☝📖İbrahimi ﷺ Muhammedi ﷺ Hanif İslam📖☝﷽𐰃𐰠𐰯☝📖المحمدية☝Muhammediyye📖☝𐰃𐰠𐰯༺الله أكبر ༻

Güncel Duyuru Eylül 2026

Nehvul Vazıh 2.Merhale Derslerimiz Çok Yakında Eylül itibariyle Başlayacak inşallah!Kur'anla Arapça Dilbilgisi derslerimiz ve 116 tane Arapça dilbilgisi konu testi sitemize eklendi..

☝المحمدية☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي 📖 ☝

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية-📖

Teoriye göre;İlluminati(hizbüşşeytan) yani uzaylı ve insan melezi ırklar,yarı vampir,yılan,ejderha vs melez soylardan oluşan topluluk,masonik, illuminatik firavun ve nemrud soylarının hipnoz,büyü,zihin kontrolü,algı yönetimi ile bireyler ve toplumları yönetmesi,hizbüşşeytan illumiatinin küresel illuminatik sistemi; siyaset,medya,sivil toplum,terör örgütleri,mafya,enerji,silah,ilaç,gıda tekeli alanlarda illuminati vardır!

Destek olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.

Kuranla-Arapca-16. Nahl Sûresi

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية علي الكتاب و السنة الصحيحة-📖
Üye olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.Kardeşlerimize Önemli :
اعوذ بالله من الشيطان الرجيم
 بسم الله الرحمان الرحيم
 الحمد لله رب العالمين و الصلاة و السلام علي امامنا محمد
 و آله و اهل بيته و صحبه و امته اجمعين
Euzü billahi mineşeydanirracimi ve min hizbihi..
Bismillahirrahmanirrahiym
Allahım cc Şeytandan ve onun hizbi tağutlardan
marid ve hannaslardan,cibt ve belamlardan sana sığınırız.Rahman ve rahiym olan Allahın cc adıyla.. 
Ahmedilik,kadıyanilik,bahailik,Vahhabilik,Şiilik,
illuminati,masonluk,yahudilik,nasırilik,nusayrilik,yezidilik,
sağcılık,solculuk,islamcılık,ateizm,deizm, budizm,hinduizm gibi  İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif İslama aykırı dini,felsefi ve ideolojik akımlardan imanımızı ve dinimizi koruyalım!     
İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif din islamdır!
İslam ise; peygamberler peygamberi cenabı Muhammed   dinidir!..
Nemrut,Firavun,İsis,ra ve el gibi tağutlar(illuminati) ve onların günümüzdeki soylarının ve taraftarlarının dini(inanış,felsefe,ideolojilerinin) değil!
𐰃𐰠𐰯Kur'an ve sahih sünnetin izinde Muhammediyiz𐰃𐰠𐰯
📖☝ المحمدية علي الكتاب و السنة☝📖 Arapça Dersleri☝İslami Sohbetler☝İslami İlimler☝Manevi Rehberlik☝  instagram: https://www.instagram.com/muhammediyye
  • Ders1
  • Ders2
  • Konu Testi
  • Sureler
  • Arapça Dersler
  • ☝📖المحمدية📖☝

Kuranla-Arapca-16. Nahl Sûresi 1-65. Ayetler (Okuma Parçası)

Konu Özeti: Nahl Suresi'nin ilk 65 ayetinde; Allah'ın emir ve kudretinin kesinliği, tevhid inancı, göklerin ve yerin hak ile yaratılması, insanın yaratılışındaki ilahi mucizeler, evcil hayvanlar (sığırlar, develer, atlar, katırlar, merkepler) ve bunlardan elde edilen faydalar, su, bitkiler, meyveler, gece, gündüz, güneş, ay, yıldızlar ve denizlerin insanların hizmetine sunulması gibi Allah'ın sonsuz nimetleri ve delilleri ele alınmaktadır. Ayrıca kâfirlerin inkarları, uyarılar ve peygamberlerin tebliğ sorumluluğu vurgulanmaktadır.
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1. أَتَى أَمْرُ اللَّهِ فَلَا تَسْتَعْجِلُوهُ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ
Meali: Allah’ın emri gelmiştir; artık onu acele istemeyin. O, onların koştukları ortaklardan uzaktır, yücedir.
2. يُنَزِّلُ الْمَلَائِكَةَ بِالرُّوحِ مِنْ أَمْرِهِ عَلَى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ أَنْ أَنْذِرُوا أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاتَّقُونِ
Meali: Melekleri, kullarından dilediğine iradesiyle gelen vahiy ile, "Benden başka ilah yoktur, o halde benden sakının" diye uyarmak üzere indirir.
3. خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ تَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ
Meali: Gökleri ve yeri hak ile yarattı. O, koştukları ortaklardan yücedir.
4. خَلَقَ الْإِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُبِينٌ
Meali: İnsanı bir damla sudan (nutfeden) yarattı; buna rağmen o, apaçık bir husumetçi (hasım) kesilir.
5. وَالْأَنْعَامَ خَلَقَهَا لَكُمْ فِيهَا دِفْءٌ وَمَنَافِعُ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ
Meali: Hayvanları da O yarattı; onlar sizin için ısınma vesilesi ve birçok faydalar vardır; ayrıca onlardan yersiniz.
6. وَلَكُمْ فِيهَا جَمَالٌ حِينَ تُرِيحُونَ وَحِينَ تَسْرَحُونَ
Meali: Onları akşamleyin getirirken ve sabahleyin salıverirken sizin için onlarda bir güzellik (zevk) vardır.
7. وَتَحْمِلُ أَثْقَالَكُمْ إِلَى بَلَدٍ لَمْ تَكُونُوا بَالِغِيهِ إِلَّا بِشِقِّ الْأَنْفُسِ إِنَّ رَبَّكُمْ لَرَءُوفٌ رَحِيمٌ
Meali: Onlar, ancak canlarınızın zahmetiyle varabileceğiniz beldelere yüklerinizi taşırlar. Şüphesiz Rabbiniz çok şefkatli, çok merhametlidir.
8. وَالْخَيْلَ وَالْبِغَالَ وَالْحَمِيرَ لِتَرْكَبُوهَا وَزِينَةً وَيَخْلُقُ مَا لَا تَعْلَمُونَ
Meali: Atları, katırları ve eşekleri de binesiniz ve süs olsun diye yarattı. Ve bilmediğiniz daha neler yaratacaktır.
9. وَعَلَى اللَّهِ قَصْدُ السَّبِيلِ وَمِنْهَا جَائِرٌ وَلَوْ شَاءَ لَهَدَاكُمْ أَجْمَعِينَ
Meali: Doğru yolu göstermek Allah’a aittir. Yolun eğrisi de vardır. Eğer dileseydi hepinizi elbette doğru yola iletirdi.
10. هُوَ الَّذِي أَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً لَكُمْ مِنْهُ شَرَابٌ وَمِنْهُ شَجَرٌ فِيهِ تُسِيمُونَ
Meali: Gökten sizin için su indiren O’dur; içecek su ondandır, hayvanları otlattığınız bitkiler de ondandır.
11. يُنْبِتُ لَكُمْ بِهِ الزَّرْعَ وَالزَّيْتُونَ وَالنَّخِيلَ وَالْأَعْنَابَ وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
Meali: O, onunla sizin için ekin, zeytin, hurma ağaçları, üzümler ve her türlü meyvelerden bitirir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için büyük bir ibret vardır.
12. وَسَخَّرَ لَكُمُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومُ مُسَخَّرَاتٍ بِأَمْرِهِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
Meali: Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da O'nun emriyle boyun eğdirilmiştir. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir toplum için deliller vardır.
13. وَمَا ذَرَأَ لَكُمْ فِي الْأَرْضِ مُخْتَلِفًا أَلْوَانُهُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ
Meali: Yeryüzünde sizin için rengârenk yarattığı şeylerde de öğüt alan bir toplum için büyük bir ibret vardır.
14. وَهُوَ الَّذِي سَخَّرَ الْبَحْرَ لِتَأْكُلُوا مِنْهُ لَحْمًا طَرِيًّا وَتَسْتَخْرِجُوا مِنْهُ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَا وَتَرَى الْفُلْكَ مَوَاخِرَ فِيهِ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Meali: Taze et yemeniz ve süs eşyası çıkarmanız için denizi hizmetinize veren O'dur. Gemilerin suyu yara yara gittiğini görürsün. (Bunlar) lütfunu aramanız ve şükretmeniz içindir.
15. وَأَلْقَى فِي الْأَرْضِ رَوَاسِيَ أَنْ تَمِيدَ بِكُمْ وَأَنْهَارًا وَسُبُلًا لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
Meali: Sizi sarsmasın diye yeryüzüne sarsılmaz dağlar, nehirler ve yollar koydu; ola ki doğru yolu bulursunuz.
16. وَعَلَامَاتٍ وَبِالنَّجْمِ هُمْ يَهْتَدُونَ
Meali: (Yeryüzünde) alametler yarattı. Onlar yıldızlarla da yönlerini bulurlar.
17. أَفَمَنْ يَخْلُقُ كَمَنْ لَا يَخْلُقُ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
Meali: Hiç yaratan, yaratmayan gibi olur mu? Hâlâ düşünüp ibret almaz mısınız?
18. وَإِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللَّهِ لَا تُحْصُوهَا إِنَّ اللَّهَ لَغَفُورٌ رَحِيمٌ
Meali: Allah’ın nimetini saymaya kalksanız sayamazsınız. Şüphesiz Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
19. وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ وَمَا تُعْلِنُونَ
Meali: Allah, gizlediklerinizi de açıkladıklarınızı da bilir.
20. وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ لَا يَخْلُقُونَ شَيْئًا وَهُمْ يُخْلَقُونَ
Meali: Allah’ı bırakıp da taptıkları şeyler hiçbir şey yaratamazlar; aksine onlar kendileri yaratılmaktadırlar.
21. أَمْوَاتٌ غَيْرُ أَحْيَاءٍ وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ
Meali: Onlar ölüdürler, diri değildirler. Ne zaman diriltileceklerini de bilmezler.
22. إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَالَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ قُلُوبُهُمْ مُنْكِرَةٌ وَهُمْ مُسْتَكْبِرُونَ
Meali: İlahınız tek bir ilahtır. Ahirete inanmayanların kalpleri inkarcıdır ve onlar kibirlenen kimselerdir.
23. لَا جَرَمَ أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْتَكْبِرِينَ
Meali: Şüphe yok ki Allah, onların gizlediklerini de açıkladıklarını da bilir. Muhakkak ki O, kibirlenenleri sevmez.
24. وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ مَاذَا أَنْزَلَ رَبُّكُمْ قَالُوا أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ
Meali: Onlara, "Rabbiniz ne indirdi?" denildiği zaman, "Öncekilerin masallarını" derler.
25. لِيَحْمِلُوا أَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَمِنْ أَوْزَارِ الَّذِينَ يُضِلُّونَهُمْ بِغَيْرِ عِلْمٍ أَلَا سَاءَ مَا يَزِرُونَ
Meali: Kıyamet gününde kendi günahlarını tam olarak yüklenmelerinden başka, bilmeden saptırdıkları kimselerin günahlarından bir kısmını da yüklenmeleri için (böyle derler). Dikkat edin, yüklendikleri şey ne kötüdür!
26. قَدْ مَكَرَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَأَتَى اللَّهُ بُنْيَانَهُمْ مِنَ الْقَوَاعِدِ فَخَرَّ عَلَيْهِمُ السَّقْفُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَأَتَاهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ
Meali: Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı; bunun üzerine Allah binalarını temellerinden söktü, üstlerindeki tavan tepelerine çöktü ve azap onlara fark etmedikleri yerden geldi.
27. ثُمَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ يُخْزِيهِمْ وَيَقُولُ أَيْنَ شُرَكَائِيَ الَّذِينَ كُنْتُمْ تُشَاقُّونَ فِيهِمْ قَالَ الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ إِنَّ الْخِزْيَ الْيَوْمَ وَالسُّوءَ عَلَى الْكَافِرِينَ
Meali: Sonra kıyamet günü Allah onları rezil edecek ve diyecektir ki: "Hakkında ayrılığa düştüğünüz ortaklarım nerede?" İlim verilenler ise: "Şüphesiz bugün rezillik ve kötülük kâfirler üzerinedir" derler.
28. الَّذِينَ تَتَوَفَّاهُمُ الْمَلَائِكَةُ ظَالِمِي أَنْفُسِهِمْ فَأَلْقَوُا السَّلَمَ مَا كُنَّا نَعْمَلُ مِنْ سُوءٍ بَلَى إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِمَا كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
Meali: Onlar ki, melekler kendilerine zulmederken canlarını alırlar; o zaman teslim olup, "Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk" derler. Hayır! Şüphesiz Allah yaptıklarınızı bilir.
29. فَادْخُلُوا أَبْوَابَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا فَلَبِئْسَ مَثْوَى الْمُتَكَبِّرِينَ
Meali: "Öyleyse içinde ebedi kalacağınız cehennemin kapılarından girin. Kibirlenenlerin yeri ne kötüdür!"
30. وَقِيلَ لِلَّذِينَ اتَّقَوْا مَاذَا أَنْزَلَ رَبُّكُمْ قَالُوا خَيْرًا لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا فِي هَذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةً وَلَدَارُ الْآخِرَةِ خَيْرٌ وَلَنِعْمَ دَارُ الْمُتَّقِينَ
Meali: Takvâ sahiplerine, "Rabbiniz ne indirdi?" denildiğinde, "İyilik indirdi" derler. Bu dünyada güzel işler yapanlara güzellik vardır. Ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Sakınanların yurdu ne güzeldir!
31. جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ لَهُمْ فِيهَا مَا يَشَاؤُونَ كَذَلِكَ يَجْزِي اللَّهُ الْمُتَّقِينَ
Meali: Orası, altından nehirler akan Adn cennetleridir; orada diledikleri her şey onlarındır. Allah takvâ sahiplerini işte böyle mükâfatlandırır.
32. الَّذِينَ تَتَوَفَّاهُمُ الْمَلَائِكَةُ طَيِّبِينَ يَقُولُونَ سَلَامٌ عَلَيْكُمُ ادْخُلُوا الْجَنَّةَ بِمَا كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
Meali: Melekler canlarını tertemiz olarak aldıklarında, "Selam size, yaptıklarınıza karşılık cennete girin" derler.
33. هَلْ يَنْظُرُونَ إِلَّا أَنْ تَأْتِيَهُمُ الْمَلَائِكَةُ أَوْ يَأْتِيَ أَمْرُ رَبِّكَ كَذَلِكَ فَعَلَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ وَمَا ظَلَمَهُمُ اللَّهُ وَلَكِنْ كَانُوا أَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
Meali: Onlar meleklerin gelmesini ya da Rabbinin emrinin gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Allah onlara zulmetmedi, lakin onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.
34. فَأَصَابَهُمْ سَيِّئَاتُ مَا عَمِلُوا وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ
Meali: Sonunda yaptıklarının kötü neticeleri başlarına geldi ve alay ettikleri şey onları kuşatıverdi.
35. وَقَالَ الَّذِينَ أَشْرَكُوا لَوْ شَاءَ اللَّهُ مَا عَبَدْنَا مِنْ دُونِهِ مِنْ شَيْءٍ نَحْنُ وَلَا آبَاؤُنَا وَلَا حَرَّمْنَا مِنْ دُونِهِ مِنْ شَيْءٍ كَذَلِكَ فَعَلَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَهَلْ عَلَى الرُّسُلِ إِلَّا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ
Meali: Ortak koşanlar dediler ki: "Eğer Allah dileseydi, ne biz ne de atalarımız O'ndan başka hiçbir şeye tapmazdık..." Peygamberlere düşen, ancak apaçık bir tebliğdir.
36. وَلَقَدْ بَعَثْنَا فِي كُلِّ أُمَّةٍ رَسُولًا أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ وَاجْتَنِبُوا الطَّاغُوتَ فَمِنْهُمْ مَنْ هَدَى اللَّهُ وَمِنْهُمْ مَنْ حَقَّتْ عَلَيْهِ الضَّلَالَةُ فَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ
Meali: Andolsun ki biz her ümmete, "Allah’a ibadet edin, Tâğût’tan kaçının" diye peygamber gönderdik. Yeryüzünde gezip yalanlayanların sonunu görün.
37. إِنْ تَحْرِصْ عَلَى هُدَاهُمْ فَإِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي مَنْ يُضِلُّ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرِينَ
Meali: Onların hidayetine ne kadar düşkün olsan da bil ki Allah saptırdığını doğru yola iletmez; onların yardımcısı da yoktur.
38. وَأَقْسَمُوا بِاللَّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ لَا يَبْعَثُ اللَّهُ مَنْ يَمُوتُ بَلَى وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
Meali: "Allah öleni diriltmez" diye en kuvvetli yeminleriyle yemin ettiler. Hayır, bu O'nun üzerinde hak bir vaattir, lakin insanların çoğu bilmez.
39. لِيُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي يَخْتَلِفُونَ فِيهِ وَيَعْلَمَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنَّهُمْ كَانُوا كَاذِبِينَ
Meali: Hakkında ihtilaf ettikleri şeyi açıklasın ve kâfirler de yalancı olduklarını bilsinler diye (diriltecektir).
40. إِنَّمَا قَوْلُنَا لِشَيْءٍ إِذَا أَرَدْنَاهُ أَنْ نَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
Meali: Biz bir şeyin olmasını dilediğimizde sözümüz sadece ona "Ol" dememizdir; o hemen oluverir.
41. وَالَّذِينَ هَاجَرُوا فِي اللَّهِ مِنْ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا لَنُبَوِّئَنَّهُمْ فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً وَلَأَجْرُ الْآخِرَةِ أَكْبَرُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
Meali: Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenleri, dünyada mutlaka güzel bir yere yerleştireceğiz. Ahiret ecri daha büyüktür.
42. الَّذِينَ صَبَرُوا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
Meali: Onlar sabredenler ve yalnız Rablerine tevekkül edenlerdir.
43. وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ إِلَّا رِجَالًا نُوحِي إِلَيْهِمْ فَاسْأَلُوا أَهْلَ الذِّكْرِ إِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
Meali: Senden önce de kendilerine vahiy sunduğumuz erkeklerden başkasını peygamber göndermedik. Bilmiyorsanız ilim ehline sorun.
44. بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَأَنْزَلْنَا إِلَيْكَ الذِّكْرَ لِتُبَيِّنَ لِلنَّاسِ مَا نُزِّلَ إِلَيْهِمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَفَكَّرُونَ
Meali: Apaçık deliller ve kitaplarla gönderdik. İnsanlara indirileni açıklaman ve düşünmeleri için sana da Zikir'i (Kur'an'ı) indirdik.
45. أَفَأَمِنَ الَّذِينَ مَكَرُوا السِّيِّئَاتِ أَنْ يَخْسِفَ اللَّهُ بِهِمُ الْأَرْضَ أَوْ يَأْتِيَهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ
Meali: Kötü tuzaklar kuranlar, Allah’ın kendilerini yere geçirmesinden veya farkında olmadıkları yerden azabın gelmesinden güvende midirler?
46. أَوْ يَأْخُذَهُمْ فِي تَقَلُّبِهِمْ فَمَا هُمْ بِمُعْجِزِينَ
Meali: Yahut dönüp dolaşırken onları yakalamasından (güvende midirler)? Onlar (Allah’ı) âciz bırakacak değillerdir.
47. أَوْ يَأْخُذَهُمْ عَلَى تَخَوُّفٍ فَإِنَّ رَبَّكُمْ لَرَءُوفٌ رَحِيمٌ
Meali: Ya da onları korkuta korkuta yakalamasından? Şüphesiz Rabbiniz çok şefkatli, merhametlidir.
48. أَوَلَمْ يَرَوْا إِلَى مَا خَلَقَ اللَّهُ مِنْ شَيْءٍ يَتَفَيَّأُ ظِلَالُهُ عَنِ الْيَمِينِ وَالشَّمَائِلِ سُجَّدًا لِلَّهِ وَهُمْ دَاخِرُونَ
Meali: Allah’ın yarattığı şeylerin gölgeleri sağa ve sola dönerek boyun eğip Allah’a secde etmektedir, bunu görmediler mi?
49. وَلِلَّهِ يَسْجُدُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ مِنْ دَابَّةٍ وَالْمَلَائِكَةُ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ
Meali: Göklerde ve yeryüzünde bulunan canlılar ve melekler kibirlenmeden Allah’a secde ederler.
50. يَخَافُونَ رَبَّهُمْ مِنْ فَوْقِهِمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُونَ
Meali: Üstlerindeki Rablerinden korkarlar ve kendilerine ne emrolunursa onu yaparlar.
51. وَقَالَ اللَّهُ لَا تَتَّخِذُوا إِلَهَيْنِ اثْنَيْنِ إِنَّمَا هُوَ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَإِيَّايَ فَارْهَبُونِ
Meali: Allah buyurdu ki: "İki ilah edinmeyin; O ancak tek bir ilahtır. O halde yalnız benden korkun."
52. وَلَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَلَهُ الدِّينُ وَاصِبًا أَفَغَيْرَ اللَّهِ تَتَّقُونَ
Meali: Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. Din de sürekli olarak O’nundur. Hâlâ Allah’tan başkasından mı korkuyorsunuz?
53. وَمَا بِكُمْ مِنْ نِعْمَةٍ فَمِنَ اللَّهِ ثُمَّ إِذَا مَسَّكُمُ الضُّرُّ فَإِلَيْهِ تَجْأَرُونَ
Meali: Sizde bulunan her nimet Allah’tandır. Sonra size bir keder dokunduğunda hemen O’na yalvarırsınız.
54. ثُمَّ إِذَا كَشَفَ الضُّرَّ عَنْكُمْ إِذَا فَرِيقٌ مِنْكُمْ بِرَبِّهِمْ يُشْرِكُونَ
Meali: Sonra sizden o kederi kaldırdığı zaman, bir de bakarsınız ki içinizden bir grup Rablerine ortak koşmaktadır.
55. لِيَكْفُرُوا بِمَا آتَيْنَاهُمْ فَتَمَتَّعُوا فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ
Meali: (Bunu yaparlar ki) verdiklerimize nankörlük etsinler. Haydi sefa sürün, yakında bileceksiniz!
56. وَيَجْعَلُونَ لِمَا لَا يَعْلَمُونَ نَصِيبًا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ تَاللَّهِ لَتُسْأَلُنَّ عَمَّا كُنْتُمْ تَفْتَرُونَ
Meali: Kendilerinin bilmediği şeylere (putlara) rızıklarımızdan pay ayırıyorlar. Allah’a yemin olsun ki uydurduğunuzdan sorguya çekileceksiniz.
57. وَيَجْعَلُونَ لِلَّهِ الْبَنَاتِ سُبْحَانَهُ وَلَهُمْ مَا يَشْتَهُونَ
Meali: Allah’a kızlar yakıştırırlar -ki O bundan münezzehtir- kendilerine ise canlarının çektiğini (oğulları) ayırırlar.
58. وَإِذَا بُشِّرَ أَحَدُهُمْ بِالْأُنْثَى ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدًّا وَهُوَ كَظِيمٌ
Meali: Onlardan birine kız müjdelendiğinde, öfkeden yutkunarak yüzü simsiyah kesilir.
59. يَتَوَارَى مِنَ الْقَوْمِ مِنْ سُوءِ مَا بُشِّرَ بِهِ أَيُمْسِكُهُ عَلَى هُونٍ أَمْ يَدُسُّهُ فِي التُّرَابِ أَلَا سَاءَ مَا يَحْكُمُونَ
Meali: Müjdenin kötülüğünden halktan gizlenir; onu zilletle tutsun mu, toprağa mı gömsün? Bak ki nasıl kötü hüküm veriyorlar!
60. لِلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ مَثَلُ السَّوْءِ وَلِلَّهِ الْمَثَلُ الْأَعْلَى وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
Meali: Ahirete inanmayanlar için kötü nitelikler vardır. En yüce sıfatlar ise Allah’a aittir. O, azizdir, hakimdir.
61. وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللَّهُ النَّاسَ بِظُلْمِهِمْ مَا تَرَكَ عَلَيْهَا مِنْ دَابَّةٍ وَلَكِنْ يُؤَخِّرُهُمْ إِلَى أَجَلٍ مُسَمًّى فَإِذَا جَاءَ أَجَلُهُمْ لَا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ
Meali: Eğer Allah insanları zulümleri yüzünden cezalandırsaydı, yeryüzünde canlı bırakmazdı; lakin onları belirli süreye kadar erteler. Ecelleri gelince bir an geri kalmazlar, öne de geçemezler.
62. وَيَجْعَلُونَ لِلَّهِ مَا يَكْرَهُونَ وَتَصِفُ أَلْسِنَتُهُمُ الْكَذِبَ أَنَّ لَهُمُ الْحُسْنَى لَا جَرَمَ أَنَّ لَهُمُ النَّارَ وَأَنَّهُمْ مُفْرَطُونَ
Meali: Hoşlanmadıklarını Allah’a yakıştırırlar; dilleri de en güzel sonun kendilerinin yalanını söyler. Şüphe yok ki ateş onlar içindir.
63. تَاللَّهِ لَقَدْ أَرْسَلْنَا إِلَى أُمَمٍ مِنْ قَبْلِكَ فَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ أَعْمَالَهُمْ فَهُوَ وَلِيُّهُمُ الْيَوْمَ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Meali: Allah’a yemin olsun ki senden önceki ümmetlere de peygamberler gönderdik; fakat şeytan amellerini süslü gösterdi. Bugün velileri odur; onlara elem verici azap vardır.
64. وَمَا أَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ إِلَّا لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي اخْتَلَفُوا فِيهِ وَهُدًى وَرَحْمَةً لَقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
Meali: Sana bu Kitap’ı ancak, ihtilaf ettikleri şeyi açıklaman ve inanan topluma rahmet ve hidayet olması için indirdik.
65. وَاللَّهُ أَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَحْيَا بِهِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً لِقَوْمٍ يَسْمَعُونَ
Meali: Allah gökten su indirdi de onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti. Şüphesiz bunda dinleyen bir toplum için ibret vardır.

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)

  • أَمْر (Emr):
    Anlamı: Emir, iş, buyruk.
    Cümle: أَتَى أَمْرُ اللَّهِ (Allah’ın emri geldi.)
  • سَمَاء (Semâ):
    Anlamı: Gök, gökyüzü.
    Cümle: أَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً (Gökten su indirdi.)
  • أَرْض (Ard):
    Anlamı: Yeryüzü, yer.
    Cümle: خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ (Gökleri ve yeri yarattı.)
  • إِنْسَان (İnsân):
    Anlamı: İnsan.
    Cümle: خَلَقَ الْإِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ (İnsanı nutfeden yarattı.)
  • نُطْفَة (Nutfe):
    Anlamı: Bir damla su, meni.
    Cümle: خَلَقَ الْإِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ (İnsanı bir damla sudan yarattı.)
  • أَنْعَام (En'âm):
    Anlamı: Davarlar, çiftlik hayvanları.
    Cümle: وَالْأَنْعَامَ خَلَقَهَا لَكُمْ (Hayvanları da sizin için yarattı.)
  • جَمَال (Cemâl):
    Anlamı: Güzellik.
    Cümle: وَلَكُمْ فِيهَا جَمَالٌ (Onlarda sizin için bir güzellik vardır.)
  • شَمْس (Şems):
    Anlamı: Güneş.
    Cümle: وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ (Güneşi ve ayı hizmetinize verdi.)
  • قَمَر (Kamer):
    Anlamı: Ay.
    Cümle: وَالْقَمَرَ نُجُومٌ مُسَخَّرَاتٍ (Ve ay...)
  • نَجْم (Necm):
    Anlamı: Yıldız.
    Cümle: وَبِالنَّجْمِ هُمْ يَهْتَدُونَ (Yıldızlarla da yollarını bulurlar.)
  • بَحْر (Bahr):
    Anlamı: Deniz.
    Cümle: سَخَّرَ الْبَحْرَ (Denizi hizmetinize verdi.)
  • لَحْم (Lahm):
    Anlamı: Et.
    Cümle: لِتَأْكُلُوا مِنْهُ لَحْمًا طَرِيًّا (Ondan taze et yemeniz için...)
  • نَهْر (Nehr):
    Anlamı: Nehir, akarsu.
    Cümle: وَأَنْهَارًا وَسُبُلًا (Nehirler ve yollar...)
  • لَيْل (Leyl):
    Anlamı: Gece.
    Cümle: وَسَخَّرَ لَكُمُ اللَّيْلَ (Geceyi hizmetinize verdi.)
  • نَهَار (Nehâr):
    Anlamı: Gündüz.
    Cümle: وَاللَّيْلَ وَالنَّهَارَ (Geceyi ve gündüzü...)
  • شَجَر (Şecer):
    Anlamı: Ağaç, bitki.
    Cümle: وَمِنْهُ شَجَرٌ فِيهِ تُسِيمُونَ (Hayvanları otlattığınız bitkiler de ondandır.)
  • ثَمَرَة (Semere):
    Anlamı: Meyve.
    Cümle: وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ (Ve her türlü meyvelerden...)
  • زَرْع (Zer'):
    Anlamı: Ekin, tarım ürünü.
    Cümle: يُنْبِتُ لَكُمْ بِهِ الزَّرْعَ (Onunla size ekin bitirir.)
  • زَيْتُون (Zeytûn):
    Anlamı: Zeytin.
    Cümle: وَالزَّيْتُونَ وَالنَّخِيلَ (Zeytin ve hurma ağaçları...)
  • عِنَب ('İneb):
    Anlamı: Üzüm.
    Cümle: وَالْأَعْنَابَ (Ve üzümler...)
  • عَذَاب ('Azâb):
    Anlamı: Azap, ceza.
    Cümle: وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ (Onlar için elem verici bir azap vardır.)
  • قِيَامَة (Kiyâmet):
    Anlamı: Kıyamet günü.
    Cümle: يَوْمَ الْقِيَامَةِ يُخْزِيهِمْ (Kıyamet günü onları rezil edecektir.)
  • مَاء (Mâ'):
    Anlamı: Su.
    Cümle: أَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً (Gökten su indirdi.)
  • جَنَّة (Cenne):
    Anlamı: Cennet, bahçe.
    Cümle: جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا (Adn cennetlerine girerler.)
  • قَلْب (Kalb):
    Anlamı: Kalp, yürek.
    Cümle: قُلُوبُهُمْ مُنْكِرَةٌ (Kalpleri inkarcıdır.)

2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)

  • أَتَى (Etâ):
    Anlamı: Geldi, ulaştı.
    Cümle: أَتَى أَمْرُ اللَّهِ (Allah’ın emri geldi.)
  • يُنَزِّلُ (Yunezzilu):
    Anlamı: İndiriyor.
    Cümle: يُنَزِّلُ الْمَلَائِكَةَ (Melekleri indirir.)
  • خَلَقَ (Haleka):
    Anlamı: Yarattı.
    Cümle: خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ (Gökleri ve yeri yarattı.)
  • تَعَالَى (Teâlâ):
    Anlamı: Yücedir.
    Cümle: تَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ (Ortak koştuklarından yücedir.)
  • يُشْرِكُونَ (Yuşrikûne):
    Anlamı: Ortak koşuyorlar.
    Cümle: عَمَّا يُشْرِكُونَ (Ortak koştukları şeylerden...)
  • تَأْكُلُونَ (Te'külûne):
    Anlamı: Yiyorsunuz.
    Cümle: وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ (Onlardan yersiniz.)
  • تُرِيحُونَ (Turîhûne):
    Anlamı: Akşam ahıra getiriyorsunuz.
    Cümle: حِينَ تُرِيحُونَ (Getirirken...)
  • تَسْرَحُونَ (Tesrahûne):
    Anlamı: Sabah otlağa salıveriyorsunuz.
    Cümle: وَحِينَ تَسْرَحُونَ (Salıverirken...)
  • تَحْمِلُ (Tahmilü):
    Anlamı: Taşır.
    Cümle: وَتَحْمِلُ أَثْقَالَكُمْ (Yüklerinizi taşır.)
  • تَرْكَبُوهَا (Terkebûhâ):
    Anlamı: Onlara binersiniz.
    Cümle: لِتَرْكَبُوهَا (Binesiniz diye...)
  • يَخْلُقُ (Yahluku):
    Anlamı: Yaratıyor.
    Cümle: وَيَخْلُقُ مَا لَا تَعْلَمُونَ (Bilmediğiniz şeyleri de yaratır.)
  • تَعْلَمُونَ (Ta'lemûne):
    Anlamı: Biliyorsunuz.
    Cümle: مَا لَا تَعْلَمُونَ (Bilmediğiniz şeyler...)
  • أَنْزَلَ (Enzele):
    Anlamı: İndirdi.
    Cümle: أَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً (Gökten su indirdi.)
  • يُنْبِتُ (Yunbitu):
    Anlamı: Bitiriyor.
    Cümle: يُنْبِتُ لَكُمْ بِهِ الزَّرْعَ (Onunla size ekin bitirir.)
  • يَتَفَكَّرُونَ (Yetefekkerûne):
    Anlamı: Düşünüyorlar.
    Cümle: لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ (Düşünen bir topluluk için...)
  • سَخَّرَ (Sehhara):
    Anlamı: Boyun eğdirdi, hizmete sundu.
    Cümle: وَسَخَّرَ لَكُمُ اللَّيْلَ (Geceyi hizmetinize verdi.)
  • يَعْقِلُونَ (Ya'kılûne):
    Anlamı: Aklını kullanıyorlar.
    Cümle: لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ (Aklını kullanan bir toplum için...)
  • يَذَّكَّرُونَ (Tezekkerûne):
    Anlamı: Öğüt alıyorlar.
    Cümle: لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ (Öğüt alan bir toplum için...)
  • تَسْتَخْرِجُوا (Testahricû):
    Anlamı: Çıkarıyorsunuz.
    Cümle: وَتَسْتَخْرِجُوا مِنْهُ حِلْيَةً (Ondan süs eşyası çıkarasınız diye...)
  • تَشْكُرُونَ (Teşkurûne):
    Anlamı: Şükrediyorsunuz.
    Cümle: وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ (Ola ki şükredersiniz.)
  • تَمِيدَ (Temîde):
    Anlamı: Sarsılsın.
    Cümle: أَنْ تَمِيدَ بِكُمْ (Sizi sarsmasın diye...)
  • تَهْتَدُونَ (Tehtedûne):
    Anlamı: Doğru yolu buluyorsunuz.
    Cümle: لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ (Doğru yolu bulasınız diye...)
  • يَعْلَمُ (Ya'lemu):
    Anlamı: Biliyor.
    Cümle: وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تُسِرُّونَ (Allah gizlediklerinizi bilir.)
  • تُسِرُّونَ (Tusirrûne):
    Anlamı: Gizliyorsunuz.
    Cümle: مَا تُسِرُّونَ (Gizlediğiniz şeyleri...)
  • تُعْلِنُونَ (Tu'linûne):
    Anlamı: Açıklıyorsunuz.
    Cümle: وَمَا تُعْلِنُونَ (Açıkladığınız şeyleri...)

3. Arapça Edat Örnekleri (15 Adet - Harf-i Cerler Hariç)

  • لَا (Lâ):
    Anlamı: Olumsuzluk edatı (Değil, yok).
    Cümle: لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ (Ondan başka ilah yoktur.)
  • إِلَّا (İllâ):
    Anlamı: İstisna edatı (Ancak, -den başka).
    Cümle: لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا (Benden başka ilah yoktur.)
  • مَا (Mâ):
    Anlamı: Olumsuzluk veya ilgi zamiri/edatı (Ne, şey).
    Cümle: وَمَا خَلَقَ الذَّكَرَ وَالْأُنْثَى (Yarattığı şeye yemin olsun ki...)
  • إِذَا (İzâ):
    Anlamı: Şart / zaman zarfı (Olduğu zaman, -ince).
    Cümle: فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُبِينٌ (O zaman o apaçık bir hasım kesilir.)
  • قَدْ (Kad):
    Anlamı: Tahkik edatı (Kesinlikle, -di / -miş).
    Cümle: قَدْ مَكَرَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ (Şüphesiz onlardan öncekiler de tuzak kurmuştu.)
  • سَوْفَ (Sevfe):
    Anlamı: Gelecek zaman edatı (Yakında).
    Cümle: فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ (Yakında bileceksiniz!)
  • إِنَّ (İnne):
    Anlamı: Tekit edatı (Şüphesiz, muhakkak).
    Cümle: إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ (Şüphesiz Allah bilendir.)
  • أَنَّ (Enne):
    Anlamı: Harf-i müşebbehe bi-l-fiil (Ki...).
    Cümle: وَأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْعَلِيُّ (Şüphesiz Allah en yücedir.)
  • لَوْ (Lev):
    Anlamı: Şart edatı (Keşke / Eğer... olsaydı).
    Cümle: وَلَوْ شَاءَ لَهَدَاكُمْ (Eğer dileseydi sizi hidayete erdirirdi.)
  • هَلْ (Hel):
    Anlamı: Soru edatı (Mi / Mı?).
    Cümle: هَلْ يَسْتَوِي الْأَعْمَى وَالْبَصِيرُ (Kör ile gören bir olur mu?)
  • أَمْ (Em):
    Anlamı: Atıf/soru edatı (Yoksa... mi?).
    Cümle: أَمْ يَدُسُّهُ فِي التُّرَابِ (Yoksa onu toprağa mı gömecek?)
  • بَلْ (Bel):
    Anlamı: İcrap edatı (Bilakis, aksine).
    Cümle: بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ (Bilakis onların çoğu bilmezler.)
  • ثُمَّ (Summe):
    Anlamı: Atıf harfi / bağlaç (Sonra).
    Cümle: ثُمَّ يُخْزِيهِمْ (Sonra onları rezil edecektir.)
  • فَـ (Fe):
    Anlamı: Atıf / takip harfi (Böylece, o halde).
    Cümle: فَاصْبِرْ صَبْرًا جَمِيلًا (Öyleyse güzelce sabret.)
  • وَ (Vâv):
    Anlamı: Atıf harfi (Ve).
    Cümle: خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ (Gökleri ve yeri yarattı.)

Nahl Suresi 66-128. Ayetler (Okuma Parçası)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
66. وَإِنَّ لَكُمْ فِي الْأَنْعَامِ لَعِبْرَةً ۖ نُسْقِيكُمْ مِمَّا فِي بُطُونِهِ مِنْ بَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ لَبَنًا خَالِصًا سَائِغًا لِلشَّارِبِينَ
Meali: Sizin için sağmal hayvanlarda da kesin olarak ibret vardır. Nitekim size hayvanın karnında, besin artıklarıyla kan arasında (oluşan), içenlere lezzet veren saf süt içiriyoruz.
67. وَمِنْ ثَمَرَاتِ النَّخِيلِ وَالْأَعْنَابِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ سَكَرًا وَرِزْقًا حَسَنًا ۗ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
Meali: Hurma ağaçlarının ve üzümlerin meyvelerinden de sarhoşluk veren içki ve güzel bir rızık edinirsiniz. Şüphesiz bunda akleden bir toplum için kesin bir ibret vardır.
68. وَأَوْحَى رَبُّكَ إِلَى النَّحْلِ أَنِ اتَّخِذِي مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَ
Meali: Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların kurdukları çardaklardan kendine evler edin.
69. ثُمَّ كُلِي مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ فَاسْلُكِي سُبُلَ رَبِّكِ ذُلُلًا ۚ يَخْرُجُ مِنْ بُطُونِهَا شَرَابٌ مُخْتَلِفٌ أَلْوَانُهُ فِيهِ شِفَاءُ لِلنَّاسِ ۗ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ
Meali: Sonra her türlü meyveden ye; da Rabbinin sana kolaylaştırdığı yayılım yollarına gir. Onların karınlarından renkleri çeşitli bir şarap (bal) çıkar ki, onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için kesin bir ibret vardır.
70. وَاللَّهُ خَلَقَكُمْ ثُمَّ يَتَوَفَّاكُمْ ۚ وَمِنْكُمْ مَنْ يُرَدُّ إِلَى أَرْذَلِ الْعُمُرِ لِكَيْ لَا يَعْلَمَ بَعْدَ عِلْمٍ شَيْئًا ۚ إِنَّ اللَّهَ عَلَيْمٌ قَدِيرٌ
Meali: Seni ve sizi Allah yarattı, sonra sizi vefat ettirecektir. Sizden kimi de, bildikten sonra bir şey bilmesin diye ömrün en rezil (en yaşlı ve düşkün) çağına döndürülür. Şüphesiz Allah Alîm'dir, Kadîr'dir.
71. وَاللَّهُ فَضَّلَ بَعْضَكُمْ عَلَى بَعْضٍ فِي الرِّزْقِ ۚ فَمَا الَّذِينَ فُضِّلُوا بِرَادِّ رِزْقِهِمْ عَلَى مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ فَهُمْ فِيهِ سَوَاءٌ ۚ أَفَبِنِعْمَةِ اللَّهِ يَجْحَدُونَ
Meali: Allah rızık hususunda kiminizi kiminizden üstün kıldı. Üstün kılınanlar, ellerinin altında bulunan kölelere ve hizmetçilere rızıklarını verecek de hepsi onda eşit olacak değillerdir. Şimdi Allah'ın nimetini inkâr mı ediyorlar?
72. وَاللَّهُ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ أَنْفُسِكُمْ أَزْوَاجًا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنْ أَزْوَاجِكُمْ بَنِينَ وَحَفَدَةً وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ ۚ أَفَبِالْبَاطِلِ يُؤْمِنُونَ وَبِنِعْمَتِ اللَّهِ هُمْ يَكْفُرُونَ
Meali: Allah size kendi nefislerinizden eşler var etti, eşlerinizden de sizin için oğullar ve torunlar yarattı ve sizi temiz rızıklarla rızıklandırdı. Şimdi batıla inanıp da Allah'ın nimetine nankörlük mü ediyorlar?
73. وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَهُمْ رِزْقًا مِنَ السَّمَاوَاتِ وَلَا الْأَرْضِ شَيْئًا وَلَا يَسْتَطِيعُونَ
Meali: Onlar, Allah'ı bırakıp göklerde ve yerde kendileri için hiçbir rızık vermeye gücü yetmeyen ve yetmeyecek olan şeylere tapıyorlar.
74. فَلَا تَضْرِبُوا لِلَّهِ الْأَمْثَالَ ۚ إِنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ وَأَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
Meali: Artık Allah'a benzerler (ortaklar) koşmayın. Şüphesiz Allah bilir, siz ise bilmezsiniz.
75. ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا عَبْدًا مَمْلُوكًا لَا يَقْدِرُ عَلَى شَيْءٍ وَمَنْ رَزَقْنَاهُ مِنَّا رِزْقًا حَسَنًا فَهُوَ يُنْفِقُ مِنْهُ سِرًّا وَجَهْرًا ۖ هَلْ يَسْتَوُونَ ۚ الْحَمْدُ لِلَّهِ ۚ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Meali: Allah (şu) misali verdi: Hiçbir şeye gücü yetmeyen, başkasının mülkü altında köle bir adam ile katımızdan kendisine güzel bir rızık verip de ondan gizli ve açık olarak infak eden kimse eşit olur mu? Hamd Allah'a mahsustur; fakat çokları bilmezler.
76. وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا رَجُلَيْنِ أَحَدُهُمَا أَبْكَمُ لَا يَقْدِرُ عَلَى شَيْءٍ وَهُوَ كَلٌّ عَلَى مَوْلَاهُ أَيْنَمَا يُوَجِّهْهُ لَا يَأْتِ بِخَيْرٍ ۙ هَلْ يَسْتَوُونَ هُوَ وَمَنْ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَهُوَ عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
Meali: Allah (şu) iki adamı da misal verdi: Biri dilsizdir, hiçbir şeye gücü yetmez, efendisine bir yüktür; nereye yönelse bir hayır getirmez. Hiç bu kimse, adaleti emreden ve dosdoğru yol üzerinde bulunan kimse ile eşit olur mu?
77. وَلِلَّهِ غَيْبُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۚ وَمَا أَمْرُ السَّاعَةِ إِلَّا كَلَمْحِ الْبَصَرِ أَوْ هُوَ أَقْرَبُ ۚ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Meali: Göklerin ve yerin gaybı Allah'a mahsustur. Kıyametin kopması ise ancak göz açıp kapama gibi veya daha yakındır. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.
78. وَاللَّهُ أَخْرَجَكُمْ مِنْ بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ لَا تَعْلَمُونَ شَيْئًا وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ ۙ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Meali: Allah, sizi annelerinizin karnından hiçbir şey bilmez durumda çıkardı; şükretesiniz diye size kulak, gözler ve kalpler verdi.
79. أَلَمْ يَرَوْا إِلَى الطَّيْرِ مُسَخَّرَاتٍ فِي جَوِّ السَّمَاءِ مَا يُمْسِكُهُنَّ إِلَّا اللَّهُ ۗ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
Meali: Göğün boşluğunda emre amade kılınan kuşlara bakmadılar mı? Onları ancak Allah tutmaktadır. Şüphesiz bunda inanan bir toplum için kesin ibretler vardır.
80. وَاللَّهُ جَعَلَ لَكُمْ مِنْ بُيُوتِكُمْ سَكَنًا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنْ جُلُودِ الْأَنْعَامِ بُيُوتًا تَسْتَخِفُّونَهَا يَوْمَ ظَعْنِكُمْ وَيَوْمَ إِقَامَتِكُمْ ۙ وَمِنْ أَصْفَارِهَا وَأَوْبَارِهَا وَأَشْعَارِهَا أَثَاثًا وَمَتَاعًا إِلَى حِينٍ
Meali: Allah evlerinizi sizin için bir huzur ve sığınak kıldı. Hayvanların derilerinden de, ister göç gününüzde, ister ikamet gününüzde hafif bulacağınız evler; yünlerinden, kıl ve tüylerinden bir süreye kadar kullanılacak eşyalar ve geçimlikler var etti.
81. وَاللَّهُ جَعَلَ لَكُمْ مِمَّا خَلَقَ ظِلَالًا وَجَعَلَ لَكُمْ مِنَ الْجِبَالِ أَكْنَانًا وَجَعَلَ لَكُمْ سَرَابِيلَ تَقِيكُمُ الْحَرَّ وَسَرَابِيلَ تَقِيكُمُ بَأْسَكُمْ ۚ كَذَلِكَ يُتِمُّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْلِمُونَ
Meali: Allah yarattığı şeylerden sizin için gölgeler yaptı, dağlardan sizin için barınaklar kıldı, sizi sıcaktan koruyan elbiseler ve savaşta sizi koruyan zırhlar var etti. İşte böylece üzerinizdeki nimetini tamamlıyor ki Müslüman olasınız.
82. فَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ الْمُبِينُ
Meali: Eğer yüz çevirirlerse, sana düşen ancak apaçık bir tebliğdir.
83. يَعْرِفُونَ نِعْمَتَ اللَّهِ ثُمَّ يُنكِرُونَهَا وَأَكْثَرُهُمُ الْكَافِرُونَ
Meali: Onlar Allah'ın nimetini bilirler, sonra onu inkâr ederler. Onların çoğunluğu kâfirlerdir.
84. وَيَوْمَ نَبْعَثُ مِنْ كُلِّ أُمَّةٍ شَهِيدًا ثُمَّ لَا يُؤْذَنُ لِلَّذِينَ كَفَرُوا وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ
Meali: Her ümmetten bir şahit göndereceğimiz günde, inkâr edenlere ne özür dilemelerine izin verilir, ne de onların mazeretleri kabul edilir.
85. وَإِذَا رَأَى الَّذِينَ ظَلَمُوا الْعَذَابَ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمْ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ
Meali: Zulmedenler azabı gördükleri zaman, artık onlardan azap hafifletilmez ve onlara mühlet verilmez.
86. وَإِذَا رَأَى الَّذِينَ أَشْرَكُوا شُرَكَاءَهُمْ قَالُوا رَبَّنَا هَؤُلَاءِ شُرَكَاؤُنَا الَّذِينَ كُنَّا نَدْعُو مِنْ دُونِكَ ۖ فَأَلْقَوْا إِلَيْهِمُ الْقَوْلَ إِنَّكُمْ لَكَاذِبُونَ
Meali: Ortak koşanlar ortaklarını gördükleri zaman, "Rabbimiz! Seni bırakıp da tapındığımız ortaklarımız işte bunlardır" derler. Onlar da sözü onlara atıp, "Şüphesiz siz kesinlikle yalancısınız" derler.
87. وَأَلْقَوْا إِلَى اللَّهِ يَوْمَئِذٍ السَّلَمَ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ
Meali: O gün Allah'a teslim olurlar ve uydura geldikleri şeylerden de mahrum kalıp kaybolurlar.
88. الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ زِدْنَاهُمْ عَذَابًا فَوْقَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُوا يُفْسِدُونَ
Meali: İnkâr edip Allah yolundan alıkoyanlara, fesat çıkardıklarından dolayı azap üstüne azap artırdık.
89. وَيَوْمَ نَبْعَثُ فِي كُلِّ أُمَّةٍ شَهِيدًا عَلَيْهِمْ مِنْ أَنْفُسِهِمْ وَجِئْنَا بِكَ شَهِيدًا عَلَى هَؤُلَاءِ ۚ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَانًا لِكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً وَبُشْرَى لِلْمُسْلِمِينَ
Meali: Her ümmetten kendi içlerinden üzerlerine bir şahit getireceğimiz gün, seni de onların üzerine şahit olarak getireceğiz. Sana bu Kitap'ı her şeyin açıklayıcısı, müslümanlara bir hidayet, rahmet ve müjde olarak indirdik.
90. إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْإِحْسَانِ وَإِيتَاءِ ذِي الْقُرْبَى وَيَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِ ۚ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
Meali: Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara bakmayı emreder; hayasızlığı, fenalığı ve azgınlığı yasaklar. Düşünüپ tutasınız diye size öğüt verir.
91. وَأَوْفُوا بِعَهْدِ اللَّهِ إِذَا عَاهَدْتُمْ وَلَا تَنْقُضُوا الْأَيْمَانَ بَعْدَ تَوْكِيدِهَا وَقَدْ جَعَلْتُمُ اللَّهَ عَلَيْكُمْ كَفِيلًا ۚ إِنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا تَفْعَلُونَ
Meali: Antlaşma yaptığınızda Allah'ın ahdini yerine getirin; pekiştirdikten sonra yeminleri bozmayın. Çünkü Allah'ı üzerinize kefil kılmışsınızdır. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı bilir.
92. وَلَا تَكُونُوا كَالَّتِي نَقَضَتْ غَزْلَهَا مِنْ بَعْدِ قُوَّةٍ أَنْكَاثًا تَتَّخِذُونَ أَيْمَانَكُمْ دَخَلًا بَيْنَكُمْ أَنْ تَكُونَ أُمَّةٌ هِيَ أَرْبَى مِنْ أُمَّةٍ ۚ إِنَّمَا يَبْلُوكُمُ اللَّهُ بِهِ ۚ وَلَيُبَيِّنَنَّ لَكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مَا كُنْتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ
Meali: İpliğini iyice eğirip bükükten sonra çözüp çözen kadın gibi olmayın. Yeminlerinizi aranızda bir fesat sebebi yapıyorsunuz... Allah sizi bununla sınamaktadır.
93. وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَجَعَلَكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَلَكِنْ يُضِلُّ مَنْ يَشَاءُ وَيَهْدِي مَنْ يَشَاءُ ۚ وَلَتُسْأَلُنَّ عَمَّا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
Meali: Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı; lakin dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirir. Yapmakta olduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.
94. وَلَا تَتَّخِذُوا أَيْمَانَكُمْ دَخَلًا بَيْنَكُمْ فَتَزِلَّ قَدَمٌ بَعْدَ ثُبُوتِهَا وَتَذُوقُوا السُّوءَ بِمَا صَدَدْتُمْ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَلَكُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Meali: Yeminlerinizi aranızda hile ve fesat aracı yapmayın; yoksa sağlam bastıktan sonra ayak kayar ve Allah yolundan alıkoyduğunuz için kötülüğü tadarsınız.
95. وَلَا تَشْتَرُوا بِعَهْدِ اللَّهِ ثَمَنًا قَلِيلًا ۚ إِنَّ مَا عِنْدَ اللَّهِ هُوَ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
Meali: Allah'ın ahdini az bir pahaya satmayın. Eğer bilirseniz, katımızda olan sizin için çok hayırlıdır.
96. مَا عِنْدَكُمْ يَنْفَدُ وَمَا عِنْدَ اللَّهِ بَاقٍ ۗ وَلَنَجْزِيَنَّ الَّذِينَ صَبَرُوا أَجْرَهُمْ بِأَحْسَنِ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Meali: Sizin yanınızdakiler tükenir, Allah'ın katındakiler ise kalıcıdır. Sabredenlere, yapmakta olduklarının en güzeliyle karşılıklarını elbette vereceğiz.
97. مَنْ عَمِلَ صَالِحًا مِنْ ذَكَرٍ أَوْ أُنْثَى وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَنُحْيِيَنَّهُ حَيَاةً طَيِّبَةً ۖ وَلَنَجْزِيَنَّهُمْ أَجْرَهُمْ بِأَحْسَنِ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Meali: Erkek veya kadın, mümin olarak kim bir salih amelde bulunursa, onu elbette güzel bir hayatla yaşatacağız ve yaptıklarının en güzeli ile ecirlerini vereceğiz.
98. فَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ فَاسْتَعِذْ بِاللَّهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
Meali: Kur'an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın.
99. إِنَّهُ لَيْسَ لَهُ سُلْطَانٌ عَلَى الَّذِينَ آمَنُوا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
Meali: Şüphesiz inananlar ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun hiçbir gücü yoktur.
100. إِنَّمَا سُلْطَانُهُ عَلَى الَّذِينَ يَتَوَلَّوْنَهُ وَالَّذِينَ هُمْ بِهِ مُشْرِكُونَ
Meali: Onun gücü ancak onu dost edinenler ve onu Allah'a ortak koşanlar üzerinedir.
101. وَإِذَا بَدَّلْنَا آيَةً مَكَانَ آيَةٍ ۙ وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يُنَزِّلُ قَالُوا إِنَّمَا أَنْتَ مُفْتَرٍ ۚ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Meali: Biz bir ayetin yerine başka bir ayet getirdiğimiz zaman -ki Allah ne indireceğini çok iyi bilir- onlar, "Sen ancak bir uydurucusun" derler.
102. قُلْ نَزَّلَهُ رُوحُ الْقُدُسِ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّ لِيُثَبِّتَ الَّذِينَ آمَنُوا وَهُدًى وَبُشْرَى لِلْمُسْلِمِينَ
Meali: De ki: "Onu, inananları sağlamlaştırmak, müslümanlara bir hidayet ve müjde olmak üzere Ruhu'l-Kudüs Rabbinden hak olarak indirmiştir."
103. وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّهُمْ يَقُولُونَ إِنَّمَا يُعَلِّمُهُ بَشَرٌ ۗ لِسَانُ الَّذِي يُلْحِدُونَ إِلَيْهِ أَعْجَمِيٌّ وَهَذَا لِسَانٌ عَرَبِيٌّ مُبِينٌ
Meali: Andolsun ki biz onların, "Ona ancak bir insan öğretmektedir" dediklerini biliyoruz. İşaret ettikleri kimsenin dili yabancıdır, bu ise apaçık Arapça bir dildir.
104. إِنَّ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ لَا يَهْدِيهِمُ اللَّهُ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Meali: Allah'ın ayetlerine inanmayanları Allah hidayete erdirmez; onlar için acıklı bir azap vardır.
105. إِنَّمَا يَفْتَرِي الْكَذِبَ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ ۖ وَأُولَئِكَ هُمُ الْكَاذِبُونَ
Meali: Yalanı ancak Allah'ın ayetlerine inanmayanlar uydurur. İşte asıl yalancılar onlardır.
106. مَنْ كَفَرَ بِاللَّهِ مِنْ بَعْدِ إِيمَانِهِ إِلَّا مَنْ أُكْرِهَ وَقَلْبُهُ مُطْمَئِنَّ بِالْإِيمَانِ وَلَكِنْ مَنْ شَرَحَ بِالْكُفْرِ صَدْرًا فَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ مِنَ اللَّهِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Meali: Kim inandıktan sonra Allah'ı inkâr ederse -kalbi imanla dolu olduğu halde zorlanan hariç- Allah'tan bir gazap üzerindedirler ve büyük azap vardır.
107. ذَلِكَ بِأَنَّهُمُ اسْتَحَبُّوا الْحَيَاةَ الدُّنْيَا عَلَى الْآخِرَةِ وَأَنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ
Meali: Bu, onların dünya hayatını ahirete tercih etmelerinden ve Allah'ın kâfirler topluluğunu hidayete erdirmemesindendir.
108. أُولَئِكَ الَّذِينَ طَبَعَ اللَّهُ عَلَى قُلُوبِهِمْ وَسَمْعِهِمْ وَأَبْصَارِهِمْ ۖ وَأُولَئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ
Meali: İşte onlar, Allah'ın kalpleri, kulakları ve gözleri üzerine mühür vurduğu kimselerdir. İşte onlar gafillerin ta kendileridir.
109. لَا جَرَمَ أَنَّهُمْ فِي الْآخِرَةِ هُمُ الْخَاسِرُونَ
Meali: Kuşkusuz onlar ahirette hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
110. ثُمَّ إِنَّ رَبَّكَ لِلَّذِينَ هَاجَرُوا مِنْ بَعْدِ مَا فُتِنُوا ثُمَّ جَاهَدُوا وَصَبَرُوا إِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَحِيمٌ
Meali: Sonra şüphesiz Rabbin, işkenceye uğratıldıktan sonra hicret eden, ardından cihad eden ve sabredenler için elbette çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.
111. يَوْمَ تَأْتِي كُلُّ نَفْسٍ تُجَادِلُ عَنْ نَفْسِهَا وَتُوَفَّى كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
Meali: Herkesin kendi nefsi için mücadele edeceği ve herkese yaptıklarının tam olarak ödeneceği, kimseye haksızlık edilmeyeceği günde (bu gerçekleşir).
112. وَضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا قَرْيَةً كَانَتْ آمِنَةً مُطْمَئِنَّةً يَأْتِيهَا رِزْقُهَا رَغَدًا مِنْ كُلِّ مَكَانٍ فَكَفَرَتْ بِأَنْعُمِ اللَّهِ فَأَذَاقَهَا اللَّهُ لِبَاسَ الْجُوعِ وَالْخَوْفِ بِمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ
Meali: Allah, güven ve huzur içinde olan bir şehri örnek verdi; nimetlerine nankörlük ettiler de Allah onlara yaptıklarından dolayı açlık ve korku elbisesini tattırdı.
113. وَلَقَدْ جَاءَهُمْ رَسُولٌ مِنْهُمْ فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمُ الْعَذَابُ وَهُمْ ظَالِمُونَ
Meali: Andolsun ki onlara kendilerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar; bunun üzerine onlar zalim durumdayken azap onları yakaladı.
114. فَكُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ حَلَالًا طَيِّبًا وَاشْكُرُوا نِعْمَتَ اللَّهِ إِنْ كُنْتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ
Meali: Artık Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden helal ve temiz olarak yiyin. Eğer sadece O'na kulluk ediyorsanız, Allah'ın nimetine şükredin.
115. إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنْزِيرِ وَمَا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ ۖ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
Meali: O, size ancak ölü eti, kan, domuz etini haram kıldı. Fakat kim zorda kalırsa, istismar etmemek ve aşmamak şartıyla günah yoktur; Allah Gafur ve Rahim'dir.
116. وَلَا تَقُولُوا لِمَا تَصِفُ أَلْسِنَتُكُمُ الْكَذِبَ هَذَا حَلَالٌ وَهَذَا حَرَامٌ لِتَفْتَرُوا عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ ۚ إِنَّ الَّذِينَ يَفْتَرُونَ عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ لَا يُفْلِحُونَ
Meali: Dillerinizin uydurduğu yalan dolayısıyla, "Bu helaldir, bu haramdır" demeyin; çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz.
117. مَتَاعٌ قَلِيلٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Meali: (Onlar için) az bir menfaat vardır; ve onlar için acıklı bir azap vardır.
118. وَعَلَى الَّذِينَ هَادُوا حَرَمْنَا مَا قَصَصْنَا عَلَيْكَ مِنْ قَبْلُ ۖ وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلَكِنْ كَانُوا أَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
Meali: Yahudilere de daha önce sana anlattığımız şeyleri haram kıldık. Biz onlara zulmetmedik, lakin onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.
119. ثُمَّ إِنَّ رَبَّكَ لِلَّذِينَ عَمِلُوا السُّوءَ بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ وَأَصْلَحُوا إِنَّ رَبَّكَ مِنْ بَعْدِهَا لَغَفُورٌ رَحِيمٌ
Meali: Sonra şüphesiz Rabbin, cahillikle kötülük işleyip ardından tövbe edenler ve kendilerini düzeltenler için elbette çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.
120. إِنَّ إِبْرَاهِيمَ كَانَ أُمَّةً قَانِتًا لِلَّهِ حَنِيفًا وَلَمْ يَكُ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
Meali: Şüphesiz İbrahim, Allah'a itaat eden, Hakk'a yönelen bir önder idi; müşriklerden de değildi.
121. شَاكِرًا لِأَنْعُمِهِ ۚ اجْتَبَاهُ وَهَدَاهُ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
Meali: Onun nimetlerine şükredici idi. O, İbrahim'i seçti ve onu dosdoğru bir yola iletti.
122. وَآتَيْنَاهُ فِي الدُّنْيَا حَسَنَةً ۖ وَإِنَّهُ فِي الْآخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحِينَ
Meali: Ona dünyada güzellik verdik; şüphesiz o ahirette de sâlihlerdendir.
123. ثُمَّ أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ أَنِ اتَّبِعْ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا ۖ وَلَمْ يَكُ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
Meali: Sonra sana, "Hanif olan İbrahim'in milletine uy; o müşriklerden değildi" diye vahyettik.
124. إِنَّمَا جُعِلَ السَّبْتُ عَلَى الَّذِينَ اخْتَلَفُوا فِيهِ ۚ وَإِنَّ رَبَّكَ لَيَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِيمَا كَانُوا فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
Meali: Cumartesi tatili ancak onda ihtilafa düşenlere farz kılındı. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düştükleri şeylerde kıyamet gününde hüküm verecektir.
125. ادْعُ إِلَى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَلْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ ۖ وَجَادِلْهُمْ بِالَّذِي هُوَ أَحْسَنُ ۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ
Meali: Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır; onlarla en güzel şekilde mücadelenizi yapın.
126. وَإِنْ عَاقَبْتُمْ فَعَاقِبُوا بِمِثْلِ مَا عُوقِبْتُمْ بِهِ ۖ وَلَئِنْ صَبَرْتُمْ لَهُوَ خَيْرٌ لِلصَّابِرِينَ
Meali: Eğer ceza vereceksiniz, size yapılan haksızlığın misliyle ceza verin. Eğer sabrederseniz, elbette o sabredenler için daha hayırlıdır.
127. وَاصْبِرْ وَمَا صَبْرُكَ إِلَّا بِاللَّهِ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلَا تَكُ فِي ضِيقٍ مِمَّا يَمْكُرُونَ
Meali: Sabret; senin sabrın ancak Allah'ın yardımı iledir. Onlardan dolayı üzülme ve kurdukları tuzaklardan dolayı sıkıntıya düşme.
128. إِنَّ اللَّهَ مَعَ الَّذِينَ اتَّقَوْا وَالَّذِينَ هُمْ مُحْسِنُونَ
Meali: Şüphesiz Allah, kendisine karşı gelmekten sakınanlar ve iyilik yapanlarla beraberdir.

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)

  • الْأَنْعَام (El-En'âm): Sağmal hayvanlar, davarlar.
    Cümle: وَإِنَّ لَكُمْ فِي الْأَنْعَامِ لَعِبْرَةً (Şüphesiz sağmal hayvanlarda sizin için ibret vardır.)
  • لَبَن (Laban): Süt.
    Cümle: لَبَنًا خَالِصًا سَائِغًا (Tertemiz ve içimi kolay bir süt.)
  • ثَمَرَة (Semarat / Semere): Meyve.
    Cümle: وَمِنْ ثَمَرَاتِ النَّخِيلِ (Hurma ağaçlarının meyvelerinden...)
  • نَحْل (Nahl): Bal arısı.
    Cümle: وَأَوْحَى رَبُّكَ إِلَى النَّحْلِ (Rabbin arıya vahyetti.)
  • جَبَل (Cebel): Dağ.
    Cümle: اتَّخِذِي مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا (Dağlardan evler edin.)
  • شَفَاء (Şifâ): Şifa, iyileşme.
    Cümle: فِيهِ شِفَاءُ لِلنَّاسِ (Onda insanlar için şifa vardır.)
  • عُمْر (Umr): Ömür, yaş.
    Cümle: يُرَدُّ إِلَى أَرْذَلِ الْعُمُرِ (Ömrün en düşkün çağına döndürülür.)
  • رِزْق (Rızk): Rızık, nasip.
    Cümle: وَرِزْقًا حَسَنًا (Güzel bir rızık.)
  • زَوْج (Zevc): Eş, çift.
    Cümle: جَعَلَ لَكُمْ مِنْ أَنْفُسِكُمْ أَزْوَاجًا (Nefislerinizden eşler var etti.)
  • سَمَاء (Semâ): Gök, gökyüzü.
    Cümle: مِنَ السَّمَاوَاتِ وَلَا الْأَرْضِ (Göklerden ve yerden...)
  • بَصَر (Basar): Göz, görme.
    Cümle: كَلْمَحِ الْبَصَرِ (Göz açıp kapayıncaya kadar...)
  • سَمْع (Sem'): İşitme, kulak.
    Cümle: جَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ (Size kulak verdi.)
  • فُؤَاد (Fuâd): Kalp, gönül.
    Cümle: وَالْأَفْئِدَةَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ (Şükredersiniz diye kalpler verdi.)
  • طَيْر (Tayr): Kuş.
    Cümle: أَلَمْ يَرَوْا إِلَى الطَّيْرِ (Kuşlara bakmadılar mı?)
  • ظِلّ (Zill): Gölge.
    Cümle: خَلَقَ ظِلَالًا (Gölgeler yarattı.)
  • عَدْل (Adl): Adalet.
    Cümle: يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْإِحْسَانِ (Adaleti ve iyiliği emreder.)
  • قُرْبَى (Kurbâ): Yakınlık, akrabalık.
    Cümle: وَإِيتَاءِ ذِي الْقُرْبَى (Akrabaya hakkını vermeyi...)
  • فَحْشَاء (Fahşâ): Hayasızlık.
    Cümle: يَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاءِ (Hayasızlığı yasaklar.)
  • عَهْد (Ahd): Söz, antlaşma.
    Cümle: وَأَوْفُوا بِعَهْدِ اللَّهِ (Allah'ın ahdini yerine getirin.)
  • قُرْآن (Kur'ân): Kur'an.
    Cümle: فَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ (Kur'an okuduğun zaman...)
  • رُوح (Rûh): Ruh.
    Cümle: نَزَّلَهُ رُوحُ الْقُدُسِ (Onu Ruhu'l-Kudüs indirdi.)
  • لِسَان (Lisân): Dil.
    Cümle: لِسَانٌ عَرَبِيٌّ مُبِينٌ (Apaçık Arapça bir dildir.)
  • غَضَب (Ğadab): Öfke, gazap.
    Cümle: فَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ مِنَ اللَّهِ (Onların üzerine Allah'tan gazap vardır.)
  • حِكْمَة (Hikmet): Hikmet.
    Cümle: ادْعُ إِلَى سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ (Rabbinin yoluna hikmetle çağır.)
  • صَبْر (Sabr): Sabır.
    Cümle: وَلَئِنْ صَبَرْتُمْ لَهُوَ خَيْرٌ (Eğer sabrederseniz hayırlıdır.)

2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)

  • نُسْقِي (Nuskî): Su/süt veriyoruz.
    Cümle: نُسْقِيكُمْ مِمَّا فِي بُطُونِهِ (Onların karnındakinden size içiriyoruz.)
  • يَعْقِلُونَ (Ya'kılûne): Aklediyorlar.
    Cümle: لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ (Akleden bir toplum için...)
  • أَوْحَى (Evhâ): Vahyetti.
    Cümle: وَأَوْحَى رَبُّكَ إِلَى النَّحْلِ (Rabbin arıya vahyetti.)
  • اتَّخِذِي (İttekihî): Edin (emir).
    Cümle: اتَّخِذِي مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا (Dağlardan evler edin.)
  • يَخْرُجُ (Yahrucu): Çıkıyor.
    Cümle: يَخْرُجُ مِنْ بُطُونِهَا شَرَابٌ (Karınlarından içecek çıkar.)
  • يَتَفَكَّرُونَ (Yetefekkerûne): Düşünüyorlar.
    Cümle: لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ (Düşünen bir toplum için...)
  • خَلَقَ (Halaqa): Yarattı.
    Cümle: وَاللَّهُ خَلَقَكُمْ (Allah sizi yarattı.)
  • فَضَّلَ (Faddala): Üstün kıldı.
    Cümle: وَاللَّهُ فَضَّلَ بَعْضَكُمْ (Allah kiminizi üstün kıldı.)
  • يَجْحَدُونَ (Yechadûne): İnkâr ediyorlar.
    Cümle: أَفَبِنِعْمَةِ اللَّهِ يَجْحَدُونَ (Nimeti inkâr mı ediyorlar?)
  • يَعْبُدُونَ (Ya'budûne): İbadet ediyorlar.
    Cümle: وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ (Allah'tan başkasına tapıyorlar.)
  • تَضْرِبُوا (Tadribû): Örnek vermeyin.
    Cümle: فَلَا تَضْرِبُوا لِلَّهِ الْأَمْثَالَ (Allah'a benzerler koşmayın.)
  • يَعْلَمُ (Ya'lemu): Bilir.
    Cümle: إِنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ وَأَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ (Allah bilir, siz bilmezsiniz.)
  • ضَرَبَ (Daraba): Örnek verdi.
    Cümle: ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا (Allah bir misal verdi.)
  • أَخْرَجَ (Ahraçe): Çıkardı.
    Cümle: وَاللَّهُ أَخْرَجَكُمْ (Allah sizi çıkardı.)
  • يَرَوْا (Yerav): Gördüler mi?
    Cümle: أَلَمْ يَرَوْا إِلَى الطَّيْرِ (Kuşlara bakmadılar mı?)
  • تَقِي (Takî): Koruyor.
    Cümle: سَرَابِيلَ تَقِيكُمُ الْحَرَّ (Sizi sıcaktan koruyan elbiseler.)
  • يَعْرِفُونَ (Ya'rifûne): Biliyorlar, tanıyorlar.
    Cümle: يَعْرِفُونَ نِعْمَتَ اللَّهِ (Nimeti bilirler.)
  • نَبْعَثُ (Neb'asu): Diriltiyoruz/gönderiyoruz.
    Cümle: وَيَوْمَ نَبْعَثُ مِنْ كُلِّ أُمَّةٍ (Her ümmetten göndereceğimiz gün.)
  • تَذَكَّرُونَ (Tezekkerûne): Öğüt alıyorsunuz.
    Cümle: لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ (Öğüt alasınız diye.)
  • أَوْفُوا (Evfû): Yerine getirin.
    Cümle: وَأَوْفُوا بِعَهْدِ اللَّهِ (Ahdi yerine getirin.)
  • شَاءَ (Şâe): Diledi.
    Cümle: وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ (Eğer Allah dileseydi...)
  • تَشْتَرُوا (Teşterû): Satın almayın.
    Cümle: وَلَا تَشْتَرُوا بِعَهْدِ اللَّهِ (Ahdi satmayın.)
  • قَرَأْتَ (Kara'te): Okudun.
    Cümle: فَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ (Kur'an okuduğun zaman...)
  • يَتَوَكَّلُونَ (Yetevekkelûne): Tevekkül ediyorlar.
    Cümle: وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ (Rablerine tevekkül ederler.)
  • صَبَرُوا (Sabarû): Sabrettiler.
    Cümle: ثُمَّ جَاهَدُوا وَصَبَرُوا (Cihad edip sabrettiler.)

3. Arapça Edat Örnekleri (15 Adet - Harfi Cerler Hariç)

  • إِنَّ (İnne - Te'kid edatı): Şüphesiz, muhakkak.
    Cümle: إِنَّ اللَّهَ مَعَ الَّذِينَ اتَّقَوْا (Şüphesiz Allah takva sahipleriyle beraberdir.)
  • لَا (Lâ - Nehy / Olumsuzluk edatı): Asla, -me/-ma.
    Cümle: لَا رَيْبَ فِيهِ (Onda şüphe yoktur.)
  • أَنْ (En - Mastar edatı): -mek / -mak.
    Cümle: أَنِ اتَّخِذِي مِنَ الْجِبَالِ (Dağlardan edinmeni...)
  • ثُمَّ (Summe - Atıf edatı): Sonra.
    Cümle: ثُمَّ كُلِي مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ (Sonra her meyveden ye.)
  • مَا (Mâ - Olumsuzluk / Mawsul edatı): Değil / -en şey.
    Cümle: وَمَا أَمْرُ السَّاعَةِ إِلَّا كَلَمْحٍ (Kıyametin emri ancak gibidir.)
  • بَلْ (Bel - İdrâb / aksine edatı): Bilakis, aksine.
    Cümle: بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ (Bilakis onların çoğunluğu bilmezler.)
  • هَلْ (Hel - İstifham / soru edatı): Mı / mi?
    Cümle: هَلْ يَسْتَوُونَ (Eşit olurlar mı?)
  • قَدْ (Qad - Tahkik edatı): Kesinlikle / -miş.
    Cümle: قَدْ جَعَلْتُمُ اللَّهَ عَلَيْكُمْ كَفِيلًا (Allah'ı kefil kıldınız.)
  • لَوْ (Lev - Şart edatı): Eğer... se.
    Cümle: وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَجَعَلَكُمْ (Eğer Allah dileseydi...)
  • إِذَا (İzâ - Zaman zarfı / şart edatı): Ne zaman ki, -dığı zaman.
    Cümle: فَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرْآنَ (Kur'an okuduğun zaman...)
  • أَوْ (Ev - Atıf edatı): Veya, yahut.
    Cümle: أَوْ هُوَ أَقْرَبُ (Veya daha yakındır.)
  • لَكِنْ (Lâkin - İstidrak edatı): Lakin, ancak.
    Cümle: وَلَكِنْ كَانُوا أَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ (Lakin onlar kendilerine zulmediyorlardı.)
  • كَيْ (Key - Sebep / maksat edatı): -sin diye.
    Cümle: لِكَيْ لَا يَعْلَمَ شَيْئًا (...bir şey bilmesin diye.)
  • أَمْ (Am - İstifham / denklik edatı): Yoksa...?
    Cümle: أَمْ هُمْ مُصَيْطِرُونَ (Yoksa onlar mı hâkimdirler?)
  • سَـ (Sa - İstikbal / gelecek zaman eki): Yakında / -ecek.
    Cümle: وَلَنَجْزِيَنَّ الَّذِينَ صَبَرُوا (Sabredenleri elbette ödüllendireceğiz.)

Kuranla-Arapca-16. Nahl Sûresi

Konu Özeti

Nahl Suresi, Mekke döneminde inmiş olup toplam 128 ayettir. Suresini adını, 68 ve 69. ayetlerinde geçen ve bal arısı anlamına gelen "Nahl" kelimesinden almaktadır. Sure genel olarak Allah'ın varlığını, birliğini, kainattaki eşsiz delillerini, n込め (nimetleri), insanlara lütfettiği sayısız rızıkları, ahiret hayatını ve ahlaki erdemleri konu alır. Özellikle arının bal üretme mucizesi üzerinden Divine (İlahi) kudretin ihtişamı gözler önüne serilir ve insanoğlunun şükretmesi gerektiği vurgulanır.

20 Önemli Arapça Kelime ve Örnek Cümleler

1. النَّحْلُ (en-Nahl): Bal arısı
Örnek: أَوْحَى رَبُّكَ إِلَى النَّحْلِ (Rabbin arıya vahyetti.)
2. الْعَسَلُ (el-Asel): Bal
Örnek: يَخْرُجُ مِنْ بُطُونِهَا شَرَابٌ مُخْتَلِفٌ أَلْوَانُهُ فِيهِ شِفَاءٌ لِلنَّاسِ (Karınlarından renkleri farklı bir içecek çıkar ki onda insanlar için şifa vardır.)
3. نِعْمَةٌ (Ni'metün): Nimet
Örnek: وَإِنْ تَعُدُّوا نِعْمَةَ اللَّهِ لَا تُحْصُوهَا (Allah’ın nimetini sayacak olursanız onu sayamazsınız.)
4. خَلَقَ (Halaka): Yarattı
Örnek: خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ (Gökleri ve yeri hak ile yarattı.)
5. السَّمَاءُ (Es-Semâu): Gök, gökyüzü
Örnek: وَأَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً (Gökten bir su indirdi.)
6. الْأَرْضُ (El-Ard): Yeryüzü, toprak
Örnek: وَجَعَلَ الْأَرْضَ رَسَامًا (Yeryüzünü yerleşeceğiniz bir yer kıldı.)
7. مَاءٌ (Mâün): Su
Örnek: فَأَحْيَا بِهِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا (Onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti.)
8. نَبَاتٌ (Nebâtun): Bitki, nebat
Örnek: يُنْبِتُ لَكُمْ بِهِ الزَّرْعَ (Onunla sizin için ekin bitirir.)
9. زَيْتُونٌ (Zeytûnun): Zeytin
Örnek: وَالزَّيْتُونَ وَالنَّخِيلَ (Zeytin ve hurmalıkları yetiştirir.)
10. أَنْعَامٌ (En'âmün): Büyük baş ve küçük baş hayvanlar, davarlar
Örnek: وَالْأَنْعَامَ خَلَقَهَا لَكُمْ (Hayvanları da sizin için yarattı.)
11. لَبَنٌ (Lebenün): Süt
Örnek: نُسْقِيكُمْ مِمَّا فِي بُطُونِهِ (Size karınlarındakinden süt içiriyoruz.)
12. فُلْكٌ (Fülkün): Gemi, gemiler
Örnek: وَتَرَى الْفُلْكَ مَوَاخِرَ فِيهِ (Gemilerin denizde suyu yararak gittiğini görürsün.)
13. بَحْرٌ (Bahrün): Deniz
Örnek: وَهُوَ الَّذِي سَخَّرَ الْبَحْرَ (Denizi emrinize veren O'dur.)
14. لَحْمٌ (Lahmün): Et
Örnek: لِتَأْكُلُوا مِنْهُ لَحْماً طَرِيّاً (Ondan taze et yemeniz için...)
15. حِلْيَةٌ (Hilyetün): Süs, ziynet eşyası
Örnek: وَتَسْتَخْرِجُونَ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَا (Ve giyeceğiniz bir süs eşyası çıkarırsınız.)
16. رَوَاسِي (Revâsin): Dağlar, sabit dağlar
Örnek: وَأَلْقَى فِي الْأَرْضِ رَوَاسِيَ (Yeryüzünde sabit dağlar bıraktı.)
17. سَبِيلٌ (Sebîlün): Yol
Örnek: وَعَلَى اللَّهِ قَصْدُ السَّبِيلِ (Doğru yolu açıklamak Allah'a aittir.)
18. ظُلُمَاتٌ (Zulumâtün): Karanlıklar
Örnek: يُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ (Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır.)
19. عِلْمٌ (İlmün): Bilgi, ilim
Örnek: مِنْ بَعْدِ عِلْمٍ شَيْئاً (Bilgiden sonra hiçbir şey bilmemek için...)
20. شُكْرٌ (Şükrün): Şükür, teşekkür
Örnek: وَاشْكُرُوا نِعْمَتَ اللَّهِ (Allah’ın nimetine şükrediniz.)

Nahl Suresi Paragraf Anlama, Dilbilgisi ve Kelime Testi (40 Soru)

Nahl Suresi Arapça Kelime ve Gramer Testi

S.Muhammed Kayaalp (el-Haşimi) Ks

الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي

Arapça Dersleri-İslami Sohbetler-Tevhid-Tefsir-Hadis-Fıkıh-Fetvalar-İrşadlar

Kuranla-Arapca-16. Nahl Sûresi Rating: 4.5 Diposkan Oleh: ☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي☝المحمدية☝

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.