☝📖İbrahimi ﷺ Muhammedi ﷺ Hanif İslam📖☝﷽𐰃𐰠𐰯☝📖المحمدية☝Muhammediyye📖☝𐰃𐰠𐰯༺الله أكبر ༻

Güncel Duyuru Eylül 2026

Nehvul Vazıh 2.Merhale Derslerimiz Çok Yakında Eylül itibariyle Başlayacak inşallah!Kur'anla Arapça Dilbilgisi derslerimiz ve 116 tane Arapça dilbilgisi konu testi sitemize eklendi..

☝المحمدية☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي 📖 ☝

☝https://www.muhammediyye.org/☝
📖-المحمدية-📖

Teoriye göre;İlluminati(hizbüşşeytan) yani uzaylı ve insan melezi ırklar,yarı vampir,yılan,ejderha vs melez soylardan oluşan topluluk,masonik, illuminatik firavun ve nemrud soylarının hipnoz,büyü,zihin kontrolü,algı yönetimi ile bireyler ve toplumları yönetmesi,hizbüşşeytan illumiatinin küresel illuminatik sistemi; siyaset,medya,sivil toplum,terör örgütleri,mafya,enerji,silah,ilaç,gıda tekeli alanlarda illuminati vardır!

Destek olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.

Kuranla-Arapca-13. Ra'd Sûresi

☝https://www.muhammediyye.org/☝
📖-المحمدية علي الكتاب و السنة الصحيحة-📖
Üye olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.Kardeşlerimize Önemli :
اعوذ بالله من الشيطان الرجيم
 بسم الله الرحمان الرحيم
 الحمد لله رب العالمين و الصلاة و السلام علي امامنا محمد
 و آله و اهل بيته و صحبه و امته اجمعين
Euzü billahi mineşeydanirracimi ve min hizbihi..
Bismillahirrahmanirrahiym
Allahım cc Şeytandan ve onun hizbi tağutlardan
marid ve hannaslardan,cibt ve belamlardan sana sığınırız.Rahman ve rahiym olan Allahın cc adıyla.. 
Ahmedilik,kadıyanilik,bahailik,Vahhabilik,Şiilik,
illuminati,masonluk,yahudilik,nasırilik,nusayrilik,yezidilik,
sağcılık,solculuk,islamcılık,ateizm,deizm, budizm,hinduizm gibi  İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif İslama aykırı dini,felsefi ve ideolojik akımlardan imanımızı ve dinimizi koruyalım!     
İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif din islamdır!
İslam ise; peygamberler peygamberi cenabı Muhammed ﷺ  dinidir!..
Nemrut,Firavun,İsis,ra ve el gibi tağutlar(illuminati) ve onların günümüzdeki soylarının ve taraftarlarının dini(inanış,felsefe,ideolojilerinin) değil!
𐰃𐰠𐰯Kur'an ve sahih sünnetin izinde Muhammediyiz𐰃𐰠𐰯
📖☝ المحمدية علي الكتاب و السنة☝📖 Arapça Dersleri☝İslami Sohbetler☝İslami İlimler☝Manevi Rehberlik☝  instagram: https://www.instagram.com/muhammediyye
  • Ders1
  • Ders2
  • Konu Testi
  • Sureler
  • Arapça Dersler
  • ☝📖المحمدية📖☝

Kuranla-Arapca-13. Ra'd Sûresi-1-23.ayetler

Konu Özeti: Ra'd Sûresi'nin 1-23. ayetlerinde; Kur'an-ı Kerim'in hakikati, Allah'ın evrendeki sonsuz kudret delilleri (göklerin direksiz yükseltilmesi, yerin döşenmesi, dağlar, nehirler, gece ve gündüzün döngüsü), insanın yaratılışı ve ahirete diriliş konusundaki şüpheleri ele alınmaktadır. Ayrıca Allah'ın ilminin her şeyi kuşattığı, gök gürültüsünün ve meleklerin O'nu tespih ettiği, hak ile batılın temsili (su ve köpük misali), akıl sahiplerinin ahitlerine sadık kaldıkları, akrabalık bağlarını gözetip sabrettikleri ve bu kimselerin hak ettikleri cennet müjdeleri detaylıca anlatılmaktadır.

Ra'd Sûresi 1-23. Ayetler (Okuma Parçası)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

1. الر تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ وَالَّذِي أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ الْحَقُّ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يُؤْمِنُونَ
Meali: Elif, Lâm, Mîm, Râ. Bunlar Kitab'ın ayetleridir. Sana Rabbinden indirilen gerçektir, fakat insanların çoğu inanmazlar.
2. اللَّهُ الَّذِي رَفَعَ السَّمَاوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِي لِأَجَلٍ مُسَمًّى يُدَبِّرُ الْأَمْرَ يُفَصِّلُ الْآيَاتِ لَعَلَّكُمْ بِلِقَاءِ رَبِّكُمْ تُوقِنُونَ
Meali: Allah, gökleri gördüğünüz direksiz yükseltendir; sonra arşa istiva etti; güneşi ve ayı buyruğu altına aldı. Her biri adı konmuş bir süreye kadar akıp gitmektedir. İşleri O düzenler, ayetleri O açıklar ki Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanasınız.
3. وَهُوَ الَّذِي مَدَّ الْأَرْضَ وَجَعَلَ فِيهَا رَوَاسِيَ وَأَنْهَارًا وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ جَعَلَ فِيهَا زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ يُغْشِي اللَّيْلَ النَّهَارَ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
Meali: Yeryüzünü döşeyen, onda dağlar ve nehirler yaratan, orada her türlü meyveden ikişer çift katan O'dur. Geceyi gündüze O bürür. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır.
4. وَفِي الْأَرْضِ قِطَعٌ مُتَجَاوِرَاتٌ وَجَنَّاتٌ مِنْ أَعْنَابٍ وَزَرْعٌ وَنَخِيلٌ صِنْوَانٌ وَغَيْرُ صِنْوَانٍ يُسْقَى بِمَاءٍ وَاحِدٍ وَنُفَضِّلُ بَعْضَهَا عَلَى بَعْضٍ فِي الْأُكُلِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
Meali: Yeryüzünde komşu kıtalar, üzüm bağları, ekinler, köklü ve köksiz hurmalıklar vardır ki bir suyla sulanır. Yemişlerinde bazısını bazısına üstün kılarız. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir toplum için ibretler vardır.
5. وَإِنْ تَعْجَبْ فَعَجَبٌ قَوْلُهُمْ أَإِذَا كُنَّا تُرَابًا أَإِنَّا لَفِي خَلْقٍ جَدِيدٍ أُولَئِكَ الَّذِينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ وَأُولَئِكَ الْأَغْلَالُ فِي أَعْنَاقِهِمْ وَأُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Meali: Eğer şaşacaksan, asıl şaşılacak şey onların şu sözleridir: "Biz toprak olduğumuz zaman mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılış içinde olacağız?" İşte onlar Rablerini inkar edenlerdir. Boyunlarında demir halkalar olanlar da işte onlardır. Onlar cehennem ehlidirler ve orada sürekli kalacaklardır.
6. وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِ وَقَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمُ الْمَثُلَاتُ وَإِنَّ رَبَّكَ لَذُو مَغْفِرَةٍ لِلنَّاسِ عَلَى ظُلْمِهِمْ وَإِنَّ رَبَّكَ لَشَدِيدُ الْعِقَابِ
Meali: Senden iyilikten önce kötülüğün acele gelmesini isterler. Halbuki onlardan önce ibret alacak cezalar gelip geçmiştir. Şüphesiz senin Rabbin zulümlerine rağmen insanlara bağışlayıcıdır; bununla beraber Rabbinin cezası da şiddetlidir.
7. وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْلَا أُنْزِلَ عَلَيْهِ آيَةٌ مِنْ رَبِّهِ إِنَّمَا أَنْتَ مُنْذِرٌ وَلِكُلِّ قَوْمٍ هَادٍ
Meali: İnkâr edenler, "Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?" derler. Sen ancak bir uyarıcısın ve her topluluğun bir rehberi vardır.
8. اللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَحْمِلُ كُلُّ أُنْثَى وَمَا تَغِيضُ الْأَرْحَامُ وَمَا تَزْدَادُ وَكُلُّ شَيْءٍ عِنْدَهُ بِمِقْدَارٍ
Meali: Her dişinin neye gebe kaldığını, rahimlerin noksan kestiği ve fazlalaştırdığı şeyleri Allah bilir. O'nun katında her şey bir ölçüinedir.
9. عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ الْكَبِيرُ الْمُتَعَالِ
Meali: O, görülmeyeni de görüleni de bilendir; çok büyüktür, yüceler yücesidir.
10. سَوَاءٌ مِنْكُمْ مَنْ أَسْرَّ الْقَوْلَ وَمَنْ جَهَرَ بِهِ وَمَنْ هُوَ مُسْتَخْفٍ بِاللَّيْلِ وَسَارِبٌ بِالنَّهَارِ
Meali: Sözü gizleyeniniz ile onu açığa vuranınız, geceleyin gizlenen ile gündüzün yürüyeniniz O'nun katında eşittir.
11. لَهُ مُعَقِّبَاتٌ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ يَحْفَظُونَهُ مِنْ أَمْرِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ لَا يُغَيِّرُ مَا بِقَوْمٍ حَتَّى يُغَيِّرُوا مَا بِأَنْفُسِهِمْ وَإِذَا أَرَادَ اللَّهُ بِقَوْمٍ سُوءًا فَلَا مَرَدَّ لَهُ وَمِنْ دُونِهِ مِنْ وَالٍ
Meali: İnsanı önünden ve arkasından takip eden melekler vardır; Allah'ın emriyle onu korurlar. Şüphesiz ki bir toplum durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Allah bir topluma kötülük diledi mi, artık o geri çevrilemez. Onlar için O'ndan başka koruyucu da yoktur.
12. هُوَ الَّذِي يُرِيكُمُ الْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا وَيُنْشِئُ السَّحَابَ الثِّقَالَ
Meali: Size korku ve ümit içinde şimşeği gösteren, ağır bulutları ortaya çıkaran O'dur.
13. وَيُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِهِ وَالْمَلَائِكَةُ مِنْ خِيفَتِهِ وَيُرْسِلُ الصَّوَاعِقَ فَيُصِيبُ بِهَا مَنْ يَشَاءُ وَهُمْ يُجَادِلُونَ فِي اللَّهِ وَهُوَ شَدِيدُ الْمِحَالِ
Meali: Gök gürültüsü O'nu hamd ile tespih eder, melekler de korkusundan O'nu tespih ederler. Yıldırımlar gönderir de dilediğini onlarla çarpar. Onlar ise Allah hakkında mücadele edip dururlar. O, gücü ve cezalandırması şiddetli olandır.
14. لَهُ دَعْوَةُ الْحَقِّ وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ لَا يَسْتَجِيبُونَ لَهُمْ بِشَيْءٍ إِلَّا كَبَاسِطِ كَفَّيْهِ إِلَى الْمَاءِ لِيَبْلُغَ فَاهُ وَمَا هُوَ بِبَالِغِهِ وَمَا دُعَاءُ الْكَافِرِينَ إِلَّا فِي ضَلَالٍ
Meali: Gerçek dua O'nadır. O'ndan başka yalvardıkları onların isteklerine hiçbir şeyle cevap veremezler. Onların durumu, ağzına gelsin diye suya doğru iki avucunu açan kimseye benzer; oysa su onun ağzına varacak değildi. İnkârcıların duası elbette boşa gider.
15. وَلِلَّهِ يَسْجُدُ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَظِلَالُهُمْ بِالْغُدُوِّ وَالْآصَالِ
Meali: Göklerde ve yerde kim varsa, istese de istemese de secde ederler. Onların gölgeleri de sabah akşam secde ederler.
16. قُلْ مَنْ رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ قُلِ اللَّهُ قُلْ أَفَاتَّخَذْتُمْ مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ لَا يَمْلِكُونَ لِأَنْفُسِهِمْ نَفْعًا وَلَا ضَرًّا قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الْأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَمْ هَلْ يَسْتَوِي الظُّلُمَاتُ وَالنُّورُ أَمْ جَعَلُوا لِلَّهِ شُرَكَاءَ خَلَقُوا كَخَلْقِهِ فَتَشَابَهَ الْخَلْقُ عَلَيْهِمْ قُلِ اللَّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ
Meali: De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki: "Allah'tır." De ki: "O'nu bırakıp da kendilerine bir fayda veya zarar verme gücü olmayan dostlar mı edindiniz?" De ki: "Körle gören bir olur mu? Hiç karanlıklarla aydınlık bir olur mu? Yoksa O'na, O'nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratılış onlarca birbirine benzer mi göründü?" De ki: "Her şeyi yaratan Allah'tır. O, birdir, kahredicidir."
17. أَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَسَالَتْ أَوْدِيَةٌ بِقَدَرِهَا فَاحْتَمَلَ السَّيْلُ زَبَدًا رَابِيًا وَمِمَّا يُوقِدُونَ عَلَيْهِ فِي النَّارِ ابْتِغَاءِ حِلْيَةٍ أَوْ مَتَاعٍ زَبَدٌ مِثْلُهُ كَذَلِكَ يَضْرِبُ اللَّهُ الْحَقَّ وَالْبَاطِلَ فَأَمَّا الزَّبَدُ فَيَذْهَبُ جُفَاءً وَأَمَّا مَا يَنْفَعُ النَّاسَ فَيَمْكُثُ فِي الْأَرْضِ كَذَلِكَ يَضْرِبُ اللَّهُ الْأَمْثَالَ
Meali: O, gökten bir su indirdi de vadiler kendi büyüklüklerince sel olup aktı. Bu sel, üste çıkan bir köpük yüklenip götürdü. Süs veya eşya yapmak için ateşte erittikleri madenlerde de buna benzer bir köpük olur. İşte Allah hak ile batılı böyle misillendirir. Köpük atılıp gider; insanlara fayda veren şey ise yeryüzünde kalır. İşte Allah böyle misaller verir.
18. لِلَّذِينَ اسْتَجَابُوا لِرَبِّهِمُ الْحُسْنَى وَالَّذِينَ لَمْ يَسْتَجِيبُوا لَهُ لَوْ أَنَّ لَهُمْ مَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا وَمِثْلَهُ مَعَهُ لافْتَدَوْا بِهِ أُولَئِكَ لَهُمْ سُوءُ الْحِسَابِ وَمَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمِهَادُ
Meali: Rablerinin çağrısına uyanlar için en güzel karşılık vardır. O'na uymayanlar ise, yeryüzündekilerin hepsi ve bir katı daha kendilerinin olsa, (kurtulmak için) onu feda ederler. İşte onlar için kötü bir hesap vardır; varacakları yer de cehennemdir. O ne kötü yataktır!
19. أَفَمَنْ يَعْلَمُ أَنَّ مَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ الْحَقُّ كَمَنْ هُوَ أَعْمَى إِنَّمَا يَتَذَكَّرُ أُولُو الْأَلْبَابِ
Meali: Sana Rabbinden indirilenin hak olduğunu bilen kimse, kör olan kimse gibi midir? Bunu ancak akıl sahipleri anlar.
20. الَّذِينَ يُوفُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَلَا يَنْقُضُونَ الْمِيثَاقَ
Meali: Onlar, Allah'ın ahdini yerine getirenler ve verdikleri sözü bozmayanlardır.
21. وَالَّذِينَ يَصِلُونَ مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ أَنْ يُوصَلَ وَيَخْشَوْنَ رَبَّهُمْ وَيَخَافُونَ سُوءَ الْحِسَابِ
Meali: Onlar, Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyleri birleştirirler, Rablerinden korkarlar ve kötü hesaptan çekinirler.
22. وَالَّذِينَ صَبَرُوا ابْتِغَاءَ وَجْهِ رَبِّهِمْ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَأَنْفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً وَيَدْرَءُونَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ أُولَئِكَ لَهُمْ عُقْبَى الدَّارِ
Meali: Onlar, Rablerinin rızasını isteyerek sabrederler, namazı kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık olarak infak ederler ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar için dünya yurdunun güzel bir sonu vardır.
23. جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا وَمَنْ صَلَحَ مِنْ آبَائِهِمْ وَأَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَالْمَلَائِكَةُ يَدْخُلُونَ عَلَيْهِمْ مِنْ كُلِّ بَابٍ
Meali: O, Adn cennetleridir; atalarından, eşlerinden ve çocuklarından salih olanlarla birlikte oraya girerler. Melekler de her kapıdan yanlarına girerler.

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)

  • الْكِتَابُ (El-Kitâb):
    Anlamı: Kitap, Kur'an.
    Cümle: تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ (Bunlar Kitab'ın ayetleridir.)
  • رَبّ (Rabb):
    Anlamı: Rab, terbiye eden.
    Cümle: مِنْ رَبِّكَ الْحَقُّ (Sana Rabbinden gelen gerçektir.)
  • سَمَاوَات (Semâvât):
    Anlamı: Gökler.
    Cümle: رَفَعَ السَّمَاوَاتِ (Gökleri yükseltti.)
  • عَمَد (Amed):
    Anlamı: Direk, sütun.
    Cümle: بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا (Gördüğünüz direksiz olarak.)
  • عَرْش (Arş):
    Anlamı: Arş, büyük taht.
    Cümle: اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ (Arş üzerine istiva etti.)
  • شَمْس (Şems):
    Anlamı: Güneş.
    Cümle: وَسَخَّرَ الشَّمْسَ (Güneşi boyun eğdirdi.)
  • قَمَر (Kamer):
    Anlamı: Ay.
    Cümle: وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِي (Ay da akıp gitmektedir.)
  • أَجَل (Ecel):
    Anlamı: Belirlenmiş süre.
    Cümle: لِأَجَلٍ مُسَمًّى (Belirli bir süreye kadar.)
  • أَرْض (Ard):
    Anlamı: Yeryüzü, yer.
    Cümle: مَدَّ الْأَرْضَ (Yeryüzünü döşedi.)
  • رَوَاسِي (Revâsî):
    Anlamı: Sabit dağlar.
    Cümle: وَجَعَلَ فِيهَا رَوَاسِيَ (Onda dağlar yarattı.)
  • أَنْهَار (Enhâr):
    Anlamı: Nehirler, ırmaklar.
    Cümle: وَأَنْهَارًا (Ve nehirler kıldı.)
  • ثَمَرَات (Semerât):
    Anlamı: Meyveler, ürünler.
    Cümle: مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ (Her türlü meyveden.)
  • زَوْج (Zevc):
    Anlamı: Çift, eş.
    Cümle: زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ (İkişer çift kıldı.)
  • لَيْل (Leyl):
    Anlamı: Gece.
    Cümle: يُغْشِي اللَّيْلَ (Geceyi örtüyor.)
  • نَهَار (Nehâr):
    Anlamı: Gündüz.
    Cümle: النَّهَارَ إِنَّ فِي ذَلِكَ (Gündüzü... Şüphesiz bunda.)
  • تُرَاب (Turâb):
    Anlamı: Toprak.
    Cümle: أَإِذَا كُنَّا تُرَابًا (Toprak olduğumuz zaman mı?)
  • خَلْق (Halk):
    Anlamı: Yaratılış.
    Cümle: فِي خَلْقٍ جَدِيدٍ (Yeni bir yaratılışta mı?)
  • أَغْلَال (Ağlâl):
    Anlamı: Boyun halkaları, kelepçeler.
    Cümle: الْأَغْلَالُ فِي أَعْنَاقِهِمْ (Boyunlarında kelepçeler.)
  • نَار (Nâr):
    Anlamı: Ateş, cehennem.
    Cümle: أَصْحَابُ النَّارِ (Ateşin (cehennemin) halkı.)
  • مَغْفِرَة (Mağfiret):
    Anlamı: Bağışlama, mağfiret.
    Cümle: لَذُو مَغْفِرَةٍ (Şüphesiz bağışlama sahibidir.)
  • عِقَاب (İkāb):
    Anlamı: Ceza, azap.
    Cümle: شَدِيدُ الْعِقَابِ (Cezası çok şiddetlidir.)
  • آيَة (Âye):
    Anlamı: Delil, ayet, mucize.
    Cümle: أُنْزِلَ عَلَيْهِ آيَةٌ (Ona bir ayet indirilmeli değil miydi?)
  • غَيْب (Gayb):
    Anlamı: Gizli olan, duyularla algılanamayan.
    Cümle: عَالِمُ الْغَيْبِ (Gaybı bilen.)
  • شَهَادَة (Şehâdet):
    Anlamı: Şahit olunan, görünen alem.
    Cümle: وَالشَّهَادَةِ (Ve şehadeti bilendir.)
  • بَرْق (Berk):
    Anlamı: Şimşek.
    Cümle: يُرِيكُمُ الْبَرْقَ (Size şimşeği gösteriyor.)

2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)

  • أَنْزَلَ (Enzele):
    Anlamı: İndirdi.
    Cümle: أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ (Sana Rabbinden indirildi.)
  • يُؤْمِنُونَ (Yu'minûne):
    Anlamı: İnanıyorlar.
    Cümle: لَا يُؤْمِنُونَ (İnanmazlar.)
  • رَفَعَ (Rafea):
    Anlamı: Yükseltti.
    Cümle: رَفَعَ السَّمَاوَاتِ (Gökleri yükseltti.)
  • تَرَوْنَ (Terovne):
    Anlamı: Görüyorsunuz.
    Cümle: تَرَوْنَهَا (Onu görüyorsunuz.)
  • اسْتَوَى (İsteva):
    Anlamı: İstiva etti, yöneldi.
    Cümle: اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ (Arşa istiva etti.)
  • سَخَّرَ (Sehhara):
    Anlamı: Emre amade kıldı, boyun eğdirdi.
    Cümle: وَسَخَّرَ الشَّمْسَ (Güneşi boyun eğdirdi.)
  • يَجْرِي (Yecrî):
    Anlamı: Akıp gidiyor, yürüyor.
    Cümle: كُلٌّ يَجْرِي (Her biri akıp gidiyor.)
  • يُدَبِّرُ (Yedebbiru):
    Anlamı: Tedbir ediyor, yönetiyor.
    Cümle: يُدَبِّرُ الْأَمْرَ (İşi düzenleyip yönetiyor.)
  • يُفَصِّلُ (Yufassilu):
    Anlamı: Açıklıyor, tafsilatlı kılıyor.
    Cümle: يُفَصِّلُ الْآيَاتِ (Ayetleri açıklıyor.)
  • تُوقِنُونَ (Tûkinûne):
    Anlamı: Kesin olarak biliyorsunuz/inanıyorsunuz.
    Cümle: تُوقِنُونَ (Kesin olarak inanasınız.)
  • مَدَّ (Medde):
    Anlamı: Uzattı, döşedi.
    Cümle: مَدَّ الْأَرْضَ (Yeryüzünü döşedi.)
  • جَعَلَ (Câale):
    Anlamı: Kıldı, yarattı.
    Cümle: وَجَعَلَ فِيهَا رَوَاسِيَ (Onda dağlar kıldı.)
  • يُغْشِي (Yuğşî):
    Anlamı: Örtüyor, bürüyor.
    Cümle: يُغْشِي اللَّيْلَ النَّهَارَ (Geceyi gündüze örtüyor.)
  • يَتَفَكَّرُونَ (Yetefekkerûne):
    Anlamı: Düşünüyorlar.
    Cümle: لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ (Düşünen bir toplum için.)
  • يُسْقَى (Yüskâ):
    Anlamı: Sulanıyor.
    Cümle: يُسْقَى بِمَاءٍ وَاحِدٍ (Bir su ile sulanıyor.)
  • يَعْقِلُونَ (Ya'kılûne):
    Anlamı: Akıl ediyorlar.
    Cümle: لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ (Akıl eden bir toplum için.)
  • تَعْجَبْ (Ta'ceb):
    Anlamı: Şaşıyorsun.
    Cümle: وَإِنْ تَعْجَبْ (Eğer şaşacaksan.)
  • كَفَرُوا (Keferû):
    Anlamı: İnkar ettiler.
    Cümle: الَّذِينَ كَفَرُوا (İnkar edenler.)
  • يَسْتَعْجِلُونَ (Yesta'cilûne):
    Anlamı: Acele istiyorlar.
    Cümle: وَيَسْتَعْجِلُونَكَ (Senden acele isterler.)
  • خَلَتْ (Halet):
    Anlamı: Gelip geçti.
    Cümle: وَقَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِمُ (Onlardan önce gelip geçmiştir.)
  • يَعْلَمُ (Ya'lemu):
    Anlamı: Biliyor.
    Cümle: اللَّهُ يَعْلَمُ (Allah bilir.)
  • تَحْمِلُ (Tahmilü):
    Anlamı: Taşır, gebe kalır.
    Cümle: مَا تَحْمِلُ كُلُّ أُنْثَى (Her dişinin neye gebe kaldığını.)
  • تَغِيضُ (Tağıdu):
    Anlamı: Eksilir, azalır.
    Cümle: وَمَا تَغِيضُ الْأَرْحَامُ (Rahimlerin eksilttiği.)
  • أَسْرَّ (Esrre):
    Anlamı: Gizledi.
    Cümle: مَنْ أَسْرَّ الْقَوْلَ (Sözü gizleyen kimse.)
  • يَحْفَظُونَ (Yahfazûne):
    Anlamı: Koruyorlar.
    Cümle: يَحْفَظُونَهُ (Onu koruyorlar.)

3. Arapça Edat Örnekleri (Harf-i Cerler Hariç - 15 Adet)

  • وَ (Vâv - Atıf Harfi):
    Anlamı: Ve.
    Cümle: وَالَّذِي أُنْزِلَ (Ve indirilen şey.)
  • لَكِنَّ (Lâkinne - İstidrak Harfi):
    Anlamı: Lakin, fakat.
    Cümle: وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ (Fakat insanların çoğu.)
  • ثُمَّ (Summe - Terahî Harfi):
    Anlamı: Sonra.
    Cümle: ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ (Sonra arşa istiva etti.)
  • أَوْ (Ev - Terdit/Seçenek Edatı):
    Anlamı: Veya, ya da.
    Cümle: أَوْ مَتَاعٍ (Veya bir eşya.)
  • لَا (Lâ - Nefy Edatı):
    Anlamı: -me, -ma, değil (olumsuzluk).
    Cümle: لَا يُؤْمِنُونَ (İnanmazlar.)
  • مَا (Mâ - Nefy / Mevsule Edatı):
    Anlamı: -diği şey, değil / ne.
    Cümle: وَمَا تَغِيضُ الْأَرْحَامُ (Ve rahimlerin noksanlaştırdığı şey.)
  • إِنْ (İn - Şart Edatı):
    Anlamı: Eğer.
    Cümle: وَإِنْ تَعْجَبْ (Eğer şaşacaksan.)
  • هَلْ (Hel - İstifham Edatı):
    Anlamı: Mı / mi? (Soru edatı).
    Cümle: هَلْ يَسْتَوِي الْأَعْمَى (Kör olan eşit olur mu?)
  • قَدْ (Kad - Tahkik Edatı):
    Anlamı: Kesinlik, -miş / -di.
    Cümle: وَقَدْ خَلَتْ (Gerçekten gelip geçmiştir.)
  • أَمْ (Em - Muadele/İstifham Harfi):
    Anlamı: Yoksa?
    Cümle: أَمْ هَلْ يَسْتَوِي الظُّلُمَاتُ (Yoksa karanlıklar eşit olur mu?)
  • سَ (Se - İstikbal Ekleri):
    Anlamı: -ecek / -acak (yakın gelecek).
    Cümle: سَيَعْلَمُونَ (Yakında bilecekler.)
  • لَنْ (Len - Nasb Edatı):
    Anlamı: Asla, kat'iyyen -meyecek.
    Cümle: لَنْ يَخْلُقُوا (Asla yaratamazlar.)
  • بَلْ (Bel - İdrâb Harfi):
    Anlamı: Bilakis, aksine.
    Cümle: بَلْ هُمْ فِي شَكٍّ (Bilakis onlar şüphe içindedirler.)
  • كَأَنَّ (Keenne - Teşbih Harfi):
    Anlamı: Sanki, tıpkı... gibi.
    Cümle: كَأَنَّهُمْ جُدُرٌ (Sanki onlar duvar gibidirler.)
  • إِذَا (İzâ - Zaman Zarfı / Şart):
    Anlamı: -dığı zaman, eğer.
    Cümle: أَإِذَا كُنَّا تُرَابًا (Toprak olduğumuz zaman mı?)

Kuranla-Arapca-13. Ra'd Sûresi-24-43.ayetler

Konu Özeti: Bu bölümde, sabır gösteren müminlerin cennette melekler tarafından selamla karşılanacağı müjdelenirken; Allah'ın ahdini bozanların, ilahi bağları koparanların ve yeryüzünde fesat çıkaranların lanete uğrayacağı vurgulanmaktadır. Rızkı genişleten ve daraltanın Allah olduğu, inkârcıların tutumlarına karşılık müminlerin kalplerinin ancak Allah'ın zikriyle huzur bulacağı belirtilmektedir. Ayrıca Hz. Peygamber’e tebliğ görevinin verildiği, kâfirlerin tuzaklarına ve inkârlarına rağmen ilahi hükmün ve hesap gününün mutlak surette gerçekleşeceği ifade edilmektedir.

Ra'd Sûresi 24-43. Ayetler (Okuma Parçası)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
24. سَلَامٌ عَلَيْكُمْ بِمَا صَبَرْتُمْ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِ
Meali: "Sabrettiğinizden dolayı size selam olsun! Dünya yurdunun sonucu ne güzeldir!"
25. وَالَّذِينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللَّهِ مِنْ بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ أَنْ يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ أُولَئِكَ لَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ الدَّارِ
Meali: Allah’ın ahdini pekiştirilmesinden sonra bozanlar, Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şeyi (akrabalık ve hakikat bağlarını) kesenler ve yeryüzünde fesat çıkaranlar; işte lanet onlaradır, yurdun kötüsü (cehennem) de onlaradır.
26. اللَّهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ وَيَقْدِرُ ۚ وَفَرِحُوا بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا فِي الْآخِرَةِ إِلَّا مَتَاعٌ
Meali: Allah, dilediğine rızkı genişletir ve daraltır. Onlar dünya hayatıyla sevindiler. Oysa dünya hayatı, ahiretin yanında geçici bir geçimlikten başka bir şey değildir.
27. وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْلَا أُنْزِلَ عَلَيْهِ آيَةٌ مِنْ رَبِّهِ ۗ قُلْ إِنَّ اللَّهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدِي إِلَيْهِ مَنْ أَنَابَ
Meali: İnkâr edenler, "Ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya!" derler. De ki: "Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, kendisine yöneleni de hidayete erdirir."
28. الَّذِينَ آمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ بِذِكْرِ اللَّهِ ۗ أَلَا بِذِكْرِ اللَّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ
Meali: Onlar ki iman etmişlerdir ve kalpleri Allah’ın zikriyle huzur bulur. İyi bilin ki, kalpler ancak Allah’ın zikriyle huzur bulur!
29. الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ طُوبَىٰ لَهُمْ وَحُسْنُ مَآبٍ
Meali: İman edip salih ameller işleyenler için ne mutlu (Tûbâ) onlara; varılacak güzel yer de onlarındır.
30. كَذَلِكَ أَرْسَلْنَاكَ فِي أُمَّةٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهَا أُمَمٌ لِتَتْلُوَ عَلَيْهِمُ الَّذِي أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ وَهُمْ يَكْفُرُونَ بِالرَّحْمَٰنِ ۚ قُلْ هُوَ رَبِّي لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَإِلَيْهِ مَتَابِ
Meali: İşte böylece seni, kendilerinden önce nice ümmetler gelip geçmiş bir ümmete, sana vahyettiğimizi onlara okuyasın diye gönderdik. Onlar Rahman’ı inkâr ediyorlar. De ki: "O benim Rabbimdir, O’ndan başka ilah yoktur. Ben yalnız O’na tevekkül ettim ve dönüşüm O’nadır."
31. وَلَوْ أَنَّ قُرْآنًا سُيِّرَتْ بِهِ الْجِبَالُ أَوْ قُطِّعَتْ بِهِ الْأَرْضُ أَوْ كُلِّمَ بِهِ الْمَوْتَىٰ ۗ بَلْ لِلَّهِ الْأَمْرُ جَمِيعًا ۗ أَفَلَمْ يَيْأَسِ الَّذِينَ آمَنُوا أَنْ لَوْ يَشَاءُ اللَّهُ لَهَدَى النَّاسَ جَمِيعًا ۗ وَلَا يَزَالُ الَّذِينَ كَفَرُوا تُصِيبُهُمْ بِمَا صَنَعُوا قَارِعَةٌ أَوْ تَحُلُّ قَرِيبًا مِنْ دَارِهِمْ حَتَّىٰ يَأْتِيَ وَعْدُ اللَّهِ ۚ إِنَّ اللَّهَ لَا يُخْلِفُ الْمِيعَادَ
Meali: Eğer kendisiyle dağların yürütüldüğü, yerin parçalandığı veya ölülerin konuşturulduğu bir Kur’an olsaydı (işte bu Kur’an odur). Hayır, emir bütünüyle Allah’a aittir. İnananlar hâlâ bilmediler mi ki, eğer Allah dileseydi bütün insanları hidayete erdirirdi? İnkâr edenlere, yaptıklarından dolayı ya sürekli bir bela isabet eder ya da evlerinin yakınlarına iner; nihayet Allah’ın vaadi gelip çatıncaya kadar. Şüphesiz Allah sözünden dönmez.
32. وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَأَمْلَيْتُ لِلَّذِينَ كَفَرُوا ثُمَّ أَخَذْتُهُمْ ۖ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ
Meali: Andolsun ki senden önceki elçilerle de alay edildi; ben de o inkâr edenlere mühlet verdim, sonra onları yakaladım. Benim cezalandırmam nasılmış!
33. أَفَمَنْ هُوَ قَائِمٌ عَلَىٰ كُلِّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ ۗ وَجَعَلُوا لِلَّهِ شُرَكَاءَ قُلْ سَمُوهُمْ ۚ أَمْ تُنَبِّئُونَهُ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِي الْأَرْضِ أَمْ بِظَاهِرٍ مِنَ الْقَوْلِ ۗ بَلْ زُيِّنَ لِلَّذِينَ كَفَرُوا مَكْرُهُمْ وَصُدُّوا عَنِ السَّبِيلِ ۗ وَمَنْ يُضْلِلِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ
Meali: Her nefsin kazandığı üzerinde gözeticisi olan Allah, (hiç bunlardan olmayan putlar gibi) midir? Öyle iken Allah’a ortaklar koştular. De ki: "Onları isimlendirin..." Bilakis, inkâr edenlere kendi tuzakları süslü gösterildi ve yoldan alıkonuldular. Allah kimi saptırırsa, artık ona bir hidayet eden yoktur.
34. لَهُمْ عَذَابٌ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَشَدُّ ۖ وَمَا لَهُمْ مِنَ اللَّهِ مِنْ وَاقٍ
Meali: Onlar için dünya hayatında bir azap vardır; ahiret azabı ise elbette daha şiddetlidir. Onları Allah’tan koruyacak hiç kimse de yoktur.
35. مَثَلُ الْجَنَّةِ الَّتِي وُعِدَ الْمُتَّقُونَ ۖ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ ۖ أُكُلُهَا دَائِمٌ وَظِلُّهَا ۚ تِلْكَ عُقْبَى الَّذِينَ اتَّقَوْا وَعُقْبَى الْكَافِرِينَ النَّارُ
Meali: Muttakilere vaad edilen cennetin durumu şöyledir: Altından ırmaklar akar, yemişleri de gölgesi de süreklidir. İşte bu, sakınanların akıbetidir; kâfirlerin akıbeti ise ateştir.
36. وَالَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَفْرَحُونَ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمِنَ الْأَحْزَابِ مَنْ يُنْكِرُ بَعْضَهُ ۚ قُلْ إِنَّمَا أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ اللَّهَ وَلَا أُشْرِكَ بِهِ ۚ إِلَيْهِ أَدْعُو وَإِلَيْهِ مَآبِ
Meali: Kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilenle sevinirler. Gruplardan bir kısmı ise onun bir kısmını inkâr eder. De ki: "Ben ancak Allah’a kulluk etmekle ve O’na ortak koşmamakla emrolundum. Ben O’na çağırıyorum, dönüşüm de O’nadır."
37. وَكَذَلِكَ أَنْزَلْنَاهُ حُكْمًا عَرَبِيًّا ۚ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءَهُمْ بَعْدَ مَا جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللَّهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا وَاقٍ
Meali: İşte böylece biz onu Arapça bir hüküm olarak indirdik. Sana gelen ilimden sonra eğer onların heveslerine uyacak olursan, Allah’a karşı ne bir dostun olur ne de bir koruyucun.
38. وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلًا مِنْ قَبْلِكَ وَجَعَلْنَا لَهُمْ أَزْوَاجًا وَذُرِّيَّةً ۚ وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ أَنْ يَأْتِيَ بِآيَةٍ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ ۗ لِكُلِّ أَجَلٍ كِتَابٌ
Meali: Andolsun ki senden önce de resuller gönderdik, onlara eşler ve zürriyetler verdik. Allah’ın izni olmadıkça hiçbir elçinin mucize getirmesi olası değildir. Her ecelin bir yazısı vardır.
39. يَمْحُو اللَّهُ مَا يَشَاءُ وَيُثْبِتُ ۖ وَعِنْدَهُ أُمُّ الْكِتَابِ
Meali: Allah dilediğini siler, dilediğini sabit kılar; ümmü’l-kitap O’nun katındadır.
40. وَإِنْ مَا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذِي نَعِدُهُمْ أَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَإِنَّ عَلَيْكَ الْبَلَاغُ وَعَلَيْكَ الْحِسَابُ
Meali: Onlara vadettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de, yahut seni vefat ettirsek de; sana düşen ancak tebliğ etmek, hesap görmek ise bize aittir.
41. أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّا نَأْتِي الْأَرْضَ نَنْقُصُهَا مِنْ أَطْرَافِهَا ۚ وَاللَّهُ يَحْكُمُ لَا مُعَقِّبَ لِحُكْمِهِ ۚ وَهُوَ سَرِيعُ الْحِسَابِ
Meali: Görmediler mi ki biz yeryüzüne geliyor, onu uçlarından eksiltiyoruz? Allah hükmeder, O’nun hükmünü iptal edecek hiçbir engel yoktur. O, hesabı çok çabuk görendir.
42. وَقَدْ مَكَرَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَلِلَّهِ الْمَكْرُ جَمِيعًا ۖ يَعْلَمُ مَا تَكْسُبُ كُلُّ نَفْسٍ ۗ وَسَيَعْلَمُ الْكُفَّارُ لِمَنْ عُقْبَى الدَّارِ
Meali: Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı; ama bütün tuzaklar Allah’a aittir. Her nefsin ne kazandığını O bilir. İnkâr edenler, akıbet yurdunun kimin olacağını yakında bileceklerdir.
43. وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَسْتَ مُرْسَلًا ۚ قُلْ كَفَىٰ بِاللَّهِ شَهِيدًا بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَمَنْ عِنْدَهُ عِلْمُ الْكِتَابِ
Meali: İnkâr edenler, "Sen gönderilmiş bir elçi değilsin" derler. De ki: "Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve yanında kitabın ilmi bulunan kimse yeterlidir."

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)

  • عُقْبَى (Ukby): Akıbet, son, sonuç.
    Cümle: فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِ (Dünya yurdunun sonucu ne güzeldir!)
  • دَار (Dâr): Yurt, ev.
    Cümle: وَلَهُمْ سُوءُ الدَّارِ (Yurdun kötüsü onlaradır.)
  • عَهْد (Ahd): Söz, anlaşma.
    Cümle: يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللَّهِ (Allah’ın ahdini bozarlar.)
  • مِيثَاق (Mîsâk): Sağlam söz, ahit.
    Cümle: مِنْ بَعْدِ مِيثَاقِهِ (Misakından sonra.)
  • أَرْض (Ard): Yeryüzü, toprak.
    Cümle: وَيُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ (Yeryüzünde fesat çıkarırlar.)
  • لَعْنَة (La'net): Lanet, rahmetten uzaklaşma.
    Cümle: أُولَئِكَ لَهُمُ اللَّعْنَةُ (Lanet onlaradır.)
  • رِزْق (Rızık): Geçim, nasip.
    Cümle: يَبْسُطُ الرِّزْقَ (Rızkı genişletir.)
  • حَيَاة (Hayât): Yaşam.
    Cümle: وَفَرِحُوا بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا (Dünya hayatıyla sevindiler.)
  • آخِرَة (Âhiret): Son yurd, öteki alem.
    Cümle: وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا فِي الْآخِرَةِ إِلَّا مَتَاعٌ (Dünya hayatı ahiretin yanında ancak geçimliktir.)
  • مَتَاع (Metâ'): Geçici fayda, meta.
    Cümle: إِلَّا مَتَاعٌ (Ancak bir geçimliktir.)
  • قَلْب (Kalb): Yürek, gönül.
    Cümle: وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ (Kalpleri huzur bulur.)
  • ذِكْر (Zikr): Anma, hatırlama.
    Cümle: بِذِكْرِ اللَّهِ (Allah’ın zikriyle.)
  • أُمَّة (Ümmet): Topluluk, millet.
    Cümle: فِي أُمَّةٍ قَدْ خَلَتْ (Bir ümmet içinde ki gelip geçmiştir.)
  • جَبَل (Cebel): Dağ.
    Cümle: سُيِّرَتْ بِهِ الْجِبَالُ (Onunla dağlar yürütülmüştür.)
  • مَيِّت (Meyyit): Ölü.
    Cümle: أَوْ كُلِّمَ بِهِ الْمَوْتَى (Veya ölüler konuşturuldu.)
  • قَارِعَة (Kârice): Çarpıcı bela, musibet.
    Cümle: تُصِيبُهُمْ قَارِعَةٌ (Onlara bir bela isabet eder.)
  • نَفْس (Nefs): Can, kişi, nefis.
    Cümle: عَلَى كُلِّ نَفْسٍ (Her nefis üzerine.)
  • شَرِيك (Şerîk): Ortak.
    Cümle: وَجَعَلُوا لِلَّهِ شُرَكَاءَ (Allah’a ortaklar koştular.)
  • مَكْر (Mekr): Tuzak, hile.
    Cümle: فَلِلَّهِ الْمَكْرُ جَمِيعًا (Bütün tuzaklar Allah’ındır.)
  • جَنَّة (Cenne): Cennet, bahçe.
    Cümle: مَثَلُ الْجَنَّةِ (Cennetin misali.)
  • نَهَر (Nehr / Nehar): Nehir, akarsu.
    Cümle: تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ (Altından nehirler akar.)
  • عِلْم ('İlm): Bilgi, ilim.
    Cümle: بَعْدَ مَا جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ (Sana ilim geldikten sonra.)
  • زَوْج (Zevc): Eş, zevce.
    Cümle: وَجَعَلْنَا لَهُمْ أَزْوَاجًا (Onlara eşler kıldık.)
  • ذُرِّيَّة (Zurriyyet): Nesil, soy, çocuk.
    Cümle: وَذُرِّيَّةً (Ve zürriyetler.)
  • كِتَاب (Kitâb): Yazı, kitap.
    Cümle: وَعِنْدَهُ أُمُّ الْكِتَابِ (Ana kitap O’nun katındadır.)

2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)

  • صَبَرَ (Sabera / Sabretti):
    Cümle: بِمَا صَبَرْتُمْ (Sabrettiğiniz şey sebebiyle.)
  • نَقَضَ (Nakada / Bozdu):
    Cümle: يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللَّهِ (Allah’ın ahdini bozarlar.)
  • قَطَعَ (Kata'a / Kesti):
    Cümle: وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ (Allah’ın emrettiğini keserler.)
  • أَمَرَ (Amara / Emretti):
    Cümle: مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ (Allah’ın emrettiği şey.)
  • أَوْصَلَ (Evsile / Ulaştırdı, bağladı):
    Cümle: أَنْ يُوصَلَ (Birleştirilmesi/bağlanması.)
  • أَفْسَدَ (Efsede / Fesat çıkardı):
    Cümle: وَيُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ (Yeryüzünde fesat çıkarırlar.)
  • بَسَطَ (Besata / Genişletti):
    Cümle: اللَّهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ (Allah rızkı genişletir.)
  • قَدَرَ (Kadera / Ölçülü verdi, daralttı):
    Cümle: وَيَقْدِرُ (Ve daraltır/ölçer.)
  • فَرِحَ (Feriha / Sevindi):
    Cümle: وَفَرِحُوا بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا (Dünya hayatıyla sevindiler.)
  • قَالَ (Kâle / Söyledi):
    Cümle: وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُوا (İnkâr edenler der ki.)
  • كَفَرَ (Kafere / İnkâr etti):
    Cümle: الَّذِينَ كَفَرُوا (İnkâr edenler.)
  • أَنْزَلَ (Enzele / İndirdi):
    Cümle: لَوْلَا أُنْزِلَ عَلَيْهِ آيَةٌ (Ona bir ayet indirilseydi ya.)
  • أَضَلَّ (Edalle / Saptırdı):
    Cümle: إِنَّ اللَّهَ يُضِلُّ مَنْ يَشَاءُ (Şüphesiz Allah dilediğini saptırır.)
  • هَدَى (Hedâ / Hidayet etti):
    Cümle: وَيَهْدِي إِلَيْهِ (Ona hidayet eder.)
  • أَنَابَ (Enâbe / Yöneldi, tevbe etti):
    Cümle: مَنْ أَنَابَ (Yönelen kimse.)
  • آمَنَ (Âmene / İman etti):
    Cümle: الَّذِينَ آمَنُوا (İman edenler.)
  • اطْمَئَنَّ (İtmeenne / Huzur buldu):
    Cümle: وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ (Kalpleri huzur bulur.)
  • عَمِلَ (Amile / Amel etti, yaptı):
    Cümle: وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ (Salih ameller işlediler.)
  • أَرْسَلَ (Ersels / Gönderdi):
    Cümle: أَرْسَلْنَاكَ فِي أُمَّةٍ seni bir ümmete gönderdik.
  • خَلَا (Halâ / Gelip geçti):
    Cümle: قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهَا (Ondan önce gelip geçmiştir.)
  • تَلَا (Telâ / Okudu):
    Cümle: لِتَتْلُوَ عَلَيْهِمْ (Onlara okuyasın diye.)
  • أَوْحَى (Evhâ / Vahyetti):
    Cümle: مَا أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ (Sana vahyettiğimiz şey.)
  • تَوَكَّلَ (Tevekkale / Tevekkül etti):
    Cümle: عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ (Yalnız O’na tevekkül ettim.)
  • سَيَّرَ (Seyyere / Yürüttü):
    Cümle: سُيِّرَتْ بِهِ الْجِبَالُ (Onunla dağlar yürütüldü.)
  • كَسَبَ (Kesebe / Kazandı):
    Cümle: مَا كَسَبَتْ (Kazandığı şey.)

3. Arapça Edat Örnekleri (15 Adet - Harf-i Cerler Hariç)

  • لَوْلَا (Levlâ - Teveccüh/İstimdad edatı): Keşke / Olsa ya.
    Cümle: لَوْلَا أُنْزِلَ عَلَيْهِ آيَةٌ (Ona bir ayet indirilseydi ya.)
  • إِنَّ (İnne - Tekit edatı): Şüphesiz, muhakkak.
    Cümle: إِنَّ اللَّهَ لَا يُخْلِفُ الْمِيعَادَ (Şüphesiz Allah sözünden dönmez.)
  • أَلَا (Elâ - Tenbih edatı): Haberiniz olsun, iyi bilin ki.
    Cümle: أَلَا بِذِكْرِ اللَّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ (İyi bilin ki kalpler ancak Allah’ın zikriyle huzur bulur.)
  • مَا (Mâ - Olumsuzluk / MeVSûl edatı): Değil / Şey ki.
    Cümle: وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا مَتَاعٌ (Dünya hayatı ancak bir geçimliktir.)
  • إِلَّا (İllâ - İstisna edatı): Ancak, -den başka.
    Cümle: لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ (Ondan başka ilah yoktur.)
  • قَدْ (Kad - Tahkik/Takrib edatı): Kesinlikle / -mış.
    Cümle: قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهَا (Kesinlikle gelip geçmiştir.)
  • لَوْ (Lev - Şart edatı): Eğer.
    Cümle: أَنْ لَوْ يَشَاءُ اللَّهُ لَهَدَى (Eğer Allah dileseydi hidayet ederdi.)
  • بَلْ (Bel - İrad edatı / İضراب): Bilakis, aksine.
    Cümle: بَلْ لِلَّهِ الْأَمْرُ جَمِيعًا (Bilakis emir bütünüyle Allah’a aittir.)
  • أَمْ (Em - İstifham/Atıf edatı): Yoksa?
    Cümle: أَمْ تُنَبِّئُونَهُ (Yoksa O’na haber mi veriyorsunuz?)
  • أَلَمْ / لَمْ (Lem / Elem - Cezm / Olumsuzluk edatı): -medi / Değil mi?
    Cümle: أَوَلَمْ يَرَوْا (Görmediler mi?)
  • سَـ (Sîne - İstikbal edatı): Yakında / -ecek.
    Cümle: وَسَيَعْلَمُ الْكُفَّارُ (Kâfirler yakında bileceklerdir.)
  • هَلْ (Hel - İstifham edatı): Mi / Mı?
    Cümle: هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللَّهِ (Allah’tan başka yaratıcı var mı?)
  • لَا (Lâ - Nefy edatı): Hayır / Yok / Değil.
    Cümle: لَا يُخْلِفُ الْمِيعَادَ (Sözünden dönmez.)
  • كَذَلِكَ (Kezâlike - Teşbih edatı): İşte böylece.
    Cümle: كَذَلِكَ أَرْسَلْنَاكَ (İşte böylece seni gönderdik.)
  • أَنَّ (Enne - Harf-i müşebbehe bil-fiil / Bağlaç): -ki / -diğini.
    Cümle: أَنَّا نَأْتِي الْأَرْضَ (Yeryüzüne geldiğimizi.)

Kuranla-Arapca-13. Ra'd Sûresi

Konu Özeti

Ra'd Suresi, Medine döneminde inmiş olan ve 43 ayetten oluşan bir suredir. Surenin temel temaları arasında Allah'ın yüceliği, kâinattaki muazzam düzen, ilahi ilmin kuşatıcılığı, peygamberlik müessesesi, tevhid inancı ve ahiret ahvali yer alır. Göklerin direksiz olarak yükseltilmesi, gece ile gündüzün birbirini izlemesi, yeryüzünün uzatılıp dağların yerleştirilmesi gibi kozmik delillerle Allah'ın varlığı ve birliği kanıtlanır. İnsanların gizledikleri ile açığa vurdukları her şeyi Allah'ın eksiksiz bildiği vurgulanırken, hidayeti arayanların kalplerinin ancak Allah'ı anmakla huzur bulacağı ifade edilir.

20 Önemli Arapça Kelime ve Örnek Cümleler

1. رَعْد (Ra'd): Gök gürültüsü.
Örnek: يُسَبِّحُ الرَّعْدُ بِحَمْدِهِ (Gök gürültüsü O'na hamd ile tesbih eder.)
2. سَمَاوَات (Semâvât): Gökler.
Örnek: خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ (Gökleri ve yeri yarattı.)
3. عَمَد (Amed): Direk.
Örnek: رَفَعَ السَّمَاوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ (Gökleri direksiz yükseltti.)
4. شَمْس (Şems): Güneş.
Örnek: وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ (Güneşi ve ayı emre amade kıldı.)
5. قَمَر (Kamer): Ay.
Örnek: كُلٌّ يَجْرِي لِأَجَلٍ مُسَمًّى (Her biri belirlenmiş bir süreye kadar akıp gitmektedir.)
6. أَمْر (Emr): İş, emir, buyruk.
Örnek: يُدَبِّرُ الْأَمْرَ (İşi düzenleyip yönetir.)
7. آيَات (Ayât): Deliller, ayetler.
Örnek: يُفَصِّلُ الْآيَاتِ (Ayetleri açıklar.)
8. لِقَاء (Likâ): Kavuşma, karşılaşma.
Örnek: تُوقِنُونَ بِلِقَاءِ رَبِّكُمْ (Rabbinizle karşılaşacağınıza kesin olarak inanıyorsunuz.)
9. أَرْض (Ard): Yeryüzü, toprak.
Örnek: وَالْأَرْضَ مَدَدْنَاهَا (Yeryüzünü döşedik.)
10. رَوَاسِي (Ravâsî): Dağlar, sabit dağlar.
Örnek: وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ (Orada sabit dağlar yarattık.)
11. أَنْهَار (Enhâr): Nehirler, ırmaklar.
Örnek: وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ جَعَلَ فِيهَا زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ (Orada her türlü meyveden ikişer çift yarattı.)
12. غِشَاوَة (Ğişâve): Örtü, perde.
Örnek: وَمِنْ بَخْتِهِ غِشَاوَةٌ (Gözlerinde perde vardır.)
13. ظُلُمَات (Zulumât): Karanlıklar.
Örnek: يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ (Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.)
14. نُور (Nûr): Işık, aydınlık.
Örnek: هَلْ يَسْتَوِي الظُّلُمَاتُ وَالنُّورُ (Karanlıklarla aydınlık bir olur mu?)
15. حَقّ (Hakk): Gerçek, adalet, hak.
Örnek: ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ (Çünkü Allah, O'dur hak olan.)
16. بَاطِل (Bâtil): Boş, asılsız, batıl.
Örnek: إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقًا (Şüphesiz batıl yok olmaya mahkumdur.)
17. صَبْر (Sabr): Sabretmek, direnç.
Örnek: وَالصَّابِرِينَ عَلَى مَا أَصَابَهُمْ (Başlarına gelenlere sabredenler.)
18. عُقْبَى (Ukbâ): Sonuç, akıbet, ahiret yurdu.
Örnek: نِعْمَ عُقْبَى الدَّارِ (Dünya yurdunun sonu ne güzeldir.)
19. عِلْم (İlm): Bilgi, ilim.
Örnek: وَمَا لَهُ مِنَ اللَّهِ مِنْ وَاقٍ (Ona Allah'tan başka koruyucu yoktur.)
20. هُدًى (Hüden): Hidayet, kılavuz.
Örnek: أُولَئِكَ عَلَى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ (İşte onlar Rablerinden bir hidayet üzerindedirler.)

Ra'd Sûresi Paragraf Anlama, Dilbilgisi ve Kelime Testi

Arapça Kelime ve Gramer Testi (Ra'd Suresi)

S.Muhammed Kayaalp (el-Haşimi) Ks

الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي

Arapça Dersleri-İslami Sohbetler-Tevhid-Tefsir-Hadis-Fıkıh-Fetvalar-İrşadlar

Kuranla-Arapca-13. Ra'd Sûresi Rating: 4.5 Diposkan Oleh: ☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي☝المحمدية☝

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.