☝📖İbrahimi ﷺ Muhammedi ﷺ Hanif İslam📖☝﷽𐰃𐰠𐰯☝📖المحمدية☝Muhammediyye📖☝𐰃𐰠𐰯༺الله أكبر ༻

Güncel Duyuru Eylül 2026

Nehvul Vazıh 2.Merhale Derslerimiz Çok Yakında Eylül itibariyle Başlayacak inşallah!Kur'anla Arapça Dilbilgisi derslerimiz ve 116 tane Arapça dilbilgisi konu testi sitemize eklendi..

☝المحمدية☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي 📖 ☝

☝https://www.muhammediyye.org/☝
📖-المحمدية-📖

Teoriye göre;İlluminati(hizbüşşeytan) yani uzaylı ve insan melezi ırklar,yarı vampir,yılan,ejderha vs melez soylardan oluşan topluluk,masonik, illuminatik firavun ve nemrud soylarının hipnoz,büyü,zihin kontrolü,algı yönetimi ile bireyler ve toplumları yönetmesi,hizbüşşeytan illumiatinin küresel illuminatik sistemi; siyaset,medya,sivil toplum,terör örgütleri,mafya,enerji,silah,ilaç,gıda tekeli alanlarda illuminati vardır!

Destek olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.

Kuranla-Arapca-15. Hicr Sûresi

☝https://www.muhammediyye.org/☝
📖-المحمدية علي الكتاب و السنة الصحيحة-📖
Üye olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.Kardeşlerimize Önemli :
اعوذ بالله من الشيطان الرجيم
 بسم الله الرحمان الرحيم
 الحمد لله رب العالمين و الصلاة و السلام علي امامنا محمد
 و آله و اهل بيته و صحبه و امته اجمعين
Euzü billahi mineşeydanirracimi ve min hizbihi..
Bismillahirrahmanirrahiym
Allahım cc Şeytandan ve onun hizbi tağutlardan
marid ve hannaslardan,cibt ve belamlardan sana sığınırız.Rahman ve rahiym olan Allahın cc adıyla.. 
Ahmedilik,kadıyanilik,bahailik,Vahhabilik,Şiilik,
illuminati,masonluk,yahudilik,nasırilik,nusayrilik,yezidilik,
sağcılık,solculuk,islamcılık,ateizm,deizm, budizm,hinduizm gibi  İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif İslama aykırı dini,felsefi ve ideolojik akımlardan imanımızı ve dinimizi koruyalım!     
İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif din islamdır!
İslam ise; peygamberler peygamberi cenabı Muhammed ﷺ  dinidir!..
Nemrut,Firavun,İsis,ra ve el gibi tağutlar(illuminati) ve onların günümüzdeki soylarının ve taraftarlarının dini(inanış,felsefe,ideolojilerinin) değil!
𐰃𐰠𐰯Kur'an ve sahih sünnetin izinde Muhammediyiz𐰃𐰠𐰯
📖☝ المحمدية علي الكتاب و السنة☝📖 Arapça Dersleri☝İslami Sohbetler☝İslami İlimler☝Manevi Rehberlik☝  instagram: https://www.instagram.com/muhammediyye
  • Ders1
  • Ders2
  • Konu Testi
  • Sureler
  • Arapça Dersler
  • ☝📖المحمدية📖☝

Kuranla-Arapca-15. Hicr Sûresi-1-48.ayetler

Konu Özeti: Hicr Suresi Mekke döneminde nazil olmuştur ve 99 ayettir. 1-48. ayetler arasında temel olarak Kur'an-ı Kerim'in Allah katından indirildiği ve O tarafından korunacağı, peygamberlerin inkarcılar tarafından yalanlandığı ve bunun tarihsel bir sünnet olduğu, kâinattaki ilahi düzen, göklerin ve yerin hak ile yaratılması, Hz. Adem ve İblis kıssası (İblis'in isyanı ve mühlet istemesi), ayrıca muttaki kulların cennet hayatındaki huzurlu durumları detaylı bir şekilde anlatılmaktadır.
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1. الر ۚ تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ وَقُرْآنٍ مُبِينٍ
Meali: Elif Lâm Râ. Bunlar, kitabın ve apaçık olan Kur'an'ın âyetleridir.
2. رُبَمَا يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْ كَانُوا مُسْلِمِينَ
Meali: İnkâr edenler, "Keşke müslüman olsaydık" diye çok arzu edeceklerdir.
3. ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا وَيَتَمَتَّعُوا وَيُلْهِهِمُ الْأَمَلُ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
Meali: Bırak onları yesinler, yararlansınlar; emelleri onları oyalayadursun. İleride (gerçeği) bilecekler.
4. وَمَا أَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ إِلَّا وَلَهَا كِتَابٌ مَعْلُومٌ
Meali: Helâk ettiğimiz her memleketin mutlaka bilinen bir yazısı (belli vakti) vardır.
5. مَا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَ
Meali: Hiçbir toplum ecelini geçemez ve ondan geri de kalamaz.
6. وَقَالُوا يَا أَيُّهَا الَّذِي نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ إِنَّكَ لَمَجْنُونٌ
Meali: Dediler ki: "Ey kendisine Zikir (Kur'an) indirilen kimse! Sen mutlaka delisin!"
7. لَوْ مَا تَأْتِينَا بِالْمَلَائِكَةِ إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ
Meali: "Eğer doğru söyleyenlerden isen bize melekleri getirsene!"
8. مَا نُنَزِّلُ الْمَلَائِكَةَ إِلَّا بِالْحَقِّ وَمَا كَانُوا إِذًا مُنْظَرِينَ
Meali: Biz melekleri ancak hak ve hikmete uygun olarak indiririz. O zaman da onlara mühlet verilmez.
9. إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ
Meali: Şüphesiz o zikri (Kur'an'ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.
10. وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ فِي شِيَعِ الْأَوَّلِينَ
Meali: Andolsun, senden önceki topluluklara da peygamber gönderdik.
11. وَمَا يَأْتِيهِمْ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ
Meali: Onlar kendilerine gelen her peygamberle alay ediyorlardı.
12. كَذَلِكَ نَسْلُكُهُ فِي قُلُوبِ الْمُجْرِمِينَ
Meali: Aynı şekilde biz onu suçluların kalbine sokarız.
13. لَا يُؤْمِنُونَ بِهِ ۖ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ الْأَوَّلِينَ
Meali: Ona inanmazlar. Nitekim evvelkilerin sünneti (kanunu) gelip geçmiştir.
14. وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَابًا مِنَ السَّمَاءِ فَظَلُّوا فِيهِ يَعْرُجُونَ
Meali: Onlara gökten bir kapı açsak da orada yukarı çıkmaya koyulsalar,
15. لَقَالُوا إِنَّمَا سُكِّرَتْ أَبْصَارُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَسْحُورُونَ
Meali: Mutlaka, "Gözlerimiz döndürüldü, galiba bize büyü yapıldı" derler.
16. وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِي السَّمَاءِ بُرُوجًا وَزَيَّنَّاهَا لِلْنَّاظِرِينَ
Meali: Andolsun, biz gökte burçlar yaptık ve onu, bakanlar için süsledik.
17. وَحَفِظْنَاهَا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ رَجِيمٍ
Meali: Onu her kovulmuş şeytandan koruduk.
18. إِلَّا مَنِ اسْتَرَقَ السَّمْعَ فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ مُبِينٌ
Meali: Ancak kulak hırsızlığı eden olur ki, onu da apaçık bir alev şehibi takip etmiştir.
19. وَالْأَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ وَأَنْبَتْنَا فِيهَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍ مَوْزُونٍ
Meali: Yeri döşedik, ona sabit dağlar yerleştirdik, orada her şeyi bir ölçüye göre bitirdik.
20. وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَايِشَ وَمَنْ لَسْتُمْ لَهُ بِرَازِقِينَ
Meali: Orada hem sizin için, hem de rızıklarını sizin vermediğiniz kimseler için geçimlikler yarattık.
21. وَإِنْ مِنْ شَيْءٍ إِلَّا عِنْدَنَا خَزَائِنُهُ وَمَا نُنَزِّلُهُ إِلَّا بِقَدَرٍ مَعْلُومٍ
Meali: Hiçbir şey yoktur ki hazineleri yanımızda olmasın. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz.
22. وَأَرْسَلْنَا الرِّيَاحَ لَوَاقِحَ فَأَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَسْقَيْنَاكُمُوهُ وَمَا أَنْتُمْ لَهُ بِخَازِنِينَ
Meali: Rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik, gökten su indirip onu size içirdik. Onun hazinedarları da siz değilsiniz.
23. وَإِنَّا لَنَحْنُ نُحْيِي وَنُمِيتُ وَنَحْنُ الْوَارِثُونَ
Meali: Şüphesiz biz diriltir, biz öldürürüz ve biz (her şeye gerçek) varisleriz.
24. وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَقْدِمِينَ مِنْكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَأْخِرِينَ
Meali: Andolsun biz, sizden önce gelip geçenleri de biliriz, sonraya kalanları da.
25. وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْ ۚ إِنَّهُ حَكِيمٌ عَلِيمٌ
Meali: Şüphesiz senin Rabbin onları diriltip bir araya getirecektir. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.
26. وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَإٍ مَسْنُونٍ
Meali: Andolsun, biz insanı kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş bir balçıktan yarattık.
27. وَالْجَانَّ خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ مِنْ نَارِ السَّمُومِ
Meali: Cinleri de daha önce dumansız ateşten yaratmıştık.
28. وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ إِنِّي خَالِقٌ بَشَرًا مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَإٍ مَسْنُونٍ
Meali: Hani Rabbin meleklere, "Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım" demişti.
29. فَإِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِنْ رُوحِي فَقَعُوا لَهُ سَاجِدِينَ
Meali: "Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin."
30. فَسَجَدَ الْمَلَائِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ
Meali: Bunun üzerine meleklerin hepsi toptan secde ettiler.
31. إِلَّا إِبْلِيسَ أَبَى أَنْ يَكُونَ مَعَ السَّاجِدِينَ
Meali: Yalnız İblis secde edenler arasında yer almaktan kaçındı.
32. قَالَ يَا إِبْلِيسُ مَا لَكَ أَلَّا تَكُونَ مَعَ السَّاجِدِينَ
Meali: Allah, "Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmama sebebin nedir?" dedi.
33. قَالَ لَمْ أَكُنْ لِأَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُ مِنْ صَلْصَالٍ مِنْ حَمَإٍ مَسْنُونٍ
Meali: O, "Kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan yarattığın bir insana secde edecek değilim" dedi.
34. قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ
Meali: Allah, "Öyleyse oradan çık, çünkü sen kovuldun" buyurdu.
35. وَإِنَّ عَلَيْكَ اللَّعْنَةَ إِلَى يَوْمِ الدِّينِ
Meali: "Şüphesiz ceza gününe kadar lanet senin üzerindedir."
36. قَالَ رَبِّ فَأَنْظِرْنِي إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
Meali: İblis, "Rabbim! O halde bana insanların tekrar diriltileceği güne kadar mühlet ver" dedi.
37. قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَرِينَ
Meali: Allah, "Şüphesiz sen mühlet verilenlerdensin" buyurdu.
38. إِلَى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ
Meali: "(O) bilinen vaktin gününe kadar."
39. قَالَ رَبِّ بِمَا أَغْوَيْتَنِي لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِي الْأَرْضِ وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
Meali: İblis, "Rabbim! Beni azdırmana karşılık, yeryüzünde onlara (kötülükleri) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım" dedi.
40. إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ
Meali: "Ancak onların içinden senin ihlasa erdirilmiş kulların hariç."
41. قَالَ هَذَا صِرَاطٌ عَلَيَّ مُسْتَقِيمٌ
Meali: Allah buyurdu ki: "İşte bu, bana varan dosdoğru yoldur."
42. إِنَّ عِبَادِي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ إِلَّا مَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْغَاوِينَ
Meali: "Şüphesiz benim kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin yoktur. Ancak azgınlardan sana uyanlar müstesna."
43. وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ أَجْمَعِينَ
Meali: "Şüphesiz onların hepsinin buluşacağı yer cehennemdir."
44. لَهَا سَبْعَةُ أَبْوَابٍ لِكُلِّ بَابٍ مِنْهُمْ جُزْءٌ مَقْسُومٌ
Meali: "Onun yedi kapısı vardır ve her kapıya onlardan bir grup ayrılmıştır."
45. إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ
Meali: Şüphesiz takva sahipleri cennetler ve pınarlar içindedirler.
46. ادْخُلُوهَا بِسَلَامٍ آمِنِينَ
Meali: "Girin oraya esenlikle, güven içinde!"
47. وَنَزَعْنَا مَا فِي صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ إِخْوَانًا عَلَى سُرُرٍ مُتَقَابِلِينَ
Meali: Biz onların göğüslerinde bulunan kin ve nefreti söküp attık; kardeşler olarak sedirler üzerinde karşılıklı otururlar.
48. لَا يَمَسُّهُمْ فِيهَا نَصَبٌ وَمَا هُمْ مِنْهَا بِمُخْرَجِينَ
Meali: Onlara orada hiçbir yorgunluk dokunmaz, onlar oradan çıkarılacak da değillerdir.

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)

  • الْكِتَابُ (El-Kitâb / Kitap): Yazılı metin, Kur'an.
    Cümle: تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ (Bunlar Kitap'ın ayetleridir.)
  • قَرْيَة (Karyetun / Memleket, Şehir): Yerleşim yeri.
    Cümle: وَمَا أَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ (Hiçbir memleketi helak etmedik.)
  • أُمَّة (Ummetun / Ümmet, Toplum): Topluluk.
    Cümle: مَا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا (Hiçbir ümmet ecelini geçemez.)
  • ذِكْر (Zikrun / Zikir, Kur'an): Hatırlatma, öğüt.
    Cümle: إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ (Zikri kesinlikle biz indirdik.)
  • رَسُول (Resûlun / Elçi, Peygamber): Elçi.
    Cümle: وَمَا يَأْتِيهِمْ مِنْ رَسُولٍ (Onlara hiçbir elçi gelmez.)
  • قَلْب (Kalbun / Kalp): Yürek.
    Cümle: فِي قُلُوبِ الْمُجْرِمِينَ (Suçluların kalplerinde...)
  • سَمَاء (Semâun / Gök): Gökyüzü.
    Cümle: جَعَلْنَا فِي السَّمَاءِ بُرُوجًا (Gökte burçlar yaptık.)
  • شَيْطَان (Şeytânun / Şeytan): Kovulmuş varlık.
    Cümle: وَحَفِظْنَاهَا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ (Onu her şeytandan koruduk.)
  • أَرْض (Ardun / Yeryüzü): Yer, toprak.
    Cümle: وَالْأَرْضَ مَدَدْنَاهَا (Yeryüzünü döşedik.)
  • رَاسِيَة (Râsiyetun / Sabit dağ): Sağlam dağ.
    Cümle: أَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ (Oraya sabit dağlar koyduk.)
  • شَيْء (Şey'un / Şey, Nesne): Varlık.
    Cümle: وَإِنْ مِنْ شَيْءٍ إِلَّا عِنْدَنَا خَزَائِنُهُ (Hiçbir şey yoktur ki hazineleri yanımızda olmasın.)
  • رِيح (Rîhun / Rüzgar): Yel.
    Cümle: وَأَرْسَلْنَا الرِّيَاحَ لَوَاقِحَ (Rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik.)
  • مَاء (Mâun / Su): Su.
    Cümle: فَأَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً (Gökten su indirdik.)
  • وَارِث (Vârisun / Varis): Mirasçı.
    Cümle: وَنَحْنُ الْوَارِثُونَ (Ve biz varisleriz.)
  • إِنْسَان (İnsânun / İnsan): İnsan varlığı.
    Cümle: خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ (İnsanı yarattık.)
  • صَلْصَال (Salsâlün / Kuru çamur): Balçık.
    Cümle: مِنْ صَلْصَالٍ (Kuru çamurdan.)
  • جَانّ (Cânnun / Cin): Cin.
    Cümle: وَالْجَانَّ خَلَقْنَاهُ (Cinleri yarattık.)
  • بَشَر (Beşerun / Beşer, İnsan): İnsan.
    Cümle: خَالِقٌ بَشَرًا (Bir insan yaratacağım.)
  • رُوح (Rûhun / Ruh): Can.
    Cümle: نَفَخْتُ فِيهِ مِنْ رُوحِي (İçine ruhumdan üfledim.)
  • مَلَك (Melakun / Melek): Melek.
    Cümle: فَسَجَدَ الْمَلَائِكَةُ (Melekler secde etti.)
  • إِبْلِيس (İblîsu / İblis): Şeytanın özel adı.
    Cümle: إِلَّا إِبْلِيسَ (İblis hariç.)
  • سُلْطَان (Sultânun / Hakimiyet): Yetki, güç.
    Cümle: لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ (Onlar üzerinde senin bir hakimiyetin yoktur.)
  • جَهَنَّم (Cehennemu / Cehennem): Cehennem ateşi.
    Cümle: وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ (Şüphesiz cehennem onların vaat edilen yeridir.)
  • بَاب (Bâbun / Kapı): Kapı.
    Cümle: لَهَا سَبْعَةُ أَبْوَابٍ (Onun yedi kapısı vardır.)
  • جَنَّة (Cennetun / Cennet): Cennet bağı.
    Cümle: فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ (Cennetler ve pınarlar içindedirler.)

2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)

  • يَتَمَتَّعُوا (Yetemetteû / Yararlanıyorlar): Faydalanmak.
    Cümle: ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا وَيَتَمَتَّعُوا (Bırak onları yesinler, yararlansınlar.)
  • أَهْلَكَ (Ehleka / Helak etti): Yok etmek.
    Cümle: وَمَا أَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ (Hiçbir memleketi helak etmedik.)
  • تَسْبِقُ (Tesbiqu / Geçiyor, öne geçiyor): Geçmek.
    Cümle: مَا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا (Hiçbir ümmet ecelini geçemez.)
  • نُزِّلَ (Nuzzile / İndirildi): İndirilmek.
    Cümle: نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ (Kendisine zikir indirilen...)
  • تَأْتِينَا (Te'tînâ / Bize getiriyorsun): Getirmek.
    Cümle: لَوْ مَا تَأْتِينَا بِالْمَلَائِكَةِ (Bize melekleri getirsene!)
  • نُنَزِّلُ (Nunezzilu / İndiriyoruz): İndirmek.
    Cümle: مَا نُنَزِّلُ الْمَلَائِكَةَ (Melekleri ancak hak ile indiririz.)
  • نَزَّلْنَا (Nezzelnâ / İndirdik): İndirmek.
    Cümle: إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ (Zikri biz indirdik.)
  • أَرْسَلْنَا (Erselnâ / Gönderdik): Göndermek.
    Cümle: وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ (Andolsun senden önce gönderdik.)
  • يَسْتَهْزِئُونَ (Yestehziûne / Alay ediyorlar): Alay etmek.
    Cümle: كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ (Onunla alay ediyorlardı.)
  • نَسْلُكُ (Nesluku / Sokuyoruz, yerleştiriyoruz): Sokmak.
    Cümle: كَذَلِكَ نَسْلُكُهُ (Onu böyle sokarız.)
  • خَلَتْ (Halet / Geçti, sona erdi): Geçip gitmek.
    Cümle: وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ الْأَوَّلِينَ (Evvelkilerin sünneti gelip geçmiştir.)
  • فَتَحْنَا (Fetehnâ / Açtık): Açmak.
    Cümle: وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَابًا (Onlara bir kapı açsak da...)
  • ظَلُّوا (Zallû / Devam ettiler, kaldılar): Kalmak.
    Cümle: فَظَلُّوا فِيهِ يَعْرُجُونَ (Orada yükselmeye koyulurlar.)
  • يَعْرُجُونَ (Ya'rucûne / Yükseliyorlar): Göğe çıkmak.
    Cümle: يَعْرُجُونَ فِي السَّمَاءِ (Gökte yükseliyorlar.)
  • زَيَّنَّا (Zeyyennâ / Süsledik): Süslemek.
    Cümle: وَزَيَّنَّاهَا لِلْنَّاظِرِينَ (Onu bakanlar için süsledik.)
  • حَفِظْنَا (Hafiznâ / Koruduk): Korumak.
    Cümle: وَحَفِظْنَاهَا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ (Onu koruduk.)
  • مَدَدْنَا (Medednâ / Döşedik, uzattık): Yaymak.
    Cümle: وَالْأَرْضَ مَدَدْنَاهَا (Yeryüzünü döşedik.)
  • أَلْقَيْنَا (Elqeynâ / Koyduk, attık): Koymak, atmak.
    Cümle: وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ (Oraya dağlar koyduk.)
  • أَنْبَتْنَا (Enbetnâ / Bitirdik): Yetiştirmek.
    Cümle: وَأَنْبَتْنَا فِيهَا مِنْ كُلِّ شَيْءٍ (Orada her şeyi bitirdik.)
  • نُحْيِي (Nuhyî / Diriltiyoruz): Hayat vermek.
    Cümle: وَإِنَّا لَنَحْنُ نُحْيِي (Şüphesiz biz diriltiriz.)
  • نُمِيتُ (Numîtu / Öldürüyoruz): Can almak.
    Cümle: وَنُمِيتُ وَنَحْنُ الْوَارِثُونَ (Öldürürüz ve biz varisleriz.)
  • خَلَقْنَا (Halaknâ / Yarattık): Yaratmak.
    Cümle: وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ (Andolsun insanı yarattık.)
  • نَفَخْتُ (Nefahtu / Üfledim): Üflemek.
    Cümle: وَنَفَخْتُ فِيهِ مِنْ رُوحِي (İçine ruhumdan üfledim.)
  • سَجَدَ (Secede / Secde etti): Secde etmek.
    Cümle: فَسَجَدَ الْمَلَائِكَةُ (Melekler secde etti.)
  • أَبَى (Ebâ / Kaçındı): Direnmek, kaçınmak.
    Cümle: إِلَّا إِبْلِيسَ أَبَى (İblis hariç, o kaçındı.)

3. Arapça Edat Örnekleri (15 Adet - Harf-i Cersiz)

  • مَا (Mâ / Olumsuzluk edatı): Değil, -mez.
    Cümle: وَمَا أَهْلَكْنَا مِنْ قَرْيَةٍ (Hiçbir memleketi helak etmedik.)
  • إِلَّا (İllâ / İstisna edatı): Başka, ancak.
    Cümle: إِلَّا وَلَهَا كِتَابٌ (Ancak bilinen yazısı olanlar müstesna.)
  • إِنْ (İn / Şart edatı): Eğer.
    Cümle: إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ (Eğer doğru söyleyenlerden isen.)
  • لَوْ (Lev / Şart/Temenni edatı): Keşke, eğer.
    Cümle: لَوْ كَانُوا مُسْلِمِينَ (Keşke müslüman olsalardı.)
  • سَوْفَ (Sevfe / İstikbal edatı): Yakında (gelecek zaman).
    Cümle: فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ (İleride / yakında bilecekler.)
  • قَدْ (Kad / Tahkik edatı): Kesinlikle, -di (-miş).
    Cümle: وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ (Sünnet gelip geçmiştir.)
  • لَمْ (Lem / Cehz edatı / Olumsuz mazi): -medi, -madı.
    Cümle: لَمْ أَكُنْ لِأَسْجُدَ (Secde edecek değilim.)
  • إِنَّ (İnne / Tehid edatı): Şüphesiz, muhakkak.
    Cümle: إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا (Şüphesiz biz indirdik.)
  • لَـ (Lam-ı Tekit) (Lâmu't-tevkîd / Kuvvetlendirme harfi): Elbette.
    Cümle: وَإِنَّهُ لَحَافِظُونَ (Elbette koruyucudur.)
  • رُبَمَا (Rubemâ / Çoğu kez, belki): Nice, bazen.
    Cümle: رُبَمَا يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُوا (Nice inkârcılar arzu edecektir.)
  • لَوْمَا (Levmâ / Azarlama edatı): Niçin, neden.
    Cümle: لَوْ مَا تَأْتِينَا بِالْمَلَائِكَةِ (Melekleri getirsene!)
  • لَا (Lâ / Nefy edatı): Asla, yok.
    Cümle: لَا يَمَسُّهُمْ فِيهَا نَصَبٌ (Orada onlara yorgunluk dokunmaz.)
  • بَلْ (Bel / İdrab edatı): Bilakis, aksine.
    Cümle: بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَسْحُورُونَ (Aksine biz büyülenmiş bir topluluğuz.)
  • أَمْ (Em / Atıf / Soru edatı): Yoksa.
    Cümle: أَمْ أَنْتُمُ الْغَالِبُونَ (Yoksa galip olanlar siz misiniz?)
  • أَ (Hemze-i İstifham / Soru edatı): Mı / Mi soru edatı.
    Cümle: أَلَّا تَكُونَ مَعَ السَّاجِدِينَ (Secde edenlerle olmana mani olan nedir?)

Kuranla-Arapca-15. Hicr Sûresi-49-99.ayetler

Konu Özeti: Hicr Sûresi'nin 49 ila 99. ayetleri arasında; Allah Teâlâ'nın kullarına karşı rahmetinin genişliği ve azabının elemli olduğu vurgulanmakta; Hz. İbrahim'e gelen melek konuklar, Hz. Lut ve kavminin helâki ile Ashab-ı Hicr (Semud kavmi) kıssaları ibret vesikası olarak anlatılmaktadır. Ayrıca Peygamber Efendimiz'e müşriklerin eziyet ve alaylarına karşı sabırlı olması, kendisine emredilen dini açıkça tebliğ etmesi ve ölüm (yakîn) gelene kadar Rabbine ibadete devam etmesi emredilmektedir.

Hicr Suresi 49-99. Ayetler (Okuma Parçası)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
49. نَبِّئْ عِبَادِي أَنِّي أَنَا الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
Meali: Kullarıma haber ver ki: Şüphesiz ben, çok bağışlayan ve çok merhamet edenim.
50. وَأَنَّ عَذَابِي هُوَ الْعَذَابُ الْأَلِيمُ
Meali: Ve şüphesiz azabım, elem verici azabın ta kendisidir.
51. وَنَبِّئْهُمْ عَنْ ضَيْفِ إِبْرَاهِيمَ
Meali: Onlara İbrahim'in misafirlerinden de haber ver.
52. إِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَامًا قَالَ إِنَّا مِنْكُمْ وَجِلُونَ
Meali: Hani onlar İbrahim'in yanına girmiş ve "Selam!" demişlerdi. O da, "Biz sizden gerçekten korkuyoruz" demişti.
53. قَالُوا لَا تَوْجَلْ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ عَلِيمٍ
Meali: "Korkma" demişlerdi, "Biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz."
54. قَالَ أَبَشَّرْتُمُونِي عَلَى أَنْ مَسَّنِيَ الْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ
Meali: İbrahim, "Bana yaşlılık gelip çatmışken beni mi müjdeliyorsunuz? Ne ile müjdeliyorsunuz?" dedi.
55. قَالُوا بَشَّرْنَاكَ بِالْحَقِّ فَلَا تَكُنْ مِنَ الْقَانِطِينَ
Meali: "Sana gerçeği müjdeledik; sakın ümitsizliğe düşenlerden olma" dediler.
56. قَالَ وَمَنْ يَقْنَطُ مِنْ رَحْمَةِ رَبِّهِ إِلَّا الضَّالُّونَ
Meali: İbrahim, "Sapıklardan başka kim Rabbimin rahmetinden ümit keser?" dedi.
57. قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ
Meali: İbrahim, "Ey elçiler, sizin asıl işiniz nedir?" dedi.
58. قَالُوا إِنَّا أُرْسِلْنَا إِلَى قَوْمٍ مُجْرِمِينَ
Meali: Onlar, "Şüphesiz biz günahkâr bir kavme gönderildik" dediler.
59. إِلَّا آلَ لُوطٍ إِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ أَجْمَعِينَ
Meali: "Lut'un ailesi müstesna; onların hepsini muhakkak kurtaracağız."
60. إِلَّا امْرَأَتَهُ قَدَرْنَا إِنَّهَا لَمِنَ الْغَابِرِينَ
Meali: "Yalnız karısı hariç; onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik."
61. فَلَمَّا جَاءَ آلَ لُوطٍ الْمُرْسَلُونَ
Meali: Elçiler Lut ailesine gelince,
62. قَالَ إِنَّكُمْ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ
Meali: Lut, "Şüphesiz siz tanınmayan (yabancı) kimselersiniz" dedi.
63. قَالُوا بَلْ جِئْنَاكَ بِمَا كَانُوا فِيهِ يَمْتَرُونَ
Meali: Onlar, "Bilakis, biz sana onların hakkında şüphe edip durdukları azapla geldik" dediler.
64. وَأَتَيْنَاكَ بِالْحَقِّ وَإِنَّا لَصَادِقُونَ
Meali: "Sana gerçeği getirdik; şüphesiz biz elbette doğru söyleyenleriz."
65. فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِنَ اللَّيْلِ وَاتَّبِعْ أَدْبَارَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ أَحَدٌ وَامْضُوا حَيْثُ تُؤْمَرُونَ
Meali: "Gecenin bir kesminde ailesini yola çıkar, sen de arkalarından git. Hiçbiriniz geri kalmasın ve arkanıza bakmayın; emrolunduğunuz yere doğru yürüyüp gidin."
66. وَقَضَيْنَا إِلَيْهِ ذَلِكَ الْأَمْرَ أَنَّ دَابِرَ هَؤُلَاءِ مَقْطُوعٌ مُصْبِحِينَ
Meali: Biz ona şu kesin hükmü bildirdik: "Sabaha çıkarlarken bunların ardı kesilmiş (kökü kurutulmuş) olacaktır."
67. وَجَاءَ أَهْلُ الْمَدِينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ
Meali: Şehir halkı sevinerek (kötü niyetle) geldiler.
68. قَالَ إِنَّ هَؤُلَاءِ ضَيْفِي فَلَا تَفْضَحُونِ
Meali: Lut, "Bunlar benim misafirimdir, sakın beni rezil etmeyin" dedi.
69. وَاتَّقُوا اللَّهَ وَلَا تُخْزُونِ
Meali: "Allah'tan korkun, beni utandırmayın."
70. قَالُوا أَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ الْعَالَمِينَ
Meali: Onlar, "Biz seni, ellerini alemlerden çekmen (kimseyi misafir etmemen) için uyarmamış mıydık?" dediler.
71. قَالَ هَؤُلَاءِ بَنَاتِي إِنْ كُنْتُمْ فَاعِلِينَ
Meali: Lut, "İşte kızlarım, eğer bir şey yapacaksanız (onlarla meşru şekilde evlenin)" dedi.
72. لَعَمْرُكَ إِنَّهُمْ لَفِي سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ
Meali: (Allah buyurdu ki:) Ömrüme yemin olsun ki onlar sarhoşlukları içinde gözü dönmüş bir halde bocalayıp duruyorlar.
73. فَأَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ مُشْرِقِينَ
Meali: Derken, güneşin doğuş sırasında o korkunç ses onları yakaladı.
74. فَجَعَلْنَا عَالِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ سِجِّيلٍ
Meali: Oranın altını üstüne getirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.
75. إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِلْمُتَوَسِّمِينَ
Meali: Şüphesiz bunda (işaretleri kavrayıp) dikkatli gözlemciler için dersler vardır.
76. وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلٍ مُقِيمٍ
Meali: O memleketin kalıntısı hâlen (işlek) bir yol üzerinde durmaktadır.
77. إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِلْمُؤْمِنِينَ
Meali: Şüphesiz bunda müminler için büyük bir ibret vardır.
78. وَإِنْ كَانَ أَصْحَابُ الْأَيْكَةِ لَظَالِمِينَ
Meali: Eyke halkı da gerçekten zâlim idiler.
79. فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْ وَإِنَّهُمَا لَبِإِمَامٍ مُبِينٍ
Meali: Bu yüzden onlardan intikam aldık. İkisi de (Lut kavmi ile Eyke halkı) hâlâ açık bir yol üzerindedir (ibret levhasıdır).
80. وَلَقَدْ كَذَّبَ أَصْحَابُ الْحِجْرِ الْمُرْسَلِينَ
Meali: Andolsun ki Hicr halkı da peygamberleri yalanlamıştı.
81. وَآتَيْنَاهُمْ آيَاتِنَا فَكَانُوا عَنْهَا مُعْرِضِينَ
Meali: Onlara mucizelerimizi verdik ama onlardan yüz çeviriyorlardı.
82. وَكَانُوا يَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا آمِنِينَ
Meali: Dağlardan evler yontup emniyet içinde yaşıyorlardı.
83. فَأَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ مُصْبِحِينَ
Meali: Derken sabaha karşı o korkunç ses onları yakalayıverdi.
84. فَمَا أَغْنَى عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
Meali: Kazandıkları şeyler onlara hiçbir fayda sağlamadı.
85. وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاوَاتِ وَلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا إِلَّا بِالحَقِّ وَإِنَّ السَّاعَةَ لَاتِيَةٌ فَاصْفَحِ الصَّفْحَ الْجَمِيلَ
Meali: Biz gökleri, yeri ve aralarındakileri ancak hak ile yarattık. Şüphesiz o saat (kıyamet) mutlaka gelecektir. Öyleyse güzelce hoşgörüyle muamele et.
86. إِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْخَلَّاقُ الْعَلِيمُ
Meali: Şüphesiz senin Rabbin, her şeyi en iyi yaratan ve bilendir.
87. وَلَقَدْ آتَيْنَاكَ سَبْعًا مِنَ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنَ الْعَظِيمَ
Meali: Andolsun ki sana tekrarlanan yedi ayeti (Fatiha'yı) ve yüce Kur'an'ı verdik.
88. لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَى مَا مَتَّعْنَا بِهِ أَزْوَاجًا مِنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ
Meali: Sakın onlardan bazı sınıflara verdiğimiz dünya malına göz dikme; onlara üzülme ve müminlere kanat ger (şefkat göster).
89. وَقُلْ إِنِّي أَنَا النَّذِيرُ الْمُبِينُ
Meali: Ve de ki: "Şüphesiz ben apaçık bir uyarıcıyım."
90. كَمَا أَنْزَلْنَا عَلَى الْمُقْتَسِمِينَ
Meali: Tıpkı o bölüştürenlere (kitabı parça parça edenlere) indirdiğimiz gibi...
91. الَّذِينَ جَعَلُوا الْقُرْآنَ عِضِينَ
Meali: Onlar Kur'an'ı parça parça (bölük pörçük) etmişlerdi.
92. فَوَرَبِّكَ لَنَسْأَلَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
Meali: Rabbine yemin olsun ki, yaptıklarından dolayı onların hepsini elbette sorguya çekeceğiz.
93. عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Meali: Yapıp ettiklerinden dolayı.
94. فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَأَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكِينَ
Meali: Öyleyse sana emrolunanı açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme.
95. إِنَّا كَفَيْنَاكَ الْمُسْتَهْزِئِينَ
Meali: Şüphesiz alay edenlere karşı biz sana yeteriz.
96. الَّذِينَ يَجْعَلُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
Meali: Onlar Allah ile beraber başka bir ilah edinenlerdir; yakında (gerçeği) bilecekler.
97. وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَ
Meali: Andolsun ki, onların söyledikleri şeyler yüzünden göğsünün daraldığını biliyoruz.
98. فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُنْ مِنَ السَّاجِدِينَ
Meali: Öyleyse Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol.
99. وَاعْبَدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ
Meali: Ve sana ölüm (yakîn) gelinceye kadar Rabbine ibadet et.

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)

  • عِبَاد (İbâd): Kullar, kullarım.
    Cümle: نَبِّئْ عِبَادِي أَنِّي أَنَا الْغَفُورُ (Kullarıma haber ver ki ben bağışlayanım.)
  • عَذَاب (Azâb): Azap, ceza, işkence.
    Cümle: وَأَنَّ عَذَابِي هُوَ الْعَذَابُ الْأَلِيمُ (Şüphesiz benim azabım can yakıcı azaptır.)
  • ضَيْف (Dayf): Misafir, konuk.
    Cümle: وَنَبِّئْهُمْ عَنْ ضَيْفِ إِبْرَاهِيمَ (Onlara İbrahim'in misafirlerinden haber ver.)
  • غُلَام (Gulâm): Oğlan, çocuk, erkek evlat.
    Cümle: نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ عَلِيمٍ (Sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz.)
  • كِبَر (Kiber): Yaşlılık, ihtiyarlaşma.
    Cümle: أَبَشَّرْتُمُونِي عَلَى أَنْ مَسَّنِيَ الْكِبَرُ (Bana yaşlılık dokunmuşken mi müjde veriyorsunuz?)
  • رَحْمَة (Rahmet): Merhamet, şefkat.
    Cümle: وَمَنْ يَقْنَطُ مِنْ رَحْمَةِ رَبِّهِ (Rabbimin rahmetinden kim ümit keser?)
  • قَوْم (Kavm): Topluluk, ulus, kavim.
    Cümle: أُرْسِلْنَا إِلَى قَوْمٍ مُجْرِمِينَ (Günahkâr bir kavme gönderildik.)
  • مَدِينَة (Medîne): Şehir, kent.
    Cümle: وَجَاءَ أَهْلُ الْمَدِينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ (Şehir halkı sevinerek geldi.)
  • بَنَات (Benât): Kızlar.
    Cümle: هَؤُلَاءِ بَنَاتِي إِنْ كُنْتُمْ فَاعِلِينَ (İşte kızlarım, eğer yapacaksanız.)
  • سَكْرَة (Sekra): Sarhoşluk, kendinden geçme.
    Cümle: إِنَّهُمْ لَفِي سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ (Onlar sarhoşlukları içinde bocalıyorlar.)
  • صَيْحَة (Sayha): Korkunç patlama, çığlık.
    Cümle: فَأَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ مُشْرِقِينَ (O çığlık onları kuşattı.)
  • حِجَارَة (Hicâra): Taşlar.
    Cümle: وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ سِجِّيلٍ (Üzerlerine pişkin taşlar yağdırdık.)
  • سَبِيل (Sebîl): Yol.
    Cümle: وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلٍ مُقِيمٍ (O yol üzerinde durmaktadır.)
  • أَيْكَة (Eyke): Sık ağaçlık, orman (Eyke halkı).
    Cümle: وَإِنْ كَانَ أَصْحَابُ الْأَيْكَةِ لَظَالِمِينَ (Eyke halkı da zâlim idiler.)
  • جَبَل (Cebel): Dağ.
    Cümle: يَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا (Dağlardan evler yontuyorlardı.)
  • سَمَاء (Semâ): Gök, sema.
    Cümle: وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ (Gökleri ve yeri yarattık.)
  • أَرْض (Erd): Yer, yeryüzü.
    Cümle: خَلَقْنَا السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ (Gökleri ve yeri yarattık.)
  • سَاعَة (Sâat): Kıyamet saati, zaman.
    Cümle: وَإِنَّ السَّاعَةَ لَاتِيَةٌ (Şüphesiz kıyamet saati gelecektir.)
  • قُرْآن (Kur'ân): Kur'an-ı Kerim.
    Cümle: وَالْقُرْآنَ الْعَظِيمَ (Yüce Kur'an'ı verdik.)
  • عَيْن (Ayn): Göz.
    Cümle: لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ (Gözlerini dikme.)
  • نَذِير (Nezîr): Uyarıcı, nezir.
    Cümle: إِنِّي أَنَا النَّذِيرُ الْمُبِينُ (Ben apaçık bir uyarıcıyım.)
  • مُشْرِك (Müşrik): Allah'a ortak koşan.
    Cümle: وَأَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكِينَ (Müşriklerden yüz çevir.)
  • صَدْر (Sadr): Göğüs, yürek.
    Cümle: أَنَّكَ يَضِيقُ صَدْرُكَ (Göğsünün daraldığını biliyoruz.)
  • حَمْد (Hamd): Övgü, şükür.
    Cümle: فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ (Rabbini hamd ile tesbih et.)
  • يَقِين (Yakîn): Kesin bilgi, ölüm.
    Cümle: حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ (Sana ölüm gelinceye kadar.)

2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)

  • نَبَّأَ (Nebbe'e): Haber verdi.
    Cümle: نَبِّئْ عِبَادِي (Kullarıma haber ver.)
  • دَخَلَ (Dahale): Girdi.
    Cümle: إِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ (Hani yanına girmişlerdi.)
  • قَالَ (Kâle): Dedi.
    Cümle: فَقَالُوا سَلَامًا (Selam verdiler.)
  • وَجِلَ (Vecile): Korktu.
    Cümle: إِنَّا مِنْكُمْ وَجِلُونَ (Biz sizden korkuyoruz.)
  • بَشَّرَ (Beşşere): Müjdeledi.
    Cümle: نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ (Seni müjdeliyoruz.)
  • مَسَّ (Messe): Dokundu, erişti.
    Cümle: مَسَّنِيَ الْكِبَرُ (Bana yaşlılık dokundu.)
  • قَنَطَ (Kanate): Ümit kesti.
    Cümle: وَمَنْ يَقْنَطُ مِنْ رَحْمَةِ رَبِّهِ (Kim ümit keser?)
  • أَرْسَلَ (Ersale): Gönderdi.
    Cümle: إِنَّا أُرْسِلْنَا (Biz gönderildik.)
  • نَجَّى (Necceya): Kurtardı.
    Cümle: لَمُنَجُّوهُمْ أَجْمَعِينَ (Onları kesinlikle kurtaracağız.)
  • قَدَرَ (Kadera): Takdir etti.
    Cümle: قَدَرْنَا إِنَّهَا لَمِنَ الْغَابِرِينَ (Onun geride kalmasını takdir ettik.)
  • جَاءَ (Câe): Geldi.
    Cümle: فَلَمَّا جَاءَ آلَ لُوطٍ (Lut ailesine gelince.)
  • اِمْتَرَى (İmterâ): Şüphe etti.
    Cümle: فِيهِ يَمْتَرُونَ (Onda şüphe ediyorlar.)
  • أَتَى (Etâ): Getirdi, geldi.
    Cümle: وَأَتَيْنَاكَ بِالْحَقِّ (Sana hak ile geldik.)
  • أَسْرَى (Esrâ): Gece yola çıkardı.
    Cümle: فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ (Aileni gece yola çıkar.)
  • اتَّبَعَ (İttelece / İttebece): Uydu, takip etti.
    Cümle: وَاتَّبِعْ أَدْبَارَهُمْ (Arkalarından git.)
  • اِلْتَفَتَ (İltefete): Arkasına baktı.
    Cümle: وَلَا يَلْتَفِتْ مِنْكُمْ أَحَدٌ (Hiçbiri arkasına bakmasın.)
  • مَضَى (Madâ): Gitti, yürüdü.
    Cümle: وَامْضُوا حَيْثُ تُؤْمَرُونَ (Emredildiğiniz yere gidin.)
  • قَضَى (Kada): Hükmetti, bildirdi.
    Cümle: وَقَضَيْنَا إِلَيْهِ ذَلِكَ الْأَمْرَ (Ona bu emri bildirdik.)
  • فَضَحَ (Fadaha): Rezil etti.
    Cümle: فَلَا تَفْضَحُونِ (Beni rezil etmeyin.)
  • اتَّقَى (İttakâ): Sakındı.
    Cümle: وَاتَّقُوا اللَّهَ (Allah'tan korkun.)
  • نَهَى (Nehâ): Men etti, yasakladı.
    Cümle: أَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ الْعَالَمِينَ (Seni men etmedik mi?)
  • عَمِهَ (Amihe): Bocaladı.
    Cümle: يَعْمَهُونَ (Onlar bocalıyorlar.)
  • جَعَلَ (Cale): Kıldı, yaptı.
    Cümle: فَجَعَلْنَا عَالِيَهَا سَافِلَهَا (Altını üstüne getirdik.)
  • أَمْطَرَ (Emtere): Yağdırdı.
    Cümle: وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةً (Üzerlerine taş yağdırdık.)
  • انْتَقَمَ (İntakame): İntikam aldı.
    Cümle: فَانْتَقَمْنَا مِنْهُمْ (Onlardan intikam aldık.)

3. Arapça Edat Örnekleri (15 Adet - Harfi Cerler Hariç)

  • إِنَّ (İnne - Tekit edatı): Şüphesiz, gerçekten.
    Cümle: إِنَّا مِنْكُمْ وَجِلُونَ (Şüphesiz biz sizden korkuyoruz.)
  • لَا (Lâ - Nehiy / olumsuzluk edatı): Sakın, -me / -ma.
    Cümle: لَا تَوْجَلْ (Korkma.)
  • أَمْ (Em - İstifham / bağlaç): Yoksa.
    Cümle: أَبَشَّرْتُمُونِي (Yoksa bana müjde mi veriyorsunuz?)
  • مَا (Mâ - Olumsuzluk / ismi mevsul): Ne, -mi / -ma.
    Cümle: فَمَا خَطْبُكُمْ (İşiniz nedir?)
  • بَل (Bel - İdrib / aksine edatı): Bilakis.
    Cümle: بَلْ جِئْنَاكَ (Bilakis sana geldik.)
  • وَ (Vâv - Atıf harfi / bağlaç): Ve.
    Cümle: السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ (Gökler ve yer.)
  • فَ (Fâ - Tertip / atıf edatı): O halde, -ip / -üp.
    Cümle: فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ (Öyleyse emrolunduğun şeyi açıkça söyle.)
  • أَنَّ (Enne - Nasb edatı): -ki, olduğu.
    Cümle: أَنَّ دَابِرَ هَؤُلَاءِ مَقْطُوعٌ (Bunların kökünün kesileceğini...)
  • لَـ (Lâm-ı tekit - Te'kit edatı): Elbette, muhakkak.
    Cümle: وَإِنَّا لَصَادِقُونَ (Şüphesiz biz elbette doğru söyleyenleriz.)
  • قَد (Kad - Tahkik edatı): -Dİ, -miş (kesinlik katar).
    Cümle: قَدَرْنَا (Takdir ettik.)
  • سَـ (Se - İstikbal edatı): Yakın gelecek (-ecek/-acak).
    Cümle: فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ (Yakında bilecekler.)
  • سَوْفَ (Sevfe - İstikbal edatı): İleride, yakında.
    Cümle: فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ (Yakında bilecekler.)
  • إِذْ (İz - Zarf / edat): Hani, ...dığı zaman.
    Cümle: إِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ (Hani yanına girmişlerdi.)
  • أَنْ (En - Masdar edatı): -mek, -mak.
    Cümle: عَلَى أَنْ مَسَّنِيَ (Bana dokunmasına rağmen...)
  • كَمَا (Kemâ - Teşbih edatı): Gibi.
    Cümle: كَمَا أَنْزَلْنَا (İndirdiğimiz gibi...)

Kuranla-Arapca-15. Hicr Sûresi

Konu Özeti

Hicr Suresi, Mekke döneminde nazil olmuştur ve adını Medine-Şam yolu üzerinde bulunan Hicr bölgesinde yaşayan ve peygamberlerini yalanlayarak helak edilen Semud kavminden almaktadır. Sure genel olarak vahyin ilahi koruma altında olduğunu, evrendeki kusursuz yaratılış delillerini, Hz. Âdem'in yaratılışı ve İblis'in isyanını, geçmiş kavimlerin ibretlik akıbetlerini ve Hz. Muhammed'e (SAV) teselli ile sabır tavsiyesini konu edinmektedir. İnanmayanların inkarcı tutumlarına karşılık Kur'an'ın hak olduğu ve Allah'ın hikmetiyle korunduğu vurgulanır.

20 Önemli Arapça Kelime ve Örnek Cümleler

1. كِتَابٌ (Kitâb) - Kitap, Yazılı Belge
Örnek Cümle: هَذَا كِتَابٌ عَظِيمٌ (Bu büyük bir kitaptır.)
2. رَسُولٌ (Resûl) - Elçi, Peygamber
Örnek Cümle: جَاءَ رَسُولٌ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ (Allah katından bir elçi geldi.)
3. أَرْضٌ (Ard) - Yeryüzü, Toprak
Örnek Cümle: خَلَقَ اللَّهُ الْأَرْضَ (Allah yeryüzünü yarattı.)
4. سَمَاءٌ (Semâ) - Gök, Gökyüzü
Örnek Cümle: السَّمَاءُ مَرْفُوعَةٌ (Gökyüzü yükseltilmiştir.)
5. عِلْمٌ (İlm) - Bilgi, İlim
Örnek Cümle: طَلَبُ الْعِلْمِ فَرِيضَةٌ (İlim istemek farzdır.)
6. قَلْبٌ (Kalb) - Kalp, Yürek
Örnek Cümle: فِي قَلْبِهِ نُورٌ (Kalbinde nur vardır.)
7. قَوْمٌ (Kavm) - Topluluk, Kavim
Örnek Cümle: كَذَبَ قَوْمُ نُوحٍ (Nuh'un kavmi yalanladı.)
8. هُدًى (Hüda) - Hidayet, Doğru Yol
Örnek Cümle: هَذَا هُدًى لِلنَّاسِ (Bu insanlar için bir hidayettir.)
9. ظُلْمَةٌ (Zulmet) - Karanlık
Örnek Cümle: خَرَجُوا مِنَ الظُّلُمَاتِ (Karanlıklardan çıktılar.)
10. نُورٌ (Nûr) - Işık, Aydınlık
Örnek Cümle: اللَّهُ نُورُ السَّمَاوَاتِ (Allah göklerin nurudur.)
11. حَقٌّ (Hakk) - Hak, Gerçek
Örnek Cümle: جَاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ (Hak geldi, batıl zayi olup gitti.)
12. بَاطِلٌ (Bâtıl) - Batıl, Asılsız
Örnek Cümle: إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقًا (Şüphesiz batıl yok olmaya mahkumdur.)
13. صَبْرٌ (Sabr) - Sabır, Direnç
Örnek Cümle: فَصَبْرٌ جَمِيلٌ (Artık güzel bir sabır gerekir.)
14. شُكْرٌ (Şükr) - Teşekkür, Şükür
Örnek Cümle: اشْكُرُوا لِي وَلَا تَكْفُرُونِ (Bana şükredin, nankörlük etmeyin.)
15. خَيْرٌ (Hayr) - Hayır, İyilik
Örnek Cümle: وَفَعَلُوا الْخَيْرَاتِ (Ve hayır işlediler.)
16. عَذَابٌ (Azâb) - Azap, İşkence
Örnek Cümle: إِنَّ عَذَابِي لَشَدِيدٌ (Şüphesiz benim azabım çok şiddetlidir.)
17. رَحْمَةٌ (Rahmet) - Merhamet, Acıma
Örnek Cümle: رَحْمَتُ قَرِيبٌ (Rahmet yakındır.)
18. خَالِقٌ (Hâlık) - Yaratıcı
Örnek Cümle: اللَّهُ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ (Allah her şeyin yaratıcısıdır.)
19. أَمْرٌ (Emr) - Emir, İş, Konu
Örnek Cümle: تَمَّ أَمْرُ اللَّهِ (Allah'ın emri gerçekleşti.)
20. يَوْمٌ (Yevm) - Gün
Örnek Cümle: هَذَا يَوْمُ الْفَصْلِ (Bu hüküm günüdür.)

Hicr Suresi Paragraf Anlama, Dilbilgisi ve Kelime Testi

Hicr Suresi Dilbilgisi ve Kelime Testi

S.Muhammed Kayaalp (el-Haşimi) Ks

الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي

Arapça Dersleri-İslami Sohbetler-Tevhid-Tefsir-Hadis-Fıkıh-Fetvalar-İrşadlar

Kuranla-Arapca-15. Hicr Sûresi Rating: 4.5 Diposkan Oleh: ☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي☝المحمدية☝

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.