- Ders
- Konular
- Testler
- Arapça Dersler
- Arapça Ders Kitapları
- ☝📖المحمدية📖☝
Kuranla-Arapca-45. Câsiye Sûresi-1-37.ayetler
Câsiye Suresi, Mekke döneminde inmiş olup 37 ayettir. Sure, Kur'an-ı Kerim'in mutlak üstünlük ve hikmet sahibi Allah katından indirildiğini vurgulayarak başlar. Göklerdeki ve yerdeki, gece ile gündüzün ard arda gelmesindeki, insanın ve canlıların yaratılışındaki ilahi delillere dikkat çeker. Ahireti inkâr edenlerin kibirli tutumlarını ve mazeretlerini eleştirir; ilahi adaletin tecelli edeceği kıyamet gününde müminlerin rahmete, zalimlerin ise hüsrana ve cehenneme uğrayacağını ayrıntılı bir şekilde gözler önüne serer.
Câsiye Suresi 1-37. Ayetler (Okuma Parçası)
1. حم
2. تَنْزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
3. إِنَّ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ لَآيَاتٍ لِلْمُؤْمِنِينَ
4. وَفِي خَلْقِكُمْ وَمَا يَبُثُّ مِنْ دَابَّةٍ آيَاتٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ
5. وَاخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَا أَنْزَلَ اللَّهُ مِنَ السَّمَاءِ مِنْ رِزْقٍ فَأَحْيَا بهِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ آيَاتٌ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
6. تِلْكَ آيَاتُ اللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَ اللَّهِ وَآيَاتِهِ يُؤْمِنُونَ
7. وَيْلٌ لِكُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ
8. يَسْمَعُ آيَاتِ اللَّهِ تُتْلَى عَلَيْهِمْ ثُمَّ يُصِرُّ مُسْتَكْبِرًا كَأَنْ لَمْ يَسْمَعْهَا فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
9. وَإِذَا عَلِمَ مِنْ آيَاتِ شَيْئًا اتَّخَذَهَا هُزُوًا أُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُهِينٌ
10. مِنْ وَرَائِهِمْ جَهَنَّمُ وَلَا يُغْنِي عَنْهُمْ مَا كَسَبُوا شَيْئًا وَلَا مَا اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ أَوْلِيَاءَ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
11. هَذَا هُدًى وَالَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِ رَبِّهِمْ لَهُمْ عَذَابٌ مِنْ رِجْزٍ أَلِيمٌ
12. اللَّهُ الَّذِي سَخَّرَ لَكُمُ الْبَحْرَ لِتَجْرِيَ الْفُلْكُ فِيهِ بِأَمْرِهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
13. وَسَخَّرَ لَكُمْ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا مِنْهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
14. قُلْ لِلَّذِينَ آمَنُوا يَغْفِرُوا لِلَّذِينَ لَا يَرْجُونَ أَيَّامَ اللَّهِ لِيَجْزِيَ قَوْمًا بِمَا كانوا يَكْسِبُونَ
15. مَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِنَفْسِهِ وَمَنْ أَسَاءَ فَعَلَيْهَا ثُمَّ إِلَى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ
16. وَلَقَدْ آتَيْنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ وَرَزَقْنَاهُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى الْعَالَمِينَ
17. وَآتَيْنَاهُمْ بَيِّنَاتٍ مِنَ الْأَمْرِ فَمَا اخْتَلَفُوا إِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ إِنَّ رَبَّكَ يَقْضِي بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِيمَا كَانُوا فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
18. ثُمَّ جَعَلْنَاكَ عَلى شَرِيعَةٍ مِنَ الْأَمْرِ فَاتَّبِعْهَا وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَ الَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ
19. إِنَّهُمْ لَنْ يُغْنُوا عَنكَ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا وَإِنَّ الظَّالِمِينَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَاللَّهُ وَلِيُّ الْمُتَّقِينَ
20. هَذَا بَصَائِرُ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ
21. أَمْ حَسِبَ الَّذِينَ اجْتَرَحُوا السَّيِّئَاتِ أَنْ نَجْعَلَهُمْ كَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَوَاءً مَحْيَاهُمْ وَمَمَاتُهُمْ سَاءَ مَا يَحْكُمُونَ
22. وَخَلَقَ اللَّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ وَلِتُجْزَى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
23. أَفَرَأَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ إِلَهَهُ هَوَاهُ وَأَضَلَّهُ اللَّهُ عَلى عِلْمٍ وَخَتَمَ عَلَى سَمْعِهِ وَقَلْبِهِ وَجَعَلَ عَلَى بَصَرِهِ غِشَاوَةً فَمَنْ يَهْدِيهِ مِنْ بَعْدِ اللَّهِ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
24. وَقَالُوا مَا هِيَ إِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَا إِلَّا الدَّهْرُ وَمَا لَهُمْ بِذَلِكَ مِنْ عِلْمٍ إِنْ هُمْ إِلَّا يَظُنُّونَ
25. وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ مَا كَانَ حُجَّتَهُمْ إِلَّا أَنْ قَالُوا ائْتُوا بِآبَائِنَا إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
26. قُلِ اللَّهُ يُحييكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يَجْمَعُكُمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لَا رَيْبَ فِيهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
27. وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَيَوْمَ تَقُومُ السَّقَاعَةُ يَوْمَئِذٍ يَخْسَرُ الْمُبْطِلُونَ
28. وَرَى كُلَّ أُمَّةٍ جَاثِيَةً كُلُّ أُمَّةٍ تُدْعَى إِلَى كِتَابِهَا الْيَوْمَ تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
29. هَذَا كِتَابُنَا يَنْطِقُ عَلَيْكُمْ بِالْحَقِّ إِنَّا كُنْتُنَا نَسْتَنسِخُ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
30. فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُدْخِلُهُمْ رَبُّهُمْ فِي فِي رَحْمَتِهِ ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْمُبِينُ
31. وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا أَفَفَلَمْ تَكُنْ آيَاتِي تُتْلَى عَلَيْكُمْ فَاسْتَكْبَرْتُمْ وَكُنْتُمْ قَوْمًا مُجْرِمِينَ
32. وَإِذَا تُلْكُمَ الْحَقُّ وَأَقَمْتُمُ... وَقِيلَ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ وَالسَّاعَةُ لَا رَيْبَ فِيهِ قُلْتُمْ مَا نَدْرِي مَا السَّاعَةُ إِنْ نَظَدُرُ إِلَّا ظَنًّا وَمَا نَحْنُ بَحْرٍ... وَمَا نَحْنُ بِمُسْتَيْقِنِينَ
33. وَبَدَا لَهُمْ سَيِّئَاتُ مَا عَمِلُوا وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ
34. وَقِيلَ الْيَوْمَ نَنْسَاكُمْ كَمَا نَسِيتُمْ لِقَاءَ يَوْمِكُمْ هذا وَمَأْوَاكُمُ النَّارُ وَمَا لَهُمْ مِنْ عذَابٍ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرِينَ
35. ذَلِكَ بِذَلِكَ بِأَنَّكُمُ اتَّخَذْتُمُ آيَاتُ... اتَّخَذْتُمْ آيَاتِ اللَّهِ هُزُوًا وَغَرَّتْكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا فَالْيَوْمَ تِزْ... فَالْيَوْمَ لَا يُخْرَجُونَ مِنْهَا وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ
36. فَلَمَّا لِلَّهِ الْحَمْدُ رَبِّ السَّمَاوَاتِ وَرَبِّ الْأَرْضِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
37. وَلَهُ الْكِبْرِيَاءُ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
1. Hâ, Mîm.
2. Bu Kitap, mutlak üstünlük sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah katından indirilmiştir.
3. Şüphesiz göklerde ve yerde inananlar için deliller vardır.
4. Sizin yaratılışınızda ve yayıp türettiği canlılarda kesin olarak inanan bir toplum için ibretler vardır.
5. Gece ile gündüzün ard arda gelmesinde, Allah'ın gökten rızık verip yeryüzünü diriltmesinde ve rüzgarları estirmesinde aklını kullananlar için deliller vardır.
6. İşte bunlar Allah'ın ayetleridir; onları sana hak olarak okuyoruz. Artık Allah'tan ve ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar?
7. Vay haline her yalancının, günahkârın!
8. O, Allah'ın kendisine okunan ayetlerini işitir de sonra sanki hiç işitmemiş gibi büyüklük taslayarak direner. Onu elem dolu bir azapla müjdele.
9. Ayetlerimizden bir şey öğrendiğinde onu alaya alır. İşte onlar için hor edici bir azap vardır.
10. Arkalarında cehennem vardır. Kazandıkları şeyler de, Allah'ı bırakıp edindikleri dostlar da onlara hiçbir fayda sağlamayacaktır. Büyük bir azap onlarındır.
11. Bu bir hidayettir. Rablerinin ayetlerini inkâr edenler için ise acıklı bir azap vardır.
12. Allah, emriyle gemilerin yüzmesi ve lütfundan aramanız için denizi hizmetinize vermiştir. Umulur ki şükredersiniz.
13. Göklerde ve yerde ne varsa hepsini sizin hizmetinize vermiştir. Bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.
14. İnananlara söyle, Allah'ın günlerini ummayanları bağışlasınlar; çünkü Allah her topluma kazandıklarına göre karşılık verecektir.
15. Kim yararlı iş yaparsa kendi lehinedir, kim kötülük yaparsa aleyhinedir. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.
16. Andolsun ki İsrailoğullarına Kitap, hüküm ve peygamberlik verdik, onları temiz rızıklarla rızıklandırdık ve alemlere üstün kıldık.
17. Onlara açık deliller verdik. Ama onlar kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Rabbin kıyamet günü aralarında hüküm verecektir.
18. Sonra seni de din hususunda bir şeriat sahibi kıldık; ona uy, bilmeyenlerin arzularına uyma.
19. Çünkü onlar Allah'tan gelebilecek hiçbir şeyi senden savamazlar. Zalimler birbirlerinin dostudurlar; Allah ise takva sahiplerinin dostudur.
20. Bu (Kur'an) insanları aydınlatan basiretler, kesin inanan bir toplum için hidayet ve rahmettir.
21. Yoksa kötülük işleyenler, kendilerini inanıp iyi işler yapanlarla bir tutacağımızı mı sandılar? Hayatları ve ölüm biçimleri nasıl da eşit değil! Ne kötü hüküm veriyorlar!
22. Allah gökleri ve yeri hak ile yaratmıştır ki herkes kazandığı ile karşılık görsün. Onlara haksızlık edilmez.
23. Heva ve hevesini kendine ilah edinen, Allah'ın bir ilim üzerine saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözüne perde çektiği kimseyi gördün mü? Onu Allah'tan başka kim hidayete erdirebilir?
24. Dediler ki: "Hayat ancak dünya hayatımızdan ibarettir; ölürüz ve yaşarız, bizi ancak zaman helak eder." Oysa bu hususta hiçbir bilgileri yoktur, sadece zannederler.
25. Kendilerine ayetlerimiz okunduğunda, "Eğer doğru söylüyorsanız atalarımızı getirin" demekten başka delilleri yoktur.
26. De ki: "Allah sizi diriltir, sonra öldürür, sonra da hakkında şüphe olmayan kıyamet günü toplar." Fakat insanların çoğu bilmezler.
27. Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Kıyamet kopacağı gün batıl peşinde koşanlar hüsrana uğrayacaktır.
28. O gün her ümmeti diz çökmüş görürsün. Herkes kitabına çağrılır: "Bugün yaptıklarınızla cezalandırılacaksınız."
29. "Bu bizim kitabımız aleyhinize hakkı söyler; biz yaptıklarınızı kaydediyorduk."
30. İnanıp iyi işler yapanları Rableri rahmetine kabul eder. İşte apaçık kurtuluş budur.
31. İnkâr edenlere ise: "Ayetlerim size okunmuştu da büyüklük taslayıp günahkâr olmuştunuz değil mi?" denilir.
32. "Allah'ın vaadi haktır ve saatte şüphe yoktur" denildiğinde, "Saat de nedir bilmeyiz, sadece zannediyoruz" derdiniz.
33. Yaptıklarının kötülükleri karşılarına çıkmış ve alaya aldıkları şey onları kuşatmıştır.
34. "Bugün nasıl unuttuysanız, biz de bugün sizi unuttuk. Varanız ateştir ve yardım edeniniz yoktur" denilir.
35. "Bu, ayetleri alaya almanız ve dünya hayatının sizi aldatması yüzündendir." Artık bugün ne ateşten çıkarılırlar ne de özürleri kabul edilir.
36. Hamd, göklerin, yerin ve alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
37. Göklerde ve yerde büyüklük O'na mahsustur. O, azizdir, hakimdir.
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (15 Adet)
- الْكِتَابُ (Kitap): Yazılı metin, Kur'an.
Cümle: تَنْزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللَّهِ (Kitabın indirilmesi Allah'tandır.) - الْعَزِيز (Aziz): Üstün, güçlü.
Cümle: اللَّهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ (Allah aziz ve hakimdir.) - السَّمَاوَات (Semâvât): Gökler.
Cümle: إِنَّ فِي السَّمَاوَاتِ لَآيَاتٍ (Göklerde elbette ayetler vardır.) - الْأَرْض (Ard): Yeryüzü, yer.
Cümle: وَفِي الْأَرْضِ آيَاتٌ لِلْمُوقِنِينَ (Yeryüzünde de kesin inananlar için ayetler vardır.) - آيَات (Ayât): Alametler, deliller.
Cümle: تِلْكَ آيَاتُ اللَّهِ (İşte bunlar Allah'ın ayetleridir.) - اللَّيْل (Leyl): Gece.
Cümle: وَاخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ (Gece ve gündüzün ayrılmasında...) - النَّهَار (Nehâr): Gündüz.
Cümle: يُغْشِي اللَّيْلَ النَّهَارَ (Geceyi gündüze bürür.) - رِزْق (Rızık): Nimet, rızık.
Cümle: وَمَا أَنْزَلَ اللَّهُ مِنَ السَّمَاءِ مِنْ رِزْقٍ (Allah'ın gökten indirdiği rızık...) - بَحْر (Bahr): Deniz.
Cümle: سَخَّرَ لَكُمُ الْبَحْرَ (Denizi sizin hizmetinize verdi.) - فُلْك (Fulk): Gemi.
Cümle: لِتَجْرِيَ الْفُلْكُ فِيهِ (Gemiler onda yüzsün diye.) - عَذَاب (Azâb): Ceza, azap.
Cümle: فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ (Onu acı bir azapla müjdele.) - قَوْم (Kavm): Topluluk, millet.
Cümle: آيَاتٌ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ (İnanan bir toplum için ayetler vardır.) - الْقِيَامَة (Kıyâmet): Kıyamet günü.
Cümle: يَوْمَ الْقِيَامَةِ (Kıyamet günü.) - حَيَاة (Hayât): Yaşam, hayat.
Cümle: إِنْ هِيَ إِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا (Hayat sadece dünya hayatımızdır.) - رَحْمَة (Rahmet): Merhamet, rahmet.
Cümle: فَيُدْخِلُهُمْ رَبُّهُمْ فِي رَحْمَتِهِ (Rableri onları rahmetine koyar.)
2. Arapça Fiil Örnekleri (15 Adet)
- أَنْزَلَ (İndirdi):
Cümle: وَمَا أَنْزَلَ اللَّهُ مِنَ السَّمَاءِ رِزْقًا (Allah gökten rızık indirdi.) - خَلَقَ (Yarattı):
Cümle: وَخَلَقَ اللَّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ (Allah gökleri ve yeri yarattı.) - يُوقِنُونَ (Kesin inanıyorlar):
Cümle: لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ (Kesin inanan bir topluluk için.) - يَعْقِلُونَ (Akıl erdiriyorlar):
Cümle: آيَاتٌ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ (Aklını kullanan bir toplum için deliller vardır.) - يَسْمَعُ (İşitiyor):
Cümle: يَسْمَعُ آيَاتِ اللَّهِ (Allah'ın ayetlerini işitiyor.) - كَفَرُوا (İnkâr ettiler):
Cümle: وَالَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِ رَبِّهِمْ (Rablerinin ayetlerini inkâr edenler.) - سَخَّرَ (Hizmete verdi, musahhar kıldı):
Cümle: اللَّهُ الَّذِي سَخَّرَ لَكُمُ الْبَحْرَ (Denizi sizin hizmetinize veren Allah'tır.) - آمَنُوا (İman ettiler):
Cümle: قُلْ لِلَّذِينَ آمَنُوا (İman edenlere söyle.) - عَمِلَ (Amel etti, yaptı):
Cümle: مَنْ عَمِلَ صَالِحًا (Kim salih amelde bulunursa.) - يَرْجُونَ (Ümit ediyorlar, bekliyorlar):
Cümle: لَا يَرْجُونَ أَيَّامَ اللَّهِ (Allah'ın günlerini ummayanlar.) - تُرْجَعُونَ (Döndürülüyorsunuz):
Cümle: ثُمَّ إِلَى رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ (Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.) - اتَّبِعْ (Tabi ol, uy):
Cümle: فَاتَّبِعْهَا (Ona uy.) - تَقُومُ (Kalkar, kopar):
Cümle: يَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ (Kıyametin koptuğu gün.) - نَمُوتُ (Ölüyoruz):
Cümle: نَمُوتُ وَنَحْيَا (Ölürüz ve yaşarız.) - تُجْزَوْنَ (Cezalandırılıyorsunuz / Karşılık görüyorsunuz):
Cümle: الْيَوْمَ تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ (Bugün yaptıklarınızla cezalandırılıyorsunuz.)
3. Arapça Edat Örnekleri (5 Adet - Harf-i Cer Hariç)
- لَا (Lâ - Olumsuzluk edatı):
Cümle: لَا رَيْبَ فِيهِ (Onda şüphe yoktur.) - مَا (Mâ - Olumsuzluk / İsmi mevsul edatı):
Cümle: وَمَا لَهُمْ بِذَلِكَ مِنْ عِلْمٍ (Bu konuda hiçbir bilgileri yoktur.) - إِنْ (İn - Şart / Olumsuzluk edatı):
Cümle: إِنْ هُمْ إِلَّا يَظُنُّونَ (Onlar ancak zannediyorlar.) - لَنْ (Len - Olumsuz gelecek zaman edatı):
Cümle: إِنَّهُمْ لَنْ يُغْنُوا عَنكَ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا (Onlar senden Allah'a karşı hiçbir şeyi savamayacaklardır.) - هَلْ (Hel - Soru edatı):
Cümle: هَلْ جَزَاءُ الْإِحْسَانِ إِلَّا الْإِحْسَانُ (İhsanın karşılığı ihsandan başka midir?)
Câsiye Suresi 1-37. Ayetler Dilbilgisi ve Kelime Testi



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.