- Ders1
- Ders2
- Konu Testi
- Sureler
- Arapça Dersler
- ☝📖المحمدية📖☝
Kuranla-Arapca-18. Kehf Sûresi-1-57. Ayetler
Kehf Sûresi 1-57. Ayetler (Arapça Metin ve Türkçe Meali)
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)
- الْكِتَابُ (El-Kitâb / Kitap): Yazılı metin, Kur'an.
Cümle: أَنْزَلَ عَلَى عَبْدِهِ الْكِتَابَ (Kulu üzerine Kitab'ı indirdi.) - عِوَج (İvec / Eğrilik): Çelişki, eğri durum.
Cümle: وَلَمْ يَجْعَلْ لَهُ عِوَجًا (Onda hiçbir eğrilik kılmadı.) - بَأْس (Ba's / Azap, güç): Şiddetli sıkıntı.
Cümle: لِيُنْذِرَ بَأْسًا شَدِيدًا (Şiddetli bir azabla uyarsın.) - أَجْر (Ecr / Mükafat): Karşılık, ücret.
Cümle: أَنَّ لَهُمْ أَجْرًا حَسَنًا (Onlar için güzel bir mükafat vardır.) - وَلَد (Veled / Çocuk): Evlat.
Cümle: اتَّخَذَ اللَّهُ وَلَدًا (Allah çocuk edindi.) - عِلْم (İlm / Bilgi): İlim.
Cümle: مَا لَهُمْ بِهِ مِنْ عِلْمٍ (Bu konuda hiçbir bilgileri yoktur.) - حَدِيث (Hadis / Söz): Haber, söylenilen söz.
Cümle: إِنْ لَمْ يُؤْمِنُوا بِهَذَا الْحَدِيثِ (Bu söze inanmazlarsa) - أَرْض (Erd / Yeryüzü): Toprak, yer.
Cümle: مَا عَلَى الْأَرْضِ (Yeryüzünde olanlar) - زِينَة (Zînet / Süs): Güzellik, süs.
Cümle: زِينَةً لَهَا (Onun için bir süs) - عَمَل (Amel / İş): Eylem, amel.
Cümle: أَحْسَنُ عَمَلًا (Amel bakımından en güzel) - كَهْف (Kehf / Mağara): Sığınılacak mağara.
Cümle: أَصْحَابَ الْكَهْفِ (Mağara ashabı) - رَقِيم (Rakîm / Kitabe): Levha / dağ.
Cümle: وَالرَّقِيمِ (Ve Rakim ashabı) - فِتْيَة (Fitye / Gençler): Delikanlılar.
Cümle: إِذْ أَوَى الْفِتْيَةُ (Gençler sığındığı zaman) - رَحْمَة (Rahmet / Merhamet): İnayet.
Cümle: رَحْمَةً مِنْ لَدُنْكَ (Katından bir rahmet) - رَشَد (Reşed / Doğruluk): Başarı, doğru yol.
Cümle: أَمْرِنَا رَشَدًا (İşimizde başarı) - سَنَة (Sene / Yıl): Yıl, sene.
Cümle: سِنِينَ عَدَدًا (Sayılı yıllar) - شَمْس (Şems / Güneş): Güneş yıldızı.
Cümle: وَتَرَى الشَّمْسَ (Güneşi görürsün) - كَلْب (Kelb / Köpek): Köpek.
Cümle: وَكَلْبُهُمْ بَاسِطٌ (Köpekleri uzatmıştır) - مَدِينَة (Medine / Şehir): Yerleşim yeri.
Cümle: إِلَى الْمَدِينَةِ (Şehre) - طَعَام (Taam / Yiyecek): Gıda, yemek.
Cümle: أَزْكَى طَعَامًا (En temiz yiyecek) - مَسْجِد (Mescid / Mescit): İbadethane.
Cümle: لَنَتَّخِذَنَّ عَلَيْهِمْ مَسْجِدًا (Mescit yapacağız) - حَيَاة (Hayat / Yaşam): Dünya yaşamı.
Cümle: الْحَيَاةِ الدُّنْيَا (Dünya hayatı) - نَار (Nâr / Ateş): Cehennem ateşi.
Cümle: نَارًا أَحَاطَ بِهِمْ (Onları kuşatan ateş) - جَنَّة (Cennet / Bahçe): Cennet, bağ.
Cümle: جَنَّاتُ عَدْنٍ (Adn cennetleri) - بَشَر (Beşer / İnsan): İnsan.
Cümle: إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ (Ben ancak bir beşerim)
2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)
- أَنْزَلَ (Enzele / İndirdi): Kökü: ن ز ل.
Cümle: أَنْزَلَ عَلَى عَبْدِهِ (Kuluna indirdi.) - جَعَلَ (Ceale / Kıldı, yaptı): Kökü: ج ع ل.
Cümle: وَلَمْ يَجْعَلْ لَهُ عِوَجًا (Eğrilik kılmadı.) - أَنْذَرَ (Enzere / Uyardı): Kökü: ن ذ ر.
Cümle: لِيُنْذِرَ بَأْسًا (Uyarsın diye.) - بَشَّرَ (Beşşere / Müjdeledi): Kökü: ب ش ر.
Cümle: وَيُبَشِّرَ الْمُؤْمِنِينَ (Müminleri müjdelesin.) - عَمِلَ (Amile / Amel işledi): Kökü: ع م ل.
Cümle: يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ (Salih ameller işlerler.) - قَالَ (Kâle / Dedi): Kökü: ق و ل.
Cümle: فَقَالُوا رَبَّنَا (Rabbimiz dediler.) - خَرَجَ (Harace / Çıktı): Kökü: خ ر ج.
Cümle: تَخْرُجُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ (Ağızlarından çıkar.) - آمَنَ (Âmene / İman etti): Kökü: أ م ن.
Cümle: آمَنُوا بِرَبِّهِمْ (Rablerine iman ettiler.) - بَلَا (Belâ / Sınadı): Kökü: ب ل و.
Cümle: لِنَبْلُوَهُمْ (Onları sınayalım diye.) - أَوَى (Evâ / Sığındı): Kökü: أ و ي.
Cümle: إِذْ أَوَى الْفِتْيَةُ (Gençler sığındı.) - هَيَّأَ (Heyye'e / Hazırladı): Kökü: ه ي ئ.
Cümle: وَهَيِّئْ لَنَا (Bize hazırla.) - بَعَثَ (Bease / Uyandırdı): Kökü: ب ع ث.
Cümle: ثُمَّ بَعَثْنَاهُمْ (Sonra onları uyandırdık.) - رَبَطَ (Rabata / Bağladı): Kökü: ر ب ط.
Cümle: وَرَبَطْنَا عَلَى قُلُوبِهِمْ (Kalplerine metanet verdik.) - عَبَدَ (Abede / İbadet etti): Kökü: ع ب د.
Cümle: وَمَا يَعْبُدُونَ (Taptıkları şeyler.) - طَلَعَ (Talae / Doğdu): Kökü: ط ل ع.
Cümle: إِذَا طَلَعَتْ (Doğduğu zaman.) - غَرَبَ (Ğarabe / Battı): Kökü: غ ر ب.
Cümle: وَإِذَا غَرَبَتْ (Battığı zaman.) - حَسِبَ (Hasibe / Sandı): Kökü: ح س ب.
Cümle: أَمْ حَسِبْتَ (Yoksa sandın mı?) - نَسِيَ (Nesiye / Unuttu): Kökü: ن س ي.
Cümle: إِذَا نَسِيتَ (Unuttuğun zaman) - صَبَرَ (Sabara / Sabretti): Kökü: ص ب ر.
Cümle: وَاصْبِرْ نَفْسَكَ (Nefsini sabırlı tut.) - ظَلَمَ (Zaleme / Zulmetti): Kökü: ظ ل م.
Cümle: وَهُوَ ظَالِمٌ (O zalim iken) - خَلَقَ (Halaqa / Yarattı): Kökü: خ ل ق.
Cümle: الَّذِي خَلَقَكَ (Seni yaratan) - أَنْفَقَ (Enfeka / Harcadı): Kökü: ن ف ق.
Cümle: عَلَى مَا أَنْفَقَ (Harcadığı şeyler üzerine) - نَادَى (Nâdâ / Çağırdı): Kökü: ن د و.
Cümle: نَادُوا شُرَكَائِي (Ortaklarımı çağırın!) - دَعَا (Deâ / Davet etti): Kökü: د ع و.
Cümle: فَدَعَوْهُمْ (Onları çağırdılar) - ذَكَرَ (Zakere / Andı): Kökü: ذ ك ر.
Cümle: مَنْ ذُكِّرَ (Kendisine hatırlatılan)
3. Arapça Edat Örnekleri (Harfi Cerler Hariç - 15 Adet)
- لَمْ (Lem / Olumsuzluk edatı - Mazi fiili cezmeder):
Cümle: وَلَمْ يَجْعَلْ لَهُ عِوَجًا (Onda eğrilik kılmadı.) - أَنَّ (Enne / İsim cümlesinin başında tekit/tasdik edatı):
Cümle: أَنَّ لَهُمْ أَجْرًا حَسَنًا (Onlar için güzel mükafat olduğunu) - مَا (Mâ / Olumsuzluk veya ne / ma-i nafiye):
Cümle: مَا لَهُمْ بِهِ مِنْ عِلْمٍ (Hiç bilgileri yoktur.) - لَا (Lâ / Olumsuzluk edatı):
Cümle: لَا رَيْبَ فِيهَا (Onda şüphe yoktur.) - إِنْ (İn / Şart edatı):
Cümle: إِنْ لَمْ يُؤْمِنُوا (Eğer inanmazlarsa) - بَلْ (Bel / İtiraz / aksine edatı):
Cümle: بَلْ زَعَمْتُمْ (Bilakis zannettiniz) - قَدْ (Kad / Tahkik / kesinlik edatı):
Cümle: وَقَدْ أَحَطْنَا (Kesinlikle kuşattık) - سَـ (Se / Gelecek zaman prefixi):
Cümle: وَسَنَقُولُ لَهُ (Ona yakında söyleyeceğiz) - أَمْ (Em / Soru / yoksa edatı):
Cümle: أَمْ حَسِبْتَ (Yoksa sandın mı?) - هَلْ (Hel / Soru edatı):
Cümle: هَلْ أَتَّبِعُكَ (Sana tabi olayım mı?) - لَوْ (Lev / Şart / dilek edatı - keşke, eğer):
Cümle: وَلَوْلَا إِذْ دَخَلْتَ (Girdiğinde demez miydin?) - كَيْفَ (Keyfe / Soru edatı - nasıl):
Cümle: وَكَيْفَ تَصْبِرُ (Nasıl sabredeceksin?) - أَيُّ (Eyyü / Soru / hangi edatı):
Cümle: أَيُّهُمْ أَحْسَنُ (Hangisi daha güzeldir?) - لَيْتَ (Leyte / Temenni edatı - keşke):
Cümle: يَا لَيْتَنِي (Keşke ben olsaydım!) - إِنَّمَا (İnnemâ / Hasr / ancak, yalnız edatı):
Cümle: إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ (Ben ancak bir beşerim)
Kuranla-Arapca-18. Kehf Sûresi-58-110.ayetler
Arapça Metin ve Türkçe Çevirileri
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)
-
الْغَفُورُ (El-Ğafûr / Çok bağışlayıcı):
Anlamı: Günahları çokça örtüp bağışlayan.
Cümle: وَرَبُّكَ الْغَفُورُ ذُو الرَّحْمَةِ (Rabbin çok bağışlayıcıdır, merhamet sahibidir.) -
رَحْمَة (Rahmet):
Anlamı: Merhamet, şefkat, acıma.
Cümle: آتَيْنَاهُ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا (Biz ona katımızdan bir rahmet verdik.) -
عَذَاب (Azâb):
Anlamı: Ceza, azap, sıkıntı.
Cümle: لَعَجَّلَ لَهُمُ الْعَذَابَ (Azabı onlara hemen verirdi.) -
مَوْعِد (Mev'id):
Anlamı: Vaat edilen zaman, buluşma vakti.
Cümle: بَلْ لَهُمْ مَوْعِدٌ (Bilakis onlar için belirlenmiş bir vakit vardır.) -
قَرْيَة (Karye):
Anlamı: Kasaba, şehir, köy.
Cümle: أَتَيَا أَهْلَ قَرْيَةٍ (Bir köy halkına geldiler.) -
بَحْر (Bahr):
Anlamı: Deniz, büyük su kütlesi.
Cümle: مَجْمَعَ الْبَحْرَيْنِ (İki denizin birleştiği yer.) -
حُوت (Hût):
Anlamı: Balık.
Cümle: نَسِيَا حُوتَهُمَا (Balıklarını unuttular.) -
سَفَر (Sefer):
Anlamı: Yolculuk, seyahat.
Cümle: لَقِينَا مِنْ سَفَرِنَا هَذَا نَصَبًا (Bu yolculuğumuzda yorgunluk çektik.) -
صَخْرَة (Sahra):
Anlamı: Kaya, büyük sert taş.
Cümle: أَوَيْنَا إِلَى الصَّخْرَةِ (Kayaya sığındık.) -
عَبْد (Abd):
Anlamı: Kul, insan.
Cümle: فَوَجَدَا عَبْدًا مِنْ عِبَادِنَا (Kullarımızdan bir kul buldular.) -
عِلْم (İlm):
Anlamı: Bilgi, ilim.
Cümle: وَعَلَّمْنَاهُ مِنْ لَدُنَّا عِلْمًا (Ona katımızdan bir ilim öğretmiştik.) -
أَمْر (Emr):
Anlamı: İş, buyruk, emir.
Cümle: وَلَا أَعْصِي لَكَ أَمْرًا (Hiçbir hususta sana karşı gelmeyeceğim.) -
سَفِينَة (Sefîne):
Anlamı: Gemi.
Cümle: رَكِبَا فِي السَّفِينَةِ (Gemiyə bindiler.) -
غُلَام (Ğulâm):
Anlamı: Genç, çocuk.
Cümle: لَقِيَا غُلَامًا (Bir çocukla karşılaştılar.) -
جِدَار (Cidâr):
Anlamı: Duvar.
Cümle: فَوَجَدَا فِيهَا جِدَارًا (Orada bir duvar buldular.) -
مِسْكِين (Miskîn):
Anlamı: Yoksul, fakir.
Cümle: كَانَتْ لِمَسَاكِينَ (Yoksul kimselere ait idi.) -
مَلِك (Melik):
Anlamı: Hükümdar, kral.
Cümle: وَكَانَ وَرَاءَهُمْ مَلِكٌ (Arkalarında bir kral vardı.) -
يَتِيم (Yetîm):
Anlamı: Babasız, yetim.
Cümle: لِغُلَامَيْنِ يَتِيمَيْنِ (İki yetim çocuğa ait idi.) -
كَنْز (Kenz):
Anlamı: Hazine, gömü.
Cümle: وَكَانَ تَحْتَهُ كَنْزٌ (Altında bir hazine vardı.) -
سَبَب (Sebeb):
Anlamı: Sebep, yol, vasıta.
Cümle: وَآتَيْنَاهُ مِنْ كُلِّ شَيْءٍ سَبَبًا (Ona her şeyden bir yol verdik.) -
شَمْس (Şems):
Anlamı: Güneş.
Cümle: بَلَغَ مَغْرِبَ الشَّمْسِ (Güneşin battığı yere ulaştı.) -
عَيْن (Ayn):
Anlamı: Pınar, su kaynağı, göz.
Cümle: تَغْرُبُ فِي عَيْنٍ حَمِئَةٍ (Balçıklı bir pınarda batıyor.) -
سَدّ (Sedd):
Anlamı: Set, engel, baraj.
Cümle: أَنْ تَجْعَلَ بَيْنَهُمَا سَدًّا (Aralarında bir set yapman için.) -
صُور (Sûr):
Anlamı: Sûr, boru.
Cümle: وَنُفِخَ فِي الصُّورِ (Sûra üflenmiştir.) -
بَشَر (Beşer):
Anlamı: İnsan, ölümlü varlık.
Cümle: إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ (Ben de ancak sizin gibi bir insanım.)
2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)
-
يُؤَاخِذُ (Yuâhizü / Cezalandırıyor):
Kökü: أ خ ذ / Mazi: آخَذَ
Cümle: لَوْ يُؤَاخِذُهُمْ بِمَا كَسَبُوا (Eğer kazandıkları yüzünden onları hesaba çekseydi.) -
كَسَبَ (Kesebe / Kazandı):
Kökü: ك س ب / Mazi: كَسَبَ
Cümle: بِمَا كَسَبُوا (Kazandıkları günahlar sebebiyle.) -
أَهْلَكَ (Ahleke / Helak etti):
Kökü: ه ل ك / Mazi: أَهْلَكَ
Cümle: أَهْلَكْنَاهُمْ لَمَّا ظَلَمُوا (Zulmettiklerinde onları helak ettik.) -
ظَلَمَ (Zaleme / Zulmetti):
Kökü: ظ ل م / Mazi: ظَلَمَ
Cümle: لَمَّا ظَلَمُوا (Zulmettikleri zaman.) -
قَالَ (Kâle / Dedi):
Kökü: ق و ل / Mazi: قَالَ
Cümle: وَإِذْ قَالَ مُوسَى (Hani Musa demişti ki.) -
أَبْرَحُ (Ebrahu / Ayrılmıyorum):
Kökü: ب ر ح / Mazi: بَرِحَ
Cümle: لَا أَبْرَحُ حَتَّى أَبْلُغَ (Ulaşıncaya kadar durmayacağım.) -
بَلَغَ (Belege / Ulaştı):
Kökü: ب ل غ / Mazi: بَلَغَ
Cümle: حَتَّى إِذَا بَلَغَ مَغْرِبَ الشَّمْسِ (Güneşin battığı yere ulaştığında.) -
نَسِيَ (Nesiye / Unuttu):
Kökü: ن س ي / Mazi: نَسِيَ
Cümle: نَسِيَا حُوتَهُمَا (Balıklarını unuttular.) -
اتَّخَذَ (İttexeza / Edindi):
Kökü: أ خ ذ / Mazi: اتَّخَذَ
Cümle: فَاتَّخَذَ سَبِيلَهُ (Yolunu tutup gitmişti.) -
أَوَى (Evâ / Sığındı):
Kökü: أ و ي / Mazi: أَوَى
Cümle: إِذْ أَوَيْنَا إِلَى الصَّخْرَةِ (Kayaya sığındığımız zaman.) -
آمَنَ (Âmene / İman etti):
Kökü: أ م ن / Mazi: آمَنَ
Cümle: وَمَنْ آمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا (Kim iman edip salih amel işlerse.) -
عَمِلَ (Amile / Çalıştı, yaptı):
Kökü: ع م ل / Mazi: عَمِلَ
Cümle: وَعَمِلَ صَالِحًا (Salih amel işledi.) -
صَبَرَ (Sabara / Sabretti):
Kökü: ص ب ر / Mazi: صَبَرَ
Cümle: إِنَّكَ لَنْ تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْرًا (Sen benimle beraberliğe sabredemezsin.) -
خَرَقَ (Haraqa / Deldi):
Kökü: خ ر ق / Mazi: خَرَقَ
Cümle: خَرَقَهَا (Gemiyi deldi.) -
قَتَلَ (Katale / Öldürdü):
Kökü: ق ت ل / Mazi: قَتَلَ
Cümle: فَقَتَلَهُ (Onu öldürdü.) -
أَقَامَ (Ekâme / Doğrulttu):
Kökü: ق و م / Mazi: أَقَامَ
Cümle: فَأَقَامَهُ (Duvarı doğrulttu.) -
أَرَادَ (Erâde / İstedi):
Kökü: ر و د / Mazi: أَرَادَ
Cümle: فَأَرَادَ رَبُّكَ (Rabbin istediler ki.) -
سَأَلَ (Seele / Sordu):
Kökü: س ا ل / Mazi: سَأَلَ
Cümle: وَيَسْأَلُونَكَ (Sana soruyorlar.) -
تَلَا (Telâ / Okudu):
Kökü: ت ل و / Mazi: تَلَا
Cümle: سَأَتْلُو عَلَيْكُمْ (Size okuyacağım.) -
مَكَّنَ (Mekkene / İktidar verdi):
Kökü: م ك ن / Mazi: مَكَّنَ
Cümle: إِنَّا مَكَّنَّا لَهُ (Biz ona yeryüzünde iktidar verdik.) -
غَرَبَ (Ğarabe / Battı):
Kökü: غ ر ب / Mazi: غَرَبَ
Cümle: تَغْرُبُ فِي عَيْنٍ (Bir pınarda batıyor.) -
جَعَلَ (Ceale / Kıldı, yaptı):
Kökü: ج ع ل / Mazi: جَعَلَ
Cümle: وَجَعَلْنَا لِمَهْلِكِهِمْ مَوْعِدًا (Helakleri için bir zaman tayin ettik.) -
عَرَضَ (Areze / Arz etti):
Kökü: ع ر ض / Mazi: عَرَضَ
Cümle: وَعَرَضْنَا جَهَنَّمَ (Cehennemi arz ettik.) -
ضَلَّ (Dalle / Saptı, boşa gitti):
Kökü: ض ل ل / Mazi: ضَلَّ
Cümle: الَّذِينَ ضَلَّ سَعْيُهُمْ (Çabaları boşa gidenler.) -
أَوْحَى (Evhâ / Vahyetti):
Kökü: و ح ي / Mazi: أَوْحَى
Cümle: يُوحَى إِلَيَّ (Bana vahyolunuyor.)
3. Edat Örnekleri (15 Adet - Harfi Cerler Hariç)
-
لَوْ (Lev / Şart edatı):
Anlamı: "Eğer, ...seydi" (gerçekleşmemiş şart bildirir).
Cümle: لَوْ يُؤَاخِذُهُمْ بِمَا كَسَبُوا (Eğer kazandıkları yüzünden onları hesaba çekseydi.) -
لَنْ (Len / Olumsuzluk edatı):
Anlamı: "Asla, kat'iyyen" (geleceği olumsuz yapar).
Cümle: لَنْ يَجِدُوا مِنْ دُونِهِ مَوْئِلًا (Asla sığınacak bir yer bulamayacaklar.) -
بَلْ (Bel / İtiraz / İدrab edatı):
Anlamı: "Hayır, bilakis".
Cümle: بَلْ لَهُمْ مَوْعِدٌ (Bilakis onlar için belirlenmiş bir vakit vardır.) -
إِذْ (İz / Zaman edatı):
Anlamı: "Hani, ...dığı zaman".
Cümle: وَإِذْ قَالَ مُوسَى (Hani Musa demişti ki.) -
لَمَّا (Lemmâ / Zaman edatı):
Anlamı: "...dığı zaman, ne zaman ki".
Cümle: فَلَمَّا بَلَغَا مَجْمَعَ بَيْنِهِمَا (İki denizin birleştiği yere varınca.) -
هَلْ (Hel / Soru edatı):
Anlamı: Mı / mi (soru sorar).
Cümle: هَلْ أَتَبِعُكَ (Sana uyabilir miyim?) -
أَمَّا (Emâ / Dikkat / Tafsil edatı):
Anlamı: "...e gelince, ise".
Cümle: أَمَّا السَّفِينَةُ فَكَانَتْ لِمَسَاكِينَ (Gemiye gelince, yoksullara ait idi.) -
فَـ (Fe / Atıf edatı):
Anlamı: "Bu yüzden, hemen, ardından".
Cümle: فَأَرَدْتُ أَنْ أَعِيبَهَا (Bu yüzden onu kusurlu kılmak istedim.) -
ثُمَّ (Summe / Atıf edatı):
Anlamı: "Sonra, daha sonra".
Cümle: ثُمَّ أَتْبَعَ سَبَبًا (Sonra yine bir yol takip etti.) -
وَـ (Vâv / Atıf bağlacı):
Anlamı: "Ve".
Cümle: آمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا (İman etti ve salih amel işledi.) -
أَوْ (Ev / Bağlaç):
Anlamı: "Veya, ya da".
Cümle: أَوْ أَمْضِيَ حُقُبًا (Ya da uzun zaman gideceğim.) -
إِنْ (İn / Şart edatı):
Anlamı: "Eğer".
Cümle: إِنْ سَأَلْتُكَ عَنْ شَيْءٍ (Eğer sana bir şey sorarsam.) -
مَا (Mâ / Olumsuzluk veya ilgi edatı):
Anlamı: "Ne, ...dığı şey, değil".
Cümle: وَمَا أَنْسَانِيهُ إِلَّا الشَّيْطَانُ (Onu bana ancak şeytan unutturdu.) -
إِلَّا (İllâ / İstisna edatı):
Anlamı: "Ancak, ...den başka".
Cümle: إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ (Ben de ancak sizin gibi bir insanım.) -
أَنَّ (Enne / Tekit edatı):
Anlamı: "...kî, ...duğunu".
Cümle: أَنَّ إِلَهَكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ (İlahınızın tek ilah olduğunu.)
Kuranla-Arapca-18. Kehf Sûresi
Kehf Sûresi Genel Özeti
Kehf Sûresi, Mekke döneminde inmiş olup 110 ayetten oluşmaktadır. Sûre, temel olarak insan hayatında karşılaşılan dört büyük fitneye (imtihana) ve bunlara karşı duruş sergilenmesi gereken ilkelere odaklanır: inanç fitnesi (Ashab-ı Kehf), mal ve dünya serveti fitnesi (İki Bahçe Sahibi), ilim fitnesi (Hz. Musa ve Hızır kıssası) ve makam/güç fitnesi (Zülkarneyn kıssası). Sûre, hak ile batıl mücadelesinde sabırlı olmayı, dünyevi cazibelere karşı uyanık kalmayı ve her işe Allah'ın iradesini dahil etmeyi öğretir.
Önemli 20 Arapça Kelime, Anlam ve Örnek Cümleler
- الْكَهْف (Mağara): فَتَاوَوْا إِلَى الْكَهْفِ (Mağaraya sığındılar.)
- الرَقِيم (Kitabe / Levha): أَمْ حَسِبْتَ أَنَّ أَصْحَابَ الْكَهْفِ وَالرَّقِيمِ (Ashab-ı Kehf ve Rekim'in durumunu mu sandın?)
- فِتْيَة (Gençler): إِذْ أَوَى الْفِتْيَةُ إِلَى الْكَهْفِ (Hani o gençler mağaraya sığınmışlardı.)
- رَشَدًا (Doğru yol / Rehberlik): وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًا (Bize işimizden bir kurtuluş ve doğru yol hazırla.)
- حِجَابًا (Perde / Engel): وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ حِجَابًا مَسْتُورًا (Onlarla ahirete inanmayanlar arasında örtülü bir perde kıldık.)
- عَدَدًا (Sayı): رَبِّي أَعْلَمُ بِعِدَّتِهِمْ (Rabbim onların sayılarını daha iyi bilir.)
- بَحْر (Deniz): لَوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِكَلِمَاتِ رَبِّي (Eğer deniz Rabbimin kelimeleri için mürekkep olsaydı...)
- مِدَاد (Mürekkep): نَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ أَنْ تَنْفَدَ كَلِمَاتُ رَبِّي (Rabbimin kelimeleri tükenmeden deniz tükenir.)
- بَشَرٌ (İnsan / Beşer): إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ (Ben ancak sizin gibi bir beşerim.)
- صَالِحَات (Salih ameller): فَمَنْ كَانَ يَرْجُو لِقَاءَ رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا (Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa salih amelde bulunsun.)
- شِرْكًا (Ortak koşma): وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَدًا (Ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.)
- جَنَّة (Bahçe): وَجَعَلْنَا لِأَحَدِهِمَا جَنَّتَيْنِ مِنْ أَعْنَابٍ (İkisinden birine üzüm bağlarından iki bahçe kıldık.)
- نَهَر (Nehir): وَفَجَّرْنَا خِلَالَهُمَا نَهَرًا (İkisi arasından nehirler fışkırttık.)
- مَال (Mal / Servet): أَنَا أَكْثَرُ مِنْكَ مَالًا (Ben malca senden daha zenginim.)
- عَذَاب (Azap): وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَكْبَرُ (Ahiret azabı daha büyüktür.)
- صَبْر (Sabır): إِنَّكَ لَنْ تَسْتَطِيعَ مَعِيَ صَبْرًا (Kesinlikle benimle beraber sabretmeye gücün yetmez.)
- عِلْم (İlim): وَآتَيْنَاهُ عِلْمًا مِنْ لَدُنَّا (Katımızdan ona bir ilim verdik.)
- سَفِينَة (Gemi): فَخَرَقَهَا قَالَ أَخَرَقْتَهَا لِتُغْرِقَ أَهْلَهَا (Gemiyi deldi. Musa "Halkını boğmak için mi deldin?" dedi.)
- ظُلْم (Haksızlık / Zulüm): لَقَدْ جِئْتَ شَيْئًا إِمْرًا (Andolsun ağır bir şey yaptın.)
- سَدّ (Sed / Engel): آتُونِي زُبَرَ الْحَدِيدِ (Bana demir kütleleri getirin.)
Kehf Suresi Paragraf Anlama, Dilbilgisi ve Kelime Testi (40 Soru)



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.