☝📖İbrahimi ﷺ Muhammedi ﷺ Hanif İslam📖☝﷽𐰃𐰠𐰯☝📖المحمدية☝Muhammediyye📖☝𐰃𐰠𐰯༺الله أكبر ༻

Güncel Duyuru Eylül 2026

Nehvul Vazıh 2.Merhale Derslerimiz Çok Yakında Eylül itibariyle Başlayacak inşallah!Kur'anla Arapça Dilbilgisi derslerimiz ve 116 tane Arapça dilbilgisi konu testi sitemize eklendi..

☝المحمدية☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي 📖 ☝

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية-📖

Teoriye göre;İlluminati(hizbüşşeytan) yani uzaylı ve insan melezi ırklar,yarı vampir,yılan,ejderha vs melez soylardan oluşan topluluk,masonik, illuminatik firavun ve nemrud soylarının hipnoz,büyü,zihin kontrolü,algı yönetimi ile bireyler ve toplumları yönetmesi,hizbüşşeytan illumiatinin küresel illuminatik sistemi; siyaset,medya,sivil toplum,terör örgütleri,mafya,enerji,silah,ilaç,gıda tekeli alanlarda illuminati vardır!

Destek olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.

Kuranla-Arapca-20. Tâhâ Sûresi

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية علي الكتاب و السنة الصحيحة-📖
Üye olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.Kardeşlerimize Önemli :
اعوذ بالله من الشيطان الرجيم
 بسم الله الرحمان الرحيم
 الحمد لله رب العالمين و الصلاة و السلام علي امامنا محمد
 و آله و اهل بيته و صحبه و امته اجمعين
Euzü billahi mineşeydanirracimi ve min hizbihi..
Bismillahirrahmanirrahiym
Allahım cc Şeytandan ve onun hizbi tağutlardan
marid ve hannaslardan,cibt ve belamlardan sana sığınırız.Rahman ve rahiym olan Allahın cc adıyla.. 
Ahmedilik,kadıyanilik,bahailik,Vahhabilik,Şiilik,
illuminati,masonluk,yahudilik,nasırilik,nusayrilik,yezidilik,
sağcılık,solculuk,islamcılık,ateizm,deizm, budizm,hinduizm gibi  İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif İslama aykırı dini,felsefi ve ideolojik akımlardan imanımızı ve dinimizi koruyalım!     
İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif din islamdır!
İslam ise; peygamberler peygamberi cenabı Muhammed   dinidir!..
Nemrut,Firavun,İsis,ra ve el gibi tağutlar(illuminati) ve onların günümüzdeki soylarının ve taraftarlarının dini(inanış,felsefe,ideolojilerinin) değil!
𐰃𐰠𐰯Kur'an ve sahih sünnetin izinde Muhammediyiz𐰃𐰠𐰯
📖☝ المحمدية علي الكتاب و السنة☝📖 Arapça Dersleri☝İslami Sohbetler☝İslami İlimler☝Manevi Rehberlik☝  instagram: https://www.instagram.com/muhammediyye
  • Ders1
  • Ders2
  • Konu Testi
  • Sureler
  • Arapça Dersler
  • ☝📖المحمدية📖☝

Kuranla-Arapca-20. Tâhâ Sûresi-1-69.ayetler

Konu Özeti: Tâhâ Sûresi'nin 1-69. ayetleri arasında; mukatta'a harfleriyle (Tâ-Hâ) başlanarak Kur'an'ın insanlara sıkıntı vermek için değil, sakınanlara bir öğüt olarak indirildiği, Yeri ve gökleri yaratan Yüce Allah'ın kudreti vurgulanır. Ardından Hz. Mûsâ'nın peygamberlikle görevlendirilişi, Tûr vadisindeki ilahî hitap, asasının yılana dönüşüşü ve elinin bembeyaz çıkması mucizeleri anlatılır. Hz. Mûsâ'nın göğsünün genişletilmesi, işinin kolaylaştırılması ve dilindeki düğümün çözülmesi için yaptığı dua ve kardeşi Harun ile birlikte Firavun'a gönderilişi aktarılır. Son bölümde ise Hz. Mûsâ'nın Firavun'un sihirbazlarıyla karşılaşması, sihirbazların asanın mucizesi karşısında gerçeği görüp secdeye kapanarak iman etmeleri detaylı bir şekilde yer almaktadır.

Tâhâ Sûresi 1-69. Ayetler ve Türkçe Çevirileri

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1. طٰهٰ
Meali: Tâ-Hâ. 2. مَا أَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لِتَشْقَى
Meali: Biz Kur'an'ı sana sıkıntı çekesin diye indirmedik. 3. إِلَّا تَذْكِرَةً لِمَنْ يَخْشَى
Meali: Ancak (Allah'tan) korkan kimselere bir öğüt olsun diye indirdik. 4. تَنْزِيلًا مِمَّنْ خَلَقَ الْأَرْضَ وَالسَّمَاوَاتِ الْعُلَى
Meali: (O,) yeri ve yüce gökleri yaratan katından peyderpey indirilmiştir. 5. الرَّحْمَنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى
Meali: Rahmân, Arş üzerine istiva etmiştir (hükümrandır). 6. لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرَى
Meali: Göklerde, yerde, ikisi arasında ve toprağın altında ne varsa O'nundur. 7. وَإِنْ تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَإِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَأَخْفَى
Meali: Eğer sözü açıktan söylersen, bil ki O, gizliyi de, ondan daha gizliyi de bilir. 8. اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ لَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى
Meali: Allah, kendisinden başka ilah olmayandır. En güzel isimler O'nundur. 9. وَهَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ مُوسَى
Meali: Sana Mûsâ'nın haberi geldi mi? 10. إِذْ رَأَى نَارًا فَقَالَ لِأَهْلِهِ امْكُثُوا إِنِّي آنَسْتُ نَارًا لَعَلِّي آتِيكُمْ مِنْهَا بِقَبَسٍ أَوْ أَجِدُ عَلَى النَّارِ هُدًى
Meali: Hani o bir ateş görmüştü de ailesine, "Durun! Ben bir ateş gördüm; belki ondan size bir kor getiririm veya ateşin başında bir kılavuz bulurum" demişti. 11. فَلَمَّا أَتَاهَا نُودِيَ يَا مُوسَى
Meali: Ateşin yanına varınca kendisine şöyle seslenildi: "Ey Mûsâ!" 12. إِنِّي أَنَا رَبُّكَ فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَ إِنَّكَ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًى
Meali: "Şüphe yok ki ben senin Rabbinim! Hemen pabuçlarını çıkar; çünkü sen mukaddes vadi Tûvâ'dasın." 13. وَأَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِعْ لِمَا يُوحَى
Meali: "Ben seni seçtim; şimdi vahyedilene kulak ver." 14. إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي
Meali: "Şüphesiz ben Allah'ım. Benden başka ilah yoktur. Öyleyse bana ibadet et ve beni anmak için namazı kıl." 15. إِنَّ السَّاعَةَ آتِيَةٌ أَكَادُ أُخْفِيهَا لِتُجْزَى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا تَسْعَى
Meali: "Kıyamet mutlaka gelecektir. Herkes peşine koştüğü şeyle karşılık görsün diye neredeyse onu gizleyeceğim." 16. فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِهَا وَاتَّبَعَ هَوَاهُ فَتَرْدَى
Meali: "Ona inanmayan ve hevesine uyan kimseler sakın seni ondan alıkoymasın; yoksa helâk olursun!" 17. وَمَا تِلْكَ بِيَمِينِكَ يَا مُوسَى
Meali: "Şu sağ elindeki nedir ey Mûsâ?" 18. قَالَ هِيَ عَصَايَ أَتَوَكَّؤُ عَلَيْهَا وَأَهُشُّ بِهَا عَلَى غَنَمِي وَلِيَ فِيهَا مَآرِبُ أُخْرَى
Meali: "O asamdır, dedi, ona dayanırım, onunla davarıma yaprak silkelerim; benim için onda başka faydalar da vardır." 19. قَالَ أَلْقِهَا يَا مُوسَى
Meali: Buyurdu ki: "Onu yere at, ey Mûsâ!" 20. فَأَلْقَاهَا فَإِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعَى
Meali: Onu hemen attı, bir de ne görsün, hızla sürünen bir yılan oluvermiş! 21. قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ سَنُعِيدُهَا سِيرَتَهَا الْأُولَى
Meali: Buyurdu ki: "Al onu, korkma! Biz onu ilk durumuna döndüreceğiz." 22. وَاضْمُمْ يَدَكَ إِلَى جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاءَ مِنْ غَيْرِ سُوءٍ آيَةً أُخْرَى
Meali: "Elini koltuk altından çıkar ki, kusursuz olarak bembeyaz çıksın. Bu da başka bir mucizedir." 23. لِنُرِيَكَ مِنْ آيَاتِنَا الْكُبْرَى
Meali: "Sana büyük mucizelerimizden bir kısmını gösterelim diye." 24. اِذْهَبْ إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى
Meali: "Firavun'a git; çünkü o azmıştır." 25. قَالَ رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي
Meali: (Mûsâ) dedi ki: "Rabbim! Göğsümü genişlet." 26. وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي
Meali: "İşimi bana kolaylaştır." 27. وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَانِي
Meali: "Dilimden düğümü çöz." 28. يَفْقَهُوا قَوْلِي
Meali: "Ki sözümü iyice anlasınlar." 29. وَاجْعَلْ لِي وَزِيرًا مِنْ أَهْلِي
Meali: "Bana ailemden bir vezir (yardımcı) kıl." 30. هَارُونَ أَخِي
Meali: "Kardeşim Hârûn'u." 31. اُشْدُدْ بِهِ أَزْرِي
Meali: "Onunla arkamı kuvvetlendir." 32. وَأَشْرِكْهُ فِي أَمْرِي
Meali: "Ve onu işime ortak et." 33. كَيْ نُسَبِّحَكَ كَثِيرًا
Meali: "Böylece seni çok çok tesbih edelim." 34. وَنَذْكُرَكَ كَثِيرًا
Meali: "Ve seni çokça zikredelim." 35. إِنَّكَ كُنْتَ بِنَا بَصِيرًا
Meali: "Şüphesiz sen bizi görmektesin." 36. قَالَ قَدْ أُوتِيتَ سُؤْلَكَ يَا مُوسَى
Meali: (Allah) buyurdu ki: "Ey Mûsâ! İstediğin sana verilmiştir." 37. وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً أُخْرَى
Meali: "Andolsun biz sana daha önce de bir defa lütufta bulunmuştuk." 38. إِذْ أَوْحَيْنَا إِلَى أُمِّكَ مَا يُوحَى
Meali: "Anneciğine vahyedilecek şeyi vahyetmiştik:" 39. أَنِ اقْذِفْهِ فِي التَّابُوتِ فَاقْذِفْهِ فِي الْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ الْيَمُّ بِالسَّاحِلِ يَأْخُذْهُ عَدُوٌّ لِي وَعَدُوٌّ لَهُ وَأَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِنِّي وَلِتُصْنَعَ عَلَى عَيْنِي
Meali: "'Onu sandığa koy, denize at; deniz onu sahile atsın da benim düşmanım ve onun düşmanı olan biri onu alsın.' Gözümün önünde yetiştirilmen için sana kendimden bir sevgi bıraktım." 40. إِذْ تَمْشِي أُخْتُكَ فَتَقُولُ هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى مَنْ يَكْفُلُهُ فَرَجَعْنَاكَ إِلَى أُمِّكَ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ وَقَتَلْتَ نَفْسًا فَنَجَّيْنَاكَ مِنَ الْغَمِّ وَفَتَنَّاكَ فُتُونًا فَلَبِثْتَ سِنِينَ فِي أَهْلِ مَدْيَنَ ثُمَّ جِئْتَ عَلَى قَدَرٍ يَا مُوسَى
Meali: "Hani kız kardeşin yürüyüp gelmiş ve 'Ona bakacak birisini size bulayım mı?' demişti. Gözü aydın olsun, üzülmesin diye seni anneye böylece geri döndürdük. Sen bir adam öldürmüştün de seni kederden kurtarmıştık; seni çeşitli sınavlardan geçirmiştik. Medyen halkı arasında yıllarca kalmıştın. Ey Mûsâ, sonra takdir edilen bir zamanda geldin." 41. وَاصْطَنَعْتُكَ لِنَفْسِي
Meali: "Seni kendim için seçtim." 42. اِذْهَبْ أَنْتَ وَأَخُوكَ بِآيَاتِي وَلَا تَنِيَا فِي ذِكْرِي
Meali: "Sen ve kardeşin mucizelerimle gidin; beni zikretmekte gevşeklik göstermeyin." 43. اِذْهَبَا إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى
Meali: "İkiniz birlikte Firavun'a gidin; çünkü o azmıştır." 44. فَقُولَا لَهُ قَوْلًا لَيِّنًا لَعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ أَوْ يَخْشَى
Meali: "Ona yumuşak söz söyleyin; belki öğüt alır veya korkar." 45. قَالَا رَبَّنَا إِنَّنَا نَخَافُ أَنْ يَفْرُطَ عَلَيْنَا أَوْ أَنْ يَطْغَى
Meali: (Mûsâ ve Harun) dediler ki: "Rabbimiz! Biz onun bize karşı aşırı gitmesinden yahut azmasından korkuyoruz." 46. قَالَ لَا تَخَافَا إِنَّنِي مَعَكُمَا أَسْمَعُ وَأَرَى
Meali: Buyurdu ki: "Korkmayın; çünkü ben sizinleyim, işitirim ve görürüm." 47. فَأْتِيَاهُ فَقُولَا إِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ فَأَرْسِلْ مَعَنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ وَلَا تُعَذِّبْهُمْ قَدْ جِئْنَاكَ بِآيَةٍ مِنْ رَبِّكَ وَالسَّلَامُ عَلَى مَنِ اتَّبَعَ الْهُدَى
Meali: "Hemen ona gidin deyin ki: 'Biz senin Rabbinin elçileriyiz; İsrailoğullarını bizimle gönder, onlara azap etme. Sana Rabbinden bir mucize getirdik. Selam hidayete uyanların üzerinedir.'" 48. إِنَّا قَدْ أُوحِيَ إِلَيْنَا أَنَّ الْعَذَابَ عَلَى مَنْ كَذَّبَ وَتَوَلَّى
Meali: "Şüphesiz bize vahyedildi ki: Azap, yalanlayanın ve yüz çevirenin üzerindedir." 49. قَالَ فَمَنْ رَبُّكُمَا يَا مُوسَى
Meali: (Firavun) dedi ki: "İkinizin Rabbi kimdir, ey Mûsâ?" 50. قَالَ رَبُنَا الَّذِي أَعْطَى كُلَّ شَيْءٍ خَلْقَهُ ثُمَّ هَدَى
Meali: (Mûsâ) dedi ki: "Bizim Rabbimiz, her şeye yaratılışını veren, sonra da yolunu gösterendir." 51. قَالَ فَمَا بَالُ الْقُرُونِ الْأُولَى
Meali: (Firavun) dedi ki: "Öyleyse önceki nesillerin durumu nedir?" 52. قَالَ عِلْمُهَا عِنْدَ رَبِّي فِي كِتَابٍ لَا يَضِلُّ رَبِّي وَلَا يَنْسَى
Meali: (Mûsâ) dedi ki: "Onların bilgisi Rabbimin katında bir kitaptadır. Rabbim ne yanılır ne de unutur." 53. الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ مَهْدًا وَسَلَكَ لَكُمْ فِيهَا سُبُلًا وَأَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَخْرَجْنَا بِهِ أَزْوَاجًا مِنْ نَبَاتٍ شَتَّى
Meali: "O, yeryüzünü sizin için bir beşik yapan, orada sizin için yollar açan ve gökten su indirendir. Biz o su ile türlü türlü bitkilerden çiftler çıkardık." 54. كُلُوا وَارْعَوْا أَنْعَامَكُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِأُولِي النُّهَى
Meali: "Yeyin, hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için nice ibretler vardır." 55. مِنْهَا خَلَقْنَاكُمْ وَفِيهَا نُعِيدُكُمْ وَمِنْهَا نُخْرِجُكُمْ تَارَةً أُخْرَى
Meali: "Sizi oradan (topraktan) yarattık, yine oraya döndüreceğiz ve bir kez daha sizi oradan çıkaracağız." 56. وَلَقَدْ أَرَيْنَاهُ آيَاتِنَا كُلَّهَا فَكَذَّبَ وَأَبَى
Meali: Andolsun biz ona bütün mucizelerimizi gösterdik; fakat o yalanladı ve direndi. 57. قَالَ أَجِئْتَنَا لِتُخْرِجَنَا مِنْ أَرْضِنَا بِسِحْرِكَ يَا مُوسَى
Meali: (Firavun) dedi ki: "Ey Mûsâ! Sihrinle bizi yurdumuzdan çıkarmaya mı geldin?" 58. فَلَنَأْتِيَنَّكَ بِسِحْرٍ مِثْلِهِ فَاجْعَلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ مَوْعِدًا لَا نُخْلِفُهُ نَحْنُ وَلَا أَنْتَ مَكَانًا سُوًى
Meali: "Biz de sana mutlaka onun gibi bir sihir getireceğiz. Şimdi seninle bizim aramızda, bizim de senin de uyacağımız düz ve orta bir yerde buluşma zamanı ve yeri belirle." 59. قَالَ مَوْعِدُكُمْ يَوْمُ الزِّينَةِ وَأَنْ يُحْشَرَ النَّاسُ ضُحًى
Meali: (Mûsâ) dedi ki: "Buluşma vaktiniz zînet (bayram) günü ve insanların kuşluk vakti bir araya toplanmasıdır." 60. فَتَوَلَّى فِرْعَوْنُ فَجَمَعَ كَيْدَهُ ثُمَّ أَتَى
Meali: Bunun üzerine Firavun dönüp gitti, hilesini topladı, sonra geldi. 61. قَالَ لَهُمْ مُوسَى وَيْلَكُمْ لَا تَفْتَرُوا عَلَى اللَّهِ كَذِبًا فَيُسْحِتَكُمْ بِعَذَابٍ وَقَدْ خَابَ مَنِ افْتَرَى
Meali: Mûsâ onlara dedi ki: "Yazıklar olsun size! Allah'a karşı yalan uydurmayın; sonra bir azapla kökünüzü kurutur. İftira eden elbette hüsrana uğramıştır." 62. فَتَنَازَعُوا أَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ وَأَسَرُّوا النَّجْوَى
Meali: Bunun üzerine aralarında işlerini tartıştılar, fısıldaştılar. 63. قَالُوا إِنْ هَذَانِ لَسَاحِرَانِ يُرِيدَانِ أَنْ يُخْرِجَاكُمْ مِنْ أَرْضِكُمْ بِسِحْرِهِمَا وَيَذْهَبَا بِطَرِيقَتِكُمُ الْمُثْلَى
Meali: Dediler ki: "Şüphesiz bu ikisi, sihirleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve en örnek yolunuzu ortadan kaldırmak isteyen iki sihirbazdır." 64. فَأَجْمِعُوا كَيْدَكُمْ ثُمَّ اِئْتُوا صَفًّا وَقَدْ أَفْلَحَ الْيَوْمَ مَنِ اسْتَعْلَى
Meali: "Bütün hilesel gücünüzü birleştirin, sonra sıra halinde gelin. Bugün kim üstün gelirse başarı onun olacaktır." 65. قَالُوا يَا مُوسَى إِمَّا أَنْ تُلْقِيَ وَإِمَّا أَنْ نَكُونَ أَوَّلَ مَنْ أَلْقَى
Meali: (Sihirbazlar) dediler ki: "Ey Mûsâ! Ya önce sen at, yahut ilk atan biz olalım." 66. قَالَ بَلْ أَلْقُوا فَإِذَا حِبَالُهُمْ وَعِصِيُّهُمْ يُخَيَّلُ إِلَيْهِ مِنْ سِحْرِهِمْ أَنَّهَا تَسْعَى
Meali: (Mûsâ) dedi ki: "Hayır, siz atın!" Bir de ne görsün, onların ipleri ve sopaları, sihirlerinden ötürü kendisine hızla hareket ediyor gibi görünmüştü. 67. فَأَوْجَسَ فِي نَفْسِهِ خِيفَةً مُوسَى
Meali: Mûsâ içinden bir korku duydu. 68. قُلْنَا لَا تَخَفْ إِنَّكَ أَنْتَ الْأَعْلَى
Meali: Şöyle dedik: "Korkma! Çünkü sensin en üstün olan." 69. وَأَلْقِ مَا فِي يَمِينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُوا إِنَّمَا صَنَعُوا كَيْدُ سَاحِرٍ وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُ حَيْثُ أَتَى
Meali: "Sağ elindekini at ki, onların yaptıklarını yutsun. Şüphesiz yaptıkları bir sihirbaz hilesidir. Sihirbaz ise nereye varsa kurtuluşa eremez."

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (20 Adet)

  • الْقُرْآنُ (El-Kur'ân):
    Anlamı: Okunan ilahi kitap, Kur'an-ı Kerim.
    Cümle: مَا أَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ (Biz Kur'an'ı sana indirmedik.)
  • الْأَرْضُ (El-Ard):
    Anlamı: Yeryüzü, dünya, toprak.
    Cümle: مِمَّنْ خَلَقَ الْأَرْضَ (Yeri yaratan katından.)
  • السَّمَاوَاتُ (Es-Semâvât):
    Anlamı: Gökler, semalar.
    Cümle: لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ (Göklerde ne varsa O'nundur.)
  • الْعَرْشُ (El-Arş):
    Anlamı: Kudret tahtı, ilahi makam.
    Cümle: الرَّحْمَنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى (Rahman Arş'a istiva etmiştir.)
  • السِّرّ (Es-Sirr):
    Anlamı: Gizli, sır.
    Cümle: يَعْلَمُ السِّرَّ (O gizliyi bilir.)
  • الْأَسْمَاء (El-Esmâ):
    Anlamı: İsimler, adlar.
    Cümle: لَهُ الْأَسْمَاءُ الْحُسْنَى (En güzel isimler O'nundur.)
  • نَار (Nâr):
    Anlamı: Ateş, alev.
    Cümle: إِذْ رَأَى نَارًا (Hani bir ateş görmüştü.)
  • أَهْل (Ehl):
    Anlamı: Aile, yakınlar, halk.
    Cümle: فَقَالَ لِأَهْلِهِ (Ailesine dedi ki.)
  • عَصَا (Asâ):
    Anlamı: Asa, değnek.
    Cümle: قَالَ هِيَ عَصَايَ (O asamdır, dedi.)
  • غَنَم (Ğanem):
    Anlamı: Koyun, küçükbaş hayvan.
    Cümle: وَلِي فِيهَا مَآرِبُ (Onda benim için başka yararlar var.)
  • حَيَّة (Hayye):
    Anlamı: Yılan.
    Cümle: فَإِذَا هِيَ حَيَّةٌ (O bir yılan oluverdi.)
  • يَد (Yed):
    Anlamı: El, kol.
    Cümle: وَاضْمُمْ يَدَكَ (Elini koy.)
  • صَدْر (Sadr):
    Anlamı: Göğüs, kalpteki yer.
    Cümle: رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي (Rabbim göğsümü genişlet.)
  • لِسَان (Lisân):
    Anlamı: Dil, konuşma organı.
    Cümle: وَاِحْلُلْ عُقْدَةً مِنْ لِسَانِي (Dilimdeki düğümü çöz.)
  • أَخ (Eh):
    Anlamı: Kardeş.
    Cümle: هَارُونَ أَخِي (Kardeşim Harun'u.)
  • تَابُوت (Tâbût):
    Anlamı: Sandık.
    Cümle: اقْذِفْهِ فِي التَّابُوتِ (Onu sandığa koy.)
  • يَمّ (Yemm):
    Anlamı: Deniz, büyük su.
    Cümle: فَاقْذِفْهُ فِي الْيَمِّ (Onu denize at.)
  • عَدُوّ (Aduvv):
    Anlamı: Düşman.
    Cümle: عَدُوٌّ لِي وَعَدُوٌّ لَهُ (Benim de düşmanım, onun da düşmanı.)
  • مَاء (Mâ):
    Anlamı: Su.
    Cümle: وَأَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً (Gökten su indirdi.)
  • سِحْر (Sihir):
    Anlamı: Büyü, sihir.
    Cümle: كَيْدُ سَاحِرٍ (Sihirbaz hilesi.)

2. Arapça Fiil Örnekleri (20 Adet)

  • أَنْزَلَ (Enzele):
    Kökü: ن ز ل / Anlamı: İndirdi.
    Cümle: مَا أَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ (Biz Kur'an'ı sana indirmedik.)
  • خَلَقَ (Halaka):
    Kökü: خ ل ق / Anlamı: Yarattı.
    Cümle: مِمَّنْ خَلَقَ الْأَرْضَ (Yeri yaratan katından.)
  • يَعْلَمُ (Ya'lemu):
    Kökü: ع ل م / Anlamı: Biliyor, bilir.
    Cümle: فَإِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ (Çünkü O gizliyi bilir.)
  • رَأَى (Reâ):
    Kökü: ر ء ي / Anlamı: Gördü.
    Cümle: إِذْ رَأَى نَارًا (Hani bir ateş görmüştü.)
  • أَتَى (Atâ):
    Kökü: أ ت ي / Anlamı: Geldi, vardı.
    Cümle: فَلَمَّا أَتَاهَا نُودِيَ (Oraya varınca seslenildi.)
  • يُؤْمِنُونَ (Yu'minûne):
    Kökü: ء م ن / Anlamı: İnanıyorlar, iman ederler.
    Cümle: مَنْ لَا يُؤْمِنُ بِهَا (Ona inanmayan.)
  • قَالَ (Kâle):
    Kökü: ق و ل / Anlamı: Dedi.
    Cümle: فَقَالَ لِأَهْلِهِ (Ailesine dedi ki.)
  • أَلْقَى (Elkâ):
    Kökü: ل ق ي / Anlamı: Attı.
    Cümle: وَأَلْقِ مَا فِي يَمِينِكَ (Sağındakini at.)
  • تَخَفْ (Tehaf):
    Kökü: خ و ف / Anlamı: Korkma.
    Cümle: لَا تَخَفْ إِنَّكَ أَنْتَ الْأَعْلَى (Korkma, sen en üstünsün.)
  • شَرَحَ (Şaraha):
    Kökü: ش ر ح / Anlamı: Açtı, genişletti.
    Cümle: رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي (Rabbim göğsümü aç/genişlet.)
  • يَسَّرَ (Yessere):
    Kökü: ي س ر / Anlamı: Kolaylaştırdı.
    Cümle: وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي (İşimi kolaylaştır.)
  • حَلَّ (Halle):
    Kökü: ح ل ل / Anlamı: Çözdü.
    Cümle: وَاحْلُلْ عُقْدَةً (Düğümü çöz.)
  • فَقِهَ (Fekihe):
    Kökü: ف ق ه / Anlamı: Anladı.
    Cümle: يَفْقَهُوا قَوْلِي (Sözümü anlasınlar.)
  • جَعَلَ (Ceale):
    Kökü: ج ع ل / Anlamı: Kıldı, yaptı.
    Cümle: وَاجْعَلْ لِي وَزِيرًا (Bana bir vezir kıl.)
  • أَوْحَى (Evhâ):
    Kökü: و ح ي / Anlamı: Vahyetti.
    Cümle: إِذْ أَوْحَيْنَا إِلَى أُمِّكَ (Annenize vahyettiğimizde.)
  • رَجَعَ (Recea):
    Kökü: ر ج ع / Anlamı: Döndü.
    Cümle: فَرَجَعْنَاكَ إِلَى أُمِّكَ (Seni annene geri döndürdük.)
  • لَبِثَ (Lebise):
    Kökü: ل ب ث / Anlamı: Kaldı, eğleşti.
    Cümle: فَلَبِثْتَ سِنِينَ (Yıllarca kalmıştın.)
  • أَعْطَى (A'tâ):
    Kökü: ع ط و / Anlamı: Verdi.
    Cümle: الَّذِي أَعْطَى كُلَّ شَيْءٍ (Her şeye [yaratılışını] veren.)
  • هَدَى (Hedâ):
    Kökü: ه د ي / Anlamı: Yol gösterdi, hidayet etti.
    Cümle: ثُمَّ هَدَى (Sonra yol gösterdi.)
  • أَفْلَحَ (Efleha):
    Kökü: ف ل ح / Anlamı: Kurtuluşa erdi, başarı kazandı.
    Cümle: وَقَدْ أَفْلَحَ الْيَوْمَ (Bugün başarıya ulaşan kesinlikle kurtulmuştur.)

3. Arapça Edat Örnekleri (Harfi Cerler Hariç - 10 Adet)

  • مَا (Mâ - Olumsuzluk / İlgi edatı):
    Anlamı: -meyen, değil, şey.
    Cümle: مَا أَنْزَلْنَا عَلَيْكَ (Biz sana indirmedik.)
  • إِلَّا (İllâ - İstisna edatı):
    Anlamı: Ancak, -den başka, yalnız.
    Cümle: إِلَّا تَذْكِرَةً (Yalnızca bir öğüt olarak.)
  • وَ (Vâv - Atıf edatı):
    Anlamı: Ve.
    Cümle: الْأَرْضَ وَالسَّمَاوَاتِ (Yer ve gökler.)
  • أَوْ (Ev - Atıf edatı):
    Anlamı: Veya, ya da.
    Cümle: بِقَبَسٍ أَوْ أَجِدُ (Bir kor getiririm veya bulurum.)
  • هَلْ (Hel - Soru edatı):
    Anlamı: Mı / mi?
    Cümle: وَهَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ مُوسَى (Sana Musa'nın haberi geldi mi?)
  • لَعَلَّ (Lealle - Temenni / Beklenti edatı):
    Anlamı: Belki, umulur ki.
    Cümle: لَعَلِّي آتِيكُمْ (Belki size getireyim.)
  • إِذْ (İz - Zaman zarfı / edat):
    Anlamı: Hani, ...dığı zaman.
    Cümle: إِذْ رَأَى نَارًا (Hani bir ateş görmüştü.)
  • لَا (Lâ - Olumsuzluk / Nehy edatı):
    Anlamı: Değil, yok, sakın.
    Cümle: لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ (Ondan başka ilah yoktur.)
  • إِنَّ (İnne - Tekit edatı):
    Anlamı: Şüphesiz, muhakkak.
    Cümle: إِنَّ السَّاعَةَ آتِيَةٌ (Şüphesiz kıyamet gelmektedir.)
  • ثُمَّ (Summe - Sıralama bağlacı):
    Anlamı: Sonra.
    Cümle: ثُمَّ أَتَى (Sonra geldi.)

Kuranla-Arapca-20. Tâhâ Sûresi-70-135.ayetler

Konu Özeti: Tâhâ Sûresi'nin 70-135. ayetleri arasında; Hz. Musa ile sihirbazların karşılaşması ve sihirbazların iman etmesi, Firavun'un tehditleri ve müminlerin sebatı, İsrailoğullarının Mısır'dan çıkışı ve denizi geçmesi, Samiri'nin altından buzağı yaparak kavmi saptırması, Hz. Musa'nın kavmini ve Hz. Harun'u uyarması, Hz. Adem'in yaratılış kıssası, uyarılar, kıyamet sahneleri ve ahiret ahvali etraflıca ele alınmaktadır.

Tâhâ Sûresi 70-135. Ayetler (Okuma Parçası)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
70. فَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سُجَّدًا قَالُٓوا اٰمَنَّا بِرَبِّ هٰرُونَ وَمُوسٰى
71. قَالَ ءآمَنْتُمْ لَهُ قَبْلَ أَنْ آذَنَ لَكُمْ إِنَّهُ لَكَبِيرُكُمُ الَّذِي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ فَلَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ مِنْ خِلَافٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ فِي جُذُوعِ النَّخْلِ وَلَتَعْلَمُنَّ أَيُّنَا أَشَدُّ عَذَابًا وَأَبْقَى
72. قَالُوا لَنْ نُؤْثِرَكَ عَلَى مَا جَاءَنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالَّذِي فَطَرَنَا فَاقْضِ مَا أَنْتَ قَاضٍ إِنَّمَا تَقْضِي هَذِهِ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا
73. إِنَّا آمَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغْفِرَ لَنَا خَطَايَانَا وَمَا أَكْرَهْتَنَا عَلَيْهِ مِنَ السِّحْرِ وَاللَّهُ خَيْرٌ وَأَبْقَى
74. إِنَّهُ مَنْ يَأْتِ رَبَّهُ مُجْرِمًا فَإِنَّ لَهُ جَهَنَّمَ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيَى
75. وَمَنْ يَأْتِهِ مُؤْمِنًا قَدْ عَمِلَ الصَّالِحَاتِ فَأُولَئِكَ لَهُمُ الدَّرَجَاتُ الْعُلَى
76. جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَذَلِكَ جَزَاءُ مَنْ تَزَكَّى
77. وَلَقَدْ أَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِي فَاضْرِبْ لَهُمْ طَرِيقًا فِي الْبَحْرِ يَبَسًا لَا تَخَافُ دَرَكًا وَلَا تَخْشَى
78. فَأَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ بِجُنُودِهِ فَغَشِيَهُمْ مِنَ الْيَمِّ مَا غَشِيَهُمْ
79. وَأَضَلَّ فِرْعَوْنُ قَوْمَهُ وَمَا هَدَى
80. يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ قَدْ أَنْجَيْنَاكُمْ مِنْ عَدُوِّكُمْ وَوَاعَدْنَاكُمْ جَانِبَ الطُّورِ الْأَيْمَنَ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنِّ وَالسَّلْوَى
81. كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَلَا تَطْغَوْا فِيهِ فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبِي وَمَنْ يَحْلِلْ عَلَيْهِ غَضَبِي فَقَدْ هَوَى
82. وَإِنِّي لَغَفَّارٌ لِمَنْ تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا ثُمَّ اهْتَدَى
83. وَمَا أَعْجَلَكَ عَنْ قَوْمِكَ يَا مُوسَى
84. قَالَ هُمْ أُولَاءِ عَلَى أَثَرِي وَعَجِلْتُ إِلَيْكَ رَبِّ لِتَرْضَى
85. قَالَ فَإِنَّا قَدْ فَتَنَّا قَوْمَكَ مِنْ بَعْدِكَ وَأَضَلَّهُمُ السَّامِرِيُّ
86. فَرَجَعَ مُوسَى إِلَى قَوْمِهِ غَضْبَانَ أَسِفًا قَالَ يَا قَوْمِ أَلَمْ يَعِدْكُمْ رَبُّكُمْ وَعْدًا حَسَنًا أَفَطَالَ عَلَيْكُمُ الْعَهْدُ أَمْ أَرَدْتُمْ أَنْ يَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبٌ مِنْ رَبِّكُمْ فَأَخْلَفْتُمْ مَوْعِدِي
87. قَالُوا مَا أَخْلَفْنَا مَوْعِدَكَ بِمَلْكِنَا وَلَكِنَّا حُمِّلْنَا أَوْزَارًا مِنْ زِينَةِ الْقَوْمِ فَقَذَفْنَاهَا فَكَذَلِكَ أَلْقَى السَّامِرِيُّ
88. فَأَخْرَجَ لَهُمْ عِجْلًا جَسَدًا لَهُ خُوَارٌ فَقَالُوا هَذَا إِلَهُكُمْ وَإِلَهُ مُوسَى فَنَسِيَ
89. أَفَلَا يَرَوْنَ أَلَّا يَرْجِعُ إِلَيْهِمْ قَوْلًا وَلَا يَمْلِكُ لَهُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا
90. وَلَقَدْ قَالَ لَهُمْ هَارُونُ مِنْ قَبْلُ يَا قَوْمِ إِنَّمَا فُتِنْتُمْ بِهِ وَإِنَّ رَبَّكُمُ الرَّحْمَنُ فَاتَّبِعُونِي وَأَطِيعُوا أَمْرِي
91. قَالُوا لَنْ نَبْرَحَ عَلَيْهِ عَاكِفِينَ حَتَّى يَرْجِعَ إِلَيْنَا مُوسَى
92. قَالَ يَا هَارُونُ مَا مَنَعَكَ إِذْ رَأَيْتَهُمْ ضَلُّوا
93. أَلَّا تَتَّبِعَنِ ۖ أَفَعَصَيْتَ أَمْرِي
94. قَالَ يَبْنَؤُمَ لَا تَأْخُذْ بِلِحْيَتِي وَلَا بِرَأْسِي ۖ إِنِّي خَشِيتُ أَنْ تَقُولَ فَرَقْتَ بَيْنَ بَنِي إِسْرَائِيلَ وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْلِي
95. قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَا سَامِرِيُّ
96. قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا بِهِ فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِنْ أَثَرِ الرَّسُولِ فَنَبَذْتُهَا وَكَذَلِكَ سَوَّلَتْ لِي نَفْسِي
97. قَالَ فَاذْهَبْ فَإِنَّ لَكَ فِي الْحَيَاةِ أَنْ تَقُولَ لَا مِسَاسَ ۖ وَإِنَّ لَكَ مَوْعِدًا لَنْ تُخْلَفَهُ ۖ وَانْظُرْ إِلَى إِلَهِكَ الَّذِي ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفًا ۖ لَنُعْذِرَنَّهُ ثُمَّ لَنُعْذِرَنَّهُ ۖ وَانْظُرْ إِلَى إِلَهِكَ الَّذِي ضَلُّوا
98. إِنَّمَا إِلَهُكُمُ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ ۚ وَسِعَ كلَّ شَيْءٍ عِلْمًا
99. كَذَلِكَ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ أَنْبَاءِ مَا قَدْ سَبَقَ ۚ وَقَدْ آتَيْنَاكَ مِنْ لَدُنَّا ذِكْرًا
100. مَنْ أَعْرَضَ عَنْهُ فَإِنَّهُ يَحْمِلُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وِزْرًا
101. خَالِدِينَ فِيهِ ۖ وَسَاءَ لَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حِمْلًا
102. يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ ۚ وَنَحْشُرُ الْمُجْرِمِينَ يَوْمَئِذٍ زُرْقًا
103. يَتَخَافَتُونَ بَيْنَهُمْ إِنْ لَبِثْتُمْ إِلَّا عَشْرًا
104. نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ إِذْ يَقُولُ أَمْثَلُهُمْ طَرِيقَةً إِنْ لَبِثْتُمْ إِلَّا يَوْمًا
105. وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الْجِبَالِ فَقُلْ يَنْسِفُهَا رَبِّي نَسْفًا
106. فَيَذَرُهَا قَاعًا صَفْصَفًا
107. لَا تَرَى فِيهَا عِوَجًا وَلَا أَمْتًا
108. يَوْمَئِذٍ يَتَّبِعُونَ الدَّاعِيَ لَا عِوَجَ لَهُ ۖ وَخَشَعَتِ الْأَصْوَاتُ لِلرَّحْمَٰنِ فَلَا تَسْمَعُ إِلَّا هَمْسًا
109. يَوْمَئِذٍ لَا تَنْفَعُ الشَّفَاعَةُ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ الرَّحْمَٰنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلًا
110. يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحِيطُونَ بِهِ عِلْمًا
111. وَعَنَتِ الْوُجُوهُ لِلْحَيِّ الْقَيُّومِ ۖ وَقَدْ خَابَ مَنْ حَمَلَ ظُلْمًا
112. وَمَنْ يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا يَخَافُ ظُلْمًا وَلَا هَضْمًا
113. وَكَذَلِكَ أَنْزَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا وَصَرَّفْنَا فِيهِ مِنَ الْوَعِيدِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ أَوْ يُحْدِثُ لَهُمْ ذِكْرًا
114. فَتَعَالَى اللَّهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ ۗ وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْآنِ مِنْ قَبْلِ أَنْ يُقْضَى إِلَيْكَ وَحْيُهُ ۖ وَقُلْ رَبِّ زِدْنِي عِلْمًا
115. وَلَقَدْ عَهِدْنَا إِلَى آدَمَ مِنْ قَبْلُ فَنَسِيَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُ عَزْمًا
116. وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ أَبَى
117. فَقُلْنَا يَا آدَمُ إِنَّ هَذَا عَدُوٌّ لَكَ وَلِزَوْجِكَ فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ الْجَنَّةِ فَتَشْقَى
118. إِنَّ لَكَ أَلَّا تَجُوعَ فِيهَا وَلَا تَعْرَى
119. وَأَنَّكَ لَا تَضْمَأُ فِيهَا وَلَا تَضْحَى
120. فَوَسْوَسَ إِلَيْهِ الشَّيْطَانُ قَالَ يَا آدَمُ هَلْ أَدُلُّكَ عَلَى شَجَرَةِ الْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَا يَبْلَى
121. فَأَكَلَا مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْآتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِ ۚ وَعَصَى آدَمُ رَبَّهُ فَغَوَى
122. ثُمَّ اجْتَبَاهُ رَبُّهُ فَتَابَ عَلَيْهِ وَهَدَى
123. قَالَ اهْبِطَا مِنْهَا جَمِيعًا ۖ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ ۖ فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ مِنِّي هُدًى فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقَى
124. وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى
125. قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَنِي أَعْمَى وَقَدْ كُنْتُ بَصِيرًا
126. قَالَ كَذَلِكَ أَتَتْكَ آيَاتُنَا فَنَسِيتَهَا ۖ وَكَذَلِكَ الْيَوْمَ تُنْسَى
127. وَكَذَلِكَ نَجْزِي مَنْ أَسْرَفَ وَلَمْ يُؤْمِنْ بِآيَاتِ رَبِّهِ ۚ وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَشَدُّ وَأَبْقَى
128. أَفَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ فِي مَسَاكِنِهِمْ ۗ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِأُولِي النُّهَى
129. وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَكَانَ لِزَامًا وَأَجَلٌ مُسَمًّى
130. فَاصْبِرْ عَلَى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَا ۖ وَقَبْلَ آنَاءِ اللَّيْلِ فَسَبِّحْ وَأَطْرَافَ النَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرْضَى
131. وَلَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَى مَا مَتَّعْنَا بِهِ أَزْوَاجًا مِنْهُمْ زَهْرَةَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا لِنَفْتِنَهُمْ فِيهِ ۚ وَرِزْقُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَأَبْقَى
132. وَأْمُرْ أَهْلَكَ بِالصَّلَاةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا ۖ لَا نَسْأَلُكَ رِزْقًا ۖ نَحْنُ نَرْزُقُكَ ۗ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوَى
133. وَقَالُوا لَوْلَا يَأْتِينَا بِآيَةٍ مِنْ رَبِّهِ ۚ أَوَلَمْ تَأْتِهِمْ بَيِّنَةُ مَا فِي الصُّحُفِ الْأُولَى
134. وَلَوْ أَنَّا أَهْلَكْنَاهُمْ بِعَذَابٍ مِنْ قَبْلِهِ لَقَالُوا رَبَّنَا لَوْلَا أَرْسَلْتَ إِلَيْنَا رَسُولًا فَنَتَّبِعَ آيَاتِكَ مِنْ قَبْلِ أَنْ نَذِلَّ وَنَحْزَى
135. قُلْ كُلٌّ مُتَرَبِّصٌ فَتَرَبَّصُوا ۖ فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ أَصْحَابُ الصِّرَاطِ السَّوِيِّ وَمَنِ اهْتَدَى
70. Sihirbazlar hemen secdeye kapandılar ve, "Hârûn ve Mûsâ'nın Rabbine inandık" dediler.
71. Firavun, "Demek, ben size izin vermeden önce ona inandınız ha! Şüphe yok, o size sihiri öğreten büyüğünüzdür. Andolsun, ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, mutlaka sizi hurma dallarına asacağım! Hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcıymış, mutlaka bileceksiniz" dedi.
72. Onlar dediler ki: "Bize gelen apaçık mucizelere ve bizi yaratana seni asla tercih etmeyeceğiz. Artık ne hüküm vereceksen ver; sen ancak bu dünya hayatında hüküm verebilirsin."
73. "Şüphesiz biz, hatalarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri bağışlasın diye Rabbimize iman ettik. Allah (mükâfat bakımından) daha hayırlı ve daha süreklidir."
74. "Şüphesiz, kim Rabbine günahkâr olarak varırsa, kesinlikle ona cehennem vardır. Orada ne ölür, ne de yaşar."
75. "Kim de O'na mümin olarak, salih ameller işlemiş olduğu halde gelirse, işte onlar için en yüksek dereceler vardır."
76. İçlerinde ebedî kalacakları, altından ırmaklar akan Adn cennetleri. İşte arınanların mükafatı budur!
77. Andolsun Musa'ya, "Kullarımı geceleyin yürüte yürüte çıkar, onlara denizde kuru bir yol aç; (Firavun'un) yetişmesinden korkma, (boğulmaktan da) endişe etme" diye vahyettik.
78. Firavun da askerleriyle onların peşine düştü. Deniz onları sarıp boğdu.
79. Firavun kavmini saptırdı, doğru yola iletmedi.
80. Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık; Tûr'un sağ tarafında sizinle sözleştik ve üzerinize kudret helvası ile bıldırcın indirdik.
81. "Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin, bu hususta azgınlık etmeyin; sonra üzerinize gazabım iner. Kimin üzerine gazabım inerse, o kesinlikle helak olmuştur."
82. "Şu bir gerçek ki ben, tevbe eden, iman edip salih amel işleyen, sonra da hidayet üzere kalan kimse için son derece bağışlayıcıyım."
83. (Allah buyurdu ki:) "Ey Musa! Kavminden (ayrılıp da) seni aceleyle getiren nedir?"
84. Musa, "İşte onlar benim izim üzerindeler; ben, razı olasın diye sana (gelmekte) acele ettim ey Rabbim!" dedi.
85. Allah buyurdu ki: "Şüphesiz biz senden sonra kavmini imtihan ettik; Samîrî onları saptırdı."
86. Bunun üzerine Musa, öfkeli ve üzgün olarak kavmine döndü. "Ey kavmim! Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmamış mıydı? Süre mi çok uzadı, yoksa üzerinize Rabbinizden bir gazap inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden döndünüz?" dedi.
87. Onlar dediler ki: "Biz sana verdiğimiz sözden kendi irademizle dönmedik. Fakat o kavmin ziynet eşyasından bir takım yükler yüklenmiştik de onları attık; Samîrî de böylece attı."
88. Samîrî onlara böğürtüsü olan heykelsi bir buzağı çıkardı. "İşte sizin de Musa'nın da ilahı budur, ama (Musa ilahını) unuttu" dediler.
89. O (buzağının) kendilerine hiçbir söz söylemediğini, kendilerine ne bir zarar ne de bir fayda vermeye güç yetiremediğini görmüyorlar mı?
90. Andolsun ki Harun onlara daha önce şöyle demişti: "Ey kavmim! Siz bununla imtihan edildiniz. Şüphesiz sizin Rabbiniz Rahmân'dır; öyleyse bana uyun ve emrime itaât edin."
91. Onlar, "Musa bize dönünceye kadar buna tapmaktan asla vazgeçmeyeceğiz" dediler.
92. Musa (dönünce) dedi ki: "Ey Harun! Onların sapıttıklarını gördüğün vakit seni ne alıkoydu?"
93. "Bana uymaktan seni ne engelledi? Yoksa emrime karşı mı geldin?"
94. Harun, 'Ey anamın oğlu! Sakalımı ve başımı tutma. Ben, "İsrailoğullarının arasını açtın, sözüme riayet etmedin" dersin diye korktum' dedi.
95. Musa, "Ey Samîrî, senin bu yaptığın iş nedir?" dedi.
96. O, "Onların görmediği bir şeyi gördüm; bu yüzden elçinin izinden bir avuç toprak alıp onu attım. Nefsim bana böyle hoş gösterdi" dedi.
97. Musa, "Haydi git! Artık hayatın boyunca senin cezan 'Bana dokunmayın' demendir. Şüphesiz senin için asla şaşmayacak bir buluşma vakti vardır. Kendisine tapıp durduğun ilâhına bir bak..." dedi.
98. Sizin ilahınız, kendisinden başka ilah olmayan Allah'tır. O, ilmiyle her şeyi kuşatmıştır.
99. İşte böylece, geçmişlerin haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Gerçekten biz sana katımızdan bir zikir (Kur'an) verdik.
100. Kim ondan yüz çevirirse, şüphesiz o, kıyamet günü bir günah yükü yüklenecektir.
101. Onda ebedî kalacaklardır. Kıyamet günü onlar için bu ne kötü bir yüktür!
102. Sûr'a üflendiği gün, suçluları o gün gözleri dönmüş olarak haşrederiz.
103. Aralarında fısıldaşırlar: "(Dünyada) sadece on gün kaldınız" derler.
104. Biz onların ne söylediğini çok iyi biliriz. İçlerinden en tutarlı olanı, "Sadece bir gün kaldınız" der.
105. Sana dağları sorarlar; de ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak."
106. "Yerlerini düz, boş ve pürüzsüz bir toprak haline getirecektir."
107. "Orada ne bir çukur ne de bir tümsek göreceksin."
108. O gün insanlar, hiçbir tarafa sapmadan kendilerini çağıran davetçinin peşine düşecekler. Rahmân'ın heybetinden sesler kısılacak; sen fısıltıdan başka bir şey duyamayacaksın!
109. O gün, Rahmân'ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimselerden başkasının şefaati fayda vermez.
110. O, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Onlar ise bunu ilim olarak kuşatamazlar.
111. Bütün yüzler Hayy ve Kayyûm olan Allah'a boyun eğmiştir. Zulüm yüklenen kesinlikle hüsrandadır.
112. Kim mümin olarak salih ameller işlerse, zulme uğramaktan da hakkının yenmesinden de korkmaz.
113. İşte böylece biz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onda tehditleri türlü şekillerde açıkladık; belki sakınırlar veya onlar için bir ibret meydana getirir.
114. Gerçek hükümran olan Allah yüceler yücesidir. Kur'an'ın vahyi sana tamamlanmadan önce onu okumakta acele etme ve "Rabbim, ilmimi artır" de.
115. Andolsun ki daha önce Âdem'e de ahit vermiştik, fakat o unuttu; biz onda bir kararlılık bulamadık.
116. Hani meleklere, "Âdem'e secde edin" demiştik; hepsi secde etmişti, yalnız İblis kaçınmıştı.
117. Bunun üzerine, "Ey Âdem! Şüphesiz bu, senin ve eşin için bir düşmandır; sakın sizi cennetten çıkarmasın, sonra mutsuz olursun" dedik.
118. "Şüphesiz senin orada acıkmaman ve çıplak kalmaman garantidir."
119. "Ve sen orada susuzluk çekmezsin, güneş altında da kalmazsın."
120. Derken şeytan ona vesvese verip, "Ey Âdem! Sana ebedîlik ağacını ve asla çökMeyen bir saltanatı göstereyim mi?" dedi.
121. Bunun üzerine ikisi de o ağaçtan yediler; hemen ayıp yerleri açılıverdi ve cennet yapraklarıyla üzerlerini örtmeye çalıştılar. Âdem Rabbine âsî oldu ve hedefine ulaşamadı (şatafattan mahrum kaldı).
122. Sonra Rabbi onu seçti, tövbesini kabul etti ve ona hidayet etti.
123. Allah şöyle buyurdu: "İkiniz birden oradan inin! Kiminiz kimi düşman edinip gideceksiniz. Artık benden size bir hidayet geldiği zaman kim benim hidayetime uyarsa, o sapmaz ve mutsuz olmaz."
124. "Kim de benim zikrimden (Kur'an'dan) yüz çevirirse, şüphesiz onun sıkıntılı bir hayatı olacaktır ve kıyamet günü onu kör olarak haşrederiz."
125. O, "Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben (dünyada) gören biriydim" der.
126. Allah buyurdu ki: "İşte böyle! Âyetlerimiz sana geldi ama sen onları unuttun; bugün de aynı şekilde sen unutuluyorsun."
127. İşte haddi aşan ve Rabbinin âyetlerine inanmayanları böyle cezalandırırız. Ahiretin azabı elbette daha şiddetli ve daha kalıcıdır.
128. Kendilerinden önce, evlerinde yürüdükleri nice nesilleri helak etmemiz onları hidayete erdirmedi mi? Şüphesiz bunda akıl sahipleri için nice ibretler vardır.
129. Eğer Rabbinden daha önce verilmiş bir söz ve takdir edilmiş bir ecel olmasaydı, (helakleri) hemen gerçekleşirdi.
130. O halde onların söylediklerine sabret; güneşin doğuşundan ve batışından önce, gece saatlerinde ve gündüz uçlarında Rabbini hamd ile tesbih et ki hoşnut olasın.
131. Sakın kendilerini imtihan etmek için onlardan bir kesime verdiğimiz dünya hayatının süslü geçimliklerine göz dikme! Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir.
132. Ehline namazı emret, kendin de ona sabret. Biz senden rızık istemiyoruz; seni biz rızıklandırıyoruz. En güzel sonuç takvanındır.
133. "Bize Rabbinden bir mucize getirmeli değil miydi?" dediler. Önceki sahifelerde bulunanların apaçık delili onlara gelmedi mi?
134. Eğer biz onları bundan önce bir azabla helak etseydik, mutlaka şöyle diyeceklerdi: "Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de, alçak ve rezil ol قبل أن nezille ve nahza..."
135. De ki: "Hepimiz beklemekteyiz; siz de bekleyedurun. Doğru yolun sahiplerinin kimler olduğunu ve kimin hidayete erdiğini yakında bileceksiniz."

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)

  • السَّحَرَةُ (Es-seharatu / Sihirbazlar):
    Anlamı: Büyücüler, sihir yapanlar.
    Cümle: فَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سُجَّدًا (Sihirbazlar secdeye kapandılar.)
  • رَبّ (Rabb / Rab, Efendi):
    Anlamı: Terbiye eden, sahip, ilah.
    Cümle: آمَنَّا بِرَبِّ هَارُونَ وَمُوسَى (Harun ve Musa'nın Rabbine iman ettik.)
  • كَبِير (Kebîr / Büyük, Önder):
    Anlamı: Yaşça veya makamca büyük, ulu.
    Cümle: إِنَّهُ لَكَبِيرُكُمُ (Şüphesiz o sizin büyüğünüzdür.)
  • سِحْر (Sihir / Büyü):
    Anlamı: Göz boyama, büyü, aldatmaca.
    Cümle: الَّذِي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ (Size sihri öğreten...)
  • عَذَاب (Azâb / Azap):
    Anlamı: Şiddetli ceza, sıkıntı, işkence.
    Cümle: أَيُّنَا أَشَدُّ عَذَابًا (Hangimizin azabı daha şiddetlidir?)
  • بَيِّنَة (Beyyine / Delil):
    Anlamı: Açık delil, mucize, bürhan.
    Cümle: مَا جَاءَنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ (Bize gelen apaçık delillerden...)
  • حَيَاة (Hayât / Hayat):
    Anlamı: Yaşam, ömür, dirilik.
    Cümle: هَذِهِ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا (Bu dünya hayatı...)
  • جَهَنَّم (Cehennem / Cehennem):
    Anlamı: Ahirette günahkarların cezalandırılacağı yer.
    Cümle: فَإِنَّ لَهُ جَهَنَّمَ (Kesinlikle ona cehennem vardır.)
  • دَرَجَة (Derece / Derece):
    Anlamı: Basamak, yüksek makam, rütbe.
    Cümle: لَهُمُ الدَّرَجَاتُ الْعُلَى (Onlar için en yüksek dereceler vardır.)
  • جَنَّة (Cennet / Cennet):
    Anlamı: Ağaçlık bahçe, cennet yurdu.
    Cümle: جَنَّاتُ عَدْنٍ (Adn cennetleri...)
  • نَهْر (Nehr / Nehir):
    Anlamı: Akarsu, ırmak.
    Cümle: تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ (Altından ırmaklar akar.)
  • طَرِيق (Tarîk / Yol):
    Anlamı: Cadde, patika, iz, yöntem.
    Cümle: طَرِيقًا فِي الْبَحْرِ (Denizde bir yol...)
  • بَحْر (Bahr / Deniz):
    Anlamı: Büyük su kütlesi, deniz.
    Cümle: فَاضْرِبْ لَهُمْ طَرِيقًا فِي الْبَحْرِ (Denizde onlara bir yol aç.)
  • عَدُوّ (Aduvv / Düşman):
    Anlamı: Hasıt, düşman kimse.
    Cümle: أَنْجَيْنَاكُمْ مِنْ عَدُوِّكُمْ (Sizi düşmanınızdan kurtardık.)
  • طُور (Tûr / Tûr Dağı):
    Anlamı: Dağ adı (Hz. Musa'nın vahiy aldığı dağ).
    Cümle: جَانِبَ الطُّورِ الْأَيْمَنَ (Tûr'un sağ tarafı...)
  • مَنّ (Menn / Kudret Helvası):
    Anlamı: İhsan, kudret helvası.
    Cümle: وَنَزَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنِّ (Üzerinize men indirdik.)
  • سَلْوَى (Salvâ / Bıldırcın):
    Anlamı: Bıldırcın kuşu.
    Cümle: وَالسَّلْوَى (Ve bıldırcın...)
  • غَضَب (Ğadab / Öfke):
    Anlamı: Gazap, şiddetli öfke.
    Cümle: فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبِي (Üzerinize gazabım inmesin.)
  • قَوْم (Kavm / Kavim):
    Anlamı: Topluluk, millet, halk.
    Cümle: يَا قَوْمِ إِنَّمَا فُتِنْتُمْ (Ey kavmim, şüphesiz siz imtihan edildiniz.)
  • عِجْل (İcl / Buzağı):
    Anlamı: İnek yavrusu, buzağı.
    Cümle: فَأَخْرَجَ لَهُمْ عِجْلًا (Onlara bir buzağı çıkardı.)
  • خُوَار (Huvâr / Böğürme):
    Anlamı: İnek veya buzağının çıkardığı ses (böğürme).
    Cümle: جَسَدًا لَهُ خُوَارٌ (Böğürtüsü olan bir gövde.)
  • جَبَل (Cebel / Dağ):
    Anlamı: Dağ, kaya kütlesi.
    Cümle: وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الْجِبَالِ (Sana dağları sorarlar.)
  • شَجَرَة (Şecere / Ağaç):
    Anlamı: Ağaç.
    Cümle: عَلَى شَجَرَةِ الْخُلْدِ (Ebedilik ağacı...)
  • مُلْك (Mülk / Mülk):
    Anlamı: Saltanat, mülk, sahiplik.
    Cümle: وَمُلْكٍ لَا يَبْلَى (Yok olmayan bir mülk...)
  • صُور (Sûr / Sûr):
    Anlamı: Boru, kıyamet borusu.
    Cümle: يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ (Sûr'a üflendiği gün...)

2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)

  • أُلْقِيَ (Ülkiye / Atıldı):
    Kökü: ل ق ي / Mazi meçhul fiil
    Cümle: فَاُلْقِيَ السَّحَرَةُ سُجَّدًا (Sihirbazlar secdeye atıldı/kapandı.)
  • آمَنَ (Âmene / İman etti):
    Kökü: أ م ن / Mazi fiil
    Cümle: آمَنَّا بِرَبِّ هَارُونَ وَمُوسَى (İman ettik.)
  • آذَنَ (Âzene / İzin verdi):
    Kökü: أ ذ ن / Mazi fiil
    Cümle: قَبْلَ أَنْ آذَنَ لَكُمْ (Ben size izin vermeden önce.)
  • عَلَّمَ (Alleme / Öğretti):
    Kökü: ع ل م / Mazi fiil
    Cümle: الَّذِي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ (Size sihri öğreten...)
  • قَطَّعَ (Katta'a / Kesti):
    Kökü: ق ط ع / Mazi fiil (tekitli)
    Cümle: فَلَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ (Elbette ellerinizi keseceğim.)
  • عَلِمَ (Alime / Bildi):
    Kökü: ع ل م / Muzari fiil
    Cümle: وَلَتَعْلَمُنَّ (Elbette bileceksiniz.)
  • آثَرَ (Âsere / Tercih etti):
    Kökü: أ ث ر / Muzari fiil
    Cümle: لَنْ نُؤْثِرَكَ (Seni asla tercih etmeyeceğiz.)
  • جَاءَ (Câe / Geldi):
    Kökü: ج ي ء / Mazi fiil
    Cümle: مَا جَاءَنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ (Bize gelen deliller.)
  • فَطَرَ (Fatara / Yarattı):
    Kökü: ف ط ر / Mazi fiil
    Cümle: وَالَّذِي فَطَرَنَا (Bizi yaratan...)
  • قَضَى (Kada / Hükmetti):
    Kökü: ق ض ي / Emir / Muzari fiil
    Cümle: فَاقْضِ مَا أَنْتَ قَاضٍ (Hükmünü ver.)
  • غَفَرَ (Ğafere / Bağışladı):
    Kökü: غ ف ر / Muzari fiil
    Cümle: لِيَغْفِرَ لَنَا (Bağışlasın diye.)
  • مَاتَ (Mâta / Öldü):
    Kökü: م و ت / Muzari fiil
    Cümle: لَا يَمُوتُ فِيهَا (Orada ölmez.)
  • حَيِيَ (Haniye/Yahyâ / Yaşadı):
    Kökü: ح ي ي / Muzari fiil
    Cümle: وَلَا يَحْيَى (Ve yaşamaz.)
  • عَمِلَ (Amile / Yaptı):
    Kökü: ع م ل / Mazi fiil
    Cümle: قَدْ عَمِلَ الصَّالِحَاتِ (Salih ameller işledi.)
  • جَرَى (Cerâ / Aktı):
    Kökü: ج ر ي / Muzari fiil
    Cümle: تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ (Irmaklar akar.)
  • أَوْحَى (Evhâ / Vahyetti):
    Kökü: وَ ح ي / Mazi fiil
    Cümle: وَلَقَدْ أَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى (Musa'ya vahyettik.)
  • أَسْرَى (Esrâ / Gece yürüttü):
    Kökü: س ر ي / Emir fiil
    Cümle: أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِي (Kullarımı gece yürürt.)
  • ضَرَبَ (Daraba / Vurdu):
    Kökü: ض ر ب / Emir fiil
    Cümle: فَاضْرِبْ لَهُمْ طَرِيقًا (Onlara yol aç/vur.)
  • خَافَ (Hâfe / Korktu):
    Kökü: خ و ف / Muzari fiil
    Cümle: لَا تَخَافُ دَرَكًا (Korkmazsın.)
  • خَشِيَ (Haşiye / Korktu):
    Kökü: خ ش ي / Muzari fiil
    Cümle: وَلَا تَخْشَى (Korku duymasın.)
  • أَنْجَى (Encâ / Kurtardı):
    Kökü: ن ج و / Mazi fiil
    Cümle: قَدْ أَنْجَيْنَاكُمْ (Sizi kurtardık.)
  • تَابَ (Tâbe / Tövbe etti):
    Kökü: ت و ب / Mazi fiil
    Cümle: لِمَنْ تَابَ (Tövbe eden kimse için.)
  • عَجِلَ (Acile / Acele etti):
    Kökü: ع ج ل / Mazi fiil
    Cümle: وَعَجِلْتُ إِلَيْكَ (Sana acele geldim.)
  • ضَلَّ (Dalle / Saptı):
    Kökü: ض ل ل / Mazi fiil
    Cümle: وَأَضَلَّهُمُ السَّامِرِيُّ (Samiri onları saptırdı.)
  • نَسِيَ (Nesiye / Unuttu):
    Kökü: ن س ي / Mazi fiil
    Cümle: فَنَسِيَ (Unuttu.)

3. Arapça Edat Örnekleri (Harf-i Cerler Hariç - 15 Adet)

  • لَنْ (Len / Asla):
    Anlamı: Gelecek zaman olumsuzluk edatı (Asla -mez/-maz).
    Cümle: لَنْ نُؤْثِرَكَ (Seni asla tercih etmeyeceğiz.)
  • مَا (Mâ / Değil / Ne):
    Anlamı: Olumsuzluk edatı / İsmi mevsul / Soru edatı.
    Cümle: وَمَا أَكْرَهْتَنَا (Bize zorla yaptırmadığın şey...)
  • لَا (Lâ / Hayır, Değil, -me/-ma):
    Anlamı: Neiy (yasaklama) ve nefy (olumsuzluk) edatı.
    Cümle: لَا يَمُوتُ فِيهَا (Orada ölmez.)
  • أَنْ (En / -mek, -mak):
    Anlamı: Mastar harfi / Nasb edatı.
    Cümle: قَبْلَ أَنْ آذَنَ لَكُمْ (İzin vermeden önce.)
  • إِنَّ (İnne / Şüphesiz):
    Anlamı: Tekit (kuvvetlendirme) edatı.
    Cümle: إِنَّهُ لَكَبِيرُكُمُ (Şüphesiz o sizin büyüğünüzdür.)
  • ثُمَّ (Summe / Sonra):
    Anlamı: Terhipli atıf harfi (Daha sonra, aradan zaman geçince).
    Cümle: ثُمَّ اهْتَدَى (Sonra hidayete erdi.)
  • وَ (Vâv / Ve):
    Anlamı: Atıf harfi (ve bağlacı).
    Cümle: وَآمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا (İman etti ve salih amel işledi.)
  • فَـ (Fâ / Hemen, -ip):
    Anlamı: Takip ve tertip bildiren atıf harfi.
    Cümle: فَاضْرِبْ لَهُمْ طَرِيقًا (Hemen onlara bir yol aç.)
  • أَوْ (Ev / Veya):
    Anlamı: Terdit / seçenek edatı (veya, ya da).
    Cümle: صُمْ يَوْمًا أَوْ يَوْمَيْنِ (Bir gün veya iki gün oruç tut.)
  • هَلْ (Hel / Mi?):
    Anlamı: Soru edatı.
    Cümle: هَلْ أَدُلُّكَ عَلَى شَجَرَةِ الْخُلْدِ (Sana ebedilik ağacını göstereyim mi?)
  • قَدْ (Kad / Kesinlik / -miş):
    Anlamı: Tahkik (kesinlik) ve takrib (yaklaşma) edatı.
    Cümle: قَدْ أَنْجَيْنَاكُمْ (Kesinlikle sizi kurtardık.)
  • أَيْنَ (Eyne / Nerede):
    Anlamı: Yer soru edatı.
    Cümle: أَيْنَ الْكِتَابُ؟ (Kitap nerede?)
  • كَيْفَ (Keyfe / Nasıl):
    Anlamı: Hal soru edatı.
    Cümle: كَيْفَ حَالُكَ؟ (Nasılsın?)
  • لَمْ (Lem / -di, -madı):
    Anlamı: Cezmeden olumsuzluk edatı (Mazi fiili olumsuz yapar).
    Cümle: وَلَمْ نَجِدْ لَهُ عَزْماً (Ve onda bir azim bulamadık.)
  • بَلْ (Bel / Bilakis):
    Anlamı: İstidrak ve vazgeçme/düzeltme edatı (bilakis, aksine).
    Cümle: بَلْ هُمْ قَوْمٌ خَطِئُونَ (Bilakis onlar hata yapan bir topluluktur.)

"Kuranla-Arapca-20. Tâhâ Sûresi"

Yazan: S. Muhammed El-Haşimi Musevi
Derleyen: S. Muhammed El-Haşimi Musevi

Konu Özeti

Tâhâ Sûresi, Kur'an-ı Kerim'in 20. suresi olup Mekke döneminde nazil olmuştur. Adını ilk ayetinde yer alan طه (Tâhâ) mukatta harflerinden almaktadır. Sure genel olarak vahyin mahiyetini, insanın ruhsal dinginliğini, Hz. Musa'nın peygamberliğe hazırlık sürecini, Tur Dağı'ndaki ilahi hitabı, Mısır'a gönderilişini ve Firavun ile sihirbazlar karşısındaki mücadelesini konu alır. Ayrıca İsrailoğullarının Mısır'dan çıkışını, Samiri'nin buzağı putu fitnesini ve insanın dünya hayatındaki imtihanlarını işler. Kur'an'ın insan için bir meşakkat sebebi değil, hidayet ve rahmet vesilesi olduğu vurgulanır.

20 Önemli Arapça Kelime ve Örnekler

  • 1. طَه: Harf-i mukatta. Örnek: طه مَا أَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لِتَشْقَى
  • 2. قُرْآن: Okunan kitap, Kur'an. Örnek: إِنَّ هَذَا الْقُرْآنَ يَهْدِي لِلَّتي هِيَ أَقْوَمُ
  • 3. شَقِي: Bedbaht, mutsuz. Örnek: مَا أَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لِتَشْقَى
  • 4. ذِكْرَى: Hatırlatma, öğüt. Örnek: إِلَّا تَذْكِرَةً لِمَنْ يَخْشَى
  • 5. خَشْيَة: Derin saygı, korku. Örnek: خَشْيَةَ أَنْ يَفْرُطَ عَلَيْنَا
  • 6. عَصَا: Asa, baston. Örnek: قَالَ هِيَ عَصَايَ أَتَوَكَّأُ عَلَيْهَا
  • 7. يَد: El. Örnek: وَاضْمُمْ يَدَكَ إِلَى جَنَاحِكَ
  • 8. بَيْضَاء: Beyaz, parlak. Örnek: تَخْرُجْ بَيْضَاءَ مِنْ غَيْرِ سُوءٍ
  • 9. سِحْر: Büyü, sihir. Örnek: فَلَنَأْتِيَنَّكَ بِسِحْرٍ مِثْلِهِ
  • 10. سَاحِر: Büyücü. Örnek: وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُ حَيْثُ أَتَى
  • 11. نَار: Ateş. Örnek: إِذْ رَأَى نَارًا فَقَالَ لِأَهْلِهِ امْكُثُوا
  • 12. هُدًى: Doğru yol, hidayet. Örnek: وَإِنِّي لَغَفَّارٌ لِمَنْ تَابَ وَآمَنَ
  • 13. رَبّ: Rab, terbiye edici. Örnek: قَالَ رَبُّنَا الَّذِي أَعْطَى كُلَّ شَيْءٍ خَلْقَهُ
  • 14. صَبْر: Sabır, dayanma. Örnek: فَاصْبِرْ عَلَى مَا يَقُولُونَ
  • 15. تَابَ: Tövbe etti. Örnek: وَتَابَ إِلَى رَبِّهِ فَأهْتَدَى
  • 16. آمَنَ: İman etti. Örnek: وَمَنْ يَأْتِهِ مُؤْمِنًا قَدْ عَمِلَ الصَّالِحَاتِ
  • 17. عَذَاب: Azap, ceza. Örnek: وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكًا
  • 18. عِلْم: Bilgi, ilim. Örnek: قَالَ عِلْمُهَا عِنْدَ رَبِّي فِي كِتَابٍ
  • 19. سَمَاء: Gök, sema. Örnek: الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ مَهْدًا
  • 20. أَرْض: Yeryüzü, toprak. Örnek: وَلَسَكَنَّاكُمُ الْأَرْضَ مِنْ بَعْدِهِمْ

Tâhâ Suresi Dilbilgisi ve Kelime Testi (40 Soru)

Tâhâ Suresi Kapsamlı Dilbilgisi ve Kelime Testi
www.muhammediyye.org

S.Muhammed Kayaalp (el-Haşimi) Ks

الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي

Arapça Dersleri-İslami Sohbetler-Tevhid-Tefsir-Hadis-Fıkıh-Fetvalar-İrşadlar

Kuranla-Arapca-20. Tâhâ Sûresi Rating: 4.5 Diposkan Oleh: ☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي☝المحمدية☝

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.