- Ders1
- Ders2
- Konu Testi
- Sureler
- Arapça Dersler
- ☝📖المحمدية📖☝
ders içeriğ
Kuranla-Arapca-14. İbrâhîm Sûresi-1-26.ayetler
İbrâhîm Sûresi 1-26. Ayetler (Okuma Parçası ve Meali)
1. الٓرٰ۠ كِتَابٌ اَنْزَلْنَاهُ اِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ بِاِذْنِ رَبِّهِمْ اِلٰى صِرَاطِ الْعَز۪يزِ الْحَم۪يدِۙ
Meali (1): Elif Lâm Râ. Bu Kur'an, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık, göklerdeki ve yerdeki her şey kendisine ait olan Allah'ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır. 2. اَللّٰهِ الَّذ۪ي لَهُ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ وَوَيْلٌ لِلْكَافِر۪ينَ مِنْ عَذَابٍ شَد۪يدٍۙ
Meali (2): O Allah ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Şiddetli azaptan dolayı vay kâfirlerin hâline! 3. اَلَّذ۪ينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَب۪يلِ اللّٰهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًاۜ اُو۬لٰٓئِكَ ف۪ي ضَلَالٍ بَع۪يدٍ
Meali (3): Onlar dünya hayatını ahirete tercih ederler, Allah yolundan alıkoyarlar ve onda eğrilik ararlar. İşte onlar, derin bir sapkınlık içindedirler. 4. وَمَا اَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ اِلَّا بِلِسَانِ قَوْمِه۪ لِيُبَيِّنَ لَهُمْۜ فَيُضِلُّ اللّٰهُ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَهْد۪ي مَنْ يَشَٓاءُۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ
Meali (4): Kendilerine apaçık anlatsın diye her peygamberi ancak kendi kavminin diliyle gönderdik. Artık Allah dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir. 5. وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا مُوسٰى بِاٰيَاتِنَٓا اَنْ اَخْرِجْ قَوْمَكَ مِنَ الظُّلُمَاتِ اِلَى النُّورِ وَذَكِّرْهُمْ بِاَيَّامِ اللّٰهِۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ
Meali (5): Andolsun ki Musa'yı da, "Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah'ın günlerini hatırlat" diye mucizelerimizle gönderdik. Şüphesiz bunda, çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır. 6. وَاِذْ قَالَ مُوسٰى لِقَوْمِهِ اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ اَنْجٰيكُمْ مِنْ اٰلِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُٓوءَ الْعَذَابِ وَيُذَبِّحُونَ اَبْنَٓاءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَٓاءَكُمْۜ وَف۪ي ذٰلِكُمْ بَلَٓاءٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَظ۪يمٌ۟
Meali (6): Hani Musa kavmine şöyle demişti: "Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani O sizi, sizi işkencenin en ağırına uğratan, oğullarınızı boğazlayıp kadınlarınızı sağ bırakan Firavun ailesinden kurtarmıştı. İşte bunda size Rabbinizden büyük bir imtihan vardır." 7. وَاِذْ تَاَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَاَز۪يدَنَّكُمْ وَلَئِنْ كَفَرْتُمْ اِنَّ عَذَاب۪ي لَشَد۪يدٌ
Meali (7): Hani Rabbiniz şöyle duyurmuştu: "Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım, eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir." 8. وَقَالَ مُوسٰٓى اِنْ تَكْفُرُٓوا اَنْتُمْ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ جَم۪يعاًۙ فَاِنَّ اللّٰهَ لَغَنِيٌّ حَم۪يدٌ
Meali (8): Musa demişti ki: "Siz ve yeryüzündekilerin hepsi nankörlük etseniz, şüphe yok ki Allah zengindir, övülmeye lâyıktır." 9. اَلَمْ يَْتِكُمْ نَبَؤُ۬الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَۜۛ وَالَّذ۪ينَ مِنْ بَعْدِهِمْۜۛ لَا يَعْلَمُهُمْ اِلَّا اللّٰهُۜ جَٓاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَرَدُّٓوا اَيْدِيَهُمْ ف۪ٓي اَفْوَاهِهِمْ وَقَالُٓوا اِنَّا كَفَرْنَا بِمَٓا اُرْسِلْتُمْ بِه۪ وَاِنَّا لَفِي شَكٍّ مِمَّا تَدْعُونَنَا اِلَيْهِ مُرِيبٍ
Meali (9): Sizden öncekilerin; Nûh kavminin, Âd, Semûd ve onlardan sonra gelenlerin haberi size gelmez mi? Onları Allah'tan başkası bilmez. Peygamberleri onlara mucizeler getirdi de onlar ellerini ağızlarına koydular ve, "Biz sizinle gönderilenleri inkâr ettik ve bizi çağıracağınız şeyden derin bir kuşku duymaktayız" dediler. 10. قَالَتْ رُسُلُهُمْ اَفِي اللّٰهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۜ يَدْعُوكُمْ لِيَغْفِرَ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرَكُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّىۜ قَالُٓوا اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُنَاۜ تُر۪يدُونَ اَنْ تَصُدُّونَا عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ اٰبَٓاؤُ۬نَا فَأْتُونَا بِسُلْطَانٍ مُب۪ينٍ
Meali (10): Peygamberleri şöyle dedi: "Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var? O, günahlarınızı bağışlamak ve sizi belirli bir vakte kadar ertelemek için sizi çağırıyor." Onlar, "Siz de ancak bizim gibi birer insansınız. Atalarımızın taptıklarından bizi vazgeçirmek istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirin" dediler. 11. قَالَتْ لَهُمْ رُسُلُهُمْ اِنْ نَحْنُ اِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ يَمُنُّ عَلٰى مَنْ يَشَٓاءُ مِنْ عِبَادِه۪ۜ وَمَا كَانَ لَنَٓا اَنْ نَأْتِيَكُمْ بِسُلْطَانٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
Meali (11): Peygamberleri onlara şöyle dedi: "Biz ancak sizin gibi birer insanız; fakat Allah dilediği kullarına lütfeder. Allah'ın izni olmadan bizim size bir delil getirmemiz haddimize değil. Müminler ancak Allah'a güvensinler." 12. وَمَا لَنَٓا اَلَّا نَتَوَكَّلَ عَلَى اللّٰهِ وَقَدْ هَدٰينَا سُبُلَنَاۜ وَلَنَصْبِرَنَّ عَلٰى مَٓا اٰذَيْتُمُونَاۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ۟
Meali (12): "Bize ne oluyor ki Allah'a güvenmeyelim? Oysa O, bize yollarımızı göstermiştir. Bize yaptığınız eziyetlere elbette katlanacağız. Güvenenler yalnız Allah'a güvensinler." 13. وَقَالَ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لِرُسُلِهِمْ لَنُخْرِجَنَّكُمْ مِنْ اَرْضِنَٓا اَوْ لَتَعُودُنَّ ف۪ي مِلَّتِنَاۜ فَاَوْحٰٓى اِلَيْهِمْ رَبُّهُمْ لَنُهْلِكَنَّ الظَّالِم۪ينَۙ
Meali (13): İnkâr edenler peygamberlerine dediler ki: "Andolsun sizi ya yurdumuzdan çıkaracağız ya da bizim dinimize dönersiniz." Rableri de onlara şöyle vahyetti: "Zalimleri mutlaka helâk edeceğiz." 14. وَلَنُسْكِنَنَّكُمُ الْاَرْضَ مِنْ بَعْدِهِمْۜ ذٰلِكَ لِمَنْ خَافَ مَقَام۪ي وَخَافَ وَع۪يدِ
Meali (14): "Ve onlardan sonra yeryüzüne sizi yerleştireceğiz. Bu, makamımdan korkan ve tehdidimden korkan kimse içindir." 15. وَاسْتَفْتَحُوا وَخَابَ كُلُّ جَبَّارٍ عَن۪يدٍۙ
Meali (15): (Peygamberler) zafer istediler, her inatçı zorba hüsrana uğradı. 16. مِنْ وَرَٓائِه۪ جَهَنَّمُ وَيُسْقٰى مِنْ مَٓاءٍ صَد۪يدٍۙ
Meali (16): Arkasından cehennem vardır, kendisine irin suyu içirilecektir. 17. يَتَجَرَّعُهُ وَلَا يَكَادُ يُس۪يغُهُ وَيَأْت۪يهِ الْمَوْتُ مِنْ كُلِّ مَكَانٍ وَمَا هُوَ بِمَيِّتٍۜ وَمِنْ وَرَٓائِه۪ عَذَابٌ غَل۪يظٍ
Meali (17): Onu yudumlamaya çalışacak fakat boğazından geçiremeyecektir. Ona her yerden ölüm gelecektir ama o ölmeyecektir. Arkasından da çetin bir azap vardır. 18. مَثَلُ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ اَعْمَالُهُمْ كَرَمَادٍۨ اشْتَدَّتْ بِهِ الرّ۪يحُ ف۪ي يَوْمٍ عَاصِفٍۜ لَا يَقْدِرُونَ مِمَّا كَسَبُوا عَلٰى شَيْءٍۜ ذٰلِكَ هُوَ الضَّلَالُ الْبَع۪يدُ
Meali (18): Rablerini inkâr edenlerin amelleri şöyledir: Fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu bir kül gibidir. Kazandıklarından hiçbir şeyi elde tutamazlar. İşte bu, derin bir sapıklıktır. 19. اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ بِالْحَقِّۜ اِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَد۪يدٍۙ
Meali (19): Görmedin mi Allah gökleri ve yeri hak ile yarattı. Eğer dilerse sizi ortadan kaldırır ve yeni bir halk getirir. 20. وَمَا ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ بِعَز۪يزٍ
Meali (20): Bu, Allah'a göre zor değildir. 21. وََبَرَزُوا لِلّٰهِ جَم۪يعاً فَقَالَ الضُّعَفٰٓؤُ۬ا لِلَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُٓوا اِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعاً فَهَلْ اَنْتُمْ مُغْنُونَ عَنَّا مِنْ عَذَابِ اللّٰهِ مِنْ شَيْءٍۜ قَالُوا لَوْ هَدٰينَا اللّٰهُ لَهَدَيْنَاكُمْۜ سَوَٓاءٌ عَلَيْنَٓا اَجَزِعْنَٓا اَمْ صَبَرْنَا مَا لَنَا مِنْ مَح۪يصٍ۟
Meali (21): (İnsanlar) hep birlikte Allah'ın huzuruna çıkacaklar. Zayıflar, büyüklük taslayanlara, "Bizler size uymuştuk; şimdi siz Allah'ın azabından herhangi bir şeyi bizden savabilir misiniz?" diyecekler. Onlar da, "Allah bize hidayet verseydi biz de sizi doğru yola iletirdik. Şimdi sızlansak da sabretsek de bizim için birdir, bizim için kaçacak yer yoktur" diyecekler. 22. وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِيَ الْاَمْرُ اِنَّ اللّٰهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدْتُكُمْ فَاَخْلَفْتُكُمْۜ وَمَا كَانَ لِيَ عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ اِلَّٓا اَنْ دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُ ل۪يۚ فَلَا تَلُومُون۪ي وَلُومُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ مَٓا اَنَا۬ بِمُصْرِخِكُمْ وَمَٓا اَنْتُمْ بِمُصْرِخِيَّۜ اِنّ۪ي كَفَرْتُ بِمَا اَشْرَكْتُمُونِ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّ الظَّالِم۪ينَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Meali (22): İş bitirilince şeytan şöyle diyecektir: "Şüphesiz Allah size gerçek olanı vadetti. Ben de size vadettim ama size yalancı çıktım. Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu; sadece sizi davet ettim, siz de bana icabet ettiniz. Öyleyse beni kınamayın, kendinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Şüphesiz ben, daha önce beni ortak koşmanızı reddetmiştim. Şüphesiz zalimler için elem verici bir azap vardır." 23. وَاُدْخِلَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَا بِاِذْنِ رَبِّهِمْۜ تَحِيَّتُهُمْ ف۪يهَا سَلَامٌ
Meali (23): İman edip salih ameller işleyenler, Rablerinin izniyle içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlere sokuldular. Oradaki esenlik dilekleri "Selâm!" dır. 24. اَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا كَلِمَةً طَيِّبَةً كَشَجَرَةٍ طَيِّبَةٍ اَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِي السَّمَٓاءِۙ
Meali (24): Görmedin mi Allah nasıl bir misal getirdi: Güzel bir söz, kökü yerde sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir. 25. تُؤْت۪ٓي اُكُلَهَا كُلَّ ح۪ينٍ بِاِذْنِ رَبِّهَاۜ وَيَضْرِبُ اللّٰهُ الْاَمْثَالَ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ٢٥
Meali (25): (O ağaç) Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Allah insanlara misaller getirir ki düşünüp öğüt alsınlar. 26. وَمَثَلُ كَلِمَةٍ خَب۪يثَةٍ كَشَجَرَةٍ خَب۪يثَةٍۨ اجْتُثَّتْ مِنْ فَوْقِ الْاَرْضِ مَا لَهَا مِنْ قَرَارٍ٢٦
Meali (26): Kötü bir sözün durumu da, yerden koparılmış, ayakta durma imkânı olmayan kötü bir ağaca benzer.
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)
-
كِتَاب (Kitâb):
Anlamı: Kitap, yazılı metin.
Cümle: كِتَابٌ أَنْزَلْنَاهُ إِلَيْكَ (Sana indirdiğimiz bir kitaptır.) -
ظُلُمَات (Zulumât):
Anlamı: Karanlıklar.
Cümle: لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ (İnsanları karanlıklardan çıkarasın.) -
نُور (Nûr):
Anlamı: Aydınlık, nur.
Cümle: إِلَى النُّورِ بِإِذْنِ رَبِّهِمْ (Rablerinin izniyle aydınlığa...) -
رَبّ (Rabb):
Anlamı: Rab, terbiye eden, sahip.
Cümle: بِإِذْنِ رَبِّهِمْ (Rablerinin izniyle.) -
صِرَاط (Sirât):
Anlamı: Yol, doğru yol.
Cümle: إِلَى صِرَاطِ الْعَزِيزِ (Aziz olanın yoluna.) -
عَذَاب (Azâb):
Anlamı: Azap, işkence, ceza.
Cümle: مِنْ عَذَابٍ شَدِيدٍ (Şiddetli bir azaptan.) -
حَيَاة (Hayât):
Anlamı: Hayat, yaşam.
Cümle: يَسْتَحِبُّونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا (Dünya hayatını severler/tercih ederler.) -
سَبِيل (Sebîl):
Anlamı: Yol, cadde, istikamet.
Cümle: عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ (Allah'ın yolundan.) -
لِسَان (Lisân):
Anlamı: Dil, lisan.
Cümle: بِلِسَانِ قَوْمِهِ (Kavminin diliyle.) -
قَوْم (Kavm):
Anlamı: Kavm, topluluk, halk.
Cümle: أَخْرِجْ قَوْمَكَ (Kavmini çıkar.) -
نِعْمَة (Ni'met):
Anlamı: Nimet, iyilik, ihsan.
Cümle: اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللَّهِ (Allah'ın nimetini hatırlayın.) -
فِرْعَوْن (Fir'avn):
Anlamı: Firavun (özel isim).
Cümle: مِنْ آلِ فِرْعَوْنَ (Firavun ailesinden.) -
عَظِيم (Azîm):
Anlamı: Büyük, ulu.
Cümle: بَلَاءٌ عَظِيمٌ (Büyük bir imtihan.) -
نَبَأ (Neba'):
Anlamı: Haber, önemli haber.
Cümle: نَبَؤُا الَّذِينَ (O kimselerin haberi...) -
بَشَر (Beşer):
Anlamı: İnsan, beşer.
Cümle: إِنْ أَنْتُمْ إِلَّا بَشَرٌ (Siz ancak birer insansınız.) -
مِلَّة (Mille):
Anlamı: Din, millet, yol.
Cümle: فِي مِلَّتِنَا (Bizim dinimizde/milletimizde.) -
جَهَنَّم (Cehennem):
Anlamı: Cehennem.
Cümle: مِنْ وَرَائِهِ جَهَنَّمُ (Arkasından cehennem vardır.) -
مَاء (Mâ'):
Anlamı: Su.
Cümle: وَيُسْقَى مِنْ مَاءٍ صَدِيدٍ (İrin suyundan içirilir.) -
رِيح (Rîh):
Anlamı: Rüzgar.
Cümle: اشْتَدَّتْ بِهِ الرِّيحُ (Rüzgarın şiddetle savurduğu...) -
خَلْق (Halk):
Anlamı: Yaratılış, mahluk, insan.
Cümle: بِخَلْقٍ جَدِيدٍ (Yeni bir yaratılışla.) -
شَيْطَان (Şeytân):
Anlamı: Şeytan.
Cümle: وَقَالَ الشَّيْطَانُ (Ve şeytan dedi ki.) -
جَنَّة (Cenne):
Anlamı: Cennet, bahçe.
Cümle: جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا (Altından ırmaklar akan cennetler.) -
شَجَرَة (Şecere):
Anlamı: Ağaç.
Cümle: كَشَجَرَةٍ طَيِّبَةٍ (Güzel bir ağaç gibi.) -
أَصْل (Asl):
Anlamı: Kök, temel.
Cümle: أَصْلُهَا ثَابِتٌ (Kökü sabittir.) -
فَرْع (Fer'):
Anlamı: Dal, şube.
Cümle: وَفَرْعُهَا فِي السَّمَاءِ (Dalları göktedir.)
2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)
-
أَنْزَلَ (Enzale):
Anlamı: İndirdi.
Cümle: أَنْزَلْنَاهُ إِلَيْكَ (Onu sana indirdik.) -
أَخْرَجَ (Ahrace):
Anlamı: Çıkardı.
Cümle: لِتُخْرِجَ النَّاسَ (İnsanları çıkarman için.) -
يَسْتَحِبُّ (Yestehibbu):
Anlamı: Tercih eder, sever.
Cümle: يَسْتَحِبُّونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا (Dünya hayatını tercih ederler.) -
صَدَّ (Sadda):
Anlamı: Alıkoydu, engelledi.
Cümle: يَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ (Allah yolundan alıkoyarlar.) -
بَغَى (Bağâ):
Anlamı: İstedi, aradı, azuttu.
Cümle: يَبْغُونَهَا عِوَجًا (Onda eğrilik ararlar.) -
أَرْسَلَ (Ersale):
Anlamı: Gönderdi.
Cümle: وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ رَسُولٍ (Biz bir elçi göndermedik.) -
بَيَّنَ (Beyyene):
Anlamı: Açıkladı.
Cümle: لِيُبَيِّنَ لَهُمْ (Onlara açıklasın diye.) -
أَضَلَّ (Edalle):
Anlamı: Saptırdı.
Cümle: يُضِلُّ اللَّهُ مَنْ يَشَاءُ (Allah dilediğini saptırır.) -
هَدَى (Hedâ):
Anlamı: Hidayet etti, iletti.
Cümle: وَيَهْدِي مَنْ يَشَاءُ (Dilediğini de iletir.) -
ذَكَّرَ (Zekkere):
Anlamı: Hatırlattı.
Cümle: وَذَكِّرْهُمْ بِأَيَّامِ اللَّهِ (Onlara Allah'ın günlerini hatırlat.) -
شَكَرَ (Şakere):
Anlamı: Şükretti.
Cümle: لَئِنْ شَكَرْتُمْ (Eğer şükrederseniz.) -
زَادَ (Zâde):
Anlamı: Artırdı.
Cümle: لَأَزِيدَنَّكُمْ (Elbette artırırım.) -
كَفَرَ (Kefere):
Anlamı: İnkâr etti, nankörlük etti.
Cümle: وَلَئِنْ كَفَرْتُمْ (Eğer nankörlük ederseniz.) -
عَلِمَ (Alime):
Anlamı: Bildi.
Cümle: لَا يَعْلَمُهُمْ إِلَّا اللَّهُ (Onları Allah'tan başkası bilmez.) -
جَاءَ (Câe):
Anlamı: Geldi.
Cümle: جَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ (Peygamberleri onlara geldi.) -
رَدَّ (Redde):
Anlamı: Geri çevirdi, reddetti.
Cümle: فَرَدُّوا أَيْدِيَهُمْ (Ellerini geri çevirdiler.) -
غَفَرَ (Gafere):
Anlamı: Bağışladı.
Cümle: لِيَغْفِرَ لَكُمْ (Sizi bağışlasın diye.) -
أَخَّرَ (Ahhare):
Anlamı: Erteledi.
Cümle: وَيُؤَخِّرَكُمْ إِلَى أَجَلٍ (Sizi belirli bir vakte kadar erteledi.) -
عَبَدَ (Abede):
Anlamı: İbadet etti.
Cümle: يَعْبُدُ آبَاؤُنَا (Atalarımızın taptığı...) -
تَوَكَّلَ (Tevekkele):
Anlamı: Tevekkül etti, güvendi.
Cümle: فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ (Müminler tevekkül etsin.) -
أَهْلَكَ (Ehleke):
Anlamı: Helâk etti.
Cümle: لَنُهْلِكَنَّ الظَّالِمِينَ (Zalimleri kesinlikle helâk edeceğiz.) -
سَقَى (Sakâ):
Anlamı: Su içirdi.
Cümle: وَيُسْقَى مِنْ مَاءٍ (Su içirilir.) -
خَلَقَ (Halaka):
Anlamı: Yarattı.
Cümle: خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ (Gökleri ve yeri yarattı.) -
وَعَدَ (Vaade):
Anlamı: Vadetti.
Cümle: إِنَّ اللَّهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ (Şüphesiz Allah size hak olanı vadetti.) -
جَرَى (Cerâ):
Anlamı: Aktı.
Cümle: تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ (Altından ırmaklar akar.)
3. Arapça Edat Örnekleri (Harf-i Cerler Hariç - 15 Adet)
-
مَا (Mâ - Olumsuzluk edatı / İsmi mevsul):
Anlamı: -meyen, ne, şey.
Cümle: مَا لَهَا مِنْ قَرَارٍ (Onun hiçbir karar/durulacak yeri yoktur.) -
لَا (Lâ - Nefy / Olumsuzluk edatı):
Anlamı: Asla, -mez / -ma.
Cümle: لَا يَعْلَمُهُمْ إِلَّا اللَّهُ (Onları Allah'tan başkası bilmez.) -
إِنْ (İn - Şart edatı):
Anlamı: Eğer.
Cümle: إِنْ تَكْفُرُوا أَنْتُمْ (Eğer nankörlük ederseniz.) -
لَئِنْ (Le-in - Te'kid ve şart edatı):
Anlamı: Andolsun ki eğer...
Cümle: لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَأَزِيدَنَّكُمْ (Andolsun ki eğer şükrederseniz artırırım.) -
فَـ (Fe - Atıf ve tertip edatı):
Anlamı: O halde, hemen, bu yüzden.
Cümle: فَرَدُّوا أَيْدِيَهُمْ (Ellerini hemen geri çevirdiler.) -
وَ (Ve - Atıf / Rabt edatı):
Anlamı: Ve, ile.
Cümle: السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ (Gökler ve yer.) -
هَلْ (Hel - Soru edatı):
Anlamı: Mi / Mı (Soru cümlesi kurar).
Cümle: فَهَلْ أَنْتُمْ مُغْنُونَ عَنَّا (Bizden azabı savabilir misiniz?) -
كَيْفَ (Keyfe - Soru edatı):
Anlamı: Nasıl.
Cümle: أَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ اللَّهُ (Görmedin mi Allah nasıl misal getirdi?) -
قَدْ (Kad - Tahkik ve takrib edatı):
Anlamı: Kesinlikle, -di / -miş (pekiştirme).
Cümle: وَقَدْ هَدَانَا سُبُلَنَا (Oysa bize yollarımızı göstermiştir.) -
أَمْ (Em - Atıf / Terdit edatı):
Anlamı: Yoksa, ya da.
Cümle: أَجَزِعْنَا أَمْ صَبَرْنَا (Sızlansak da sabretsek de...) -
لَوْ (Lev - Temenni ve şart edatı):
Anlamı: Keşke / Eğer (...olsaydı).
Cümle: لَوْ هَدَانَا اللَّهُ (Eğer Allah bize hidayet verseydi...) -
إِذْ (İz - Zaman zarfı / edat):
Anlamı: Hani, o vakit, o zaman.
Cümle: إِذْ أَنْجَاكُمْ مِنْ آلِ فِرْعَوْنَ (Hani sizi Firavun ailesinden kurtarmıştı.) -
أَلَمْ (Elem - Olumsuz soru edatı):
Anlamı: -mez mi / -medi mi?
Cümle: أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَبَؤُا الَّذِينَ (Size (onların) haberi gelmedi mi?) -
أَنَّ (Enne - Harf-i müşebbehe bil-fiil / edat):
Anlamı: Ki... / -dığını, -ceğini.
Cümle: أَنَّ اللَّهَ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ (Şüphesiz Allah'ın gökleri yarattığını...) -
إِنَّ (İnne - Te'kid edatı):
Anlamı: Kesinlikle, şüphesiz ki.
Cümle: إِنَّ اللَّهَ لَغَنِيُّ حَمِيدٌ (Şüphesiz Allah zengindir, övülmeye lâyıktır.)
Kuranla-Arapca-14. İbrâhîm Sûresi-27-52.ayetler
İbrâhîm Sûresi 27-52. Ayetler (Okuma Parçası)
27. يُثَبِّتُ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَفِي الْآخِرَةِ وَيُضِلُّ اللَّهُ الظَّالِمِينَ وَيَفْعَلُ اللَّهُ مَا يَشَاءُ
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)
- الْقَوْل (El-Kavl): Anlamı: Söz, kelam.
Cümle: بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ فِي الْحَيَاةِ (Sabit sözle hayatta...) - الْحَيَاة (El-Hayât): Anlamı: Hayat, yaşam.
Cümle: فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَفِي الْآخِرَةِ (Dünya hayatında ve ahirette.) - الدُّنْيَا (Ed-Dünyâ): Anlamı: Dünya.
Cümle: يُثَبِّتُ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا (Allah iman edenleri dünya hayatında sabit kılar.) - الْآخِرَة (El-Âhire): Anlamı: Ahiret yurdu.
Cümle: وَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَكْبَرُ (Ahiret azabı daha büyüktür.) - الظَّالِمِين (Ez-Zâlimîn): Anlamı: Zalimler.
Cümle: وَيُضِلُّ اللَّهُ الظَّالِمِينَ (Allah zalimleri saptırır.) - النِّعْمَة (En-Ni'me): Anlamı: Nimet, lütuf.
Cümle: بَدَّلُوا نِعْمَتَ اللَّهِ كُفْرًا (Allah'ın nimetini nankörlüğe değiştirdiler.) - دَار (Dâr): Anlamı: Yurt, ev.
Cümle: أَحَلُّوا قَوْمَهُمْ دَارَ الْبَوَارِ (Kavimlerini helak yurduna indirdiler.) - الْبَوَار (El-Bevâr): Anlamı: Helâk, yıkım.
Cümle: دَارَ الْبَوَارِ جَهَنَّمُ (Helak yurdu cehennemdir.) - جَهَنَّم (Cehennem): Anlamı: Cehennem.
Cümle: جَهَنَّمَ يَصْلَوْنَهَا (Onlar cehenneme gireceklerdir.) - الْقَرَار (El-Karâr): Anlamı: Karargâh, durak.
Cümle: وَبِئْسَ الْقَرَارُ (Orası ne kötü bir karargâhtır.) - أَنْدَاد (Andâd): Anlamı: Ortaklar, eşler.
Cümle: وَجَعَلُوا لِلَّهِ أَنْدَادًا (Allah'a ortaklar koştular.) - سَبِيل (Sebîl): Anlamı: Yol.
Cümle: لِيُضِلُّوا عَنْ سَبِيلِهِ (Onun yolundan saptırmak için.) - مَصِير (Mesîr): Anlamı: Dönüş yeri.
Cümle: فَإِنَّ مَصِيرَكُمْ إِلَى النَّارِ (Dönüşünüz ateştedir.) - عِبَاد (İbâd): Anlamı: Kullar.
Cümle: قُلْ لِعِبَادِيَ الَّذِينَ آمَنُوا (İman eden kullarıma söyle.) - صَلَاة (Salât): Anlamı: Namaz.
Cümle: يُقِيمُوا الصَّلَاةَ (Namazı kılsınlar.) - سِرّ (Sirr): Anlamı: Gizli, sır.
Cümle: رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً (Gizli ve açık rızık verdiklerimizden.) - عَلَانِيَة (Alâniye): Anlamı: Aşikâr, açık.
Cümle: يُنْفِقُونَ سِرًّا وَعَلَانِيَةً (Gizli ve açık infak ederler.) - يَوْم (Yevm): Anlamı: Gün.
Cümle: مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ (Bir gün gelmeden önce.) - بَيْع (Bey'): Anlamı: Alışveriş.
Cümle: لَا بَيْعٌ فِيهِ وَلَا خِلَالٌ (Onda alışveriş ve dostluk yoktur.) - خِلَال (Hilâl): Anlamı: Dostluk.
Cümle: وَلَا خِلَالٌ فِيهِ (Onda dostluk yoktur.) - سَمَاوَات (Semâvَات): Anlamı: Gökler.
Cümle: خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ (Gökleri ve yeri yarattı.) - أَرْض (Erd): Anlamı: Yer, toprak.
Cümle: وَمَا فِي الْأَرْضِ (Yerde olanlar.) - مَاء (Mâ'): Anlamı: Su.
Cümle: وَأَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً (Gökten su indirdi.) - ثَمَرَات (Semerât): Anlamı: Meyveler, ürünler.
Cümle: فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ (Onunla meyveler çıkardı.) - رِزْق (Rızık): Anlamı: Rızık, nasip.
Cümle: رِزْقًا لَكُمْ (Size rızık olarak.)
2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)
- يُثَبِّتُ (Yusebbitu / Sabit kılar): Kökü: ث ب ت / Mazi: ثَبَّتَ.
Cümle: يُثَبِّتُ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا (Allah iman edenleri sabit kılar.) - آمَنُوا (Âmenû / İman ettiler): Kökü: أ م ن / Mazi: آمَنَ.
Cümle: الَّذِينَ آمَنُوا بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ (Sabit söze iman edenler.) - يُضِلُّ (Yudillu / Saptırır): Kökü: ض ل ل / Mazi: أَضَلَّ.
Cümle: وَيُضِلُّ اللَّهُ الظَّالِمِينَ (Allah zalimleri saptırır.) - يَفْعَلُ (Yef'alu / Yapar): Kökü: ف ع ل / Mazi: فَعَلَ.
Cümle: وَيَفْعَلُ اللَّهُ مَا يَشَاءُ (Allah dilediğini yapar.) - يَشَاءُ (Yeşâ'u / Diler): Kökü: ش ي أ / Mazi: شَاءَ.
Cümle: مَا يَشَاءُ اللَّهُ (Allah ne dilerse.) - بَدَّلُوا (Beddelû / Değiştirdiler): Kökü: ب د ل / Mazi: بَدَّلَ.
Cümle: بَدَّلُوا نِعْمَتَ اللَّهِ كُفْرًا (Nimeti küfre değiştirdiler.) - أَحَلُّوا (Ehallû / Sürüklediler): Kökü: ح ل ل / Mazi: أَحَلَّ.
Cümle: وَأَحَلُّوا قَوْمَهُمْ دَارَ الْبَوَارِ (Kavimlerini helak yurduna soktular.) - يَصْلَوْنَ (Yaslevne / Girecekler): Kökü: ص ل ي / Mazi: صَلِيَ.
Cümle: جَهَنَّمَ يَصْلَوْنَهَا (Cehenneme gireceklerdir.) - جَعَلُوا (Ce'alû / Kıldılar): Kökü: ج ع ل / Mazi: جَعَلَ.
Cümle: وَجَعَلُوا لِلَّهِ أَنْدَادًا (Allah'a ortaklar koştular.) - لِيُضِلُّوا (Liyudillû / Saptırsınlar diye): Kökü: ض ل ل / Mazi: أَضَلَّ.
Cümle: لِيُضِلُّوا عَنْ سَبِيلِهِ (Yolundan saptırmak için.) - تَمَتَّعُوا (Tematte'û / Sefa sürün): Kökü: م ت ع / Mazi: تَمَتَّعَ.
Cümle: قُلْ تَمَتَّعُوا فَإِنَّ مَصِيرَكُمْ (De ki: Keyfini sürün...) - يُقِيمُوا (Yukîmû / İkame etsinler): Kökü: ق و م / Mazi: أَقَامَ.
Cümle: يُقِيمُوا الصَّلَاةَ (Namazı kılsınlar.) - يُنْفِقُوا (Yunfikû / İnfak etsinler): Kökü: ن ف ق / Mazi: أَنْفَقَ.
Cümle: وَيُنْفِقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ (Rızık verdiklerimizden infak etsinler.) - رَزَقْنَا (Razaqnâ / Rızık verdik): Kökü: ر ز ق.
Cümle: مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ (Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden.) - يَأْتِيَ (Ye'tiye / Gelsin): Kökü: أ ت ي / Mazi: أَتَى.
Cümle: مِنْ قَبْلِ أَنْ يَأْتِيَ يَوْمٌ (Gün gelmeden önce.) - خَلَقَ (Haleka / Yarattı): Kökü: خ ل ق / Mazi: خَلَقَ.
Cümle: اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ (Gökleri yaratan Allah'tır.) - أَنْزَلَ (Enzele / İndirdi): Kökü: ن ز ل / Mazi: أَنْزَلَ.
Cümle: وَأَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً (Gökten su indirdi.) - فَأَخْرَجَ (Fe-ahrece / Çıkardı): Kökü: خ ر ج / Mazi: أَخْرَجَ.
Cümle: فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ (Onunla meyveler çıkardı.) - سَخَّرَ (Sehhare / Emre amade kıldı): Kökü: س خ ر / Mazi: سَخَّرَ.
Cümle: وَسَخَّرَ لَكُمُ الْفُلْكَ (Gemileri emrinize verdi.) - تَجْرِيَ (Tecriye / Yüzsün, aksın): Kökü: ج ر ي / Mazi: جَرَى.
Cümle: لِتَجْرِيَ فِي الْبَحْرِ (Denizde yüzmesi için.) - سَأَلْتُمُوهُ (Se'eltumûhu / İstediniz): Kökü: س أ ل / Mazi: سَأَلَ.
Cümle: مِنْ كُلِّ مَا سَأَلْتُمُوهُ (İstediğiniz her şeyden.) - تَعُدُّوا (Tu'uddû / Sayarsınız): Kökü: ع د د / Mazi: عَدَّ.
Cümle: وَإِنْ تَعُدُّوا نِعْمَتَ اللَّهِ (Nimeti sayarsanız.) - تُحْصُوهَا (Tuhsûhâ / Sayamazsınız): Kökü: ح ص ي / Mazi: أَحْصَى.
Cümle: لَا تُحْصُوهَا (Onu sayamazsınız.) - اجْعَلْ (İc'al / Kıl, eyle): Kökü: ج ع ل / Emir fiil.
Cümle: رَبِّ اجْعَلْ هَذَا الْبَلَدَ آمِنًا (Rabbim bu şehri emin kıl.) - وَهَبَ (Wehebe / Lütfetti): Kökü: و ه ب / Mazi: وَهَبَ.
Cümle: الَّذِي وَهَبَ لِي عَلَى الْكِبَرِ (İhtiyarlıkta bana lütfeden.)
3. Arapça Edat Örnekleri (Harf-i Cerler Hariç - 15 Adet)
- مَا (Mâ / Olumsuzluk veya mevsul edatı): Anlamı: Şey ki / -ma, -me.
Cümle: وَيَفْعَلُ اللَّهُ مَا يَشَاءُ (Allah dilediğini yapar.) - إِنَّ (İnne / Tekit edatı): Anlamı: Şüphesiz, muhakkak.
Cümle: إِنَّ الْإِنْسَانَ لَظَلُومٌ (Şüphesiz insan çok zalimdir.) - لَا (Lâ / Olumsuzluk edatı): Anlamı: Asla, yok.
Cümle: لَا بَيْعٌ فِيهِ وَلَا خِلَالٌ (Onda alışveriş ve dostluk yoktur.) - قَدْ (Kad / Tahkik edatı): Anlamı: Kesinlikle, -di.
Cümle: وَقَدْ مَكَرُوا مَكْرَهُمْ (Ve kesinlikle tuzaklarını kurdular.) - أَنْ (En / Mastar ve nasb edatı): Anlamı: -mek, -mak / ki.
Cümle: أَنْ نَعْبُدَ الْأَصْنَامَ (Putlara tapmaktan [uzak tut].) - إِنْ (İn / Şart edatı): Anlamı: Eğer.
Cümle: وَإِنْ تَعُدُّوا نِعْمَتَ اللَّهِ لَا تُحْصُوهَا (Eğer Allah'ın nimetini sayarsanız sayamazsınız.) - أَنَّ (Enne / Tekit ve isim nasb eden edat): Anlamı: -kî, -diği.
Cümle: وَلِيَعْلَمُوا أَنَّمَا هُوَ إِلَهٌ وَاحِدٌ (O'nun tek ilah olduğunu bilsinler.) - إِذْ (İz / Zarf edatı): Anlamı: Hani, o zaman.
Cümle: وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ (Hani İbrahim demişti ki.) - إِذَا (İzâ / Şart ve zaman zarfı edatı): Anlamı: -diği zaman.
Cümle: يَوْمَ تُبَدَّلُ الْأَرْضُ (Yerin değiştirildiği gün...) - كَيْفَ (Keyfe / İstifham edatı): Anlamı: Nasıl.
Cümle: وَتَبَيَّنَ لَكُمْ كَيْفَ فَعَلْنَا بِهِمْ (Onlara nasıl yaptığımız belli oldu.) - فَـ (Fe / Rabıt ve atıf edatı): Anlamı: Öyleyse, bu yüzden.
Cümle: فَإِنَّ مَصِيرَكُمْ إِلَى النَّارِ (Öyleyse dönüşünüz ateştedir.) - وَ (Ve / Atıf edatı): Anlamı: Ve, ile.
Cümle: السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ (Gökler ve yer.) - ثُمَّ (Summe / Tertip ve atıf edatı): Anlamı: Sonra.
Cümle: ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ (Sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik.) - أَمْ (Em / İstifham edatı): Anlamı: Yoksa?
Cümle: أَمْ لَهُمْ شُرَكَاءُ (Yoksa onların ortakları mı var?) - لَوْ (Lev / Temenni edatı): Anlamı: Keşke.
Cümle: لَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً (Keşke bizim için bir dönüş olsaydı.)
Kuranla-Arapca-14. İbrâhîm Sûresi
Konu Özeti
İbrâhîm Sûresi, Mekke döneminde nâzil olmuş olup 52 âyetten oluşmaktadır. Sûre, temel olarak insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için indirilmiş ilahi bir rehber olan Kur'an-ı Kerim'in mesajını, peygamberlerin tebliğ mücadelesini ve geçmiş kavimlerin akıbetlerini ele alır. Hz. Musa ve Hz. İbrahim gibi peygamberlerin hayatından kesitler sunarak tevhid inancını, şükrün önemini ve nankörlüğün akıbetini gözler önüne serer.
20 Önemli Arapça Kelime ve Örnek Cümleler
- كِتَابٌ (Kitap) – Örnek: هَذَا كِتَابٌ مُبِينٌ
- ظُلُمَاتٌ (Karanlıklar) – Örnek: مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ
- نُورٌ (Nur, Aydınlık) – Örnek: اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ
- صِرَاطٌ (Yol) – Örnek: اهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ
- عَزِيزٌ (Güçlü, Kudretli) – Örnek: وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
- حَمِيدٌ (Övülmeye Lâyık) – Örnek: إِنَّ اللَّهَ غَنِيُّ حَمِيدٌ
- عَذَابٌ (Azap) – Örnek: لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ
- قَوْمٌ (Kavim, Topluluk) – Örnek: قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ
- شُكْرٌ (Şükür, Teşekkür) – Örnek: لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَأَزِيدَنَّكُمْ
- كُفْرٌ (İnkâr, Nankörlük) – Örnek: وَإِنْ كَفَرْتُمْ إِنَّ عَذَابِي لَشَدِيدٌ
- آيَةٌ (Mucize, Alamet, Ayet) – Örnek: إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ
- صَبْرٌ (Sabır) – Örnek: وَاصْبِرْ وَمَا صَبْرُكَ إِلَّا بِاللَّهِ
- دُعَاءٌ (Dua, Yakarış) – Örnek: رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاءِ
- أَرْضٌ (Yer, Yeryüzü) – Örnek: السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ
- سَمَاءٌ (Gök, Gökyüzü) – Örnek: مَا فِي السَّمَاوَاتِ
- قَلْبٌ (Kalp) – Örnek: تَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُمْ
- حَقٌّ (Hak, Gerçek) – Örnek: وَجَاءَ الْحَقُّ
- بَاطِلٌ (Batıl, Asılsız) – Örnek: وَزَهَقَ الْبَاطِلُ
- فُؤَادٌ (Yürek, Gönül) – Örnek: فَاجْعَلْ أَفْئِدَةً مِنَ النَّاسِ
- رَحْمَةٌ (Rahmet, Merhamet) – Örnek: إِنَّهُ لَرَحْمَةٌ لِلْعَالَمِينَ
İbrâhîm Sûresi Paragraf Anlama, Dilbilgisi ve Kelime Testi (40 Soru)



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.