☝📖İbrahimi ﷺ Muhammedi ﷺ Hanif İslam📖☝﷽𐰃𐰠𐰯☝📖المحمدية☝Muhammediyye📖☝𐰃𐰠𐰯༺الله أكبر ༻

Güncel Duyuru Eylül 2026

Nehvul Vazıh 2.Merhale Derslerimiz Çok Yakında Eylül itibariyle Başlayacak inşallah!Kur'anla Arapça Dilbilgisi derslerimiz ve 116 tane Arapça dilbilgisi konu testi sitemize eklendi..
Yukleniyor...

☝المحمدية☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي 📖 ☝

☝https://www.muhammediyye.org/☝
📖-المحمدية-📖

Teoriye göre;İlluminati(hizbüşşeytan) yani uzaylı ve insan melezi ırklar,yarı vampir,yılan,ejderha vs melez soylardan oluşan topluluk,masonik, illuminatik firavun ve nemrud soylarının hipnoz,büyü,zihin kontrolü,algı yönetimi ile bireyler ve toplumları yönetmesi,hizbüşşeytan illumiatinin küresel illuminatik sistemi; siyaset,medya,sivil toplum,terör örgütleri,mafya,enerji,silah,ilaç,gıda tekeli alanlarda illuminati vardır!

Destek olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.

Kuranla-Arapca-12. Yûsuf Sûresi

☝https://www.muhammediyye.org/☝
📖-المحمدية علي الكتاب و السنة الصحيحة-📖
Üye olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.Kardeşlerimize Önemli :
اعوذ بالله من الشيطان الرجيم
 بسم الله الرحمان الرحيم
 الحمد لله رب العالمين و الصلاة و السلام علي امامنا محمد
 و آله و اهل بيته و صحبه و امته اجمعين
Euzü billahi mineşeydanirracimi ve min hizbihi..
Bismillahirrahmanirrahiym
Allahım cc Şeytandan ve onun hizbi tağutlardan
marid ve hannaslardan,cibt ve belamlardan sana sığınırız.Rahman ve rahiym olan Allahın cc adıyla.. 
Ahmedilik,kadıyanilik,bahailik,Vahhabilik,Şiilik,
illuminati,masonluk,yahudilik,nasırilik,nusayrilik,yezidilik,
sağcılık,solculuk,islamcılık,ateizm,deizm, budizm,hinduizm gibi  İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif İslama aykırı dini,felsefi ve ideolojik akımlardan imanımızı ve dinimizi koruyalım!     
İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif din islamdır!
İslam ise; peygamberler peygamberi cenabı Muhammed ﷺ  dinidir!..
Nemrut,Firavun,İsis,ra ve el gibi tağutlar(illuminati) ve onların günümüzdeki soylarının ve taraftarlarının dini(inanış,felsefe,ideolojilerinin) değil!
𐰃𐰠𐰯Kur'an ve sahih sünnetin izinde Muhammediyiz𐰃𐰠𐰯
📖☝ المحمدية علي الكتاب و السنة☝📖 Arapça Dersleri☝İslami Sohbetler☝İslami İlimler☝Manevi Rehberlik☝  instagram: https://www.instagram.com/muhammediyye
  • Ders1
  • Ders2
  • Konu Testi
  • Sureler
  • Arapça Dersler
  • ☝📖المحمدية📖☝

Kuranla-Arapca-12. Yûsuf Sûresi-1-67.ayetler

Konu Özeti: Yûsuf Suresi'nin 1-67. ayetleri arasında Hz. Yusuf'un çocukluğunda gördüğü rüya ve babası Yakub'un tavsiyeleri, kardeşlerinin kıskançlığı yüzünden onu kuyuya atmaları, bir kervan tarafından bulunarak Mısır'da köle olarak satılması, Aziz'in evinde yaşadıkları ve Züleyha ile imtihanı, iftiraya uğrayarak zindana girmesi, zindanda rüya tabir etmesi, Hükümdarın rüyası üzerine zindandan çıkarılıp Mısır hazinelerinin başına getirilmesi ve yıllar sonra kıtlık sebebiyle Mısır'a gelen kardeşleriyle karşılaşması ve kardeşi Bünyamin'i yanında alıkoyabilmek için alınan tedbirler detaylıca anlatılmaktadır.

Yûsuf Suresi 1-67. Ayetler (Arapça Metin ve Türkçe Meali)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1. الر تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ
Meali: Elif Lâm Râ. Bunlar, apaçık Kitab'ın âyetleridir. 2. إِنَّا أَنْزَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
Meali: Biz onu, akıl erdiresiniz diye Arapça bir Kur'an olarak indirdik. 3. نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ أَحْسَنَ الْقَصَصِ بِمَا أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ هَذَا الْقُرْآنَ وَإِنْ كُنْتَ مِنْ قَبْلِهِ لَمِنَ الْغَافِلِينَ
Meali: Sana bu Kur'an'ı vahyetmekle kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Halbuki daha önce sen bunlardan habersiz idin. 4. إِذْ قَالَ يُوسُفُ لِأَبِيهِ يَا أَبَتِ إِنِّي رَأَيْتُ أَحَدَ عَشَرَ كَوْكَبًا وَالشَّمْسَ وَلْقَمَرَ رَأَيْتُهُمْ لِي سَاجِدِينَ
Meali: Hani Yûsuf babasına, "Babacığım! Gerçekten ben (rüyada) on bir yıldız, güneşi ve ayı gördüm. Gördüm ki onlar bana secde ediyorlardı" demişti. 5. قَالَ يَا بُنَيَّ لَا تَقْصُصْ رُؤْيَاكَ عَلَى إِخْوَتِكَ فَيَكِيدُوا لَكَ كَيْدًا إِنَّ الشَّيْطَانَ لِلْإِنْسَانِ عَدُوٌّ مُبِينٌ
Meali: Babası şöyle dedi: "Yavrucuğum! Rüyanı kardeşlerine anlatma. Yoksa sana tuzak kurarlar. Çünkü şeytan insanın apaçık düşmanıdır". 6. وَكَذَلِكَ يَجْتَبِيكَ رَبُّكَ وَيُعَلِّمُكَ مِنْ تَأْوِيلِ الْأَحَادِيثِ وَيُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَعَلَى آلِ يَعْقُوبَ كَمَا أَتَمَّهَا عَلَى أَبَوَيْكَ مِنْ قَبْلُ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْحَاقَ إِنَّ رَبَّكَ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
Meali: "İşte böylece Rabbin seni seçecek, sana rüyaların tabirini öğretecek; daha önce ataların İbrahim ve İshak'a nimetini tamamladığı gibi sana ve Yakup soyuna da nimetini tamamlayacaktır. Şüphesiz Rabbin hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir". 7. لَقَدْ كَانَ فِي يُوسُفَ وَإِخْوَتِهِ آيَاتٌ لِلسَّائِلِينَ
Meali: Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde (hakikati arayıp) soranlar için ibretler vardır. 8. إِذْ قَالُوا لَيُوسُفُ وَأَخُوهُ أَحَبُّ إِلَى أَبِينَا مِنَّا وَنَحْنُ عُصْبَةٌ إِنَّ أَبَانَا لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ
Meali: Hani kardeşleri şöyle demişlerdi: "Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir. Halbuki biz güçlü bir topluluğuz. Şüphesiz babamız açık bir yanılgı içindedir". 9. اُقْتُلُوا يُوسُفَ أَوِ اطْرَحُوهُ أَرْضًا يَخْلُ لَكُمْ وَجْهُ أَبِيكُمْ وَتَكُونُوا مِنْ بَعْدِهِ قَوْمًا صَالِحِينَ
Meali: "Yusuf'u öldürün veya onu bir yere atın ki babanız sadece size yönelsin. Ondan sonra da salih bir topluluk olursunuz." 10. قَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ لَا تَقْتُلُوا يُوسُفَ وَأَلْقُوهُ فِي غَيَابَاتِ الْجُبِّ يَلْتَقِطْهُ بَعْضُ السَّيَّارَةِ إِنْ كُنْتُمْ فَاعِلِينَ
Meali: İçlerinden biri, "Yusuf'u öldürmeyin, eğer mutlaka bir şey yapacaksanız onu bir kuyunun dibine bırakın ki geçen kervanlardan biri onu alıp götürsün" dedi. 11. قَالُوا يَا أَبَانَا مَالَكَ لَا تَأْمَنَّا عَلَى يُوسُفَ وَإِنَّا لَهُ لَنَاصِحُونَ
Meali: Dediler ki: "Ey babamız! Sana ne oluyor da Yusuf hakkında bize güvenmiyorsun? Oysa biz onun iyiliğini isteyenleriz." 12. أَرْسِلْهُ مَعَنَا غَدًا يَرْتَعْ وَيَلْعَبْ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ
Meali: "Yarın onu bizimle beraber gönder, gezip oynasın. Şüphesiz biz onu koruruz". 13. قَالَ إِنِّي لَيَحْزُنُنِي أَنْ تَذْهَبُوا بِهِ وَأَخَافُ أَنْ يَأْكُلَهُ الذِّئْبُ وَأَنْتُمْ عَنْهُ غَافِلُونَ
Meali: (Babaları) dedi ki: "Onu götürmeniz beni mutlaka üder; siz ondan habersizken onu kurdun yemesinden korkarım." 14. قَالُوا لَئِنْ أَكَلَهُ الذِّئْبُ وَنَحْنُ عُصْبَةٌ إِنَّا إِذًا لَخَاسِرُونَ
Meali: Dediler ki: "Andolsun, biz güçlü bir topluluk olduğumuz halde onu kurt yerse, o takdirde biz gerçekten hüsrana uğramış oluruz". 15. فَلَمَّا ذَهَبُوا بِهِ وَأَجْمَعُوا أَنْ يَجْعَلُوهُ فِي غَيَابَاتِ الْجُبِّ وَأَوْحَيْنَا إِلَيْهِ لَتُنَبِّئَنَّهُمْ بِأَمْرِهِمْ هَذَا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Meali: Onu götürüp kuyunun dibine atmaya ittifakla karar verdiklerinde, biz ona şu vahyiyde bulunduk: "Andolsun ki sen onlara bu işlerini, onlar farkına varmadan yüzlerine vuracaksın." 16. وَجَاؤُوا أَبَاهُمْ عِشَاءً يَبْكُونَ
Meali: Akşam üzeri ağlayarak babalarına geldiler. 17. قَالُوا يَا أَبَانَا إِنَّا ذَهَبْنَا نَسْتَبِقُ وَتَرَكْنَا يُوسُفَ عِنْدَ مَتَاعِنَا فَأَكَلَهُ الذِّئْبُ وَمَا أَنْتَ بِمُؤْمِنٍ لَنَا وَلَوْ كُنَّا صَادِقِينَ
Meali: Dediler ki: "Ey babamız! Biz yarışa gitmiştik, Yusuf'u eşyamızın yanında bırakmıştık; onu kurt yemiş. Doğru söylesek de sen bize inanmazsın". 18. وَجَاؤُوا عَلَى قَمِيصِهِ بِدَمٍ كَذِبٍ قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ أَنْفُسُكُمْ أَمْرًا فَصَبْرٌ جَمِيلٌ وَاللَّهُ الْمُسْتَعَانُ عَلَى مَا تَصِفُونَ
Meali: Gömleği üzerine sahte bir kan ile geldiler. (Babaları) dedi ki: "Bilakis nefisleriniz sizi aldatıp böyle bir işe sürükledi. Artık bana düşen güzel bir sabırdır. Anlattıklarınıza karşı yardımı istenilecek ancak Allah'tır". 19. وَجَاءَتْ سَيَّارَةٌ فَأَرْسَلُوا وَارِدَهُمْ فَأَدْلَى دَلْوَهُ قَالَ يَا بُشْرَى هَذَا غُلَامٌ وَأَسَرُّوهُ بِضَاعَةً وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِمَا يَعْمَلُونَ
Meali: Bir kervan geldi, sucularını gönderdiler, o da kovasını kuyuya sarkıttı. "Müjde! İşte bir oğlan!" dedi. Onu ticaret malı olarak sakladılar. Allah onların yaptıklarını hakkıyla bilendir. 20. وَشَرَوْهُ بِثَمَنٍ بَخْسٍ دَرَاهِمَ مَعْدُودَةٍ وَكَانُوا فِيهِ مِنَ الزَّاهِدِينَ
Meali: Onu ucuz bir fiyata, birkaç dirheme sattılar. Zaten ona değer vermemişlerdi. 21. وَقَالَ الَّذِي اشْتَرَاهُ مِنْ مِصْرَ لِامْرَأَتِهِ أَكْرِمِي مَثْوَاهُ عَسَى أَنْ يَنْفَعَنَا أَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَدًا وَكَذَلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي الْأَرْضِ وَلِنُعَلِّمَهُ مِنْ تَأْوِيلِ الْأَحَادِيثِ وَاللَّهُ غَالِبٌ عَلَى أَمْرِهِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Meali: Onu satın alan Mısırlı kişi karısına dedi ki: "Ona değer ver, güzel bak; olur ki bize faydası dokunur ya da onu evlat ediniriz." İşte böylece biz Yusuf'u o yere yerleştirdik ve ona rüyaların tabirini öğrettik. Allah emrini yerine getirmeye muktedirdir, fakat insanların çoğu bunu bilmezler. 22. وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُ آتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
Meali: Yusuf olgunluk çağına erişince ona hüküm (hikmet) ve ilim verdik. İşte iyi davrananları böyle mükafatlandırırız. 23. وَرَاوَدَتْهُ الَّتِي هُوَ فِي بَيْتِهَا عَنْ نَفْسِهِ وَغَلَّقَتِ الْأَبْوَابَ وَقَالَتْ هَيْتَ لَكَ قَالَ مَعَاذَ اللَّهِ إِنَّهُ رَبِّي أَحْسَنَ مَثْوَايَ إِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ
Meali: Evinde bulunduğu kadın, ondan murat almak istedi, kapıları kilitledi ve "Haydi gelsene!" dedi. Yusuf, "Allah'a sığınırım, doğrusu kocanız benim efendimdir, bana güzel baktı. Şüphesiz zalimler kurtuluşa eremezler" dedi. 24. وَلَقَدْ هَمَّتْ بِهِ وَهَمَّ بِهَا لَوْلَا أَنْ رَأَى بُرْهَانَ رَبِّهِ كَذَلِكَ لِنَصْرِفَ عَنْهُ السُّوءَ وَالْفَحْشَاءَ إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُخْلَصِينَ
Meali: Andolsun kadın ona meysetti; eğer rabbinin delilini görmeseydi Yusuf da ona meysetmişti. İşte böylece biz kötülüğü ve fuhşu ondan uzaklaştırdık; çünkü o bizim ihlasa erdirilmiş kullarımızdandı. 25. وَاسْتَبَقَا الْبَابَ وَقَدَّتْ قَمِيصَهُ مِنْ دُبُرٍ وَأَلْفَيَا سَيِّدَهَا لَدَى الْبَابِ قَالَتْ مَا جَزَاءُ مَنْ أَرَادَ بِأَهْلِكَ سُوءًا إِلَّا أَنْ يُسْجَنَ أَوْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Meali: İkisi de kapıya koştular. Kadın onun gömleğini arkadan yırttı. Kapının yanında kadının kocasına rastladılar. Kadın dedi ki: "Ailene kötülük etmek isteyenin cezası, zindana atılmaktan veya can yakıcı bir azaptan başka ne olabilir?" 26. قَالَ هِيَ رَاوَدَتْنِي عَنْ نَفْسِي وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِنْ أَهْلِهَا إِنْ كَانَ قَمِيصُهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ فَكَذَبَتْ وَهُوَ مِنَ الصَّادِقِينَ
Meali: Yusuf, "O benden murat almak istedi" dedi. Kadının akrabasından bir şahit de şöyle şahitlik etti: "Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiştir, o ise doğru söyleyenlerdendir". 27. وَإِنْ كَانَ قَمِيصُهُ قُدَّ مِنْ قُبُلٍ فَكَذَبَتْ وَهُوَ مِنَ الْكَاذِبِينَ
Meali: "Eğer gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemiştir, o ise yalancılardandır." 28. فَلَمَّا رَأَى قَمِيصَهُ قُدَّ مِنْ دُبُرٍ قَالَ إِنَّهُ مِنْ كَيْدِكُنَّ إِنَّ كَيْدَكُنَّ عَظِيمٌ
Meali: Kocası, gömleğin arkadan yırtılmış olduğunu görünce, "Şüphesiz bu sizin tuzağınızdır; doğrusu sizin tuzağınız çok büyüktür" dedi. 29. يُوسُفُ أَعْرِضْ عَنْ هَذَا وَاسْتَغْفِرِي لِذَنْبِكِ إِنَّكِ كُنْتِ مِنَ الْخَاطِئِينَ
Meali: "Ey Yusuf! Bundan vazgeç. Ey kadın! Sen de günahının bağışlanmasını dile; çünkü sen günah işleyenlerden oldun." 30. وَقَالَ نِسْوَةٌ فِي الْمَدِينَةِ امْرَأَةُ الْعَزِيزِ تُرَاوِدُ فَتَاهُ عَنْ نَفْسِهِ قَدْ شَغَفَهَا حُبًّا إِنَّا لَنَرَاهَا فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ
Meali: Şehirdeki bazı kadınlar dediler ki: "Aziz'in karısı, delikanlısından murat almak istiyormuş; sevgisi yüreğini yakmış. Doğrusu biz onu apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz." 31. فَلَمَّا سَمِعَتْ بِمَكْرِهِنَّ أَرْسِلَتْ إِلَيْهِنَّ وَأَعْتَدَتْ لَهُنَّ مُتَّكَأً وَآتَتْ كُلَّ وَاحِدَةٍ مِنْهُنَّ سِكِّينًا وَقَالَتِ اخْرُجْ عَلَيْهِنَّ فَلَمَّا رَأَيْنَهُ أَكْبَرْنَهُ وَقَطَّعْنَ أَيْدِيَهُنَّ وَقُلْنَ حَاشَ لِلَّهِ مَا هَذَا بَشَرًا إِنْ هَذَا إِلَّا مَلَكٌ كَرِيمٌ
Meali: Kadın, onların dedikodularını işitince haber gönderip onları çağırdı, ziyafet düzenledi; her birine birer bıçak verdi ve Yusuf'a, "Çık karşılarına" dedi. Kadınlar onu görünce gözlerinde büyüttüler ve ellerini kestiler; "Haşşa lillâh! Bu bir insan değil, ancak şerefli bir melektir" dediler. 32. قَالَتْ فَذَلِكُنَّ الَّذِي لُمْتُنَّنِي فِيهِ وَلَقَدْ رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِهِ فَاسْتَعْصَمَ وَلَئِنْ لَمْ يَفْعَلْ مَا آمُرُهُ لَيُسْجَنَنَّ وَلَيَكُونَنَّ مِنَ الصَّاغِرِينَ
Meali: Kadın dedi ki: "İşte hakkında beni kınadığınız kimse budur. Andolsun ki ben ondan murat almak istedim, fakat o iffetini korudu. Andolsun, eğer emrettiğimi yapmazsa mutlaka zindana atılacak ve kesinlikle aşağılık olanlardan olacaktır." 33. قَالَ رَبِّ السِّجْنُ أَحَبُّ إِلَيَّ مِمَّا يَدْعُونَنِي إِلَيْهِ وَإِلَّا تَصْرِفْ عَنِّي كَيْدَهُنَّ أَصْهُ إِلَيْهِنَّ وَأَكُنْ مِنَ الْجَاهِلِينَ
Meali: Yusuf, "Ey Rabbim! Zindan bana, bunların beni çağırdıkları şeyden daha sevgilidir. Eğer tuzaklarını benden uzaklaştırmazsam, onlara meylederim ve cahillerden olurum" dedi. 34. فَاسْتَجَابَ لَهُ رَبُّهُ فَصَرَفَ عَنْهُ كَيْدَهُنَّ إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Meali: Rabbi onun duasını kabul etti ve kadınların tuzaklarını ondan uzaklaştırdı. Şüphesiz ki O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. 35. ثُمَّ بَدَا لَهُمْ مِنْ بَعْدِ مَا رَأَوُا الْآيَاتِ لَيَسْجُنُنَّهُ حَتَّى حِينٍ
Meali: Sonra (Yusuf'un suçsuzluğunu) delilleriyle gördükleri halde, onu bir süre mutlaka zindana atmaları, onlara uygun göründü. 36. وَدَخَلَ مَعَهُ السِّجْنَ فَتَيَانِ قَالَ أَحَدُهُمَا إِنِّي أَرَانِي أَعْصِرُ خَمْرًا وَقَالَ الْآخَرُ إِنِّي أَرَانِي أَحْمِلُ فَوْقَ رَأْسِي خُبْزًا تَأْكُلُ الطَّيْرُ مِنْهُ نَبِّئْنَا بِتَأْوِيلِهِ إِنَّا نَرَاكَ مِنَ الْمُحْسِنِينَ
Meali: Onunla birlikte zindana iki delikanlı daha girdi. Biri, "Ben rüyamda şarap sıktığımı gördüm" dedi. Diğeri, "Ben de rüyamda başımın üstünde kuşların yediği bir ekmek taşıdığımı gördüm. Bize bunun tabirini haber ver; çünkü biz seni iyilik edenlerden görüyoruz" dedi. 37. قَالَ لَا يَأْتِيكُمَا طَعَامٌ تُرْزَقَانِهِ إِلَّا نَبَأْتُكُمَا بِتَأْوِيلِهِ قَبْلَ أَنْ يَأْتِيَكُمَا ذَلِكُمَا مِمَّا عَلَّمَنِي رَبِّي إِنِّي تَرَكْتُ مِلَّةَ قَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَهُمْ بِالْآخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ
Meali: Yusuf, "Size rızık olarak gelen bir yemek gelmezden önce, onun tabirini mutlaka size haber veririm. Bu, rabbimin bana öğrettiklerindendir. Doğrusu ben, Allah'a inanmayan ve ahireti inkâr eden bir kavmin dinini terk ettim" dedi. 38. وَاتَّبَعْتُ مِلَّةَ آبَائِي إِبْرَاهِيمَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ مَا كَانَ لَنَا أَنْ نُشْرِكَ بِاللَّهِ مِنْ شَيْءٍ ذَلِكَ مِنْ فَضْلِ اللَّهِ عَلَيْنَا وَعَلَى النَّاسِ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ
Meali: "Atalarım İbrahim, İshak ve Yakup'un dinine uydum. Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamız bize yaraşmaz. Bu, Allah'ın bize ve insanlara olan lütfundandır; fakat insanların çoğu şükretmezler." 39. يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ أَأَرْبَابٌ مُتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ أَمِ اللَّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ
Meali: "Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı tanrılar mı daha hayırlıdır, yoksa mutlak hakimiyet sahibi olan tek Allah mı?" 40. مَا تَعْبُدُونَ مِنْ دُونِهِ إِلَّا أَسْمَاءً سَمَّيْتُموهَا أَنْتُمْ وَآبَاؤُكُمْ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ إِنِ الْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ أَمَرَ أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا إِيَّاهُ ذَلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Meali: "Sizin Allah'ı bırakıp taptıklarınız, sadece sizin ve atalarınızın taktığı birtakım adlardan ibarettir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm yalnızca Allah'a aittir. O, kendisinden başkasına tapmamanızı emretmiştir. İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bunu bilmezler." 41. يَا صَاحِبَيِ السِّجْنِ أَمَّا أَحَدُكُمَا فَيَسْقِي رَبَّهُ خَمْرًا وَأَمَّا الْآخَرُ فَيُصْلَبُ فَتَأْكُلُ الطَّيْرُ مِنْ رَأْسِهِ قُضِيَ الْأَمْرُ الَّذِي فِيهِ تَسْتَفْتِيَانِ
Meali: "Ey zindan arkadaşlarım! İkinizden biri efendisine şarap içirecek; diğeri ise asılacak ve kuşlar başından yiyecektir. İşte hakkında fetva istediğiniz iş hükme bağlanmıştır." 42. وَقَالَ لِلَّذِي ظَنَّ أَنَّهُ نَاجٍ مِنْهُمَا اذْكُرْنِي عِنْدَ رَبِّكَ فَأَنْسَهُ الشَّيْطَانُ ذِكْرَ رَبِّهِ فَلَبِثَ فِي السِّجْنِ بِضْعَ سِنِينَ
Meali: (Yusuf), kurtulacağını bildiği o ikisinden birine, "Efendinin yanında beni an" dedi. Fakat şeytan, efendisine onu anmayı unutturdu; bu yüzden (Yusuf) zindanda birkaç yıl daha kaldı. 43. وَقَالَ الْمَلِكُ إِنِّي أَرَى سَبْعَ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعَ سُنبُلَاتٍ خُضْرٍ وَأُخَرَ يَابِسَاتٍ يَا أَيُّهَا الْمَلَأُ أَفْتُونِي فِي رُؤْيَايَ إِنْ كُنْتُمْ لِلرُّؤْيَا تَعْبُرُونَ
Meali: Hükümdar dedi ki: "Ben rüyada yedi semiz ineğin yedi zayıf inek tarafından yendiğini ve yedi yeşil başakla diğer yedi kuru başak görüyorum. Ey ileri gelenler! Eğer rüya yorumluyorsanız, rüyamı bana açıklayın." 44. قَالُوا أَضْغَاثُ أَحْلَامٍ وَمَا نَحْنُ بِتَأْوِيلِ الْأَحْلَامِ بِعَالِمِينَ
Meali: Dediler ki: "Bunlar karmaşık ve anlamsız rüyalardır; biz böyle rüyaların yorumunu bilenler değiliz." 45. وَقَالَ الَّذِي نَجَا مِنْهُمَا وَادَّكَرَ بَعْدَ أُمَّةٍ أَنَا أُنَبِّئُكُمْ بِتَأْوِيلِهِ فَأَرْسِلُونِ
Meali: Zindandan kurtulan iki kişiden biri uzun bir zaman sonra (Yusuf'u) hatıralayarak dedi ki: "Ben size bunun yorumunu haber veririm, hemen beni (zindana) gönderin." 46. يُوسُفُ أَيُّهَا الصِّدِّيقُ أَفْتِنَا فِي سَبْعِ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ يَأْكُلُهُنَّ سَبْعٌ عِجَافٌ وَسَبْعِ سُنبُلَاتٍ خُضْرٍ وَأُخَرَ يَابِسَاتٍ لَعَلِّي أَرْجِعُ إِلَى النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَعْلَمُونَ
Meali: "(Ey) Yusuf, ey doğru sözlü! Bize şu rüyayı açıkla: Yedi semiz ineği yedi zayıf inek yiyor; yedi yeşil başak ve diğer yedi kuru başak. Umarım ki insanlara dönerim de onlar da bilirler." 47. قَالَ تَزْرَعُونَ سَبْعَ سِنِينَ دَأَبًا فَمَا حَصَدْتُمْ فَذَرُوهُ فِي سُنبُلِهِ إِلَّا قَلِيلًا مِمَّا تَأْكُلُونَ
Meali: Yusuf dedi ki: "Yedi yıl adetiniz üzere ekeceksiniz; biçtiklerinizi başağında bırakın, yiyeceğiniz az bir miktar hariç." 48. ثُمَّ يَأْتِي مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ سَبْعٌ شِدَادٌ يَأْكُلْنَ مَا قَدَّمْتُمْ لَهُنَّ إِلَّا قَلِيلًا مِمَّا تُحْصُنُونَ
Meali: "Sonrasında yedi kurak yıl gelecek, o yıllar için önceden biriktirdiğiniz az bir miktar hariç, hazırladığınız her şeyi yiyip bitirecekler." 49. ثُمَّ يَأْتِي مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ عَامٌ فِيهِ يُغَاثُ النَّاسُ وَفِيهِ يَعْصِرُونَ
Meali: "Sonra onun ardından da insanların yağmura kavuşacağı ve sıkacakları bir yıl gelecektir." 50. وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُونِي بِهِ فَلَمَّا جَاءَهُ الرَّسُولُ قَالَ ارْجِعْ إِلَى رَبِّكَ فَاسْأَلْهُ مَا بَالُ النِّسْوَةِ اللَّاتِي قَطَّعْنَ أَيْدِيَهُنَّ إِنَّ رَبِّي بِكَيْدِهِنَّ عَلِيمٌ
Meali: Hükümdar, "Onu bana getirin" dedi. Elçi Yusuf'a gelince, Yusuf dedi ki: "Efendisine dön de ki: 'Ellerini kesen o kadınların hali ne idi?' Şüphesiz Rabbim onların tuzağını çok iyi bilmektedir." 51. قَالَ مَا خَطْبُكُنَّ إِذْ رَاوَدْتُنَّ يُوسُفَ عَنْ نَفْسِهِ قُلْنَ حَاشَ لِلَّهِ مَا عَلِمْنَا عَلَيْهِ مِنْ سُوءٍ قَالَتِ امْرَأَةُ الْعَزِيزِ الْآنَ حَصْحَصَ الْحَقُّ أَنَا رَاوَدْتُهُ عَنْ نَفْسِهِ وَإِنَّهُ لَمِنَ الصَّادِقِينَ
Meali: (Hükümdar kadınlara) dedi ki: "Yusuf'tan murat almak istediğiniz zaman durumunuz ne idi?" Kadınlar, "Hâşâ lillâh! Biz onun aleyhinde hiçbir kötülük bilmiyoruz" dediler. Aziz'in karısı ise şöyle dedi: "Şimdi gerçek bütün çıplaklığıyla ortaya çıktı. Ondan murat isteyen bendim. Şüphesiz o dosdoğru olanlardandır." 52. ذَلِكَ لِيَعْلَمَ أَنِّي لَمْ أَخُنْهُ بِالْغَيْبِ وَأَنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي كَيْدَ الْخَائِنِينَ
Meali: "Bu, (Yusuf'un) arkasından ona hainlik etmediğimi ve Allah'ın hainlerin tuzaklarını başarıya ulaştırmayacağını bilmesi içindir." 53. وَمَا أُبَرِّئُ نَفْسِي إِنَّ النَّفْسَ لَأَمَّارَةٌ بِالسُّوءِ إِلَّا مَا رَحِمَ رَبِّي إِنَّ رَبِّي غَفُورٌ رَحِيمٌ
Meali: "Ben nefsimi temize çıkarmıyorum; çünkü nefis, Rabbimin merhamet ettikleri hariç, sürekli kötülüğü emreder. Şüphesiz Rabbim çok bağışlayan, pek merhamet edendir." 54. وَقَالَ الْمَلِكُ ائْتُونِي بِهِ أَسْتَخْلِصْهُ لِنَفْسِي فَلَمَّا كَلَّمَهُ قَالَ إِنَّكَ الْيَوْمَ لَدَيْنَا مَكِينٌ أَمِينٌ
Meali: Hükümdar dedi ki: "Onu bana getirin, kendime özel danışman edineyim." Onunla konuşunca, "Bugün sen katımızda büyük bir mevki sahibisin, güvenilir birisin" dedi. 55. قَالَ اجْعَلْنِي عَلَى خَزَائِنِ الْأَرْضِ إِنِّي حَفِيظٌ عَلِيمٌ
Meali: Yusuf, "Beni ülkenin hazinelerine tayin et; çünkü ben çok iyi koruyan ve bilen biriyim" dedi. 56. وَكَذَلِكَ مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي الْأَرْضِ يَتَبَوَّأُ مِنْهَا حَيْثُ يَشَاءُ نُصِيبُ بِرَحْمَتِنَا مَنْ نَشَاءُ وَلَا نُضِيعُ أَجْرَ الْمُحْسِنِينَ
Meali: İşte böylece biz Yusuf'u o ülkede, dilediği yerde konaklamak üzere yerleştirdik. Biz rahmetimizi dilediğimize nasip ederiz ve iyilik edenlerin mükafatını zayi etmeyiz. 57. وَلَأَجْرُ الْآخِرَةِ خَيْرٌ لِلَّذِينَ آمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ
Meali: İman edenler ve takva sahibi olanlar için ahiret mükafatı daha hayırlıdır. 58. وَجَاءَ إِخْوَةُ يُوسُفَ فَدَخَلُوا عَلَيْهِ فَعَرَفَهُمْ وَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ
Meali: Yusuf'un kardeşleri geldiler ve yanına girdiler. Yusuf onları tanıdı, onlar ise onu tanımıyorlardı. 59. وَلَمَّا جَهَّزَهُمْ بِجَهَازِهِمْ قَالَ ائْتُونِي بِأَخٍ لَكُمْ مِنْ أَبِيكُمْ أَلَا تَرَوْنَ أَنِّي أُوفِي الْكَيْلَ وَأَنَا خَيْرُ الْمُنْزِلِينَ
Meali: Yusuf onların yüklerini hazırlatınca dedi ki: "Baba bir kardeşinizi de bana getirin. Görmüyor musunuz, ölçeği tam dolduruyorum ve ben misafir ağırlayanların en iyisiyim." 60. فَإِنْ لَمْ تَأْتُونِي بِهِ فَلَا كَيْلَ لَكُمْ عِنْدِي وَلَا تَقْرَبُونِ
Meali: "Eğer onu bana getirmezseniz, artık yanımda size verilecek bir ölçek yoktur; bir daha da bana yaklaşmayın." 61. قَالُوا سَنُرَاوِدُ عَنْهُ أَبَاهُ وَإِنَّا لَفَاعِلُونَ
Meali: Dediler ki: "Onu babasından istemeye çalışacağız; bunu mutlaka yapacağız." 62. وَقَالَ لِفِتْيَانِهِ اجْعَلُوا بِضَاعَتَهُمْ فِي رِحَالِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَعْرِفُونَهَا إِذَا انْقَلَبُوا إِلَى أَهْلِهِمْ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
Meali: Yusuf, uşaklarına dedi ki: "Onların ödeme olarak getirdikleri mallarını yüklerinin içine koyun; olur ki ailelerine döndüklerinde bunu fark ederler de yine dönerler." 63. فَلَمَّا رَجَعُوا إِلَى أَبِيهِمْ قَالُوا يَا أَبَانَا مُنِعَ مِنَّا الْكَيْلُ فَأَرْسِلْ مَعَنَا أَخَانَا نَكْتَلْ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ
Meali: Babalarına döndüklerinde dediler ki: "Ey babamız! Bize zahire verilmesi yasaklandı. Kardeşimizi bizimle gönder ki zahire alalım; şüphesiz biz onu koruruz." 64. قَالَ هَلْ آمَنُكُمْ عَلَيْهِ إِلَّا كَمَا أَمِنْتُكُمْ عَلَى أَخِيهِ مِنْ قَبْلُ فَاللَّهُ خَيْرُ حَافِظًا وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ
Meali: (Babaları) dedi ki: "Daha önce kardeşini size nasıl emanet ettiysem, onu da ancak o şekilde size emanet edebilirim! Fakat Allah en hayırlı koruyucudur ve O, merhametlilerin en merhametlisidir." 65. وَلَمَّا فَتَحُوا مَتَاعَهُمْ وَجَدُوا بِضَاعَتَهُمْ رُدَّتْ إِلَيْهِمْ قَالُوا يَا أَبَانَا مَا نَبْغِي هَذِهِ بِضَاعَتُنَا رُدَّتْ إِلَيْنَا وَنَمِيرُ أَهْلَنَا وَنَحْفَظُ أَخَانَا وَنَزْدَادُ كَيْلَ بَعِيرٍ ذَلِكَ كَيْلٌ يَسِيرٌ
Meali: Yüklerini açtıklarında, ödeme mallarının kendilerine iade edilmiş olduğunu gördüler. "Ey babamız! Daha ne isteriz? İşte mallarımız da bize geri verilmiş. Ailemize yiyecek getiririz, kardeşimizi koruruz ve bir deve yükü de fazla alırız. Bu, az bir zahiredir" dediler. 66. قَالَ لَنْ أُرْسِلَهُ مَعَكُمْ حَتَّى تُؤْتُونِي مَوْثِقًا مِنَ اللَّهِ لَتَأْتُنَّنِي بِهِ إِلَّا أَنْ يُحَاطَ بِكُمْ فَلَمَّا آتَوْهُ مَوْثِقَهُمْ قَالَ اللَّهُ عَلَى مَا نَقُولُ وَكِيلٌ
Meali: Babaları dedi ki: "Hepiniz kuşatılıp çaresiz kalmanız durumu hariç, onu bana geri getireceğinize dair Allah adına bana sağlam bir söz vermedikçe, onu kesinlikle sizinle göndermem." Ona söz verince dedi ki: "Söylediklerimize Allah vekildir." 67. وَقَالَ يَا بَنِيَّ لَا تَدْخُلُوا مِنْ بَابٍ وَاحِدٍ وَادْخُلُوا مِنْ أَبْوَابٍ مُتَفَرِّقَةٍ وَمَا أُغْنِي عَنْكُمْ مِنَ اللَّهِ مِنْ شَيْءٍ إِنِ الْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَعَلَيْهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ
Meali: Sonra da, "Ey oğullarım! Tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Ama Allah'tan gelecek hiçbir şeyi sizden uzaklaştıramam. Hüküm ancak Allah'ındır. Ben O'na tevekkül ettim. Tevekkül edenler de yalnız O'na dayansınlar" dedi.

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)

  • الْكِتَابُ (El-Kitâb): Yazılı metin, kitap.
    Cümle: تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ (Bunlar apaçık Kitab'ın âyetleridir.)
  • قُرْآن (Kur'ân): Okunan kitap, Kur'an.
    Cümle: إِنَّا أَنْزَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا (Biz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik.)
  • قَصَص (Kasas): Kıssa, hikaye.
    Cümle: نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ أَحْسَنَ الْقَصَصِ (Sana kıssaların en güzelini anlatıyoruz.)
  • كَوْكَب (Kevkeb): Yıldız.
    Cümle: رَأَيْتُ أَحَدَ عَشَرَ كَوْكَبًا (On bir yıldız gördüm.)
  • شَمْس (Şems): Güneş.
    Cümle: وَرَأَيْتُ الشَّمْسَ لِي سَاجِدِينَ (Güneşi bana secde ederken gördüm.)
  • قَمَر (Kamer): Ay.
    Cümle: وَالْقَمَرَ رَأَيْتُهُمْ لِي سَاجِدِينَ (Ve ayı bana secde ederken gördüm.)
  • أَخ (Ah): Kardeş.
    Cümle: لَيُوسُفُ وَأَخُوهُ أَحَبُّ إِلَى أَبِينَا (Yusuf ve kardeşi babamıza daha sevgilidir.)
  • عُصْبَة (Usbe): Topluluk, grup.
    Cümle: وَنَحْنُ عُصْبَةٌ (Halbuki biz güçlü bir topluluğuz.)
  • أَرْض (Ard): Yeryüzü, toprak.
    Cümle: اِطْرَحُوهُ أَرْضًا (Onu bir yere [toprağa] atın.)
  • جُبّ (Cubb): Kuyu.
    Cümle: فِي غَيَابَاتِ الْجُبِّ (Kuyunun karanlık dibinde.)
  • ذِئْب (Zi'b): Kurt.
    Cümle: وَأَخَافُ أَنْ يَأْكُلَهُ الذِّئْبُ (Kurdun onu yemesinden korkarım.)
  • مَتَاع (Metâ'): Eşya, mal.
    Cümle: عِنْدَ مَتَاعِنَا (Eşyamızın yanında.)
  • دَم (Dem): Kan.
    Cümle: بِدَمٍ كَذِبٍ (Sahte bir kan ile.)
  • سَيَّارَة (Sayyâre): Kervan.
    Cümle: وَجَاءَتْ سَيَّارَةٌ (Bir kervan geldi.)
  • غُلَام (Gulâm): Oğlan, çocuk.
    Cümle: هَذَا غُلَامٌ (İşte bir oğlan!)
  • بِضَاعَة (Bidâ'a): Ticaret malı, sermaye.
    Cümle: وَأَسَرُّوهُ بِضَاعَةً (Onu ticaret malı olarak sakladılar.)
  • ثَمَن (Semen): Fiyat, bedel.
    Cümle: بِثَمَنٍ بَخْسٍ (Ucuz bir fiyata.)
  • مِصْر (Mısır): Mısır ülkesi.
    Cümle: الَّذِي اشْتَرَاهُ مِنْ مِصْرَ (Onu Mısır'dan satın alan kişi.)
  • بَيْت (Beyt): Ev.
    Cümle: الَّذِي هُوَ فِي بَيْتِهَا (Evinde bulunduğu kadın.)
  • بَاب (Bāb): Kapı.
    Cümle: وَغَلَّقَتِ الْأَبْوَابَ (Kapıları kilitledi.)
  • سِجْن (Sijn): Zindan, hapis.
    Cümle: السِّجْنُ أَحَبُّ إِلَيَّ (Zindan bana daha sevgilidir.)
  • خَمْر (Hamr): Şarap.
    Cümle: أَعْصِرُ خَمْرًا (Şarap sıktığımı [gördüm].)
  • خُبْز (Hubz): Ekmek.
    Cümle: أَحْمِلُ فَوْقَ رَأْسِي خُبْزًا (Başımın üstünde ekmek taşıdığımı [gördüm].)
  • بَقَر (Bakar): İnekler.
    Cümle: سَبْعَ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ (Yedi semiz inek.)
  • سُنُبُلَة (Sunuble): Başak.
    Cümle: وَسَبْعَ سُنبُلَاتٍ خُضْرٍ (Yedi yeşil başak.)

2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)

  • أَنْزَلَ (Enzele): İndirdi.
    Cümle: إِنَّا أَنْزَلْنَاهُ (Biz onu indirdik.)
  • قَالَ (Kâle): Dedi.
    Cümle: قَالَ يُوسُفُ لِأَبِيهِ (Yusuf babasına dedi.)
  • رَأَى (Reâ): Gördü.
    Cümle: إِنِّي رَأَيْتُ أَحَدَ عَشَرَ كَوْكَبًا (On bir yıldız gördüm.)
  • أَحَبَّ (Ahabbe): Sevdi.
    Cümle: أَحَبُّ إِلَى أَبِينَا (Babamıza daha sevgilidir.)
  • قَتَلَ (Katale): Öldürdü.
    Cümle: لَا تَقْتُلُوا يُوسُفَ (Yusuf'u öldürmeyin.)
  • أَرْسَلَ (Ersile): Gönderdi.
    Cümle: أَرْسِلْهُ مَعَنَا (Onu bizimle gönder.)
  • ذَهَبَ (Zehebe): Gitti.
    Cümle: إِنَّا ذَهَبْنَا نَسْتَبِقُ (Biz yarışa gitmiştik.)
  • تَرَكَ (Tereke): Bıraktı.
    Cümle: وَتَرَكْنَا يُوسُفَ (Yusuf'u bıraktık.)
  • أَكَلَ (Ekele): Yedi.
    Cümle: فَأَكَلَهُ الذِّئْبُ (Onu kurt yedi.)
  • جَاءَ (Câe): Geldi.
    Cümle: وَجَاءَتْ سَيَّارَةٌ (Bir kervan geldi.)
  • شَرَى (Şerâ): Sattı.
    Cümle: وَشَرَوْهُ بِثَمَنٍ بَخْسٍ (Onu ucuz fiyata sattılar.)
  • مَكَّنَ (Mekkene): Yerleştirdi.
    Cümle: مَكَّنَّا لِيُوسُفَ فِي الْأَرْضِ (Yusuf'u yeryüzüne yerleştirdik.)
  • عَلِمَ (Alime): Bildi.
    Cümle: وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ (Fakat insanların çoğu bilmezler.)
  • بَلَغَ (Belege): Ulaştı, erişti.
    Cümle: وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُ (Olgunluk çağına erişince.)
  • دَخَلَ (Dahale): Girdi.
    Cümle: وَدَخَلَ مَعَهُ السِّجْنَ (Zindana onunla birlikte girdi.)
  • خَرَجَ (Harace): Çıktı.
    Cümle: اخْرُجْ عَلَيْهِنَّ (Onların karşısına çık.)
  • سَمِعَ (Semi'e): İşitti.
    Cümle: فَلَمَّا سَمِعَتْ بِمَكْرِهِنَّ (Tuzaklarını işitince.)
  • سَأَلَ (Se-ele): Sordu.
    Cümle: فَاسْأَلْهُ (Ona sor.)
  • عَبَرَ (Abere): Yorumladı.
    Cümle: إِنْ كُنْتُمْ لِلرُّؤْيَا تَعْبُرُونَ (Eğer rüya yorumluyorsanız.)
  • أَخَذَ (Ahaze): Aldı.
    Cümle: فَخُذْ أَحَدَنَا مَكَانَهُ (Biritemizi onun yerine al.)
  • صَرَفَ (Serafe): Uzaklaştırdı.
    Cümle: فَصَرَفَ عَنْهُ كَيْدَهُنَّ (Tuzaklarını ondan uzaklaştırdı.)
  • تَوَكَّلَ (Tevekkele): Tevekkül etti.
    Cümle: عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ (O'na tevekkül ettim.)
  • شَكَرَ (Şakere): Şükretti.
    Cümle: وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَشْكُرُونَ (Fakat insanların çoğu şükretmezler.)
  • عَبَدَ (Abede): Kulluk etti.
    Cümle: أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا إِيَّاهُ (Ancak O'na kulluk edin.)
  • كَفَرَ (Kafere): İnkâr etti.
    Cümle: وَهُمْ بِالْآخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ (Ve onlar ahireti inkâr etmektedirler.)

3. Arapça Edat Örnekleri (Harf-i Cerler Hariç - 15 Adet)

  • إِنَّ (İnne - Te'kid edatı): Şüphesiz, muhakkak.
    Cümle: إِنَّ رَبَّكَ عَلِيمٌ حَكِيمٌ (Şüphesiz Rabbin hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.)
  • لَا (Lâ - Olumsuzluk edatı): Hayır, değil, -mez/-maz.
    Cümle: لَا تَقْصُصْ رُؤْيَاكَ (Rüyanı anlatma.)
  • مَا (Mâ - Olumsuzluk / İlgi edatı): Değil, şey.
    Cümle: وَمَا أَنْتَ بِمُؤْمِنٍ لَنَا (Sen bize inanan biri değilsin.)
  • إِنْ (İn - Şart edatı): Eğer.
    Cümle: إِنْ كُنْتُمْ فَاعِلِينَ (Eğer yapacaksanız.)
  • هَلْ (Hel - İstifham edatı): Mi / Mı?
    Cümle: هَلْ آمَنُكُمْ عَلَيْهِ (Onun hakkında size güvenir miyim?)
  • لَوْلَا (Levlâ - Imtina edatı): Olmasaydı.
    Cümle: لَوْلَا أَنْ رَأَى بُرْهَانَ رَبِّهِ (Rabbinin delilini görmeseydi.)
  • أَمْ (Em - Bağlaç / Soru edatı): Yoksa?
    Cümle: خَيْرٌ أَمِ اللَّهُ (Daha mı hayırlı, yoksa Allah mı?)
  • لَكِنَّ (Lekinne - İstidrak edatı): Lakin, fakat.
    Cümle: وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ (Lakin insanların çoğu bilmezler.)
  • قَدْ (Kad - Tahkik / Takrîb edatı): Kesinlik / -miş.
    Cümle: قَدْ شَغَفَهَا حُبًّا (Onun sevgisi kalbini kaplamıştır.)
  • سَوْفَ (Sevfe - İstikbal edatı): Yakın gelecek (-ecek/-acak).
    Cümle: سَنُرَاوِدُ عَنْهُ أَبَاهُ (Onu babasından istemeye çalışacağız.)
  • أَنَّ (Enne - Harfi müşebbehe bil-fiil): Ki / -duğunu.
    Cümle: وَأَنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي كَيْدَ الْخَائِنِينَ (Ve Allah'ın hainlerin tuzağını başarıya ulaştırmayacağını...)
  • يَا (Yâ - Nida edatı): Ey!
    Cümle: يَا أَبَانَا (Ey babamız!)
  • أَيُّهَا (Eyyuhâ - Nida edatı): Ey...
    Cümle: يَا أَيُّهَا الْمَلَأُ (Ey ileri gelenler!)
  • أَيْنَ (Eyne - İstifham edatı): Nerede?
    Cümle: أَيْنَ شُرَكَاؤُكُمُ (Ortak koştuğunuz (putlar) nerede?)
  • كَمْ (Kem - İstifham / Haber edatı): Ne kadar / Kaç tane?
    Cümle: كَمْ لَبِثْتُمْ فِي الْأَرْضِ (Yeryüzünde ne kadar kaldınız?)

Kuranla-Arapca-12. Yûsuf Sûresi-68-111.ayetler

Konu Özeti: Bu bölümde Hz. Yûsuf'un kardeşlerinin Mısır'a ikinci kez gitmesi, Benyamin'in yanında alıkonulması, Yâkup Aleyhisselam'ın derin sabrı ve gözlerini kaybetmesi, kardeşlerin gerçeği itiraf etmesi, Yûsuf'un ailesini Mısır'a kavuşturup rüyasını gerçekleştirmesi, Yûsuf Aleyhisselam'ın duası ve sûrenin kıssadan çıkarılacak dersler ile hidayet mesajlarıyla sona ermesi anlatılmaktadır.
68. وَلَمَّا دَخَلُوا مِنْ حَيْثُ أَمَرَهُمْ أَبُوهُمْ مَا كَانَ يُغْنِي عَنْهُمْ مِنَ اللَّهِ مِنْ شَيْءٍ إِلَّا حَاجَةً فِي نَفْسِ يَعْقُوبَ قَضَاهَا ۚ وَإِنَّهُ لَذُو عِلْمٍ لِمَا عَلَّمْنَاهُ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Meali: Babalarının kendilerine emrettiği yerden içeri girdiler. Bu, Allah'tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savamazdı; ancak Yakup'un içindeki bir dileği yerine getirmiş olurdu. Şüphesiz o, bizim kendisine öğrettiğimiz ilim sayesinde bir ilim sahibidir; lakin insanların çoğu bilmezler. 69. وَلَمَّا دَخَلُوا عَلَى يُوسُفَ آوَى إِلَيْهِ أَخَاهُ ۖ قَالَ إِنِّى أَنَا أَخُوكَ فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Meali: Yûsuf'un yanına girdiklerinde, kardeşi(ni) bağrına bastı ve "Bilesin, ben senin kardeşinim; artık onların yaptıklarına üzülme" dedi. 70. فَلَمَّا جَهَّزَهُمْ بِجَهَازِهِمْ جَعَلَ السِّقَايَةَ فِي رَحْلِ أَخِيهِ ثُمَّ أَذَّنَ مُؤَذِّنٌ أَيَّتُهَا الْعِيرُ إِنَّكُمْ لَسَارِقُونَ
Meali: Onların yüklerini hazırlayınca, su kabını kardeşinin yükünün içine koydu. Sonra bir çağırıcı şöyle seslendi: "Ey kervan, siz şüphesiz hırsızlarsınız!" 71. قَالُوا وَأَقْبَلُوا عَلَيْهِمْ مَاذَا تَفْقِدُونَ
Meali: (Yandakilere) dönerek, "Ne kaybediyorsunuz?" dediler. 72. قَالُوا نَفْقِدُ صُوَاعَ الْمَلِكِ وَلِمَنْ جَاءَ بِهِ حِمْلُ بَعِيرٍ وَأَنَا بِهِ زَعِيمٌ
Meali: Dediler ki: "Kralın su kabını kaybediyoruz; onu getirene bir deve yükü (ödül) var. Ben buna kefilim." 73. قَالُوا تَاللَّهِ لَقَدْ عَلِمْتُمْ مَا جِئْنَا لِنُفْسِدَ فِي الْأَرْضِ وَمَا كُنَّا سَارِقِينَ
Meali: Dediler ki: "Andolsun Allah'a, siz de bildiniz ki biz bu yere fesat çıkarmak için gelmedik ve biz hırsız değiliz." 74. قَالُوا فَمَا جَزَاؤُهُ إِنْ كُنْتُمْ كَاذِبِينَ
Meali: Dediler ki: "Eğer yalancı iseniz (hırsızlığın) cezası nedir?" 75. قَالُوا جَزَاؤُهُ مَنْ وُجِدَ فِي رَحْلِهِ فَهُوَ جَزَاؤُهُ ۚ كَذَلِكَ نَجْزِي الظَّالِمِينَ
Meali: Dediler ki: "Cezası, kimin yükünde bulunursa, işte o (kaptır); onun cezası budur. Biz zalimleri böyle cezalandırırız." 76. فَبَدَأَ بِأَوْعِيَتِهِمْ قَبْلَ وِعَاءِ أَخِيهِ ثُمَّ استَخْرَجَهَا مِنْ وِعَاءِ أَخِيهِ ۚ كَذَلِكَ كِدْنَا لِيُوسُفَ ۖ مَا كَانَ لِيَأْخُذَ أَخَاهُ فِي دِينِ الْمَلِكِ إِلَّا أَنْ يَشَاءَ اللَّهُ ۚ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَاءُ ۗ وَفَوْقَ كُلِّ ذِي عِلْمٍ عَلِيمٌ
Meali: Bunun üzerine (Yûsuf,) kardeşinin kabından önce onların kaplarını aramaya başladı; sonra onu kardeşinin kabından çıkarıp aldı. İşte biz Yûsuf'a böyle bir plan öğrettik. Kralın kanununa göre kardeşini alamazdı, meğer ki Allah dilesin. Biz dilediğimiz kimsenin derecelerini yükseltiriz. Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır. 77. قَالُوا إِنْ يَسْرِقْ فَقَدْ سَرَقَ أَخُ لَهُ مِنْ قَبْلُ ۚ فَأَسَرَّهَا يُوسُفُ فِي نَفْسِهِ وَلَمْ يُبْدِهَا لَهُمْ ۚ قَالَ أَنْتُمْ شَرٌّ مَكَانًا ۖ وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا تَصِفُونَ
Meali: Dediler ki: "Eğer o hırsızlık yaptıysa, daha önce de onun bir kardeşi hırsızlık yapmıştı." Yûsuf bunu içinde sakladı, onlara açmadı. (İçinden) "Siz durum bakımından çok kötü bir konumdasınız; Allah sizin vasfettiğiniz şeyi çok iyi bilir" dedi. 78. قَالُوا يَا أَيُّهَا الْعَزِيزُ إِنَّ لَهُ أَبًا شَيْخًا كَبِيرًا فَخُذْ أَحَدَنَا مَكَانَهُ ۖ إِنَّا نَرَاكَ مِنَ الْمُحْسِنِينَ
Meali: Dediler ki: "Ey Aziz! Gerçekten onun çok ihtiyar bir babası var; bu yüzden bizim birimizi onun yerine al. Şüphesiz biz seni iyilik edenlerden görüyoruz." 79. قَالَ مَعَاذَ اللَّهِ أَنْ نَأْخُذَ إِلَّا مَنْ وَجَدْنَا مَتَاعَنَا عِنْدَهُ إِنَّا إِذًا لَظَالِمُونَ
Meali: (Yûsuf) dedi ki: "Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını almaktan Allah'a sığınırız; aksi takdirde biz mutlaka zalimler oluruz." 80. فَلَمَّا استَيْأَسُوا مِنْهُ خَلَصُوا نَجِيًّا ۖ قَالَ كَبِيرُهُمْ أَلَمْ تَعْلَمُوا أَنَّ أَبَاكُمْ قَدْ أَخَذَ عَلَيْكُمْ مَوْثِقًا مِنَ اللَّهِ وَمِنْ قَبْلُ مَا فَرَّطْتُمْ فِي يُوسُفَ ۖ فَلَنْ أَبْرَحَ الْأَرْضَ حَتَّى يَأْذَنَ لِي أَبِي أَوْ يَحْكُمَ اللَّهُ لِي ۖ وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِمِينَ
Meali: Ondan ümitlerini kesince, baş başa verip fısıldaşmaya başladılar. Büyükleri dedi ki: "Babanızın sizden Allah adına kesin söz aldığını ve daha önce Yusuf konusunda ne kusur işlediğinizi bilmiyor musunuz? Artık babam bana izin verinceye veya Allah hakkımda hüküm verinceye kadar bu yerden asla ayrılmayacağım. O, hakimlerin en hayırlısıdır." 81. اِرْجِعُوا إِلَى أَبِيكُمْ فَقُولُوا يَا أَبَانَا إِنَّ ابْنَكَ سَرَقَ وَمَا شَهِدْنَا إِلَّا بِمَا عَلِمْنَا وَمَا كُنَّا لِلْغَيْبِ حَافِظِينَ
Meali: "Babanıza dönün ve deyin ki: 'Ey babamız! Şüphesiz oğlun hırsızlık yaptı. Biz ancak bildiğimiz kadarıyla şahitlik ettik; biz gaybın bekçileri değiliz.'" 82. وَاسْأَلِ الْقَرْيَةَ الَّتِي كُنَّا فِيهَا وَالْعِيرَ الَّتِي أَقْبَلْنَا فِيهَا ۖ وَإِنَّا لَصَادِقُونَ
Meali: "İçinde bulunduğumuz şehre ve aralarında geldiğimiz kervana sor; biz elbette doğru söyleyenleriz." 83. قَالَ بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ أَنْفُسُكُمْ أَمْرًا ۖ فَصَبْرٌ جَمِيلٌ عَسَى اللَّهُ أَنْ يَأْتِيَنِي بِهِمْ جَمِيعًا ۚ إِنَّهُ هُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
Meali: (Yakup) dedi ki: "Hayır, nefisleriniz sizi aldatıp bir işe sürükledi. Artık bana düşen güzel bir sabırdır. Umulur ki Allah onların hepsini bana getirir. Şüphesiz O, Alîm'dir, Hakîm'dir." 84. وَتَوَلَّى عَنْهُمْ وَقَالَ يَا أَسَفَى عَلَى يُوسُفَ وَابْيَضَّتْ عَيْنَاهُ مِنَ الْحُزْنِ فَهُوَ كَظِيمٌ
Meali: Onlardan yüz çevirdi ve "Ey Yûsuf'a duyduğum hasret!" dedi. Üzüntüden gözlerine ak düştü; o artık (elem yutkunarak) yutkunup duruyordu. 85. قَالُوا تَاللَّهِ تَفْتَؤُا تَذْكُرُ يُوسُفَ حَتَّى تَكُونَ حَرَضًا أَوْ تَكُونَ مِنَ الْهَالِكِينَ
Meali: Dediler ki: "Allah'a yemin olsun ki, sen Yûsuf'u anıp durmaktan asla vazgeçmeyeceksin; ya eriyip gideceksin ya da helak olanlardan olacaksın." 86. قَالَ إِنَّمَا أَشْكُو بَثِّي وَحُزْنِي إِلَى اللَّهِ وَأَعْلَمُ مِنَ اللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
Meali: (Yakup) dedi ki: "Ben aczimi, kederimi ve hüzünlerimi ancak Allah'a şikayet ederim. Ve ben Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim." 87. يَا بَنِيَّ اذْهَبُوا فَتَحَسَّسُوا مِنْ يُوسُفَ وَأَخِيهِ وَلَا تَيْأَسُوا مِنْ رَوْحِ اللَّهِ ۖ إِنَّهُ لَا يَيْأَسُ مِنْ رَوْحِ اللَّهِ إِلَّا الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ
Meali: "Ey oğullarım! Gidin, Yûsuf'u ve kardeşini araştırın; Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez." 88. فَلَمَّا دَخَلُوا عَلَيْهِ قَالُوا يَا أَيُّهَا الْعَزِيزُ مَسَّنَا وَأَهْلَنَا الضُّرُّ وَجِئْنَا بِبِضَاعَةٍ مُزْجَاةٍ فَأَوْفِ لَنَا الْكَيْلَ وَتَصَدَّقْ عَلَيْنَا ۚ إِنَّ اللَّهَ يَجْزِي الْمُتَصَدِّقِينَ
Meali: (Yûsuf'un) yanına girdiklerinde dediler ki: "Ey Aziz! Bize ve ailemize darlık ve sıkıntı dokundu. Değersiz bir sermaye ile geldik; bize ölçüyü tam yap ve bize sadaka ver. Şüphesiz Allah sadaka verenleri mükafatlandırır." 89. قَالَ هَلْ عَلِمْتُمْ مَا فَعَلْتُمْ بِيُوسُفَ وَأَخِيهِ إِذْ أَنْتُمْ جَاهِلُونَ
Meali: (Yûsuf) dedi ki: "Siz cahilliğiniz döneminde Yûsuf'u ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?" 90. قَالُوا أَإِنَّكَ لَأَنْتَ يُوسُفُ ۖ قَالَ أَنَا يُوسُفُ وَهَذَا أَخِي ۖ قَدْ مَنَّ اللَّهُ عَلَيْنَا ۖ إِنَّهُ مَنْ يَتَّقِ وَيَصْبِرْ فَإِنَّ اللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ الْمُحْسِنِينَ
Meali: Dediler ki: "Yoksa sen, gerçekten sen Yusuf musun?" (Yûsuf) dedi ki: "Ben Yusuf'um, bu da kardeşim. Allah bize lütfetti. Şüphesiz kim takva sahibi olur ve sabrederse, şüphesiz Allah ihsan edenlerin ecrini zayi etmez." 91. قَالُوا تَاللَّهِ لَقَدْ آثَرَكَ اللَّهُ عَلَيْنَا وَإِنْ كُنَّا لَخَاطِئِينَ
Meali: Dediler ki: "Allah'a yemin olsun ki, Allah seni bize üstün kıldı. Biz gerçekten hatalı idik." 92. قَالَ لَا تَثْرِيبَ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ ۖ يَغْفِرُ اللَّهُ لَكُمْ ۖ وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ
Meali: (Yûsuf) dedi ki: "Bugün size kınama yok. Allah sizi bağışlar; O, merhametlilerin en merhametlisidir." 93. اِذْهَبُوا بِقَمِيصِي هَذَا فَأَلْقُوهُ عَلَى وَجْهِ أَبِي يَأْتِ بَصِيرًا وَأْتُونِي بِأَهْلِكُمْ أَجْمَعِينَ
Meali: "Şu gömleğimi götürün de onu babamın yüzüne örtün, gözleri açılıp görür hale gelir. Bütün ailenizle birlikte bana gelin." 94. وَلَمَّا فَصَلَتِ الْعِيرُ قَالَ أَبُوهُمْ إِنِّى لَأَجِدُ رِيحَ يُوسُفَ ۖ لَوْلَا أَنْ تُفَنِّدُونِ
Meali: Kervan ayrılınca babaları dedi ki: "Eğer beni bunaklıkla suçlamayacak olsaydınız, şüphesiz ben Yûsuf'un kokusunu alıyorum." 95. قَالُوا تَاللَّهِ إِنَّكَ لَفِي ضَلَالِكَ الْقَدِيمِ
Meali: Dediler ki: "Allah'a yemin olsun ki, sen hala eski şaşkınlığın içindesin." 96. فَلَمَّا أَنْ جَاءَ الْبَشِيرُ أَلْقَاهُ عَلَى وَجْهِهِ فَارْتَدَّ بَصِيرًا ۖ قَالَ أَلَمْ أَقُلْ لَكُمْ إِنِّي أَعْلَمُ مِنَ اللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
Meali: Müjdeci gelip gömleği onun yüzüne örtün세, hemen gözü açılıverdi. (Yakup) dedi ki: "Ben size, 'Şüphesiz ben Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim' demedim mi?" 97. قَالُوا يَا أَبَانَا استَغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا إِنَّا كُنَّا خَاطِئِينَ
Meali: Dediler ki: "Ey babamız! Bizim için günahlarımızın bağışlanmasını dile; çünkü biz gerçekten hatalı idik." 98. قَالَ سَوْفَ أَسْتَغْفِرُ لَكُمْ رَبِّي ۖ إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
Meali: (Yakup) dedi ki: "Rabbimden sizin için bağışlanma dileyeceğim. Şüphesiz O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir." 99. فَلَمَّا دَخَلُوا عَلَى يُوسُفَ آوَى إِلَيْهِ أَبَوَيْهِ وَقَالَ ادْخُلُوا مِصْرَ إِنْ شَاءَ اللَّهُ آمِنِينَ
Meali: Yûsuf'un yanına girdikleri zaman, anne ve babasını bağrına bastı ve "Allah'ın izniyle güven içinde Mısır'a girin" dedi. 100. وَرَفَعَ أَبَوَيْهِ عَلَى الْعَرْشِ وَخَرُّوا لَهُ سُجَّدًا ۖ وَقَالَ يَا أَبَتِ هَذَا تَأْوِيلُ رُؤْيَايَ مِنْ قَبْلُ قَدْ جَعَلَهَا رَبِّي حَقًّا ۖ وَقَدْ أَحْسَنَ بِي إِذْ أَخْرَجَنِي مِنَ السِّجْنِ وَجَاءَ بِكُمْ مِنَ الْبَدْوِ مِنْ بَعْدِ أَنْ نَزَغَ الشَّيْطَانُ بَيْنِي وَبَيْنَ إِخْوَتِي ۚ إِنَّ رَبِّي لَطِيفٌ لِمَا يَشَاءُ ۚ إِنَّهُ هُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
Meali: Ana ve babasını tahtın üzerine çıkardı; hepsi onun önünde secdeye kapandılar. (Yûsuf) dedi ki: "Ey babacığım! İşte bu, daha önce gördüğüm rüyanın gerçekleşmesidir. Rabbim onu gerçek kıldı. Beni zindandan çıkaran, şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra sizi çölden getiren Rabbim bana gerçekten lütufta bulundu. Şüphesiz Rabbim dilediğine karşı lütufkardır. Alîm ve Hakîm olan ancak O'dur." 101. رَبِّ قَدْ آتَيْتَنِي مِنَ الْمُلْكِ وَعَلَّمْتَنِي مِنْ تَأْوِيلِ الْأَحَادِيثِ ۚ فَاطِرَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ أَنْتَ وَلِيِّي فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ ۖ تَوَفَّنِي مُسْلِمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ
Meali: "Ey Rabbim! Gerçekten bana mülkten bir pay verdin ve bana rüyaların tabirini öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! Sen dünyada da ahirette de benim velimsin. Beni müslüman olarak vefat ettir ve beni salihler arasına kat." 102. ذَلِكَ مِنْ أَنْبَاءِ الْغَيْبِ نُوحِيهِ إِلَيْكَ ۖ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ إِذْ أَجْمَعُوا أَمْرَهُمْ وَهُمْ يَمْكُرُونَ
Meali: "İşte bu, gayb haberlerindendir; onu sana vahyediyoruz. Yoksa onlar plan yapıp işe koyuldukları zaman sen onların yanında değildin." 103. وَمَا أَكْثَرُ النَّاسِ وَلَوْ حَرَصْتَ بِمُؤْمِنِينَ
Meali: "Sen ne kadar çok istesen de insanların çoğu inanacak değillerdir." 104. وَمَا تَسْأَلُهُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۚ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمِينَ
Meali: "Ona karşı sen onlardan bir ücret de istemiyorsun. O, alemler için ancak bir öğüttür." 105. وَكَأَيْنْ مِنْ آيَةٍ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ يَمُرُّونَ عَلَيْهَا وَهُمْ عَنْهَا مُعْرِضُونَ
Meali: Göklerde ve yerde nice alametler vardır ki, onlar yanlarından geçerler de yüz çevirip giderler. 106. وَمَا يُؤْمِنُ أَكْثَرُهُمْ بِاللَّهِ إِلَّا وَهُمْ مُشْرِكُونَ
Meali: "Onların çoğu, ancak Allah'a ortak koşarak inanırlar." 107. أَفَأَمِنُوا أَنْ تَأْتِيَهُمْ غَشِيَّةٌ مِنْ عَذَابِ اللَّهِ أَوْ تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Meali: Yoksa onlar, Allah'ın azabından bir felaketin başlarına gelmesinden veya o saatin (kıyametin) kendilerinin farkında olmadığı bir sırada ansızın gelmesinden güvende mi midirler? 108. قُلْ هَذِهِ سَبِيلِي أَدْعُو إِلَى اللَّهِ ۚ عَلَى بَصِيرَةٍ أَنَا وَمَنِ اتَّبَعَنِي ۖ وَسُبْحَانَ اللَّهِ وَمَا أَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ
Meali: De ki: "İşte benim yolum budur; ben ve bana uyanlar basiretle Allah'a çağırıyoruz. Allah'ı tenzih ederim ve ben müşriklerden değilim." 109. وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ إِلَّا رِجَالًا نُوحِي إِلَيْهِمْ مِنْ أَهْلِ الْقُرَى ۗ أَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ ۗ وَلَدَارُ الْآخِرَةِ خَيْرٌ لِلَّذِينَ اتَّقَوْا ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
Meali: Senden önce de şehir halkından kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını göndermedik. Yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin sonrasının nasıl olduğuna bakmadılar mı? Tabii ki takva sahipleri için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz? 110. حَتَّى إِذَا استَيْأَسَ الرُّسُلُ وَظَنُّوا أَنَّهُمْ قَدْ كُذِبُوا جَاءَهُمْ نَصْرُنَا فَنُجِّيَ مَنْ نَشَاءُ ۖ وَرَدُّ بَأْسُنَا عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ
Meali: Nihayet peygamberler ümit kesip yalanlandıklarını sandıkları sırada onlara yardımımız geldi; dilediğimiz kimse kurtarıldı. Azabımız suçlular topluluğundan geri çevrilmez. 111. لَقَدْ كَانَ فِي قَصَصِهِمْ عِبْرَةٌ لِأُولِي الْأَلْبَابِ ۗ مَا كَانَ حَدِيثًا يُفْتَرَى وَلَٰكِنْ تَصْدِيقَ الَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ وَتَفْصِيلَ كُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
Meali: Andolsun ki onların kıssalarında akıl sahipleri için ibretler vardır. O, uydurulabilecek bir söz değildir; lakin kendinden öncekileri tasdik eden, her şeyi açıklayan ve inanan bir topluluk için hidayet ve rahmettir.

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)

  • قَرْيَة (Karye / Şehir):
    Cümle: وَاسْأَلِ الْقَرْيَةَ الَّتِي كُنَّا فِيهَا (Bulunduğumuz şehre sor.)
  • عَزِيز (Aziz / Değerli yönetici):
    Cümle: يَا أَيُّهَا الْعَزِيزُ مَسَّنَا وَأَهْلَنَا الضُّرُّ (Ey Aziz! Bize darlık dokundu.)
  • أَب (Eb / Baba):
    Cümle: إِنَّ لَهُ أَبًا شَيْخًا كَبِيرًا (Şüphesiz onun çok ihtiyar bir babası var.)
  • أَخ (Ech / Kardeş):
    Cümle: إِنِّى أَنَا أَخُوكَ (Ben senin kardeşinim.)
  • سِقَايَة (Sikâye / Su kabı):
    Cümle: جَعَلَ السِّقَايَةَ فِي رَحْلِ أَخِيهِ (Su kabını kardeşinin yüküne koydu.)
  • رَحْل (Rahl / Yük, eşya):
    Cümle: فِي رَحْلِ أَخِيهِ (Kardeşinin yükünde.)
  • عِير (Îr / Kervan):
    Cümle: أَيَّتُهَا الْعِيرُ إِنَّكُمْ لَسَارِقُونَ (Ey kervan, siz hırsızlarsınız!)
  • صُوَاع (Suvâ' / Su taşı):
    Cümle: نَفْقِدُ صُوَاعَ الْمَلِكِ (Kralın tasını kaybediyoruz.)
  • مَلِك (Melik / Kral):
    Cümle: فِي دِينِ الْمَلِكِ (Kralın kanununda.)
  • بَشِير (Beşîr / Müjdeci):
    Cümle: فَلَمَّا أَنْ جَاءَ الْبَشِيرُ (Müjdeci gelince.)
  • قَمِيص (Kamîs / Gömlek):
    Cümle: اِذْهَبُوا بِقَمِيصِي هَذَا (Şu gömleğimle gidin.)
  • وَجْه (Vech / Yüz):
    Cümle: أَلْقُوهُ عَلَى وَجْهِ أَبِي (Onu babamın yüzüne örtün.)
  • حُزْن (Hüzün / Üzüntü):
    Cümle: وَبْيَضَّتْ عَيْنَاهُ مِنَ الْحُزْنِ (Üzüntüden gözleri ağardı.)
  • بَثّ (Bess / İçsel keder):
    Cümle: إِنَّمَا أَشْكُو بَثِّي وَحُزْنِي (Ben kederimi ve hüzünlerimi şikayet ederim.)
  • رَوْح (Ravh / Rahmet, ferahlık):
    Cümle: وَلَا تَيْأَسُوا مِنْ رَوْحِ اللَّهِ (Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin.)
  • بِضَاعَة (Bidâa / Sermaye, mal):
    Cümle: وَجِئْنَا بِبِضَاعَةٍ مُزْجَاةٍ (Değersiz bir sermaye ile geldik.)
  • عَرْش (Arş / Taht):
    Cümle: وَرَفَعَ أَبَوَيْهِ عَلَى الْعَرْشِ (Ana ve babasını tahtın üzerine çıkardı.)
  • رُؤْيَا (Rüya / Düş):
    Cümle: هَذَا تَأْوِيلُ رُؤْيَايَ (Bu rüyamın tabiridir.)
  • سِجْن (Sijn / Zindan):
    Cümle: إِذْ أَخْرَجَنِي مِنَ السِّجْنِ (Beni zindandan çıkardığı zaman.)
  • مُلْك (Mülk / Egemenlik):
    Cümle: قَدْ آتَيْتَنِي مِنَ الْمُلْكِ (Bana mülkten pay verdin.)
  • عِلْم (İlim / Bilgi):
    Cümle: وَفَوْقَ كُلِّ ذِي عِلْمٍ عَلِيمٌ (Her ilim sahibinin üstünde bir bilen vardır.)
  • لُبّ (Lübb / Akıl [Ülü'l-elbâb]):
    Cümle: عِبْرَةٌ لِأُولِي الْأَلْبَابِ (Akıl sahipleri için ibret vardır.)
  • سَبِيل (Sebîl / Yol):
    Cümle: قُلْ هَذِهِ سَبِيلِي (De ki: Benim yolum budur.)
  • عَاقِبَة (Âkibe / Sonuç, akıbet):
    Cümle: كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ (Öncekilerin sonu nasıl oldu?)
  • نَصْر (Nasr / Yardım):
    Cümle: جَاءَهُمْ نَصْرُنَا (Yardımımız onlara geldi.)

2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)

  • دَخَلُوا (Dehalû / Girdiler):
    Cümle: وَلَمَّا دَخَلُوا مِنْ حَيْثُ أَمَرَهُمْ (Emredildikleri yerden girdiklerinde.)
  • يُغْنِي (Yuğnî / Fayda verir, savar):
    Cümle: مَا كَانَ يُغْنِي عَنْهُمْ مِنَ اللَّهِ (Allah'tan geleni savamazdı.)
  • عَلَّمْنَا (Alemnehu / Öğrettik):
    Cümle: لِمَا عَلَّمْنَاهُ (Öğrettiğimiz şey sebebiyle.)
  • يَعْلَمُونَ (Ya'lemûne / Bilirler):
    Cümle: لَا يَعْلَمُونَ (Bilmezler.)
  • آوَى (Âvâ / Barındırdı, bağrına bastı):
    Cümle: آوَى إِلَيْهِ أَخَاهُ (Kardeşini yanına alıp bağrına bastı.)
  • تَبْتَئِسْ (Tebteis / Üzülme):
    Cümle: فَلَا تَبْتَئِسْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ (Onların yaptıklarına üzülme.)
  • جَهَّزَ (Cehhezahüm / Hazırladı):
    Cümle: فَلَمَّا جَهَّزَهُمْ بِجَهَازِهِمْ (Yüklerini hazırladığında.)
  • أَذَّنَ (Ezzene / Seslendi, duyurdu):
    Cümle: ثُمَّ أَذَّنَ مُؤَذِّنٌ (Sonra bir münadi seslendi.)
  • تَفْقِدُونَ (Tefqidûne / Kaybediyorsunuz):
    Cümle: مَاذَا تَفْقِدُونَ (Ne kaybediyorsunuz?)
  • جَاءَ (Câe / Getirdi, geldi):
    Cümle: وَلِمَنْ جَاءَ بِهِ (Onu getirene.)
  • أَسَرَّ (Eserrahâ / İçinde gizledi):
    Cümle: فَأَسَرَّهَا يُوسُفُ فِي نَفْسِهِ (Yusuf bunu içinde sakladı.)
  • فَرَّطْتُمْ (Ferrettüm / Kusur işlediniz):
    Cümle: مِنْ قَبْلُ مَا فَرَّطْتُمْ فِي يُوسُفَ (Daha önce Yusuf konusunda kusur etmiştiniz.)
  • أَبْرَحَ (Ebraha / Ayrılmayacağım):
    Cümle: فَلَنْ أَبْرَحَ الْأَرْضَ (Asla bu yerden ayrılmayacağım.)
  • صَبَرَ (Sabere / Sabretti):
    Cümle: فَصَبْرٌ جَمِيلٌ (Bana düşen güzel bir sabırdır.)
  • ابْيَضَّتْ (İbyaddat / Beyazladı):
    Cümle: وَابْيَضَّتْ عَيْنَاهُ مِنَ الْحُزْنِ (Gözleri üzüntüden ağardı.)
  • أَشْكُو (Eşkü / Şikayet ediyorum):
    Cümle: إِنَّمَا أَشْكُو بَثِّي وَحُزْنِي (Derdimi ancak Allah'a şikayet ederim.)
  • تَيْأَسُوا (Teyesû / Ümit kesmeyin):
    Cümle: وَلَا تَيْأَسُوا مِنْ رَوْحِ اللَّهِ (Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin.)
  • مَسَّ (Messe / Dokundu):
    Cümle: مَسَّنَا وَأَهْلَنَا الضُّرُّ (Bize ve ailemize sıkıntı dokundu.)
  • مَنَّ (Menne / Lütfetti):
    Cümle: قَدْ مَنَّ اللَّهُ عَلَيْنَا (Allah bize lütfetti.)
  • يَصْبِرْ (Yasbir / Sabreder):
    Cümle: وَمَنْ يَتَّقِ وَيَصْبِرْ (Kim takva sahibi olur ve sabrederse.)
  • أَلْقُوهُ (Elkûhu / Atın, örtün):
    Cümle: فَأَلْقُوهُ عَلَى وَجْهِ أَبِي (Onu babamın yüzüne örtün.)
  • ارْتَدَّ (İrtedde / Döndü, açıldı):
    Cümle: فَارْتَدَّ بَصِيرًا (Gözü açılıverdi.)
  • اسْتَغْفِرْ (İstüğfir / Bağışlanma dile):
    Cümle: اسْتَغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا (Günahlarımız için af dile.)
  • خَرُّوا (Harru / Secdeye kapandılar):
    Cümle: وَخَرُّوا لَهُ سُجَّدًا (Onun için secdeye kapandılar.)
  • نُوحِي (Nûhî / Vahyediyoruz):
    Cümle: نُوحِيهِ إِلَيْكَ (Onu sana vahyediyoruz.)

3. Arapça Edat Örnekleri - Harfi Cerler Hariç (15 Adet)

  • لَا (Lâ / Olumsuzluk edatı):
    Cümle: لَا يَعْلَمُونَ (Bilmezler.)
  • إِنَّ (İnne / Tekit edatı):
    Cümle: إِنَّهُ لَذُو عِلْمٍ (Şüphesiz o ilim sahibidir.)
  • وَلَكِنَّ (Lâkinne / İstidrak edatı):
    Cümle: وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ (Lakin insanların çoğu...)
  • مَا (Mâ / Olumsuzluk / İsmi mevsul edatı):
    Cümle: مَا كَانَ يُغْنِي (Savamazdı.)
  • ثُمَّ (Summe / Atıf edatı - Sonra):
    Cümle: ثُمَّ أَذَّنَ مُؤَذِّنٌ (Sonra bir çağırıcı seslendi.)
  • لَنْ (Len / İstikbal olumsuzluk edatı):
    Cümle: فَلَنْ أَبْرَحَ الْأَرْضَ (Asla bu yerden ayrılmayacağım.)
  • قَدْ (Kad / Tahkik edatı):
    Cümle: قَدْ مَنَّ اللَّهُ عَلَيْنَا (Allah bize gerçekten lütfetti.)
  • هَلْ (Hel / Soru edatı):
    Cümle: هَلْ عَلِمْتُمْ (Biliyor musunuz?)
  • كَأَيْنْ (Ke-eyne / Çokluk edatı - Nice):
    Cümle: وَكَأَيْنْ مِنْ آيَةٍ (Nice ayetler vardır.)
  • لَوْلَا (Levlâ / İmtinaiye edatı):
    Cümle: لَوْلَا أَنْ تُفَنِّدُونِ (Beni suçlamasaydınız...)
  • إِذْ (İz / Zaman zarfı / edatı):
    Cümle: إِذْ أَنْتُمْ جَاهِلُونَ (Cahil olduğunuz zaman.)
  • أَنَّ (Enne / Bağlaç edatı):
    Cümle: أَنَّ أَبَاكُمْ قَدْ أَخَذَ (Babanızın aldığını...)
  • بَلْ (Bel / İrad / vazgeçme edatı):
    Cümle: بَلْ سَوَّلَتْ لَكُمْ (Bilakis nefisleriniz süslü gösterdi.)
  • سَوْفَ (Sevfe / Gelecek zaman edatı):
    Cümle: سَوْفَ أَسْتَغْفِرُ لَكُمْ (Yakında af dileyeceğim.)
  • إِلَّا (İllâ / İstisna edatı):
    Cümle: مَا أَرْسَلْنَا إِلَّا رِجَالًا (Yalnızca erkekler gönderdik.)

Kuranla-Arapca-12. Yûsuf Sûresi

Konu Özeti

Yûsuf Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 12. suresi olup Mekke döneminde nazil olmuştur. Sure, Hz. Yûsuf'un hayatını, kardeşleri tarafından kuyuya atılışını, Mısır'daki saray maceralarını, Hz. Yakub'un sabrını ve olayların sonunda gerçekleşen ilahi kavuşmayı konu alır. Kur'an'da baştan sona tek bir kıssayı anlatan en kapsamlı surelerden biri olarak "Ahsenü'l-kasas" (kıssaların en güzeli) şeklinde nitelendirilmektedir. Sabır, tevekkül, iffet ve rüya tabiri gibi pek çok ahlaki ve manevi ders barındırır.


20 Önemli Arapça Kelime ve Örnek Cümleler

1. رُؤْيَا (Rüya): Düş, rüya.
Örnek: رَأَيْتُ أَحَدَ عَشَرَ كَوْكَبًا (On bir yıldız gördüm.)

2. قَمَر (Kamer): Ay.
Örnek: وَرَأَيْتُهُمْ لِي سَاجِدِينَ (Ve onları bana secde ederlerken gördüm.)

3. إِخْوَة (İhve): Kardeşler.
Örnek: إِذْ قَالُوا لَيُوسُفُ وَأَخُوهُ أَحَبُّ إِلَى أَبِينَا (Hani demişlerdi ki: Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir.)

4. جُبّ (Cubb): Kuyu.
Örnek: أَلْقُوهُ فِي غَيَابَتِ الْجُبِّ (Onu kuyunun karanlığına atın.)

5. سَيَّارَة (Seyyare): Yolcu kervanı.
Örnek: وَجَاءَتْ سَيَّارَةٌ فَأَرْسَلُوا وَارِدَهُمْ (Bir kervan geldi ve sucularını gönderdiler.)

6. دَلْو (Delv): Kova.
Örnek: فَأَدْلَى دَلْوَهُ (Kovasını kuyuya sarkıttı.)

7. بِضَاعَة (Bidâhat): Ticaret malı, sermaye.
Örnek: وَأَسَرُّوهُ بِضَاعَةً (Onu bir ticaret malı olarak sakladılar.)

8. عَزِيز (Aziz): Güçlü, Mısır'ın ileri gelen yöneticisi/veziri.
Örnek: وَقَالَ الَّذِي اشْتَرَاهُ مِنْ مِصْرَ لِامْرَأَتِهِ (Mısır'da onu satın alan adam karısına dedi ki...)

9. مَثْوَى (Mesvâ): Konak yeri, kalacak yer.
Örnek: أَكْرِمِي مَثْوَاهُ (Onun konaklama yerini güzel tut, ona ikramda bulun.)

10. رراوَدَ (Ravade): Baştan çıkarmaya çalışmak, ısrar etmek.
Örnek: وَرَاوَدَتْهُ الَّتِي هُوَ فِي بَيْتِهَا عَنْ نَفْسِهِ (Evinde bulunduğu kadın, onun nefsinden murat almak istedi.)

11. بُرْهَان (Burhan): Kesin delil, kanıt.
Örnek: لَوْلَا أَنْ رَأَى بُرْهَانَ رَبِّهِ (Eğer Rabbinin burhanını (delilini) görmeseydi...)

12. سِجْن (Sicn): Zindan, hapishane.
Örnek: قَالَ رَبِّ السِّجْنُ أَحَبُّ إِلَيَّ (Rabbim! Zindan bana, bunların beni çağırdığı şeyden daha sevgilidir.)

13. سَقَى (Saka): Su vermek, sulamak.
Örnek: أَمَّا أَحَدُكُمَا فَيَسْقِي رَبَّهُ خَمْرًا (İkinizden biri, efendisine şarap içirecektir.)

14. خُبْز (Hubz): Ekmek.
Örnek: وَالْآخَرُ يُصْلَبُ فَتَأْكُلُ الطَّيْرُ مِنْ رَأْسِهِ (Diğeri ise asılacak ve kuşlar başından yiyecektir.)

15. سُنْبُلَة (Sünbule): Başak.
Örnek: وَسَبْعُ سُنُبْلَاتٍ خُضْرٍ (Yedi yeşil başak ve diğerleri kuru...)

16. قَحْط (Kaht): Kıtlık.
Örnek: تَأْكُلُونَ سَبْعَ سِنِينَ حَدَثًا (Yedi yıl kıtlık hüküm sürecek.)

17. صَبْر (Sabir): Dayanma, sabır.
Örnek: فَصَبْرٌ جَمِيلٌ (Artık bana düşen güzel bir sabırdır.)

18. قَمِيص (Kamis): Gömlek.
Örnek: وَجَاءُوا عَلَى قَمِيصِهِ بِدَمٍ كَذِبٍ (Gömleğinin üzerine sahte bir kan bulaştırarak getirdiler.)

19. عَطْف (Atf): Şefkat, yönelme.
Örnek: اذْهَبُوا بِقَمِيصِي هَذَا فَأَلْقُوهُ عَلَى وَجْهِ أَبِي (Bu gömleğimi götürün ve babamın yüzüne atın.)

20. مَلِك (Melik): Hükümdar, kral.
Örnek: وَقَالَ الْمَلِكُ إِنِّي أَرَى سَبْعَ بَقَرَاتٍ سِمَانٍ (Kral dedi ki: Ben yedi semiz inek görüyorum.)


Yûsuf Suresi Dilbilgisi ve Kelime Testi (40 Soru)

Yûsuf Sûresi Arapça Kelime ve Gramer Testi

S.Muhammed Kayaalp (el-Haşimi) Ks

الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي

Arapça Dersleri-İslami Sohbetler-Tevhid-Tefsir-Hadis-Fıkıh-Fetvalar-İrşadlar

Kuranla-Arapca-12. Yûsuf Sûresi Rating: 4.5 Diposkan Oleh: ☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي☝المحمدية☝

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.