- Ders
- Konular
- Testler
- Arapça Dersler
- Arapça Ders Kitapları
- ☝📖المحمدية📖☝
Kuranla-Arapca-31. Lokmân Sûresi-1-34.ayetler
Lokmân Sûresi 1-34. Ayetler (Okuma Parçası)
١. الم
٢. تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْحَكِيمِ
٣. هُدًى وَرَحْمَةً لِلْمُحْسِنِينَ
٤. الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُمْ بِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ
٥. أُولَئِكَ عَلَى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
٦. وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْتَرِي لَهْوَ الْحَدِيثِ لِيُضِلَّ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّخِذَهَا هُزُوًا أُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُهِينٌ
٧. وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِ آيَاتُنَا وَلَّى مُسْتَكْبِرًا كَأَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا كَأَنَّ فِي أُذُنَيْهِ وَقْرًا فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
٨. إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتُ النَّعِيمِ
٩. خَالِدِينَ فِيهَا وَعْدَ اللَّهِ حَقًّا وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
١٠. خَلَقَ السَّمَاوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَأَلْقَى فِي الْأَرْضِ رَوَاسِيَ أَنْ تَمِيدَ بِكُمْ وَبَثَّ فِيهَا مِنْ كُلِّ دَابَّةٍ وَأَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَنْبَتْنَا فِيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ
١١. هَذَا خَلْقُ اللَّهِ فَأَرُونِي مَاذَا خَلَقَ الَّذِينَ مِنْ دُونِهِ بَلِ الظَّالِمُونَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ
١٢. وَلَقَدْ آتَيْنَا لُقْمَانَ الْحِكْمَةَ أَنِ اشْكُرْ لِلَّهِ وَمَنْ يَشْكُرْ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَنْ كَفَرَ فَإِنَّ اللَّهَ غَنِيٌّ حَمِيدٌ
١٣. وَإِذْ قَالَ لُقْمَانُ لِابْنِهِ وَهُوَ يَعِظُهُ يَا بُنَيَّ لَا تُشْرِكْ بِاللَّهِ إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ
١٤. وَوَصَّيْنَا الْإِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ حَمَلَتْهُ أُمُّهُ وَهْنًا عَلَى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ فِي عَامَيْنِ أَنِ اشْكُرْ لِي وَلِوَالِدَيْكَ إِلَيَّ الْمَصِيرُ
١٥. وَإِنْ جَاهَدَاكَ عَلَى أَنْ تُشْرِكَ بِي مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا وَصَاحِبْهُمَا فِي الدُّنْيَا مَعْرُوفًا وَاتَّبِعْ سَبِيلَ مَنْ أَنَابَ إِلَيَّ ثُمَّ إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَأُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
١٦. يَا بُنَيَّ إِنَّهَا إِنْ تَكُ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ فَتَكُنْ فِي صَخْرَةٍ أَوْ فِي السَّمَاوَاتِ أَوْ فِي الْأَرْضِ يَأْتِ بِهَا اللَّهُ إِنَّ اللَّهَ لَطِيفٌ خَبِيرٌ
١٧. يَا بُنَيَّ أَقِمِ الصَّلَاةَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَاصْبِرْ عَلَى مَا أَصَابَكَ إِنَّ ذَلِكَ مِنْ عَزْمِ الْأُمُورِ
١٨. وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ فِي الْأَرْضِ مَرَحًا إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ
١٩. وَاقْصِدْ فِي مَشْيِكَ وَاغْضُضْ مِنْ صَوْتِكَ إِنَّ أَنْكَرَ الْأَصْوَاتِ لَصَوْتُ الْحَمِيرِ
٢٠. أَلَمْ تَرَوْا أَنَّ اللَّهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَأَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةً وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يُجَادِلُ فِي اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُنِيرٍ
٢١. وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَا أَنْزَلَ اللَّهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ آبَاءَنَا أَوَلَوْ كَانَ الشَّيْطَانُ يَدْعُوهُمْ إِلَى عَذَابِ السَّعِيرِ
٢٢. وَمَنْ يُسْلِمْ وَجْهَهُ إِلَى اللَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى وَإِلَى اللَّهِ عَاقِبَةُ الْأُمُورِ
٢٣. وَمَنْ كَفَرَ فَلَا يَحْزُنْكَ كُفْرُهُ إِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ فَنُنَبِّئُهُمْ بِمَا عَمِلُوا إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
٢٤. نُمَتِّعُهُمْ قَلِيلًا ثُمَّ نَضْطَرُّهُمْ إِلَى عَذَابٍ غَلِيظٍ
٢٥. وَلَئِنْ سَأَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ قُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
٢٦. لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ إِنَّ اللَّهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ
٢٧. وَلَوْ أَنَّمَا فِي الْأَرْضِ مِنْ شَجَرَةٍ أَقْلَامٌ وَالْبَحْرُ يَمُدُّهُ مِنْ بَعْدِهِ سَبْعَةُ أَبْحُرٍ مَا نَفِدَتْ كَلِمَاتُ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
٢٨. مَا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ إِلَّا كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ
٢٩. أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِي إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى وَأَنَّ اللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ
٣٠. ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ وَأَنَّ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ الْبَاطِلُ وَأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ
٣١. أَلَمْ تَرَ أَنَّ الْفُلْكَ تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِنِعْمَتِ اللَّهِ لِيُرِيَكُمْ مِنْ آيَاتِهِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ
٣٢. وَإِذَا غَشِيَهُمْ مَوْجٌ كَالظُّلَلِ دَعَوُا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ فَلَمَّا نَجَّاهُمْ إِلَى الْبَرِّ فَمِنْهُمْ مُقْتَصِدٌ وَمَا يَجْحَدُ بِآيَاتِنَا إِلَّا كُلُّ خَتَّارٍ كَفُورٍ
٣٣. يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ وَاخْشَوْا يَوْمًا لَا يَجْزِي وَالِدٌ عَنْ وَلَدِهِ وَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَنْ وَالِدِهِ شَيْئًا إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللَّهِ الْغَرُورُ
٣٤. إِنَّ اللَّهَ عِنْدَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْأَرْحَامِ وَمَا تَدْرِي نَفْسٌ مَاذَا تَكْسِبُ غَدًا وَمَا تَدْرِي نَفْسٌ بِأَيِّ أَرْضٍ تَمُوتُ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ
1. Elif, Lâm, Mîm.
2. Bunlar, hikmet dolu Kitab'ın ayetleridir.
3. Güzel davrananlar (muhsinler) için bir hidayet ve rahmettir.
4. Onlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve ahirete de kesin olarak inanırlar.
5. İşte onlar Rablerinden gelen bir hidayet üzerindedirler ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır.
6. İnsanlardan öylesi vardır ki, bilgisizce Allah yolundan saptırmak ve o yolu alaya almak için boş ve oyalayıcı sözleri satın alır. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır.
7. Ona ayetlerimiz okunduğunda, sanki onları hiç duymamış, kulaklarında bir ağırlık varmış gibi büyüklük taslayarak arkasını dönüp gider. Sen ona elem verici bir azabı müjdele!
8. Şüphesiz iman edip salih amel işleyenler için Naim cennetleri vardır.
9. Orada ebedî kalacaklardır. Bu, Allah'ın hak vaadidir. O, mutlak güç sahibidir, hikmet sahibidir.
10. Gökleri görebileceğiniz bir direk olmaksızın yarattı, sizi sarsmasın diye yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi ve orada her türlü canlıyı yaydı. Gökten su indirdik de orada her güzel türden bitkiler bitirdik.
11. İşte bu Allah'ın yaratmasıdır. Şimdi gösterin bana, O'ndan başkaları ne yaratmış? Hayır, zalimler apaçık bir sapıklık içindedirler.
12. Andolsun, biz Lokmân'a "Allah'a şükret" diye hikmet verdik. Kim şükrederse ancak kendisi için şükreder. Kim de nankörlük ederse bilsin ki Allah zengindir, övülmeye lâyıktır.
13. Hani Lokmân oğluna öğüt vererek şöyle demişti: "Yavrum! Allah'a ortak koşma! Şüphesiz ortak koşmak büyük bir zulümdür."
14. Biz insana ana-babasına iyi davranmasını tavsiye ettik. Annesi onu zahmet üstüne zahmetle taşımıştır. Sütten kesilmesi de iki yıl içindedir. "Bana ve ana-babana şükret; dönüş ancak banadır" dedik.
15. Eğer hakkında bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için seninle mücadele ederlerse, onlara itaat etme! Ancak dünyada onlarla iyi geçin ve bana yönelenlerin yoluna uy. Sonra dönüşünüz ancak banadır, yapmakta olduklarınızı size haber vereceğim.
16. "Yavrum! Yapılan iş bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa bile Allah onu getirir. Şüphesiz Allah en ince işleri bilendir, her şeyden haberdardır."
17. "Yavrum! Namazı dosdoğru kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış ve başına gelenlere sabret. Şüphesiz bunlar yapılması gereken kararlı işlerdendir."
18. "Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Şüphesiz Allah, kendini beğenen ve övünüp duran kimseleri sevmez."
19. "Yürüyüşünde ölçülü ol, sesini de kıs! Çünkü seslerin en çirkin şüphesiz eşeklerin sesidir."
20. Görmediniz mi ki, Allah göklerde ve yerde olan şeyleri sizin hizmetinize verdi ve açık-gizli nimetlerini üzerinize bolca yağdırdı? İnsanlardan öylesi vardır ki, bir bilgisi, bir rehberi ve aydınlatıcı bir kitabı olmaksızın Allah hakkında tartışıp durur.
21. Onlara "Allah'ın indirdiğine uyun" denildiğinde, "Hayır, biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız" derler. Ya şeytan onları alevli ateşin azabına çağırıyor idiyse de mi?
22. Kim iyilik yapan biri olarak özünü Allah'a teslim ederse, andolsun ki o en sağlam kulpa yapışmıştır. İşlerin sonu ancak Allah'a varır.
23. Kim de inkâr ederse, onun inkârı seni üzmesin. Onların dönüşü bizedir, yapmakta olduklarını haber veririz. Şüphesiz Allah göğüslerin özünü bilendir.
24. Biz onları az bir süre faydalandırırız, sonra da onları ağır bir azaba sürükleriz.
25. Andolsun, onlara "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorsan, mutlaka "Allah" diyeceklerdir. De ki: "Hamd Allah'a mahsustur." Fakat onların çoğu bilmezler.
26. Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Şüphesiz Allah zengindir, övülmeye lâyıktır.
27. Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa, arkasından buna yedi deniz daha katılsa, yine de Allah'ın kelimeleri tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hikmet sahibidir.
28. Sizin yaratılmanız da diriltilmeniz de ancak tek bir kişinin yaratılması ve diriltilmesi gibidir. Şüphesiz Allah işitendir, görendir.
29. Görmedin mi ki Allah geceyi gündüze sokuyor, gündüzü de geceye sokuyor. Güneşi ve ayı emrine amade kılmıştır. Her biri belli bir süreye kadar akıp gitmektedir. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
30. Bu böyledir; çünkü Allah hakikatin ta kendisidir, O'ndan başka taptıkları ise batılın ta kendisidir. Şüphesiz Allah yücedir, büyüktür.
31. Görmedin mi ki, gemiler Allah'ın nimetiyle denizde akıp gitmektedir; size ayetlerinden bazılarını göstersin diye. Şüphesiz bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.
32. Onları gölgelikler gibi dalgalar kuşattığı zaman, dini yalnızca O'na has kılarak Allah'a dua ederler. Fakat onları karaya çıkarıp kurtarınca, içlerinden bir kısmı ortada kalır (veya kararsız tutum sergiler). Ayetlerimizi ise ancak çok hain ve nankör olanlar inkâr eder.
33. Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının ve ne babanın evladına ne de evladın babasına hiçbir fayda sağlayamayacağı günden korkun! Şüphesiz Allah'ın vaadi haktır. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o aldatıcı (şeytan) da Allah ile sizi kandırmasın!
34. Şüphesiz ki kıyamet saatinin bilgisi Allah katındadır. Yağmuru O indirir, rahimlerdekini O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez ve hiç kimse hangi yerde öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah Alîm'dir, Khabîr'dir.
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (15 Adet)
-
الْحِكْمَةُ (El-Hikmet / Hikmet):
Anlamı: Doğru bilgi, derin anlayış, faydalı ilim.
Cümle: وَلَقَدْ آتَيْنَا لُقْمَانَ الْحِكْمَةَ (Andolsun biz Lokman'a hikmet verdik.) -
الشِّرْكُ (Eş-Şirk / Şirk):
Anlamı: Allah'a ortak koşma.
Cümle: إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ (Şüphesiz şirket koşmak büyük bir zulümdür.) -
الصَّخْرَةُ (Es-Sahra / Kaya):
Anlamı: Sert taş, kaya parçası.
Cümle: فَتَكُنْ فِي صَخْرَةٍ (Bir kayanın içinde olsa bile...) -
حَبَّةٌ (Habbetün / Tane, Çekirdek):
Anlamı: Küçük tane, tohum.
Cümle: مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ (Hardal tanesi ağırlığınca...) -
خَرْدَلٌ (Hardal):
Anlamı: Hardal bitkisi ve küçük tanesi.
Cümle: حَبَّةٍ مِنْ خَرْدَلٍ (Hardal tanesinden...) -
الْعُرْوَةُ (El-'Urve / Kulp, Tutamak):
Anlamı: Güvenilir bağ, kulp.
Cümle: فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى (En sağlam kulpa yapışmıştır.) -
السَّمَاوَاتُ (Es-Semâvât / Gökler):
Anlamı: Semalar, evrenin üst tabakaları.
Cümle: خَلَقَ السَّمَاوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ (Gökleri direksiz yarattı.) -
الْأَرْضُ (El-Ard / Yeryüzü):
Anlamı: Yer, dünya.
Cümle: وَأَلْقَى فِي الْأَرْضِ رَوَاسِيَ (Yeryüzüne sabit dağlar bıraktı.) -
الْفُلْكُ (El-Fulk / Gemi, Gemiler):
Anlamı: Deniz taşıtı, gemiler.
Cümle: أَنَّ الْفُلْكَ تَجْرِي فِي الْبَحْرِ (Şüphesiz gemiler denizde akıp gider.) -
مَوْجٌ (Mevc / Dalga):
Anlamı: Deniz dalgası.
Cümle: وَإِذَا غَشِيَهُمْ مَوْجٌ كَالظُّلَلِ (Onları gölgelikler gibi dalgalar kuşattığında...) -
الْغَيْثُ (El-Gays / Yağmur):
Anlamı: Bolluk getiren faydalı yağmur.
Cümle: وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَ (Yağmuru O indirir.) -
الْأَرْحَامُ (El-Erhâm / Rahimler):
Anlamı: Anne rahmi (tekili: رحم).
Cümle: وَيَعْلَمُ مَا فِي الْأَرْحَامِ (Rahimlerde olanı O bilir.) -
الشَّمْسُ (Eş-Şems / Güneş):
Anlamı: Güneş.
Cümle: وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ (Güneşi ve ayı emrine amade kıldı.) -
الْقَمَرُ (El-Kamer / Ay):
Anlamı: Ay, gök cismi.
Cümle: وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ (Güneşi ve ayı emre boyun eğdirdi.) -
الْأَصْوَاتُ (El-Esvât / Sesler):
Anlamı: Sesler (tekili: صوت).
Cümle: إِنَّ أَنْكَرَ الْأَصْوَاتِ لَصَوْتُ الْحَمِيرِ (Şüphesiz seslerin en çirkin eşeklerin sesidir.)
2. Arapça Fiil Örnekleri (15 Adet)
-
يَعِظُ (Ya'izu / Öğüt veriyor):
Kökü: و ع ظ (Mazi: وَعَظَ)
Cümle: وَإِذْ قَالَ لُقْمَانُ لِابْنِهِ وَهُوَ يَعِظُهُ (Hani Lokman oğluna öğüt vererek demişti...) -
تُشْرِكْ (Tuşrik / Ortak koşarsın):
Kökü: ش ر ك (Mazi: أَشْرَكَ)
Cümle: يَا بُنَيَّ لَا تُشْرِكْ بِاللَّهِ (Yavrum! Allah'a ortak koşma.) -
وَصَّيْنَا (Vassaynâ / Tavsiye ettik, emrettik):
Kökü: و ص ي (Mazi: وَصَّى)
Cümle: وَوَصَّيْنَا الْإِنْسَانَ بِوَالِدَيْهِ (Biz insana ana-babasına iyi davranmasını emrettik.) -
أَقِمِ (Ekim / Kıl, ikame et):
Kökü: ق و م (Mazi: أَقَامَ / Emir)
Cümle: يَا بُنَيَّ أَقِمِ الصَّلَاةَ (Yavrum! Namazı dosdoğru kıl.) -
مُرْ / أْمُرْ (Mür / Emret):
Kökü: أ م ر (Mazi: أَمَرَ / Emir)
Cümle: وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ (İyiliği emret.) -
انْهَ (İnhe / Vazgeçir, sakındır):
Kökü: ن ه ي (Mazi: نَهَى / Emir)
Cümle: وَانْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ (Kötülükten vazgeçirmeye çalış.) -
اصْبِرْ (İsbir / Sabret):
Kökü: ص ب ر (Mazi: صَبَرَ / Emir)
Cümle: وَاصْبِرْ عَلَى مَا أَصَابَكَ (Başına gelene sabret.) -
لَا تُصَعِّرْ (Lâ Tusa''ir / Yüzünü çevirme, böbürlenme):
Kökü: ص ع ر (Mazi: صَعَّرَ / Nehiy)
Cümle: وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ (İnsanlara karşı yanağını eğip böbürlenme.) -
لَا تَمْشِ (Lâ Temşi / Yürüme):
Kökü: م ش ي (Mazi: مَشَى / Nehiy)
Cümle: وَلَا تَمْشِ فِي الْأَرْضِ مَرَحًا (Yeryüzünde çalımlı yürüme.) -
اقْصِدْ (İksid / Dengeli ol, ölçülü yürü):
Kökü: ق ص د (Mazi: قَصَدَ / Emir)
Cümle: وَاقْصِدْ فِي مَشْيِكَ (Yürüyüşünde ölçülü ol.) -
اغْضُضْ (Ugdud / Kıs, alçalt):
Kökü: غ ض ض (Mazi: غَضَّ / Emir)
Cümle: وَاغْضُضْ مِنْ صَوْتِكَ (Sesini de kıs.) -
سَخَّرَ (Sakhhara / Hizmetine verdi, emre amade kıldı):
Kökü: س خ ر (Mazi)
Cümle: أَنَّ اللَّهَ سَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمَاوَاتِ (Allah göklerdekini sizin hizmetinize verdi.) -
يُولِجُ (Yûlicu / Girdirir, sokar):
Kökü: و ل ج (Mazi: أَوْلَجَ)
Cümle: يُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهَارِ (Geceyi gündüze sokar.) -
تَجْرِي (Tecrî / Akıp gider, yüzer):
Kökü: ج ر ي (Mazi: جَرَى)
Cümle: أَنَّ الْفُلْكَ تَجْرِي فِي الْبَحْرِ (Gemiler denizde akıp gider.) -
تَدْرِي (Tedrî / Bilir):
Kökü: د ر ي (Mazi: دَرَى)
Cümle: وَمَا تَدْرِي نَفْسٌ مَاذَا تَكْسِبُ غَدًا (Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez.)
3. Arapça Edat Örnekleri (Harf-i Cerler Hariç - 5 Adet)
-
إِنَّ (İnne - Tekit / Vurgu Edatı):
Anlamı: Şüphesiz, muhakkak ki.
Cümle: إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ (Şüphesiz Allah Alîm'dir, Khabîr'dir.) -
إِذَا (İzâ - Zaman / Şart Edatı):
Anlamı: -diğinde, -diği zaman.
Cümle: وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِ آيَاتُنَا (Ayetlerimiz ona okunduğu zaman...) -
بَلْ (Bel - İdrâk / Düzeltme Edatı):
Anlamı: Aksine, bilakis, hayır.
Cümle: بَلِ الظَّالِمُونَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ (Aksine zalimler apaçık bir sapıklık içindedirler.) -
قَدْ (Kad - Tahkik / Kesinlik Edatı):
Anlamı: Şüphesiz, andolsun ki (Mazi fiil öncesi kesinlik bildirir).
Cümle: فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى (Andolsun ki en sağlam kulpa yapışmıştır.) -
مَا (Mâ - Olumsuzluk / Nafi Edatı):
Anlamı: Olumsuzluk bildirir (-maldı, değil, tükenmez).
Cümle: مَا نَفِدَتْ كَلِمَاتُ اللَّهِ (Allah'ın kelimeleri tükenmez.)
Lokmân Sûresi 1-34. Ayetler Testi (33 Soru)



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.