- Ders1
- Ders2
- Konular
- Arapça Dersler
- Arapça Ders Kitapları
- ☝📖المحمدية📖☝
Kuranla-Arapca-29. Ankebût Sûresi-1-33.ayetler
Ankebût Sûresi 1-33. Ayetler Konu Özeti
Ankebût Sûresi 1-33. Ayetler (Okuma Parçası)
1. الم
2. أَحَسِبَ النَّاسُ أَنْ يُتْرَكُوا أَنْ يَقُولُوا آمَنَّا وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ
3. وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَلَيَعْلَمَنَّ اللَّهُ الَّذِينَ صَدَقُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْكَاذِبِينَ
4. أَمْ حَسِبَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ أَنْ يَسْبِقُونَا سَاءَ مَا يَحْكُمُونَ
5. مَنْ كَانَ يَرْجُو لِقَاءَ اللَّهِ فَإِنَّ أَجَلَ اللَّهِ لَآتٍ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
6. وَمَنْ جَاهَدَ فَإِنَّما يُجَاهِدُ لِنَفْسِهِ إِنَّ اللَّهَ لَغَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ
7. وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصََّالِحَاتِ لَنُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ أَحْسَنَ الَّذِي كَانُوا يَعْمَلُونَ
8. وَوَصَّيْنَا الْإِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حُسْناً وَإِنْ جَاهَدَاكَ لِتُشْرِكَ بِي مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَأُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
9. وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُدْخِلَنَّهُمْ فِي الصَّالِحِينَ
10. وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ آمَنَّا بِاللَّهِ فَإِذَا أُوذِيَ فِي اللَّهِ جَعَلَ فِتْنَةَ النَّاسِ كَعَذَابِ اللَّهِ وَلَئِنْ جَاءَ نَصْرٌ مِنْ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ إِنَّا كُنَّا مَعَكُمْ أَوَ لَيْسَ اللَّهُ بِأَعْلَمَ بِمَا فِي صُدُورِ الْعَالَمِينَ
11. وَلَيَعْلَمَنَّ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَلَيَعْلَمَنَّ الْمُنَafiqīn (الْمُنَافِقِينَ)
12. وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ آمَنُوا اتَّبِعُوا سَبِيلَنا وَلنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْ وَمَا هُمْ بِحَامِلِينَ مِنْ خَطَايَاهُمْ مِنْ شَيْءٍ إِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
13. وَلَيَحْمِلُنَّ أَثْقَالَهُمْ وَأَثْقَالًا مَعَ أَثْقَالِهِمْ وَلَيُسْأَلُنَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ عَمَّا كَانُوا يَفْتَرُونَ
14. وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَلَبِثَ فِيهِمْ أَلْفَ سَنَةٍ إِلَّا خَمْسِينَ عَامًا فَأَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ وَهُمْ ظَالِمُونَ
15. فَأَنْجَيْنَاهُ وَأَصْحَابَ السَّفِينَةِ وَجَعَلْنَاهَا آيَةً لِلْعَالَمِينَ
16. وَإِبْرَاهِيمَ إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ اعْبُدُوا اللَّهَ وَاتَّقُوهُ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
17. إِنَّمَا تَعْدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ أَوْثَانًا وَتَخْلُقُونَ إِفْكًا إِنَّ الَّذِينَ تَعْدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ لَا يَمْلِكُونَ لَكُمْ رِزْقًا فَابْتَغُوا عِنْدَ اللَّهِ الرِّزْقَ وَاعْبُدُوا وَاعْبُدُوا وَاشْكُرُوا لَهُ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
18. وَإِنْ تُكَذِّبُوا فَقَدْ كَذَّبَ أُمَمٌ مِنْ قَبْلِكُمْ وَمَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ
19. أَوَلَمْ يَرَوْا كَيْفَ يُبْدِئُ اللَّهُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ إِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ
20. قُلْ سِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَانْظُرْ كَيْفَ بَدَأَ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ إِنَّ اللَّهَ عَلَىَ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
21. يُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَيَرْحَمُ مَنْ يَشَاءُ وَإِلَيْهِ تُقْلَبُونَ
22. وَمَا أَنْتُمْ بِمُعِيزِينَ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي السَّمَاءِ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصِيرٍ
23. وَالَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِ اللَّهِ وَلِقَائِهِ أُولَئِكَ يَسِئِسُونَ مِنْ رَحْمَتِي وَأُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
24. فَما كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِ إِلَّا أَنْ قَالُوا اقْتُلُوهُ أَوْ حَرِّقُوهُ فَأَنْجَيْنَاهُ وَأَصْحَابَ السَّفِينَةِ [فَأَنْجَاهُ اللَّهُ مِنَ النَّارِ] إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
25. وَقَالَ إِنَّمَا اتَّخَذْتُمُ مِنْ دُونِ اللَّهِ أَوْثَانًا مَوَدَّةَ بَيْنِكُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا ثُمَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يَكْف_ُونَ بَعْضُكُمْ بَعْضًا وَيَلْعَنُ بَعْضُكُمْ بَعْضًا وَمَأْكُونوكُمْ النَّارُ وَمَا لَكُمْ مِنْ نَاصِرِينَ
26. فَآمَنَ لَهُ لُوطٌ وَقَالَ إِنِّي مُهَاجِرٌ إِلَى رَبِّي إِنَّهُ هُوَ الْعَيزِيزُ الْحَكِيمُ
27. وَوَهَبْنَا لَهُ إِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَجَعَلْنَاهَا فِي ذَرِّيَّتِهِ النُّبُوَّةَ وَالْكِتَابَ وَآتَيْنَاهُ أَجْرَهُ فِي الدُّنْيَا وَإِنَّهُ فِي الْآخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحِينَ
28. وَلُوطًا إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ إِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَ مَا سَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ أَحَدٍ مِنَ الْعَالَمِينَ
29. أَئِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرَّجَالَ وَتَقْرطَعُونَ السَّبِيلَ وَتَأْتُونَ فِي نَادِيكُمُ الْمُنْكَرَ فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِ إِلَّا آتُونَا بِعَذَابِ اللَّهِ إِنَّ كُنْتُمْ لَصَادِقِينَ
30. قَالَ رَبِّ انْصُرْنِي عَلَى الْقَوْمِ الْمُفْسِدِينَ
31. وَلَما جَاءتْ رُسُلُنَا إِبْرَاهِيمَ بِالْبُشْرَى قَالُوا إِنَّا كَذَّبَ أُمَمٌ مِنْ قَبْلِكُمْ وَمَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ [قَالُوا إِنَّا مُهْلِكُو أَهْلِ هَذِهِ الْقَرْيَةِ إِنَّ أَهْلَهَا كَانُوا ظَالِمِينَ]
32. قَالَ إِنَّ فِيهِ لُوطًا قَالُوا نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَنْ فِيهِ لَنُجَنّْكْتُمُوهُ وَأَهْلَكَ إِلَّا امْرَأَتَهُ كَانَتْ مِنَ الْغَاçirīn (الْغَابِرِينَ)
33. وَلَما جَاءتْ رُسُلُنَا لُوطًا سيء بهم وضاق بهم ذرعا وقالوا لا تخف ولا تحزن إنا منجوك وأهلك إلا امرأتك كانت من الغابرِينَ
1. Elif, Lâm, Mîm.
2. İnsanlar, "İman ettik" demeleriyle bırakılacaklarını ve imtihana çekilmeyeceklerini mi sandılar?
3. Andolsun, onlardan öncekileri de imtihana çektik. Elbette Allah, doğru söyleyenleri de bilecektir, yalancıları da mutlaka bilecektir.
4. Yoksa kötülükleri işleyenler, bizi geçebileceklerini (azabımızdan kurtulabileceklerini) mi sandılar? Ne kadar kötü hükmediyorlar!
5. Her kim Allah'a kavuşmayı umuyorsa, bilsin ki Allah'ın takdir ettiği o vade mutlaka gelecektir. O, hakkıyla işitendir, bilendir.
6. Kim cihad ederse (çaba harcarsa), ancak kendi nefsi için çaba harcamış olur. Şüphesiz Allah, âlemlerden müstağnidir (hiçbir şeye ihtiyacı yoktur).
7. İnanıp salih ameller işleyenlerin kötülüklerini elbette örteceğiz ve onları yaptıklarının en güzeliyle mükâfatlandıracağız.
8. Biz insana, ana babasına iyi davranmasını tavsiye ettik. Eğer onlar, hakkında bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için seninle mücadele ederlerse, onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak banadır. Yapmış olduklarınızı size haber vereceğim.
9. İnanıp salih ameller işleyenleri elbette salihler (iyiler) arasına sokacağız.
10. İnsanlardan kimi vardır ki, "Allah'a iman ettik" der; fakat Allah yolunda eziyete uğratıldığı zaman, insanların fitnesini (verdiği sıkıntıyı) Allah'ın azabı gibi tutar. Andolsun Rabbinden bir yardım gelecek olsa, mutlaka, "Şüphesiz biz sizinle beraberdik" derler. Acaba Allah, herkesin kalbindekileri en iyi bilen değil midir?
11. Allah, iman edenleri de kesinlikle bilir, münafıkları da kesinlikle bilir.
12. İnkâr edenler, inananlar için, "Bizim yolumuza uyun, günahlarınızı biz yüklenelim" derler. Oysa onlar, onların günahlarından hiçbir şeyi yüklenecek değillerdir. Kuşkusuz onlar yalancıdırlar.
13. Onlar hem kendi yüklerini, hem de kendi yükleriyle birlikte nice yükleri taşıyacaklar ve kıyamet günü uydurup durdukları şeylerden mutlaka sorguya çekileceklerdir.
14. Andolsun biz Nuh'u kendi kavmine gönderdik de o aralarında elli eksik olmak üzere bin yıl kaldıştı. Nihayet onlar zulmederken tufan kendilerini yakalayıverdi.
15. Derken onu ve gemi arkadaşlarını kurtardık ve bunu âlemlere bir ibret yaptık.
16. İbrahim'e de hani kavmine şöyle demişti: "Allah'a kulluk edin ve O'na karşı gelmekten sakının. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır."
17. "Siz Allah'ı bırakıp ancak birtakım putlara tapıyor ve bir yalan uyduruyorsunuz. Şüphesiz Allah'ı bırakıp taptıklarınız sizin için bir rızık vermeye güç yetiremezler. Öyleyse rızkı Allah katında arayın, O'na kulluk edin ve O'na şükredin. Siz ancak O'na döndürüleceksiniz."
18. "Eğer yalanlarsanız, sizden önceki ümmetler de yalanlamıştı. Peygambere düşen ancak apaçık bir tebliğdir."
19. Onlar görmediler mi ki Allah yaratmayı nasıl başlatıyor, sonra onu nasıl tekrarlıyor? Şüphesiz bu, Allah'a göre kolaydır.
20. De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da yaratmanın nasıl başladığını bakın. İşte Allah bundan sonra da ahiret hayatını (ikinci yaratılışı) aynen öyle yaratacaktır. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir."
21. Dilediğine azap eder, dilediğine merhamet eder. Ve O'na döndürüleceksiniz.
22. Siz ne yeryüzünde ne de gökte (Allah'ı) aciz bırakacak değilsiniz. Sizin Allah'tan başka ne bir dostunuz ne de bir yardımcıınız vardır.
23. Allah'ın ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkâr edenler var ya, işte onlar benim rahmetimden ümidini kesmiş olanlardır. İşte onlar için acı bir azap vardır.
24. Kavminin cevabı sadece, "Onu öldürün ya da kesinlikle yakın!" demek oldu. Ama Allah onu ateşten kurtardı. Şüphesiz bunda iman eden bir kavim için nice ibretler vardır.
25. (İbrahim) dedi ki: "Siz sadece dünya hayatında aranızdaki sevgi yüzünden Allah'ı bırakıp birtakım putlar edindiniz. Sonra kıyamet günü birbirinizi inkâr edeceksiniz ve birbirinize lanet okuyacaksınız. Varacağınız yer ateştir ve sizin hiçbir yardımcıınız yoktur."
26. Bunun üzerine Lut ona iman etti ve dedi ki: "Şüphesiz ben Rabbime hicret ediyorum. Kuşkusuz O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir."
27. Ona İshak'ı ve Yakub'u bağışladık; peygamberliği ve kitabı onun zürriyetine verdik. Dünyada ona mükâfatını verdik; şüphesiz o ahirette de salihler arasındadır.
28. Lut'u da gönderdik. Hani kavmine şöyle demişti: "Gerçekten siz, sizden önce âlemlerden hiçbir kimsenin yapmadığı çirkin işi (fahşâyı) yapıyorsunuz."
29. "Siz (cinsel tatmin için) erkeklere yaklaşıyor, yol kesiyor ve toplantılarınızda kötülükler mi işliyorsunuz?" Kavminin cevabı ise sadece, "Eğer doğru söyleyenlerden isen, bize Allah'ın azabını getir!" demelerinden ibaret oldu.
30. (Lut) dedi ki: "Ey Rabbim! Müfsit (bozguncu) kavme karşı bana yardım et!"
31. Elçilerimiz İbrahim'e müjdeyi getirdiklerinde dediler ki: "Biz şu kasaba halkını helâk edeceğiz; çünkü onun halkı zalim kimselerdir."
32. (İbrahim) dedi ki: "Ama orada Lut var." Onlar dediler ki: "Orada kimin olduğunu biz çok iyi biliyoruz. Onu ve ailesini mutlaka kurtaracağız; yalnız karısı müstesna, o geride kalacaklardandır."
33. Elçilerimiz Lut'a geldiğinde, onların yüzünden fenalaştı, göğsü daraldı. Onlar, "Korkma, üzülme, şüphesiz biz seni de aileni de kurtaracağız; ancak karın hariç, o geride kalacaklardandır" dediler.
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (20 Adet)
-
نَاس (Nâs):
Anlamı: İnsanlar, halk.
Cümle: أَحَسِبَ النَّاسُ أَنْ يُتْرَكُوا (İnsanlar bırakılacaklarını mı sandılar?) -
سَيِّئَات (Seyyiât):
Anlamı: Kötülükler, günahlar.
Cümle: أَنْ يَعْمَلُونَ السَّيِّئَاتِ (Kötülükleri işleyenler...) -
أَجَل (Ecel):
Anlamı: Vade, belirlenmiş zaman, ömür sonu.
Cümle: فَإِنَّ أَجَلَ اللَّهِ لَآتٍ (Şüphesiz Allah'ın tayin ettiği vade gelecektir.) -
عَالَمِين (Âlemîn):
Anlamı: Âlemler, bütün varlık alemleri.
Cümle: إِنَّ اللَّهَ لَغَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ (Şüphesiz Allah âlemlerden müstağnidir.) -
إِنْسَان (İnsân):
Anlamı: İnsan, beşer.
Cümle: وَوَصَّيْنَا الْإِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ (Biz insana ana babasına iyilik etmesini tavsiye ettik.) -
وَالِدَيْن (Vâlideyn):
Anlamı: Anne ve baba.
Cümle: بِوَالِدَيْهِ حُسْناً (Ana babaya güzel davranmak...) -
مَرْجِع (Merci'):
Anlamı: Dönüş yeri, merci.
Cümle: إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ (Dönüşünüz ancak banadır.) -
فِتْنَة (Fitne):
Anlamı: İmtihan, sıkıntı, karışıklık, fitne.
Cümle: جَعَلَ فِتْنَةَ النَّاسِ كَعَذَابِ اللَّهِ (İnsanların verdiği sıkıntıyı Allah'ın azabı gibi tuttu.) -
صُدُور (Sudûr):
Anlamı: Göğüsler, kalpler.
Cümle: بِمَا فِي صُدُورِ الْعَالَمِينَ (Âlemlerin göğüslerinde olanı bilen...) -
سَبِيل (Sebîl):
Anlamı: Yol, yöntem.
Cümle: اتَّبِعُوا سَبِيلَنَا (Bizim yolumuza uyun.) -
خَطَايَا (Hatâyâ):
Anlamı: Hatalar, günahlar.
Cümle: وَلَنَحْمِلْ خَطَايَاكُمْ (Günahlarınızı biz yüklenelim.) -
أَثْقَال (Eskal):
Anlamı: Ağır yükler, veballer.
Cümle: وَلَيَحْمِلُنَّ أَثْقَالَهُمْ (Onlar mutlaka kendi yüklerini taşıyacaklar.) -
قِيَامَة (Kıyâmet):
Anlamı: Kıyamet günü, diriliş.
Cümle: يَوْمَ الْقِيَامَةِ (Kıyamet günü...) -
سَنَة (Sene):
Anlamı: Yıl, sene.
Cümle: أَلْفَ سَنَةٍ (Bin yıl...) -
طُوفَان (Tufân):
Anlamı: Büyük su baskını, tufan.
Cümle: فَأَخَذَهُمُ الطُّوفَانُ (Tufan onları yakalayıverdi.) -
سَفِينَة (Sefîne):
Anlamı: Gemi.
Cümle: وَأَصْحَابَ السَّفِينَةِ (Gemi arkadaşları / gemidekiler...) -
أَوْثَان (Evsân):
Anlamı: Putlar.
Cümle: أَوْثَانًا مَوَدَّةَ بَيْنِكُمْ (Putlar edindiniz...) -
أَرْض (Ard):
Anlamı: Yeryüzü, toprak.
Cümle: سِيرُوا فِي الْأَرْضِ (Yeryüzünde gezip dolaşın.) -
رَحْمَة (Rahmet):
Anlamı: Merhamet, acıma, bolluk.
Cümle: مِنْ رَحْمَتِي (Benim rahmetimden...) -
قَرْيَة (Karye):
Anlamı: Kasaba, şehir, yerleşim yeri.
Cümle: أَهْلِ هَذِهِ الْقَرْيَةِ (Bu kasaba halkı...)
2. Arapça Fiil Örnekleri (20 Adet)
-
يُتْرَكُوا (Yutrakû / Bırakılırlar):
Kökü: ت ر ك / Edilgen muzari fiil
Cümle: أَنْ يُتْرَكُوا أَنْ يَقُولُوا آمَنَّا (İman ettik demeleriyle bırakılacaklarını mı sandılar?) -
يُفْتَنُونَ (Yuftenûne / İmtihana çekiliyorlar):
Kökü: ف ت ن / Edilgen muzari fiil
Cümle: وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ (Ve onlar imtihana çekilmeyeceklerini mi?) -
فَتَنَّا (Fettenâ / İmtihana çektik):
Kökü: ف ت ن / Mazi fiil + fail
Cümle: وَلَقَدْ فَتَنَّا الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ (Andolsun biz, onlardan öncekileri de imtihana çektik.) -
صَدَقُوا (Sadekû / Doğru söylediler):
Kökü: ص د ق / Mazi fiil
Cümle: الَّذِينَ صَدَقُوا (Doğru söyleyenler...) -
يَحْكُمُونَ ( Yahkumûne / Hükmediyorlar):
Kökü: ح ك م / Muzari fiil
Cümle: سَاءَ مَا يَحْكُمُونَ (Ne kötü hükmediyorlar!) -
يَرْجُو (Yercû / Umuyor):
Kökü: ر ج و / Muzari fiil
Cümle: مَنْ كَانَ يَرْجُو لِقَاءَ اللَّهِ (Kim Allah'a kavuşmayı umuyorsa...) -
جَاهَدَ (Câhede / Cihat etti, çabaladı):
Kökü: ج ه د / Mazi fiil
Cümle: وَمَنْ جَاهَدَ فَإِنَّما يُجَاهِدُ لِنَفْسِهِ (Kim cihad ederse, ancak kendi nefsi için eder.) -
عَمِلُوا (Amilû / Amel işlediler, yaptılar):
Kökü: ع م ل / Mazi fiil
Cümle: وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ (Salih ameller işlediler.) -
وَصَّيْنَا (Vassaynâ / Tavsiye ettik):
Kökü: و ص ي / Mazi fiil
Cümle: وَوَصَّيْنَا الْإِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ (İnsana anne babasına iyilik etmesini tavsiye ettik.) -
تُطِعْ (Tuti' / İtaat etme):
Kökü: ط و ع / Nehiy (yasaklama) fiili
Cümle: فَلَا تُطِعْهُمَا (Onlara itaat etme.) -
أُنَبِّئُ (Unebbiü / Haber veriyorum):
Kökü: ن ب أ / Muzari fiil
Cümle: فَأُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ (Yaptıklarınızı size haber vereceğim.) -
أُوذِيَ (Üziye / Eziyet edildi):
Kökü: أ ذ ي / Edilgen mazi fiil
Cümle: فَإِذَا أُوذِيَ فِي اللَّهِ (Allah yolunda eziyete uğratıldığı zaman...) -
جَاءَ (Câe / Geldi):
Kökü: ج ي ء / Mazi fiil
Cümle: وَلَئِنْ جَاءَ نَصْرٌ (Eğer bir yardım gelirse...) -
أَرْسَلْنَا (Arselnâ / Gönderdik):
Kökü: ر س ل / Mazi fiil
Cümle: وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا (Andolsun Nuh'u gönderdik.) -
لَبِثَ (Lebise / Kaldı):
Kökü: ل ب ث / Mazi fiil
Cümle: فَلَبِثَ فِيهِمْ أَلْفَ سَنَةٍ (Aralarında bin yıl kaldı.) -
أَنْجَيْنَا (Encenâ / Kurtardık):
Kökü: ن ج و / Mazi fiil
Cümle: فَأَنْجَيْنَاهُ وَأَصْحَابَ السَّفِينَةِ (Onu ve gemidekileri kurtardık.) -
اعْبُدُوا (U'budû / Kulluk edin):
Kökü: ع ب د / Emir fiili
Cümle: اعْبُدُوا اللَّهَ وَاتَّقُوهُ (Allah'a kulluk edin ve O'ndan sakının.) -
تَخْلُقُونَ (Tahlukûne / Uyduruyorsunuz, yaratıyorsunuz):
Kökü: خ ل ق / Muzari fiil
Cümle: وَتَخْلُقُونَ إِفْكًا (Yalan uyduruyorsunuz.) -
يَرَوْا (Yerav / Gördüler mi?):
Kökü: ر أ ي / Muzari fiil (cezmli)
Cümle: أَوَلَمْ يَرَوْا كَيْفَ يُبْدِئُ اللَّهُ (Görmediler mi Allah nasıl başlatıyor?) -
اقْتُلُوهُ (Uktulûhu / Onu öldürün):
Kökü: ق ت ل / Emir fiili + zamir
Cümle: أَنْ قَالُوا اقْتُلُوهُ ("Onu öldürün" dediler.)
3. Arapça Edat Örnekleri (Harf-i Cerler Hariç 5 Adet)
-
أَمْ (Em - Bağlaç / Edat):
Anlamı: Yoksa, ya da.
Cümle: أَمْ حَسِبَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ (Yoksa kötülük işleyenler sandılar mı?) -
إِنْ (İn - Şart edatı):
Anlamı: Eğer.
Cümle: إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ (Eğer biliyorsanız...) -
مَا (Mâ - Olumsuzluk / İlgi edatı):
Anlamı: Değil, -dığı şey, ne.
Cümle: وَمَا هُمْ بِحَامِلِينَ (Onlar yüklenecek değillerdir.) -
لا (Lâ - Olumsuzluk edatı):
Anlamı: Asla, -mez / -ma.
Cümle: وَهُمْ لَا يُفْتَنُونَ (Ve onlar imtihana çekilmeyecekler mi?) -
ثُمَّ (Summe - Bağlaç / Edat):
Anlamı: Sonra.
Cümle: ثُمَّ يُعِيدُهُ (Sonra onu yeniden yaratır.)
Ankebût Suresi 1-33. Ayetler Testi
Kuranla-Arapca-29. Ankebût Sûresi-34-69.ayetler
Ankebût Suresi 34-69. Ayetler (Arapça Metin ve Türkçe Meali)
34. إِنَّا مُنْزِلُونَ عَلَىٰ أَهْلِ هَٰذِهِ الْقَرْيَةِ رِجْزًا مِنَ السَّمَاءِ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ
35. وَلَقَدْ تَرَكْنَا مِنْهَا آيَةً بَيِّنَةً لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
36. وَإِلَىٰ مَدْيَنَ أَخَاهُمْ شُعَيْبًا فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ وَارْجُوا الْيَوْمَ الْآخِرَ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ
37. فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَأَصْبَحُوا فِي دَارِهِمْ جَاثِمِينَ
38. وَعَادًا وَثَمُودَ وَقَدْ تَبَيَّنَ لَكُمْ مِنْ مَسَاكِنِهِمْ ۖ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ أَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبِيلِ وَكَانُوا مُسْتَبْصِرِينَ
39. وَقَارُونَ وَفِرْعَوْنَ وَهَامَانَ ۖ وَلَقَدْ جَاءَهُمْ مُوسَىٰ بِالْبَيِّنَاتِ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْأَرْضِ وَمَا كَانُوا سَابِقِينَ
40. فَكُلًّا أَخَذْنَا بِذَنْبِهِ ۖ فَمِنْهُمْ مَنْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِ حَاصِبًا وَمِنْهُمْ مَنْ أَخَذَتْهُ الصَّيْحَةُ وَمِنْهُمْ مَنْ خَسَفْنَا بِهِ الْأَرْضَ وَمِنْهُمْ مَنْ أَغْرَقْنَا ۚ وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيَظْلِمَهُمْ وَلَٰكِنْ كَانُوا أَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
41. مَثَلُ الَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ أَوْلِيَاءَ كَمَثَلِ الْعَنْكَبُوتِ اتَّخَذَتْ بَيْتًا ۖ وَإِنَّ أَوْهَنَ الْبُيُوتِ لَبَيْتُ الْعَنْكَبُوتِ ۖ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
42. إِنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ مِنْ شَيْءٍ ۚ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
43. وَتِلْكَ الْأَمْثَالُ نَضْرِبُهَا لِلنَّاسِ ۖ وَمَا يَعْقِلُهَا إِلَّا الْعَالِمُونَ
44. خَلَقَ اللَّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ ۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَةً لِلْمُؤْمِنِينَ
45. اتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَأَقِمِ الصَّلَاةَ ۖ إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَىٰ عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ ۗ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ ۗ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ
46. وَلَا تُجَادِلُوا أَهْلَ الْكِتَابِ إِلَّا بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ إِلَّا الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ ۖ وَقُولُوا آمَنَّا بِالَّذِي أُنْزِلَ إِلَيْنَا وَأُنْزِلَ إِلَيْكُمْ وَإِلَٰهُنَا وَإِلَٰهُكُمْ وَاحِدٌ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ
47. وَكَذَٰلِكَ أَنْزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ ۚ فَالَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يُؤْمِنُونَ بِهِ ۖ وَمِنْ هَٰؤُلَاءِ مَنْ يُؤْمِنُ بِهِ ۚ وَمَا يَجْحَدُ بِآيَاتِنَا إِلَّا الْكَافِرُونَ
48. وَمَا كُنْتَ تَتْلُو مِنْ قَبْلِهِ مِنْ كِتَابٍ وَلَا تَخُطُّهُ بِيَمِينِكَ ۖ إِذًا لَارْتَابَ الْمُبْطِلُونَ
49. بَلْ هُوَ آيَاتٌ بَيِّنَاتٌ فِي صُدُورِ الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ ۚ وَمَا يَجْحَدُ بِآيَاتِنَا إِلَّا الظَّالِمُونَ
50. وَقَالُوا لَوْلَا أُنْزِلَ عَلَيْهِ آيَاتٌ مِنْ رَبِّهِ ۚ قُلْ إِنَّمَا الْآيَاتُ عِنْدَ اللَّهِ وَإِنَّمَا أَنَا نَذِيرٌ مُبِينٌ
51. أَوَلَمْ يَكْفِهِمْ أَنَّا أَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ يُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَرَحْمَةً وَذِكْرَىٰ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
52. قُلْ كَفَىٰ بِاللَّهِ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ شَهِيدًا ۖ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۗ وَالَّذِينَ آمَنُوا بِالْبَاطِلِ وَكَفَرُوا بِاللَّهِ أُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
53. وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ ۖ وَلَوْلَا أَجَلٌ مُسَمًّى لَجَاءَهُمُ الْعَذَابُ وَلَيَأْتِيَنَّهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
54. يَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحِيطَةٌ بِالْكَافِرِينَ
55. يَوْمَ يَغْشَاهُمُ الْعَذَابُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَمِنْ تَحْتِ أَرْجُلِهِمْ وَيَقُولُ ذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
56. يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّ أَرْضِي وَاسِعَةٌ فَإِيَّايَ فَاعْبُدُونِ
57. كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ ۖ ثُمَّ إِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
58. وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَنُبَوِّئَنَّهُمْ مِنَ الْجَنَّةِ غُرَفًا تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا ۚ نِعْمَ أَجْرُ الْعَامِلِينَ
59. الَّذِينَ صَبَرُوا وَعَلَىٰ رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
60. وَكَأَيِّنْ مِنْ دَابَّةٍ لَا تَحْمِلُ رِزْقَهَا اللَّهُ يَرْزُقُهَا وَإِيَّاكُمْ ۚ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
61. وَلَئِنْ سَأَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ ۖ فَأَنَّىٰ يُؤْفَكُونَ
62. اللَّهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَيَقْدِرُ لَهُ ۚ إِنَّ اللَّهَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
63. وَلَئِنْ سَأَلْتَهُمْ مَنْ نَزَّلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَحْيَا بِهِ الْأَرْضَ مِنْ بَعْدِ مَوْتِهَا لَيَقُولُنَّ اللَّهُ ۚ قُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ ۚ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ
64. وَمَا هَٰذِهِ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌ ۚ وَإِنَّ الدَّارَ الْآخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُ ۚ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
65. فَإِذَا رَكِبُوا فِي الْفُلْكِ دَعَوُا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ فَلَمَّا نَجَّاهُمْ إِلَى الْبَرِّ إِذَا هُمْ يُشْرِكُونَ
66. لِيَكْفُرُوا بِمَا آتَيْنَاهُمْ وَلِيَتَمَتَّعُوا ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
67. أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّا جَعَلْنَا حَرَمًا آمِنًا وَيُتَخَطَّفُ النَّاسُ مِنْ حَوْلِهِمْ ۚ أَفَبِالْبَاطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَةِ اللَّهِ يَكْفُرُونَ
68. وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَىٰ عَلَى اللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِالْحَقِّ لَمَّا جَاءَهُ ۚ أَلَيْسَ فِي جَهَنَّمَ مَثْوًى لِلْكَافِرِينَ
69. وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا لَنَهْدِيَنَّهُمْ سُبُلَنَا ۚ وَإِنَّ اللَّهَ لَمَعَ الْمُحْسِنِينَ
34. "Şüphesiz biz, yoldan çıkmalarının cezası olarak bu memleket halkının üzerine gökten korkunç bir azap indireceğiz."
35. Yemin olsun ki biz, aklını kullanacak bir kavim için oradan apaçık bir ibret nişanesi bıraktık.
36. Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. O şöyle dedi: "Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, ahiret gününe ümit bağlayın ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın!"
37. Fakat onu yalanladılar. Bunun üzerine kendilerini şiddetli bir sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü çöke kaldılar.
38. Âd ve Semûd kavimlerini de helak ettik. Bu, onların oturdukları meskenlerden size apaçık belli olmaktadır. Şeytan onlara yaptıklarını süsledi ve onları doğru yoldan alıkoydu. Oysa onlar bunu görebilecek zekaya sahip kimselerdi.
39. Karun’u, Firavun’u ve Hâmân’ı da helak ettik. Yemin olsun, Musa onlara apaçık delillerle gelmişti de onlar yeryüzünde büyüklük taslamışlardı. Oysa azabımızdan kaçıp kurtulacak değillerdi.
40. Onların her birini günahı sebebiyle yakaladık: Kiminin üzerine taş yağdıran bir fırtına gönderdik, kimini o korkunç ses yakaladı, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de suda boğduk. Allah onlara zulmedecek değildi; fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.
41. Allah’tan başka dostlar ve koruyucular edinenlerin durumu, kendisine bir yuva edinen örümceğin durumu gibidir. Evlerin en çürüğü ise şüphesiz örümcek yuvasıdır; keşke bilselerdi!
42. Şüphesiz Allah, onların kendisini bırakıp da ne gibi şeylere yalvardıklarını çok iyi bilir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
43. İşte biz bu misalleri insanlar için veriyoruz; fakat onları ancak ilim sahipleri anlayıp kavrayabilir.
44. Allah gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Şüphesiz bunda inananlar için apaçık bir delil vardır.
45. Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı dosdoğru kıl. Çünkü namaz, insanı hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah ne yaptığınızı bilir.
46. İçlerinden zulmedenler hariç, Ehli Kitap ile ancak en güzel şekilde mücadele edin ve şöyle deyin: "Bize indirilene de size indirilene de iman ettik. Bizim ilahımız da sizin ilahınız da birdir ve biz O’na teslim olmuşuzdur."
47. İşte sana da Kitabı böyle indirdik. Kendilerine kitap verdiklerimiz ona inanırlar. Şunlardan (Mekkelilerden) da ona inananlar vardır. Bizim ayetlerimizi ancak kâfirler inkâr eder.
48. Sen bundan önce hiçbir kitap okumuyordun, elinle de onu yazmıyordun. Öyle olsaydı, batıla uyanlar elbette şüpheye düşerlerdi.
49. Hayır, o (Kur'an), kendilerine ilim verilenlerin göğüslerinde apaçık ayetlerdir. Bizim ayetlerimizi ancak zalimler inkâr eder.
50. "Ona Rabbinden ayetler (mucizeler) indirilse ya!" dediler. De ki: "Mucizeler ancak Allah’ın katındadır. Ben ise sadece apaçık bir uyarıcıyım."
51. Kendilerine okunan Kitabı sana indirmemiz onlara yetmedi mi? Şüphesiz bunda inanan bir kavim için bir rahmet ve bir öğüt vardır.
52. De ki: "Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde ne varsa bilir. Batıla inanıp Allah’ı inkâr edenler var ya, işte hüsrana uğrayacaklar onlardır."
53. Senden azabı çabuklaştırmanı istiyorlar. Eğer belirlenmiş bir vakit olmasaydı, azap onlara mutlaka gelmişti. Yine de o, farkında olmadan kendilerine ansızın gelecektir.
54. Senden azabı acele istiyorlar. Oysa cehennem, kâfirleri kuşatacak durumdadır.
55. O gün azap onları üstlerinden ve ayaklarının altından kavrayacak ve Allah onlara: "Yaptıklarınızın cezasını tadın!" diyecektir.
56. Ey iman eden kullarım! Şüphesiz benim arzım geniştir; o halde yalnız bana kulluk edin.
57. Her can ölümü tadacaktır; sonra ancak bize döndürüleceksiniz.
58. İman edip salih amel işleyenleri, altlarından ırmaklar akan cennetteki yüksek köşklere yerleştireceğiz. Orada ebedî kalacaklardır. Çalışanların mükâfatı ne güzeldir!
59. Onlar ki sabretmişlerdir ve yalnız Rablerine dayanıp güvenmektedirler.
60. Nice canlılar vardır ki rızkını kendi taşıyamaz; Onların da sizin de rızkınızı veren Allah’tır. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
61. Yemin olsun ki onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı kim emre amade kıldı?" diye sorsan, mutlaka "Allah" diyeceklerdir. O halde nasıl döndürülüyorlar?
62. Allah, kullarından dilediğine rızkı bollaştırır, dilediğine de daraltır. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
63. Yemin olsun ki onlara: "Gökten suyu indirip onunla ölümünden sonra yeryüzüne hayat veren kimdir?" diye sorsan, mutlaka "Allah" diyeceklerdir. De ki: "Hamd Allah’a mahsustur." Fakat onların çoğu akıllarını kullanmazlar.
64. Bu dünya hayatı geçici bir eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise asıl hayattır; keşke bilselerdi!
65. Gemiye bindikleri zaman, dini yalnız Allah’ına has kılarak O’na yalvarırlar. Fakat onları karaya çıkarıp kurtarınca hemen ortak koşarlar.
66. Kendilerine verdiklerimize nankörlük etsinler ve zevk sürüp yararlansınlar bakalım! Yakında bilecekler.
67. Çevrelerindeki insanlar kapılıp götürülürken (yağmalanırken), bizim Mekke’yi güvenli bir korunak yaptığımızı görmediler mi? Halen batıla inanıp Allah’ın nimetine nankörlük mü ediyorlar?
68. Allah’a karşı yalan uydurandan yahut kendisine hak geldikten sonra onu yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Kâfirler için cehennemde bir kalacak yer mi yok?
69. Bizim uğrumuzda cihat edenlere (gayret gösterenlere) gelince, biz onları elbette yollarımıza iletiriz. Şüphesiz Allah iyilik edenlerle beraberdir.
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (20 Adet)
- الْقَرْيَة (El-Karye / Şehir, Memleket):
Cümle: إِنَّا مُنْزِلُونَ عَلَى أَهْلِ هَٰذِهِ الْقَرْيَةِ رِجْزًا (Biz bu şehir halkının üzerine bir azap indireceğiz.) - السَّمَاء (Es-Semâ / Gök):
Cümle: مِنَ السَّمَاءِ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ (Yoldan çıkmaları sebebiyle gökten...) - آيَة (Âyەت / Delil, İbret):
Cümle: وَلَقَدْ تَرَكْنَا مِنْهَا آيَةً بَيِّنَةً (Ondan apaçık bir ibret bıraktık.) - قَوْم (Kavm / Topluluk, Kavim):
Cümle: لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ (Akıllarını kullanan bir kavim için.) - الْأَرْض (El-Ard / Yeryüzü):
Cümle: وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ (Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.) - الرَّجْفَة (Er-Racfe / Şiddetli sarsıntı):
Cümle: فَأَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ (Onları şiddetli sarsıntı yakaladı.) - الشَّيْطَان (Eş-Şeytân / Şeytan):
Cümle: وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ أَعْمَالَهُمْ (Şeytan onlara işlerini süsledi.) - السَّبِيل (Es-Sabîl / Yol):
Cümle: فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبِيلِ (Onları doğru yoldan alıkoydu.) - الْعَنْكَبُوت (El-Ankebût / Örümcek):
Cümle: كَمَثَلِ الْعَنْكَبُوتِ اتَّخَذَتْ بَيْتًا (Kendi yuva edinen örümceğin durumu gibi.) - بَيْت (Beyt / Ev, Yuva):
Cümle: وَإِنَّ أَوْهَنَ الْبُيُوتِ لَبَيْتُ الْعَنْكَبُوتِ (Evlerin en çürüğü örümcek yuvasıdır.) - الْعَزِيز (El-Azîz / Mutlak güç sahibi):
Cümle: وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ (O güçlüdür, hikmet sahibidir.) - الصَّلَاة (Es-Salât / Namaz):
Cümle: إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَىٰ عَنِ الْفَحْشَاءِ (Şüphesiz namaz hayasızlıktan alıkoyar.) - أَهْل الْكِتَاب (Ehlü'l-Kitâb / Kitap ehli):
Cümle: وَلَا تُجَادِلُوا أَهْلَ الْكِتَابِ (Kitap ehliyle mücadele etmeyin.) - صُدُور (Sudûr / Göğüsler, Kalpler):
Cümle: فِي صُدُورِ الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ (İlim verilenlerin göğüslerindedir.) - الْعَذَاب (El-Azâb / Azap, İşkence):
Cümle: وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ (Senden azabı acele istiyorlar.) - جَهَنَّم (Cehennem):
Cümle: وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحِيطَةٌ بِالْكَافِرِينَ (Şüphesiz cehennem kâfirleri kuşatıcıdır.) - نَفْس (Nefs / Can, Ruh):
Cümle: كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ (Her can ölümü tadacaktır.) - الْمَوْت (El-Mevt / Ölüm):
Cümle: مِنْ بَعْدِ مَوْتِهَا (Ölümünden sonra...) - الْمُحْسِنِين (El-Muhsinîn / İyilik edenler):
Cümle: وَإِنَّ اللَّهَ لَمَعَ الْمُحْسِنِينَ (Allah güzel davrananlarla beraberdir.) - الْفُلْك (El-Fulk / Gemi):
Cümle: فَإِذَا رَكِبُوا فِي الْفُلْكِ (Gemiye bindikleri zaman...)
2. Arapça Fiil Örnekleri (20 Adet)
- يَفْسُقُونَ (Yefsukûne / Yoldan çıkıyorlar) - Mâzi: فَسَقَ
Cümle: بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ (Yoldan çıkmış olmaları sebebiyle.) - تَرَكْنَا (Taraknâ / Bıraktık) - Mâzi fiil
Cümle: وَلَقَدْ تَرَكْنَا مِنْهَا آيَةً (Andolsun ki biz oradan bir ibret bıraktık.) - اعْبُدُوا (U'budû / İbadet edin) - Emir fiili
Cümle: يا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ (Ey kavmim! Allah'a kulluk edin.) - كَذَّبُوهُ (Kezzebûhu / Onu yalanladılar) - Mâzi fiil
Cümle: فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ (Onu yalanladılar, bu yüzden onları sarsıntı tuttu.) - تَبَيَّنَ (Tebeyyene / Açıkça ortaya çıktı) - Mâzi fiil
Cümle: وَقَدْ تَبَيَّنَ لَكُمْ مِنْ مَسَاكِنِهِمْ (Onların meskenlerinden size açıkça belli olmuştur.) - اتَّخَذُوا (İttehazû / Edindiler) - Mâzi fiil
Cümle: اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ أَوْلِيَاءَ (Allah'tan başkasını dost edindiler.) - يَعْلَمُونَ (Ya'lemûne / Biliyorlar) - Muzari fiil
Cümle: لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ (Keşke bilselerdi.) - خَلَقَ (Halaka / Yarattı) - Mâzi fiil
Cümle: خَلَقَ اللَّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ (Allah gökleri ve yeri yarattı.) - اتْلُ (Utlu / Oku) - Emir fiili
Cümle: اتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ (Sana vahyolunanı oku.) - تَنْهَىٰ (Tenhâ / Alıkoyar, Vazgeçirir) - Muzari fiil
Cümle: إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَىٰ عَنِ الْفَحْشَاءِ (Namaz kötü şeylerden alıkoyar.) - تُجَادِلُوا (Tucâdilû / Mücadele edersiniz) - Nehiy fiil
Cümle: وَلَا تُجَادِلُوا أَهْلَ الْكِتَابِ (Kitap ehliyle tartışmayın.) - يَجْحَدُ (Yechadu / İnkar ediyor) - Muzari fiil
Cümle: وَمَا يَجْحَدُ بِآيَاتِنَا إِلَّا الْكَافِرُونَ (Ayetlerimizi kâfirlerden başkası inkâr etmez.) - يَسْتَعْجِلُونَكَ (Yestac'ilûneke / Senden acele istiyorlar) - Muzari fiil
Cümle: وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ (Senden azabı çabuklaştırmanı istiyorlar.) - تُرْجَعُونَ (Turce'ûne / Döndürüleceksiniz) - Meçhul Muzari fiil
Cümle: ثُمَّ إِلَيْنَا تُرْجَعُونَ (Sonra ancak bize döndürüleceksiniz.) - صَبَرُوا (Saberû / Sabrettiler) - Mâzi fiil
Cümle: الَّذِينَ صَبَرُوا وَعَلَىٰ رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ (Onlar ki sabrettiler ve Rablerine güvendiler.) - يَبْسُطُ (Yebsutu / Genişletir, Bollaştırır) - Muzari fiil
Cümle: اللَّهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ (Allah dilediğine rızkı bollaştırır.) - أَحْيَا (Ehyâ / Diriltti, Hayat verdi) - Mâzi fiil
Cümle: فَأَحْيَا بِهِ الْأَرْضَ (Onunla yeryüzünü diriltti.) - رَكِبُوا (Rekibû / Bindiler) - Mâzi fiil
Cümle: فَإِذَا رَكِبُوا فِي الْفُلْكِ (Gemiye bindikleri zaman...) - نَجَّاهُمْ (Neccâhum / Onları kurtardı) - Mâzi fiil
Cümle: فَلَمَّا نَجَّاهُمْ إِلَى الْبَرِّ (Onları karaya çıkarıp kurtarınca...) - جَاهَدُوا (Câhedû / Cihat ettiler, Gayret gösterdiler) - Mâzi fiil
Cümle: وَالَّذِينَ جَاهَدُوا فِينَا (Uğrumuzda gayret gösterenler...)
3. Arapça Edat Örnekleri (Harf-i Cerler Hariç 5 Adet)
- إِنَّ (İnne - Tekit/Pekiştirme Edatı):
Anlamı: Şüphesiz, muhakkak.
Cümle: إِنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا يَدْعُونَ (Şüphesiz Allah onların neye yalvardıklarını bilir.) - لَوْلَا (Levlâ - Şart Edatı):
Anlamı: Olmasaydı / Neden ... indirilmedi?
Cümle: وَقَالُوا لَوْلَا أُنْزِلَ عَلَيْهِ آيَاتٌ ("Ona bir mucize indirilseydi ya!" dediler.) - إِنَّمَا (İnnemâ - Hasr/Sınırlama Edatı):
Anlamı: Ancak, sadece.
Cümle: إِنَّمَا أَنَا نَذِيرٌ مُبِينٌ (Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.) - بَلْ (Bel - İdtirab/İstidrak Edatı):
Anlamı: Aksine, bilakis.
Cümle: بَلْ هُوَ آيَاتٌ بَيِّنَاتٌ (Aksine o apaçık ayetlerdir.) - إِذَا (İzâ - Zaman/Şart Edatı):
Anlamı: -dığı zaman, -ınca.
Cümle: فَإِذَا رَكِبُوا فِي الْفُلْكِ (Gemiye bindikleri zaman...)
Ankebût Suresi (34-69) Dilbilgisi ve Kelime Testi (40 Soru)



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.