- Ders
- Konular
- Testler
- Arapça Dersler
- Arapça Ders Kitapları
- ☝📖المحمدية📖☝
Kuranla-Arapca-47. Muhammed Sûresi-1-38. Ayetler
Medine döneminde nazil olan Muhammed Suresi (Medeni surelerden olup 38 ayettir), genel olarak iman edenlerle inkâr edenlerin durumunu kıyaslar. Surede Allah yolunda mücadele edenlerin amellerinin boşa gitmeyeceği, müminlere yardım edileceği, kâfirlerin ise amellerinin boşa çıkarılacağı vurgulanır. Savaş ahkâmı, müminlerin sebat göstermesi, cihadın hikmetleri, kalplerinde hastalık olan münafıkların tutumları, dünya hayatının geçiciliği ve infak bilinci gibi temel konular ele alınmaktadır.
Muhammed Suresi 1-38. Ayetler (Tam Metin ve Çeviri)
1. الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ أَضَلَّ أَعْمَالَهُمْ
2. وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَآمَنُوا بِمَا نُزِّلَ عَلَى مُحَمَّدٍ وَهُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ كَفَّرَ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَأَصْلَحَ بَالَهُمْ
3. ذَلِكَ بِأَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا اتَّبَعُوا الْبَاطِلَ وَأَنَّ الَّذِينَ آمَنُوا اتَّبَعُوا الْحَقَّ مِنْ رَبِّهِمْ كَذَلِكَ يَضْرِبُ اللَّهُ لِلنَّاسِ أَمْثَالَهُمْ
4. فَإِذَا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا فَضَرْبَ الرِّقَابِ حَتَّى إِذَا أَثْخَنْتُمُوهُمْ فَشُدُّوا الْوَثَاقَ فَإِمَّا مَنًّا بَعْدُ وَإِمَّا فِدَاءً حَتَّى تَضَعَ الْحَرْبُ أَوْزَارَهَا ذَلِكَ وَلَوْ يَشَاءُ اللَّهُ لَانْتَصَرَ مِنْهُمْ وَلَكِنْ لِيَبْلُوَ بَعْضَكُمْ بِبَعْضٍ وَالَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَلَنْ يُضِلَّ أَعْمَالَهُمْ
5. سَيَهْدِيهِمْ وَيُصْلِحُ بَالَهُمْ
6. وَيُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ عَرَّفَهَا لَهُمْ
7. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَنْصُرُوا اللَّهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ
8. وَالَّذِينَ كَفَرُوا فَتَعْسًا لَهُمْ وَأَضَلَّ أَعْمَالَهُمْ
9. ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَرِهُوا مَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأَحْبَطَ أَعْمَالَهُمْ
10. أَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ دَمَّرَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَلِلْكَافِرِينَ أَمْثَالُهَا
11. ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ مَوْلَى الَّذِينَ آمَنُوا وَأَنَّ الْكَافِرِينَ لَا مَوْلَى لَهُمْ
12. إِنَّ اللَّهَ يُدْخِلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ وَالَّذِينَ كَفَرُوا يَتَمَتَّعُونَ وَيَأْكُلُونَ كَمَا تَأْكُلُ الْأَنْعَامُ وَالنَّارُ مَثْوًى لَهُمْ
13. وَكَأَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ هِيَ أَشَدُّ قُوَّةً مِنْ قَرْيَتِكَ الَّتِي أَخْرَجَكَ أَهْلُهَا أَهْلَكْنَاهُمْ فَلَا نَاصِرَ لَهُمْ
14. أَفَمَنْ كَانَ عَلَى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّهِ كَمَنْ زُيِّنَ لَهُ سُوءُ عَمَلِهِ وَاتَّبَعُوا أَهْوَاءَهُمْ
15. مَثَلُ الْجَنَّةِ الَّتِي وُعِدَ الْمُتَّقُونَ فِيهَا أَنْهَارٌ مِنْ مَاءٍ غَيْرِ آسِنٍ وَأَنْهَارٌ مِنْ لَبَنٍ لَمْ يَتَغَيَّرْ طَعْمُهُ وَأَنْهَارٌ مِنْ خَمْرٍ لَذَّةٍ لِلشَّارِبِينَ وَأَنْهَارٌ مِنْ عَسَلٍ مُصَفًّى وَلَهُمْ فِيهَا مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ وَمَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْ كَمَنْ هُوَ خَالِدٌ فِي النَّارِ وَسُقُوا مَاءً حَمِيمًا فَقَطَّعَ أَمْعَاءَهُمْ
16. وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُ إِلَيْكَ حَتَّى إِذَا خَرَجُوا مِنْ عِنْدِكَ قَالُوا لِلَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ مَاذَا قَالَ آنِفًا أُولَئِكَ الَّذِينَ كَفَرُوا اتَّبَعُوا الْبَاطِلَ وَأَنَّ الَّذِينَ آمَنُوا اتَّبَعُوا الْحَقَّ مِنْ رَبِّهِمْ
17. وَالَّذِينَ اهْتَدَوْا زَادَهُمْ هُدًى وَآتَاهُمْ تَقْوَاهُمْ
18. فَهَلْ يَنْظُرُونَ إِلَّا السَّاعَةَ أَنْ تَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً فَقَدْ جَاءَ أَشْرَاطُهَا فَأَنَّى لَهُمْ إِذَا جَاءَتْهُمْ ذِكْرَاهُمْ
19. فَاعْلَمْ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ وَمَثْوَاكُمْ
20. وَيَقُولُ الَّذِينَ آمَنُوا لَوْلَا نُزِلَتْ سُورَةٌ فَإِذَا أُنْزِلَتْ سُورَةٌ مُحْكَمَةٌ وَذُكِرَ فِيهَا الْقِتَالُ رَأَيْتَ الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يَنْظُرُونَ إِلَيْكَ نَظَرَ الْمَغْشِيِّ عَلَيْهِ مِنَ الْمَوْتِ فَأَوْلَى لَهُمْ
21. طَاعَةٌ وَقَوْلٌ مَعْرُوفٌ فَإِذَا عَزَمَ الْأَمْرُ فَلَوْ صَدَقُوا اللَّهَ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ
22. فَهَلْ عَسَيْتُمْ إِنْ تَوَلَّيْتُمْ أَنْ تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ وَتَقْطَعُوا أَرْحَامَكُمْ
23. أُولَئِكَ الَّذِينَ لَعَنَهُمُ اللَّهُ فَأَصَمَّهُمْ وَأَعْمَى أَبْصَارَهُمْ
24. أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ الْقُرْآنَ أَمْ عَلَى قُلُوبٍ أَقْفَالُهَا
25. إِنَّ الَّذِينَ ارْتَدُّوا عَلَى أَدْبَارِهِمْ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْهُدَى الشَّيْطَانُ سَوَّلَ لَهُمْ وَأَمْلَى لَهُمْ
26. ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا لِلَّذِينَ كَرِهُوا مَا نَزَّلَ اللَّهُ سَنُطِيعُكُمْ فِي بَعْضِ الْأَمْرِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ إِسْرَارَهُمْ
27. فَكَيْفَ إِذَا تَوَفَّتْهُمُ الْمَلَائِكَةُ يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ وَأَدْبَارَهُمْ
28. ذَلِكَ بِأَنَّهُمُ اتَّبَعُوا مَا أَسْخَطَ اللَّهَ وَكَرِهُوا رِضْوَانَهُ فَأَحْبَطَ أَعْمَالَهُمْ
29. أَمْ حَسِبَ الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ أَنْ لَنْ يُخْرِجَ اللَّهُ أَضْغَانَهُمْ
30. وَلَوْ نَشَاءُ لَأَرَيْنَاكُمُوهُمْ فَلَعَرَفْتَهُمْ بِسِيمَاهُمْ وَلَتَعْرِفَنَّهُمْ فِي لَحْنِ الْقَوْلِ وَاللَّهُ يَعْلَمُ أَعْمَالَكُمْ
31. وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ حَتَّى نَعْلَمَ الْمُجَاهِدِينَ مِنْكُمْ وَالصَّابِرِينَ وَنَبْلُوَ أَخْبَارَكُمْ
32. إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَشَاقُّوا الرَّسُولَ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْهُدَى لَنْ يَضُرَّ اللَّهَ شَيْئًا وَسَيُحْبِطُ أَعْمَالَهُمْ
33. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَلَا تُبْطِلُوا أَعْمَالَكُمْ
34. إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ ثُمَّ مَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ فَلَنْ يَغْفِرَ اللَّهُ لَهُمْ
35. فَلَا تَهِينُوا وَتَدْعُوا إِلَى السَّلْمِ وَأَنْتُمُ الْأَعْلَوْنَ وَاللَّهُ مَعَكُمْ وَلَنْ يَتِرَكُمْ أَعْمَالَكُمْ
36. إِنَّمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَإِنْ تُؤْمِنُوا وَتَتَّقُوا يُؤْتِكُمْ أُجُورَكُمْ وَلَا يَسْأَلْكُمْ أُجُورَكُمْ
37. إِنْ يَسْأَلْكُمُوهَا فَيُحْفِكُمْ تَبْخَلُوا وَيُخْرِجْ أَضْغَانَكُمْ
38. هَأَنْتُمْ هَؤُلَاءِ تُدْعَوْنَ لِتُفْنِقُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَمِنْكُمْ مَنْ يَبْخَلُ وَمَنْ يَبْخَلُ فَإِنَّمَا يَبْخَلُ عَنْ نَفْسِهِ وَاللَّهُ غَنِيٌّ وَأَنْتُمُ الْفُقَرَاءُ وَإِنْ تَتَّوَلَّوْا يَسْتَبْدِلْ قَوْمًا غَيْرَكُمْ ثُمَّ لَا يَكُونُوا أَمْثَالَكُمْ
1. İnkâr edip Allah yolundan alıkoyanların amellerini Allah boşa çıkarrmıştır.
2. İnanıp salih amel işleyenlerin ve Muhammed'e indirilenin -ki o Rablerinden bir gerçektir- iman edenlerin günahlarını Allah örtmüş ve durumlarını düzeltmiştir.
3. Bu, inkâr edenlerin batıla uymaları, inananların ise Rablerinden gelen gerçeğe uymalarından dolayıdır. İşte Allah insanlara misallerini böyle anlatır.
4. Savaşta inkâr edenlerle karşılaştığınızda boyunlarını vurun. Nihayet onları sindirdiğinizde sıkıca bağlayın. Sonra ya karşılıksız salıverin ya da fidye alarak; ta ki savaş ağırlıklarını koysun (savaş sona ersin). İşin aslı budur. Eğer Allah dileseydi onlardan intikam alırdı; fakat sizi birbirinizle denemek istiyor. Allah yolunda öldürülenlerin amellerini asla boşa çıkarmaz.
5. Onları hidayete erdirecek ve hallerini düzeltecektir.
6. Onları, kendilerine tanıttığı cennete sokacaktır.
7. Ey iman edenler! Eğer siz Allah'a yardım ederseniz O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar.
8. İnkâr edenlere gelince; yuh olsun onlara, Allah onların amellerini boşa çıkarmıştır.
9. Bu, onların Allah'ın indirdiğini kerih görmeleri (hoş görmemeleri) yüzündendir; bu yüzden Allah onların amellerini boşa çıkarrmıştır.
10. Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler? Allah onların kökünü kazımıştır. Kâfirlere de onların benzerleri vardır.
11. Bu, şüphe yok ki Allah'ın, inananların mevlası (dostu ve koruyucusu) olmasından, kâfirlerin ise hiçbir mevlası bulunmamasındandır.
12. Şüphesiz Allah, iman edip salih ameller işleyenleri altından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. İnkâr edenler ise dünyada zevk u sefa sürerler, hayvanların yediği gibi yerler; onların varacağı yer ateştir.
13. Seni yurdundan çıkaran kasabadan daha kuvvetli nice kasabalar vardı ki biz onları helak ettik de hiçbir yardımcıları olmadı.
14. Rabbinden açık bir delil üzerinde olan kimse, kötü ameli kendisine süslü gösterilen ve heveslerine uyan kimse gibi midir?
15. Muttakilere vaat edilen cennetin durumu şöyledir: Orada bozulmayan sudan ırmaklar, tadı bozulmayan sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır. Onlar için orada her türlü meyve ve Rablerinden bir bağışlanma vardır. Bu, ateşte ebedi kalacak ve bağırsaklarını parça parça edecek kaynar su içirilen kimselerin durumu gibi olur mu?
16. Onlardan sana kulak verenler de vardır. Yanından çıktıkları zaman kendilerine ilim verilenlere alay yoluyla: "O demin ne söyledi?" derler. İşte onlar Allah'ın kalplerini mühürlediği, batıla uyan kimselerdir.
17. Hidayete erenlere gelince, Allah onların hidayetini artırmış ve onlara takvalarını vermiştir.
18. Artık onlar kıyametin ansızın gelip çatmaısnı mı bekliyorlar? Şüphesiz onun alametleri gelmiştir. Kıyamet gelip çattıktan sonra ibret alıp hatırlamaları onlara ne fayda sağlar?
19. Ey Muhammed! Bil ki, Allah'tan başka ilah yoktur. Günahının bağışlanmasını dile; mümin erkeklerin ve mümin kadınların da. Allah sizin gezip dolaştığınız yeri de konakladığınız yeri de bilir.
20. İnananlar: "Keşke (cihat hakkında) bir sure indirilseydi" derlerdi. Fakat hükmü açık bir sure indirilip de içinde savaştan bahsedildiği zaman, kalplerinde hastalık olanların, ölüm baygınlığı geçiren kimsenin bakışı gibi sana baktığını görürsün. Onlara yakışan da odur!
21. İtaat ve güzel söz söylemek gerekir. İş kesinleşince eğer Allah'a karşı sadık dursalardı, elbette onlar için daha hayırlı olurdu.
22. Demek iş başına gelip yönetimi ele alırsanız yeryüzünde fesat çıkaracak ve akrabalık bağlarını koparacaksınız öyle mi?
23. İşte onlar Allah'ın lanetlediği, kulaklarını sağır ve gözlerini kör ettiği kimselerdir.
24. Onlar Kur'an'ı derinlemesine düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri üzeride kilitler mi var?
25. Şüphesiz kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra arkalarına dönenleri şeytan kışkırtmış ve uzun emeller vermiştir.
26. Bu, onların Allah'ın indirdiğini beğenmeyenlere: "Bazı işlerde size itaat edeceğiz" demelerindendir. Allah onların gizlediklerini bilir.
27. Melekler onların yüzlerine ve arkalarına vurarak canlarını alırken halleri nice olur?
28. Bu, onların Allah'ı gazaplandıran şeylere uymaları ve O'nun rızasını hoş görmemeleri yüzündendir. Bu yüzden Allah amellerini boşa çıkarmıştır.
29. Yoksa kalplerinde hastalık olanlar, Allah'ın onların kinlerini asla ortaya çıkaramayacağını mı sandılar?
30. Eğer dileseydik onları sana gösterirdik; sen onları simalarından tanırdın. Andolsun ki sen onları sözlerinin üslubundan da kesinlikle tanırsın. Allah amellerinizi bilir.
31. Andolsun ki içinizdeki mücahitleri ve sabredenleri ortaya çıkarıncaya ve haberlerinizi imtihan edinceye kadar sizi imtihan edeceğiz.
32. İnkâr edip Allah yolundan alıkoyanlar ve kendilerine hidayet belli olduktan sonra Peygamber'e karşı gelenler, Allah'a hiçbir şekilde zarar veremezler. Allah onların amellerini boşa çıkaracaktır.
33. Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Resûl'e itaat edin ve amellerinizi boşa çıkarmayın.
34. İnkâr edip Allah yolundan alıkoyan, sonra da kâfir olarak ölenleri Allah asla bağışlamayacaktır.
35. Sakın gevşeklik göstermeyin ve üstün durumda iken barışa çağrıda bulunmayın. Allah sizinle beraberdir ve amellerinizi asla eksiltmeyecektir.
36. Şüphesiz dünya hayatı bir oyun ve eğlencedir. Eğer iman eder ve sakınırsanız Allah size ecirlerinizi verir ve sizden mallarınızın tamamını istemez.
37. Eğer onları sizden isteyip de sizi sıkıntıya sokarsa cimrilik edersiniz ve bu da kinlerinizi ortaya çıkarır.
38. İşte sizler, Allah yolunda harcamaya çağrılan kimselersiniz. İçinizden cimrilik edenler var. Kim cimrilik ederse ancak kendi nezdine cimrilik etmiş olur. Allah zengindir, siz ise fakirlersiniz. Eğer O'ndan yüz çevirirseniz yerinize başka bir toplum getirir; sonra onlar sizin gibi olmazlar.
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (15 Adet)
- سَبِيل (Sabîl / Yol):
Anlamı: Yol, yöntem, Allah yolu.
Cümle: وَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ (Allah'ın yolundan alıkoydular.) - عَمَل (Amel / İş):
Anlamı: Eylem, iş, davranış.
Cümle: أَضَلَّ أَعْمَالَهُمْ (Amellerini boşa çıkardı.) - جَنَّة (Cenne / Cennet):
Anlamı: Cennet, bahçe.
Cümle: وَيُدْخِلُهُمُ الْجَنَّةَ (Onları cennete sokacaktır.) - أَرْض (Erd / Yeryüzü):
Anlamı: Yer, yeryüzü, toprak.
Cümle: أَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ (Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı?) - مَوْلَى (Mevlâ / Dost):
Anlamı: Efendi, dost, koruyucu.
Cümle: إِنَّ اللَّهَ مَوْلَى الَّذِينَ آمَنُوا (Şüphesiz Allah, inananların mevlasıdır.) - نَهْر (Nehr / Nehir):
Anlamı: Akarsu, ırmak.
Cümle: تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ (Altından ırmaklar akar.) - قَرْيَة (Karye / Şehir):
Anlamı: Kasaba, şehir, yerleşim yeri.
Cümle: وَكَأَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ (Nice kasabalar var ki...) - قُوَّة (Kuvve / Güç):
Anlamı: Güç, kuvvet, kudret.
Cümle: هِيَ أَشَدُّ قُوَّةً (O, bundan daha güçlü idi.) - مَاء (Mâ' / Su):
Anlamı: Su, sıvı.
Cümle: وَسُقُوا مَاءً حَمِيمًا (Kaynar bir su içirilmişlerdir.) - عِلْم (İlm / İlim):
Anlamı: Bilgi, bilmek.
Cümle: قَالُوا لِلَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ (Kendilerine ilim verilenlere dediler ki...) - سَاعَة (Sâat / Kıyamet):
Anlamı: Saat, kıyamet vakti.
Cümle: فَهَلْ يَنْظُرُونَ إِلَّا السَّاعَةَ (Yoksa onlar kıyametten başkasını mı bekliyorlar?) - ذَنْب (Zenb / Günah):
Anlamı: Günah, suç, kusur.
Cümle: وَاسْتَغْفِرْ لِذَنْبِكَ (Günahının bağışlanmasını dile.) - قَلْب (Kalb / Kalp):
Anlamı: Yürek, kalb.
Cümle: فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ (Kalplerinde hastalık vardır.) - شَيْطَان (Şeytân / Şeytan):
Anlamı: İblis, şeytan, azgın.
Cümle: الشَّيْطَانُ سَوَّلَ لَهُمْ (Şeytan onlara cazip gösterdi.) - رَسُول (Resûl / Elçi):
Anlamı: Elçi, peygamber.
Cümle: أَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ (Allah'a ve Resûl'e itaat edin.)
2. Arapça Fiil Örnekleri (15 Adet)
- كَفَرَ (Kefere / İnkar etti):
Kökü: ك ف ر
Cümle: الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا (İnkar edip alıkoyanlar...) - آمَنَ (Âmene / İman etti):
Kökü: ء م ن
Cümle: وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ (İnanıp salih ameller işleyenler...) - أَصْلَحَ (Aslaha / Düzeltti):
Kökü: ص ل ح
Cümle: وَأَصْلَحَ بَالَهُمْ (Hallerini düzeltti.) - اتَّبَعَ (İttabea / Tabi oldu):
Kökü: ت ب ع
Cümle: اتَّبَعُوا الْبَاطِلَ (Batıla uydular.) - نَصَرَ (Nasara / Yardım etti):
Kökü: ن ص ر
Cümle: إِنْ تَنْصُرُوا اللَّهَ يَنْصُرْكُمْ (Eğer Allah'a yardım ederseniz O da size yardım eder.) - سَارَ (Sâre / Yürüdü):
Kökü: س ي ر
Cümle: أَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ (Yeryüzünde yürümediler mi?) - دَمَّرَ (Demmere / Helak etti):
Kökü: د م ر
Cümle: دَمَّرَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ (Allah onları helak etti.) - أَخْرَجَ (Ahrece / Çıkardı):
Kökü: خ ر ج
Cümle: الَّتِي أَخْرَجَكَ أَهْلُهَا (Halkının seni çıkardığı yer...) - وَعَدَ (Vaede / Vaat etti):
Kökü: و ع د
Cümle: وُعِدَ الْمُتَّقُونَ (Muttakilere vaat edilmiştir.) - خَرَجَ (Harace / Çıktı):
Kökü: خ ر ج
Cümle: حَتَّى إِذَا خَرَجُوا مِنْ عِنْدِكَ (Yanından çıktıkları zaman...) - عَلِمَ (Alime / Bildi):
Kökü: ع ل م
Cümle: وَاللَّهُ يَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ (Allah dönüp dolaştığınız yeri bilir.) - أَفْسَدَ (Efsede / Fesat çıkardı):
Kökü: ف س د
Cümle: أَنْ تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ (Yeryüzünde fesat çıkarasınız diye mi?) - لَعَنَ (Laane / Lanet etti):
Kökü: ل ع ن
Cümle: لَعَنَهُمُ اللَّهُ (Allah onları lanetlemiştir.) - بَخِلَ (Bahile / Cimrilik etti):
Kökü: ب خ ل
Cümle: فَمِنْكُمْ مَنْ يَبْخَلُ (İçinizden cimrilik edenler vardır.) - سَأَلَ (Saele / Sordu, istedi):
Kökü: س ء ل
Cümle: وَلَا يَسْأَلْكُمْ أُجُورَكُمْ (Sizden ücretlerinizi istemez.)
3. Arapça Edat Örnekleri (Harf-i Cerler Hariç 5 Adet)
- لَا (Lâ - Olumsuzluk edatı):
Anlamı: -mez / -maz, değil, yok.
Cümle: لَا مَوْلَى لَهُمْ (Onların hiçbir koruyucusu yoktur.) - إِنْ (İn - Şart edatı):
Anlamı: Eğer, se / sa.
Cümle: إِنْ تَنْصُرُوا اللَّهَ يَنْصُرْكُمْ (Eğer Allah'a yardım ederseniz O da size yardım eder.) - قَدْ (Kad - Tahkik / pekiştirme edatı):
Anlamı: Kesinlikle, -Miş / -di (fiilin önüne gelerek vurgu katar).
Cümle: فَقَدْ جَاءَ أَشْرَاطُهَا (Kuşkusuz alametleri gelmiştir.) - مَا (Mâ - Olumsuzluk / Mevsul edatı):
Anlamı: -dığı şey, değil.
Cümle: مَاذَا قَالَ آنِفًا (Az önce ne söyledi?) - سَـ (Se- / İstikbal edatı):
Anlamı: Gelecek zaman eki (-ecek / -acak).
Cümle: سَنُطِيعُكُمْ فِي بَعْضِ الْأَمْرِ (Bazı işlerde size itaat edeceğiz.)
Muhammed Suresi 1-38. Ayetler Testi (33 Soru)



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.