- Ders
- Konular
- Testler
- Arapça Dersler
- Arapça Ders Kitapları
- ☝📖المحمدية📖☝
Kuranla-Arapca-70. Meâric Sûresi-1-44.ayetler
Meâric Suresi Mekke döneminde inmiştir ve 44 ayettir. Adını 3. ayette geçen ve "yükselme yolları" anlamına gelen "el-Meâric" kelimesinden alır. Surede temel olarak kıyametin kopacağı günün dehşeti, kâfirlerin inkarcı tutumları, insanın sabırsız ve zaaflı yaratılışı, cehennem azabı ile bu azaptan kurtulacak olan inançlı, namazına devam eden, malında yoksulun hakkını tanıyan ve ahlaki erdemlere sahip muttakîlerin özellikleri ele alınmaktadır.
Meâric Suresi 1-44. Ayetler (Okuma Parçası)
1. سَأَلَ سَائِلٌ بِعَذَابٍ وَاقِعٍ
2. لِلْكَافِرينَ لَيْسَ لَهُ دَافِعٍ
3. مِنَ اللَّهِ ذِي الْمَعَارِجِ
4. تَعْرُجُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ إِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ
5. فَاصْبِرْ صَبْرًا جَمِيلًا
6. إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُ بَعِيدًا
7. وَنَرَاهُ قَرِيبًا
8. يَوْمَ تَكُونُ السَّمَاءُ كَالْمُهْلِ
9. وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ
10. وَلَا يَسْأَلُ حَمِيمٌ حَمِيمًا
11. يُبَصَّرُونَهُمْ ۚ يَوَدُّ الْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدِي مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍ بِبَنِيهِ
12. وَصَاحِبَتِهِ وَأَخِيهِ
13. وَفَصِيلَتِهِ الَّتِي تُؤْوِيهِ
14. وَمَنْ فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ يُنجِيهِ
15. كَلَّا ۖ إِنَّهَا لَظَىٰ
16. نَزَّاعَةً لِلشَّوَىٰ
17. تَدْعُو مَنْ أَدْبَرَ وَتَوَلَّىٰ
18. وَجَمَعَ فَأَوْعَىٰ
19. إِنَّ الْإِنسَانَ خُلِقَ هَلُوعًا
20. إِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ جَزُوعًا
21. وَإِذَا مَسَّهُ الْخَيْرُ مَنُوعًا
22. إِلَّا الْمُصَلِّينَ
23. الَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ دَائِمُونَ
24. وَالَّذِينَ فِي أَمْوَالِهِمْ حَقٌّ مَّعْلُومٌ
25. لِلسَّائِلِ وَالْمَحْرُومِ
26. وَالَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ الدِّينِ
27. وَالَّذِينَ هُم مِّنْ عَذَابِ رَبِّهِمْ مُّشْفِقُونَ
28. إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍ
29. وَالَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ
30. إِلَّا عَلَىٰ أَزْوَاجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ فَEِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ
31. فَمِ منِ ابْتَغَىٰ وَرَاءَ ذَٰلِكَ فَأُولَٰئِكَ هُمُ الْعَادُونَ
32. وَالَّذِينَ هُمْ لَمْ أَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ
33. وَالَّذِينَ هُم بِشَهَادَاتِهِمْ قَائِمُونَ
34. وَالَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ حَافِظُونَ
35. أُولَٰئِكَ فِي جَنَّاتٍ مُّكْرَمُونَ
36. فَمَالِ الَّذِينَ كَفَرُوا قِبَلكَ مُهْطِعِينَ
37. عَنِ الْيَمِينِ وَعَنِ الشَّمَالِ عِزِينَ
38. أَيَمْطَعُ كُلُّ امْرِئٍ مِّنْهُمْ أَن يَدْخُلَ جَنَّةَ نَعِيمٍ
39. كَلَّا إِنَّا خَلَقْنَاهُمْ أَمْوَاحُهُمْ أَنَّ... (خَلَقْنَاهُمْ مِمَّا يَعْلَمُونَ)
40. فَلَا أُقْسِمُ بِرَبِّ الْمَشَارِقِ وَالْمَغَارِبِ إِنَّا لَقَادِرُونَ
41. عَلَىٰ أَنْ نُّبَدِّلَ خَيْرًا مِّنْهُمْ وَمَا لَهُ مِنْ دَافِعٍ
42. فَذَارِهِمْ يَخُوضُوا وَيَلْعَبُوا حَتَّىٰ يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذِي يُوعَدُونَ
43. يَوْمَ يَخْرُوجُونَ مِنَ الْأَرْضِ سِراعًا كَأَىْنَّهُمْ لَفْعَانَ (كَأَنَّهُمْ إِلَىٰ نُصُبٍ يُوفِضُونَ)
44. خَاشِعَةً أَبْصَارُهُمْ تَهْزَقُ (تَرْهَقُ) ذِلَّةً ۚ ذَٰلِكَ وَق/ذَٰلِكَ الْيَوْمُ الَّذِي كَانُوا يُوعَدُونَ
1-3. Bir soran, gerçekleşecek olan azabı sordu; kâfirler için onu engelleyecek hiç kimse yoktur. O, meâric (yükselme yolları) sahibi olan Allah katındandır.
4-7. Melekler ve Ruh (Cebrail), miktarı elli bin yıl olan bir günde O'na yükselip çıkar. Sen güzel bir sabırla sabret. Çünkü onlar o azabı uzak görüyorlar, biz ise onu yakın görüyoruz.
8-10. O gün göl gibi erimiş madene döner, dağlar atılmış renkli yün gibi olur. Hiçbir samimi dost dostunun hatırını sormaz.
11-14. Gösterilirler onlara. Suçlu kimse ister ki, o günün azabından kurtulmak için oğlunu, eşini, kardeşini, kendisini barındıran sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi fidye olarak versin de kendini kurtarsın!
15-18. Asla! Kesinlikle o, alev saçan çılgın bir ateştir; derileri kavurur. Arkasını dönüp gideni, mal yığıp depoda saklayanı çağırır.
19-21. Şüphesiz insan çok hırslı ve sabırsız yaratılmıştır. Başına bir şer geldiğinde sızlanır, hayır (zenginlik) geldiğinde ise onu bencilce engeller (kimseye vermez).
22-25. Ancak namaz kılanlar bunun dışındadır; onlar namazlarına devamlıdırlar, mallarında bilinen bir hak (zekat/sadaka) vardır; isteyenin ve mahrumun o malda hakkı vardır.
26-28. Onlar ceza gününü tasdik ederler; Rablerinin azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı güvenilecek bir şey değildir.
29-31. Onlar iffetlerini korurlar; ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri müstesnadır; bundan öteye gidenler haddi aşanlardır.
32-34. Onlar emanetlerine ve ahitlerine riayet ederler, şahitliklerinde dürüsttürler ve namazlarını korurlar.
35. İşte onlar cennetlerde ağırlanıp ikram göreceklerdir.
36-39. O inkar edenlere ne oluyor ki senin etrafında bölük bölük koşuşuyorlar? İçlerinden her biri nargil bir cennete sokulacağını mı umuyor? Asla! Biz onları bildikleri şeyden yarattık.
40-44. Doğu ve batıların Rabbine yemin olsun ki, biz onların yerine daha hayırlılarını getirmeye kadiriz. Bizi kimse engelleemez. Bırak onları dalıp oynaşsınlar; vaad edildikleri günlerine kavuşuncaya kadar. O gün kabirlerden hızla fırlayacaklar, sanki bir hedefe doğru akın ediyorlar. Gözleri korkudan düşük, zillet onları bürümüş olacak; işte bu onlara vaad edilen gündür.
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (15 Adet)
- سَائِل (Sâil): İsteyen, soran.
Cümle: سَأَلَ سَائِلٌ بِعَذَابٍ (Bir soran azabı sordu.) - عَذَاب (Azâb): İşkence, ceza.
Cümle: إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍ (Şüphesiz Rablerinin azabı güvenilmezdir.) - كَافِر (Kâfir): İnkâr eden.
Cümle: لِلْكَافِرينَ لَيْسَ لَهُ دَافِعٍ (Kâfirler için onu engelleyecek yoktur.) - مَعَارِج (Meâric): Yükselme yolları, merdivenler.
Cümle: ذِي الْمَعَارِجِ (Yükselme yolları sahibinden.) - مَلَائِكَة (Melâike): Melekler.
Cümle: تَعْرُجُ الْمَلَائِكَةُ إِلَيْهِ (Melekler O'na yükselir.) - رُوح (Rûh): Ruh (Cebrail).
Cümle: وَالرُّوحُ إِلَيْهِ (Ve Ruh O'na yükselir.) - يَوْم (Yevm): Gün.
Cümle: فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ (Miktarı olan bir günde.) - سَنَة (Sene): Yıl.
Cümle: خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ (Elli bin yıl.) - صَبْر (Sabr): Sabır.
Cümle: فَاصْبِرْ صَبْرًا جَمِيلًا (Güzel bir sabırla sabret.) - سَمَاء (Semâ): Gökyüzü.
Cümle: يَوْمَ تَكُونُ السَّمَاءُ كَالْمُهْلِ (Göğün erimiş maden gibi olacağı gün.) - جَبَل (Cebel / Cibal): Dağlar.
Cümle: وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ (Dağlar atılmış yün gibi olur.) - حَمِيم (Hamîm): Samimi dost, akraba.
Cümle: وَلَا يَسْأَلُ حَمِيمٌ حَمِيمًا (Dost dostun halini sormaz.) - مَجْرِم (Mecrim / Mücrim): Suçlu, günahkar.
Cümle: يَوَدُّ الْمُجْرِمُ (Mücrim ister ki...) - أَرْض (Ard): Yeryüzü, toprak.
Cümle: وَمَنْ فِي الْأَرْضِ (Yeryüzünde kim varsa.) - جَنَّة (Cenneh): Cennet.
Cümle: أُولَٰئِكَ فِي جَنَّاتٍ مُّكْرَمُونَ (İşte onlar cennetlerde ağırlanırlar.)
2. Arapça Fiil Örnekleri (15 Adet)
- سَأَلَ (Se-ele): Sordu.
Cümle: سَأَلَ سَائِلٌ (Bir soran sordu.) - وَقَعَ (Vakaa): Vuku buldu, gerçekleşti.
Cümle: بِعَذَابٍ وَاقِعٍ (Gerçekleşecek bir azapla.) - تَعْرُجُ (Ta'rucu): Yükselir, çıkar.
Cümle: تَعْرُجُ الْمَلَائِكَةُ (Melekler yükselir.) - كَانَ (Kâne): Oldu, idi.
Cümle: فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ (Miktarı şu olan günde...) - اِصْبِرْ (İsbir): Sabret! (Emir).
Cümle: فَاصْبِرْ صَبْرًا جَمِيلًا (Güzelce sabret.) - يَرَوْنَ (Yeravne): Görüyorlar.
Cümle: إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُ بَعِيدًا (Onlar onu uzak görüyorlar.) - نَرَى (Nerâ): Görüyoruz.
Cümle: وَنَرَاهُ قَرِيبًا (Biz ise onu yakın görüyoruz.) - يَوَدُّ (Yaveddu): Arzu eder, ister.
Cümle: يَوَدُّ الْمُجْرِمُ (Mücrim ister ki...) - خُلِقَ (Hulika): Yaratıldı (Edilgen).
Cümle: إِنَّ الْإِنسَانَ خُلِقَ هَلُوعًا (Şüphesiz insan hırslı yaratılmıştır.) - مَسَّ (Messe): Dokundu.
Cümle: إِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ (Ona şer dokunduğunda.) - يُصَلِّي (Yusallî): Namaz kılar.
Cümle: إِلَّا الْمُصَلِّينَ (Namaz kılanlar hariç.) - يُصَدِّقُ (Yusaddiku): Tasdik eder, doğrular.
Cümle: يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ الدِّينِ (Din gününü tasdik ederler.) - يَحْفَظُ (Yahfuzu): Korur.
Cümle: لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ (İffetlerini korurlar.) - كَفَرَ (Kafere): İnkâr etti.
Cümle: فَمَالِ الَّذِينَ كَفَرُوا (İnkâr edenlere ne oluyor?) - يَخُوضُ (Yahûdu / Yexûdu): Dalıp oynamak, batılla uğraşmak.
Cümle: يَخُوضُوا وَيَلْعَبُوا (Dalıp oynaşsınlar.)
3. Arapça Edat Örnekleri (5 Adet)
- بِـ (Bi - Harf-i cer): İle, -e.
Cümle: بِعَذَابٍ وَاقِعٍ (Gerçekleşecek bir azap ile.) - لِلْـ (Li - Harf-i cer): İçin, ait.
Cümle: لِلْكَافِرينَ (Kâfirler için.) - فِي (Fî - Harf-i cer): İçinde, de/da.
Cümle: فِي يَوْمٍ (Bir günde.) - إِلَى (İlâ - Harf-i cer): -e, -e doğru.
Cümle: تَعْرُجُ الْمَلَائِكَةُ إِلَيْهِ (Melekler O'na yükselir.) - مِنْ (Min - Harf-i cer): -den, -dan.
Cümle: مِنَ اللَّهِ (Allah katından.)
Meâric Suresi 1-44. Ayetler Testi (33 Soruluk)



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.