☝📖İbrahimi ﷺ Muhammedi ﷺ Hanif İslam📖☝﷽𐰃𐰠𐰯☝📖المحمدية☝Muhammediyye📖☝𐰃𐰠𐰯༺الله أكبر ༻

Güncel Duyuru Eylül 2026

Kur'anla Arapça Dilbilgisi derslerimiz ve gramer ve kelime ezber testi ,örnek cümle ve kelimeler le beraber sitemize ekleniyor... 116 tane Arapça dilbilgisi konu testi ve Örnek kelimeler ve örnek cümleler ve kelime ezber testi sitemize eklendi..

☝المحمدية☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي 📖 ☝

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية-📖

Teoriye göre;İlluminati(hizbüşşeytan) yani uzaylı ve insan melezi ırklar,yarı vampir,yılan,ejderha vs melez soylardan oluşan topluluk,masonik, illuminatik firavun ve nemrud soylarının hipnoz,büyü,zihin kontrolü,algı yönetimi ile bireyler ve toplumları yönetmesi,hizbüşşeytan illumiatinin küresel illuminatik sistemi; siyaset,medya,sivil toplum,terör örgütleri,mafya,enerji,silah,ilaç,gıda tekeli alanlarda illuminati vardır!

Destek olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.

Kuranla-Arapca-21. Enbiyâ Sûresi

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية علي الكتاب و السنة الصحيحة-📖
Üye olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.Kardeşlerimize Önemli :
اعوذ بالله من الشيطان الرجيم
 بسم الله الرحمان الرحيم
 الحمد لله رب العالمين و الصلاة و السلام علي امامنا محمد
 و آله و اهل بيته و صحبه و امته اجمعين
Euzü billahi mineşeydanirracimi ve min hizbihi..
Bismillahirrahmanirrahiym
Allahım cc Şeytandan ve onun hizbi tağutlardan
marid ve hannaslardan,cibt ve belamlardan sana sığınırız.Rahman ve rahiym olan Allahın cc adıyla.. 
Ahmedilik,kadıyanilik,bahailik,Vahhabilik,Şiilik,
illuminati,masonluk,yahudilik,nasırilik,nusayrilik,yezidilik,
sağcılık,solculuk,islamcılık,ateizm,deizm, budizm,hinduizm gibi  İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif İslama aykırı dini,felsefi ve ideolojik akımlardan imanımızı ve dinimizi koruyalım!     
İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif din islamdır!
İslam ise; peygamberler peygamberi cenabı Muhammed   dinidir!..
Nemrut,Firavun,İsis,ra ve el gibi tağutlar(illuminati) ve onların günümüzdeki soylarının ve taraftarlarının dini(inanış,felsefe,ideolojilerinin) değil!
𐰃𐰠𐰯Kur'an ve sahih sünnetin izinde Muhammediyiz𐰃𐰠𐰯
📖☝ المحمدية علي الكتاب و السنة☝📖 Arapça Dersleri☝İslami Sohbetler☝İslami İlimler☝Manevi Rehberlik☝  instagram: https://www.instagram.com/muhammediyye
  • Ders1
  • Ders2
  • Konu Testi
  • Sureler
  • Arapça Dersler
  • ☝📖المحمدية📖☝

Kuranla-Arapca-21. Enbiyâ Sûresi-1-56.ayetler

Konu Özeti: Enbiyâ Sûresi, Mekke döneminde nazil olmuş olup 112 ayettir. Adını, içerisinde adları geçen pek çok peygamberin (İbrahim, Musa, Harun, Nuh, Lût vb.) kıssalarına ve mücadelerine yer vermesinden almıştır. 1 ila 56. ayetler arasında; insanların hesap verme vaktinin yaklaştığı halde gaflet içinde oldukları, vahye ve peygamberlere karşı gösterilen inkârcı ve alaycı tutumlar, kâinatın ve gökler ile yerin yaratılışındaki ilahi deliller, tevhid inancının kanıtları ve Hz. İbrahim'in putperest kavmiyle olan inanç mücadelesi ele alınmaktadır.

Enbiyâ Sûresi 1-56. Ayetler ve Türkçe Çevirileri

اقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ وَهُمْ فِي غَفْلَةٍ مُعْرِضُونَ ﴿١﴾
1. İnsanların hesaba çekilmeleri yaklaştı. Hâlbuki onlar gaflet içinde yüz çevirmekteler.
مَا يَأْتِيهِمْ مِنْ ذِكْرٍ مِنْ رَبِّهِمْ مُحْدَثٍ إِلَّا اسْتَمَعُوهُ وَهُمْ يَلْعَبُونَ ﴿٢﴾
2. Rab'lerinden kendilerine yeni bir öğüt (bir uyarı) gelmez ki, onlar mutlaka onu alaya alarak, kalpleri de gaflette olarak dinlemesinler.
لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْ وَأَسَرُّوا النَّجْوَى الَّذِينَ ظَلَمُوا هَلْ هَذَا إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ أَفَتَأْتُونَ السِّحْرَ وَأَنْتُمْ تُبْصِرُونَ ﴿٣﴾
3. Onların kalpleri oyun-eğlencededir. O zalimler gizlice (şöyle) fısıldaştılar: "Bu da ancak sizin gibi bir insan. Şimdi siz göz göre göre sihre mi kapılacaksınız?"
قَالَ رَبِّي يَعْلَمُ الْقَوْلَ فِي السَّمَاءِ وَالأَرْضِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ ﴿٤﴾
4. Peygamber onlara dedi ki: "Rabbim yerdeki ve gökteki her sözü bilir. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir."
بَلْ قَالُوا أَضْغَاثُ أَحْلَامٍ بَلِ افْتَرَاهُ بَلْ هُوَ شَاعِرٌ فَلْيَأْتِنَا بِآيَةٍ كَمَا أُرْسِلَ الأَوَّلُونَ ﴿٥﴾
5. Onlar, "Hayır, bunlar karma karışık yalancı düşlerdir. Hayır, onu kendisi uydurdu, hayır, o bir şairdir. Eğer böyle değilse önceki peygamberlerin (mucizelerle) gönderildikleri gibi o da bize bir mucize getirsin" dediler.
مَا آمَنَتْ قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا أَفَهُمْ يُؤْمِنُونَ ﴿٦﴾
6. Onlardan önce helâk ettiğimiz hiçbir memleket halkı iman etmedi de şimdi bunlar mı iman edecekler?
وَمَا أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ إِلَّا رِجَالًا نُوحِي إِلَيْهِمْ فَسْأَلُوا أَهْلَ الذِّكْرِ إِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ ﴿٧﴾
7. Senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.
وَمَا جَعَلْنَاهُمْ جَسَدًا لَا يَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَمَا كَانُوا خَالِدِينَ ﴿٨﴾
8. Biz onları yemek yemez bir beden yapısında yaratmadık. Onlar ölümsüz de değillerdi.
ثُمَّ صَدَقْنَاهُمُ الْوَعْدَ فَأَنْجَيْنَاهُمْ وَمَنْ نَشَاءُ وَأَهْلَكْنَا الْمُسْرِفِينَ ﴿٩﴾
9. Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik. Böylece, hem onları hem de dilediğimiz kimseleri kurtuluşa erdirdik; haddi aşanları ise helâk ettik.
لَقَدْ أَنْزَلْنَا إِلَيْكُمْ كِتَابًا فِيهِ ذِكْرُكُمْ أَفَلَا تَعْقِلُونَ ﴿١٠﴾
10. Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?
وَكَمْ قَصَمْنَا مِنْ قَرْيَةٍ كَانَتْ ظَالِمَةً وَأَنْشَأْنَا بَعْدَهَا قَوْمًا آخَرِينَ ﴿١١﴾
11. Biz zulmetmekte olan nice memleketleri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka başka toplumlar meydana getirdik.
فَلَمَّا أَحَسُّوا بَأْسَنَا إِذَا هُمْ مِنْهَا يَرْكُضُونَ ﴿١٢﴾
12. Onlar azabımızı hissedince, hemen oradan süratle kaçıyorlardı.
لَا تَرْكُضُوا وَارْجِعُوا إِلَى مَا أُتْرِفْتُمْ فِيهِ وَمَسَاكِنِكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْأَلُونَ ﴿١٣﴾
13. Onlara, "Kaçmayın, o içinde şımartıldığınız bolluğa ve yurtlarınıza dönün. Çünkü sorulacaksınız" denildi.
قَالُوا يَا وَيْلَنَا إِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ ﴿١٤﴾
14. Onlar, "Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz zalim kimselerdik" dediler.
فَمَا زَالَتْ تِلْكَ دَعْوَاهُمْ حَتَّى جَعَلْنَاهُمْ حَصِيدًا خَامِدِينَ ﴿١٥﴾
15. Biz onları biçilmiş ekin, sönmüş ocak haline getirinceye kadar bu iniltileri devam etti.
وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاءَ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبِينَ ﴿١٦﴾
16. Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.
لَوْ أَرَدْنَا أَنْ نَتَّخِذَ لَهْوًا لَاتَّخَذْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا إِنْ كُنَّا فَاعِلِينَ ﴿١٧﴾
17. Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, onu katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık öyle yapardık.
بَلْ نَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَى الْبَاطِلِ فَيَدْمَغُهُ فَإِذَا هُوَ زَاهِقٌ وَلَكُمُ الْوَيْلُ مِمَّا تَصِفُونَ ﴿١٨﴾
18. Hayır, Biz hakkı bâtılın tepesine çarparız da beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki o, yok olup gitmiştir. (Allah'a) yakıştırdığınız nitelendirmelerden dolayı yazıklar olsun size!
وَلَهُ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَنْ عِنْدَهُ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِهِ وَلَا يَسْتَحْسِرُونَ ﴿١٩﴾
19. Göklerde ve yerde kim varsa O'nundur. Katındakiler O'na ibadet etmekten büyüklenmezler ve yorgunluk duymazlar.
يُسَبِّحُونَ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ لَا يَفْتُرُونَ ﴿٢٠﴾
20. Gece gündüz ara vermeden O'nu tesbih ederler.
أَمِ اتَّخَذُوا آلِهَةً مِنَ الْأَرْضِ هُمْ يُنْشِرُونَ ﴿٢١﴾
21. Yoksa yerden, ölüleri diriltip ayağa kaldıracak ilâhlar mı edindiler?
لَوْ كَانَ فِيهِمَا آلِهَةٌ إِلَّا اللَّهُ لَفَسَدَتَا فَسُبْحَانَ اللَّهِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ ﴿٢٢﴾
22. Eğer yerde ve gökte Allah'tan başka ilâhlar olsaydı, kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu. Arş'ın Rabbi olan Allah, onların yakıştırmalarından münezzehtir, yücedir.
لَا يُسْأَلُ عَمَّا يَفْعَلُ وَهُمْ يُسْأَلُونَ ﴿٢٣﴾
23. O, yaptığından sorumlu tutulmaz, onlar ise sorguya çekileceklerdir.
أَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ آلِهَةً قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ هَذَا ذِكْرُ مَنْ مَعِيَ وَذِكْرُ مَنْ قَبْلِي بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ الْحَقَّ فَهُمْ مُعْرِضُونَ ﴿٢٤﴾
24. Yoksa O'ndan başka ilâhlar mı edindiler? De ki: "Haydi getirin delilinizi! İşte benimle beraber olanların kitabı ve benden öncekilerin kitabı!" Bilakis, çokları hakkı bilmezler, bu yüzden de yüz çevirirler.
وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا نُوحِي إِلَيْهِ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدُونِ ﴿٢٥﴾
25. Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlere, "Şüphesiz benden başka ilâh yoktur, öyleyse bana ibadet edin" diye vahyetmişizdir.
وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمَنُ وَلَدًا سُبْحَانَهُ بَلْ عِبَادٌ مُكْرَمُونَ ﴿٢٦﴾
26. Bir de "Rahmân çocuk edindi" dediler. Hâşâ, O, bundan münezzehtir. Bilakis o (melekler ve peygamberler) ikram olunmuş kullardır.
لَا يَسْبِقُونَهُ بِالْقَوْلِ وَهُمْ بِأَمْرِهِ يَعْمَلُونَ ﴿٢٧﴾
27. O'ndan önce söz söylemezler ve ancak O'nun emriyle hareket ederler.
يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يَشْفَعُونَ إِلَّا لِمَنِ ارْتَضَى وَهُمْ مِنْ خَشْيَتِهِ مُشْفِقُونَ ﴿٢٨﴾
28. O, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Onlar, O'nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat edemezler ve O'nun korkusundan titrerler.
وَمَنْ يَقُلْ مِنْهُمْ إِنِّي إِلَهٌ مِنْ دُونِهِ فَذَلِكَ نَجْزِيهِ جَهَنَّمَ كَذَلِكَ نَجْزِي الظَّالِمِينَ ﴿٢٩﴾
29. İçlerinden her kim, "Allah'tan başka ben de bir ilâhım" derse, cehennemi ona ceza olarak veririz. İşte biz zalimleri böyle cezalandırırız.
أَوَ لَمْ يَرَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنَّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَا وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَاءِ كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّ أَفَلَا يُؤْمِنُونَ ﴿٣٠﴾
30. İnkâr edenler, göklerle yer bitişikken bizim onları ayırdığımızı ve her canlı şeyi sudan yarattığımızı görmediler mi? Hâlâ iman etmeyecekler mi?
وَجَعَلْنَا فِي الْأَرْضِ رَوَاسِيَ أَنْ تَمِيدَ بِهِمْ وَجَعَلْنَا فِيهَا فِجَاجًا سُبُلًا لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ ﴿٣١﴾
31. Yeryüzünde, onları sarsmasın diye sabit dağlar yarattık; doğru yola gidebilsinler diye orada geniş geçitler, yollar açtık.
وَجَعَلْنَا السَّمَاءَ سَقْفًا مَحْفُوظًا وَهُمْ عَنْ آيَاتِهَا مُعْرِضُونَ ﴿٣٢﴾
32. Gökyüzünü korunmuş bir tavan yaptık; onlar ise göğün delillerinden yüz çevirmektedirler.
وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ ﴿٣٣﴾
33. O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.
وَمَا جَعَلْنَا لِبَشَرٍ مِنْ قَبْلِكَ الْخُلْدَ أَفَإِنْ مِتَّ فَهُمُ الْخَالِدُونَ ﴿٣٤﴾
34. Senden önce hiçbir beşere ebedîlik vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar ebedî mi kalacaklar?
كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ وَنَبْلُوكُمْ بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً وَإِلَيْنَا تُرْجَعُونَ ﴿٣٥﴾
35. Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülükle de iyilikle de deniyoruz. Hepimiz döndürülüp bize getirileceksiniz.
وَإِذَا رَآكَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ يَتَّخِذُونَكَ إِلَّا هُزُوًا أَهَذَا الَّذِي يَذْكُرُ آلِهَتَكُمْ وَهُمْ بِذِكْرِ الرَّحْمَنِ هُمْ كَافِرُونَ ﴿٣٦﴾
36. İnkâr edenler seni gördükleri zaman, ancak, "İlâhlarınızı diliyle dolayan bu mu?" diyerek seni alaya alırlar. Hâlbuki onlar Rahmân'ın zikrinden (Kur'an'dan) inkâr ile dönenlerdir.
خُلِقَ الْإِنْسَانُ مِنْ عَجَلٍ سَأُرِيكُمْ آيَاتِي فَلَا تَسْتَعْجِلُونِ ﴿٣٧﴾
37. İnsan acelecilikten yaratılmıştır. Size ayetlerimi göstereceğim; şimdi benden acele etmemi istemeyin.
وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْوَعْدُ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ ﴿٣٨﴾
38. "Eğer doğru söyleyenlerseniz, bu vaat ne zaman gerçekleşecek?" derler.
لَوْ يَعْلَمُ الَّذِينَ كَفَرُوا حِينَ لَا يَكُفُّونَ عَنْ وُجُوهِهِمُ النَّارَ وَلَا عَنْ ظُهُورِهِمْ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ ﴿٣٩﴾
39. İnkâr edenler, yüzlerindeki ve sırtlarındaki ateşi savamayacakları, kendilerine yardım da edilmeyeceği zamanı bir bilseler!
بَلْ تَأْتِيهِمْ بَغْتَةً فَتَبْهَتُهُمْ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ رَدَّهَا وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ ﴿٤٠﴾
40. Aksine o (ateş veya kıyamet) onlara ansızın gelecek de onları şaşkına çevirecektir. Artık onu ne geri çevirmeye güçleri yetecek, ne de kendilerine göz açtırılacaktır.
وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذِينَ سَخِرُوا مِنْهُمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ ﴿٤١﴾
41. Andolsun, senden önceki peygamberlerle de alay edilmişti; ama alay ettikleri şey, alaya alanları kuşatıverdi.
قُلْ مَنْ يَكْلَؤُكُمْ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ مِنَ الرَّحْمَنِ بَلْ هُمْ عَنْ ذِكْرِ رَبِّهِمْ مُعْرِضُونَ ﴿٤٢﴾
42. De ki: "Geceleyin ve gündüzün sizi Rahmân'dan kim koruyabilir?" Bilakis onlar Rablerinin zikrinden yüz çevirenlerdir.
أَمْ لَهُمْ آلِهَةٌ تَمْنَعُهُمْ مِنْ دُونِنَا لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَ أَنْفُسِهِمْ وَلَا هُمْ مِنَّا يُصْحَبُونَ ﴿٤٣﴾
43. Yoksa bizim dışımızda kendilerini koruyacak tanrıları mı var? O tanrılar kendilerine bile yardım edemezler; bizden de dostluk görmezler.
بَلْ مَتَّعْنَا هَؤُلَاءِ وَآبَاءَهُمْ حَتَّى طَالَ عَلَيْهِمُ الْعُمُرُ أَفَلَا يَرَوْنَ أَنَّا نَأْتِي الْأَرْضَ نَنْقُصُهَا مِنْ أَطْرَافِهَا أَفَهُمُ الْغَالِبُونَ ﴿٤٤﴾
44. Aksine biz bunları da, atalarını da yaşattık; nihayet ömür onlara uzun geldi. Ama şimdi onlar, bizim yeryüzünü çevresinden eksiltip durduğumuzu görmüyorlar mı? O hâlde galip gelenler onlar mı?
قُلْ إِنَّمَا أُنْذِرُكُمْ بِالْوَحْيِ وَلَا يَسْمَعُ الصُّمُّ الدُّعَاءَ إِذَا مَا يُُنْذَرُونَ ﴿٤٥﴾
45. De ki: "Ben sizi ancak vahiy ile uyarıyorum." Fakat sağırlar, uyarıldıkları vakit çağrıyı duymazlar.
وَلَئِنْ مَسَّتْهُمْ نَفْحَةٌ مِنْ عَذَابِ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ يَا وَيْلَنَا إِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ ﴿٤٦﴾
46. Andolsun ki, Rabbinin azabından onlara ufak bir dokunma bile olsa, "Eyvah bize! Gerçekten biz zalim kimselerdik" diyeceklerdir.
وَنَضَعُ الْمَوَازِينَ الْقِسْطَ لِيَوْمِ الْقِيَامَةِ فَلَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْئًا وَإِنْ كَانَ حَبَّةً مِنْ خَرْدَلٍ أَتَيْنَا بِهَا وَكَفَى بِنَا حَاسِبِينَ ﴿٤٧﴾
47. Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Artık hiç kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. Yapılan iş bir hardal tanesi ağırlığınca bile olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.
وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى وَهَارُونَ الْفُرْقَانَ وَضِيَاءً وَذِكْرًا لِلْمُتَّقِينَ ﴿٤٨﴾
48. Andolsun, biz Mûsâ ve Hârûn'a, takvâ sahipleri için bir ışık, bir zikir (öğüt) ve Furkân'ı verdik.
الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ بِالْغَيْبِ وَهُمْ مِنَ السَّاعَةِ مُشْفِقُونَ ﴿٤٩﴾
49. Onlar, görmedikleri halde Rablerinden korkarlar ve kıyamet saatinden titrerler.
وَهَذَا ذِكْرٌ مُبَارَكٌ أَنْزَلْنَاهُ أَفَأَنْتُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ ﴿٥٠﴾
50. Bu da bizim indirdiğimiz mübarek bir zikirdir (Kur'an'dır). Şimdi siz bunu inkâr mı ediyorsunuz?
وَلَقَدْ آتَيْنَا إِبْرَاهِيمَ رُشْدَهُ مِنْ قَبْلُ وَكُنَّا بِهِ عَالِمِينَ ﴿٥١﴾
51. Andolsun, daha önce İbrahim'e de rüşdünü (doğruyu bulma yeteneğini) vermiştik. Biz onu da biliyorduk.
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَا هَذِهِ التَّمَاثِيلُ الَّتِي أَنْتُمْ لَهَا عَاكِفُونَ ﴿٥٢﴾
52. Hani o, babasına ve kavmine, "Başında durup taptığınız bu heykeller de ne oluyor?" demişti.
قَالُوا وَجَدْنَا آبَاءَنَا لَبِعَابِدِينَ ﴿٥٣﴾
53. Onlar, "Atalarımızı bunlara tapar bulduk" dediler.
قَالَ لَقَدْ كُنْتُمْ أَنْتُمْ وَآبَاؤُكُمْ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ ﴿٥٤﴾
54. (İbrahim) dedi ki: "Kesinlikle siz de, atalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz."
قَالُوا أَجِئْتَنَا بِالْحَقِّ أَمْ أَنْتَ مِنَ اللَّاعِبِينَ ﴿٥٥﴾
55. "Bize gerçeği mi getirdin, yoksa bizimle eğlenenlerden misin?" dediler.
قَالَ بَلْ رَبُّكُمْ رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ الَّذِي فَطَرَهُنَّ وَأَنَا عَلَى ذَلِكُمْ مِنَ الشَّاهِدِينَ ﴿٥٦﴾
56. (İbrahim) dedi ki: "Hayır! Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir. O bunları yaratandır ve ben de buna şahitlik edenlerdenim."

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (20 Adet)

  • حِسَاب (Hisâb): Hesap, sorgulama.
    Cümle: اقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ (İnsanların hesaba çekilmeleri yaklaştı.)
  • غَفْلَة (Ğaflet): Gaflet, habersizlik.
    Cümle: وَهُمْ فِي غَفْلَةٍ مُعْرِضُونَ (Onlar gaflet içindedirler.)
  • ذِكْر (Zikr): Öğüt, zikir, Kur'an.
    Cümle: فِيهِ ذِكْرُكُمْ (İçinde şan ve şerefiniz vardır.)
  • رَبّ (Rabb): Rab, terbiye edici, sahip.
    Cümle: مِنْ رَبِّهِمْ (Rablerinden...)
  • قَلْب (Kalb - Çoğulu: قُلُوب): Kalp, gönül.
    Cümle: لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْ (Kalpleri oyun ve eğlencededir.)
  • نَجْوَى (Nejvâ): Gizli konuşma, fısıltı.
    Cümle: وَأَسَرَّوا النَّجْوَى (Gizlice fısıldaştılar.)
  • بَشَر (Beşer): İnsan, beşer.
    Cümle: هَلْ هَذَا إِلَّا بَشَرٌ (Bu ancak bir beşerdir.)
  • سِحْر (Sihr): Büyü, sihir.
    Cümle: أَفَتَأْتُونَ السِّحْرَ (Sihre mi kapılıyorsunuz?)
  • سَمَاء (Semâ): Gök, gökyüzü.
    Cümle: فِي السَّمَاءِ وَالأَرْضِ (Göklerde ve yerde...)
  • أَرْض (Ard): Yeryüzü, yer.
    Cümle: وَالأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا (Yeryüzü ve ikisi arasındaki...)
  • حُلْم (Hulm - Çoğulu: أَحْلَام): Düş, rüya.
    Cümle: أَضْغَاثُ أَحْلَامٍ (Karma karışık düşler.)
  • شَاعِر (Şâir): Şair.
    Cümle: بَلْ هُوَ شَاعِرٌ (Bilakis o bir şairdir.)
  • قَرْيَة (Karye): Şehir, kasaba, memleket.
    Cümle: مِنْ قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا (Helâk ettiğimiz bir belde...)
  • رَجُل (Rajul - Çoğulu: رِجَال): Adam, er, erkek.
    Cümle: إِلَّا رِجَالًا نُوحِي إِلَيْهِمْ (Yalnızca kendilerine vahyettiğimiz erkekler...)
  • طَعَام (Taam): Yemek, gıda.
    Cümle: لَا يَأْكُلُونَ الطَّعَامَ (Yemek yemeyenler...)
  • وَعْد (Va'd): Söz, vaat.
    Cümle: صَدَقْنَاهُمُ الْوَعْدَ (Onlara verdiğimiz sözü tuttuk.)
  • مُسْرِف (Musrif - Çoğulu: الْمُسْرِفِينَ): Haddi aşan, israf eden.
    Cümle: وَأَهْلَكْنَا الْمُسْرِفِينَ (Haddi aşanları helâk ettik.)
  • كِتَاب (Kitâb): Kitap, yazılı metin.
    Cümle: أَنْزَلْنَا إِلَيْكُمْ كِتَابًا (Size bir kitap indirdik.)
  • بَأْس (Ba's): Azap, şiddet, güç.
    Cümle: أَحَسُّوا بَأْسَنَا (Azabımızı hissettiler.)
  • مَسْكَن (Mesken - Çoğulu: مَسَاكِن): Konut, ev, yurt.
    Cümle: وَمَسَاكِنِكُمْ (Ve yurtlarınıza...)

2. Arapça Fiil Örnekleri (20 Adet)

  • اقْتَرَبَ (İkterabe / Yaklaştı - Mazi): Kökü: ق ر ب
    Cümle: اقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ (İnsanların hesaba çekilmeleri yaklaştı.)
  • يَأْتِي (Ye'tî / Geliyor - Muzari): Kökü: أ ت ي
    Cümle: مَا يَأْتِيهِمْ مِنْ ذِكْرٍ (Onlara bir öğüt gelmez ki...)
  • اسْتَمَعَ (İstemea / Dinledi - Mazi): Kökü: س م ع
    Cümle: إِلَّا اسْتَمَعُوهُ (Mutlaka onu dinlerler.)
  • يَلْعَب (Yel'abu / Oynuyor - Muzari): Kökü: ل ع ب
    Cümle: وَهُمْ يَلْعَبُونَ (Oynayıp duruyorlar.)
  • أَسَرَّ (Esarra / Gizledi - Mazi): Kökü: س ر ر
    Cümle: وَأَسَرُّوا النَّجْوَى (Gizlice fısıldaştılar.)
  • ظَلَمَ (Zaleme / Zulmetti - Mazi): Kökü: ظ ل م
    Cümle: الَّذِينَ ظَلَمُوا (Zulmeden kimseler...)
  • أَتَى (Etâ / Geldi - Mazi): Kökü: أ ت ي
    Cümle: أَفَتَأْتُونَ السِّحْرَ (Sihre mi varıyorsunuz / kapılıyorsunuz?)
  • أَبْصَرَ (Ebsara / Gördü - Mazi): Kökü: ب ص ر
    Cümle: وَأَنْتُمْ تُبْصِرُونَ (Göz göre göre / görürken.)
  • قَالَ (Kâle / Dedi - Mazi): Kökü: ق و ل
    Cümle: قَالَ رَبِّي (Rabbim dedi ki...)
  • عَلِمَ (Alime / Bildi - Mazi): Kökü: ع ل م
    Cümle: يَعْلَمُ الْقَوْلَ (Sözü bilir.)
  • افْتَرَى (İfterâ / Uydurdu - Mazi): Kökü: ف ر ي
    Cümle: بَلِ افْتَرَاهُ (Bilakis onu uydurdu.)
  • أَرْسَلَ (Ersale / Gönderdi - Mazi): Kökü: ر س ل
    Cümle: وَمَا أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ (Senden önce göndermedik.)
  • أَهْلَكَ (Ehlake / Helâk etti - Mazi): Kökü: ه ل ك
    Cümle: مِنْ قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا (Helâk ettiğimiz bir belde...)
  • آمَنَ (Âmene / İman etti - Mazi): Kökü: أ م ن
    Cümle: مَا آمَنَتْ قَبْلَهُمْ (Onlardan önce iman etmedi.)
  • وَحَى (Vahâ / Vahyetti - Mazi): Kökü: و ح ي
    Cümle: نُوحِي إِلَيْهِمْ (Onlara vahyederiz.)
  • سَأَلَ (Seele / Sordu - Mazi): Kökü: س أ ل
    Cümle: فَسْأَلُوا أَهْلَ الذِّكْرِ (İlim ehline sorun.)
  • أَكََلَ (Ekale / Yedi - Mazi): Kökü: أ ك ل
    Cümle: لَا يَأْكُلُونَ الطَّعَامَ (Yemek yrmezler.)
  • خَلَدَ (Khalade / Ebedî oldu - Mazi): Kökü: خ ل د
    Cümle: وَمَا كَانُوا خَالِدِينَ (Ölümsüz de değillerdi.)
  • نَجَا (Necâ / Kurtuldu - Mazi): Kökü: ن ج و
    Cümle: فَأَنْجَيْنَاهُمْ (Onları kurtardık.)
  • عَقَلَ (Akale / Akletti - Mazi): Kökü: ع ق ل
    Cümle: أَفَلا تَعْقِلُونَ (Hâlâ aklınızı kullanmaz mısınız?)

3. Edat Örnekleri (Harf-i Cerler Hariç - 10 Adet)

  • هَلْ (Hel): Soru edatı (Mı / Mü).
    Cümle: هَلْ هَذَا إِلَّا بَشَرٌ (Bu ancak bir insan değil mi?)
  • بَلْ (Bel): İlgilendirme, rücu ve bilakis edatı.
    Cümle: بَلْ قَالُوا أَضْغَاثُ أَحْلَامٍ (Bilakis "Bunlar karma karışık düşlerdir" dediler.)
  • إِلَّا (İllâ): İstisna edatı (Ancak, -den başka).
    Cümle: وَمَا أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ إِلَّا رِجَالًا (Senden önce ancak erkekler gönderdik.)
  • مَا (Mâ): Olumsuzluk edatı (Değil, -mez / -maz).
    Cümle: وَمَا جَعَلْنَاهُمْ جَسَدًا (Biz onları bir beden kılmadık.)
  • لَا (Lâ): Nehiy / Olumsuzluk edatı (Değil, sakın vb.).
    Cümle: لَا تَرْكُضُوا (Kaçışmayın!)
  • أَفَـ (Fe / Hemze + Fe): Soru ve atıf edatı.
    Cümle: أَفَلا تَعْقِلُونَ (Hâlâ aklınızı kullanmaz mısınız?)
  • ثُمَّ (Summe): Tertip ve terahi bağlacı (Sonra).
    Cümle: ثُمَّ صَدَقْنَاهُمُ الْوَعْدَ (Sonra onlara verdiğimiz sözü tuttuk.)
  • حَتَّى (Hattâ): Gayet ve nihayet edatı (-e kadar).
    Cümle: حَتَّى جَعَلْنَاهُمْ حَصِيدًا (Onları biçilmiş ekin haline getirinceye kadar...)
  • لَوْ (Lev): Şart edatı (Eğer... seydi).
    Cümle: لَوْ كَانَ فِيهِمَا آلِهَةٌ (Eğer ikisinde ilâhlar olsaydı...)
  • إِنْ (İn): Şart edatı (Eğer).
    Cümle: إِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ (Eğer bilmiyorsanız...)

Kuranla-Arapca-21. Enbiyâ Sûresi-57-112.ayetler

Konu Özeti: Enbiyâ Sûresi’nin 57 ile 112. ayetleri arasındaki bu bölümde; Hz. İbrahim’in putları kırması, ateşe atılması ve mucizevi şekilde kurtuluşu ele alınır. Ardından İshak, Yakup, Nuh, Lut, Davud, Süleyman, Eyyub, İsmail, İdris, Zülkifl, Yunus, Zekeriya, Yahya, Meryem ve İsa peygamberlerin tevhid mücadeleleri, duaları ve ilahi lütuflarla desteklenişi anlatılır. Bölümün sonunda tüm peygamberlerin tebliğ ettiği dinin bir olduğu vurgulanır; kıyamet sahneleri, inkar edenlerin pişmanlığı, cennet ehlinin huzuru, Hz. Muhammed’in âlemlere rahmet olarak gönderilişi ve Peygamber Efendimiz’in hak ile hüküm verilmesi yönündeki duası yer alır.

Enbiyâ Sûresi 57-112. Ayetler (Arapça Metin ve Çevirisi)

٥٧ - وَتَاللّٰهِ لَاَك۪يدَنَّ اَصْنَامَكُمْ بَعْدَ اَنْ تُوَلُّوا مُدْبِر۪ينَ
57. “Allah’a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra putlarınıza kesinlikle bir tuzak kuracağım.”
٥٨ - فَجَعَلَهُمْ جُذَاذاً اِلَّا كَبِيراً لَهُمْ لَعَلَّهُمْ اِلَيْهِ يَرْجِعُونَ
58. Derken (İbrahim) belki kendisine başvururlar diye aralarındaki en büyük (put) hariç onları parça parça etti.
٥٩ - قَالُوا مَنْ فَعَلَ هَذَا بِآلِهَتِنَا إِنَّهُ لَمِنَ الظَّالِمِينَ
59. Dediler ki: “Bunu ilahlarımıza kim yaptı? Şüphesiz o zalimlerdendir.”
٦٠ - قَالُوا سَمِعْنَا فَتًى يَذْكُرُهُمْ يُقَالُ لَهُ إِبْرَاهِيمُ
60. (Bazıları:) “İbrahim denilen bir gençin onları diline doladığını işitmiştik” dediler.
٦١ - قَالُوا فَأْتُوا بِهِ عَلَى أَعْيُنِ النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَشْهَدُونَ
61. “O halde onu insanların gözü önüne getirin; belki şahitlik ederler” dediler.
٦٢ - قَالُوا أَأَنْتَ فَعَلْتَ هَذَا بِآلِهَتِنَا يَا إِبْرَاهِيمُ
62. (İbrahim gelince): “Ey İbrahim! İlahlarımıza bunu sen mi yaptın?” dediler.
٦٣ - قَالَ بَلْ فَعَلَهُ كَبِيرُهُمْ هَذَا فَاسْأَلُوهُمْ إِنْ كَانُوا يَنْطِقُونَ
63. İbrahim: “Bilakis onu şu büyükleri yapmıştır; eğer konuşabiliyorlarsa onlara sorun” dedi.
٦٤ - فَرَجَعُوا إِلَى أَنْفُسِهِمْ فَقَالُوا إِنَّكُمْ أَنْتُمُ الظَّالِمُونَ
64. Bunun üzerine kendi vicdanlarına dönüp: “Şüphesiz asıl zalimler sizlersiniz” dediler.
٦٥ - ثُمَّ نُكِسُوا عَلَى رُءُوسِهِمْ لَقَدْ عَلِمْتَ مَا هَؤُلَاءِ يَنْطِقُونَ
65. Sonra yine eski inkarlarınıza döndürüldüler ve: “Andolsun ki sen bunların konuşmadığını bildin” dediler.
٦٦ - قَالَ أَتَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَنْفَعُكُمْ شَيْئًا وَلَا يَضُرُّكُمْ
66. İbrahim dedi ki: “Öyleyse Allah’ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar veremeyen şeylere mi tapıyorsunuz?”
٦٧ - أُفٍّ لَكُمْ وَلِمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
67. “Yazıklar olsun size ve Allah’ı bırakıp taptıklarınıza! Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?”
٦٨ - قَالُوا حَرِّقُوهُ وَانصُرُوا آلِهَتِكُمْ إِنْ كُنتُمْ فَاعِلِينَ
68. Dediler ki: “Eğer bir şey yapacaksanız onu kesinlikle (ateşte) yakın ve ilahlarınıza yardım edin!”
٦٩ - قُلْنَا يَا نَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلَى إِبْرَاهِيمَ
69. Biz de: “Ey ateş! İbrahim için serinlik ve esenlik ol” dedik.
٧٠ - وَأَرَادُوا بِهِ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْأَخْسَرِينَ
70. Ona bir tuzak kurmak istediler, fakat biz onları en çok hüsrana uğrayanlar kıldık.
٧١ - وَنَجَّيْنَاهُ وَلُوطًا إِلَى الْأَرْضِ الَّتِي بَارَكْنَا فِيهَا لِلْعَالَمِينَ
71. Onu da Lut’u da âlemler için bereketli kıldığımız yere ulaştırıp kurtardık.
٧٢ - وَوَهَبْنَا لَهُ إِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ nāfilَةً وَكُلًّا جَعَلْنَا صَالِحِينَ
72. Ona İshak’ı ve üstelik bir de Yakup’u bağışladık; her birini salih kimseler kıldık.
٧٣ - وَجَعَلْنَاهُمْ أَئِمَّةً يَهْدُونَ بِأَمْرِنَا وَأَوْحَيْنَا إِلَيْهِمْ فِعْلَ الْخَيْرَاتِ وَإِقَامَةَ الصَّلَاةِ وَإِيتَاءَ الزَّكَاةِ وَكَانُوا لَنَا عَابِدِينَ
73. Onları, emrimizle hidayete yönelten önderler yaptık; onlara hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize ibadet eden kimselerdi.
٧٤ - وَلُوطًا آتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْقَرْيَةِ الَّتِي كَانَتْ تَعْمَلُ الْخَبَائِثَ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاسِقِينَ
74. Lut’a da hüküm ve ilim verdik; onu çirkin işler işleyen kasabadan kurtardık. Gerçekten onlar kötü bir toplum, fasık kimselerdi.
٧٥ - وَأَدْخَلْنَاهُ فِي رَحْمَتِنَا إِنَّهُ مِنَ الصَّالِحِينَ
75. Onu rahmetimize kabul ettik; çünkü o salihlerdendi.
٧٦ - وَنُوحًا إِذْ نَادَى مِنْ قَبْلُ فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَنَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ
76. Nuh’u da (an). Hani o daha önce dua etmişti de duasını kabul edip onu ve ehlini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.
٧٧ - وَنَصَرْنَاهُ مِنَ الْقَوْمِ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَأَغْرَقْنَاهُمْ أَجْمَعِينَ
77. Ayetlerimizi yalanlayan topluluğa karşı ona yardım etmiştik. Şüphesiz onlar kötü bir toplum idi; bu yüzden hepsini suda boğtuk.
٧٨ - وَدَاوُدَ وَسُلَيْمَانَ إِذْ يَحْكُمَانِ فِي الْحَرْثِ إِذْ نَفَشَتْ فِيهِ غَنَمُ الْقَوْمِ وَكُنَّا لِحُكْمِهِمْ شَاهِدِينَ
78. Davud’u ve Süleyman’ı da (an). Hani onlar, halkın koyunlarının içine yayılıp ziyan ettiği ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Biz de onların hükmüne şahittik.
٧٩ - فَفَهَّمْنَاهَا سُلَيْمَانَ وَكُلًّا آتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَسَخَّرْنَا مَعَ دَاوُدَ الْجِبَالَ يُسَبِّحْنَ وَالطَّيْرَ وَكُنَّا فَاعِلِينَ
79. Biz onu Süleyman’a kavratmıştık. Zaten her birine hüküm ve ilim vermiştik. Dağları ve kuşları, Davud ile birlikte tespih etsinler diye boyun eğdirmiştik. Bunları yapan biz idik.
٨٠ - وَعَلَّمْنَاهُ صَنْعَةَ لَبُوسٍ لَكُمْ لِتُحْصِنَكُمْ مِنْ بَأْسِكُمْ فَهَلْ أَنْتُمْ شَاكِرُونَ
80. Ona, savaşta sizi koruması için zırh yapmayı öğrettik. Artık şükredecek misiniz?
٨١ - وَلِسُلَيْمَانَ الرِّيحَ عَاصِفَةً تَجْرِي بِأَمْرِهِ إِلَى الْأَرْضِ الَّتِي بَارَكْنَا فِيهَا وَكُنَّا بِكُلِّ شَيْءٍ عَالِمِينَ
81. Süleyman’a da şiddetli rüzgarı (boyun eğdirdik); emriyle, içinde bereket kıldığımız yere akıp giderdi. Biz her şeyi bileniz.
٨٢ - وَمِنَ الشَّYATiNي مَنْ يَغُوصُونَ لَهُ وَيَعْمَلُونَ عَمَلًا دُونَ ذَلِكَ وَكُنَّا لَهُمْ حَافِظِينَ
82. Şeytanlardan da onun için deniz dalgıçlığı yapan ve bundan başka işler görenler vardı. Biz onları gözetim altında tutuyorduk.
٨٣ - وَأَيُّوبَ إِذْ نَادَى رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَأَنْتَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ
83. Eyyub’u da (an). Hani o Rabbine şöyle nida etmişti: “Şüphesiz bana bir dert dokundu; sen merhametlilerin en merhametlisisin.”
٨٤ - فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَكَشَفْنَا مَا بِه مِنْ ضُرٍّ وَآتَيْنَاهُ أَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَذِكْرَى لِلْعَابِدِينَ
84. Bunun üzerine duasını kabul edip başına gelen derdi giderdik. Katımızdan bir rahmet ve ibadet edenlere bir öğüt olmak üzere ailesini ve bir katıyla birlikte fazlasını ona bağışladık.
٨٥ - وَإِسْمَاعِيلَ وَإِدْرِيسَ وَذَا الْكِفْلِ كُلٍّ مِنَ الصَّابِرِينَ
85. İsmail’i, İdris’i ve Zülkifl’i de (an). Hepsi de sabredenlerdendi.
٨٦ - وَأَدْخَلْنَاهُمْ فِي رَحْمَتِنَا إِنَّهُمْ مِنَ الصَّالِحِينَ
86. Onları rahmetimize kabul ettik; çünkü onlar salih kimselerdendi.
٨٧ - وَذَا النُّونِ إِذْ ذَهَبَ مُغَاضِبًا فَظَنَّ أَنْ لَنْ نَقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادَى فِي الظُّلُمَاتِ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنْتُ مِنَ الظَّالِمِينَ
87. Zünnun’u da (an). Hani o öfkelenerek gitmişti de bizim kendisini asla sıkıştırmayacağını zannetmişti. Karanlıklar içinde: “Senden başka ilah yoktur, seni tespih ederim, şüphesiz ben zalimlerden oldum” diye nida etmişti.
٨٨ - فَاسْتَجَبْنَا لَهُ وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْغَمِّ وَكَذَلِكَ نُنْجِي الْمُؤْمِنِينَ
88. Bunun üzerine duasını kabul edip onu kederden kurtardık. İşte biz müminleri böyle kurtarırız.
٨٩ - وَزَكَرِيَّا إِذْ نَادَى رَبَّهُ رَبِّ لَا تَذَرْنِي فَرْدًا وَأَنْتَ خَيْرُ الْوَارِثِينَ
89. Zekeriya’yı da (an). Hani o Rabbine: “Rabbim! Beni tek başıma bırakma, sen varislerin en hayırlısısın” diye nida etmişti.
٩٠ - فَاسْتَجَبْنَا لَهُ وَوَهَبْنَا لَهُ يَحْيَى وَأَصْلَحْنَا لَهُ زَوْجَهُ إِنَّهُمْ كَانُوا يُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَيَدْعُونَنَا رَغَبًا وَرَهَبًا وَكَانُوا لَنَا خَاشِعِينَ
90. Bunun üzerine duasını kabul ettik ve ona Yahya’yı bağışladık, eşini de kendisi için elverişli kıldık. Onlar hayır işlerinde yarışırlar, umarak ve korkarak bize dua ederlerdi. Onlar bize derin saygı duyan kimselerdi.
٩١ - وَالَّتِي أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهَا مِنْ رُوحِنَا وَجَعَلْنَاهَا وَابْنَهَا آيَةً لِلْعَالَمِينَ
91. Namusunu korumuş olan kadını (Meryem’i) da (an). Ona ruhumuzdan üflemiş, onu ve oğlunu âlemler için bir mucize kılmıştık.
٩٢ - إِنَّ هَذِهِ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَأَنَا رَبُّكُمْ فَاعْبُدُونِ
92. Şüphesiz bu ümmetiniz tek bir ümmettir; ben de sizin Rabbinizim; öyleyse bana ibadet edin.
٩٣ - وَتَقَطَّعُوا أَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ كُلٍّ إِلَيْنَا رَاجِعُونَ
93. Fakat işlerini aralarında parça parça ettiler (bölündüler). Hepsi bize döneceklerdir.
٩٤ - فَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا كُفْرَانَ لِسَعْيِهِ وَإِنَّا لَهُ كَاتِبُونَ
94. Kim mümin olarak salih ameller işlerse, çalışması asla inkar edilmez; şüphesiz biz onu yazmaktayız.
٩٥ - وَحَرَامٌ عَلَى قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا أَنَّهُمْ لَا يَرْجِعُونَ
95. Helak ettiğimiz bir memleket halkına (dünyaya dönmek) haram kılınmıştır; çünkü onlar bir daha dönmezler.
٩٦ - حَتَّى إِذَا فُتِحَتْ يَأْجُوجُ وَمَأْجُوجُ وَهُمْ مِنْ كُلِّ حَدَبٍ يَنْسِلُونَ
96. Nihayet Yecüc ve Mecüc’ün önü açıldığı ve onlar her tepeden akın akın koştukları zaman,
٩٧ - وَاقْتَرَبَ الْوَعْدُ الْحَقُّ فَإِذَا هِيَ شَاخِصَةٌ أَبْصَارُ الَّذِينَ كَفَرُوا يَا وَيْلَنَا قَدْ كُنَّا فِي غَفْلَةٍ مِنْ هَذَا بَلْ كُنَّا ظَالِمِينَ
97. Gerçek vaat yaklaşmıştır; işte o zaman inkar edenlerin gözleri dikilip kalacak: “Yazıklar olsun bize! Doğrusu biz bundan gaflet içindeydik; bilakis biz zalim kimselermişiz” diyecekler.
٩٨ - إِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ حَصَبُ جَهَنَّمَ أَنْتُمْ لَهَا وَارِدُونَ
98. Şüphesiz siz ve Allah’ı bırakıp taptığınız şeyler cehennem odunusunuz. Siz ona varacaksınız.
٩٩ - لَوْ كَانَ هَؤُلَاءِ آلِهَةً مَا وَرَدُوهَا وَكُلٍّ فِيهَا خَالِدُونَ
99. Eğer bunlar ilah olsalardı cehenneme varmazlardı. Hepsi orada ebedi kalacaklardır.
١٠٠ - لَهُمْ فِيهَا زَفِيرٌ وَهُمْ فِيهَا لَا يَسْمَعُونَ
100. Onlar için orada inim inim inleme vardır; onlar orada hiçbir şey duymazlar.
١٠١ - إِنَّ الَّذِينَ سَبَقَتْ لَهُمْ مِنَّا الْحُسْنَى أُولَئِكَ عَنْهَا مُبْعَدُونَ
101. Şüphesiz katımızdan kendileri için güzel akıbet takdir edilmiş olanlar, oradan uzak tutulmuşlardır.
١٠٢ - لَا يَسْمَعُونَ حَسِيسَهَا وَهُمْ فِي مَا اشْتَهَتْ أَنْفُسُهُمْ خَالِدُونَ
102. Onun uğultusunu bile duymazlar; onlar canlarının çektiği nimetler içinde ebedi kalacaklardır.
١٠٣ - لَا يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْأَكْبَرُ وَتَتَلَقَّاهُمُ الْمَلَائِكَةُ هَذَا يَوْمُكُمُ الَّذِي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ
103. O en büyük korku onları üzmez. Melekler onları karşılarlar: “İşte bu, size vaat edilen gününüzdür” derler.
١٠٤ - يَوْمَ نَطْوِي السَّمَاءَ كَطَيِّ السِّجِلِّ لِلْكُتُبِ كَمَا بَدَأْنَا أَوَّلَ خَلْقٍ نُعِيدُهُ وَعْدًا عَلَيْنَا إِنَّا كُنَّا فَاعِلِينَ
104. O gün gökleri, yazılı kâğıtların tomarını dürer gibi düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi, bunu yine tekrarlarız. Bu üzerimize aldığımız bir vaattir; şüphesiz biz bunu yapacağız.
١٠٥ - وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ أَنَّ الْأَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ
105. Andolsun ki Zikir’den (Tevrat’tan) sonra Zebur’da da: “Şüphesiz yeryüzüne salih kullarım varis olacaktır” diye yazmıştık.
١٠٦ - إِنَّ فِي هَذَا لَبَلَاغًا لِقَوْمٍ عَابِدِينَ
106. Şüphesiz bunda ibadet eden bir topluluk için kesin bir duyuru vardır.
١٠٧ - وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ
107. Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.
١٠٨ - قُلْ إِنَّمَا يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَهَلْ أَنْتُمْ مُسْلِمُونَ
108. De ki: “Bana ancak, ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Artık müslüman olacak mısınız?”
١٠٩ - فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ آذَنْتُكُمْ عَلَى سَوَاءٍ وَإِنْ أَدْرِي أَقَرِيبٌ أَمْ بَعِيدٌ مَا تُدْرُونَ
109. Eğer yüz çevirirlerse de ki: “Size tam bir eşitlikle duyurdum; tehdit olunduğunuz şeyin yakın mı, uzak mı olduğunu bilmem.”
١١٠ - إِنَّهُ يَعْلَمُ الْجَهْرَ مِنَ الْقَوْلِ وَيَعْلَمُ مَا تُدْرُونَ
110. Şüphesiz O, sözün açık olanını da bilir, gizlediklerinizi de bilir.
١١١ - وَإِنْ أَدْرِي لَعَلَّهُ فِتْنَةٌ لَكُمْ وَمَتَاعٌ إِلَى حِينٍ
111. Bilmem, belki de o (gecikme) sizin için bir imtihandır ve bir süreye kadar yararlanmadır.
١١٢ - قَالَ رَبِّ احْكُمْ بِالْحَقِّ وَرَبُّنَا الرَّحْمَٰنُ الْمُسْتَعَانُ عَلَى مَا تَصِفُونَ
112. (Peygamber) dedi ki: “Rabbim! Hak ile hüküm ver. Rabbimiz Rahmân’dır; sizin nitelemelerinize karşı yardımı istenecek olan ancak O’dur.”

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (20 Adet)

  • أَصْنَام (Asnâm / Putlar):
    Anlamı: Putlar, tapılan heykeller.
    Cümle: لَاَك۪يدَنَّ اَصْنَامَكُمْ (Putlarınıza kesinlikle tuzak kuracağım.)
  • فَتًى (Feten / Genç):
    Anlamı: Delikanlı, genç adam.
    Cümle: سَمِعْنَا فَتًى يَذْكُرُهُمْ (Bir gençin onları andığını işitmiştik.)
  • قَرْيَة (Parye / Kasaba, Şehir):
    Anlamı: Yerleşim yeri, belde, kasaba.
    Cümle: نَجَّيْنَاهُ مِنَ الْقَرْيَةِ (Onu o kasabadan kurtardık.)
  • رَحْمَة (Rahmet):
    Anlamı: Merhamet, acıma, bolluk.
    Cümle: وَأَدْخَلْنَاهُ فِي رَحْمَتِنَا (Onu rahmetimize kabul ettik.)
  • عِلْم (İlm / İlim):
    Anlamı: Bilgi, bilinç, farkındalık.
    Cümle: آتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا (Ona hüküm ve ilim verdik.)
  • حُكْم (Hukm / Hüküm):
    Anlamı: Yargı, hikmet, karar.
    Cümle: رَبِّ احْكُمْ بِالْحَقِّ (Rabbim, hak ile hüküm ver.)
  • رِيح (Rîh / Rüzgar):
    Anlamı: Yel, rüzgar.
    Cümle: وَلِسُلَيْمَانَ الرِّيحَ عَاصِفَةً (Süleyman'a da şiddetli rüzgarı boyun eğdirdik.)
  • جَبَل (Cebel / Dağ):
    Anlamı: Dağ.
    Cümle: سَخَّرْنَا مَعَ دَاوُدَ الْجِبَالَ (Dağları Davud ile birlikte boyun eğdirdik.)
  • طَيْر (Tayr / Kuş):
    Anlamı: Kuşlar.
    Cümle: وَالطَّيْرَ يُسَبِّحْنَ (Kuşlar da tespih ederlerdi.)
  • ضُرّ (Durr / Zarar, Dert):
    Anlamı: Sıkıntı, hastalık, zarar.
    Cümle: مَسَّنِيَ الضُّرُّ (Bana bir dert dokundu.)
  • أَهْل (Ehl / Aile, Yakınlar):
    Anlamı: Aile halkı, mensuplar.
    Cümle: وَنَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ (Onu ve ehlini kurtardık.)
  • غَمّ (Gamm / Keder):
    Anlamı: Sıkıntı, tasa, hüzün.
    Cümle: وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْغَمِّ (Onu kederden kurtardık.)
  • زَوْج (Zevc / Eş):
    Anlamı: Zevce, eş, zihni eş.
    Cümle: وَأَصْلَحْنَا لَهُ زَوْجَهُ (Eşini de elverişli/iyileştirilmiş kıldık.)
  • آيَة (AyE / Mucize, İşaret):
    Anlamı: Delil, mucize, ayet.
    Cümle: وَجَعَلْنَاهَا وَابْنَهَا آيَةً (Onu ve oğlunu bir mucize kıldık.)
  • أُمَّة (Ümme / Topluluk, Ümmet):
    Anlamı: Toplum, ümmet.
    Cümle: إِنَّ هَذِهِ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً (Şüphesiz bu ümmetiniz tek bir ümmettir.)
  • كِتَاب (Kitâb / Kitap):
    Anlamı: Yazılı metin, kitap.
    Cümle: كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ (Zebur'da yazdık.)
  • حَدَب (Hadab / Tepe, Yüksek yer):
    Anlamı: Tümsek, tepe.
    Cümle: مِنْ كُلِّ حَدَبٍ يَنْسِلُونَ (Her tepeden akın akın koştukları zaman...)
  • وَعْد (Va'd / Söz, Vaat):
    Anlamı: Söz verme, vaat.
    Cümle: وَاقْتَرَبَ الْوَعْدُ الْحَقُّ (Gerçek vaat yaklaşmıştır.)
  • صَالِح (Sâlih / İyi, Faydalı):
    Anlamı: Dürüst, iyi işler yapan.
    Cümle: إِنَّهُ مِنَ الصَّالِحِينَ (Şüphesiz o salihlerdendir.)
  • قَوْل (Kavl / Söz):
    Anlamı: Kelam, ifade, söz.
    Cümle: يَعْلَمُ الْجَهْرَ مِنَ الْقَوْلِ (Sözün açık olanını bilir.)

2. Arapça Fiil Örnekleri (20 Adet)

  • أَكِيدُ (Ekîdu / Tuzak kuruyorum):
    Kökü: ك ي د / Mazi: كَادَ
    Cümle: لَاَك۪يدَنَّ اَصْنَامَكُمْ (Putlarınıza kesinlikle tuzak kuracağım.)
  • تُوَلُّو (Tuvellû / Dönüyorsunuz):
    Kökü: و ل ي / Mazi: وَلَّى
    Cümle: بَعْدَ اَنْ تُوَلُّوا مُدْبِر۪ينَ (Siz arkanızı dönüp gittikten sonra...)
  • فَعَلَ (Feale / Yaptı):
    Kökü: ف ع ل / Mazi fiil
    Cümle: مَنْ فَعَلَ هَذَا (Bunu kim yaptı?)
  • سَمِعْنَا (Semi'nâ / İşittik):
    Kökü: س م ع / Mazi fiil
    Cümle: سَمِعْنَا فَتًى (Bir genç işittik.)
  • تَعْبُدُونَ (Ta'budûne / Tapıyorsunuz):
    Kökü: ع ب د / Mazi: عَبَدَ
    Cümle: أَتَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ (Allah'tan başka şeylere mi tapıyorsunuz?)
  • يَنْفَعُ (Yenfeü / Fayda verir):
    Kökü: ن ف ع / Mazi: نَفَعَ
    Cümle: مَا لَا يَنْفَعُكُمْ (Size fayda vermeyen şeylere...)
  • يَضُرُّ (Yadurru / Zarar verir):
    Kökü: ض ر ر / Mazi: ضَرَّ
    Cümle: وَلَا يَضُرُّكُمْ (Ve size zarar veremeyen...)
  • حَرِّقُوا (Harrikû / Yakın):
    Kökü: ح ر ق / Emir fiil
    Cümle: حَرِّقُوهُ (Onu yakın!)
  • أَرَادُوا (Erâdû / İstediler):
    Kökü: ر و د / Mazi fiil
    Cümle: وَأَرَادُوا بِهِ كَيْدًا (Ona bir tuzak kurmak istediler.)
  • نَجَّيْنَا (Neccaynâ / Kurtardık):
    Kökü: ن ج و / Mazi fiil
    Cümle: وَنَجَّيْنَاهُ وَلُوطًا (Onu ve Lut'u kurtardık.)
  • وَهَبْنَا (Vehebnâ / Bağışladık):
    Kökü: و ه ب / Mazi fiil
    Cümle: وَوَهَبْنَا لَهُ إِسْحَاقَ (Ona İshak'ı bağışladık.)
  • أَوْحَيْنَا (Evhaynâ / Vahyettik):
    Kökü: و ح ي / Mazi fiil
    Cümle: وَأَوْحَيْنَا إِلَيْهِمْ (Onlara vahyettik.)
  • نَادَى (Nādâ / Nida etti, seslendi):
    Kökü: ن د و / Mazi fiil
    Cümle: إِذْ نَادَى رَبَّهُ (Hani Rabbine nida etmişti.)
  • اسْتَجَبْنَا (İstecabnâ / İcabet ettik):
    Kökü: ج و ب / Mazi fiil
    Cümle: فَاسْتَجَبْنَا لَهُ (Duasına icabet ettik.)
  • أَرْسَلْنَا (Ersalnâ / Gönderdik):
    Kökü: ر س ل / Mazi fiil
    Cümle: وَمَا أَرْسَلْنَاكَ (Seni göndermedik.)
  • عَلَّمْنَا (Allemnâ / Öğrettik):
    Kökü: ع ل م / Mazi fiil
    Cümle: وَعَلَّمْنَاهُ صَنْعَةَ لَبُوسٍ (Ona zırh yapmayı öğrettik.)
  • يَعْلَمُ (Ya'lemu / Bilir):
    Kökü: ع ل م / Mudari fiil
    Cümle: إِنَّهُ يَعْلَمُ الْجَهْرَ (Şüphesiz O, açığı bilir.)
  • نَطْوِي (Natvî / Düreriz):
    Kökü: ط و ي / Mudari fiil
    Cümle: يَوْمَ نَطْوِي السَّمَاءَ (Gökleri düreriz gün.)
  • كَتَبْنَا (Ketebnâ / Yazdık):
    Kökü: ك ت ب / Mazi fiil
    Cümle: وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ (Zebur'da yazdık.)
  • تَصِفُونَ (Tasifûne / Niteliyorsunuz):
    Kökü: و ص ف / Mudari fiil
    Cümle: عَلَى مَا تَصِفُونَ (Nitelediklerinize karşı...)

3. Arapça Edat Örnekleri (Harf-i cerler hariç - 10 Adet)

  • وَ (Ve - Atıf harfi / Bağlaç):
    Anlamı: Ve.
    Cümle: وَنَجَّيْنَاهُ وَلُوطًا (Onu ve Lut'u kurtardık.)
  • فَـ (Fe - Takip / Sebep edatı):
    Anlamı: O halde, bu yüzden, ardından.
    Cümle: فَجَعَلَهُمْ جُذَاذاً (Bunun üzerine onları paramparça etti.)
  • لَا (Lâ - Olumsuzluk edatı):
    Anlamı: Asla, değil, yok.
    Cümle: لَا رَيْبَ فِيهِ (Onda şüphe yoktur.)
  • مَا (Mâ - Olumsuzluk / Mevsul edatı):
    Anlamı: -dığı şey, değil.
    Cümle: مَا لَا يَنْفَعُكُمْ (Size fayda vermeyen şey...)
  • إِنْ (İn - Şart edatı):
    Anlamı: Eğer.
    Cümle: إِنْ كَانُوا يَنْطِقُونَ (Eğer konuşuyorlarsa...)
  • ثُمَّ (Summe - Bağlaç / Tertip edatı):
    Anlamı: Sonra.
    Cümle: ثُمَّ نُكِسُوا عَلَى رُءُوسِهِمْ (Sonra başları üstüne çevrildiler.)
  • أَمْ (Em - Soru / Taksim edatı):
    Anlamı: Yoksa mu?
    Cümle: أَقَرِيبٌ أَمْ بَعِيدٌ (Yakın mı, uzak mı?)
  • بَلْ (Bel - İdrab edatı):
    Anlamı: Bilakis, aksine.
    Cümle: بَلْ فَعَلَهُ كَبِيرُهُمْ (Bilakis onu şu büyükleri yapmıştır.)
  • قَدْ (Kad - Tahkik / Teit edatı):
    Anlamı: Kesinlikle, -mştir / -dı.
    Cümle: قَدْ كُنَّا فِي غَفْلَةٍ (Kesinlikle biz gaflet içinde idik.)
  • كَـ (Ke - Teşbih / Benzetme edatı):
    Anlamı: Gibi.
    Cümle: كَطَيِّ السِّجِلِّ (Kâğıt tomarını dürer gibi...)

Kuranla-Arapça-21. Enbiyâ Sûresi (1-112. Ayetler) Özet ve Okuma Parçası

Enbiyâ Suresi, Mekke döneminde inmiş olup 112 ayettir. Adını, içerisinde hayatları ve tevhid mücadeleleri anlatılan pek çok peygamberden (Enbiyâ) almaktadır. Sure, insanların hesap gününün yaklaştığı halde gaflet içinde ve haktan yüz çevirir durumda olduklarını bildiren uyarılarla başlar. Devamında tevhidin kanıtları, evrendeki mükemmel düzen, putların batıllığı ve ilahi adalet vurgulanır.

Surenin ana gövdesini peygamberler tarihi oluşturur; Hz. İbrahim'in putlarla mücadelesi ve ateşte yanmama mucizesi, Hz. Lut, Hz. İshak, Hz. Yakup, Hz. Nuh, Hz. Davud, Hz. Süleyman, Hz. Eyyub'un sabrı ve duası, Hz. İsmail, İdris, Zülkifl, Hz. Yunus'un balığın karnındaki tesbihi, Hz. Zekeriyya ve Yahya'nın duaları, ayrıca Hz. Meryem ve oğlu İsa'nın ilahi kudretle yaratılışı detaylıca aktarılır. Surenin son bölümünde ise kıyamet alametleri, yeryüzüne sâlih kulların varis olacağı müjdesi, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) alemlere rahmet olarak gönderildiği ve ilahi kelimetullahın evrenselliği işlenir.

Arapça Kelime ve Örnek Seçkisi

  • اقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ: İnsanların hesabı yaklaştı. (اقْتَرَبَ: Yaklaştı)
  • وَهُمْ فِي غَفْلَةٍ مُعْرِضُونَ: Ve onlar gaflet içinde yüz çevirmektedirler. (غَفْلَة: Gaflet, habersizlik)
  • رَبِّ لَا تَذَرْنِي فَرْدًا: Rabbim, beni tek başıma bırakma. (فَرْد: Tek, kimsesiz)
  • قُلْنَا يَا نَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا: Ey ateş, serinlik ve selamet ol dedik. (بَرْد: Serinlik, soğukluk)
  • وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ: Seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik. (رَحْمَة: Rahmet, merhamet)

Enbiyâ Sûresi (1-112) Paragraf Anlama, Dilbilgisi ve Kelime Testi (40 Soru)

Enbiyâ Sûresi (1-112) Testi

S.Muhammed Kayaalp (el-Haşimi) Ks

الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي

Arapça Dersleri-İslami Sohbetler-Tevhid-Tefsir-Hadis-Fıkıh-Fetvalar-İrşadlar

Kuranla-Arapca-21. Enbiyâ Sûresi Rating: 4.5 Diposkan Oleh: ☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي☝المحمدية☝

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.