- Ders
- Konular
- Testler
- Arapça Dersler
- Arapça Ders Kitapları
- ☝📖المحمدية📖☝
Kuranla-Arapca-42. Şûrâ Sûresi-1-42.ayetler
Şûrâ Sûresi Mekke döneminde inmiş olup 53 ayettir. İlk 42 ayette mukatta harfleriyle (Ha-Mim, Ayn-Sin-Kaf) başlanarak vahyin ilahi kaynağı, Allah'ın birliği, uluhiyeti, göklerin ve yerin yaratılışı, peygamberlerin ortak tevhid mücadelesi, ahiret inancı, kader, rızkın taksimi, kullara lütuf ve merhameti, müminlerin özellikleri (namaz kılma, işlerini istişare ile yürürme, infak etme ve zulme karşı yardımlaşma) ile kötülüğe karşı adalet ve affedicilik prensipleri etraflıca işlenmektedir.
Şûrâ Sûresi 1-42. Ayetler (Okuma Parçası)
1. حم
2. عسق
3. كَذَلِكَ يُوحِي إِلَيْكَ وَإِلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكَ اللَّهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
4. لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْعَظِيمُ
5. تَكَادُ السَّمَاوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْ فَوْقِهِنَّ وَالْمَلَائِكَةُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَيَسْتَغْفِرُونَ لِمَنْ فِي الْأَرْضِ أَلَا إِنَّ اللَّهَ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
6. وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ اللَّهُ حَفِيظٌ عَلَيْهِمْ وَمَا أَنْتَ عَلَيْهِمْ بِوَكِيلٍ
7. وَكَذَلِكَ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لِتُنْذِرَ أُمَّ الْقُرَى وَمَنْ حَوْلَهَا وَتُنْذِرَ يَوْمَ الْجَمْعِ لَا رَيْبَ فِيهِ فَرِيقٌ فِي الْجَنَّةِ وَفَرِيقٌ فِي السَّعِيرِ
8. وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَجَعَلَهُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَلَكِن يُدْخِلُ مَنْ يَشَاءُ فِي رَحْمَتِهِ وَالظَّالِمُونَ مَا لَهُمْ مِنْ وَلِيِّ وَلَا نَصِيرٍ
9. أَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ فَالَّهُ هُوَ الْوَلِيُّ وَهُوَ يُحْيِي الْمَوْتَى وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
10. وَمَا اخْتَلَفْتُمْ فِيهِ مِنْ شَيْءٍ فَحُكْمُهُ إِلَى اللَّهِ ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبِّي عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَإِلَيْهِ أُنِيبُ
11. فَاطِرُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ أَنْفُسِكُمْ أَزْوَاجًا وَمِنَ الْأَنْعَامِ أَزْوَاجًا يَذْرَؤُكُمْ فِيهِ لَيْسَ كَمِثْلِهِ شَيْءٌ وَهُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ
12. لَهُ مَقَالِيدُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَقْدِرُ إِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
13. شَرَعَ لَكُمْ مِنَ الدِّينِ مَا وَصَّى بِهِ نُوحًا وَالَّذِي أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ وَمَا وَصَّيْنَا بِهِ إِبْرَاهِيمَ وَمُوسَى وَعِيسَى أَنْ أَقِيمُوا الدِّينَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا فِيهِ كَبُرَ عَلَى الْمُشْرِكِينَ مَا تَدْعُوهُمْ إِلَيْهِ اللَّهُ يَجْتَبِي إِلَيْهِ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدِي إِلَيْهِ مَنْ يُنِيبُ
14. وَمَا تَفَرَّقُوا إِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى لَقُضِيَ بَيْنَهُمْ وَإِنَّ الَّذِينَ أُورِثُوا الْكِتَابَ مِنْ بَعْدِهِمْ لَفِي شَكٍّ مُنْرِيبٍ
15. فَلِذَلِكَ فَادْعُ وَاسْتَقِمةْ كَمَا أُمِرْتَ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ وَقُلْ آمَنْتُ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ مِنْ كِتَابٍ وَأُمِرْتُ لِأَعْدِلَ بَيْنَكُمُ اللَّهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْ لَنَا أَعْمَالُنَا وَلَكُمْ أَعْمَالُكُمْ لَا حُجَّةَ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ اللَّهُ يَجْمَعُ بَيْنَنَا وَإِلَيْهِ الْمَصِيرُ
16. وَالَّذِينَ يُحَاجُّونَ فِي اللَّهِ مِنْ بَعْدِ مَا اسْتُجِيبَ لَهُ حُجَّتُهُمْ دَاحِضَةٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ
17. اللَّهُ الَّذِي أَنْزَلَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ وَالْمِيزَانَ وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّ السَّاعَةَ قَرِيبٌ
18. يَسْتَعْجِلُ بِهَا الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِهَا وَالَّذِينَ آمَنُونَ مُشْفِقُونَ مِنْهَا وَيَعْلَمُونَ أَنَّهَا الْحَقُّ أَلَا إِنَّ الَّذِينَ يُمَارُونَ فِي السَّاعَةِ لَفِي ضَلَالٍ بَعِيدٍ
19. اللَّهُ لَطِيفٌ بِعِبَادِهِ يَرْزُقُ مَنْ يَشَاءُ وَهُوَ الْقَويُّ الْعَزِيزُ
20. مَنْ كَانَ يُرِيدُ حَرْثَ الْآخِرَةِ نَزِدْ لَهُ فِي حَرْثِهِ وَمَنْ كَانَ يُرِيدُ حَرْثَ الدُّنْيَا نُؤْتِهِ مِنْهَا وَمَا لَهُ فِي الْآخِرَةِ مِنْ نَصِيبٍ
21. أَمْ لَهُمْ شُرَكَاءُ شَرَعُوا لَهُمْ مِنَ الدِّينِ مَا لَمْ يَأْذَنْ بِهِ اللَّهُ وَلَوْلَا كَلِمَةُ الْفَصْلِ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْ وَإِنَّ الظَّالِمِينَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
22. تَرَى الظَّالِمِينَ مُشْفِقُونَ مِمَّا كَسَبُوا وَهُوَ وَاقِعٌ بِهِمْ وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فِي رِيَاضِ الْجَنَّاتِ لَهُمْ مَا يَشَاءُونَ عِنْدَ رَبِّهِمْ ذَلِكَ هُوَ الْفَضْلُ الْكَبِيرُ
23. ذَلِكَ الَّذِي يُبَشِّرُ اللَّهُ عِبَادَهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ قُلْ لَا أَسْئَلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا إِلَّا الْمَوَدَّةَ فِي الْقُرْبَى وَمَنْ يَقْتَرِفْ حَسَنَةً نَزِدْ لَهُ فِيهَا حُسْنًا إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ شَكُورٌ
24. أَمْ يَقُولُونَ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا فَإِنْ يَشَأِ اللَّهُ يَخْتِمْ عَلَى قَلْبِكَ وَيَمْحُ اللَّهُ الْبَاطِلَ وَيُحِقُّ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ إِنَّهُ عَلِيمٌ بذَاتِ الصُّدُورِ
25. وَهُوَ الَّذِي يَقْبَلُ التَّوْبَةَ عَنْ عِبَادِهِ وَيَعْفُو عَنِ السَّيِّئَاتِ وَيَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ
26. وَيَسْتَجِيبُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَيَزِيدُهُمْ مِنْ فَضْلِهِ وَالْكَافِرُونَ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ
27. وَلَوْ بَسَطَ اللَّهُ الرِّزْقَ لِعِبَادِهِ لَبَغَوْا فِي الْأَرْضِ وَلَكِن يُنَزِّلُ بِقَدَرٍ مَا يَشَاءُ إِنَّهُ بِعِبَادِهِ خَبِيرٌ بَصِيرٌ
28. وَهُوَ الَّذِي يُنَزِّلُ الْغَيْثَ مِنْ بَعْدِ مَا قَنَطُوا وَيَنْشُرُ رَحْمَتَهُ وَهُوَ الْوَلِيُّ الْحَمِيدُ
29. وَمِنْ آيَاتِهِ خَلْقُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَثَّ فِيهِمَا مِنْ دَابَّةٍ وَهُوَ عَلَى جَمْعِهِذِمْ إِذَا يَشَاءُ قَدِيرٌ
30. وَمَا أَصَابَكُمْ مِنْ مُصِيبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ أَيْدِيكُمْ وَيَعْفُو عَنْ كَثِيرٍ
31. وَمَا أَنْتُمْ بِمُعْجِزِينَ فِي الْأَرْضِ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصِيرٍ
32. وَمِنْ آيَاتِهِ الْجَوَارِ فِي الْبَحْرِ كَالْأَعْلَامِ
33. إِنْ يَشَأْ يُسْكِنِ الرِّيحَ فَيَظْلَلْنَ رَوَاكِدَ عَلَى ظَهْرِهِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ
34. أَوْ يُوبِقْهُنَّ بِمَا كَسَبُوا وَيَعْفُ عَنْ كَثِيرٍ
35. وَيَعْلَمَ الَّذِينَ يُجَادِلُونَ فِي آيَاتِنَا مَا لَهُمْ مِنْ مَحِيصٍ
36. فَمَا أُوتِيجْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَمَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَمَا عِنْدَ اللَّهِ خَيْرٌ وَلَبَقْيٌ لِلَّذِينَ آمَنُوا وَعَلَى رَبِّهِمْ تَوَكَّلُونَ
37. وَالَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَائِرَ الْإِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ وَإِذَا مَا غَضِبُوا هُمْ يَغْفِرُونَ
38. وَالَّذِينَ اسْتَجَابُوا لِرَبِّهِمْ وَوَاقَمُوا الصَّلَاةَ وَأَمْرُهُمْ شُورَى بَيْنَهum وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ
39. وَالَّذِينَ إِذَا أَصَابَهُمْ فِيْهِ حَبْيٌ هُمْ يَنْتَصِرُونَ
40. وَجَزَاؤُ سَيِّئَةٍ سَيِّئَةٌ مِثْلُفَهَا فَمَنْ عَفا وَأَصْلَحَ فَأَجْرُهُ عَلَى اللَّهِ إِنَّهُ لَا يُحُبُّ الظَّالِمِينَ
41. وَلَمَنِ انْتَصَرَ بَعْدَ ظُلْمِهِ فَأُولَئِكَ مَا لَهُمْ مِنْ عَظْمٍ بَلْ...
42. إِنَّمَا الطَّبِيقُ عَلَى الَّذِينَ يَظْلِمُونَ النَّاسَ وَيَبْغُونَ فِي الْأَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ أُولَئِكَ...
1. Hâ, Mîm.
2. Ayn, Sîn, Kâf.
3. Azîz ve Hakîm olan Allah, sana ve senden öncekilere işte böyle vahyeder.
4. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. O çok yücedir, çok büyüktür.
5. Neredeyse gökler üstlerinden çatlayacak! Melekler Rablerini hamd ile tespih ederler ve yeryüzündekiler için bağışlanma dilerler. İyi bilin ki Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
6. O'nu bırakıp da başka dostlar edinenlere gelince, Allah onları gözetmektedir. Sen onların üzerinde vekil değilsin.
7. İşte böylece şehirlerin anasını [Mekke'yi] ve çevresindekileri uyarman, hakkında hiçbir şüphe olmayan toplanma gününü [kıyameti] haber vermen için sana Arapça bir Kur'an vahyettik. Bir grup cennette, bir grup da alevli cehennemdedir.
8. Eğer Allah dileseydi onları tek bir ümmet yapardı; fakat dilediğini rahmetine sokar. Zalimlerin ise ne bir dostu ne de bir yardımcısı vardır.
9. Yoksa O'ndan başka dostlar mı edindiler? Oysa hakiki dost Allah'tır. Ölüleri dirilten O'dur ve O her şeye kadirdir.
10. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz herhangi bir şeyin hükmü Allah'a kalmıştır. İşte bu, Rabbim olan Allah'tır. O'na güvendim ve yalnız O'na yönelirim.
11. Göklerin ve yerin yaratıcısıdır. Size kendi cinsinizden eşler, davarlardan da çiftler var etmiştir. Bu suretle sizi çoğaltmaktadır. O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
12. Göklerin ve yerin anahtarları O'ndadır. Dilediğine rızkı bollaştırır ve daraltır. Şüphesiz O her şeyi hakkıyla bilendir.
13. O, "Dini ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye Nuh'a emrettiğini, sana vahyettiğini, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya emrettiğini sizin için de din kıldı. Senin onları çağırdığın şey, müşriklere ağır geldi. Allah dilediğini kendisine seçer ve kendisine yöneleni hidayete erdirir.
14. Onlar kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden belirli bir süreye kadar söylenmiş bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında çoktan hüküm verilmiş olurdu. Onlardan sonra Kitaba varis kılınanlar da o konuda derin bir şüphe içindedirler.
15. İşte bunun için sen davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma ve de ki: "Ben Allah'ın indirdiği her kitaba inandım. Aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Bizim Rabbimiz de sizin Rabbiniz de Allah'tır. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz sizedir. Bizimle sizin aranızda bir tartışma yoktur. Allah aramızı bir araya getirecektir; dönüş O'nadır."
16. Allah hakkında -kabul edildikten sonra- delil getirmeye çalışanların delilleri Rableri katında batıldır, geçersizdir. Onlara gazap vardır ve onlara çetin bir azap vardır.
17. Kitab'ı ve mizanı hak ile indiren Allah'tır. Ne bilirsin, belki de kıyamet yakındır.
18. Ahirete inanmayanlar onun acele gelmesini isterler. İnananlar ise ondan tırsarlar ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki, kıyamet hakkında şüphe edenler derin bir sapıklık içindedirler.
19. Allah kullarına karşı lütufkârdır; dilediğini rızıklandırır. O çok güçlüdür, mutlak güç sahibidir.
20. Kim ahiret kazancını istiyorsa, biz onun kazancını artırırız. Kim de dünya kazancını istiyorsa, ona da ondan veririz; fakat onun ahirette bir nasibi yoktur.
21. Yoksa onların, Allah'ın izin vermediği şeyleri din kuralı olarak koyan ortakları mı vardır? Eğer erteleme sözü olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilirdi. Şüphesiz zalimler için elem verici bir azap vardır.
22. Zalimlerin, kazandıklarından ötürü korku içinde olduklarını ve onun başlarına geleceğini görürsün. İnanıp salih ameller işleyenler ise cennet bahçelerindedirler. Rableri katında diledikleri her şey onlarındır. İşte büyük lütuf budur.
23. İşte Allah'ın, inanan ve salih ameller işleyen kullarını müjdelediği budur. De ki: "Ben buna karşılık sizden akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemiyorum." Kim bir iyilik yaparsa, biz onun iyiliğini artırırız. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.
24. Yoksa "O, Allah hakkında yalan uydurdu" mu diyorlar? Eğer Allah dileseydi senin de kalbini mühürlerdi. Allah batılı yok eder ve sözleriyle hakkı gerçekleştirir. Şüphesiz O, kalplerde olanı hakkıyla bilendir.
25. Kullarından tövbe kabul eden, kötülükleri affeden ve yaptıklarınızı bilen O'dur.
26. İnanıp salih ameller işleyenlerin dualarına icabet eder, lütfundan onlara fazlasını verir. Kâfirler için ise çetin bir azap vardır.
27. Eğer Allah kullarına rızkı bollaştırıp yaysaydı, yeryüzünde azgınlık ederlerdi; fakat O, dilediği ölçüde indirir. Şüphesiz O, kullarından haberdardır, onları görmektedir.
28. O, onlar ümitlerini kestikten sonra yağmuru indiren ve rahmetini yayandır. O, dosttur, övgüye layıktır.
29. Göklerin ve yerin yaratılması ile ikisinde yaydığı canlılar O'nun delillerindendir. O, dilediği zaman onları toplamaya da kadirdir.
30. Başınıza gelen her musibet kendi ellerinizin kazandığı yüzündendir;çoğunu da affeder.
31. Siz yeryüzünde [Allah'ı] aciz bırakacak değilsiniz. Sizin Allah'tan başka ne bir dostunuz ne de bir yardımcınız vardır.
32. Denizde dağlar gibi akıp giden gemiler O'nun ayetlerindendir.
33. Eğer dilerse rüzgarı durdurur, onlar da suyun üstünde hareketsiz kalıp kalakalırlar. Şüphesiz bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.
34. Yaptıkları yüzünden onları helak eder, birçoğunu da affeder.
35. Ayetlerimiz hakkında tartışanlar, kendileri için kaçacak hiçbir yer olmadığını bilsinler.
36. Size verilen her şey dünya hayatının geçimliğidir. Allah katında olanlar ise inananlar ve Rablerine güvenenler için daha hayırlı ve kalıcıdır.
37. Onlar ki büyük günahlardan ve hayasızlıklardan kaçınırlar; öfkelendiklerinde de bağışlarlar.
38. Rablerinin çağrısına uyarlar, namazı kılarlar; işleri aralarında istişareyledir; kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.
39. Onların başına bir haksızlık geldiğinde yardımlaşıp haklarını alırlar / direnirler.
40. Kötülüğün karşılığı, onun gibi bir kötülüktür. Ama kim affeder ve barış yoluyla düzeltirse, onun ecri Allah'a aittir. Şüphesiz O zalimleri sevmez.
41. Haklılığa kavuşup zulme uğradıktan sonra hakkını alan kimselere aleyhlerine bir yol yoktur.
42. Ceza ancak insanlara zulmedenler ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenler üzerinedir.
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (15 Adet)
-
الْعَزِيزُ (El-Azîz):
Anlamı: Mutlak güçlü, üstün, yeğin.
Cümle: اللَّهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ (Allah mutlak güçlüdür, hüküm sahibidir.) -
الْحَكِيمُ (El-Hakîm):
Anlamı: Hikmet sahibi, her işi hikmetli olan.
Cümle: إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ حَكِيمٌ (Şüphesiz Allah Alîm'dir, Hakîm'dir.) -
السَّمَاوَاتُ (Es-Semâvât):
Anlamı: Gökler.
Cümle: لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ (Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur.) -
الْأَرْضُ (El-Erd):
Anlamı: Yeryüzü, yer.
Cümle: فَاطِرُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ (Göklerin ve yerin yaratıcısıdır.) -
الْمَلَائِكَةُ (El-Melâike):
Anlamı: Melekler.
Cümle: وَالْمَلَائِكَةُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ (Melekler Rablerini hamd ile tespih ederler.) -
قُرْآن (Kur'ân):
Anlamı: Okunan metin, Kur'an-ı Kerim.
Cümle: أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ قُرْآنًا عَرَبِيًّا (Sana Arapça bir Kur'an vahyettik.) -
جَنَّة (Cennet):
Anlamı: Cennet, bahçe, ebedi mutluluk yurdu.
Cümle: فَرِيقٌ فِي الْجَنَّةِ (Bir grup cennettedir.) -
سَعِير (Saîr):
Anlamı: Alevli ateş, cehennem.
Cümle: وَفَرِيقٌ فِي السَّعِيرِ (Bir grup da alevli cehennemdedir.) -
أُمَّة (Ümmet):
Anlamı: Topluluk, ümmet, millet.
Cümle: لَجَعَلَهُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً (Onları tek bir ümmet yapardı.) -
رَحْمَة (Rahmet):
Anlamı: Merhamet, rahmet, bağışlama.
Cümle: يُدْخِلُ مَنْ يَشَاءُ فِي رَحْمَتِهِ (Dilediğini rahmetine sokar.) -
مَوْتَى (Mevtâ):
Anlamı: Ölüler.
Cümle: وَهُوَ يُحْيِي الْمَوْتَى (Ölüleri dirilten O'dur.) -
عِلْم (İlim):
Anlamı: Bilgi, ilim.
Cümle: مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْعِلْمُ (Kendilerine ilim geldikten sonra...) -
كِتَاب (Kitâb):
Anlamı: Yazılı metin, kitap.
Cümle: أَنْزَلَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ (Kitab'ı hak ile indirdi.) -
مِيزَان (Mîzân):
Anlamı: Ölçü, adalet terazisi.
Cümle: أَنْزَلَ الْكِتَابَ وَالْمِيزَانَ (Kitab'ı ve mizanı indirdi.) -
سَاعَة (Sâat):
Anlamı: Kıyamet saati, zaman.
Cümle: لَعَلَّ السَّاعَةَ قَرِيبٌ (Belki de kıyamet yakındır.)
2. Arapça Fiil Örnekleri (15 Adet)
-
يُوحِي (Yûhî):
Kökü: و ح ي / Mazi: أَوْحَى
Cümle: كَذَلِكَ يُوحِي إِلَيْكَ (Sana işte böyle vahyeder.) -
يُسَبِّحُونَ (Yusebbihûne):
Kökü: س ب ح / Mazi: سَبَّحَ
Cümle: وَالْمَلَائِكَةُ يُسَبِّحُونَ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ (Melekler Rablerini tespih ederler.) -
يَسْتَغْفِرُونَ (Yestagfirûne):
Kökü: غ ف ر / Mazi: اِسْتَغْفَرَ
Cümle: وَيَسْتَغْفِرُونَ لِمَنْ فِي الْأَرْضِ (Yeryüzündekiler için bağışlanma dilerler.) -
اتَّخَذُوا (İttekhezû):
Kökü: أ خ ذ / Mazi: اِتَّخَذَ
Cümle: وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ (O'ndan başka dostlar edinenler...) -
يُحْيِي (Yuhyî):
Kökü: ح ي ي / Mazi: أَحْيَا
Cümle: وَهُوَ يُحْيِي الْمَوْتَى (Ölüleri dirilten O'dur.) -
خَلَقَ (Halaqa):
Kökü: خ ل ق / Mazi: خَلَقَ
Cümle: فَاطِرُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ خَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ (Göklerin ve yerin yaratıcısı...) -
يَشَاءُ (Yeşâu):
Kökü: ش ي ئ / Mazi: شَاءَ
Cümle: يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ (Dilediğine rızkı bollaştırır.) -
تَتَفَرَّقُوا (Tefərraqû):
Kökü: ف ر ق / Mazi: تَفَرَّقَ
Cümle: وَلَا تَتَفَرَّقُوا فِيهِ (Onda ayrılığa düşmeyin.) -
أَمِرْتُ / أُمِرْتَ (Emirte / Ümirte):
Kökü: أ م ر / Mazi: أَمَرَ
Cümle: كَمَا أُمِرْتَ (Emrolunduğun gibi...) -
آمَنْتُ (Âmentü):
Kökü: ء م ن / Mazi: آمَنَ
Cümle: قُلْ آمَنْتُ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ (De ki: "İman ettim...") -
يَرْزُقُ (Yerzuku):
Kökü: ر ز ق / Mazi: رَزَقَ
Cümle: يَرْزُقُ مَنْ يَشَاءُ (Dilediğini rızıklandırır.) -
يُبَشِّرُ (Yubeşşiru):
Kökü: ب ش ر / Mazi: بَشَّرَ
Cümle: يُبَشِّرُ اللَّهُ عِبَادَهُ (Allah kullarını müjdeliyor.) -
يَقْبَلُ (Yakbelu):
Kökü: ق ب ل / Mazi: قَبِلَ
Cümle: وَهُوَ الَّذِي يَقْبَلُ التَّوْبَةَ (Tövbeleri kabul eden O'dur.) -
أَصَابَ (Esâbe):
Kökü: ص و ب / Mazi: أَصَابَ
Cümle: وَمَا أَصَابَكُمْ مِنْ مُصِيبَةٍ (Başınıza gelen musibet...) -
عَفَا (Afâ):
Kökü: ع ف و / Mazi: عَفَا
Cümle: فَمَنْ عَفا وَأَصْلَحَ (Kim affeder ve ıslah ederse...)
3. Arapça Edat Örnekleri (Harf-i Cerler Hariç 5 Adet)
-
لَا (Lâ - Olumsuzluk edatı):
Anlamı: -me, -ma, değil, yok.
Cümle: لَا رَيْبَ فِيهِ (Onda hiçbir şüphe yoktur.) -
مَا (Mâ - Olumsuzluk / Mevsul edatı):
Anlamı: Değil, şey, ne.
Cümle: لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ (Göklerde ne varsa O'nundur.) -
أَمْ (Em - İstifham / İtizar edatı):
Anlamı: Yoksa... mı?
Cümle: أَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ (Yoksa O'ndan başka dostlar mı edindiler?) -
إِنْ (İn - Şart edatı):
Anlamı: Eğer.
Cümle: إِنْ يَشَأْ يُسْكِنِ الرِّيحَ (Eğer dilerse rüzgarı durdurur.) -
قَدْ (Kad - Tahkik edatı):
Anlamı: Kesinlikle, -mîş / -di.
Cümle: قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ (Müminler kesinlikle felaha erdi.)
Şûrâ Sûresi 1-42. Ayetler Paragraf, Dilbilgisi ve Kelime Testi



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.