- Ders
- Konular
- Testler
- Arapça Dersler
- Arapça Ders Kitapları
- ☝📖المحمدية📖☝
Kuranla-Arapca-52. Tûr Sûresi-1-49.ayetler
Tûr Suresi, Mekke döneminde inmiş olup 49 ayettir. Adını 1. ayette geçen ve "dağ" anlamına gelen "et-Tûr" kelimesinden alır. Surenin ilk bölümünde (1-28. ayetler) ahiret halleri, cehennem azabı, cennet nimetleri ve muttakî kulların mükâfatları ayrıntılı bir şekilde tasvir edilir. İkinci bölümde ise Hz. Muhammed'in (SAV) peygamberliği savunulur, müşriklerin asılsız iddialarına ve inkarcı tutumlarına karşı akli deliller getirilir. Sure, Allah'ın yüceliği, Hz. Peygamber'e sabır tavsiyesi ve gecenin mübarek vakitlerinde tesbih edilmesi emriyle sona erer.
Tûr Suresi 1-49. Ayetler (Okuma Parçası)
1. وَالطُّورِ
2. وَكِتَابٍ مَسْطُورٍ
3. فِي رَقٍّ مَنْشُورٍ
4. وَالْبَيْتِ الْمَعْمُورِ
5. وَالسَّقْفِ الْمَرْفُوعِ
6. وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِ
7. إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَاقِعٍ
8. مَا لَهُ مِنْ دَافِعٍ
9. يَوْمَ تَمُورُ السَّمَاءُ مَوْرًا
10. وَتَسِيرُ الْجِبَالُ سَيْرًا
11. فَوَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
12. الَّذِينَ هُمْ فِي خَوْضٍ يَلْعَبُونَ
13. يَوْمَ يُدَعُّونَ إِلَى نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّا
14. هَذِهِ النَّارُ الَّتِي كُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ
15. أَفَسِحْرٌ هَذَا أَمْ أَنْتُمْ لَا تُبْصِرُونَ
16. اصْلَوْهَا فَاصْبِرُوا أَوْ لَا تَصْبِرُوا سَوَاءٌ عَلَيْكُمْ إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
17. إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَنَعِيمٍ
18. فَاكِهِينَ بِمَا آتَاهُمْ رَبُّهُمْ وَوَقَاهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ
19. كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِيئًا بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
20. مُتَّكِئِينَ عَلَى سُرُرٍ مَصْفُوفَةٍ وَزَوَجْنَاهُمْ بِحُورٍ عِينٍ
21. وَالَّذِينَ آمَنُوا وَاتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُمْ بِإِيمَانٍ أَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَا أَلَزْنَاهُمْ مِنْ عَمَلِهِمْ مِنْ شَيْءٍ كُلُّ امْرِئٍ بِمَا كَسَبَ رَهِينٌ
22. وَأَمْدَدْنَاهُمْ بِفَاكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِمَّا يَشْتَهُونَ
23. يَتَنَازَعُونَ فِيهَا كَأْسًا لَا لَغْوٌ فِيهَا وَلَا تَأْثِيمٌ
24. وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَهُمْ كَأَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ مَكْنُونٌ
25. وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ
26. قَالُوا إِنَّا كُنَّا قَبْلُ فِي أَهْلِنَا مُشْفِقِينَ
27. فَمَنَّ اللَّهُ عَلَيْنَا وَوَقَانَا عَذَابَ السَّمُومِ
28. إِنَّا كُنَّا مِنْ قَبْلُ نَدْعُوهُ إِنَّهُ هُوَ الْبَرُّ الرَّحِيمُ
29. فَذَكِّرْ فَمَا أَنْتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلَا مَجْنُونٍ
30. أَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌ نَتَرَبَّصُ بِهِ رَيْبَ الْمَنُونِ
31. قُلْ تَرَبَّصُوا فَإِنِّي مَعَكُمْ مِنَ الْمُتَرَبِّصِينَ
32. أَمْ تَأْمُرُهُمْ أَحْلَامُهُمْ بِهَذَا أَمْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ
33. أَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُ بَلْ لَا يُؤْمِنُونَ
34. فَلْيَأْتُوا بِحَدِيثٍ مِثْلِهِ إِنْ كَانُوا صَادِقِينَ
35. أَمْ خُلِقُوا مِنْ غَيْرِ شَيْءٍ أَمْ هُمُ الْخَالِقُونَ
36. أَمْ خَلَقُوا السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بَلْ لَا يُوقِنُونَ
37. أَمْ عِنْدَهُمْ خَزَائِنُ رَبِّكَ أَمْ هُمُ الْمُصَيْطِرُونَ
38. أَمْ لَهُمْ سُلَّمٌ يَسْتَمِعُونَ فِيهِ فَلْيَأْتِ مُسْتَمِعُهُمْ بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ
39. أَمْ لَهُ الْبَنَاتُ وَلَكُمُ الْبَنُونَ
40. أَمْ تَسْأَلُهُمْ أَجْرًا فَهُمْ مِنْ مَغْرَمٍ مُثْقَلُونَ
41. أَمْ عِنْدَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ
42. أَمْ يُرِيدُونَ كَيْدًا فَالَّذِينَ كَفَرُوا هُمُ الْمَكِيدُونَ
43. أَمْ لَهُمْ إِلَٰهٌ غَيْرُ اللَّهِ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ
44. وَإِنْ يَرَوْا كِسْفًا مِنَ السَّمَاءِ سَاقِطًا يَقُولُونَ سَحَابٌ مَرْكُومٌ
45. فَذَرْهُمْ حَتَّى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذِي فِيهِ يُصْعَقُونَ
46. يَوْمَ لَا يُغْنِي عَنْهُمْ كَيْدُفُمْ شَيْئًا وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ
47. وَإِنَّ وَرَاءَ ذَلِكَ عَذَابًا لِلَّذِينَ ظَلَمُوا وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
48. وَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعْيُنِنَا وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُ
49. وَمِنَ اللَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَإِدْبَارَ النُّجُومِ
1. Andolsun Tûr'a,
2,3. Yayılmış ince deri üzerine satır satır yazılmış Kitap'a,
4. Beyt-i Ma'mûr'a,
5. Yükseltilmiş tavana (göğe),
6. Doldurulmuş denize ki;
7. Şüphesiz Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir.
8. Onu engelleyecek hiçbir şey yoktur.
9. O gün gök çalkalandıkça çalkalanır.
10. Dağlar yürüyüp gider.
11. O gün yalanlayanların vay haline!
12. Onlar bataklıkta (boş şeylere dalarak) eğlenmektedirler.
13. O gün cehennem ateşine itilip kaktırılırlar.
14. "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur!" denilir.
15. "Şimdi bu da mı sihir, yoksa siz mi görmüyorsunuz?"
16. "Girin oraya! İster sabredin ister sabretmeyin, sizin için birdir. Siz ancak yaptıklarınızla cezalandırılıyorsunuz."
17. Şüphesiz muttakîler cennetlerde ve nimetler içindedirler.
18. Rablerinin kendilerine verdiği ile zevk ve sefa sürerler. Rableri onları cehennem azabından korumuştur.
19. "Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için!"
20. Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak. Hem onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir.
21. İman eden ve nesilleri de imanla kendilerine uyanlar var ya; biz onların nesillerini kendilerine kattık ve amellerinden hiçbir şey eksiltmedik. Herkes kazandığı karşılığında rehindir.
22. Onlara arzuladıkları meyve ve etten bol bol verdik.
23. Orada bir kadeh kapışırlar ki onda ne boş söz vardır ne de günaha sokma.
24. Etraflarında kendilerine ait, sanki sedef içine saklanmış inciler gibi pırıl pırıl gençler dolaşır.
25. Ve birbirlerine dönüp sorarlar:
26. Derler ki: "Biz daha önce ailemiz içinde korku ve endişe içinde idik."
27. "Allah bize lütfetti de bizi kavurucu azaptan korudu."
28. "Şüphesiz biz daha önce de O'na yalvarıyorduk. Şüphesiz O, iyilik edendir, merhametlidir."
29. O halde sen öğüt ver. Rabbinin nimeti sayesinde sen ne bir kahinsin ne de bir mecnun.
30. Yoksa "O bir şairdir, zamanın felaketine uğramasını gözetliyoruz" mu diyorlar?
31. De ki: "Gözetleyin, çünkü ben de sizinle beraber gözetleyenlerdenim."
32. Yoksa bunu onlara akılları mı emrediyor, yoksa onlar azgın bir topluluk mudur?
33. Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? Hayır, onlar inanmıyorlar.
34. Eğer doğru söyleyenler iseler, onun benzeri bir söz getirsinler!
35. Yoksa onlar herhangi bir yaratan olmadan mı yaratıldılar, yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar?
36. Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattı? Hayır, onlar kesin olarak inanmıyorlar.
37. Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Yoksa her şeyi yöneten onlar mıdır?
38. Yoksa onların çıkıp dinledikleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse dinleyenleri açık bir delil getirsin!
39. Yoksa kızlar O'na da oğullar sizlere mi?
40. Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar borç altında mı eziliyorlar?
41. Yoksa gayb onların yanında da onlar mı yazıyorlar?
42. Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Asıl inkâr edenlerin kendileri tuzağa düşenlerdir.
43. Yoksa onların Allah'tan başka bir ilahı mı var? Allah, onların ortak koştuklarından uzaktır.
44. Ve eğer gökten düşen bir parça görseler, "Üst üste yığılmış bulutlardır" derler.
45. O halde, bayılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları kendi hallerine bırak.
46. O gün hileleri kendilerine hiçbir fayda sağlamayacak ve onlara yardım edilmeyecektir.
47. Şüphesiz o zulmedenler için bundan başka da bir azap vardır; fakat çokları bunu bilmezler.
48. Rabbinin hükmüne sabret; çünkü sen gözümüzün önündesin. Kalktığında Rabbini hamd ile tesbih et.
49. Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışından sonra da O'nu tesbih et.
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (15 Adet)
-
الطُّور (Et-Tûr): Dağ.
Cümle: وَالطُّورِ (Andolsun Tûr'a) -
مَسْطُور (Mastûr): Satır satır yazılmış.
Cümle: وَكِتَابٍ مَسْطُورٍ (Satır satır yazılmış Kitap'a) -
رَقّ (Rakk): İnce deri, parşömen.
Cümle: فِي رَقٍّ مَنْشُورٍ (Yayılmış ince deri üzerindedir) -
سَقْف (Sakf): Tavan, gök kubbe.
Cümle: وَالسَّقْفِ الْمَرْفُوعِ (Yükseltilmiş tavana) -
بَحْر (Bahr): Deniz.
Cümle: وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِ (Doldurulmuş denize) -
عَذَاب (Azâb): Azap, ceza.
Cümle: إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَاقِعٍ (Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir) -
سَمَاء (Semâ): Gök.
Cümle: يَوْمَ تَمُورُ السَّمَاءُ مَوْرًا (O gün gök çalkalandıkça çalkalanır) -
جَبَل (Cebel): Dağ.
Cümle: وَتَسِيرُ الْجِبَالُ سَيْرًا (Dağlar yürüyüp gider) -
نَار (Nâr): Ateş.
Cümle: إِلَى نَارِ جَهَنَّمَ (Cehennem ateşine) -
جَنَّة (Cenne): Cennet.
Cümle: فِي جَنَّاتٍ وَنَعِيمٍ (Cennetler ve nimetler içindedirler) -
فَاكِهَة (Fākihe): Meyve.
Cümle: وَأَمْدَدْنَاهُمْ بِفَاكِهَةٍ (Onlara meyve verdik) -
لَحْم (Lahm): Et.
Cümle: وَلَحْمٍ مِمَّا يَشْتَهُونَ (Ve arzuladıkları etten) -
كَأْس (Ke's): Kadeh.
Cümle: يَتَنَازَعُونَ فِيهَا كَأْسًا (Orada bir kadeh kapışırlar) -
سَرِير (Serîr): Koltuk, taht (Çoğulu: سُرُر).
Cümle: عَلَى سُرُرٍ مَصْفُوفَةٍ (Sıra sıra dizilmiş koltuklar üzerinde) -
لُؤْلُؤ (Lu'lu'): İnci.
Cümle: كَأَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ مَكْنُونٌ (Sanki saklı inciler gibidirler)
2. Arapça Fiil Örnekleri (15 Adet)
-
تَمُورُ (Tamûru): Çalkalanır, dalgalanır.
Cümle: يَوْمَ تَمُورُ السَّمَاءُ مَوْرًا (O gün gök çalkalandıkça çalkalanır) -
تَسِيرُ (Tesîru): Yürür.
Cümle: وَتَسِيرُ الْجِبَالُ سَيْرًا (Dağlar yürüyüp gider) -
يُكَذِّبُونَ (Yukezzibûne): Yalanlıyorlar.
Cümle: لِلْمُكَذِّبِينَ الَّذِينَ هُمْ فِي خَوْضٍ يَلْعَبُونَ (Yalanlayanların...) -
يَلْعَبُونَ (Yel'abûne): Oynuyorlar, eğleniyorlar.
Cümle: هُمْ فِي خَوْضٍ يَلْعَبُونَ (Onlar daldıkları batakta eğleniyorlar) -
يُدَعُّونَ (Yuda'ûne): İtiliyorlar, kaktırılıyorlar.
Cümle: يَوْمَ يُدَعُّونَ إِلَى نَارِ جَهَنَّمَ (Cehennem ateşine itildikleri gün) -
اصْلَوْهَا (İslevhâ): Oraya girin!
Cümle: اصْلَوْهَا فَاصْبِرُوا (Girin ora, sabredin!) -
اصْبِرُوا (İsbirû): Sabredin!
Cümle: فَاصْبِرُوا أَوْ لَا تَصْبِرُوا (İster sabredin ister sabretmeyin) -
تُجْزَوْنَ (Tuczevne): Cezalandırılıyorsunuz.
Cümle: إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ (Ancak yaptıklarınızla cezalandırılıyorsunuz) -
آتَى (Âtâ): Verdi.
Cümle: بِمَا آتَاهُمْ رَبُّهُمْ (Rablerinin kendilerine verdiği ile) -
وَقَى (Vakâ): Korudu.
Cümle: وَوَقَاهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ (Rableri onları cehennem azabından korudu) -
أَكَلَ / كُلُوا (Kulû): Yeyin!
Cümle: كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِيئًا (Afiyetle yeyin ve için!) -
شَرِبَ / اشْرَبُوا (İşrebû): İçin!
Cümle: كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِيئًا (Yeyin ve için!) -
آمَنَ / آمَنُوا (Âmenû): İman ettiler.
Cümle: وَالَّذِينَ آمَنُوا وَاتَّبَعَتْهُمْ (İman edenler...) -
يَشْتَهُونَ (Yeştehûne): Arzuluyorlar, istiyorlar.
Cümle: وَلَحْمٍ مِمَّا يَشْتَهُونَ (Arzuladıkları etten) -
يَتَسَاءَلُونَ (Yetesâelûne): Birbirlerine soruyorlar.
Cümle: يَتَسَاءَلُونَ (Birbirlerine sorarlar)
3. Arapça Edat Örnekleri (Harf-i Cerler Hariç - 5 Adet)
-
إِنَّ (İnne - Te'kit Edatı): Şüphesiz, muhakkak.
Cümle: إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَاقِعٍ (Şüphesiz Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir.) -
لَا (Lâ - Olumsuzluk / Nehy Edatı): Asla, değil, yok.
Cümle: مَا لَهُ مِنْ دَافِعٍ (Onu engelleyecek hiçbir şey yoktur / لا لَغْوٌ فِيهَا) -
أَمْ (Em - İstifham / Atıf Edatı): Yoksa.
Cümle: أَفَسِحْرٌ هَذَا أَمْ أَنْتُمْ لَا تُبْصِرُونَ (Yoksa bu da mı sihir?) -
مَا (Mâ - Olumsuzluk / Mevsul Edatı): Ne, şey, -miştir / değil.
Cümle: مَا لَهُ مِنْ دَافِعٍ (Onu defedecek hiçbir şey yoktur) -
قَدْ (Kad - Tahkik / Takrib Edatı): Kesinlik / -mifştir.
Cümle: قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ (Muhakkak müminler kurtuluşa ermiştir.)
Tûr Suresi 1-49. Ayetler Testi (33 Soru)



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.