- Ders1
- Ders2
- Konu Testi
- Sureler
- Arapça Dersler
- ☝📖المحمدية📖☝
Kuranla-Arapca-15. Hicr Sûresi-1-48.ayetler
1. الر ۚ تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ وَقُرْآنٍ مُبِينٍ
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)
- الْكِتَابُ (El-Kitâb / Kitap): Yazılı metin, Kur'an.
Cümle: تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ (Bunlar Kitap'ın ayetleridir.) - قَرْيَة (Karyetun / Memleket, Şehir): Yerleşim yeri.
Cümle: وَمَا أَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ (Hiçbir memleketi helak etmedik.) - أُمَّة (Ummetun / Ümmet, Toplum): Topluluk.
Cümle: مَا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا (Hiçbir ümmet ecelini geçemez.) - ذِكْر (Zikrun / Zikir, Kur'an): Hatırlatma, öğüt.
Cümle: إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ (Zikri kesinlikle biz indirdik.) - رَسُول (Resûlun / Elçi, Peygamber): Elçi.
Cümle: وَمَا يَأْتِيهِمْ مِنْ رَسُولٍ (Onlara hiçbir elçi gelmez.) - قَلْب (Kalbun / Kalp): Yürek.
Cümle: فِي قُلُوبِ الْمُجْرِمِينَ (Suçluların kalplerinde...) - سَمَاء (Semâun / Gök): Gökyüzü.
Cümle: جَعَلْنَا فِي السَّمَاءِ بُرُوجًا (Gökte burçlar yaptık.) - شَيْطَان (Şeytânun / Şeytan): Kovulmuş varlık.
Cümle: وَحَفِظْنَاهَا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ (Onu her şeytandan koruduk.) - أَرْض (Ardun / Yeryüzü): Yer, toprak.
Cümle: وَالْأَرْضَ مَدَدْنَاهَا (Yeryüzünü döşedik.) - رَاسِيَة (Râsiyetun / Sabit dağ): Sağlam dağ.
Cümle: أَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ (Oraya sabit dağlar koyduk.) - شَيْء (Şey'un / Şey, Nesne): Varlık.
Cümle: وَإِنْ مِنْ شَيْءٍ إِلَّا عِنْدَنَا خَزَائِنُهُ (Hiçbir şey yoktur ki hazineleri yanımızda olmasın.) - رِيح (Rîhun / Rüzgar): Yel.
Cümle: وَأَرْسَلْنَا الرِّيَاحَ لَوَاقِحَ (Rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik.) - مَاء (Mâun / Su): Su.
Cümle: فَأَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً (Gökten su indirdik.) - وَارِث (Vârisun / Varis): Mirasçı.
Cümle: وَنَحْنُ الْوَارِثُونَ (Ve biz varisleriz.) - إِنْسَان (İnsânun / İnsan): İnsan varlığı.
Cümle: خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ (İnsanı yarattık.) - صَلْصَال (Salsâlün / Kuru çamur): Balçık.
Cümle: مِنْ صَلْصَالٍ (Kuru çamurdan.) - جَانّ (Cânnun / Cin): Cin.
Cümle: وَالْجَانَّ خَلَقْنَاهُ (Cinleri yarattık.) - بَشَر (Beşerun / Beşer, İnsan): İnsan.
Cümle: خَالِقٌ بَشَرًا (Bir insan yaratacağım.) - رُوح (Rûhun / Ruh): Can.
Cümle: نَفَخْتُ فِيهِ مِنْ رُوحِي (İçine ruhumdan üfledim.) - مَلَك (Melakun / Melek): Melek.
Cümle: فَسَجَدَ الْمَلَائِكَةُ (Melekler secde etti.) - إِبْلِيس (İblîsu / İblis): Şeytanın özel adı.
Cümle: إِلَّا إِبْلِيسَ (İblis hariç.) - سُلْطَان (Sultânun / Hakimiyet): Yetki, güç.
Cümle: لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ (Onlar üzerinde senin bir hakimiyetin yoktur.) - جَهَنَّم (Cehennemu / Cehennem): Cehennem ateşi.
Cümle: وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ (Şüphesiz cehennem onların vaat edilen yeridir.) - بَاب (Bâbun / Kapı): Kapı.
Cümle: لَهَا سَبْعَةُ أَبْوَابٍ (Onun yedi kapısı vardır.) - جَنَّة (Cennetun / Cennet): Cennet bağı.
Cümle: فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ (Cennetler ve pınarlar içindedirler.)
2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)
- يَتَمَتَّعُوا (Yetemetteû / Yararlanıyorlar): Faydalanmak.
Cümle: ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا وَيَتَمَتَّعُوا (Bırak onları yesinler, yararlansınlar.) - أَهْلَكَ (Ehleka / Helak etti): Yok etmek.
Cümle: وَمَا أَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ (Hiçbir memleketi helak etmedik.) - تَسْبِقُ (Tesbiqu / Geçiyor, öne geçiyor): Geçmek.
Cümle: مَا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا (Hiçbir ümmet ecelini geçemez.) - نُزِّلَ (Nuzzile / İndirildi): İndirilmek.
Cümle: نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ (Kendisine zikir indirilen...) - تَأْتِينَا (Te'tînâ / Bize getiriyorsun): Getirmek.
Cümle: لَوْ مَا تَأْتِينَا بِالْمَلَائِكَةِ (Bize melekleri getirsene!) - نُنَزِّلُ (Nunezzilu / İndiriyoruz): İndirmek.
Cümle: مَا نُنَزِّلُ الْمَلَائِكَةَ (Melekleri ancak hak ile indiririz.) - نَزَّلْنَا (Nezzelnâ / İndirdik): İndirmek.
Cümle: إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ (Zikri biz indirdik.) - أَرْسَلْنَا (Erselnâ / Gönderdik): Göndermek.
Cümle: وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ (Andolsun senden önce gönderdik.) - يَسْتَهْزِئُونَ (Yestehziûne / Alay ediyorlar): Alay etmek.
Cümle: كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ (Onunla alay ediyorlardı.) - نَسْلُكُ (Nesluku / Sokuyoruz, yerleştiriyoruz): Sokmak.
Cümle: كَذَلِكَ نَسْلُكُهُ (Onu böyle sokarız.) - خَلَتْ (Halet / Geçti, sona erdi): Geçip gitmek.
Cümle: وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ الْأَوَّلِينَ (Evvelkilerin sünneti gelip geçmiştir.) - فَتَحْنَا (Fetehnâ / Açtık): Açmak.
Cümle: وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَابًا (Onlara bir kapı açsak da...) - ظَلُّوا (Zallû / Devam ettiler, kaldılar): Kalmak.
Cümle: فَظَلُّوا فِيهِ يَعْرُجُونَ (Orada yükselmeye koyulurlar.) - يَعْرُجُونَ (Ya'rucûne / Yükseliyorlar): Göğe çıkmak.
Cümle: يَعْرُجُونَ فِي السَّمَاءِ (Gökte yükseliyorlar.) - زَيَّنَّا (Zeyyennâ / Süsledik): Süslemek.
Cümle: وَزَيَّنَّاهَا لِلْنَّاظِرِينَ (Onu bakanlar için süsledik.) - حَفِظْنَا (Hafiznâ / Koruduk): Korumak.
Cümle: وَحَفِظْنَاهَا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ (Onu koruduk.) - مَدَدْنَا (Medednâ / Döşedik, uzattık): Yaymak.
Cümle: وَالْأَرْضَ مَدَدْنَاهَا (Yeryüzünü döşedik.) - أَلْقَيْنَا (Elqeynâ / Koyduk, attık): Koymak, atmak.
Cümle: وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ (Oraya dağlar koyduk.) - أَنْبَتْنَا (Enbetnâ / Bitirdik): Yetiştirmek.
Cümle: وَأَنْبَتْنَا فِيهَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍ (Orada her şeyi bitirdik.) - نُحْيِي (Nuhyî / Diriltiyoruz): Hayat vermek.
Cümle: وَإِنَّا لَنَحْنُ نُحْيِي (Şüphesiz biz diriltiriz.) - نُمِيتُ (Numîtu / Öldürüyoruz): Can almak.
Cümle: وَنُمِيتُ وَنَحْنُ الْوَارِثُونَ (Öldürürüz ve biz varisleriz.) - خَلَقْنَا (Halaknâ / Yarattık): Yaratmak.
Cümle: وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ (Andolsun insanı yarattık.) - نَفَخْتُ (Nefahtu / Üfledim): Üflemek.
Cümle: وَنَفَخْتُ فِيهِ مِنْ رُوحِي (İçine ruhumdan üfledim.) - سَجَدَ (Secede / Secde etti): Secde etmek.
Cümle: فَسَجَدَ الْمَلَائِكَةُ (Melekler secde etti.) - أَبَى (Ebâ / Kaçındı): Direnmek, kaçınmak.
Cümle: إِلَّا إِبْلِيسَ أَبَى (İblis hariç, o kaçındı.)
3. Arapça Edat Örnekleri (15 Adet - Harf-i Cersiz)
- مَا (Mâ / Olumsuzluk edatı): Değil, -mez.
Cümle: وَمَا أَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ (Hiçbir memleketi helak etmedik.) - إِلَّا (İllâ / İstisna edatı): Başka, ancak.
Cümle: إِلَّا وَلَهَا كِتَابٌ (Ancak bilinen yazısı olanlar müstesna.) - إِنْ (İn / Şart edatı): Eğer.
Cümle: إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ (Eğer doğru söyleyenlerden isen.) - لَوْ (Lev / Şart/Temenni edatı): Keşke, eğer.
Cümle: لَوْ كَانُوا مُسْلِمِينَ (Keşke müslüman olsalardı.) - سَوْفَ (Sevfe / İstikbal edatı): Yakında (gelecek zaman).
Cümle: فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ (İleride / yakında bilecekler.) - قَدْ (Kad / Tahkik edatı): Kesinlikle, -di (-miş).
Cümle: وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ (Sünnet gelip geçmiştir.) - لَمْ (Lem / Cehz edatı / Olumsuz mazi): -medi, -madı.
Cümle: لَمْ أَكُنْ لِأَسْجُدَ (Secde edecek değilim.) - إِنَّ (İnne / Tehid edatı): Şüphesiz, muhakkak.
Cümle: إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا (Şüphesiz biz indirdik.) - لَـ (Lam-ı Tekit) (Lâmu't-tevkîd / Kuvvetlendirme harfi): Elbette.
Cümle: وَإِنَّهُ لَحَافِظُونَ (Elbette koruyucudur.) - رُبَمَا (Rubemâ / Çoğu kez, belki): Nice, bazen.
Cümle: رُبَمَا يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُوا (Nice inkârcılar arzu edecektir.) - لَوْمَا (Levmâ / Azarlama edatı): Niçin, neden.
Cümle: لَوْ مَا تَأْتِينَا بِالْمَلَائِكَةِ (Melekleri getirsene!) - لَا (Lâ / Nefy edatı): Asla, yok.
Cümle: لَا يَمَسُّهُمْ فِيهَا نَصَبٌ (Orada onlara yorgunluk dokunmaz.) - بَلْ (Bel / İdrab edatı): Bilakis, aksine.
Cümle: بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَسْحُورُونَ (Aksine biz büyülenmiş bir topluluğuz.) - أَمْ (Em / Atıf / Soru edatı): Yoksa.
Cümle: أَمْ أَنْتُمُ الْغَالِبُونَ (Yoksa galip olanlar siz misiniz?) - أَ (Hemze-i İstifham / Soru edatı): Mı / Mi soru edatı.
Cümle: أَلَّا تَكُونَ مَعَ السَّاجِدِينَ (Secde edenlerle olmana mani olan nedir?)
Kuranla-Arapca-15. Hicr Sûresi-49-99.ayetler
Hicr Suresi 49-99. Ayetler (Okuma Parçası)
49. نَبِّئْ عِبَادِي أَنِّي أَنَا الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)
-
عِبَاد (İbâd): Kullar, kullarım.
Cümle: نَبِّئْ عِبَادِي أَنِّي أَنَا الْغَفُورُ (Kullarıma haber ver ki ben bağışlayanım.) -
عَذَاب (Azâb): Azap, ceza, işkence.
Cümle: وَأَنَّ عَذَابِي هُوَ الْعَذَابُ الْأَلِيمُ (Şüphesiz benim azabım can yakıcı azaptır.) -
ضَيْف (Dayf): Misafir, konuk.
Cümle: وَنَبِّئْهُمْ عَنْ ضَيْفِ إِبْرَاهِيمَ (Onlara İbrahim'in misafirlerinden haber ver.) -
غُلَام (Gulâm): Oğlan, çocuk, erkek evlat.
Cümle: نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ عَلِيمٍ (Sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz.) -
كِبَر (Kiber): Yaşlılık, ihtiyarlaşma.
Cümle: أَبَشَّرْتُمُونِي عَلَى أَنْ مَسَّنِيَ الْكِبَرُ (Bana yaşlılık dokunmuşken mi müjde veriyorsunuz?) -
رَحْمَة (Rahmet): Merhamet, şefkat.
Cümle: وَمَنْ يَقْنَطُ مِنْ رَحْمَةِ رَبِّهِ (Rabbimin rahmetinden kim ümit keser?) -
قَوْم (Kavm): Topluluk, ulus, kavim.
Cümle: أُرْسِلْنَا إِلَى قَوْمٍ مُجْرِمِينَ (Günahkâr bir kavme gönderildik.) -
مَدِينَة (Medîne): Şehir, kent.
Cümle: وَجَاءَ أَهْلُ الْمَدِينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ (Şehir halkı sevinerek geldi.) -
بَنَات (Benât): Kızlar.
Cümle: هَؤُلَاءِ بَنَاتِي إِنْ كُنْتُمْ فَاعِلِينَ (İşte kızlarım, eğer yapacaksanız.) -
سَكْرَة (Sekra): Sarhoşluk, kendinden geçme.
Cümle: إِنَّهُمْ لَفِي سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ (Onlar sarhoşlukları içinde bocalıyorlar.) -
صَيْحَة (Sayha): Korkunç patlama, çığlık.
Cümle: فَأَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ مُشْرِقِينَ (O çığlık onları kuşattı.) -
حِجَارَة (Hicâra): Taşlar.
Cümle: وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ سِجِّيلٍ (Üzerlerine pişkin taşlar yağdırdık.) -
سَبِيل (Sebîl): Yol.
Cümle: وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلٍ مُقِيمٍ (O yol üzerinde durmaktadır.) -
أَيْكَة (Eyke): Sık ağaçlık, orman (Eyke halkı).
Cümle: وَإِنْ كَانَ أَصْحَابُ الْأَيْكَةِ لَظَالِمِينَ (Eyke halkı da zâlim idiler.) -
جَبَل (Cebel): Dağ.
Cümle: يَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا (Dağlardan evler yontuyorlardı.) -
سَمَاء (Semâ): Gök, sema.
Cümle: وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ (Gökleri ve yeri yarattık.) -
أَرْض (Erd): Yer, yeryüzü.
Cümle: خَلَقْنَا السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ (Gökleri ve yeri yarattık.) -
سَاعَة (Sâat): Kıyamet saati, zaman.
Cümle: وَإِنَّ السَّاعَةَ لَاتِيَةٌ (Şüphesiz kıyamet saati gelecektir.) -
قُرْآن (Kur'ân): Kur'an-ı Kerim.
Cümle: وَالْقُرْآنَ الْعَظِيمَ (Yüce Kur'an'ı verdik.) -
عَيْن (Ayn): Göz.
Cümle: لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ (Gözlerini dikme.) -
نَذِير (Nezîr): Uyarıcı, nezir.
Cümle: إِنِّي أَنَا النَّذِيرُ الْمُبِينُ (Ben apaçık bir uyarıcıyım.) -
مُشْرِك (Müşrik): Allah'a ortak koşan.
Cümle: وَأَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكِينَ (Müşriklerden yüz çevir.) -
صَدْر (Sadr): Göğüs, yürek.
Cümle: أَنَّكَ يَضِيقُ صَدْرُكَ (Göğsünün daraldığını biliyoruz.) -
حَمْد (Hamd): Övgü, şükür.
Cümle: فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ (Rabbini hamd ile tesbih et.) -
يَقِين (Yakîn): Kesin bilgi, ölüm.
Cümle: حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ (Sana ölüm gelinceye kadar.)
2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)
-
نَبَّأَ (Nebbe'e): Haber verdi.
Cümle: نَبِّئْ عِبَادِي (Kullarıma haber ver.) -
دَخَلَ (Dahale): Girdi.
Cümle: إِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ (Hani yanına girmişlerdi.) -
قَالَ (Kâle): Dedi.
Cümle: فَقَالُوا سَلَامًا (Selam verdiler.) -
وَجِلَ (Vecile): Korktu.
Cümle: إِنَّا مِنْكُمْ وَجِلُونَ (Biz sizden korkuyoruz.) -
بَشَّرَ (Beşşere): Müjdeledi.
Cümle: نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ (Seni müjdeliyoruz.) -
مَسَّ (Messe): Dokundu, erişti.
Cümle: مَسَّنِيَ الْكِبَرُ (Bana yaşlılık dokundu.) -
قَنَطَ (Kanate): Ümit kesti.
Cümle: وَمَنْ يَقْنَطُ مِنْ رَحْمَةِ رَبِّهِ (Kim ümit keser?) -
أَرْسَلَ (Ersale): Gönderdi.
Cümle: إِنَّا أُرْسِلْنَا (Biz gönderildik.) -
نَجَّى (Necceya): Kurtardı.
Cümle: لَمُنَجُّوهُمْ أَجْمَعِينَ (Onları kesinlikle kurtaracağız.) -
قَدَرَ (Kadera): Takdir etti.
Cümle: قَدَرْنَا إِنَّهَا لَمِنَ الْغَابِرِينَ (Onun geride kalmasını takdir ettik.) -
جَاءَ (Câe): Geldi.
Cümle: فَلَمَّا جَاءَ آلَ لُوطٍ (Lut ailesine gelince.) -
اِمْتَرَى (İmterâ): Şüphe etti.
Cümle: فِيهِ يَمْتَرُونَ (Onda şüphe ediyorlar.) -
أَتَى (Etâ): Getirdi, geldi.
Cümle: وَأَتَيْنَاكَ بِالْحَقِّ (Sana hak ile geldik.) -
أَسْرَى (Esrâ): Gece yola çıkardı.
Cümle: فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ (Aileni gece yola çıkar.) -
اتَّبَعَ (İttelece / İttebece): Uydu, takip etti.
Cümle: وَاتَّبِعْ أَدْبَارَهُمْ (Arkalarından git.) -
اِلْتَفَتَ (İltefete): Arkasına baktı.
Cümle: وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ أَحَدٌ (Hiçbiri arkasına bakmasın.) -
مَضَى (Madâ): Gitti, yürüdü.
Cümle: وَامْضُوا حَيْثُ تُؤْمَرُونَ (Emredildiğiniz yere gidin.) -
قَضَى (Kada): Hükmetti, bildirdi.
Cümle: وَقَضَيْنَا إِلَيْهِ ذَلِكَ الْأَمْرَ (Ona bu emri bildirdik.) -
فَضَحَ (Fadaha): Rezil etti.
Cümle: فَلَا تَفْضَحُونِ (Beni rezil etmeyin.) -
اتَّقَى (İttakâ): Sakındı.
Cümle: وَاتَّقُوا اللَّهَ (Allah'tan korkun.) -
نَهَى (Nehâ): Men etti, yasakladı.
Cümle: أَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ الْعَالَمِينَ (Seni men etmedik mi?) -
عَمِهَ (Amihe): Bocaladı.
Cümle: يَعْمَهُونَ (Onlar bocalıyorlar.) -
جَعَلَ (Cale): Kıldı, yaptı.
Cümle: فَجَعَلْنَا عَالِيَهَا سَافِلَهَا (Altını üstüne getirdik.) -
أَمْطَرَ (Emtere): Yağdırdı.
Cümle: وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةً (Üzerlerine taş yağdırdık.) -
انْتَقَمَ (İntakame): İntikam aldı.
Cümle: فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْ (Onlardan intikam aldık.)
3. Arapça Edat Örnekleri (15 Adet - Harfi Cerler Hariç)
-
إِنَّ (İnne - Tekit edatı): Şüphesiz, gerçekten.
Cümle: إِنَّا مِنْكُمْ وَجِلُونَ (Şüphesiz biz sizden korkuyoruz.) -
لَا (Lâ - Nehiy / olumsuzluk edatı): Sakın, -me / -ma.
Cümle: لَا تَوْجَلْ (Korkma.) -
أَمْ (Em - İstifham / bağlaç): Yoksa.
Cümle: أَبَشَّرْتُمُونِي (Yoksa bana müjde mi veriyorsunuz?) -
مَا (Mâ - Olumsuzluk / ismi mevsul): Ne, -mi / -ma.
Cümle: فَمَا خَطْبُكُمْ (İşiniz nedir?) -
بَل (Bel - İdrib / aksine edatı): Bilakis.
Cümle: بَلْ جِئْنَاكَ (Bilakis sana geldik.) -
وَ (Vâv - Atıf harfi / bağlaç): Ve.
Cümle: السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ (Gökler ve yer.) -
فَ (Fâ - Tertip / atıf edatı): O halde, -ip / -üp.
Cümle: فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ (Öyleyse emrolunduğun şeyi açıkça söyle.) -
أَنَّ (Enne - Nasb edatı): -ki, olduğu.
Cümle: أَنَّ دَابِرَ هَؤُلَاءِ مَقْطُوعٌ (Bunların kökünün kesileceğini...) -
لَـ (Lâm-ı tekit - Te'kit edatı): Elbette, muhakkak.
Cümle: وَإِنَّا لَصَادِقُونَ (Şüphesiz biz elbette doğru söyleyenleriz.) -
قَد (Kad - Tahkik edatı): -Dİ, -miş (kesinlik katar).
Cümle: قَدَرْنَا (Takdir ettik.) -
سَـ (Se - İstikbal edatı): Yakın gelecek (-ecek/-acak).
Cümle: فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ (Yakında bilecekler.) -
سَوْفَ (Sevfe - İstikbal edatı): İleride, yakında.
Cümle: فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ (Yakında bilecekler.) -
إِذْ (İz - Zarf / edat): Hani, ...dığı zaman.
Cümle: إِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ (Hani yanına girmişlerdi.) -
أَنْ (En - Masdar edatı): -mek, -mak.
Cümle: عَلَى أَنْ مَسَّنِيَ (Bana dokunmasına rağmen...) -
كَمَا (Kemâ - Teşbih edatı): Gibi.
Cümle: كَمَا أَنْزَلْنَا (İndirdiğimiz gibi...)
Kuranla-Arapca-15. Hicr Sûresi
Konu Özeti
Hicr Suresi, Mekke döneminde nazil olmuştur ve adını Medine-Şam yolu üzerinde bulunan Hicr bölgesinde yaşayan ve peygamberlerini yalanlayarak helak edilen Semud kavminden almaktadır. Sure genel olarak vahyin ilahi koruma altında olduğunu, evrendeki kusursuz yaratılış delillerini, Hz. Âdem'in yaratılışı ve İblis'in isyanını, geçmiş kavimlerin ibretlik akıbetlerini ve Hz. Muhammed'e (SAV) teselli ile sabır tavsiyesini konu edinmektedir. İnanmayanların inkarcı tutumlarına karşılık Kur'an'ın hak olduğu ve Allah'ın hikmetiyle korunduğu vurgulanır.
20 Önemli Arapça Kelime ve Örnek Cümleler
Hicr Suresi Paragraf Anlama, Dilbilgisi ve Kelime Testi



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.