- Ders1
- Ders2
- Konu Testi
- Sureler
- Arapça Dersler
- ☝📖المحمدية📖☝
Kuranla-Arapca-19. Meryem Sûresi-1-49.ayetler
1. كَهِيعَصَ
Meali: 1. Kâf-Hâ-Yâ-‘Ayn-Sâd. 2. ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّا
Meali: 2. Bu, Rabbinin, Zekeriya kuluna olan rahmetinin anılmasıdır. 3. إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُ نِدَاءً خَفِيًّا
Meali: 3. Hani o, Rabbine gizli bir sesle nida etmişti. 4. قَالَ رَبِّ إِنِّي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنِّي وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْبًا وَلَمْ أَكُنْ بِدُعَائِكَ رَبِّ شَقِيًّا
Meali: 4. Rabbim! demişti, Benim kemiklerim zayıfladı, saçlarım ağardı. Ve ey Rabbim, sana ettiğim dualarda hiçbir zaman mahrum kalmadım. 5. وَإِنِّي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِنْ وَرَائِي وَكَانَتِ امْرَأَتِي عَاقِرًا فَهَبْ لِي مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّا
Meali: 5. Doğrusu ben, arkamdan iş başına geçecek olan yakınlarımdan endişe ediyorum; karım da kısırdır. Tarafından bana bir veli ver. 6. يَرِثُنِي وَيَرِثُ مِنْ آلِ يَعْقُوبَ وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيًّا
Meali: 6. O, bana da varis olsun, Yakub hanedanına da varis olsun. Rabbim, onu rızana erdirilmiş bir kimse kıl! 7. يَا زَكَرِيَّا إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ اسْمُهُ يَحْيَى لَمْ نَجْعَلْ لَهُ مِنْ قَبْلُ سَمِيًّا
Meali: 7. Ey Zekeriyya! Kesinlikle biz sana Yahya adında bir erkek çocuk müjdeliyoruz. Bundan önce ona hiçbir adaş yapmadık. 8. قَالَ رَبِّ أَنَّى يَكُونُ لِي غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَأَتِي عَاقِرًا وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِيًّا
Meali: 8. Zekeriyya: Rabbim! dedi, hanımım kısır ve ben de yaşlılığın son noktasına ulaşmış iken, benim nasıl çocuğum olur? 9. قَالَ كَذَلِكَ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِنْ قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْئًا
Meali: 9. Buyurdu ki: Öyledir, Rabbin buyurdu ki: Bu, bana göre kolaydır. Nitekim daha önce seni de hiçbir şey değilken yarattım. 10. قَالَ رَبِّ اجْعَلْ لِي آيَةً قَالَ آيَتُكَ أَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلَاثَ لَيَالٍ سَوِيًّا
Meali: 10. Zekeriyya: Rabbim! Öyleyse bana bir alamet ver, dedi. Buyurdu ki: Senin alametin, sapasağlam olduğun halde insanlarla üç gece konuşamamandır. 11. فَخَرَجَ عَلَى قَوْمِهِ مِنَ الْمِحْرَابِ فَأَوْحَى إِلَيْهِمْ أَنْ سَبِّحُوا بُكْرَةً وَعَشِيًّا
Meali: 11. Derken Zekeriyya mihraptan halkının karşısına çıktı ve onlara: Sabah akşam Allah’ı tespih edin, diye işaret etti. 12. يَا يَحْيَى خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍ وَآتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِيًّا
Meali: 12. Ey Yahyâ! Kitaba kuvvetle sarıl. Ona daha çocuk iken hikmet verdik. 13. وَحَنَانًا مِنْ لَدُنَّا وَزَكَاةً وَكَانَ تَقِيًّا
Meali: 13. Katımızdan bir merhamet ve arınmışlık verdik. O takva sahibi biri idi. 14. وَبَرًّا بِوَالِدَيْهِ وَلَمْ يَكُنْ جَبَّارًا عَصِيًّا
Meali: 14. Ana babasına karşı iyilik severdi, zorba ve isyankar değildi. 15. وَسَلَامٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَيًّا
Meali: 15. Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak diriltileceği gün ona selam olsun! 16. وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مَرْيَمَ إِذِ انْتَبَذَتْ مِنْ أَهْلِهَا مَكَانًا شَرْقِيًّا
Meali: 16. Kitapta Meryem’i de an. Hani o, ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti. 17. فَاتَّخَذَتْ مِنْ دُونِهِمْ حِجَابًا فَأَرْسَلْنَا إِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا
Meali: 17. Onlarla arasına bir perde çekmişti. Derken kendisine ruhumuzu göndermiştik de o, kendisine düzgün bir insan suretinde görünmüştü. 18. قَالَتْ إِنِّي أَعُوذُ بِالرَّحْمَٰنِ مِنْكَ إِنْ كُنْتَ تَقِيًّا
Meali: 18. Meryem: Ben, dedi, senden Rahmân’a sığınırım. Eğer Allah’tan sakınan biri isen. 19. قَالَ إِنَّمَا أَنَا رَسُولُ رَبِّكِ لِأَهَبَ لَكِ غُلَامًا زَكِيًّا
Meali: 19. Melek: Ben, dedi, ancak Rabbinin elçisiyim; sana tertemiz bir oğul bağışlamak için gönderildim. 20. قَالَتْ أَنَّى يَكُونُ لِي غُلَامٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِي بَشَرٌ وَلَمْ أَكُ بَغِيًّا
Meali: 20. Meryem: Benim nasıl çocuğum olabilir ki, bana hiçbir beşer dokunmamıştır ve ben iffetsiz bir kadın da değilim? dedi. 21. قَالَ كَذَلِكَ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَلِنَجْعَلَهُ آيَةً لِلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِنَّا وَكَانَ أَمْرًا مَقْضِيًّا
Meali: 21. Melek şöyle dedi: Öyledir, Rabbin buyurdu ki: Bu bana göre kolaydır. Onu insanlara bir mucize ve katımızdan bir rahmet kılacağız. 22. فَحَمَلَتْهُ فَانْتَبَذَتْ بِهِ مَكَانًا قَصِيًّا
Meali: 22. Bunun üzerine Meryem ona gebe kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi. 23. فَأَجَاءَهَا الْمَخَاضُ إِلَى جِذْعِ النَّخْلَةِ قَالَتْ يَا لَيْتَنِي مِتُّ قَبْلَ هَذَا وَكُنْتُ نَسْيًا مَنْسِيًّا
Meali: 23. Doğum sancısı onu bir hurma ağacına dayanmaya zorladı. Keşke, dedi, bundan önce ölseydim de unutulup gitmiş olsaydım! 24. فَنَادَاهَا مِنْ تَحْتِهَا أَلَّا تَحْزَنِي قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِيًّا
Meali: 24. Aşağıdan ona şöyle seslendi: Üzülme, Rabbin alt tarafında bir su arkı var etmiştir. 25. وَهُزِّي إِلَيْكِ بِجِذْعِ النَّخْلَةِ تُسَاقِطْ عَلَيْكِ رُطَبًا جَنِيًّا
Meali: 25. Hurma ağacının gövdesini kendine doğru silkele, üzerine taze hurmalar dökülsün. 26. فَكُلِي وَاشْرَبِي وَقَرِّي عَيْنًا فَإِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ الْبَشَرِ أَحَدًا فَقُولِي إِنِّي نَذَرْتُ لِلرَّحْمَٰنِ صَوْمًا فَلَنْ أُكَلِّمَ الْيَوْمَ إِنْسِيًّا
Meali: 26. Ye, iç, gözün aydın olsun! İnsanlardan birini görecek olursan, Ben Rahmân’a susmayı adadım; bugün hiçbir insanla konuşmayacağım, de. 27. فَأَتَتْ بِهِ قَوْمَهَا تَحْمِلُهُ قَالُوا يَا مَرْيَمُ لَقَدْ جِئْتِ شَيْئًا فَرِيًّا
Meali: 27. Çocuğu kucağına alıp topluluğuna getirdi. Dediler ki: Ey Meryem! Hakikaten çok çirkin bir şey yaptın! 28. يَا أُخْتَ هَارُونَ مَا كَانَ أَبُوكِ امْرَءَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ أُمُّكِ بَغِيًّا
Meali: 28. Ey Harun'un kız kardeşi! Baban kötü bir insan değildi, annen de iffetsiz bir kadın değildi. 29. فَأَشَارَتْ إِلَيْهِ قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَنْ كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِيًّا
Meali: 29. Meryem çocuğa işaret etti. Dediler ki: Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz? 30. قَالَ إِنِّي عَبْدُ اللَّهِ آتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَنِي نَبِيًّا
Meali: 30. Çocuk şöyle dedi: Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. O bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı. 31. وَجَعَلَنِي مُبَارَكًا أَيْنَ مَا كُنْتُ وَأَوْصَانِي بِالصَّلَاةِ وَالزَّكَاةِ مَا دُمْتُ حَيًّا
Meali: 31. Nerede olursam olayım beni mübarek kıldı; yaşadığım sürece bana namazı ve zekatı emretti. 32. وَبَرًّا بِوَالِدَتِي وَلَمْ يَجْعَلْنِي جَبَّارًا شَقِيًّا
Meali: 32. Beni anneme saygılı kıldı; beni zorba ve isyankar bir şaki yapmadı. 33. وَالسَّلَامُ عَلَيَّ يَوْمَ وُلِدْتُ وَيَوْمَ أَمُوتُ وَيَوْمَ أُبْعَثُ حَيًّا
Meali: 33. Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak diriltileceğim gün bana selâm olsun! 34. ذَلِكَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ قَوْلَ الْحَقِّ الَّذِي فِيهِ يَمْتَرُونَ
Meali: 34. İşte hakkında şüphe edip durdukları Meryem oğlu İsa -hak sözü olarak- budur. 35. مَا كَانَ لِلَّهِ أَنْ يَتَّخِذَ مِنْ وَلَدٍ سُبْحَانَهُ إِذَا قَضَى أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
Meali: 35. Allah’ın çocuk edinmesi düşünülemez; O bundan yücedir. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece "Ol!" der, o da hemen oluverir. 36. وَإِنَّ اللَّهَ رَبِّي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُ هَذَا صِرَاطٌ مُسْتَقِيمٌ
Meali: 36. Şüphesiz Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na kulluk edin; dosdoğru yol budur. 37. فَاخْتَلَفَ الْأَحْزَابُ مِنْ بَيْنِهِمْ فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ مَشْهَدِ يَوْمٍ عَظِيمٍ
Meali: 37. Fakat gruplar aralarında anlaşmazlığa düştüler. Büyük bir günün duruşmasında bulunacak o kâfirlerin vay haline! 38. أَسْمِعْ بِهِمْ وَأَبْصِرْ يَوْمَ يَأْتُونَنَا لَكِنِ الظَّالِمُونَ الْيَوْمَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ
Meali: 38. Bize geleceği gün onlar neler duyacak, neler görecekler! Ama o zalimler bugün apaçık bir sapıklık içindedirler. 39. وَأَنْذِرْهُمْ يَوْمَ الْحَسْرَةِ إِذْ قُضِيَ الْأَمْرُ وَهُمْ فِي غَفْلَةٍ وَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Meali: 39. İşin bitirildiği o pişmanlık gününe karşı onları uyar. Onlar hâlâ bir gaflet içindedirler ve inanmamaktadırlar. 40. إِنَّا نَحْنُ نَرِثُ الْأَرْضَ وَمَنْ عَلَيْهَا وَإِلَيْنَا يُرْجَعُونَ
Meali: 40. Şüphesiz yeryüzüne ve üzerindekilere biz varis olacağız; ve bize döndürülecekler. 41. وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّهُ كَانَ صِدِّيقًا نَبِيًّا
Meali: 41. Kitap'ta İbrahim'i de an. Şüphesiz o, sıddîk bir nebî idi. 42. إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ يَا أَبَتِ لِمَ تَعْبُدُ مَا لَا يَسْمَعُ وَلَا يُبْصِرُ وَلَا يُغْنِي عَنْكَ شَيْئًا
Meali: 42. Hani babasına demişti ki: Babacığım! İşitmeyen, görmeyen ve sana hiçbir fayda sağlamayan şeylere niçin tapıyorsun? 43. يَا أَبَتِ إِنِّي قَدْ جَاءَنِي مِنَ الْعِلْمِ مَا لَمْ يَأْتِكَ فَاتَّبِعْنِي أَهْدِكَ صِرَاطًا سَوِيًّا
Meali: 43. Babacığım! Sana gelmeyen bir ilim bana geldi; bana uy ki seni dosdoğru bir yola ileteyim. 44. يَا أَبَتِ لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَ إِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلرَّحْمَٰنِ عَصِيًّا
Meali: 44. Babacığım! Şeytana tapma; çünkü şeytan Rahmân’a isyan etmiştir. 45. يَا أَبَتِ إِنِّي أَخَافُ أَنْ يَمَسَّكَ عَذَابٌ مِنَ الرَّحْمَٰنِ فَتَكُونَ لِلَّحْمَٰنِ وَلِيًّا
Meali: 45. Babacığım! Korkarım ki sana Rahmân tarafından bir azap dokunur da şeytana dost olursun. 46. قَالَ أَرَاغِبٌ أَنْتَ عَنْ آلِهَتِي يَا إِبْرَاهِيمُ لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ لَأَرْجُمَنَّكَ وَاهْجُرْنِي مَلِيًّا
Meali: 46. Babası: Ey İbrahim! Sen benim ilâhlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, yemin ederim seni taşlarım; uzun bir süre benden uzak dur! dedi. 47. قَالَ سَلَامٌ عَلَيْكَ سَأَسْتَغْفِرُ لَكَ رَبِّي إِنَّهُ كَانَ بِي حَفِيًّا
Meali: 47. İbrahim: Selâm sana olsun, dedi, senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim; çünkü O bana karşı çok lütfiskârdır. 48. وَأَعْتَزِلُكُمْ وَمَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَأَدْعُو رَبِّي عَسَى أَلَّا أَكُونَ بِدُعَاءِ رَبِّي شَقِيًّا
Meali: 48. Sizi de, Allah’tan başka taptığınız şeyleri de terk ediyorum ve Rabbime ibadet ediyorum. Umulur ki Rabbime ibadet etmekle mahrum kalmam. 49. فَلَمَّا اعْتَزَلَهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَهَبْنَا لَهُ إِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَكُلَّا جَعَلْنَا نَبِيًّا
Meali: 49. İbrahim, onları da onların Allah'tan başka taptıklarını da terk edince ona İshak ile Yakub'u bağışladık ve her birini peygamber yaptık.
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)
-
رَحْمَة (Rahmet):
Anlamı: Merhamet, şefkat, bağışlama.
Cümle: ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّا (Bu, Rabbinin Zekeriya kuluna rahmetinin anılmasıdır.) -
عَبْد (Abd):
Anlamı: Kul, köle, hizmetkâr.
Cümle: عَبْدَهُ زَكَرِيَّا (Zekeriya kulunu) -
عَظْم (Azm):
Anlamı: Kemik.
Cümle: وَهَنَ الْعَظْمُ مِنِّي (Kemiklerim zayıfladı/gevşedi.) -
رَأْس (Ra's):
Anlamı: Baş, kafa.
Cümle: وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْبًا (Saçlarım/başım ağardı.) -
شَيْب (Şeyb):
Anlamı: Saç ak düşmesi, yaşlılık, aklık.
Cümle: وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْبًا (Başım aklıkla tutuştu.) -
مَوْلَى (Mevlâ / Çoğulu: Mevâlî):
Anlamı: Varis, yakın, dost, efendi.
Cümle: وَإِنِّي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِنْ وَرَائِي (Arkamdan iş başına geçecek yakınlarımdan korkuyorum.) -
امْرَأَة (İmra'e):
Anlamı: Kadın, eş, zevce.
Cümle: وَكَانَتِ امْرَأَتِي عَاقِرًا (Karım kısır idi.) -
عَاقِر (Âkır):
Anlamı: Kısır, çocuk doğurmayan.
Cümle: وَكَانَتِ امْرَأَتِي عَاقِرًا (Karım kısır idi.) -
وَلِيّ (Velî):
Anlamı: Varis, dost, koruyucu, evlat.
Cümle: فَهَبْ لِي مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّا (Katından bana bir veli ver.) -
آل (Âl):
Anlamı: Aile, hanedan, soy.
Cümle: وَيَرِثُ مِنْ آلِ يَعْقُوبَ (Yakub hanedanından da varis olsun.) -
غُلَام (Ğulâm):
Anlamı: Erkek çocuk, oğul.
Cümle: أَنَّى يَكُونُ لِي غُلَامٌ (Benim nasıl çocuğum olur?) -
كِبَر (Kiber):
Anlamı: İhtiyarlık, yaşlılık.
Cümle: وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِيًّا (İhtiyarlığın son noktasına ulaştım.) -
عِتِيّ (İtiyy):
Anlamı: İhtiyarlığın son aşaması, aşırı yaşlılık.
Cümle: وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِيًّا (İhtiyarlığın son aşamasına ulaştım.) -
آيَة (Âye):
Anlamı: Mucize, alamet, ibret, işaret.
Cümle: قَالَ رَبِّ اجْعَلْ لِي آيَةً (Rabbim, bana bir alamet ver dedi.) -
مِحْرَاب (Mihrab):
Anlamı: İbadet yeri, mihrap.
Cümle: فَخَرَجَ عَلَى قَوْمِهِ مِنَ الْمِحْرَابِ (Mihraptan kavminin karşısına çıktı.) -
صَبِيّ (Sabiy):
Anlamı: Çocuk, bebek.
Cümle: وَآتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِيًّا (Ona daha çocukken hikmet verdik.) -
زَكَاة (Zekât):
Anlamı: Arınma, temizlik, zekat.
Cümle: وَزَكَاةً وَكَانَ تَقِيًّا (Arınmışlık ve o takva sahibi idi.) -
بَرّ (Berr):
Anlamı: İyilik sever, itaatkar, hayırlı.
Cümle: وَبَرًّا بِوَالِدَيْهِ (Ana babasına karşı iyilik severdi.) -
جَبَّار (Cebbâr):
Anlamı: Zorba, zalim, baskıcı.
Cümle: وَلَمْ يَكُنْ جَبَّارًا عَصِيًّا (Zorba ve isyankar değil idi.) -
مَكَان (Makân):
Anlamı: Yer, mekan.
Cümle: مَكَانًا شَرْقِيًّا (Doğu tarafında bir yere.) -
حِجَاب (Hicâb):
Anlamı: Perde, örtü, engel.
Cümle: فَاتَّخَذَتْ مِنْ دُونِهِمْ حِجَابًا (Onlarla arasına bir perde çekti.) -
رُوح (Rûh):
Anlamı: Ruh, melek (Cebrail).
Cümle: فَأَرْسَلْنَا إِلَيْهَا رُوحَنَا (Ona ruhumuzu gönderdik.) -
بَشَر (Beşer):
Anlamı: İnsan, insan türü.
Cümle: فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا (Düzgün bir insan suretinde göründü.) -
بَغِيّ (Bağî):
Anlamı: İffetsiz kadın, zina eden.
Cümle: وَلَمْ أَكُ بَغِيًّا (Ben iffetsiz bir kadın değilim.) -
مَخَاض (Mehâd):
Anlamı: Doğum sancısı.
Cümle: فَأَجَاءَهَا الْمَخَاضُ (Doğum sancısı onu zorladı.)
2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)
-
نَادَى (Nâdâ):
Anlamı & Kökü: Seslendi (ن د و).
Cümle: إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُ نِدَاءً خَفِيًّا (Hani o Rabbine gizli sesle seslenmişti.) -
وَهَنَ (Vehane):
Anlamı & Kökü: Zayıfladı, gevşedi (و ه ن).
Cümle: إِنِّي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنِّي (Şüphesiz kemiklerim zayıfladı.) -
اشْتَعَلَ (İşteale):
Anlamı & Kökü: Tutuştu, yandı (ش ع ل).
Cümle: وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْبًا (Başım aklıkla tutuştu.) -
أَكُنْ (Ekün):
Anlamı & Kökü: Oldum / olayım (ك و ن).
Cümle: وَلَمْ أَكُنْ بِدُعَائِكَ رَبِّ شَقِيًّا (Sana ettiğim dualarda mahrum kalmadım.) -
خِفْتُ (Hıftü):
Anlamı & Kökü: Korktum (خ و ف).
Cümle: وَإِنِّي خِفْتُ الْمَوَالِيَ (Arkamdan gelecek yakınlardan korktum.) -
كَانَتْ (Kânet):
Anlamı & Kökü: İdi (ك و ن).
Cümle: وَكَانَتِ امْرَأَتِي عَاقِرًا (Karım kısır idi.) -
هَبْ (Heb):
Anlamı & Kökü: Bağışla, ver (ه ب ب).
Cümle: فَهَبْ لِي مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّا (Katından bana bir veli ver.) -
يَرِثُ (Yerisu):
Anlamı & Kökü: Varis olur (و ر ث).
Cümle: يَرِثُنِي وَيَرِثُ مِنْ آلِ يَعْقُوبَ (Bana da Yakub hanedanına da varis olur.) -
نُبَشِّرُ (Nübeşşiru):
Anlamı & Kökü: Müjdeliyoruz (ب ش ر).
Cümle: إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ (Biz seni bir oğulla müjdeliyoruz.) -
بَلَغْتُ (Balağtü):
Anlamı & Kökü: Ulaştım (ب ل غ).
Cümle: وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِيًّا (İhtiyarlığın sonuna ulaştım.) -
خَلَقْتُ (Halaktü):
Anlamı & Kökü: Yarattım (خ ل ق).
Cümle: وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِنْ قَبْلُ (Seni daha önce de yarattım.) -
تَكُ (Tekü):
Anlamı & Kökü: Oldun / olasın (ك و ن).
Cümle: وَلَمْ تَكُ شَيْئًا (Hiçbir şey değilken.) -
تُكَلِّمَ (Tükellime):
Anlamı & Kökü: Konuşman (ك ل م).
Cümle: أَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ (İnsanlarla konuşmaman.) -
خَرَجَ (Harace):
Anlamı & Kökü: Çıktı (خ ر ج).
Cümle: فَخَرَجَ عَلَى قَوْمِهِ (Kavminin karşısına çıktı.) -
أَوْحَى (Evhâ):
Anlamı & Kökü: Vahyetti, işaret etti (و ح ي).
Cümle: فَأَوْحَى إِلَيْهِمْ (Onlara işaret etti.) -
خُذِ (Huz):
Anlamı & Kökü: Al, sarıl (أ خ ذ).
Cümle: خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍ (Kitaba kuvvetle sarıl.) -
آتَيْنَا (Âteynâ):
Anlamı & Kökü: Verdik (أ ت ي).
Cümle: وَآتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِيًّا (Ona çocukken hikmet verdik.) -
انْتَبَذَتْ (İntebezet):
Anlamı & Kökü: Ayrıldı, çekildi (ن ب ذ).
Cümle: إِذِ انْتَبَذَتْ مِنْ أَهْلِهَا (Ailesinden ayrılarak çekildiğinde.) -
أَرْسَلْنَا (Erselnâ):
Anlamı & Kökü: Gönderdik (ر س ل).
Cümle: فَأَرْسَلْنَا إِلَيْهَا رُوحَنَا (Ona ruhumuzu gönderdik.) -
تَمَثَّلَ (Temessele):
Anlamı & Kökü: Suretine büründü (م ث ل).
Cümle: فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا (Ona insan suretinde göründü.) -
أَعُوذُ (Eûzu):
Anlamı & Kökü: Sığınıyorum (ع و ذ).
Cümle: إِنِّي أَعُوذُ بِالرَّحْمَٰنِ (Rahman'a sığınırım.) -
لِأَهَبَ (Li ehebe):
Anlamı & Kökü: Bağışlamam için (ه ب ب).
Cümle: لِأَهَبَ لَكِ غُلَامًا (Sana bir oğul bağışlamam için.) -
يَمْسَسْنِي (Yemsesnî):
Anlamı & Kökü: Bana dokundu (م س س).
Cümle: وَلَمْ يَمْسَسْنِي بَشَرٌ (Bana hiçbir beşer dokunmadı.) -
حَمَلَتْ (Hamelet):
Anlamı & Kökü: Gebe kaldı, taşıdı (ح م ل).
Cümle: فَحَمَلَتْهُ (Buna gebe kaldı.) -
يَعْبُدُونَ (Ya'budûne):
Anlamı & Kökü: İbadet ediyorlar (ع ب د).
Cümle: وَمَا يَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ (Allah'tan başka taptıkları şeyler.)
3. Arapça Edat Örnekleri (Harf-i Cerler Hariç - 15 Adet)
-
إِنَّ (İnne):
Anlamı: Şüphesiz, muhakkak (Tekit edatı).
Cümle: إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ (Şüphesiz biz seni bir oğulla müjdeliyoruz.) -
لَمْ (Lem):
Anlamı: -dı / -di, -maz / -mez (Olumsuzluk edatı).
Cümle: وَلَمْ أَكُنْ بِدُعَائِكَ رَبِّ شَقِيًّا (Sana ettiğim dualarda hiç mahrum kalmadım.) -
أَنَّى (Ennâ):
Anlamı: Nasıl? Nereden? (Soru edatı).
Cümle: أَنَّى يَكُونُ لِي غُلَامٌ (Benim nasıl çocuğum olabilir?) -
هَلْ (Hel):
Anlamı: Mİ / MI? (Soru edatı).
Cümle: هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِيًّا (Ona hiç adaş bildin mi?) -
لا (Lâ):
Anlamı: Hayır / Olumsuzluk edatı.
Cümle: لَا رَيْبَ فِيهِ (Onda hiçbir şüphe yoktur.) -
مَا (Mâ):
Anlamı: Ne / Olumsuzluk edatı.
Cümle: مَا كَانَ أَبُوكِ امْرَءَ سَوْءٍ (Baban kötü bir insan değildi.) -
كَيْفَ (Keyfe):
Anlamı: Nasıl? (Soru edatı).
Cümle: كَيْفَ نُكَلِّمُ مَنْ كَانَ فِي الْمَهْدِ (Beşikteki biriyle nasıl konuşuruz?) -
قَدْ (Kad):
Anlamı: Kesinlik / pekiştirme edatı (Tahkik).
Cümle: قَدْ جَاءَنِي مِنَ الْعِلْمِ (Bana ilimden gerçekten geldi.) -
لِـ (Lâmü't-ta'lîl):
Anlamı: İçin, amacıyla (Gerekçe edatı).
Cümle: لِأَهَبَ لَكِ غُلَامًا (Sana bir oğul bağışlayayım diye.) -
عَسَى (Asâ):
Anlamı: Umulur ki (Recâ edatı).
Cümle: عَسَى أَلَّا أَكُونَ بِدُعَاءِ رَبِّي شَقِيًّا (Umulur ki Rabbime dua etmekle mahrum kalmam.) -
لَوْ / يَا لَيْتَ (Leyte):
Anlamı: Keşke (Temenni edatı).
Cümle: يَا لَيْتَنِي مِتُّ قَبْلَ هَذَا (Keşke bundan önce ölseydim.) -
فَإِنَّمَا (Fe-innemâ):
Anlamı: Ancak ve ancak, şüphesiz ki (Hasr edatı).
Cümle: فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ (O sadece "Ol!" der.) -
أَمْ (Em):
Anlamı: Yoksa? (İstifham / Atıf edatı).
Cümle: أَطَّلَعَ الْغَيْبَ أَمِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمَٰنِ (Gayba mı vakıf oldu, yoksa Rahman katında ahit mi aldı?) -
لَئِنْ (Le-in):
Anlamı: Andolsun ki (Şart edatı).
Cümle: لَئِنْ لَمْ تَنْتَهِ لَأَرْجُمَنَّكَ (Eğer vazgeçmezsen mutlaka seni taşlarım.) -
سَـ (Sa-):
Anlamı: Yakın gelecek zaman eki (İstikbal edatı).
Cümle: سَأَسْتَغْفِرُ لَكَ رَبِّي (Rabbimden senin için af dileyeceğim.)
Kuranla-Arapca-19. Meryem Sûresi-50-98.ayetler
Meali: Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk. Onlar için yüce bir doğruluk dili var ettik (güzel bir söz ile anılmalarını temin ettik). 51. وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مُوسَى إِنَّهُ كَانَ مُخْلَصًا وَكَانَ رَسُولًا نَبِيًّا
Meali: Kitapta Mûsâ'yı da an. Şüphesiz o seçkin bir insan idi. Bir resül, bir nebi idi. 52. وَنَادَيْنَاهُ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ الْأَيْمَنِ وَقَرَّبْنَاهُ نَجِيًّا
Meali: Ona, Tûr dağının sağ tarafından seslendik ve kendisi ile gizlice konuşmak için kendimize yaklaştırdık. 53. وَوَهَبْنَا لَهُ مِنْ رَحْمَتِنَا أَخَاهُ هَارُونَ نَبِيًّا
Meali: Rahmetimiz sonucu kardeşi Hârûn'u bir nebi olarak kendisine bahşettik. 54. وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ إِسْمَاعِيلَ إِنَّهُ كَانَ صَادِقَ الْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولًا نَبِيًّا
Meali: Kitapta İsmâil'i de an. Şüphesiz o sözünde duran bir kimse idi. Bir resül, bir nebi idi. 55. وَكَانَ يَأْمُرُ أَهْلَهُ بِالصَّلَاةِ وَالزَّكَاةِ وَكَانَ عِنْدَ رَبِّهِ مَرْضِيًّا
Meali: Ailesine namaz ve zekatı emrederdi. Rabb'inin katında da hoşnutluğa ulaşmıştı. 56. وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ إِدْرِيسَ إِنَّهُ كَانَ صِدِّيقًا نَبِيًّا
Meali: Kitapta İdris'i de an. Şüphesiz o doğru sözlü bir kimse, bir nebi idi. 57. وَرَفَعْنَاهُ مَكَانًا عَلِيًّا
Meali: Onu yüce bir makama yükselttik. 58. أُولَئِكَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيِّينَ مِنْ ذُرِّيَّةِ آدَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ وَمِنْ ذُرِّيَّةِ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْرَائِيلَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَاجْتَبَيْنَا إِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُ الرَّحْمَٰنِ خَرُّوا سُجَّدًا وَبُكِيًّا
Meali: İşte bunlar, Adem'in ve Nûh ile beraber bindirdiklerimizin soyundan, İbrahim'in ve İsrail'in soyundan, hidayete erdirip seçtiklerimizden kendilerine nimet verdiğimiz nebîlerdir. Kendilerine Rahmân'ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı. 59. فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ أَضَاعُوا الصَّلَاةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَيًّا
Meali: Onlardan sonra, namazı zayi eden, şehvet ve dünyevi tutkularının peşine düşen bir nesil geldi. Onlar bu tutumlarından ötürü büyük bir azaba (gayyaya) çarptırılacaklardır. 60. إِلَّا مَنْ تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَأُولَئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ شَيْئًا
Meali: Ancak tövbe edip inanan ve salih amel işleyenler başka. Onlar cennete girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır. 61. جَنَّاتِ عَدْنٍ الَّتِي وَعَدَ الرَّحْمَٰنُ عِبَادَهُ بِالْغَيْبِ إِنَّهُ كَانَ وَعْدُهُ مَاتِيًّا
Meali: O cennetler, Rahmân'ın kullarına gıyaben vaad ettiği "Adn" cennetleridir. Şüphesiz O'nun va'di kesinlikle gerçekleşir. 62. لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا إِلَّا سَلَامًا وَلَهُمْ رِزْقُهُمْ فِيهَا بُكْرَةً وَعَشِيًّا
Meali: Orada boş söz işitmezler. Yalnızca "selam!" (sesini işitirler). Orada sabah akşam rızıkları da hazırdır. 63. تِلْكَ الْجَنَّةُ الَّتِي نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَنْ كَانَ تَقِيًّا
Meali: Kullarımızdan takva sahibi olanları varis kılacağımız cennet işte budur. 64. وَمَا نَتَنَزَّلُ إِلَّا بِأَمْرِ رَبِّكَ لَهُ مَا بَيْنَ أَيْدِينَا وَمَا خَلْفَنَا وَمَا بَيْنَ ذَلِكَ وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِيًّا
Meali: (Melekler şöyle der:) "Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bu ikisi arasında ne varsa O'na aittir. Rabbin asla unutkan değildir." 65. رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَاعْبُدْهُ وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِهِ هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِيًّا
Meali: O, göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Şu halde O'na ibadet et ve O'na ibadet etmede sabırlı ol. Hiç O'nun adını taşıyan bir başkasını biliyor musun? 66. وَيَقُولُ الْإِنْسَانُ أَإِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ أُخْرَجُ حَيًّا
Meali: İnsan der ki: "Ben öldüğüm zaman, ileride gerçekten diri olarak çıkarılacak mıyım?" 67. أَوَلَا يَذْكُرُ الْإِنْسَانُ أَنَّا خَلَقْنَاهُ قَبْلُ وَلَمْ يَكُ شَيْئًا
Meali: İnsan, daha önce hiçbir şey değilken kendisini yarattığımızı hatırlamaz mı? 68. فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ وَالشَّيْطَانَ ثُمَّ لَنُحْضِرَنَّهُمْ حَوْلَ جَهَنَّمَ جِثِيًّا
Meali: Rabbine andolsun, onları şeytanlarla beraber mutlaka haşredeceğiz. Sonra onları cehennemin çevresinde diz üstü hazır edeceğiz. 69. ثُمَّ لَنَنْزِعَنَّ مِنْ كُلِّ شِيعَةٍ أَيُّهُمْ أَشَدُّ عَلَى الرَّحْمَٰنِ عِتِيًّا
Meali: Sonra her bir topluluktan, Rahman'a karşı en isyankâr olanları mutlaka çekip çıkaracağız. 70. ثُمَّ لَنَحْنُ أَعْلَمُ بِالَّذِينَ هُمْ أَوْلَى بِهَا صِلِيًّا
Meali: Sonra oraya girmeye daha layık olanları bizim çok daha iyi bildiğimiz kesinidir. 71. وَإِنْ مِنْكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْمًا مَقْضِيًّا
Meali: İçinizden hiçbiriniz hariç kalmamak üzere herkes oraya varacaktır. Bu, Rabbinin katında kesinleşmiş bir hüküm müdür. 72. ثُمَّ نُنَجِّي الَّذِينَ اتَّقَوْا وَنَذَرُ الظَّالِمِينَ فِيهَا جِثِيًّا
Meali: Sonra takva sahiplerini kurtaracağız, zalimleri de orada diz üstü çökmüş olarak bırakacağız. 73. وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ آمَنُوا أَيُّ الْفَرِيقَيْنِ خَيْرٌ مَقَامًا وَأَحْسَنُ نَدِيًّا
Meali: Kendilerine ayetlerimiz apaçık okunduğu zaman, inkar edenler, iman edenlere dediler ki: "İki topluluktan hangisi makam bakımından daha iyi, meclis bakımından daha güzeldir?" 74. وَكَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هُمْ أَحْسَنُ أَثَاثًا وَرِئْيًا
Meali: Onlardan önce, mal ve imkân bakımından daha güzel, görünüş bakımından daha göz alıcı nice nesiller helâk ettik. 75. قُلْ مَنْ كَانَ فِي الضَّلَالَةِ فَلْيَمْدُدْ لَهُ الرَّحْمَٰنُ مَدًّا حَتَّى إِذَا رَأَوْا مَا يُوعَدُونَ إِمَّا الْعَذَابَ وَإِمَّا السَّاعَةَ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مَكَانًا وَأَحْسَنُ جُنْدًا
Meali: De ki: "Kim sapıklıkta ise, Rahman ona süre versin. Nihayet kendilerine vaad edilen azabı veya kıyameti gördüklerinde, kimin yeri daha fena, taraftarları daha zayıfmiş, bilecekler." 76. وَيَزِيدُ اللَّهُ الَّذِينَ اهْتَدَوْا هُدًى وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِنْدَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ مَرَدًّا
Meali: Allah hidayete erenlerin hidayetini artırır. Kalıcı olan salih ameller, Rabbinin katında sevap bakımından da hayırlıdır, sonuç bakımından da daha hayırlıdır. 77. أَفَرَأَيْتَ الَّذِي كَفَرَ بِآيَاتِنَا وَقَالَ لَأُوتَيَنَّ مَالًا وَوَلَدًا
Meali: Âyetlerimizi inkar edip "Bana elbette mal ve evlat verilecek!" diyen kimseyi gördün mü? 78. أَطَلَعَ الْغَيْبَ أَمِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمَٰنِ عَهْدًا
Meali: Gaybı mı görüپ bildi, yoksa Rahman'dan bir söz mü aldı? 79. كَلَّا سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُ مِنَ الْعَذَابِ مَدًّا
Meali: Asla! Biz onun söylediklerini yazacağız ve azabını uzattıkça uzatacağız. 80. وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ وَيَأْتِينَا فَرْدًا
Meali: Onun söylediği şeylere biz varis olacağız ve o bize tek başına gelecek. 81. وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ آلِهَةً لِيَكُونُوا لَهُمْ عِزًّا
Meali: Onlar, kendileri için birer şeref ve güç kaynağı olsunlar diye Allah'tan başka ilahlar edindiler. 82. كَلَّا سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِدًّا
Meali: Asla! İlahları onların ibadetlerini inkar edecekler ve onlara karşı düşman olacaklar. 83. أَلَمْ تَرَ أَنَّا أَرْسَلْنَا الشَّيَاطِينَ عَلَى الْكَافِرِينَ تَؤُزُّهُمْ أَزًّا
Meali: Kafirlerin başına, onları durmadan günaha ve azgınlığa tahrik eden şeytanları gönderdiğimizi görmedin mi? 84. فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْ إِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَدًّا
Meali: Şu halde onların azaba uğramalarını istemekte acele etme. Biz onlar için ancak (günleri) sayıp durmaktayız. 85. يَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّقِينَ إِلَى الرَّحْمَٰنِ وَفْدًا
Meali: Allah'a karşı gelmekten sakınanları Rahman'ın huzurunda değerli bir heyet olarak toplayacağımız günü düşün! 86. وَنَسُوقُ الْمُجْرِمِينَ إِلَى جَهَنَّمَ وِرْدًا
Meali: Suçluları da suya koşan susuz develer gibi cehenneme sevk edeceğiz. 87. لَا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ إِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِنْدَ الرَّحْمَٰنِ عَهْدًا
Meali: Rahman'ın katında söz almış olanlardan başkaları şefaat hakkına sahip olmayacaklardır. 88. وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمَٰنُ وَلَدًا
Meali: Onlar, "Rahman çocuk edindi" dediler. 89. لَقَدْ جِئْتُمْ شَيْئًا إِدًّا
Meali: Andolsun, siz çok çirkin bir şey ortaya attınız. 90. تَكَادُ السَّمَاوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنْشَقُّ الْأَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَدًّا
Meali: Rahman'a çocuk isnat etmelerinden dolayı neredeyse gökler parçalanacak, yer yarılacak, dağlar yıkılıp çökecektir! 91. أَنْ دَعَوْا لِلرَّحْمَٰنِ وَلَدًا
Meali: Çünkü Rahman'a çocuk yakıştırdılar. 92. وَمَا يَنْبَغِي لِلرَّحْمَٰنِ أَنْ يَتَّخِذَ وَلَدًا
Meali: Halbuki Rahman'a bir çocuk edinmek asla yakışmaz. 93. إِنْ كُلُّ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ إِلَّا آتِي الرَّحْمَٰنِ عَبْدًا
Meali: Göklerde ve yerde olan herkes Rahman'a kul olarak gelecektir. 94. لَقَدْ أَحْصَاهُمْ وَعَدَّهُمْ عَدًّا
Meali: Andolsun, Allah onları ilmiyle kuşatmış ve tek tek saymıştır. 95. وَكُلُّهُمْ آتِيهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَرْدًا
Meali: Onların her biri kıyamet günü O'na tek başına gelecektir. 96. إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ الرَّحْمَٰنُ وُدًّا
Meali: İman edip salih ameller işleyenler var ya, Rahman onlar için (gönüllerde) bir sevgi yaratacaktır. 97. فَإِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ الْمُتَّقِينَ وَتُنْذِرَ بِهِ قَوْمًا لُدًّا
Meali: Kur'an'ı senin dilinle kolaylaştırdık ki, onunla takva sahiplerini müjdeleyesin, inatçı bir kavmi de uyarasın. 98. وَكَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هَلْ تُحِسُُّ مِنْهُمْ مِنْ أَحَدٍ أَوْ تَسْمَعُ لَهُمْ رِكْزًا
Meali: Biz onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Sen onlardan herhangi birinden bir varlık emâresi hissediyor veya onlara ait cılız bir ses işitiyor musun?
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)
- رَحْمَة (Rahmet): Merhamet, lütuf.
Cümle: وَوَهَبْنَا لَهُمْ مِنْ رَحْمَتِنَا (Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk.) - لِسَان (Lisan): Dil, söz.
Cümle: وَجَعَلْنَا لَهُمْ لِسَانَ صِدْقٍ (Onlar için bir doğruluk dili var ettik.) - صِدْق (Sıdk): Doğruluk.
Cümle: لِسَانَ صِدْقٍ عَلِيًّا (Yüce bir doğruluk dili...) - عَلِيّ (Aliy): Yüce.
Cümle: مَكَانًا عَلِيًّا (Yüce bir makam.) - كِتَاب (Kitap): Kitap, metin.
Cümle: وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مُوسَى (Kitapta Musa'yı an.) - رَسُول (Resul): Elçi.
Cümle: وَكَانَ رَسُولًا نَبِيًّا (O bir resul ve nebî idi.) - نَبِيّ (Nebî): Peygamber.
Cümle: وَكَانَ نَبِيًّا (O bir nebî idi.) - جَانِب (Canib): Taraf, yan.
Cümle: مِنْ جَانِبِ الطُّورِ (Tur dağının yanından.) - طُور (Tur): Dağ.
Cümle: جَانِبِ الطُّورِ (Tur dağının kenarı.) - أَيْمَن (Eymen): Sağ taraf.
Cümle: الطُّورِ الْأَيْمَنِ (Tur'un sağ tarafı.) - نَجِيّ (Nejiy): Gizli konuşan.
Cümle: وَقَرَّبْنَاهُ نَجِيًّا (Onu gizlice konuşmak için yaklaştırdık.) - أَخ (Ech): Kardeş.
Cümle: أَخَاهُ هَارُونَ (Kardeşi Harun'u...) - وَعْد (Va'd): Söz, vaat.
Cümle: صَادِقَ الْوَعْدِ (Sözünde duran.) - أَهْل (Ehl): Aile, halk.
Cümle: يَأْمُرُ أَهْلَهُ (Ailesine emrederdi.) - صَلَاة (Salât): Namaz.
Cümle: بِالصَّلَاةِ وَالزَّكَاةِ (Namaz ve zekâtla...) - زَكَاة (Zekat): Zekât.
Cümle: وَالزَّكَاةِ (Ve zekâtla...) - رَبّ (Rabb): Rab, sahip.
Cümle: عِنْدَ رَبِّهِ (Rabbisinin yanında.) - مَرْضِيّ (Mardiy): Hoşnut olunan.
Cümle: مَرْضِيًّا (Hoşnutluğa ermişti.) - صِدِّيق (Sıddîk): Çok doğru.
Cümle: إِنَّهُ كَانَ صِدِّيقًا (O dosdoğru bir kimse idi.) - مَكَان (Mekan): Yer, makam.
Cümle: مَكَانًا عَلِيًّا (Yüce bir makam.) - ذُرِّيَّة (Zürriyet): Soy, nesil.
Cümle: مِنْ ذُرِّيَّةِ آدَمَ (Adem'in soyundan.) - آيَات (Ayât): Ayetler.
Cümle: آيَاتُ الرَّحْمَٰنِ (Rahman'ın ayetleri.) - شَهَوَات (Şehevat): Şehvetler.
Cümle: وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ (Şehvetlerin peşine düştüler.) - غَيّ (Ğayy): Azgınlık.
Cümle: يَلْقَوْنَ غَيًّا (Azgınlıkla karşılaşacaklar.) - جَنَّة (Cenne): Cennet.
Cümle: يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ (Cennete girecekler.)
2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)
- وَهَبْنَا (Wehebnâ / Bağışladık): Kök: و ه ب.
Cümle: وَوَهَبْنَا لَهُمْ مِنْ رَحْمَتِنَا (Onlara rahmetimizden bağışta bulunduk.) - جَعَلْنَا (Cealnâ / Kıldık): Kök: ج ع ل.
Cümle: وَجَعَلْنَا لَهُمْ لِسَانَ صِدْقٍ (Onlar için bir doğruluk dili var ettik.) - اذْكُرْ (Üzkür / An): Kök: ذ ك ر.
Cümle: وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مُوسَى (Kitapta Musa'yı an.) - كَانَ (Kâne / İdi): Kök: ك و ن.
Cümle: إِنَّهُ كَانَ مُخْلَصًا (Şüphesiz o ihlaslı idi.) - نَادَيْنَا (Nâdeynâ / Seslendik): Kök: ن د ي.
Cümle: وَنَادَيْنَاهُ مِنْ جَانِبِ الطُّورِ (Ona Tur'un yanından seslendik.) - قَرَّبْنَا (Karrebnâ / Yaklaştırdık): Kök: ق ر ب.
Cümle: وَقَرَّبْنَاهُ نَجِيًّا (Onu kendimize yaklaştırdık.) - يَأْمُرُ (Ye'muru / Emrediyor): Kök: أ م ر.
Cümle: وَكَانَ يَأْمُرُ أَهْلَهُ (Ailesine emrederdi.) - رَفَعْنَا (Refecnâ / Yükselttik): Kök: ر ف ع.
Cümle: وَرَفَعْنَاهُ مَكَانًا عَلِيًّا (Onu yüce bir makama yükselttik.) - أَنْعَمَ (En‘ame / Nimet verdi): Kök: ن ع م.
Cümle: أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ (Allah'ın kendilerine nimet verdiği...) - حَمَلْنَا (Hamelna / Taşıdık, bindirdik): Kök: ح م ل.
Cümle: مِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ (Nuh ile gemiye bindirdiklerimizden...) - هَدَيْنَا (Hedenâ / Hidayet verdik): Kök: ه د ي.
Cümle: وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَاجْتَبَيْنَا (Hidayet verip seçtiklerimizden...) - اجْتَبَيْنَا (İctebeynâ / Seçtik): Kök: ج ب ي.
Cümle: وَاجْتَبَيْنَا (Ve seçtik.) - تُتْلَى (Tutlâ / Okunuyor): Kök: ت ل و.
Cümle: إِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُ الرَّحْمَٰنِ (Onlara ayetler okunduğu zaman.) - خَرُّوا (Harrû / Secdeye kapandılar): Kök: خ ر ر.
Cümle: خَرُّوا سُجَّدًا (Secdeye kapanırlardı.) - خَلَفَ (Halefe / Arkadan geldi): Kök: خ ل ف.
Cümle: فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ (Arkasından bir nesil geldi.) - أَضَاعُوا (Edâ’û / Zayi ettiler): Kök: ض ي ع.
Cümle: أَضَاعُوا الصَّلَاةَ (Namazı zayi ettiler.) - اتَّبَعُوا (İttebe‘û / Tabi oldular): Kök: ت ب ع.
Cümle: وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ (Şehvetlere uydular.) - يَلْقَوْنَ (Yelkavne / Karşılaşacaklar): Kök: ل ق ي.
Cümle: فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَيًّا (Azgınlıkla karşılaşacaklar.) - تَابَ (Tâbe / Tövbe etti): Kök: ت و ب.
Cümle: إِلَّا مَنْ تَابَ (Tövbe edenler hariç.) - آمَنَ (Âmene / İman etti): Kök: أ م ن.
Cümle: وَآمَنَ (Ve iman etti.) - عَمِلَ (Amile / Amel etti): Kök: ع م ل.
Cümle: وَعَمِلَ صَالِحًا (Salih ameller işledi.) - يَدْخُلُونَ (Yedhulûne / Giriyorlar): Kök: د خ ل.
Cümle: يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ (Cennete girecekler.) - يُظْلَمُونَ (Yuzlemûne / Zulme uğratılırlar): Kök: ظ ل م.
Cümle: وَلَا يُظْلَمُونَ شَيْئًا (Haksızlığa uğratılmazlar.) - وَعَدَ (Va‘ade / Vaat etti): Kök: و ع د.
Cümle: الَّتِي وَعَدَ الرَّحْمَٰنُ (Rahman'ın vaat ettiği...) - يَسْمَعُونَ (Yesme‘ûne / İşitiyorlar): Kök: س م ع.
Cümle: لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا (Orada boş söz işitmezler.)
3. Arapça Edat Örnekleri (15 Adet - Harf-i cerler hariç)
- مَا (Mâ - Olumsuzluk / İsmi Mevsul): Anlamı: -ma / -me, şey, ne.
Cümle: وَمَا نَتَنَزَّلُ إِلَّا بِأَمْرِ رَبِّكَ (Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz.) - إِلَّا (İllâ - İstisna edatı): Anlamı: -den başka, ancak.
Cümle: إِلَّا مَنْ تَابَ (Tövbe edenler müstesna.) - لَا (Lâ - Nefy / Olumsuzluk edatı): Anlamı: Asla, değil, yok.
Cümle: لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا (Orada boş söz işitmezler.) - هَل (Hel - İstifham / Soru edatı): Anlamı: Mi / Mı?
Cümle: هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِيًّا (O'na hiç adaş bildin mi?) - ثُمَّ (Summe - Atıf / Bağlaç): Anlamı: Sonra.
Cümle: ثُمَّ لَنَحْنُ أَعْلَمُ (Sonra biz elbette daha iyi biliriz.) - وَ (Vâv - Atıf harfi): Anlamı: Ve.
Cümle: وَآمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا (İman etti ve salih amel işledi.) - فَـ (Fâ - Teb'iyye / Bağlaç): Anlamı: Böylece, hemen, -p.
Cümle: فَخَلَفَ مِنْ بَعْدِهِمْ (Böylece arkalarından geldiler.) - أَوْ (Ev - Terdit / Seçenek edatı): Anlamı: Veya, yahut.
Cümle: أَوْ تَسْمَعُ لَهُمْ رِكْزًا (Yahut cılız bir ses işitiyor musun?) - إِن (İn - Şart edatı): Anlamı: Eğer.
Cümle: إِنْ كُلُّ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ (Göklerde olan herkes müstesna...) - لَقَدْ (Lakad - Tahkik edatı): Anlamı: Andolsun, gerçekten.
Cümle: لَقَدْ جِئْتُمْ شَيْئًا إِدًّا (Andolsun çok çirkin bir şey ortaya attınız.) - سَوْفَ (Sevfe - İstikbal edatı): Anlamı: Yakında, ecek / acak.
Cümle: فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَيًّا (Yakında azgınlıkla karşılaşacaklar.) - أَن (En - Mastar edatı): Anlamı: -mek, -mak (ki).
Cümle: أَنْ يَتَّخِذَ وَلَدًا (Çocuk edinmesi...) - أَيّ (Eyy - İstifham / Belirtme): Anlamı: Hangi.
Cümle: أَيُّهُمْ أَشَدُّ عَلَى الرَّحْمَٰنِ (Hangisi Rahman'a karşı daha azgındır?) - كَلَّا (Kellâ - Reddedilme edatı): Anlamı: Asla, hayır!
Cümle: كَلَّا سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ (Asla! Biz onun söylediklerini yazacağız.) - أَم (Em - İstifham / Seçenek): Anlamı: Yoksa, ya da.
Cümle: أَطَلَعَ الْغَيْبَ أَمِ اتَّخَذَ (Yoksa gaybı mı bildi, ya da söz mü aldı?)
Kuranla-Arapca-19. Meryem Sûresi
20 Önemli Arapça Kelime, Anlamı ve Örnek Cümle
2. عَبْد (Kul) - Örnek: عَبْدِهِ زَكَرِيَّا
3. نِدَاء (Gizli sesleniş) - Örnek: نَادَى رَبَّهُ نِدَاءً خَفِيًّا
4. عَظْم (Kemik) - Örnek: وَوَهَنَ الْعَظْمُ مِنِّي
5. شَيْب (Saçın ağarması, ihtiyarlık) - Örnek: وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْبًا
6. دُعَاء (Dua, yakarış) - Örnek: وَلَمْ أَكُنْ بِدُعَائِكَ رَبِّ شَقِيًّا
7. وَلِيّ (Dost, yardımcı, varis) - Örnek: فَهَبْ لِي مِنْ لَدُنْكَ وَلِيًّا
8. مِيرَاث (Miras) - Örnek: يَرِثُنِي وَيَرِثُ مِنْ آلِ يَعْقُوبَ
9. رَضِيّ (Razı olunmuş, beğenilmiş) - Örnek: وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيًّا
10. غُلَام (Erkek çocuk, oğul) - Örnek: إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ
11. يَحْيَى (Yahya ismi) - Örnek: اسْمُهُ يَحْيَى
12. سَمِيّ (Adaş, benzer isimli) - Örnek: لَمْ نَجْعَلْ لَهُ مِنْ قَبْلُ سَمِيًّا
13. مَكَان (Mekan, yer) - Örnek: مَكَانًا شَرْقِيًّا
14. رُوح (Ruh - Cebrail A.S.) - Örnek: فَأَرْسَلْنَا إِلَيْهَا رُوحَنَا
15. بَشَر (İnsan, beşer) - Örnek: تَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا
16. تَقِيّ (Takva sahibi, sakınan) - Örnek: إِنْ كُنْتَ تَقِيًّا
17. آيَة (Mucize, alamet) - Örnek: وَجَعَلْنَاهُ آيَةً لِلنَّاسِ
18. قَضَاء (Hükmolunmuş iş) - Örnek: وَكَانَ أَمْرًا مَقْضِيًّا
19. بَعِيد (Uzak) - Örnek: مَكَانًا بَعِيدًا
20. سَرِيّ (Şerefli kimse veya küçük akarsu) - Örnek: تَحْتَكِ سَرِيًّا
Meryem Suresi Dilbilgisi ve Kelime Testi (40 Soru)



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.