- Ders1
- Ders2
- Konu Testi
- Sureler
- Arapça Dersler
- ☝📖المحمدية📖☝
Kuranla-Arapca-21. Enbiyâ Sûresi-1-56.ayetler
Enbiyâ Sûresi 1-56. Ayetler ve Türkçe Çevirileri
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (20 Adet)
-
حِسَاب (Hisâb): Hesap, sorgulama.
Cümle: اقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ (İnsanların hesaba çekilmeleri yaklaştı.) -
غَفْلَة (Ğaflet): Gaflet, habersizlik.
Cümle: وَهُمْ فِي غَفْلَةٍ مُعْرِضُونَ (Onlar gaflet içindedirler.) -
ذِكْر (Zikr): Öğüt, zikir, Kur'an.
Cümle: فِيهِ ذِكْرُكُمْ (İçinde şan ve şerefiniz vardır.) -
رَبّ (Rabb): Rab, terbiye edici, sahip.
Cümle: مِنْ رَبِّهِمْ (Rablerinden...) -
قَلْب (Kalb - Çoğulu: قُلُوب): Kalp, gönül.
Cümle: لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْ (Kalpleri oyun ve eğlencededir.) -
نَجْوَى (Nejvâ): Gizli konuşma, fısıltı.
Cümle: وَأَسَرَّوا النَّجْوَى (Gizlice fısıldaştılar.) -
بَشَر (Beşer): İnsan, beşer.
Cümle: هَلْ هَذَا إِلَّا بَشَرٌ (Bu ancak bir beşerdir.) -
سِحْر (Sihr): Büyü, sihir.
Cümle: أَفَتَأْتُونَ السِّحْرَ (Sihre mi kapılıyorsunuz?) -
سَمَاء (Semâ): Gök, gökyüzü.
Cümle: فِي السَّمَاءِ وَالأَرْضِ (Göklerde ve yerde...) -
أَرْض (Ard): Yeryüzü, yer.
Cümle: وَالأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا (Yeryüzü ve ikisi arasındaki...) -
حُلْم (Hulm - Çoğulu: أَحْلَام): Düş, rüya.
Cümle: أَضْغَاثُ أَحْلَامٍ (Karma karışık düşler.) -
شَاعِر (Şâir): Şair.
Cümle: بَلْ هُوَ شَاعِرٌ (Bilakis o bir şairdir.) -
قَرْيَة (Karye): Şehir, kasaba, memleket.
Cümle: مِنْ قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا (Helâk ettiğimiz bir belde...) -
رَجُل (Rajul - Çoğulu: رِجَال): Adam, er, erkek.
Cümle: إِلَّا رِجَالًا نُوحِي إِلَيْهِمْ (Yalnızca kendilerine vahyettiğimiz erkekler...) -
طَعَام (Taam): Yemek, gıda.
Cümle: لَا يَأْكُلُونَ الطَّعَامَ (Yemek yemeyenler...) -
وَعْد (Va'd): Söz, vaat.
Cümle: صَدَقْنَاهُمُ الْوَعْدَ (Onlara verdiğimiz sözü tuttuk.) -
مُسْرِف (Musrif - Çoğulu: الْمُسْرِفِينَ): Haddi aşan, israf eden.
Cümle: وَأَهْلَكْنَا الْمُسْرِفِينَ (Haddi aşanları helâk ettik.) -
كِتَاب (Kitâb): Kitap, yazılı metin.
Cümle: أَنْزَلْنَا إِلَيْكُمْ كِتَابًا (Size bir kitap indirdik.) -
بَأْس (Ba's): Azap, şiddet, güç.
Cümle: أَحَسُّوا بَأْسَنَا (Azabımızı hissettiler.) -
مَسْكَن (Mesken - Çoğulu: مَسَاكِن): Konut, ev, yurt.
Cümle: وَمَسَاكِنِكُمْ (Ve yurtlarınıza...)
2. Arapça Fiil Örnekleri (20 Adet)
-
اقْتَرَبَ (İkterabe / Yaklaştı - Mazi): Kökü: ق ر ب
Cümle: اقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ (İnsanların hesaba çekilmeleri yaklaştı.) -
يَأْتِي (Ye'tî / Geliyor - Muzari): Kökü: أ ت ي
Cümle: مَا يَأْتِيهِمْ مِنْ ذِكْرٍ (Onlara bir öğüt gelmez ki...) -
اسْتَمَعَ (İstemea / Dinledi - Mazi): Kökü: س م ع
Cümle: إِلَّا اسْتَمَعُوهُ (Mutlaka onu dinlerler.) -
يَلْعَب (Yel'abu / Oynuyor - Muzari): Kökü: ل ع ب
Cümle: وَهُمْ يَلْعَبُونَ (Oynayıp duruyorlar.) -
أَسَرَّ (Esarra / Gizledi - Mazi): Kökü: س ر ر
Cümle: وَأَسَرُّوا النَّجْوَى (Gizlice fısıldaştılar.) -
ظَلَمَ (Zaleme / Zulmetti - Mazi): Kökü: ظ ل م
Cümle: الَّذِينَ ظَلَمُوا (Zulmeden kimseler...) -
أَتَى (Etâ / Geldi - Mazi): Kökü: أ ت ي
Cümle: أَفَتَأْتُونَ السِّحْرَ (Sihre mi varıyorsunuz / kapılıyorsunuz?) -
أَبْصَرَ (Ebsara / Gördü - Mazi): Kökü: ب ص ر
Cümle: وَأَنْتُمْ تُبْصِرُونَ (Göz göre göre / görürken.) -
قَالَ (Kâle / Dedi - Mazi): Kökü: ق و ل
Cümle: قَالَ رَبِّي (Rabbim dedi ki...) -
عَلِمَ (Alime / Bildi - Mazi): Kökü: ع ل م
Cümle: يَعْلَمُ الْقَوْلَ (Sözü bilir.) -
افْتَرَى (İfterâ / Uydurdu - Mazi): Kökü: ف ر ي
Cümle: بَلِ افْتَرَاهُ (Bilakis onu uydurdu.) -
أَرْسَلَ (Ersale / Gönderdi - Mazi): Kökü: ر س ل
Cümle: وَمَا أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ (Senden önce göndermedik.) -
أَهْلَكَ (Ehlake / Helâk etti - Mazi): Kökü: ه ل ك
Cümle: مِنْ قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا (Helâk ettiğimiz bir belde...) -
آمَنَ (Âmene / İman etti - Mazi): Kökü: أ م ن
Cümle: مَا آمَنَتْ قَبْلَهُمْ (Onlardan önce iman etmedi.) -
وَحَى (Vahâ / Vahyetti - Mazi): Kökü: و ح ي
Cümle: نُوحِي إِلَيْهِمْ (Onlara vahyederiz.) -
سَأَلَ (Seele / Sordu - Mazi): Kökü: س أ ل
Cümle: فَسْأَلُوا أَهْلَ الذِّكْرِ (İlim ehline sorun.) -
أَكََلَ (Ekale / Yedi - Mazi): Kökü: أ ك ل
Cümle: لَا يَأْكُلُونَ الطَّعَامَ (Yemek yrmezler.) -
خَلَدَ (Khalade / Ebedî oldu - Mazi): Kökü: خ ل د
Cümle: وَمَا كَانُوا خَالِدِينَ (Ölümsüz de değillerdi.) -
نَجَا (Necâ / Kurtuldu - Mazi): Kökü: ن ج و
Cümle: فَأَنْجَيْنَاهُمْ (Onları kurtardık.) -
عَقَلَ (Akale / Akletti - Mazi): Kökü: ع ق ل
Cümle: أَفَلا تَعْقِلُونَ (Hâlâ aklınızı kullanmaz mısınız?)
3. Edat Örnekleri (Harf-i Cerler Hariç - 10 Adet)
-
هَلْ (Hel): Soru edatı (Mı / Mü).
Cümle: هَلْ هَذَا إِلَّا بَشَرٌ (Bu ancak bir insan değil mi?) -
بَلْ (Bel): İlgilendirme, rücu ve bilakis edatı.
Cümle: بَلْ قَالُوا أَضْغَاثُ أَحْلَامٍ (Bilakis "Bunlar karma karışık düşlerdir" dediler.) -
إِلَّا (İllâ): İstisna edatı (Ancak, -den başka).
Cümle: وَمَا أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ إِلَّا رِجَالًا (Senden önce ancak erkekler gönderdik.) -
مَا (Mâ): Olumsuzluk edatı (Değil, -mez / -maz).
Cümle: وَمَا جَعَلْنَاهُمْ جَسَدًا (Biz onları bir beden kılmadık.) -
لَا (Lâ): Nehiy / Olumsuzluk edatı (Değil, sakın vb.).
Cümle: لَا تَرْكُضُوا (Kaçışmayın!) -
أَفَـ (Fe / Hemze + Fe): Soru ve atıf edatı.
Cümle: أَفَلا تَعْقِلُونَ (Hâlâ aklınızı kullanmaz mısınız?) -
ثُمَّ (Summe): Tertip ve terahi bağlacı (Sonra).
Cümle: ثُمَّ صَدَقْنَاهُمُ الْوَعْدَ (Sonra onlara verdiğimiz sözü tuttuk.) -
حَتَّى (Hattâ): Gayet ve nihayet edatı (-e kadar).
Cümle: حَتَّى جَعَلْنَاهُمْ حَصِيدًا (Onları biçilmiş ekin haline getirinceye kadar...) -
لَوْ (Lev): Şart edatı (Eğer... seydi).
Cümle: لَوْ كَانَ فِيهِمَا آلِهَةٌ (Eğer ikisinde ilâhlar olsaydı...) -
إِنْ (İn): Şart edatı (Eğer).
Cümle: إِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ (Eğer bilmiyorsanız...)
Kuranla-Arapca-21. Enbiyâ Sûresi-57-112.ayetler
Enbiyâ Sûresi 57-112. Ayetler (Arapça Metin ve Çevirisi)
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (20 Adet)
-
أَصْنَام (Asnâm / Putlar):
Anlamı: Putlar, tapılan heykeller.
Cümle: لَاَك۪يدَنَّ اَصْنَامَكُمْ (Putlarınıza kesinlikle tuzak kuracağım.) -
فَتًى (Feten / Genç):
Anlamı: Delikanlı, genç adam.
Cümle: سَمِعْنَا فَتًى يَذْكُرُهُمْ (Bir gençin onları andığını işitmiştik.) -
قَرْيَة (Parye / Kasaba, Şehir):
Anlamı: Yerleşim yeri, belde, kasaba.
Cümle: نَجَّيْنَاهُ مِنَ الْقَرْيَةِ (Onu o kasabadan kurtardık.) -
رَحْمَة (Rahmet):
Anlamı: Merhamet, acıma, bolluk.
Cümle: وَأَدْخَلْنَاهُ فِي رَحْمَتِنَا (Onu rahmetimize kabul ettik.) -
عِلْم (İlm / İlim):
Anlamı: Bilgi, bilinç, farkındalık.
Cümle: آتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا (Ona hüküm ve ilim verdik.) -
حُكْم (Hukm / Hüküm):
Anlamı: Yargı, hikmet, karar.
Cümle: رَبِّ احْكُمْ بِالْحَقِّ (Rabbim, hak ile hüküm ver.) -
رِيح (Rîh / Rüzgar):
Anlamı: Yel, rüzgar.
Cümle: وَلِسُلَيْمَانَ الرِّيحَ عَاصِفَةً (Süleyman'a da şiddetli rüzgarı boyun eğdirdik.) -
جَبَل (Cebel / Dağ):
Anlamı: Dağ.
Cümle: سَخَّرْنَا مَعَ دَاوُدَ الْجِبَالَ (Dağları Davud ile birlikte boyun eğdirdik.) -
طَيْر (Tayr / Kuş):
Anlamı: Kuşlar.
Cümle: وَالطَّيْرَ يُسَبِّحْنَ (Kuşlar da tespih ederlerdi.) -
ضُرّ (Durr / Zarar, Dert):
Anlamı: Sıkıntı, hastalık, zarar.
Cümle: مَسَّنِيَ الضُّرُّ (Bana bir dert dokundu.) -
أَهْل (Ehl / Aile, Yakınlar):
Anlamı: Aile halkı, mensuplar.
Cümle: وَنَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ (Onu ve ehlini kurtardık.) -
غَمّ (Gamm / Keder):
Anlamı: Sıkıntı, tasa, hüzün.
Cümle: وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْغَمِّ (Onu kederden kurtardık.) -
زَوْج (Zevc / Eş):
Anlamı: Zevce, eş, zihni eş.
Cümle: وَأَصْلَحْنَا لَهُ زَوْجَهُ (Eşini de elverişli/iyileştirilmiş kıldık.) -
آيَة (AyE / Mucize, İşaret):
Anlamı: Delil, mucize, ayet.
Cümle: وَجَعَلْنَاهَا وَابْنَهَا آيَةً (Onu ve oğlunu bir mucize kıldık.) -
أُمَّة (Ümme / Topluluk, Ümmet):
Anlamı: Toplum, ümmet.
Cümle: إِنَّ هَذِهِ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً (Şüphesiz bu ümmetiniz tek bir ümmettir.) -
كِتَاب (Kitâb / Kitap):
Anlamı: Yazılı metin, kitap.
Cümle: كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ (Zebur'da yazdık.) -
حَدَب (Hadab / Tepe, Yüksek yer):
Anlamı: Tümsek, tepe.
Cümle: مِنْ كُلِّ حَدَبٍ يَنْسِلُونَ (Her tepeden akın akın koştukları zaman...) -
وَعْد (Va'd / Söz, Vaat):
Anlamı: Söz verme, vaat.
Cümle: وَاقْتَرَبَ الْوَعْدُ الْحَقُّ (Gerçek vaat yaklaşmıştır.) -
صَالِح (Sâlih / İyi, Faydalı):
Anlamı: Dürüst, iyi işler yapan.
Cümle: إِنَّهُ مِنَ الصَّالِحِينَ (Şüphesiz o salihlerdendir.) -
قَوْل (Kavl / Söz):
Anlamı: Kelam, ifade, söz.
Cümle: يَعْلَمُ الْجَهْرَ مِنَ الْقَوْلِ (Sözün açık olanını bilir.)
2. Arapça Fiil Örnekleri (20 Adet)
-
أَكِيدُ (Ekîdu / Tuzak kuruyorum):
Kökü: ك ي د / Mazi: كَادَ
Cümle: لَاَك۪يدَنَّ اَصْنَامَكُمْ (Putlarınıza kesinlikle tuzak kuracağım.) -
تُوَلُّو (Tuvellû / Dönüyorsunuz):
Kökü: و ل ي / Mazi: وَلَّى
Cümle: بَعْدَ اَنْ تُوَلُّوا مُدْبِر۪ينَ (Siz arkanızı dönüp gittikten sonra...) -
فَعَلَ (Feale / Yaptı):
Kökü: ف ع ل / Mazi fiil
Cümle: مَنْ فَعَلَ هَذَا (Bunu kim yaptı?) -
سَمِعْنَا (Semi'nâ / İşittik):
Kökü: س م ع / Mazi fiil
Cümle: سَمِعْنَا فَتًى (Bir genç işittik.) -
تَعْبُدُونَ (Ta'budûne / Tapıyorsunuz):
Kökü: ع ب د / Mazi: عَبَدَ
Cümle: أَتَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ (Allah'tan başka şeylere mi tapıyorsunuz?) -
يَنْفَعُ (Yenfeü / Fayda verir):
Kökü: ن ف ع / Mazi: نَفَعَ
Cümle: مَا لَا يَنْفَعُكُمْ (Size fayda vermeyen şeylere...) -
يَضُرُّ (Yadurru / Zarar verir):
Kökü: ض ر ر / Mazi: ضَرَّ
Cümle: وَلَا يَضُرُّكُمْ (Ve size zarar veremeyen...) -
حَرِّقُوا (Harrikû / Yakın):
Kökü: ح ر ق / Emir fiil
Cümle: حَرِّقُوهُ (Onu yakın!) -
أَرَادُوا (Erâdû / İstediler):
Kökü: ر و د / Mazi fiil
Cümle: وَأَرَادُوا بِهِ كَيْدًا (Ona bir tuzak kurmak istediler.) -
نَجَّيْنَا (Neccaynâ / Kurtardık):
Kökü: ن ج و / Mazi fiil
Cümle: وَنَجَّيْنَاهُ وَلُوطًا (Onu ve Lut'u kurtardık.) -
وَهَبْنَا (Vehebnâ / Bağışladık):
Kökü: و ه ب / Mazi fiil
Cümle: وَوَهَبْنَا لَهُ إِسْحَاقَ (Ona İshak'ı bağışladık.) -
أَوْحَيْنَا (Evhaynâ / Vahyettik):
Kökü: و ح ي / Mazi fiil
Cümle: وَأَوْحَيْنَا إِلَيْهِمْ (Onlara vahyettik.) -
نَادَى (Nādâ / Nida etti, seslendi):
Kökü: ن د و / Mazi fiil
Cümle: إِذْ نَادَى رَبَّهُ (Hani Rabbine nida etmişti.) -
اسْتَجَبْنَا (İstecabnâ / İcabet ettik):
Kökü: ج و ب / Mazi fiil
Cümle: فَاسْتَجَبْنَا لَهُ (Duasına icabet ettik.) -
أَرْسَلْنَا (Ersalnâ / Gönderdik):
Kökü: ر س ل / Mazi fiil
Cümle: وَمَا أَرْسَلْنَاكَ (Seni göndermedik.) -
عَلَّمْنَا (Allemnâ / Öğrettik):
Kökü: ع ل م / Mazi fiil
Cümle: وَعَلَّمْنَاهُ صَنْعَةَ لَبُوسٍ (Ona zırh yapmayı öğrettik.) -
يَعْلَمُ (Ya'lemu / Bilir):
Kökü: ع ل م / Mudari fiil
Cümle: إِنَّهُ يَعْلَمُ الْجَهْرَ (Şüphesiz O, açığı bilir.) -
نَطْوِي (Natvî / Düreriz):
Kökü: ط و ي / Mudari fiil
Cümle: يَوْمَ نَطْوِي السَّمَاءَ (Gökleri düreriz gün.) -
كَتَبْنَا (Ketebnâ / Yazdık):
Kökü: ك ت ب / Mazi fiil
Cümle: وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ (Zebur'da yazdık.) -
تَصِفُونَ (Tasifûne / Niteliyorsunuz):
Kökü: و ص ف / Mudari fiil
Cümle: عَلَى مَا تَصِفُونَ (Nitelediklerinize karşı...)
3. Arapça Edat Örnekleri (Harf-i cerler hariç - 10 Adet)
-
وَ (Ve - Atıf harfi / Bağlaç):
Anlamı: Ve.
Cümle: وَنَجَّيْنَاهُ وَلُوطًا (Onu ve Lut'u kurtardık.) -
فَـ (Fe - Takip / Sebep edatı):
Anlamı: O halde, bu yüzden, ardından.
Cümle: فَجَعَلَهُمْ جُذَاذاً (Bunun üzerine onları paramparça etti.) -
لَا (Lâ - Olumsuzluk edatı):
Anlamı: Asla, değil, yok.
Cümle: لَا رَيْبَ فِيهِ (Onda şüphe yoktur.) -
مَا (Mâ - Olumsuzluk / Mevsul edatı):
Anlamı: -dığı şey, değil.
Cümle: مَا لَا يَنْفَعُكُمْ (Size fayda vermeyen şey...) -
إِنْ (İn - Şart edatı):
Anlamı: Eğer.
Cümle: إِنْ كَانُوا يَنْطِقُونَ (Eğer konuşuyorlarsa...) -
ثُمَّ (Summe - Bağlaç / Tertip edatı):
Anlamı: Sonra.
Cümle: ثُمَّ نُكِسُوا عَلَى رُءُوسِهِمْ (Sonra başları üstüne çevrildiler.) -
أَمْ (Em - Soru / Taksim edatı):
Anlamı: Yoksa mu?
Cümle: أَقَرِيبٌ أَمْ بَعِيدٌ (Yakın mı, uzak mı?) -
بَلْ (Bel - İdrab edatı):
Anlamı: Bilakis, aksine.
Cümle: بَلْ فَعَلَهُ كَبِيرُهُمْ (Bilakis onu şu büyükleri yapmıştır.) -
قَدْ (Kad - Tahkik / Teit edatı):
Anlamı: Kesinlikle, -mştir / -dı.
Cümle: قَدْ كُنَّا فِي غَفْلَةٍ (Kesinlikle biz gaflet içinde idik.) -
كَـ (Ke - Teşbih / Benzetme edatı):
Anlamı: Gibi.
Cümle: كَطَيِّ السِّجِلِّ (Kâğıt tomarını dürer gibi...)
Kuranla-Arapça-21. Enbiyâ Sûresi (1-112. Ayetler) Özet ve Okuma Parçası
Enbiyâ Suresi, Mekke döneminde inmiş olup 112 ayettir. Adını, içerisinde hayatları ve tevhid mücadeleleri anlatılan pek çok peygamberden (Enbiyâ) almaktadır. Sure, insanların hesap gününün yaklaştığı halde gaflet içinde ve haktan yüz çevirir durumda olduklarını bildiren uyarılarla başlar. Devamında tevhidin kanıtları, evrendeki mükemmel düzen, putların batıllığı ve ilahi adalet vurgulanır.
Surenin ana gövdesini peygamberler tarihi oluşturur; Hz. İbrahim'in putlarla mücadelesi ve ateşte yanmama mucizesi, Hz. Lut, Hz. İshak, Hz. Yakup, Hz. Nuh, Hz. Davud, Hz. Süleyman, Hz. Eyyub'un sabrı ve duası, Hz. İsmail, İdris, Zülkifl, Hz. Yunus'un balığın karnındaki tesbihi, Hz. Zekeriyya ve Yahya'nın duaları, ayrıca Hz. Meryem ve oğlu İsa'nın ilahi kudretle yaratılışı detaylıca aktarılır. Surenin son bölümünde ise kıyamet alametleri, yeryüzüne sâlih kulların varis olacağı müjdesi, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) alemlere rahmet olarak gönderildiği ve ilahi kelimetullahın evrenselliği işlenir.
Arapça Kelime ve Örnek Seçkisi
- اقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ: İnsanların hesabı yaklaştı. (اقْتَرَبَ: Yaklaştı)
- وَهُمْ فِي غَفْلَةٍ مُعْرِضُونَ: Ve onlar gaflet içinde yüz çevirmektedirler. (غَفْلَة: Gaflet, habersizlik)
- رَبِّ لَا تَذَرْنِي فَرْدًا: Rabbim, beni tek başıma bırakma. (فَرْد: Tek, kimsesiz)
- قُلْنَا يَا نَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا: Ey ateş, serinlik ve selamet ol dedik. (بَرْد: Serinlik, soğukluk)
- وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ: Seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik. (رَحْمَة: Rahmet, merhamet)
Enbiyâ Sûresi (1-112) Paragraf Anlama, Dilbilgisi ve Kelime Testi (40 Soru)



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.