☝📖İbrahimi ﷺ Muhammedi ﷺ Hanif İslam📖☝﷽𐰃𐰠𐰯☝📖المحمدية☝Muhammediyye📖☝𐰃𐰠𐰯༺الله أكبر ༻

Güncel Duyuru Eylül 2026

Kur'anla Arapça Dilbilgisi derslerimiz ve 116 tane Arapça dilbilgisi konu testi sitemize eklendi..

☝المحمدية☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي 📖 ☝

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية-📖

Teoriye göre;İlluminati(hizbüşşeytan) yani uzaylı ve insan melezi ırklar,yarı vampir,yılan,ejderha vs melez soylardan oluşan topluluk,masonik, illuminatik firavun ve nemrud soylarının hipnoz,büyü,zihin kontrolü,algı yönetimi ile bireyler ve toplumları yönetmesi,hizbüşşeytan illumiatinin küresel illuminatik sistemi; siyaset,medya,sivil toplum,terör örgütleri,mafya,enerji,silah,ilaç,gıda tekeli alanlarda illuminati vardır!

Destek olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.

Kuranla-Arapca-2. Bakara Sûresi-1-1-99

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية علي الكتاب و السنة الصحيحة-📖
Üye olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.Kardeşlerimize Önemli :
اعوذ بالله من الشيطان الرجيم
 بسم الله الرحمان الرحيم
 الحمد لله رب العالمين و الصلاة و السلام علي امامنا محمد
 و آله و اهل بيته و صحبه و امته اجمعين
Euzü billahi mineşeydanirracimi ve min hizbihi..
Bismillahirrahmanirrahiym
Allahım cc Şeytandan ve onun hizbi tağutlardan
marid ve hannaslardan,cibt ve belamlardan sana sığınırız.Rahman ve rahiym olan Allahın cc adıyla.. 
Ahmedilik,kadıyanilik,bahailik,Vahhabilik,Şiilik,
illuminati,masonluk,yahudilik,nasırilik,nusayrilik,yezidilik,
sağcılık,solculuk,islamcılık,ateizm,deizm, budizm,hinduizm gibi  İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif İslama aykırı dini,felsefi ve ideolojik akımlardan imanımızı ve dinimizi koruyalım!     
İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif din islamdır!
İslam ise; peygamberler peygamberi cenabı Muhammed   dinidir!..
Nemrut,Firavun,İsis,ra ve el gibi tağutlar(illuminati) ve onların günümüzdeki soylarının ve taraftarlarının dini(inanış,felsefe,ideolojilerinin) değil!
𐰃𐰠𐰯Kur'an ve sahih sünnetin izinde Muhammediyiz𐰃𐰠𐰯
📖☝ المحمدية علي الكتاب و السنة☝📖 Arapça Dersleri☝İslami Sohbetler☝İslami İlimler☝Manevi Rehberlik☝  instagram: https://www.instagram.com/muhammediyye
  • Ders1
  • Ders2
  • Konu Testi
  • Sureler
  • Arapça Dersler
  • ☝📖المحمدية📖☝

Kuranla-Arapca-2. Bakara Sûresi-50-99.ayetler

Konu Özeti: Bakara Sûresi'nin 50-99. ayetleri arasındaki bu bölümde; Hz. Musa'nın mücadelesi, İsrâiloğulları'na lütfedilen ilahî nimetler (denizin yarılması, kudret helvası, bıldırcın eti, pınarlar vb.), onların bu nimetler karşısındaki nankörlükleri, peygamberlere karşı gösterdikleri inatçı ve isyankâr tavırlar, buzağıya tapma olayları, cumartesi yasağını ihlal edenlerin cezalandırılması, inatçı sorgulamalarla kesilen sığır kıssası, Ehl-i Kitap'ın Kur'an'a ve geçmiş peygamberlere karşı tutumları ile Cebrail aleyhisselama düşmanlık edenlerin durumu detaylı bir şekilde ele alınmaktadır. Kaynak: kuran-eski.edize.com

Ayetler ve Türkçe Çevirileri

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

50. وَإِذْ فَرَقْنَا بِكُمُ الْبَحْرَ فَأَنْجَيْنَاكُمْ وَأَغْرَقْنَا آلَ فِرْعَوْنَ وَأَنْتُمْ تَنْظُرُونَ
Meali: Hani sizin için denizi yarıp sizi kurtarmış, gözünüzün önünde Firavun hanedanını suda boğmuştuk.
51. وَإِذْ وَاعَدْنَا مُوسَى أَرْبَعِينَ لَيْلَةً ثُمَّ اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِهِ وَأَنْتُمْ ظَالِمُونَ
Meali: Hani Musa ile kırk gece için sözleşmiştik; sonra siz zulmederek buzağıyı tanrı edinmiştiniz.
52. ثُمَّ عَفَوْنَا عَنْكُمْ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Meali: Bunun ardından şükredesiniz diye sizi affetmiştik.
53. وَإِذْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَالْفُرْقَانَ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
Meali: Hani Musa'ya Kitab'ı ve furkan'ı vermiştik; olur ki doğru yolu bulursunuz.
54. وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ يَا قَوْمِ إِنَّكُمْ ظَلَمْتُمْ أَنْفُسَكُمْ بِاتَّخَاذِكُمُ الْعِجْلَ فَتُوبُوا إِلَى بَارِئِكُمْ فَاقْتُلُوا أَنْفُسَكُمْ ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ عِنْدَ بَارِئِكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ إِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
Meali: Hani Musa kavmine, "Ey kavmim! Buzağıyı edinmekle kendinize zulmettiniz; bari yaratıcınıza tövbe edin de nefislerinizi öldürün; bu, yaratıcınız katında sizin için daha hayırlıdır" demişti. Bunun üzerine Allah tövbenizi kabul etmişti. Şüphesiz O, tövbeleri çok kabul eden ve merhamet edendir.
55. وَإِذْ قُلْتُمْ يَا مُوسَى لَنْ نُؤْمِنَ لَكَ حَتَّى نَرَى اللَّهَ جَهْرَةً فَأَخَذَتْكُمُ الصَّاعِقَةُ وَأَنْتُمْ تَنْظُرُونَ
Meali: Hani siz, "Ey Musa! Allah'ı açıkça görmedikçe sana asla inanmayız" demiştiniz de bakıp dururken sizi yıldırım çarpmıştı.
56. ثُمَّ بَعَثْنَاكُمْ مِنْ بَعْدِ مَوْتِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Meali: Sonra şükredesiniz diye ölümünüzün ardından sizi diriltmiştik.
57. وَظَلَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْغَمَامَ وَأَنْزَلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوَى كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَمَا ظَلَمُونَا وَلَكِنْ كَانُوا أَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
Meali: Bulutu üstünüze gölgelik yapmış, size kudret helvası ve bıldırcın indirmiştik. "Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyin" (demiştik). Onlar bize zulmetmediler, fakat kendi kendilerine zulmediyorlardı.
58. وَإِذْ قُلْنَا ادْخُلُوا هَذِهِ الْقَرْيَةَ فَكُلُوا مِنْهَا حَيْثُ شِئْتُمْ رَغَدًا وَادْخُلُوا الْبَابَ سُجَّدًا وَقُولُوا حِطَّةٌ نَغْفِرْ لَكُمْ خَطَايَاكُمْ وَسَنَزِيدُ الْمُحْسِنِينَ
Meali: Hani, "Şu kasabaya girin, orada dilediğiniz gibi bol bol yiyin; kapıdan secde ederek girin ve 'hitta' (bağışla ya Rabbi) deyin ki hatalarınızı bağışlayalım; iyilik yapanların mükafatını artıracağız" demiştik.
59. فَبَدَّلَ الَّذِينَ ظَلَمُوا قَوْلًا غَيْرَ الَّذِي قِيلَ لَهُمْ فَأَنْزَلْنَا عَلَى الَّذِينَ ظَلَمُوا رِجْزًا مِنَ السَّمَاءِ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ
Meali: Ancak içlerinden zalimler, sözü kendilerine söylenenden başkasıyla değiştirdiler. Bunun üzerine biz de o zalimlere yoldan çıkmalarından ötürü gökten bir azap indirdik.
60. وَإِذِ اسْتَسْقَى مُوسَى لِقَوْمِهِ فَقُلْنَا اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ فَانْفَجَرَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْنًا قَدْ عَلِمَ كُلُّ أُنَاسٍ مَشْرَبَهُمْ كُلُوا وَاشْرَبُوا مِنْ رِزْقِ اللَّهِ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ
Meali: Hani Musa kavmi için su istemişti, biz de, "Asanla tasa vur" demiştik. Derken ondan on iki pınar fışkırmış, herkes su alacağı pınarı bilmişti. "Allah'ın rızıklarından yiyin, için, yeryüzünde fesat çıkararak bozgunculuk yapmayın" (denmişti).
61. وَإِذْ قُلْتُمْ يَا مُوسَى لَنْ نَصْبِرَ عَلَى طَعَامٍ وَاحِدٍ فَادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُخْرِجْ لَنَا مِمَّا تُنْبِتُ الْأَرْضُ مِنْ بَقْلِهَا وَقِثَّائِهَا وَفُومِهَا وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَا قَالَ أَتَسْتَبْدِلُونَ الَّذِي هُوَ أَدْنَى بِالَّذِي هُوَ خَيْرٌ اهْبِطُوا مِصْرًا فَإِنَّ لَكُمْ مَا سَأَلْتُمْ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ وَالْمَسْكَنَةُ وَبَاءُوا بِغَضَبٍ مِنَ اللَّهِ ذَلِكَ بِأَنَّكُمْ كَانُوا يَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيِّينَ بِغَيْرِ الْحَقِّ ذَلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ
Meali: Hani siz, "Ey Musa! Biz bir tek yemeğe asla katlanamayacağız, bizim için rabbine dua et de yerin bitirdiği şeylerten bize sebze, hıyar, sarımsak, mercimek ve soğan çıkarsın" demiştiniz. Musa, "Daha iyi olanı daha kötü ile değiştirmek mi istiyorsunuz? Bir şehre inin; şüphesiz orada istediğiniz şeyler vardır" demişti. Onlara zillet ve yoksulluk damgası vuruldu; Allah'ın gazabına uğradılar. Bu, Allah'ın âyetlerini inkâr etmelerinden ve haksız yere peygamberleri öldürmelerinden ötürü idi. Bu, isyan etmelerinden ve taşkınlık yapmalarından dolayı idi.
62. إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَالَّذِينَ هَادُوا وَالنَّصَارَى وَالصَّابِئِينَ مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Meali: Şüphe yok ki iman edenler, yahudiler, hıristiyanlar ve sabiîlerden Allah'a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükâfatlar vardır; onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.
63. وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ خُذُوا مَا آتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاذْكُرُوا مَا فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
Meali: Hani sözleşme yapmış ve Tûr dağını üstünüze kaldırmıştık: "Size verdiğimizi kuvvetle tutun, onda olanı hatırlayın ki sakınasınız" (demiştik).
64. ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ فَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَكُنْتُمْ مِنَ الْخَاسِرِينَ
Meali: Sonra bunun ardından yüz çevirdiniz. Eğer üzerinizde Allah'ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, kesinlikle hüsrana uğrayanlardan olurdunuz.
65. وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ الَّذِينَ اعْتَدَوْا مِنْكُمْ فِي السَّبْتِ فَقُلْنَا لَهُمْ كُونُوا قِرَدَةً خَاسِئِينَ
Meali: İçinizden cumartesi gününde azgınlık edenleri elbette bilmişsinizdir; onlara, "Aşağılık maymunlar olun" demiştik.
66. فَجَعَلْنَاهَا نَكَالًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهَا وَمَا خَلْفَهَا وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّقِينَ
Meali: Bunu, o zamankilere ve sonradan geleceklere bir ibret cezası ve sakınanlar için bir öğüt kıldık.
67. وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ إِنَّ اللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تَذْبَحُوا بَقَرَةً قَالُوا أَتَتَّخِذُنَا هُزُوًا قَالَ أَعُوذُ بِاللَّهِ أَنْ أَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ
Meali: Hani Musa kavmine, "Allah size bir sığır kesmenizi emrediyor" demişti. "Bizi alaya mı alıyorsun?" demişlerdi. Musa, "Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım" demişti.
68. قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَ قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا فَارِضٌ وَلَا بِكْرٌ عَوَانٌ بَيْنَ ذَلِكَ فَافْعَلُوا مَا تُؤْمَرُونَ
Meali: "Rabbine yalvar da onun ne olduğunu bize açıklasın" demişlerdi. Musa, "O diyor ki: O, ne yaşlı ne de genç, ikisinin arasında orta yaşlı bir sığırdır. Haydi size emrolunanı yapın" demişti.
69. قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا لَوْنُهَا قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ صَفْرَاءُ فَاقِعٌ لَوْنُهَا تَسُرُّ النَّاظِرِينَ
Meali: "Rabbine yalvar da renginin ne olduğunu bize açıklasın" demişlerdi. Musa, "O diyor ki: O, rengi parlak sarı olan, bakanların içini açan bir sığırdır" demişti.
70. قَالُوا ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّنْ لَنَا مَا هِيَ إِنَّ الْبَقَرَ تَشَابَهَ عَلَيْنَا وَإِنَّا إِنْ شَاءَ اللَّهُ لَمُهْتَدُونَ
Meali: "Rabbine yalvar da bize onun ne olduğunu [daha iyi] açıklasın; çünkü sığırlar bizce birbirine benzer görünmüştür. İnşaallah biz doğru yolu bulanlar olacağız" demişlerdi.
71. قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا ذَلُولٌ تُثِيرُ الْأَرْضَ وَلَا تَسْقِي الْحَرْثَ مُسَلَّمَةٌ لَا شِيَةَ فِيهَا قَالُوا الْآنَ جِئْتَ بِالْحَقِّ فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُوا يَفْعَلُونَ
Meali: Musa, "O diyor ki: O, toprak sürmek için boyunduruğa vurulmamış, ekin sulamamış, kusursuz ve alacası bulunmayan bir sığırdır." Onlar, "Şimdi gerçeği getirdin" demişlerdi de hemen onu kesmişlerdi; neredeyse bunu yapmayacaklardı.
72. وَإِذْ قَتَلْتُمْ نَفْسًا فَادَّارَأْتُمْ فِيهَا وَاللَّهُ مُخْرِجٌ مَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ
Meali: Hani bir adam öldürmüştünüz de bu hususta birbirinizi suçlamıştınız. Allah gizlemekte olduklarınızı ortaya çıkaracaktır.
73. فَقُلْنَا اضْرِبْوهُ بِبَعْضِهَا كَذَلِكَ يُحْيِي اللَّهُ الْمَوْتَى وَيُرِيكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
Meali: "Onun bir parçasıyla öldürülen kişiye vurun" demiştik. İşte Allah ölüleri böyle diriltir ve aklınızı kullanasınız diye size âyetlerini gösterir.
74. ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُمْ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ أَوْ أَشَدُّ قَسْوَةً وَإِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الْأَنْهَارُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَاءُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
Meali: Sonra bunun ardından kalpleriniz katılaştı; taş gibi, hatta taştan da katı oldu. Şüphesiz taşlardan öyleleri vardır ki içinden ırmaklar kaynar; şüphesiz öylesileri de vardır ki çatlar da ondan sular fışkırır; yine öylesileri de vardır ki Allah korkusundan aşağı düşer. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.
75. أَفَتَطْمَعُونَ أَنْ يُؤْمِنُوا لَكُمْ وَقَدْ كَانَ فَرِيقٌ مِنْهُمْ يَسْمَعُونَ كَلَامَ اللَّهِ ثُمَّ يُحَرِّفُونَهُ مِنْ بَعْدِ مَا عَقَلُوهُ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
Meali: Şimdi onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysa içlerinden bir grup Allah'ın kelamını işitiyor, aklettikten sonra onu bile bile tahrif ediyorlardı.
76. وَإِذَا لَقُوا الَّذِينَ آمَنُوا قَالُوا آمَنَّا وَإِذَا خَلَا بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ قَالُوا أَتُحَدِّثُونَهُمْ بِمَا فَتَحَ اللَّهُ عَلَيْكُمْ لِيُحَاجُّوكُمْ بِهِ عِنْدَ رَبِّكُمْ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
Meali: İman edenlerle karşılaştıkları zaman "İman ettik" derler. Başbaşa kaldıklarında ise, "Rabbinizin katında aleyhinize delil olarak kullanmaları için Allah'ın size açtığı şeyleri onlara anlatıyor musunuz? Hiç akletmiyor musunuz?" derler.
77. أَوَلَا يَعْلَمُونَ أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ
Meali: Onlar bilmezler mi ki Allah gizlediklerini de açıkçaya vurduklarını da bilmektedir?
78. وَمِنْهُمْ أُمِّيُّونَ لَا يَعْلَمُونَ الْكِتَابَ إِلَّا أَمَانِيَّ وَإِنْ هُمْ إِلَّا يَظُنُّونَ
Meali: İçlerinde bir de ümmîler vardır ki Kitab'ı bilmezler; ancak birtakım kuruntuları bilirler ve sadece zanla hareket ederler.
79. فَوَيْلٌ لِلَّذِينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِأَيْدِيهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هَذَا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ لِيَشْتَرُوا بِهِ ثَمَنًا قَلِيلًا فَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا كَتَبْتُ أَيْدِيهِمْ وَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا يَكْسَبُونَ
Meali: Elleriyle kitabı yazıp sonra bunu az bir pahaya satmak için "Bu Allah katındandır" diyenlerin vay haline! Ellerinin yazdıklarından ötürü vay haline onların! Kazandıklarından ötürü vay haline onların!
80. وَقَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ إِلَّا أَيَّامًا مَعْدُودَةً قُلْ أَتَّخَذْتُمُ عَهْدَ اللَّهِ فَلَنْ يُخْلِفَ اللَّهُ عَهْدَهُ أَمَّا تَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
Meali: "Bize sayılı birkaç günden başka ateş asla dokunmayacaktır" dediler. De ki: Yoksa Allah'tan bir söz mü aldınız? -Çünkü Allah sözünden asla dönmez- Yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?
81. بَلَى مَنْ كَسَبَ سَيِّئَةً وَأَحَاطَتْ بِهِ خَطِيئَتُهُ فَأُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Meali: Hayır! Kim bir kötülük işler de günahı benliğini kuşatırsa, işte onlar cehennem ehlidirler; onlar orada ebedî kalacaklardır.
82. وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أُولَئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Meali: İnanıp salih ameller işleyenler ise cennet ehlidirler; onlar orada ebedî kalacaklardır.
83. وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَ بَنِي إِسْرَائِيلَ لَا تَعْبُدُونَ إِلَّا اللَّهَ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينِ وَقُولُوا لِلنَّاسِ حُسْنًا وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ ثُمَّ تَوَلَّيْتُمْ إِلَّا قَلِيلًا مِنْكُمْ وَأَنْتُمْ مُعْرِضُونَ
Meali: Hani İsrâiloğulları'ndan söz almıştık: "Yalnızca Allah'a kulluk edeceksiniz; anne-babaya, akrabaya, yetimlere ve yoksullara iyilik edeceksiniz; insanlara güzel söz söyleyeceksiniz; namazı kılacaksınız ve zekatı vereceksiniz." Sonra pek azınız hariç yüz çevirdiniz ve siz hâlâ yüz çeviriyorsunuz.
84. وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ لَا تَسْفِكُونَ دِمَاءَكُمْ وَلَا تُخْرِجُونَ أَنْفُسَكُمْ مِنْ دِيَارِكُمْ ثُمَّ أَقْرَرْتُمْ وَأَنْتُمْ تَشْهَدُونَ
Meali: Hani sizden söz almıştık: "Birbirinizin kanını akıtmayacaksınız, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız." Sonra bunu onaylamıştınız ve buna şahitlik ediyordunuz.
85. ثُمَّ أَنْتُمْ هَؤُلَاءِ تَقْتُلُونَ أَنْفُسَكُمْ وَتُخْرِجُونَ فَرِيقًا مِنْكُمْ مِنْ دِيَارِهِمْ تَظَاهَرُونَ عَلَيْهِمْ بِالْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَإِنْ يَأْتُوكُمْ أُسَارَى تُفَادُوهُمْ وَهُوَ مُحَرَّمٌ عَلَيْكُمْ إِخْرَاجُهُمْ أَتُؤْمِنُونَ بِبَعْضِ الْكِتَابِ وَتَكْفُرُونَ بِبَعْضٍ فَمَا جَزَاءُ مَنْ يَفْعَلُ ذَلِكَ مِنْكُمْ إِلَّا خِزْيٌ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ يُرَدُّونَ إِلَى أَشَدِّ الْعَذَابِ وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
Meali: Sonra siz işte böylesiniz; kendinizi öldürüyor, aranızdan bir grubu yurtlarından çıkarıyor, kötülük ve düşmanlıkta onlara karşı birleşiyorsunuz. Size esir olarak geldiklerinde fidye verip onları kurtarıyorsunuz; oysa onları çıkarmak size haram kılınmıştı. Yoksa siz Kitap'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden bunu yapanın cezası, dünya hayatında ancak rezillik, kıyamet gününde ise en şiddetli azaba itilmektir. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.
86. أُولَئِكَ الَّذِينَ اشْتَرَوْا الْحَيَاةَ الدُّنْيَا بِالْآخِرَةِ فَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ
Meali: İşte onlar ahiret karşılığında dünya hayatını satın almış kimselerdir; onlardan azap asla hafifletilmeyecektir ve onlara yardım edilmeyecektir.
87. وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَقَفَّيْنَا مِنْ بَعْدِهِ بِالرُّسُلِ وَآتَيْنَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ الْبَيِّنَاتِ وَأَيَّدْنَاهُ بِرُوحِ الْقُدُسِ أَفَكُلَّمَا جَاءَكُمْ رَسُولٌ بِمَا لَا تَهْوَى أَنْفُسُكُمُ اسْتَكْبَرْتُمْ فَفَرِيقًا كَذَّبْتُمْ وَفَرِيقًا تَقْتُلُونَ
Meali: Andolsun ki biz Musa'ya Kitab'ı verdik, ardından ardarda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya da açık mucizeler verdik ve onu Rûhudkudüs [Cebrail] ile destekledik. Size nefislerinizin hoşlanmadığı bir şeyle gelen her peygambere karşı büyüklük taslamadınız mı? Bir kısmını yalanladınız, bir kısmını da öldürüyorsunuz.
88. وَقَالُوا قُلُوبُنَا غُلْفٌ بَلْ لَعَنَهُمُ اللَّهُ بِكُفْرِهِمْ فَقَلِيلًا مَا يُؤْمِنُونَ
Meali: "Kalplerimiz kılıflıdır" dediler. Hayır, küfürleri sebebiyle Allah onları lanetlemiştir; o yüzden pek az inanırlar.
89. وَلَمَّا جَاءَهُمْ كِتَابٌ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَهُمْ وَكَانُوا مِنْ قَبْلُ يَسْتَفْتِحُونَ عَلَى الَّذِينَ كَفَرُوا فَلَمَّا جَاءَهُمْ مَا عَرَفُوا كَفَرُوا بِهِ فَلَعْنَةُ اللَّهِ عَلَى الْكَافِرِينَ
Meali: Katlarından yanlarındakini doğrulayan bir Kitap gelince -ki daha önce inkârcılara karşı bu Kitap ile zafer istiyorlardı- kendilerine gelince onu inkâr ettiler. Allah'ın laneti kâfirler üzerinedir.
90. بِئْسَمَا اشْتَرَوْا بِهِ أَنْفُسَهُمْ أَنْ يَكْفُرُوا بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ بَغْيًا أَنْ يُنَزِّلَ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ عَلَى مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ فَبَاءُوا بِغَضَبٍ عَلَى غَضَبٍ وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ مُهِينٌ
Meali: Allah'ın kullarından dilediğine lütfundan vermesini kıskanarak Allah'ın indirdiğini inkâr etmeleri ne kötü bir karşılıktır ki, bu yüzden gazap üstüne gazaba uğradılar. Kâfirler için alçaltıcı bir azap vardır.
91. وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ آمَنُوا بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ قَالُوا نُؤْمِنُ بِمَا أُنْزِلَ عَلَيْنَا وَيَكْفُرُونَ بِمَا وَرَاءَهُ وَهُوَ الْحَقُّ مُصَدِّقًا لِمَا مَعَهُمْ قُلْ فَلِمَ تَقْتُلُونَ أَنْبِيَاءَ اللَّهِ مِنْ قَبْلُ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
Meali: Onlara, "Allah'ın indirdiğine iman edin" denildiğinde, "Biz bize indirilene iman ederiz" derler ve ötekini inkâr ederler; oysa o, yanlarındakini doğrulayan gerçeğin ta kendisidir. De ki: "Eğer inanan kimseler idiyseniz, ya madem öyle, neden daha önce Allah'ın peygamberlerini öldürüyordunuz?"
92. وَلَقَدْ جَاءَكُمْ مُوسَى بِالْبَيِّنَاتِ ثُمَّ اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِهِ وَأَنْتُمْ ظَالِمُونَ
Meali: Andolsun ki Musa size açık mucizeler getirmişti; sonra onun ardından zulmederek buzağıyı tanrı edinmiştiniz.
93. وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ خُذُوا مَا آتَيْنَاكُمْ بِقُوَّةٍ وَاسْمَعُوا قَالُوا سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَأُشْرُبُوا فِي قُلُوبِهِمُ الْعِجْلَ بِكُفْرِكُمْ قُلْ بِئْسَمَا يَأْمُرُكُمْ بِهِ إِيمَانُكُمْ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
Meali: Hani sözleşmenizi almış, Tûr'u üstünüze kaldırmıştık: "Size verdiğimizi kuvvetle tutun ve kulak verin." "Dinledik ve isyan ettik" demişlerdi. Küfürleri sebebiyle kalplerine buzağı sevgisi içirilmişti. De ki: "Eğer inanıyorsanız, inancınızın size emrettiği şey ne kadar kötü!"
94. قُلْ إِنْ كَانَتْ لَكُمُ الدَّارُ الْآخِرَةُ عِنْدَ اللَّهِ خَالِصَةً مِنْ دُونِ النَّاسِ فَتَمَنَّوُوا الْمَوْتَ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
Meali: De ki: "Eğer Allah katındaki ahiret yurdu diğer insanlara değil de yalnız size aitse ve iddialarınızda doğru iseniz, haydi ölümü temenni edin."
95. وَلَنْ يَتَمَنَّوْهُ أَبَدًا بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِالظَّالِمِينَ
Meali: Fakat ellerinin önceden işlediği şeyler yüzünden onu asla temenni etmeyecekler. Allah zalimleri çok iyi bilmektedir.
96. وَلَتَجَدَنَّهُمْ أَحْرَصَ النَّاسِ عَلَى حَيَاةٍ وَمِنَ الَّذِينَ أَشْرَكُوا يَوَدُّ أَحَدُهُمْ لَوْ يُعَمَّرُ أَلْفَ سَنَةٍ وَمَا هُوَ بِمُزَحْزِحِهِ مِنَ الْعَذَابِ أَنْ يُعَمَّرَ وَاللَّهُ بَصِيرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ
Meali: Andolsun ki onları, insanların hayata en düşkünü olarak bulursun; hatta ortak koşanlardan bile daha düşkündürler. Her biri ister ki bin yıl yaşasın. Oysa uzun yaşatılması onu azaptan uzaklaştıracak değildir. Allah yaptıklarını görmektedir.
97. قُلْ مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِجِبْرِيلَ فَإِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلَى قَلْبِكَ بِإِذْنِ اللَّهِ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَهُدًى وَبُشْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ
Meali: De ki: "Kim Cebrail'e düşman olursa, bilsin ki o, önceki kitapları tasdik edici, müminler için bir hidayet ve müjde kaynağı olarak Kur'an'ı Allah'ın izniyle senin kalbine indirmiştir."
98. مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِلَّهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَرُسُلِهِ وَجِبْرِيلَ وَمِيكَالَ فَإِنَّ اللَّهَ عَدُوٌّ لِلْكَافِرِينَ
Meali: Kim Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mikail'e düşman olursa bilsin ki Allah da inkârcıların düşmanıdır.
99. وَلَقَدْ أَنْزَلْنَا إِلَيْكَ آيَاتٍ بَيِّنَاتٍ وَمَا يَكْفُرُ بِهَا إِلَّا الْفَاسِقُونَ
Meali: Andolsun ki sana apaçık âyetler indirdik; bunlara ancak yoldan çıkmış fasıklar inanmazlık eder.

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)

  • بَحْر (Bahr): Deniz.
    Cümle: فَرَقْنَا بِكُمُ الْبَحْرَ (Sizin için denizi yardık.)
  • عِجْل (İcl): Buzağı.
    Cümle: اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَ (Buzağıyı edindiniz.)
  • كِتَاب (Kitâb): Kitap.
    Cümle: آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ (Musa'ya kitabı verdik.)
  • قَوْم (Kavm): Kavim, topluluk.
    Cümle: قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ (Musa kavmine dedi ki.)
  • سَمَاء (Semâ): Gök.
    Cümle: رِجْزًا مِنَ السَّمَاءِ (Gökten bir azap.)
  • أَرْض (Ard): Yer, yeryüzü.
    Cümle: لَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ (Yeryüzünde fesat çıkarmayın.)
  • طَعَام (Taâm): Yemek.
    Cümle: لَنْ نَصْبِرَ عَلَى طَعَامٍ (Bir yemeğe katlanamayız.)
  • عَدَس (Ades): Mercimek.
    Cümle: مِنْ بَقْلِهَا وَعَدَسِهَا (Sebzesinden ve mercimeğinden.)
  • بَصَل (Basal): Soğan.
    Cümle: وَبَصَلِهَا (Ve soğanından.)
  • يَوْم (Yevm): Gün.
    Cümle: وَالْيَوْمِ الْآخِرِ (Ahiret gününe.)
  • أَجْر (Ecr): Mükâfat, ecir.
    Cümle: فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ (Onların mükâfatı vardır.)
  • خَوْف (Havf): Korku.
    Cümle: وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ (Onlara korku yoktur.)
  • قِرَدَة (Kırade): Maymunlar.
    Cümle: كُونُوا قِرَدَةً (Maymunlar olun.)
  • بَقَرَة (Bakarah): Sığır, inek.
    Cümle: أَنْ تَذْبَحُوا بَقَرَةً (Bir sığır kesmenizi emrediyor.)
  • نَفْس (Nefs): Can, nefis.
    Cümle: وَإِذْ قَتَلْتُمْ نَفْسًا (Bir nefis öldürmüştünüz.)
  • قَلْب (Kalb): Kalp, yürek.
    Cümle: ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُمْ (Sonra kalpleriniz katılaştı.)
  • حَجَر (Hacer): Taş.
    Cümle: فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ (Taş gibidirler.)
  • نَهَر (Nehr): Nehir, ırmak.
    Cümle: يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الْأَنْهَارُ (İçinden ırmaklar kaynar.)
  • كَلاَم (Kelâm): Söz, kelam.
    Cümle: يَسْمَعُونَ كَلَامَ اللَّهِ (Allah'ın kelamını işitiyorlar.)
  • نَار (Nâr): Ateş.
    Cümle: لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ (Ateş bize dokunmayacaktır.)
  • جَنَّة (Cenneh): Cennet.
    Cümle: أَصْحَابُ الْجَنَّةِ (Cennet ehlidirler.)
  • صَلَاة (Salât): Namaz.
    Cümle: وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ (Namazı kılın.)
  • زَكَاة (Zekât): Zekât.
    Cümle: وَآتُوا الزَّكَاةَ (Zekâtı verin.)
  • مَوْت (Mevt): Ölüm.
    Cümle: فَتَمَنَّوُوا الْمَوْتَ (Ölümü temenni edin.)
  • عَدُوّ (Aduvv): Düşman.
    Cümle: مَنْ كَانَ عَدُوًّا (Kim düşman olursa.)

2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)

  • فَرَقَ (Fereka): Yardı, ayırdı.
    Kökü: ف ر ق / Cümle: فَرَقْنَا بِكُمُ الْبَحْرَ (Denizi yardık.)
  • أَنْجَى (Encâ): Kurtardı.
    Kökü: ن ج و / Cümle: فَأَنْجَيْنَاكُمْ (Sizi kurtardık.)
  • أَغْرَقَ (Egraka): Suda boğdu.
    Kökü: غ ر ق / Cümle: وَأَغْرَقْنَا آلَ فِرْعَوْنَ (Firavun hanedanını boğduk.)
  • تَنْظُرُ (Tenzuru): Bakıyorsunuz.
    Kökü: ن ظ ر / Cümle: وَأَنْتُمْ تَنْظُرُونَ (Bakıp duruyordunuz.)
  • وَاَعَدَ (Vâede): Sözleşti.
    Kökü: و ع د / Cümle: وَاعَدْنَا مُوسَى (Musa ile sözleşmiştik.)
  • اتَّخَذَ (İttehaze): Edindi, kabul etti.
    Kökü: أ خ ذ / Cümle: اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَ (Buzağıyı edindiniz.)
  • عَفَا (Afâ): Affetti.
    Kökü: ع ف و / Cümle: عَفَوْنَا عَنْكُمْ (Sizi affettik.)
  • شَكَرَ (Şakere): Şükretti.
    Kökü: ش ك ر / Cümle: لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ (Şükredesiniz diye.)
  • آتَى (Âtâ): Verdi.
    Kökü: أ ت ي / Cümle: آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ (Musa'ya kitabı verdik.)
  • اهْتَدَى (İhtedâ): Doğru yolu buldu.
    Kökü: ه د ي / Cümle: لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ (Doğru yolu bulasınız diye.)
  • ظَلَمَ (Zaleme): Zulmetti.
    Kökü: ظ ل م / Cümle: ظَلَمْتُمْ أَنْفُسَكُمْ (Kendinize zulmettiniz.)
  • تَابَ (Tâbe): Tövbe etti.
    Kökü: ت و ب / Cümle: فَتَابَ عَلَيْكُمْ (Tövbenizi kabul etti.)
  • قَتَلَ (Katale): Öldürdü.
    Kökü: ق ت ل / Cümle: وَيَقْتُلُونَ النَّبِيِّينَ (Peygamberleri öldürüyorlar.)
  • أَخَذَ (Ehaze): Aldı, yakaladı.
    Kökü: أ خ ذ / Cümle: فَأَخَذَتْكُمُ الصَّاعِقَةُ (Yıldırım çarptı.)
  • بَعَثَ (Bease): Diriltti, gönderdi.
    Kökü: ب ع ث / Cümle: بَعَثْنَاكُمْ (Sizi dirilttik.)
  • أَنْزَلَ (Enzele): İndirdi.
    Kökü: ن ز ل / Cümle: وَأَنْزَلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ (Size kudret helvası indirdik.)
  • أَكَلَ (Ekale): Yedi.
    Kökü: أ ك ل / Cümle: كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ (Temiz şeylerden yiyin.)
  • دَخَلَ (Dehale): Girdi.
    Kökü: د خ ل / Cümle: ادْخُلُوا هَذِهِ الْقَرْيَةَ (Kasabaya girin.)
  • غَفَرَ (Gafere): Bağışladı.
    Kökü: غ ف ر / Cümle: نَغْفِرْ لَكُمْ خَطَايَاكُمْ (Hatalarınızı bağışlayalım.)
  • بَدَّلَ (Beddele): Değiştirdi.
    Kökü: ب د ل / Cümle: فَبَدَّلَ الَّذِينَ ظَلَمُوا (Zalimler değiştirdi.)
  • ضَرَبَ (Darabe): Vurdu.
    Kökü: ض ر ب / Cümle: اضْرِبْ بِعَصَاكَ (Asanla vur.)
  • شَرِبَ (Şeribe): İçti.
    Kökü: ش ر ب / Cümle: وَاشْرَبُوا مِنْ رِزْقِ اللَّهِ (İçin.)
  • صَبَرَ (Sabere): Sabretti.
    Kökü: ص ب ر / Cümle: لَنْ نَصْبِرَ (Katlanamayacağız.)
  • عَمِلَ (Amile): Amel işledi, yaptı.
    Kökü: ع م ل / Cümle: وَعَمِلَ صَالِحًا (Salih amel işledi.)
  • ذَبَحَ (Zabeha): Kesti.
    Kökü: ذ ب ح / Cümle: أَنْ تَذْبَحُوا بَقَرَةً (Sığır kesmenizi.)

3. Arapça Edat Örnekleri - Harfi Cerler Hariç (15 Adet)

  • وَ (Ve): Atıf edatı (ve).
    Cümle: وَأَنْجَيْنَاكُمْ وَأَغْرَقْنَا (Sizi kurtardık ve boğduk.)
  • ثُمَّ (Summe): Terhipli atıf edatı (sonra).
    Cümle: ثُمَّ اتَّخَذْتُمُ الْعِجْلَ (Sonra buzağıyı edindiniz.)
  • لَعَلَّ (Lealle): Umut / ümit edatı (-e ki, olur ki).
    Cümle: لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ (Şükredesiniz diye.)
  • إِنَّ (İnne): Tekit / vurgu edatı (şüphesiz, muhakkak ki).
    Cümle: إِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ (Şüphesiz O tövbeleri kabul edendir.)
  • لَنْ (Len): Olumsuzluk / gelecekte asla anlamı veren edat (asla -ecek).
    Cümle: لَنْ نُؤْمِنَ لَكَ (Sana asla inanmayız.)
  • حَتَّى (Hattâ): Gazâî/nihayet edatı (-e kadar).
    Cümle: حَتَّى نَرَى اللَّهَ (Allah'ı görene kadar.)
  • فَـ (Fe): Tertip ve sebep edatı (böylece, o halde).
    Cümle: فَأَخَذَتْكُمُ الصَّاعِقَةُ (Bunun üzerine sizi yıldırım çarptı.)
  • مَا (Mâ): Olumsuzluk veya ilgi edatı (değil, şey).
    Cümle: وَمَا ظَلَمُونَا (Bize zulmetmediler.)
  • لَوْلَا (Levlâ): Şart / imtina edatı (olmasaydı).
    Cümle: فَلَوْلَا فَضْلُ اللَّهِ (Allah'ın lütfu olmasaydı.)
  • قَدْ (Kad): Tahkik / pekiştirme edatı (gerçekten, kesinlikle).
    Cümle: وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى (Andolsun ki Musa'ya verdik.)
  • أَمْ (Em): Istıfaham edatı (yoksa).
    Cümle: أَمْ تَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ (Yoksa Allah hakkında mı söylüyorsunuz?)
  • هَلْ (Hel): Soru edatı (mi, mI?).
    Cümle: هَلْ جِئْتَ (Geldin mi?)
  • إِلَّا (İllâ): İstisna edatı (ancak, -den başka).
    Cümle: لَا تَعْبُدُونَ إِلَّا اللَّهَ (Yalnızca Allah'a ibadet edeceksiniz.)
  • بَلْ (Bel): İdrab edatı (aksine, bilakis).
    Cümle: بَلْ لَعَنَهُمُ اللَّهُ (Bilakis Allah onları lanetlemiştir.)
  • كَأَنَّ (Keenne): Benzetme edatı (sanki).
    Cümle: كَأَنَّهُمْ جُدُرٌ (Sanki onlar duvarlardır.)

Kuranla-Arapca-2. Bakara Sûresi-1-49.ayetler

Konu Özeti: Bakara Sûresi'nin 1-49. ayetleri arasındaki bu bölümde; Kur'an-ı Kerim'in hidayet kaynağı olduğu, müttakilerin özellikleri, kâfirlerin ve münafıkların tutumları, Hz. Âdem'in yaratılışı, meleklerin secde etmesi, İblis'in isyanı, Hz. Âdem'in cennetten çıkışı ve İsrailoğullarına geçmişteki nimetlerin hatırlatılarak uyarılarda bulunulması ele alınmaktadır. Kaynak: kuran-eski.edize.com

Ayetler ve Türkçe Çevirileri

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

1. الم
Meali: Elif, Lâm, Mîm.
2. ذَلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ
Meali: Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir.
3. الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ
Meali: Onlar gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, kendilerine rızık olarak verdiğimizden de Allah yolunda harcarlar.
4. وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَبِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ
Meali: Onlar sana indirilene de, senden önce indirilenlere de inanırlar. Ahirete de kesin olarak inanırlar.
5. أُولَئِكَ عَلَى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Meali: İşte onlar Rab'lerinden (gelen) bir doğru yol üzeredirler ve kurtuluşa erenler de işte onlardır.
6. إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا سَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنْذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Meali: Şüphesiz kâfir olanları uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar.
7. خَتَمَ اللَّهُ عَلَى قُلُوبِهِمْ وَعَلَى سَمْعِهِمْ وَعَلَى أَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Meali: Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözleri üzerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır.
8. وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَقُولُ آمَنَّا بِاللَّهِ وَبِالْيَوْمِ الْآخِرِ وَمَا هُمْ بِمُؤْمِنِينَ
Meali: İnsanlardan kimi de vardır ki, inanmadıkları halde, "Allah'a ve ahiret gününe inandık" derler.
9. يُخَادِعُونَ اللَّهَ وَالَّذِينَ آمَنُوا وَمَا يَخْدَعُونَ إِلَّا أَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
Meali: Bunlar Allah'ı ve mü'minleri aldatmaya çalışırlar. Oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında değillerdir.
10. فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَهُمُ اللَّهُ مَرَضًا وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ
Meali: Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır. Söyledikleri yalana karşılık da onlara elem dolu bir azap vardır.
11. وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ قَالُوا إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ
Meali: Bunlara, "Yeryüzünde fesat çıkarmayın" denildiğinde, "Biz ancak ıslah edicileriz!" derler.
12. أَلَا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَكِنْ لَا يَشْعُرُونَ
Meali: İyi bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir. Fakat farkında değillerdir.
13. وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ آمِنُوا كَمَا آمَنَ النَّاسُ قَالُوا أَنُؤْمِنُ كَمَا آمَنَ السُّفَهَاءُ أَلَا إِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَاءُ وَلَكِنْ لَا يَعْلَمُونَ
Meali: Onlara, "İnsanların inandıkları gibi siz de inanın" denildiğinde ise, "Biz de akılsızlar gibi iman mı edelim?" derler. İyi bilin ki, asıl akılsızlar kendileridir, fakat bilmezler.
14. وَإِذَا لَقُوا الَّذِينَ آمَنُوا قَالُوا آمَنَّا وَإِذَا خَلَوْا إِلَى شَيَاطِينِهِمْ قَالُوا إِنَّا مَعَكُمْ إِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِئُونَ
Meali: İman edenlerle karşılaştıkları zaman, "İnandık" derler. Fakat şeytanlarıyla (münafık dostlarıyla) yalnız kaldıkları zaman, "Şüphesiz, biz sizinle beraberiz. Biz ancak onlarla alay ediyoruz" derler.
15. اللَّهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ
Meali: Gerçekte Allah onlarla alay eder (alaylarından dolayı onları cezalandırır); azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken onlara mühlet verir.
16. أُولَئِكَ الَّذِينَ اشْتَرَوُا الضَّلَالَةَ بِالْهُدَى فَمَا رَبِحَتْ تِجَارَتُهُمْ وَمَا كَانُوا مُهْتَدِينَ
Meali: İşte onlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almış kimselerdir. Bu yüzden alışverişleri onlara kâr getirmemiş ve (sonuçta) doğru yolu bulamamışlardır.
17. مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَارًا فَلَمَّا أَضَاءَتْ مَا حَوْلَهُ ذَهَبَ اللَّهُ بِنُورِهِمْ وَتَرَكَهُمْ فِي ظُلُمَاتٍ لَا يُبْصِرُونَ
Meali: Onların durumu, (geceleyin) ateş yakan kimsenin durumuna benzer: Ateş tam çevresini aydınlattığı sırada Allah ışıklarını yok ediverir de onları göremez bir şekilde karanlıklar içinde bırakıverir.
18. صُمُّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لَا يَرْجِعُونَ
Meali: Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (hakka) dönmezler.
19. أَوْ كَصَيِّبٍ مِنَ السَّمَاءِ فِيهِ ظُلُمَاتٌ وَرَعْدٌ وَبَرْقٌ يَجْعَلُونَ أَصَابِعَهُمْ فِي آذَانِهِمْ مِنَ الصَّوَاعِقِ حَذَرَ الْمَوْتِ وَاللَّهُ مُحِيطٌ بِالْكَافِرِينَ
Meali: Yahut (onların durumu), gökten gelen, içinde karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek bulunan sağanak bir yağmura tutulmuş kimselerin durumu gibidir. Ölüm korkusundan parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Oysa Allah kâfirleri kuşatmıştır.
20. يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ أَبْصَارَهُمْ كُلَّمَا أَضَاءَ لَهُمْ مَشَوْا فِيهِ وَإِذَا أَظْلَمَ عَلَيْهِمْ قَامُوا وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَأَبْصَارِهِمْ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Meali: Şimşek neredeyse gözlerini kapıp alacak; önlerini her aydınlatışında ışığında yürürler, üzerlerine karanlık basınca da dikilip kalırlar. Allah dileseydi onların işitmelerini de görmelerini de giderirdi. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.
21. يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُوا رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
Meali: Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize ibadet edin. Ola ki takva sahibi olursunuz.
22. الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ فِرَاشًا وَالسَّمَاءَ بِنَاءً وَأَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْ فَلَا تَجْعَلُوا لِلَّهِ أَنْدَادًا وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
Meali: O (o Rabb) ki, yeryüzünü sizin için bir döşek, göğü de bir bina kıldı, gökten su indirdi, onunla size rızık olarak ürünler çıkardı. Artık bilip durduğunuz halde Allah'a ortaklar koşmayın.
23. وَإِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلَى عَبْدِنَا فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِهِ وَادْعُوا شُهَدَاءَكُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
Meali: Eğer kullarımıza indirdiğimizden şüphe içinde iseniz, haydi onun benzeri bir sure getirin, eğer doğru sözlüler iseniz Allah'tan başka şahitlerinizi de çağırın.
24. فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا وَلَنْ تَفْعَلُوا فَاتَّقُوا النَّارَ الَّتِي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ
Meali: Eğer bunu yapamazsanız -ki asla yapamayacaksınız- o halde yakıtı insanlarla taşlar olan, kâfirler için hazırlanmış ateşten sakının.
25. وَبَشِّرِ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ كُلَّمَا رُزِقُوا مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ رِزْقًا قَالُوا هَذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ وَأُتُوا بِهِ مُتَشَابِهًا وَلَهُمْ فِيهَا أَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Meali: İnanıp salih ameller işleyenlere, altlarından ırmaklar akan cennetlerin kendilerinin olduğunu müjdele. Onlardan bir meyve rızık olarak kendilerine verildikçe, "Bu daha önce de rızıklandırıldığımız şeydir" derler. Bu onlara (dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için orada tertemiz eşler vardır ve onlar orada ebedî kalacaklardır.
26. إِنَّ اللَّهَ لَا يَسْتَحْيِي أَنْ يَضْرِبَ مَثَلًا مَا بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا فَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا فَيَقُولُ مَاذَا أَرَادَ اللَّهُ بِهَذَا مَثَلًا يُضِلُّ بِهِ كَثِيرًا وَيَهْدِي بِهِ كَثِيرًا وَمَا يُضِلُّ بِهِ إِلَّا الْفَاسِقِينَ
Meali: Şüphesiz Allah, bir sivrisineği, ondan daha öte bir şeyi misal vermekten çekinmez. İnananlar onun Rablerinden gelen bir hak olduğunu bilirler; kâfirler ise, "Allah bu misalde neyi demek istemiştir?" derler. Allah onunla birçoğunu saptırır, birçoğunu da hidayete erdirir. O, ancak fasıkları saptırır.
27. الَّذِينَ يَنْقُضُونَ عَهْدَ اللَّهِ مِنْ بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ أَنْ يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ أُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
Meali: Onlar ki, söz verip antlaştıktan sonra Allah'ın ahdini bozar, Allah'ın birleştirilmesini emrettiği şeyi (akrabalık bağlarını) keserler ve yeryüzünde fesat çıkarırlar. İşte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
28. كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللَّهِ وَكُنْتُمْ أَمْوَاتًا فَأَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Meali: Allah'ı nasıl inkâr edersiniz ki, siz ölüler idiniz O sizi diriltti; sonra sizi yine öldürecek, sonra yine diriltecektir, en sonunda O'na döndürüleceksiniz.
29. هُوَ الَّذِي خَلَقَ لَكُمْ مَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاءِ فَسَوَاهُنَّ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Meali: Yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yaratan, sonra iradesini göğe yöneltip onları yedi gök olarak düzenleyen O'dur. O, her şeyi hakkıyla bilendir.
30. وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الْأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُوا أَتَجْعَلُ فِيهَا مَنْ يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاءَ وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لَا تَعْلَمُونَ
Meali: Hani Rabbin meleklere, "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. Onlar, "Orada fesat çıkaracak, kan dökecek kimse mi yaratacaksın? Oysa biz seni hamdinle tesbih ediyor ve seni takdis ediyoruz" dediler. Allah, "Şüphesiz ben sizin bilmediğinizi bilirim" dedi.
31. وَعَلَّمَ آدَمَ الْأَسْمَاءَ كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلَائِكَةِ فَقَالَ أَنْبِئْنِي بِأَسْمَاءِ هَؤُلَاءِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
Meali: Ve Âdem'e bütün isimleri öğretti, sonra onları meleklere arz edip, "Eğer doğru sözlüler iseniz bunların isimlerini bana bildirin" dedi.
32. قَالُوا سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنَا إِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا إِنَّكَ أَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
Meali: Melekler, "Seni tenzih ederiz, senin bize öğrettiğimizden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz bilgin ve hikmet sahibi olan ancak sensin" dediler.
33. قَالَ يَا آدَمُ أَنْبِئْهُمْ بِأَسْمَائِهِمْ فَلَمَّا أَنْبَأَهُمْ بِأَسْمَائِهِمْ قَالَ أَلَمْ أَقُلْ لَكُمْ إِنِّي أَعْلَمُ غَيْبَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَأَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنْتُمْ تَكْتُمُونَ
Meali: (Allah) "Ey Âdem! Bunların isimlerini onlara bildir" dedi. Âdem onlara isimlerini bildirince Allah, "Size, göklerin ve yerin gaybını şüphesiz ben bilirim, açığa vurduğunuzu da gizli tuttuğunuzu da ben bilirim demedim mi?" dedi.
34. وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ أَبَى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرِينَ
Meali: Hani meleklere, "Âdem'e secde edin" demiştik; İblis hariç hepsi secde ettiler. O, yüz çevirdi, büyüklük tasladı ve kâfirlerden oldu.
35. وَقُلْنَا يَا آدَمُ اسْكُنْ أَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ وَكُلَا مِنْهَا رَغَدًا حَيْثُ شِئْتُمَا وَلَا تَقْرَبَا هَذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِمِينَ
Meali: Ve dedik ki: "Ey Âdem! Sen ve eşin cennette yerleşin, orada dilediğiniz gibi bol bol yiyin, ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz."
36. فَأَزَلَّهُمَا الشَّيْطَانُ عَنْهَا فَأَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا فِيهِ وَقُلْنَا اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ لِعَدُوٍّ وَلَكُمْ فِي الْأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ إِلَى حِينٍ
Meali: Bunun üzerine şeytan onları oradan kaydırdı, içinde bulundukları (durum)dan onları çıkardı. "Birbirinize düşman olarak inin, yeryüzünde sizin için bir süreye kadar bir yerleşme ve geçim vardır" dedik.
37. فَتَلَقَّى آدَمُ مِنْ رَبِّهِ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِ إِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
Meali: Derken Âdem Rabbinden bir takım kelimeler alıp öğrendi, (onlarla tevbe etti de) Allah tevbesini kabul etti. Şüphesiz O, tevbeleri çok kabul eden, merhamet sahibi olandır.
38. قُلْنَا اهْبِطُوا مِنْهَا جَمِيعًا فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ مِنِّي هُدًى فَمَنْ تَبِعَ هُدَايَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Meali: "İnin oradan hepiniz! Tarafımdan size bir hidayet geldiği zaman kim hidayetime uyarsa, onlar için hiçbir korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir" dedik.
39. وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا أُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Meali: İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar cehennem ehlidirler; onlar orada ebedî kalacaklardır.
40. يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّتِي أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَوْفُوا بِعَهْدِي أُوفِ بِعَهْدِكُمْ وَإِيَّايَ فَارْهَبُونِ
Meali: Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi hatırlayın, ahdinize vefalı olun ki ben de ahdinize vefalı olayım. Yalnız benden korkun.
41. وَآمِنُوا بِمَا أَنْزَلْتُ مُصَدِّقًا لِمَا مَعَكُمْ وَلَا تَكُونُوا أَوَّلَ كَافِرٍ بِهِ وَلَا تَشْتَرُوا بِآيَاتِي ثَمَنًا قَلِيلًا وَإِيَّايَ فَاتَّقُونِ
Meali: Yanınızdakini (Tevrat'ı) tasdik edici olarak indirdiğime iman edin. Sakın onu inkâr edenlerin ilki olmayın. Âyetlerimi az bir pahaya satmayın, yalnız benden sakının.
42. وَلَا تَلْبِسُوا الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُوا الْحَقَّ وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
Meali: Bilip durduğunuz halde hakkı batılla karıştırmayın, hakkı gizlemeyin.
43. وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَارْكَعُوا مَعَ الرَّاكِعِينَ
Meali: Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin, rükû edenlerle beraber rükû edin.
44. أَتَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ أَنْفُسَكُمْ وَأَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَ أَفَلَا تَعْلَمُونَ
Meali: Siz kitabı okuyup durduğunuz halde insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?
45. وَاسْتَعِينُوا بِصَبْرٍ وَالصَّلَاةِ وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلَّا عَلَى الْخَاشِعِينَ
Meali: Sabırla ve namazla (Allah'tan) yardım dileyin. Şüphesiz o, huşu duyanlardan başkasına ağır gelir.
46. الَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُمْ مُلَقَّوُا رَبِّهِمْ وَأَنَّهُمْ إِلَيْهِ رَجِعُونَ
Meali: Onlar ki, Rablerine kavuşacaklarına ve şüphesiz O'na döneceklerine inanırlar.
47. يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّتِي أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَنِّي فَضَّلْتُكُمْ عَلَى الْعَالَمِينَ
Meali: Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi cümle âlemden üstün kıldığımı hatırlayın.
48. وَاتَّقُوا يَوْمًا لَا تَجْزِي نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْئًا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ وَلَا يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ
Meali: Öyle bir günden sakının ki, o gün hiçbir kimse başkası namına bir şey ödeyemez; hiç kimseden şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz; kimseye yardım da edilmez.
49. وَإِذْ نَجَّيْنَاكُمْ مِنْ آلِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوءَ الْعَذَابِ يُذَبِّحُونَ أَبْنَاءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَاءَكُمْ وَفِي ذَلِكُمْ بَلَاءٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَظِيمٌ
Meali: Hani sizi, oğullarınızı boğazlayıp kadınlarınızı sağ bırakarak size işkencenin en kötüsünü reva gören Firavun ailesinden kurtarmıştık. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardı.

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)

  • كِتَاب (Kitâb): Kitap.
    Cümle: ذَلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فِيهِ (Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır.)
  • هُدًى (Hüden): Hidayet, rehber.
    Cümle: هُدًى لِلْمُتَّقِينَ (Muttakiler için hidayettir.)
  • غَيْب (Ğayb): Gayp, gizli olan.
    Cümle: الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ (Onlar gaybe inanırlar.)
  • صَلَاة (Salât): Namaz.
    Cümle: وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ (Namazı dosdoğru kılarlar.)
  • رَبّ (Rabb): Rab, sahip.
    Cümle: مِنْ رَبِّهِمْ (Rablerinden.)
  • آخِرَة (Âhiret): Ahiret yurdu.
    Cümle: وَبِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ (Ahirete kesin inanırlar.)
  • عَذَاب (Azâb): Azap, ceza.
    Cümle: وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ (Onlar için büyük azap vardır.)
  • سَمْع (Sem'): Kulak, işitme.
    Cümle: وَعَلَى سَمْعِهِمْ (Ve kulakları üzerine...)
  • بَصَر (Basar): Göz, görme.
    Cümle: وَعَلَى أَبْصَارِهِمْ (Gözleri üzerinde...)
  • مَرَض (Marad): Hastalık.
    Cümle: فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ (Kalplerinde hastalık vardır.)
  • أَرْض (Ard): Yeryüzü, yer.
    Cümle: لَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ (Yeryüzünde fesat çıkarmayın.)
  • نَاس (Nâs): İnsanlar.
    Cümle: كَمَا آمَنَ النَّاسُ (İnsanların inandığı gibi...)
  • طُغْيَان (Tuğyân): Azgınlık.
    Cümle: فِي طُغْيَانِهِمْ (Azgınlıkları içinde...)
  • نَار (Nâr): Ateş.
    Cümle: أَصْحَابُ النَّارِ (Cehennem ehlidirler.)
  • عَهْد (Ahd): Söz, antlaşma.
    Cümle: عَهْدَ اللَّهِ (Allah'ın ahdini...)
  • خَلِيفَة (Halîfe): Halife.
    Cümle: جَاعِلٌ فِي الْأَرْضِ خَلِيفَةً (Yeryüzünde halife yaratacağım.)
  • شَجَرَة (Şecere): Ağaç.
    Cümle: هَذِهِ الشَّجَرَةَ (Bu ağaç...)
  • ظَالِم (Zâlim): Zalim.
    Cümle: مِنَ الظَّالِمِينَ (Zalimlerden olursunuz.)
  • عَدُوّ (Aduvv): Düşman.
    Cümle: بَعْضُكُمْ لِعَدُوٍّ (Birbirinize düşman olarak...)
  • كَلِمَة (Kelime): Söz, kelime.
    Cümle: كَلِمَاتٍ (Kelimeler...)
  • إِسْرَائِيل (İsrâîl): İsrail (Hz. Yakup).
    Cümle: يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ (Ey İsrailoğulları!)
  • نِعْمَة (Ni'met): Nimet.
    Cümle: اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ (Nimetimi hatırlayın.)
  • زَكَاة (Zekât): Zekât.
    Cümle: وَآتُوا الزَّكَاةَ (Zekâtı verin.)
  • صَبْر (Sabr): Sabır.
    Cümle: وَاسْتَعِينُوا بِصَبْرٍ (Sabırla yardım dileyin.)
  • فِرْعَوْن (Fir'avn): Firavun.
    Cümle: آلِ فِرْعَوْنَ (Firavun ailesi...)

2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)

  • آمَنَ (Âmene): İman etti.
    Kökü: أ م ن / Cümle: يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ (Gaybe inanırlar.)
  • أَقَامَ (Ekâme): Dosdoğru kıldı.
    Kökü: ق و م / Cümle: وَيُقِيمُونَ الصَّلَاةَ (Namazı kılarlar.)
  • رَزَقَ (Razaka): Rızıklandırdı.
    Kökü: ر ز ق / Cümle: رَزَقْنَاهُمْ (Onları rızıklandırdık.)
  • أَنْزَلَ (Enzele): İndirdi.
    Kökü: ن ز ل / Cümle: أُنْزِلَ إِلَيْكَ (Sana indirildi.)
  • أَوْقَنَ (Evkane): Kesin inandı.
    Kökü: ي ق ن / Cümle: يُوقِنُونَ (Kesin inanırlar.)
  • كَفَرَ (Kefere): İnkâr etti.
    Kökü: ك ف ر / Cümle: إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا (Kâfir olanlar...)
  • أَنْذَرَ (Enzere): Uyardı.
    Kökü: ن ذ ر / Cümle: أَأَنْذَرْتَهُمْ (Onları uyardın mı?)
  • خَتَمَ (Hateme): Mühürledi.
    Kökü: خ ت م / Cümle: خَتَمَ اللَّهُ (Allah mühürlemiştir.)
  • قَالَ (Kâle): Dedi.
    Kökü: ق و ل / Cümle: يَقُولُ آمَنَّا (İnandık derler.)
  • خَدَعَ (Hadaa): Aldattı.
    Kökü: خ د ع / Cümle: يُخَادِعُونَ اللَّهَ (Allah'ı aldatırlar.)
  • شَعَرَ (Şaara): Hissetti, bildi.
    Kökü: ش ع ر / Cümle: وَمَا يَشْعُرُونَ (Farkında değillerdir.)
  • زَادَ (Zâده / Zâde): Artırdı.
    Kökü: ز ي د / Cümle: فَزَادَهُمُ اللَّهُ (Allah artırdı.)
  • كَذَبَ (Kezebە): Yalan söyledi.
    Kökü: ك ذ ب / Cümle: كَانُوا يَكْذِبُونَ (Yalan söylüyorlardı.)
  • أَفْسَدَ (Efsede): Fesat çıkardı.
    Kökü: ف س د / Cümle: لَا تُفْسِدُوا (Fesat çıkarmayın.)
  • أَصْلَحَ (Aslaha): Islah etti.
    Kökü: ص ل ح / Cümle: نَحْنُ مُصْلِحُونَ (Biz ıslah edicileriz.)
  • عَلِمَ (Alime): Bildi.
    Kökü: ع ل م / Cümle: لَا يَعْلَمُونَ (Bilmezler.)
  • لَقِيَ (Lakiye): Karşılaştı.
    Kökü: ل ق ي / Cümle: وَإِذَا لَقُوا (Karşılaştıklarında...)
  • خَلَا (Halâ): Yalnız kaldı.
    Kökü: خ ل و / Cümle: إِذَا خَلَوْا (Yalnız kaldıklarında...)
  • هَزَأَ (Hezeə): Alay etti.
    Kökü: ه ز ء / Cümle: مُسْتَهْزِئُونَ (Alay ediyorlar.)
  • اشْتَرَى (İşterâ): Satın aldı.
    Kökü: ش ر ي / Cümle: اشْتَرَوُا الضَّلَالَةَ (Sapıklığı satın aldılar.)
  • رَبِحَ (Rabiha): Kâr etti.
    Kökü: ر ب ح / Cümle: فَمَا رَبِحَتْ (Kâr etmedi.)
  • أَبْصَرَ (Absara): Gördü.
    Kökü: ب ص ر / Cümle: لَا يُبْصِرُونَ (Göremezler.)
  • خَلَقَ (Halaqa): Yarattı.
    Kökü: خ ل ق / Cümle: خَلَقَكُمْ (Sizi yarattı.)
  • عَبَدَ (Abede): İbadet etti.
    Kökü: ع ب د / Cümle: اعْبُدُوا رَبَّكُمْ (Rabbinize ibadet edin.)
  • نَجَّى (Neccehä): Kurtardı.
    Kökü: ن ج و / Cümle: نَجَّيْنَاكُمْ (Sizi kurtardık.)

3. Arapça Edat Örnekleri - Harfi Cerler Hariç (15 Adet)

  • وَ (Ve): Atıf edatı (ve).
    Cümle: وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ (Ve inananlar...)
  • فَـ (Fe): Tertip ve sebep edatı (o halde, hemen).
    Cümle: فَاتَّقُونِ (O halde benden sakının.)
  • لَا (Lâ): Olumsuzluk / Nehiy edatı (değil, sakın).
    Cümle: لَا رَيْبَ فِيهِ (Şüphe yoktur.)
  • مَا (Mâ): Olumsuzluk veya mevsul edatı (değil, şey).
    Cümle: وَمَا هُمْ بِمُؤْمِنِينَ (Mümin değildirler.)
  • إِنَّ (İnne): Tekit edatı (şüphesiz, muhakkak).
    Cümle: إِنَّ اللَّهَ (Şüphesiz Allah...)
  • أَمْ (Em): Soru / Atıf edatı (yoksa).
    Cümle: أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ (Yoksa uyarmasan da...)
  • أَنْ (En): Masdar / Nasb edatı (-mek, -mak).
    Cümle: أَنْ يُوصَلَ (Birleştirilmesini...)
  • لَمْ (Lem): Cezm edatı (değil, -medi).
    Cümle: فَإِنْ لَمْ تَفْعَلُوا (Eğer yapamazsanız...)
  • لَنْ (Len): İstikbal olumsuzluk edatı (asla ... -meyecek).
    Cümle: وَلَنْ تَفْعَلُوا (Asla yapamayacaksınız.)
  • قَدْ (Kad): Tahkik edatı (-miş, katiyetle).
    Cümle: قَدْ أَفْلَحَ (Şüphesiz kurtuluşa ermiştir.)
  • سَـ (Sa): İstikbal edatı (yakın gelecek, ecek/acak).
    Cümle: سَنَزِيدُ (Artıracağız.)
  • كَيْفَ (Keyfe): Soru edatı (nasıl).
    Cümle: كَيْفَ تَكْفُرُونَ (Nasıl inkâr edersiniz?)
  • هَلْ (Hel): Soru edatı (mı, mi).
    Cümle: هَلْ عِلْمَ (Bilginiz var mı?)
  • لَوْ (Lev): Şart edatı (-seydi).
    Cümle: وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ (Eğer Allah dileseydi...)
  • إِذْ (İz): Zarf / Zaman edatı (hani, o zaman).
    Cümle: وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ (Hani Rabbin demişti ki...)

"Kuranla-Arapca-2. Bakara Sûresi-1-99.ayetler"

Konu Özeti:

Bakara Sûresi'nin ilk 99 âyeti, Kur'ân-ı Kerîm'in temel hidayet ilkelerini ve insan gruplarının manevi portrelerini ele alır:

  • 1-5. Âyetler: Müttakîlerin (gayba inanan, namazı kılan, infak eden ve vahye iman eden müminlerin) nitelikleri ve ebedi kurtuluşları.
  • 6-7. Âyetler: İnkârcıların (kâfirlerin) kalplerinin ve kulaklarının mühürlenmesi.
  • 8-20. Âyetler: Münafıkların (ikiyüzlülerin) psikolojik durumları, kalplerindeki maraz ve benzetmeli darb-ı meseller (ateş yakan adam ve karanlıkta sağanak yağmur).
  • 21-29. Âyetler: Tüm insanlığa tevhid ve ibadet çağrısı, yaratılış delilleri ve sivrisinek misaliyle ilahi hikmet.
  • 30-39. Âyetler: Hz. Âdem'in (a.s.) yeryüzünde halife kılınışı, meleklere isimlerin öğretilmesi, İblis'in kibri ve cennetten yeryüzüne iniş kıssası.
  • 40-86. Âyetler: İsrailoğullarına verilen nimetler, Mısır'dan kurtuluş, buzağıya tapma sapkınlığı, cumartesi yasağı ve Bakara (sığır) kesme emri.
  • 87-99. Âyetler: Peygamberlerin yalanlanması, kalplerin kılıflı olduğu iddiası ve ilahi ahitlerin bozulması.

Okuma Parçası (Bakara Sûresi Metin Seçkisi)

الم ﴿١﴾ ذٰلِكَ الْكِتَابُ لَا رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ ﴿٢﴾ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلٰوةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ ﴿٣﴾ وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا اُنْزِلَ اِلَيْكَ وَمَا اُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَبِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ ﴿٤﴾ اُو۬لٰئِكَ عَلٰى هُدًى مِنْ رَبِّهِمْ وَاُو۬لٰئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ ﴿٥﴾

Meal Özeti (1-5): Elif, Lâm, Mîm. Bu, kendisinde hiçbir şüphe bulunmayan, muttakîler için bir hidayet rehberi olan Kitap'tır. Onlar gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden infak ederler. Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inanırlar; ahirete de kesin olarak iman ederler. İşte onlar, Rablerinden bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır.

وَاِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلٰئِكَةِ اِنّ۪ي جَاعِلٌ فِي الْاَرْضِ خَل۪يفَةًۜ ... وَعَلَّمَ اٰدَمَ الْاَسْمَٓاءَ كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلٰئِكَةِ ... ﴿٣٠-٣١﴾

Meal Özeti (30-31): Hani Rabbin meleklere, "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" demişti. Allah Âdem'e bütün isimleri (varlıkların hakikatini) öğretti, sonra onları meleklere arz edip bildirmelerini istedi...

Önemli Kelime Örnekleri (Tahlil ve Ezber)

Arapça Kelime Kök / Okunuş Türkçe Anlamı
الْمُتَّقِينَ و-ق-ي (el-Muttakîn) Takva sahipleri, sakınanlar
يُنْفِقُونَ ن-ف-ق (Yunfikûn) Allah yolunda harcarlar
الْمُفْلِحُونَ ف-ل-ح (el-Müflihûn) Kurtuluşa erenler
خَتَمَ خ-ت-م (Khatama) Mühürledi
مُصْلِحُونَ ص-ل-ح (Muslihûn) Düzelticiler, ıslah edenler
بَعُوضَةً ب-ع-ض (Ba'ûdah) Sivrisinek
خَلِيفَةً خ-ل-ف (Khalîfah) Halife, temsilci
بَقَرَةً ب-ق-ر (Bakarah) Sığır, inek

Bakara Suresi 1-99. Ayetler Dilbilgisi ve Kelime Testi (40 Soru)

Arapça Kelime ve Gramer Testi (Bakara 1-99)
40 Soru

S.Muhammed Kayaalp (el-Haşimi) Ks

الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي

Arapça Dersleri-İslami Sohbetler-Tevhid-Tefsir-Hadis-Fıkıh-Fetvalar-İrşadlar

Kuranla-Arapca-2. Bakara Sûresi-1-1-99 Rating: 4.5 Diposkan Oleh: ☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي☝المحمدية☝

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.