- Ders
- Konular
- Testler
- Arapça Dersler
- Arapça Ders Kitapları
- ☝📖المحمدية📖☝
Kuranla-Arapca-44. Duhân Sûresi-1-59.ayetler
Duhân Suresi, Mekke döneminde inmiş olup 59 ayetten oluşmaktadır. Adını 10. ayette geçen ve kıyamet alametlerinden ya da kıtlık olayından bahsedilen "duhan" (duman) kelimesinden almıştır. Surede temel olarak Kur'an'ın mübarek bir gecede (Kadir Gecesi) indirildiği, tevhid inancı, Hz. Musa ve Firavun kıssasıyla inkarcıların uğrayacağı acı akıbet, cehennem azabı ile müminlerin cennet nimetleriyle mükafatlandırılacağı hususları ele alınmaktadır.
Duhân Suresi 1-59. Ayetler (Okuma Parçası)
1. حم
2. وَالْكِتَابِ الْمُبِينِ
3. إِنَّا أَنْزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةٍ مُبَارَكَةٍ إِنَّا كُنَّا مُنْذِرِينَ
4. فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ
5. أَمْراً مِنْ عِنْدِنَا إِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ
6. رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
7. رَبِّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا إِنْ كُنْتُمْ مُوقِنِينَ
8. لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ يُحْيِي وَيُمِيتُ رَبُّكُمْ وَرَبُّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ
9. بَلْ هُمْ فِي شَكٍّ يَلْعَبُونَ
10. فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبِينٍ
11. يَغْشَى النَّاسَ هَذَا عَذَابٌ أَلِيمٌ
12. رَبَّنَا اكْشِفْ عَنَّا الْعَذَابَ إِنَّا مُؤْمِنُونَ
13. أَنَّى لَهُمُ الذِّكْرَى وَقَدْ جَاءَهُمْ رَسُولٌ مُبِينٌ
14. ثُمَّ تَوَلَّوْا عَنْهُ وَقَالُوا مُعَلَّمٌ مَجْنُونٌ
15. إِنَّا كَاشِفُو الْعَذَابِ قَلِيلاً إِنَّكُمْ عَائِدُونَ
16. يَوْمَ نَبْطِشُ الْبَطْشَةَ الْكُبْرَى إِنَّا مُنْتَقِمُونَ
17. وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَاءَهُمْ رَسُولٌ كَرِيمٌ
18. أَنْ أَدُّوا إِلَيَّ عِبَادَ اللَّهِ إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
19. وَأَنْ لَا تَعْلُوا عَلَى اللَّهِ إِنِّي آتِيكُمْ بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ
20. وَإِنِّي عُذْتُ بِرَبِّي وَرَبِّكُمْ أَنْ تَرْجُمُونِ
21. وَإِنْ لَمْ تُؤْمِنُوا لِي فَاعْتَزِلُونِ
22. فَدَعَا رَبَّهُ أَنَّ هَؤُلَاءِ قَوْمٌ مُجْرِمُونَ
23. فَأَسْرِ بِعِبَادِي لَيْلاً إِنَّكُمْ مُتَّبَعُونَ
24. وَاتْرُكِ الْبَحْرَ رَهْواً إِنَّهُمْ جُنْدٌ مُغْرَقُونَ
25. كَمْ تَرَكُوا مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ
26. وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ
27. وَنَعْمَةٍ كَانُوا فِيهَا فَاكِهِينَ
28. كَذَلِكَ وَأَوْرَثْنَاهَا قَوْماً آخَرِينَ
29. فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ السَّمَاءُ وَالْأَرْضُ وَمَا كَانُوا مُنْظَرِينَ
30. وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ مِنَ الْعَذَابِ الْمُهِينِ
31. مِنْ فِرْعَوْنَ إِنَّهُ كَانَ عَالِيًا مِنَ الْمُسْرِفِينَ
32. وَلَقَدِ اخْتَرْنَاهُمْ عَلَى عِلْمٍ عَلَى الْعَالَمِينَ
33. وَآتَيْنَاهُمْ مِنَ الْآيَاتِ مَا فِيهِ بَلَاؤُا مُبِينٌ
34. إِنَّ هَؤُلَاءِ لَيَقُولُونَ
35. إِنْ هِيَ إِلَّا مَوْتَتُنَا الْأُولَى وَمَا نَحْنُ بِمُنْشَرِينَ
36. فَأْتُوا بِآبَائِنَا إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
37. أَهُمْ خَيْرٌ أَمْ قَوْمُ تُبَّعٍ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ أَهْلَكْنَاهُمْ إِنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِمِينَ
38. وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبِينَ
39. مَا خَلَقْنَاهُمَا إِلَّا بِالْحَقِّ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
40. إِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ مِيقَاتُهُمْ أَجْمَعِينَ
41. يَوْمَ لَا يُغْنِي مَوْلًى عَنْ مَوْلًى شَيْئاً وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ
42. إِلَّا مَنْ رَحِمَ اللَّهُ إِنَّهُ هُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ
43. إِنَّ شَجَرَتَ الزَّقُّومِ
44. طَعَامُ الْأَثِيمِ
45. كَالْمُهْلِ يَغْلِي فِي الْبُطُونِ
46. كَغَلْيِ الْحَمِيمِ
47. خُذُوهُ فَاعْتِلُوهُ إِلَى سَوَاءِ الْجَحِيمِ
48. ثُمَّ صُبُّوا فَوْقَ رَأْسِهِ مِنْ عَذَابِ الْحَمِيمِ
49. ذُوقْ إِنَّكَ أَنْتَ الْعَزِيزُ الْكَرِيمُ
50. إِنَّ هَذَا مَا كُنْتُمْ بِهِ تَمْتَرُونَ
51. إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي مَقَامٍ أَمِينٍ
52. فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ
53. يَلْبَسُونَ مِنْ سُنْدُسٍ وَإِسْتَبْرَقٍ مُتَقَابِلِينَ
54. كَذَلِكَ وَزَوَّجْنَاهُمْ بِحُورٍ عِينٍ
55. يَدْعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَاكِهَةٍ آمِنِينَ
56. لَا يَذُوقُونَ فِيهَا الْمَوْتَ إِلَّا الْمَوْتَةَ الْأُولَى وَوَقَاهُمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ
57. فَضْلاً مِنْ رَبِّكَ ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
58. فَإِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
59. فَارْتَقِبْ إِنَّهُمْ مُرْتَقِبُونَ
1. Hâ, Mîm.
2. Andolsun o apaçık Kitap'a ki,
3. Biz onu mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz uyarıcıyız.
4. O gecede her hikmetli iş ayrılır (belirlenir).
5. Katımızdan bir emirle. Şüphesiz biz elçiler göndermekteyiz.
6. Rabbinizden bir rahmet olarak. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, bilendir.
7. Eğer kesin olarak inanıyorsanız; göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir.
8. Ondan başka ilah yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbinizdir, önceki atalarınızın da Rabbidir.
9. Fakat onlar şüphe içinde eğlenmektedirler.
10. Öyleyse göğün, apaçık bir duman getireceği günü gözle.
11. O, insanları bürür. "Bu, acıklı bir azaptır" denilir.
12. Ey Rabbimiz! Bizden bu azabı kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz.
13. Nerede onlarda öğüt almak? Halbuki kendilerine apaçık bir resul gelmişti.
14. Sonra ondan yüz çevirdiler ve, "Bu öğretilmiş bir delidir" dediler.
15. Şüphesiz biz azabı birazcık kaldıracağız, ama siz yine (eski haline) döneceksiniz.
16. O büyük şiddetle çarpacağımız günü düşün! Şüphesiz biz intikam alıcıyız.
17. Andolsun, onlardan önce Firavun kavmini de sınamıştık. Onlara da değerli bir elçi gelmişti.
18. Şöyle ki: "Allah'ın kullarını bana teslim edin. Şüphesiz ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
19. Ve "Allah'a karşı büyüklük taslamayın. Şüphesiz ben size apaçık bir delil getiriyorum."
20. Ve "Şüphesiz ben, beni taşa tutmanızdan, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığınırım."
21. Ve "Eğer bana inanmıyorsanız, hemen benden uzak durun."
22. Bunun üzerine Rabbine, "Bunlar suçlu bir kavimdir" diye dua etti.
23. Ona denildi ki: "Kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz."
24. "Denizi sakin bırak. Şüphesiz onlar boğulacak bir ordudur."
25. Geride nice bahçeler, pınarlar bıraktılar!
26. Nice ekinler, güzel yerler/makamlar!
27. Ve içinde sefa sürdükleri nice nimetler!
28. İşte böyle! Onları başka bir kavme miras bıraktık.
29. Gök ve yer onların arkasından ağlamadı ve onlara mühlet de verilmedi.
30. Andolsun, İsrailoğullarını o hor and hakir edici azaptan kurtardık.
31. Firavun'dan. Şüphesiz o, büyüklük taslayanlardan ve haddi aşanlardandı.
32. Andolsun onları, bir bilgi üzere âlemlere üstün kıldık.
33. Onlara içinde apaçık bir imtihan bulunan mucizeler verdik.
34. Şüphe yok ki şu kâfirler şకో söylüyorlar:
35. "Bizim ilk ölümümüzden başka bir şey yoktur, biz diriltilecek değiliz."
36. "Eğer doğru söyleyenlerdenseniz, atalarımızı getirin!"
37. Onlar mı daha hayırlıdır, yoksa Tubba' kavmi ve onlardan öncekiler mi? Onları helak ettik; çünkü onlar suçlu kimselerdi.
38. Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.
39. İkisini ancak hak ile yarattık; fakat çokları bunu bilmezler.
40. Şüphesiz o ayırma günü, onların hepsinin buluşma vaktidir.
41. O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz, onlara yardım da edilmez.
42. Allah'ın rahmet ettiği kimseler hariç. Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, merhamet edendir.
43. Şüphesiz zakkum ağacı,
44. Günahkârların yemeğidir.
45. Maden eriyiği gibidir; karınlarda kaynar,
46. Kaynar suyun kaynaması gibi.
47. "Onu tutun da cehennemin ortasına sürükleyin!"
48. "Sonra başının üzerine kaynar su azabından dökün!"
49. "Tat bakalım! Hani sen kendince üstün ve saygındın!"
50. İşte bu, şüphe edip durduğunuz şeydir.
51. Şüphesiz muttakîler güvenli bir makamdadırlar;
52. Bahçelerde ve pınarlarda.
53. İnce ipekten ve parlak atlastan giysiler giyinerek karşılıklı otururlar.
54. İşte böyle! Onları ayrıca iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.
55. Orada güven içinde her meyveyi isteyebilirler.
56. Orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Ve Allah onları cehennem azabından korumuştur.
57. Rabbinizden bir lütuf olarak. İşte bu büyük kurtuluştur.
58. Biz onu (Kur'an'ı) senin dilinle kolaylaştırdık; ta ki düşünüp öğüt alsınlar.
59. Öyleyse gözle, çünkü onlar da gözlemektedirler.
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (15 Adet)
-
الْكِتَاب (El-Kitâb / Kitap):
Anlamı: Yazılı metin, kitap, Kur'an-ı Kerim.
Cümle: وَالْكِتَابِ الْمُبِينِ (Andolsun apaçık Kitap'a.) -
لَيْلَة (Leyle / Gece):
Anlamı: Gece vakti.
Cümle: إِنَّا أَنْزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةٍ مُبَارَكَةٍ (Biz onu mübarek bir gecede indirdik.) -
سَمَاء (Semâ / Gök):
Anlamı: Gökyüzü, sema.
Cümle: فَارْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ (Göğün duman getireceği günü gözle.) -
أَرْض (Ard / Yer):
Anlamı: Yeryüzü, toprak.
Cümle: رَبِّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ (Göklerin ve yerin Rabbidir.) -
رَحْمَة (Rahmet):
Anlamı: Merhamet, lütuf, bağışlama.
Cümle: رَحْمَةً مِنْ رَبِّكَ (Rabbinizden bir rahmet olarak.) -
رَبّ (Rabb):
Anlamı: Terbiye eden, sahip, efendi, Allah.
Cümle: رَبُّكُمْ وَرَبُّ آبَائِكُمُ (Sizin de Rabbinizdir, atalarınızın da.) -
يَوْم (Yevm / Gün):
Anlamı: Zaman dilimi, gün.
Cümle: إِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ مِيقَاتُهُمْ (Şüphesiz ayırma günü onların buluşma vaktidir.) -
دُخَان (Duhân / Duman):
Anlamı: Yükselen duman.
Cümle: تَأْتِي السَّمَاءُ بِدُخَانٍ مُبِينٍ (Gök, apaçık bir duman getirecektir.) -
عَذَاب (Azâb):
Anlamı: İşkence, ceza, acı veren azap.
Cümle: هَذَا عَذَابٌ أَلِيمٌ (Bu, acıklı bir azaptır.) -
رَسُول (Resûl / Elçi):
Anlamı: Elçi, peygamber.
Cümle: وَجَاءَهُمْ رَسُولٌ كَرِيمٌ (Onlara değerli bir elçi gelmişti.) -
بَحْر (Bahr / Deniz):
Anlamı: Büyük su kütlesi, deniz.
Cümle: وَاتْرُكِ الْبَحْرَ رَهْواً (Denizi sakin bırak.) -
جَنَّة (Cenne / Cennet):
Anlamı: Bahçe, cennet.
Cümle: فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ (Bahçelerde ve pınarlardadırlar.) -
شَجَرَة (Şecere / Ağaç):
Anlamı: Ağaç, bitki.
Cümle: إِنَّ شَجَرَتَ الزَّقُّومِ (Şüphesiz zakkum ağacı...) -
مَاء (Mâ / Su):
Anlamı: Su, sıvı.
Cümle: مِنْ عَذَابِ الْحَمِيمِ (Kaynar su azabından...) -
فَوْز (Fevz / Kurtuluş):
Anlamı: Başarı, felah, kurtuluş.
Cümle: ذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ (İşte bu büyük kurtuluştur.)
2. Arapça Fiil Örnekleri (15 Adet)
-
أَنْزَلَ (Enzale / İndirdi):
Cümle: إِنَّا أَنْزَلْنَاهُ فِي لَيْلَةٍ (Biz onu bir gecede indirdik.) -
كَانَ (Kâne / Oldu, idi):
Cümle: إِنَّهُ كَانَ عَالِيًا (Şüphesiz o büyüklük taslayan biriydi.) -
خَلَقَ (Halaka / Yarattı):
Cümle: وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاوَاتِ (Biz gökleri yaratmadık.) -
يُحْيِي (Yuhyî / Diriltiyor):
Cümle: يُحْيِي وَيُمِيتُ (Diriltir ve öldürür.) -
يُمِيتُ (Yumîtu / Öldürüyor):
Cümle: يُحْيِي وَيُمِيتُ رَبُّكُمْ (Rabbiniz diriltir ve öldürür.) -
آمَنَ (Âmene / İnandı):
Cümle: إِنَّا مُؤْمِنُونَ (Şüphesiz biz inandık.) -
جَاءَ (Câe / Geldi):
Cümle: وَقَدْ جَاءَهُمْ رَسُولٌ (Zaten onlara elçi gelmişti.) -
قَالَ (Kâle / Dediyse):
Cümle: وَقَالُوا مُعَلَّمٌ (Ve "Öğretilmiş biridir" dediler.) -
تَرَكَ (Terake / Bıraktı):
Cümle: كَمْ تَرَكُوا مِنْ جَنَّاتٍ (Nice bahçeler bıraktılar!) -
أَكَلَ (Ekele / Yedi):
Cümle: طَعَامُ الْأَثِيمِ (Günahkar yemeği...) -
لَبِسَ (Lebise / Giyindi):
Cümle: يَلْبَسُونَ مِنْ سُنْدُسٍ (İpekten giysiler giyerler.) -
دَعَا (Deâ / Dua etti):
Cümle: فَدَعَا رَبَّهُ (Rabbine dua etti.) -
نَجَّى (Neccâ / Kurtardı):
Cümle: وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ (İsrailoğullarını kurtardık.) -
هَلَكَ (Heleke / Helak oldu):
Cümle: أَهْلَكْنَاهُمْ (Onları helak ettik.) -
ذَاقَ (Zâka / Tattı):
Cümle: لَا يَذُوقُونَ فِيهَا الْمَوْتَ (Orada ölüm tatmazlar.)
3. Arapça Edat Örnekleri (Harf-i Cer Hariç 5 Adet)
-
إِنْ (İn - Şart edatı):
Anlamı: Eğer.
Cümle: إِنْ كُنْتُمْ مُوقِنِينَ (Eğer kesin inanıyorsanız.) -
لَا (Lâ - Olumsuzluk edatı):
Anlamı: Asla, değil, yok.
Cümle: لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ (Ondan başka ilah yoktur.) -
مَا (Mâ - Olumsuzluk / İsmi mevsul edatı):
Anlamı: Değil, şey, ne.
Cümle: وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاوَاتِ (Biz gökleri yaratmadık.) -
قَدْ (Kad - Tahkik / Takrib edatı):
Anlamı: Kesinlikle, -imiz / -di (eylemi pekiştirir).
Cümle: وَلَقَدْ فَتَنَّا (Andolsun sınadık.) -
بَلْ (Bel - İdbâr / İştirak edatı):
Anlamı: Bilakis, aksine.
Cümle: بَلْ هُمْ فِي شَكٍّ (Bilakis onlar şüphe içindedirler.)
Duhân Suresi 1-59. Ayetler Testi (33 Soru)



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.