceklerdir. İnkâr edenler toplanıp cehenneme sürülecektir.
37. لِيَميزَ اللَّهُ الْخَبِيثَ مِنَ الطَّيِّبِ وَيَجْعَلَ الْخَبِيثَ بَعْضَهُ عَلَى بَعْضٍ فَيَرْكُمَهُ جَمِيعًا فَيَجْعَلَهُ فِي جَهَنَّمَ أُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
Meali: (Bu,) Allah'ın pis olanı temiz olandan ayırması, pis olanları üst üste koyup hepsini bir yığın yaparak cehenneme koyması içindir. İşte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
38. قُلْ لِلَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ يَنْتَهُوا يُغْفَرْ لَهُمْ مَا قَدْ سَلَفَ وَإِنْ يَعُودُوا فَقَدْ مَضَتْ سُنَّتُ الْأَوَّلِينَ
Meali: İnkâr edenlere söyle: Eğer (küfürden ve düşmanlıktan) vazgeçerlerse geçmiş günahları bağışlanır. Eğer tekrar (savaşa) dönerlerse, önceki ümmetlere uygulanan ilahi kanun yürürlüğe girmiş olacaktır.
39. وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدِّينُ كُلُّهُ لِلَّهِ فَإِنِ انْتَهَوْا فَإِنَّ اللَّهَ بِمَا يَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Meali: Hiçbir fitne kalmayıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, şüphesiz Allah onların yaptıklarını hakkıyla görür.
40. وَإِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ مَوْلَاكُمْ نِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ
Meali: Eğer yüz çevirirlerse, biliniz ki Allah sizin mevlânızdır. O ne güzel mevlâ, ne güzel yardımcıdır!

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)

  • الْأَنْفَال (El-Enfâl): Ganimetler, fazlalıklar.
    Cümle: يَسْـَلُونَكَ عَنِ الْأَنْفَالِ (Sana ganimetleri soruyorlar.)
  • مُؤْمِن (Mu'min): İnanan, mümin.
    Cümle: إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ (Müminler ancak o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir.)
  • صَلَاة (Salât): Namaz, dua.
    Cümle: الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ (Onlar namazı dosdoğru kılarlar.)
  • رِزْق (Rızık): Nimet, nasip.
    Cümle: وَرِزْقٌ كَرِيمٌ (Ve cömertçe verilmiş rızık vardır.)
  • رَبّ (Rabb): Terbiye eden, sahip, Allah.
    Cümle: عِنْدَ رَبِّهِمْ (Rableri katındadır.)
  • بَيْت (Beyt): Ev, konut, mesken.
    Cümle: مِنْ بَيْتِكَ بِالْحَقِّ (Seni hak ile evinden çıkarmıştı.)
  • حَقّ (Hakk): Gerçek, adalet, doğru.
    Cümle: يُحِقَّ الْحَقَّ (Hakkı gerçekleştirmek için.)
  • مَوْت (Mevt): Ölüm.
    Cümle: إِلَى الْمَوْتِ (Ölüme doğru.)
  • طَائِفَة (Tâife): Grup, topluluk.
    Cümle: إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ (İki topluluktan biri.)
  • شَوْكَة (Şevket): Güç, silah, keskinlik, kudret.
    Cümle: غَيْرَ ذَاتِ الشَّوْكَةِ (Silahsız/kuvvetsiz olanı.)
  • كَلِمَة (Kelime): Söz, kelime.
    Cümle: بِكَلِمَاتِهِ (Kelimeleriyle/sözleriyle.)
  • بَاطِل (Bâtıl): Batıl, asılsız, boş.
    Cümle: وَيُبْطِلَ الْبَاطِلَ (Ve batılı ortadan kaldırsın.)
  • مُجْرِم (Mücrim): Suçlu, günahkâr.
    Cümle: وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَ (Suçlular istemese de.)
  • مَلَائِكَة (Melâike): Melekler.
    Cümle: مِنَ الْمَلَائِكَةِ (Meleklerden.)
  • بُشْرَى (Buşrâ): Müjde.
    Cümle: إِلَّا بُشْرَى (Ancak bir müjdedir.)
  • نَصْر (Nasr): Yardım, zafer.
    Cümle: وَمَا النَّصْرُ إِلَّا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ (Yardım ancak Allah katındandır.)
  • سَمَاء (Semâ): Gök, gökyüzü.
    Cümle: مِنَ السَّمَاءِ مَاءً (Gökten su/yağmur.)
  • شَيْطَان (Şeytan): Şeytan.
    Cümle: رِجْزَ الشَّيْطَانِ (Şeytanın pisliği/vesvesesi.)
  • قَدَم (Kadem): Ayak.
    Cümle: وَيُثَبِّتَ بِهِ الْأَقْدَامَ (Ayakları sağlam bastırsın diye.)
  • عِقَاب (İkâb): Ceza, azap.
    Cümle: شَدِيدُ الْعِقَابِ (Cezası pek şiddetlidir.)
  • نَار (Nâr): Ateş, cehennem ateşi.
    Cümle: عَذَابَ النَّارِ (Ateş azabı.)
  • فِئَة (Fi'e): Grup, birlik, cemaat.
    Cümle: إِلَى فِئَةٍ (Bir birliğe.)
  • غَضَب (Ğadab): Öfke, gazap.
    Cümle: بِغَضَبٍ مِنَ اللَّهِ (Allah'ın gazabına uğramış.)
  • قَلْب (Kalb): Kalp, yürek.
    Cümle: قُلُوبُهُمْ (Onların kalpleri.)
  • أَمْوَال (Emvâl): Mallar.
    Cümle: أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلَادُكُمْ (Mallarınız ve çocuklarınız.)

2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)

  • سَأَلَ (Seale / Sordu):
    Cümle: يَسْـَلُونَكَ عَنِ الْأَنْفَالِ (Sana ganimetleri soruyorlar.)
  • اتَّقَى (İttakâ / Sakındı):
    Cümle: فَاتَّقُوا اللَّهَ (Allah'tan sakının.)
  • أَصْلَحَ (Asleha / Dzeltti, ıslah etti):
    Cümle: وَأَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْ (Aranızı düzeltin.)
  • أَطَاعَ (Etâa / İtaat etti):
    Cümle: وَأَطِيعُوا اللَّهَ (Allah'a itaat edin.)
  • ذَكَرَ (Zekere / Andı, hatırladı):
    Cümle: إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ (Allah anıldığı zaman.)
  • وَجِلَ (Vecile / Ürperdi, korktu):
    Cümle: وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ (Kalpleri ürperir.)
  • تَلَا (Telâ / Okudu):
    Cümle: وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ آيَاتُهُ (Ayetleri kendilerine okunduğu zaman.)
  • زَادَ (Zâde / Artırdı):
    Cümle: زَادَتْهُمْ إِيمَانًا (İmanlarını artırır.)
  • تَوَكَّلَ (Tevekkele / Tevekkül etti):
    Cümle: عَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ (Rablerine tevekkül ederler.)
  • أَقَامَ (Ekâme / İkame etti, kıldı):
    Cümle: يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ (Namazı dosdoğru kılarlar.)
  • أَنْفَقَ (Enfeka / İnfak etti, harcadı):
    Cümle: يُنْفِقُونَ (İnfak ederler.)
  • رَزَقَ (Razeka / Rızıklandırdı):
    Cümle: رَزَقْنَاهُمْ (Onlara rızık verdik.)
  • أَخْرَجَ (Ahrece / Çıkardı):
    Cümle: أَخْرَجَكَ رَبُّكَ (Rabbin seni çıkardı.)
  • جَادَلَ (Câdele / Tartıştı):
    Cümle: يُجَادِلُونَكَ (Seninle tartışıyorlar.)
  • تَبَيَّنَ ( Tebeyyene / Açığa çıktı):
    Cümle: بَعْدَ مَا تَبَيَّنَ (Açığa çıktıktan sonra.)
  • سَاقَ (Sâka / Sürdü, sevk etti):
    Cümle: يُسَاقُونَ إِلَى الْمَوْتِ (Ölüme sürülüyorlar.)
  • نَظَرَ (Nazara / Baktı):
    Cümle: وَهُمْ يَنْظُرُونَ (Bakıp durdukları halde.)
  • وَعَدَ (Veaade / Vaad etti):
    Cümle: يَعِدُكُمُ اللَّهُ (Allah size va'dediyordu.)
  • وَدَّ (Vedde / Arzu etti, istedi):
    Cümle: وَتَوَدُّونَ (İstiyordunuz.)
  • أَرَادَ (Erâde / İstedi, irade etti):
    Cümle: وَيُرِيدُ اللَّهُ (Allah istiyor.)
  • قَطَعَ (Katea / Kesti):
    Cümle: وَيَقْطَعَ دَابِرَ الْكَافِرِينَ (Kafirlerin ardını/kökünü kessin.)
  • أَبْطَلَ ( Abtale / Batıl kıldı, iptal etti):
    Cümle: وَيُبْطِلَ الْبَاطِلَ (Ve batılı yok etsin.)
  • كَرِهَ (Kerihe / Hoş görmedi, kerih gördü):
    Cümle: وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَ (Suçlular istemese de.)
  • اسْتَغَاثَ (İstegâse / Yardım istedi):
    Cümle: إِذْ تَسْتَغِيثُونَ رَبَّكُمْ (Rabbinizden yardım istediğinizde.)
  • اسْتَجَابَ (İstecâbe / İcabet etti, karşılık verdi):
    Cümle: فَاسْتَجَابَ لَكُمْ (Size icabet etmişti.)

3. Arapça Edat Örnekleri [Harfi Cerler Hariç] (15 Adet)

  • إِنْ (İn - Şart edatı): Eğer.
    Cümle: إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ (Eğer müminler iseniz.)
  • إِنَّمَا (İnnemâ - Hasr/Tahsis edatı): Ancak, yalnız.
    Cümle: إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ (Ancak müminler [şunlardır].)
  • إِذَا (İzâ - Zaman zarfı / Şart edatı): Ne zaman ki, olduğunda.
    Cümle: إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ (Allah anıldığı zaman.)
  • إِذْ (İz - Zaman zarfı): Hani, ... olduğu zaman.
    Cümle: وَإِذْ يَعِدُكُمُ اللَّهُ (Hani Allah size va'dediyordu.)
  • لَا (Lâ - Olumsuzluk edatı): Asla, değil, -me/-ma.
    Cümle: فَلَا تُوَلُّوهُمُ الْأَدْبَارَ (Arkanızı dönmeyin.)
  • لَمْ (Lem - Cezmeden olumsuzluk edatı): -madı, -medi.
    Cümle: فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ (Onları siz öldürmediniz.)
  • لَوْ (Lev - Şart edatı): Keşke, eğer (... olsaydı).
    Cümle: وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَ (Suçlular istemese de [olsa bile].)
  • أَنَّ (Enne - Tekit / Cümle bağlacı): -ki, ... olduğunu.
    Cümle: أَنَّ اللَّهَ مَوْلَاكُمْ (Allah'ın sizin mevlânız olduğunu.)
  • كَأَنَّ (Keenne - Benzetme edatı): Sanki, tıpkı ... gibi.
    Cümle: كَأَنَّمَا يُسَاقُونَ (Sanki sevk ediliyorlarmış gibi.)
  • قَدْ (Kad - Tahkik / Pekştirme edatı): Kesinlikle, -miş/-mıștir.
    Cümle: فَقَدْ جَاءَكُمُ الْفَتْحُ (Şüphesiz zafer gelmiştir.)
  • لَنْ (Len - Gelecek zaman olumsuzluk edatı): Asla, kat'iyyen (-ecek değil).
    Cümle: وَلَنْ تُغْنِيَ عَنْكُمْ (Size asla fayda vermez.)
  • هَلْ (Hel - Soru edatı): Mı / mi?
    Cümle: هَلْ وجَدْتُمْ مَا وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقّاً (Rabbinizin vaad ettiğini hak buldunuz mu?)
  • مَا (Mâ - Olumsuzluk / İsmi mevsul edatı): Değil, -en şey.
    Cümle: وَمَا النَّصْرُ إِلَّا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ (Yardım ancak Allah'tandır.)
  • بَلْ (Bel - İrâd edatı / Aksine): Aksine, bilakis.
    Cümle: بَلْ هُمْ قَوْمٌ يَجْهَلُونَ (Bilakis onlar cahil bir topluluktur.)
  • سَـ (Sa- / Gelecek zaman eki): Yakında, -ecek/-acak.
    Cümle: سَأُلْقِي (Yakında salacağım/atacağım.)
Kod test Rating: 4.5 Diposkan Oleh: ☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي☝المحمدية☝

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.