- Ders
- Konular
- Testler
- Arapça Dersler
- Arapça Ders Kitapları
- ☝📖المحمدية📖☝
Kuranla-Arapca-51. Zâriyât Sûresi-1-60.ayetler
Zâriyât Suresi, Mekke döneminde inmiş olup 60 ayettir. Adını ilk ayette geçen ve esintilerle savuran rüzgârlar anlamına gelen "ez-Zâriyât" kelimesinden almıştır. Sûrenin ana teması tevhid, öldükten sonra diriliş (ahiret), kıyamet sahneleri ve Allah'ın kainattaki sonsuz kudret delilleridir. Ayrıca Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. Nuh, Âd ve Semûd kavimlerinin kıssalarına yer verilerek inkârcıların akıbetleri gözler önüne serilir. İnsanların ve cinlerin yalnızca Allah'a ibadet etmek için yaratıldığı gerçeği vurgulanır.
Zâriyât Suresi 1-60. Ayetler (Okuma Parçası)
1. وَالذَّارِيَاتِ ذَرْوًا
2. فَالْحَامِلَاتِ وِقْرًا
3. فَالْجَارِيَاتِ يُسْرًا
4. فَالْمُقَسِّمَاتِ أَمْرًا
5. إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌ
6. وَإِنَّ الدِّينَ لَوَاقِعٌ
7. وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الْحُبُكِ
8. إِنَّكُمْ لَفِي قَوْلٍ مُخْتَلِفٍ
9. يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ أُفِكَ
10. قُتِلَ الْخَرَّاصُونَ
11. الَّذِينَ هُمْ فِي غَمْرَةٍ سَاهُونَ
12. يَسْأَلُونَ أَيَّانَ يَوْمُ الدِّينِ
13. يَوْمَ هُمْ عَلَى النَّارِ يُفْتَنُونَ
14. ذُوقُوا فِتْنَتَكُمْ هَذَا الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تَسْتَعْجِلُونَ
15. إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ
16. آخِذِينَ مَا آتَاهُمْ رَبُّهُمْ إِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذَلِكَ مُحْسِنِينَ
17. كَانُوا قَلِيلًا مِنَ اللَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ
18. وَبِالْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ
19. وَفِي أَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّائِلِ وَالْمَحْرُومِ
20. وَفِي الْأَرْضِ آيَاتٌ لِلْمُوقِنِينَ
21. وَفِي أَنْفُسِكُمْ أَفَلَا تُبْصِرُونَ
22. وَفِي السَّمَاءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ
23. فَوَرَبِّ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ إِنَّهُ لَحَقٌّ مِثْلَ مَا أنَّكُمْ تَنْطِقُونَ
24. هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَاهِيمَ الْمُكْرَمِينَ
25. إِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَامًا قَالَ سَلَامٌ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ
26. فَرَاغَ إِلَى أَهْلِهِ فَجَاءَ بِعِجْلٍ سَمِينٍ
27. فَقَرَّبَهُ إِلَيْهِمْ قَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
28. فَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةً قَالُوا لَا تَخْفَ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَامٍ عَلِيمٍ
29. فَأَقْبَلَتِ امْرَأَتُهُ فِي صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقِيمٌ
30. قَالُوا كَذَلِكَ قَالَ رَبُّكِ إِنَّهُ هُوَ الْحَكِيمُ الْعَلِيمُ
31. قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ
32. قَالُوا إِنَّا أُرْسِلْنَا إِلَى قَوْمٍ مُجْرِمِينَ
33. لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ طِينٍ
34. مُسَوَّمَةً عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفِينَ
35. فَأَخْرَجْنَا مَنْ كَانَ فِيهَا مِنَ الْمُؤْمِنِينَ
36. فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِنَ الْمُسْلِمِينَ
37. وَتَرَكْنَا فِيهَا آيَةً لِلَّذِينَ يَخَافُونَ الْعَذَابَ الْأَلِيمَ
38. وَفِي مُوسَى إِذْ أَرْسَلْنَاهُ إِلَى فِرْعَوْنَ بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ
39. فَتَوَلَّى بِرُكْنِهِ وَقَالَ سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ
40. فَأَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌ
41. وَفِي عَادٍ إِذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الرِّيحَ الْعَقِيمَ
42. مَا تَذَرُ مِنْ شَيْءٍ أَتَتْ عَلَيْهِ إِلَّا جَعَلَتْ كَالرَّ/مِيمِ
43. وَفِي ثَمُودَ إِذْ قِيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا حَتَّى حِينٍ
44. فَعَتَوْا عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ فَأَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ وَهُمْ يَنْظُرُونَ
45. فَمَا اسْتَطَاعُوا مِنْ قِيَامٍ وَمَا كَانُوا مُنْتَصِرِينَ
46. وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ
47. وَالسَّمَاءَ بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ
48. وَالْأَرْضَ فَرَشْنَاهَا فَنِعْمَ الْمَاهِدُونَ
49. وَمِنْ كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
50. فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ إِنِّي لَكُمْ مِنْهُ نَذِيرٌ مُبِينٌ
51. وَلَا تَجْعَلُوا مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ إِنِّي لَكُمْ مِنْهُ نَذِيرٌ مُبِينٌ
52. كَذَلِكَ مَا أَتَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا قَالُوا سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ
53. أَتَوَاصَوْا بِهِمْ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ
54. فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَا أَنْتَ بِمَلُومٍ
55. وَذَكِّرْ فَإنَّ الذِّكْرَى تَنْفَعُ الْمُؤْمِنِينَ
56. وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
57. مَا أُرِيدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ وَمَا أُرِيدُ أنْ يُطْعِمُونِ
58. إِنَّ اللَّهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ
59. فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا ذَنوبًا مِثْلَ ذَنوبِ أَصْحَابِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونَ
60. فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ جَئلوا جَعَلُوا لِلَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ وَيْلٍ مَوْيِلِهِمُ الَّذِي يُوعَدُونَ
1. Tozutup savuran rüzgârlara andolsun,
2. Yük taşıyanlara (bulutlara),
3. Kolayca akıp gidenlere (gemilere/yıldızlara),
4. İşi taksim edenlere andolsun ki,
5. Size vaad olunan elbette doğrudur.
6. Ve ceza/hesap günü kesinlikle gerçekleşecektir.
7. Sağlam yollara/örgüklere sahip göğe andolsun ki,
8. Şüphesiz siz çelişkili bir söz içindesiniz.
9. O (Kur'an/gerçek) zihnî bulantıyla saptırılan kimseden uzak tutulur.
10. Kahrolsun o yalancılar (ve zan sahipleri)!
11. Onlar cehalet ve gaflet içinde boğulmuş kimselerdir.
12. "Hesap günü ne zamandır?" diye sorarlar.
13. O gün onlar ateşin üzerinde azap göreceklerdir.
14. "Tadın azabınızı! İşte acele isteyip durduğunuz şey budur." denilir.
15. Şüphesiz muttakîler cennetler ve pınarlar içindedirler.
16. Rablerinin kendilerine verdiklerini almaktadırlar. Çünkü onlar bundan önce iyilik eden kimselerdi.
17. Onlar gecenin pek az kısmında uyurlardı.
18. Ve seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi.
19. Mallarında isteyen ve mahrum kalıp isteyemeyenler için bir hak vardı.
20. Kesin olarak inananlar için yeryüzünde nice deliller vardır.
21. Kendi nefislerinizde de öyle. Hâlâ görmüyor musunuz?
22. Rızcınız ve size vaad olunanlar göktedir.
23. Gök ve yerin Rabbine andolsun ki o, sizin konuşmanızın gerçek olması gibi kesin bir gerçektir.
24. İbrahim'in şerefli misafirlerinin haberi sana geldi mi?
25. Hani o misafirler yanına girip "Selâm!" demişlerdi. İbrahim de "Selâm, tanınmamış bir topluluk!" demişti.
26. Hemen ailesine gidip semiz bir buzağı getirdi.
27. Onu önlerine yaklaştırıp "Yemez misiniz?" dedi.
28. Onlardan dolayı içinde bir korku hissetti. Onlar, "Korkma!" dediler ve onu bilgin bir oğul ile müjdelediler.
29. Bunun üzerine karısı bağırtıyla geldi, yüzüne vurdu ve "Ben kısır bir kocakarıyım!" dedi.
30. Dediler ki: "Rabbin böyle buyurdu. Şüphesiz O hüküm sahibidir, alimdir."
31. İbrahim: "Ey elçiler, haydi işiniz nedir?" dedi.
32. Dediler ki: "Biz suçlu bir kavme gönderildik."
33. "Üzerlerine çamurdan pişirilmiş taşlar yağdırmak için."
34. "Haddi aşanlar için Rabbin katında işaretlenmiştir."
35. Orada bulunan müminleri çıkardık.
36. Orada bir evden başka müslüman bulamadık.
37. Can yakıcı azaptan korkanlar için orada bir ibret bıraktık.
38. Musa'da da (ibretler vardır). Hani onu apaçık bir delille Firavun'a göndermiştik.
39. Firavun gücüne güvenerek sırt çevirmiş ve "Bu bir sihirbazdır veya delidir" demişti.
40. Bunun üzerine onu ve ordularını yakaladık ve onları denize attık. O kınanacak durumdaydı.
41. Âd kavminde de (ibret vardır). Hani üzerlerine o kök kurutan rüzgârı göndermiştik.
42. Üzerine geldiği hiçbir şeyi bırakmıyor, onu kül gibi ufalıyordu.
43. Semûd kavminde de (ibret vardır). Hani onlara "Bir süreye kadar yararlanın" denilmişti.
44. Rablerinin emrine başkaldırdılar, bakıp dururken onları yıldırım çarpıverdi.
45. Ne ayağa kalkmaya güçleri yetebildi ne de kendilerine yardım edebildiler.
46. Daha önce Nuh'un kavmini de (helak etmiştik). Çünkü onlar yoldan çıkmış bir topluluktu.
47. Göğü kudretimizle kurduk ve şüphesiz bizim gücümüz yeter.
48. Yeryüzünü de döşedik. Ne güzel döşeyiciyiz!
49. Düşünüp ibret alasınız diye her şeyden çift çift yarattık.
50. O halde Allah'a koşun. Şüphesiz ben size O'nun tarafından verilmiş apaçık bir uyarıcıyım.
51. Allah ile birlikte başka bir ilah edinmeyin. Şüphesiz ben size O'nun tarafından verilmiş apaçık bir uyarıcım.
52. Onlardan öncekilere de ne zaman bir elçi geldiyse mutlaka "O bir sihirbazdır veya delidir" dediler.
53. Bunu birbirlerine tavsiye mi ettiler? Bilakis onlar azgın bir topluluktur.
54. Onlardan yüz çevir; artık sen kınanacak değilsin.
55. Öğüt ver; çünkü öğüt müminlere fayda verir.
56. Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk/ibret etsinler diye yarattım.
57. Ben onlardan bir rızık istemiyorum, beni doyurmalarını da istemiyorum.
58. Şüphesiz Allah, rızık verendir, metin kuvvet sahibidir.
59. Kuşkusuz zulmedenler için de (geçmiş) arkadaşlarının payı gibi bir azap payı vardır. Artık benden acele istemesinler.
60. O inkar edenlerin başlarına gelecek o günlerinden dolayı vay hâllerine!
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (15 Adet)
-
ذَارِيَات (Zâriyât / Savuranlar):
Anlamı: Tozutup savuran rüzgârlar.
Cümle: وَالذَّارِيَاتِ ذَرْوًا (Savuran rüzgârlara andolsun.) -
وِقْر (Vikr):
Anlamı: Yük, ağırlık.
Cümle: فَالْحَامِلَاتِ وِقْرًا (Ağır bir yük taşıyanlara andolsun.) -
أَمْر (Emr / İş):
Anlamı: İş, emir, husus.
Cümle: فَالْمُقَسِّمَاتِ أَمْرًا (İşi taksim edenlere andolsun.) -
دِين (Dîn):
Anlamı: Hesap günü, ceza, din.
Cümle: وَإِنَّ الدِّينَ لَوَاقِعٌ (Şüphesiz hesap günü elbette gerçekleşecektir.) -
سَمَاء (Semâ):
Anlamı: Gök, gökyüzü.
Cümle: وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الْحُبُكِ (Sağlam yollara sahip göğe andolsun.) -
قَوْل (Kavl):
Anlamı: Söz, kelam.
Cümle: إِنَّكُمْ لَفِي قَوْلٍ مُخْتَلِفٍ (Şüphesiz siz çelişkili bir söz içindesiniz.) -
غَمْرَة (Gamrah):
Anlamı: Cehalet, dalalet, körlük, gaflet denizi.
Cümle: الَّذِينَ هُمْ فِي غَمْرَةٍ سَاهُونَ (Onlar bir gaflet içinde dalıp gitmişlerdir.) -
نَار (Nâr):
Anlamı: Ateş.
Cümle: يَوْمَ هُمْ عَلَى النَّارِ يُفْتَنُونَ (O gün onlar ateşin üzerinde azap göreceklerdir.) -
جَنَّة (Cenneh):
Anlamı: Cennet, bahçe.
Cümle: إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ (Şüphesiz takva sahipleri cennetler ve pınarlar içindedir.) -
لَيْل (Leyl):
Anlamı: Gece.
Cümle: كَانُوا قَلِيلًا مِنَ اللَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ (Onlar gecenin pek az kısmında uyurlardı.) -
أَمْوَال (Emvâl):
Anlamı: Mallar, servetler.
Cümle: وَفِي أَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِلسَّائِلِ (Onların mallarında isteyenler için bir hak vardır.) -
أَرْض (Ard):
Anlamı: Yeryüzü, yer.
Cümle: وَفِي الْأَرْضِ آيَاتٌ لِلْمُوقِنِينَ (Yeryüzünde kesin olarak inananlar için ayetler vardır.) -
ضَيْف (Dayf):
Anlamı: Misafir, konuk.
Cümle: هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَاهِيمَ (İbrahim'in misafirlerinin haberi sana geldi mi?) -
رِزْق (Rızk):
Anlamı: Rızık, nasip.
Cümle: وَفِي السَّمَاءِ رِزْقُكُمْ (Rızcınız göktedir.) -
إِنْس (İns):
Anlamı: İnsanlar, beşer.
Cümle: وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ (Ben cinleri ve insanları yarattım.)
2. Arapça Fiil Örnekleri (15 Adet)
-
ذَرَى (Zerâ / Savurdu):
Kökü: ذ ر و / Mazi fiil
Cümle: وَالذَّارِيَاتِ ذَرْوًا (Savuran rüzgârlara andolsun.) -
حَمَلَ (Hamele / Taşıdı):
Kökü: ح م ل / Mazi ism-i fail
Cümle: فَالْحَامِلَاتِ وِقْرًا (Yük taşıyanlara andolsun.) -
جَرَى (Cerâ / Aktı):
Kökü: ج ر ي / Mazi ism-i fail
Cümle: فَالْجَارِيَاتِ يُسْرًا (Kolayca akıp gidenlere andolsun.) -
قَسَمَ (Kaseme / Taksim etti):
Kökü: ق س م / Mazi ism-i fail
Cümle: فَالْمُقَسِّمَاتِ أَمْرًا (İşi taksim edenlere andolsun.) -
وَعَدَ (Vaade / Söz verdi):
Kökü: و ع د / Muzari meçhul
Cümle: إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌ (Size vaad olunan elbette doğrudur.) -
وَقَعَ (Vaka'a / Gerçekleşti):
Kökü: و ق ع / Mazi sıfat-ı müşebbehe
Cümle: وَإِنَّ الدِّينَ لَوَاقِعٌ (Ceza günü kesinlikle gerçekleşecektir.) -
قَتَلَ / قُتِلَ (Kutile / Kahroldu):
Kökü: ق ت ل / Mazi meçhul
Cümle: قُتِلَ الْخَرَّاصُونَ (Kahrolsun o yalancılar!) -
سَأَلَ (Suele / Sordu):
Kökü: س ء ل / Muzari fiil
Cümle: يَسْأَلُونَ أَيَّانَ يَوْمُ الدِّينِ (Hesap günü ne zaman diye sorarlar.) -
هَجَعَ (Hece'a / Uyudu):
Kökü: ه ج ع / Muzari fiil
Cümle: كَانُوا قَلِيلًا مِنَ اللَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ (Gecenin az kısmında uyurlardı.) -
اسْتَغْفَرَ (İstegfere / Mağfiret diledi):
Kökü: غ ف ر / Muzari fiil
Cümle: وَبِالْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ (Seher vakitlerinde bağışlanma dilerler.) -
بَنَى (Benâ / İnşa etti):
Kökü: ب ن ي / Mazi fiil
Cümle: وَالسَّمَاءَ بَنَيْنَاهَا (Göğü biz kurduk/inşa ettik.) -
فَرَشَ (Fereşe / Döşedi):
Kökü: ف ر ش / Mazi fiil
Cümle: وَالْأَرْضَ فَرَشْنَاهَا (Yeryüzünü de döşedik.) -
خَلَقَ (Haleka / Yarattı):
Kökü: خ ل ق / Mazi fiil
Cümle: وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ (Ben cinleri ve insanları yarattım.) -
أَرَادَ (Erâde / İstedi):
Kökü: ر و د / Muzari fiil
Cümle: مَا أُرِيدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ (Ben onlardan bir rızık istemiyorum.) -
فَرَّ (Ferra / Kaçtı):
Kökü: ف ر ر / Emir fiili
Cümle: فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ (Öyleyse Allah'a kaçın/sığının.)
3. Arapça Edat Örnekleri (5 Adet - Harf-i Cer Hariç)
-
إِنَّمَا (İnnemâ - Hasr / Tahsis edatı):
Anlamı: Ancak, yalnız.
Cümle: إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌ (Size vaad olunan ancak doğrudur.) -
لَـ (Lâmu't-tevkîd / Tequid edatı):
Anlamı: Kesinlikle, gerçekten.
Cümle: وَإِنَّ الدِّينَ لَوَاقِعٌ (Şüphesiz hesap günü kesinlikle gerçekleşecektir.) -
أَيَّانَ (Eyyâne - Soru edatı):
Anlamı: Ne zaman?
Cümle: يَسْأَلُونَ أَيَّانَ يَوْمُ الدِّينِ (Hesap günü ne zaman diye sorarlar.) -
هَلْ (Hel - Soru edatı):
Anlamı: ...mı / mü?
Cümle: هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَاهِيمَ (İbrahim'in misafirlerinin haberi sana geldi mi?) -
مَا (Mâ - Olumsuzluk edatı):
Anlamı: Değil, -mez / -maz.
Cümle: مَا أُرِيدُ مِنْهُمْ مِنْ رِزْقٍ (Ben onlardan hiçbir rızık istemiyorum.)
Zâriyât Suresi 1-60. Ayetler Dilbilgisi ve Kelime Testi



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.