☝📖İbrahimi ﷺ Muhammedi ﷺ Hanif İslam📖☝﷽𐰃𐰠𐰯☝📖المحمدية☝Muhammediyye📖☝𐰃𐰠𐰯༺الله أكبر ༻

Güncel Duyuru Eylül 2026

Kur'anla Arapça Dilbilgisi derslerimiz ve 116 tane Arapça dilbilgisi konu testi sitemize eklendi..

☝المحمدية☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي 📖 ☝

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية-📖

Teoriye göre;İlluminati(hizbüşşeytan) yani uzaylı ve insan melezi ırklar,yarı vampir,yılan,ejderha vs melez soylardan oluşan topluluk,masonik, illuminatik firavun ve nemrud soylarının hipnoz,büyü,zihin kontrolü,algı yönetimi ile bireyler ve toplumları yönetmesi,hizbüşşeytan illumiatinin küresel illuminatik sistemi; siyaset,medya,sivil toplum,terör örgütleri,mafya,enerji,silah,ilaç,gıda tekeli alanlarda illuminati vardır!

Destek olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.

Kuranla-Arapca-2. Bakara Sûresi-2-100-199

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية علي الكتاب و السنة الصحيحة-📖
Üye olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.Kardeşlerimize Önemli :
اعوذ بالله من الشيطان الرجيم
 بسم الله الرحمان الرحيم
 الحمد لله رب العالمين و الصلاة و السلام علي امامنا محمد
 و آله و اهل بيته و صحبه و امته اجمعين
Euzü billahi mineşeydanirracimi ve min hizbihi..
Bismillahirrahmanirrahiym
Allahım cc Şeytandan ve onun hizbi tağutlardan
marid ve hannaslardan,cibt ve belamlardan sana sığınırız.Rahman ve rahiym olan Allahın cc adıyla.. 
Ahmedilik,kadıyanilik,bahailik,Vahhabilik,Şiilik,
illuminati,masonluk,yahudilik,nasırilik,nusayrilik,yezidilik,
sağcılık,solculuk,islamcılık,ateizm,deizm, budizm,hinduizm gibi  İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif İslama aykırı dini,felsefi ve ideolojik akımlardan imanımızı ve dinimizi koruyalım!     
İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif din islamdır!
İslam ise; peygamberler peygamberi cenabı Muhammed   dinidir!..
Nemrut,Firavun,İsis,ra ve el gibi tağutlar(illuminati) ve onların günümüzdeki soylarının ve taraftarlarının dini(inanış,felsefe,ideolojilerinin) değil!
𐰃𐰠𐰯Kur'an ve sahih sünnetin izinde Muhammediyiz𐰃𐰠𐰯
📖☝ المحمدية علي الكتاب و السنة☝📖 Arapça Dersleri☝İslami Sohbetler☝İslami İlimler☝Manevi Rehberlik☝  instagram: https://www.instagram.com/muhammediyye
  • Ders1
  • Ders2
  • Konu Testi
  • Sureler
  • Arapça Dersler
  • ☝📖المحمدية📖☝

Kuranla-Arapca-2. Bakara Sûresi-100-149.ayetler

Konu Özeti: Bakara Sûresi'nin 100-149. ayetleri arasındaki bu bölümde; Ehl-i kitabın ahitlerini bozmaları, sihir ve fitne peşinde koşanların durumu, Hz. İbrahim'in önderliği, Kabe'nin kıble olarak tayin edilmesi, Müslümanların orta ümmet vasfı ve kıble değişikliği etrafında gelişen olaylar ele alınmaktadır. Kaynak: kuran-eski.edize.com

Ayetler ve Türkçe Çevirileri

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

100. أَوَكُلَّمَا عَاهَدُوا عَهْدًا نَبَذَهُ فَرِيقٌ مِنْهُمْ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Meali: Ne zaman onlar bir antlaşma yaptılarsa, içlerinden birtakımı o antlaşmayı bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez.
101. وَلَمَّا جَاءَهُمْ رَسُولٌ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَهُمْ نَبَذَ فَرِيقٌ مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ كِتَابَ اللَّهِ وَرَاءَ ظُهُورِهِمْ كَأَنَّهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Meali: Kendilerine Allah katından ellerindekini doğrulayan bir elçi gelince, kendilerine kitap verilenlerden bir grup, sanki hiçbir şey bilmiyormuş gibi Allah'ın kitabını arkalarına attılar.
102. وَاتَّبَعُوا مَا تَتْلُوا الشَّيَاطِينُ عَلَى مُلْكِ سُلَيْمَانَ وَمَا كَفَرَ سُلَيْمَانُ وَلَكِنَّ الشَّيَاطِينَ كَفَرُوا يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَ وَمَا أُنْزِلَ عَلَى الْمَلَكَيْنِ بِبَابِلَ هَارُوتَ وَمَارُوتَ وَمَا يُعَلِّمَانِ مِنْ أَحَدٍ حَتَّى يَقُولَا إِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ فَلَا تَكْفُرْ فَيَتَعَلَّمُونَ مِنْهُمَا مَا يُفَرِّقُونَ بِهِ بَيْنَ الْمَرْءِ وَزَوْجِهِ وَمَا هُمْ بِضَارِّينَ بِهِ مِنْ أَحَدٍ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ وَيَتَعَلَّمُونَ مَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْ وَلَقَدْ عَلِمُوا لَمَنِ اشْتَرَاهُ مَا لَهُ فِي الْآخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ وَلَبِئْسَ مَا شَرَوْا بِهِ أَنْفُسَهُمْ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
Meali: Süleyman'ın mülkü hakkında şeytanların uydurup söylediklerine uydular. Süleyman kâfir olmadı; lakin şeytanlar insanlara sihri ve Babil'deki iki meleğe, Harut ile Marut'a indirilenleri öğreterek kâfir oldular. Halbuki o ikisi, "Biz ancak bir fitneyiz, sakın küfre sapma" demedikçe hiç kimseye bilgi vermezlerdi. Onlar o ikisinden, karı ile kocanın arasını ayıracak şeyleri öğreniyorlardı. Oysa onlar Allah'ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. Kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi!
103. وَلَوْ أَنَّهُمْ آمَنُوا وَاتَّقَوْا لَمَثُوبَةٌ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ خَيْرٌ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ
Meali: Eğer onlar iman edip sakınsalardı, Allah katından verilecek sevap elbette daha hayırlı olacaktı. Keşke bilselerdi!
104. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَقُولُوا رَاعِنَا وَقُولُوا انْظُرْنَا وَاسْمَعُوا وَلِلْكَافِرِينَ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Meali: Ey iman edenler! (Peygambere) "Râinâ" demeyin, "Unzurna" deyin ve dinleyin. Kâfirler için elem verici bir azap vardır.
105. مَا يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ وَلَا الْمُشْرِكِينَ أَنْ يُنَزَّلَ عَلَيْكُمْ مِنْ خَيْرٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَاللَّهُ يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ
Meali: Ne ehl-i kitaptan kâfir olanlar ne de müşrikler, Rabbinizden üzerinize bir hayır indirilmesini isterler. Oysa Allah rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah büyük lütuf sahibidir.
106. مَا نَنْسَخْ مِنْ آيَةٍ أَوْ نُنْسِهَا نَأْتِ بِخَيْرٍ مِنْهَا أَوْ مِثْلِهَا أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Meali: Biz bir âyeti nesh ederiz veya unuttururuz da ondan daha hayırlısını veya benzerini getiririz. Allah'ın her şeye gücü yeter olduğunu bilmez misin?
107. أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ مِنْ وَلِيِّ وَلَا نَصِيرٍ
Meali: Göklerin ve yerin mülkünün Allah'a ait olduğunu bilmez misin? Sizin için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.
108. أَمْ تُرِيدُونَ أَنْ تَسْأَلُوا رَسُولَكُمْ كَمَا سُئِلَ مُوسَى مِنْ قَبْلُ وَمَنْ يَتَبَدَّلِ الْكُفْرَ بِالْإِيمَانِ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاءَ السَّبِيلِ
Meali: Yoksa siz de daha önce Musa'ya sorulduğu gibi peygamberinize sorular sorulmasını mı istiyorsunuz? Kim imanı küfrün karşılığında değiştirirse, kesinlikle dosdoğru yoldan sapmıştır.
109. وَدَّ كَثِيرٌ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يَرُدُّونَكُمْ مِنْ بَعْدِ إِيمَانِكُمْ كُفَّارًا حَسَدًا مِنْ عِنْدِ أَنْفُسِهِمْ مِنْ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمُ الْحَقُّ فَاعْفُوا وَاصْفَحُوا حَتَّى يَأْتِيَ اللَّهُ بِأَمْرِهِ إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Meali: Ehl-i kitaptan birçoğu, hakikat kendilerine apaçık bellendikten sonra, sırf içlerindeki kıskançlıktan ötürü, sizi imanınızdan vazgeçirip kâfir yapmak isterler. Allah emrini getirinceye kadar affedin, hoşgörüyle davranın. Şüphesiz Allah'ın her şeye gücü yeter.
110. وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَآتُوا الزَّكَاةَ وَمَا تُقَدِّمُوا لِأَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Meali: Namazı kılın, zekâtı verin. Kendi nefsiniz için önceden ne hayır yaparsanız, onu Allah katında bulursunuz. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı görmektedir.
111. وَقَالُوا لَنْ يَدْخُلَ الْجَنَّةَ إِلَّا مَنْ كَانَ هُودًا أَوْ نَصَارَى تِلْكَ أَمَانِيُّهُمْ قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
Meali: Onlar, "Cennete ancak Yahudi veya Hristiyan olanlar girecektir" dediler. Bu onların kuruntusudur. De ki: "Eğer doğru söyleyenlerseniz delilinizi getirin."
112. بَلَى مَنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُ لِلَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَلَهُ أَجْرُهُ عِنْدَ رَبِّهِ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Meali: Hayır, öyle değil! Kim iyilik edici olarak yüzünü Allah'a teslim ederse, onun ecri Rabbi katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzülmeyecekler de.
113. وَقَالَتِ الْيَهُودُ لَيْسَتِ النَّصَارَى عَلَى شَيْءٍ وَقَالَتِ النَّصَارَى لَيْسَتِ الْيَهُودُ عَلَى شَيْءٍ وَهُمْ يَتْلُونَ الْكِتَابَ كَذَلِكَ قَالَ الَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ مِثْلَ قَوْلِهِمْ فَاللَّهُ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فِيمَا كَانُوا فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
Meali: Yahudiler, "Hristiyanlar bir şey üzere değillerdir" dediler; Hristiyanlar da, "Yahudiler bir şey üzere değillerdir" dediler. Üstelik onlar Kitap'ı okuyorlar. Bilmeyenler de tıpkı onların söyledikleri gibi söyledi. Artık Allah, aralarında anlaşmazlığa düştükleri hususlarda kıyamet günü hüküm verecektir.
114. وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ مَنَعَ مَسَاجِدَ اللَّهِ أَنْ يُذْكَرَ فِيهَا اسْمُهُ وَسَعَى فِي خَرَابِهَا أُولَئِكَ مَا كَانَ لَهُمْ أَنْ يَدْخُلُوهَا إِلَّا خَائِفِينَ لَهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَلَهُمْ فِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Meali: Allah'ın mescitlerinde onun adının anılmasını engelleyen ve onların harap olmasına çalışandan kim daha zalimdir? Onların oralara ancak korka korka girmeleri gerekir. Onlar için dünyada rezillik, ahirette ise büyük azap vardır.
115. وَلِلَّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ فَأَيْنَمَا تُوَلَّوْا فَثَمَّ وَجْهُ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Meali: Doğu da batı da Allah'ındır. Nereye dönerseniz Allah'ın yüzü oradadır. Şüphesiz Allah lütfu geniş olandır, bilendir.
116. وَقَالُوا اتَّخَذَ اللَّهُ وَلَدًا سُبْحَانَهُ بَلْ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ كُلَّ لَهُ قَانِتُونَ
Meali: "Allah çocuk edindi" dediler. O, bundan münezzehtir. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur, hepsi O'na boyun eğmektedir.
117. بَدِيعُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَإِذَا قَضَى أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
Meali: O, gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece "Ol!" der, o da hemen oluverir.
118. وَقَالَ الَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ لَوْ لَا يُكَلِّمُنَا اللَّهُ أَوْ تَأْتِينَا آيَةٌ كَذَلِكَ قَالَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِثْلَ قَوْلِهِمْ تَشَابَهَتْ قُلُوبُهُمْ قَدْ بَيَّنَّا الْآيَاتِ لَقَوْمٍ يُوقِنُونَ
Meali: Bilmeyenler dediler ki: "Allah bizimle konuşsaydı ya da bize bir âyet gelseydi ya!" Onlardan öncekiler de tıpkı onların söylediklerini söylemişlerdi. Kalpleri birbirine benzemiştir. Kesin olarak inanan bir topluluk için âyetleri apaçık bildirdik.
119. إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَا تُسْأَلُ عَنْ أَصْحَابِ الْجَحِيمِ
Meali: Şüphesiz biz seni hak ile müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen cehennem halkından sorumlu tutulacak değilsin.
120. وَلَنْ تَرْضَى عَنْكَ الْيَهُودُ وَلَا النَّصَارَى حَتَّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ إِنَّ هُدَى اللَّهِ هُوَ الْهُدَى وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءَهُمْ بَعْدَ الَّذِي جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللَّهِ مِنْ وَلِيِّ وَلَا نَصِيرٍ
Meali: Sen onların dinine uymadıkça ne Yahudiler ne de Hristiyanlar asla senden hoşnut olmazlar. De ki: "Şüphesiz Allah'ın yolu asıl hidayettir." Sana ilim geldikten sonra eğer onların heveslerine uyacak olursan, yemin olsun ki Allah'tan başka ne bir dostun ne de bir yardımcın bulunur.
121. اَلَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَتْلُونَهُ حَقَّ تِلَاوَتِهِ أُولَئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَمَنْ يَكْفُرْ بِهِ فَأُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
Meali: Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler onu gereği gibi okurlar. İşte onlar ona iman ederler. Kim onu inkâr ederse, işte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
122. يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ الَّتِي أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَنِّي فَضَّلْتُكُمْ عَلَى الْعَالَمِينَ
Meali: Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetleri ve sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın.
123. وَاتَّقُوا يَوْمًا لَا تَجْزِي نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْئًا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا تَنْفَعُهَا شَفَاعَةٌ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ
Meali: Öyle bir günden sakının ki, hiç kimse başkasının yerine bir şey ödeyemez, hiç kimseden fidye kabul edilmez, kimseye şefaat fayda vermez ve onlara yardım da edilmez.
124. وَإِذْ ابْتَلَى إِبْرَاهِيمَ رَبُّهُ بِكَلِمَاتٍ فَأَتَمَّهُنَّ قَالَ إِنِّي جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ إِمَامًا قَالَ وَمَنْ ذُرِّيَّتِي قَالَ لَا يَنَالُ عَهْدِي الظَّالِمِينَ
Meali: Hani Rabbi İbrahim'i birtakım kelimelerle sınamış, o da onları tam olarak yerine getirmişti. Rabbi, "Ben seni insanlara önder yapacağım" demişti. İbrahim, "Soyumdan da (önderler yap)" deyince, "Benim ahdime zalimler erişemez" buyurmuştu.
125. وَإِذْ جَعَلْنَا الْبَيْتَ مَثَابَةً لِلَّنَاسِ وَأَمْنًا وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ إِبْرَاهِيمَ مُصَلًّى وَعَهِدْنَا إِلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ أَنْ طَهِّرَا بَيْتِيَ لِلطَّائِفِينَ وَالْعَاكِفِينَ وَرُكَّعِ السُّجُودِ
Meali: Hani biz o Evi (Kâbe'yi) insanlar için bir sevap toplanma yeri ve güvenli bir makam kılmıştık. "İbrahim'in makamından kendinize bir namazgâh edinin." İbrahim ve İsmail'e de, "Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rükû ve secde edenler için evimi temiz tutun" diye emretmiştik.
126. وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ اجْعَلْ هَذَا بَلَدًا آمِنًا وَرْزُقْ أَهْلَهُ مِنَ الثَّمَرَاتِ مَنْ آمَنَ مِنْهُمْ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ قَالَ وَمَنْ كَفَرَ فَأُمَتِّعُهُ قَلِيلًا ثُمَّ أَضْطَرُّهُ إِلَى عَذَابِ النَّارِ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
Meali: İbrahim şöyle demişti: "Rabbim! Bunu emniyetli bir şehir kıl, halkından Allah'a ve ahiret gününe inananları ürünlerle rızıklandır." (Allah) buyurdu ki: "Kâfir olanı da biraz faydalandırır, sonra onu cehennem azabına mecbur ederim. Ne kötü bir dönüş yeridir o!"
127. وَإِذْ يَرْفَعُ إِبْرَاهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَإِسْمَاعِيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا إِنَّكَ أَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Meali: Hani İbrahim, İsmail ile birlikte Evin temellerini yükseltiyor ve şöyle dua ediyorlardı: "Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen hakkıyla işitensin, bilensin."
128. رَبَّنَا وَاجْعَلْنَا مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِنَا أُمَّةً مُسْلِمَةً لَكَ وَأَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَا إِنَّكَ أَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
Meali: "Rabbimiz! İkimizi sana teslim olanlardan kıl, soyumuzdan da sana teslim olan bir ümmet çıkar. Bize ibadet yerlerimizi göster, tövbemizi kabul et. Şüphesiz sen tövbeleri çok kabul eden ve merhamet edensin."
129. رَبَّنَا وَابْعَثْ فِيهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكِّيهِمْ إِنَّكَ أَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
Meali: "Rabbimiz! İçlerinden onlara öyle bir elçi gönder ki, onlara âyetlerini okusun, Kitap'ı ve hikmeti öğretsin, onları temizlesin. Şüphesiz mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi olan sensin."
130. وَمَنْ يَرْغَبُ عَنْ مِلَّةِ إِبْرَاهِيمَ إِلَّا مَنْ سَفِهَ نَفْسَهُ وَلَقَدِ اصْطَفَيْنَاهُ فِي الدُّنْيَا وَإِنَّهُ فِي الْآخِرَةِ لَمِنَ الصَّالِحِينَ
Meali: Kendi nefsini bilmeyenden başka kim İbrahim'in dininden yüz çevirir? Andolsun ki biz onu dünyada seçkin kıldık, şüphesiz o ahirette de salihlerdendir.
131. إِذْ قَالَ لَهُ رَبُّهُ أَسْلِمْ قَالَ أَسْلَمْتُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ
Meali: Rabbi ona "Teslim ol" dediğinde, "Âlemlerin Rabbine teslim oldum" demişti.
132. وَوَصَّى بِهَا إِبْرَاهِيمُ بَنِيهِ وَيَعْقُوبُ يَا بَنِيَّ إِنَّ اللَّهَ اصْطَفَى لَكُمُ الدِّينَ فَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ
Meali: İbrahim bunu kendi oğullarına vasiyet etti, Yakup da öyle: "Ey oğullarım! Şüphesiz Allah sizin için bu dini seçti, sakın müslüman olmaktan başka bir duygu ve düşünce ile ölmeyin."
133. أَمْ كُنْتُمْ شُهَدَاءَ إِذْ حَضَرَ يَعْقُوبَ الْمَوْتُ إِذْ قَالَ لِبَنِيهِ مَا تَعْبُدُونَ مِنْ بَعْدِي قَالُوا نَعْبُدُ إِلَهَكَ وَإِلَهَ آبَائِكَ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ إِلَهًا وَاحِدًا وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ
Meali: Yoksa Yakub'a ölüm geldiği zaman siz şahitler miydiniz? Hani o oğullarına, "Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?" demişti. Onlar, "Senin ilahına ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın ilahı olan tek bir ilaha ibadet edeceğiz; bizler ancak O'na teslim olanlarız" demişlerdi.
134. تِلْكَ أُمَّةٌ قَدْ خَلَتْ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُمْ مَا كَسَبْتُمْ وَلَا تُسْأَلُونَ عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Meali: Onlar gelip geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulacak değilsiniz.
135. وَقَالُوا كُونُوا هُودًا أَوْ نَصَارَى تَهْتَدُوا قُلْ بَلْ مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
Meali: Yahudiler ve Hristiyanlar, "Yahudi veya Hristiyan olun ki hidayete eresiniz" dediler. De ki: "Hayır, hakka yönelen İbrahim'in dinine. O şirk koşanlardan değildi."
136. قُولُوا آمَنَّا بِاللَّهِ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْنَا وَمَا أُنْزِلَ إِلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَالْأَسْبَاطِ وَمَا أُوتِيَ مُوسَى وَعِيسَى وَمَا أُوتِيَ النَّبِيُّونَ مِنْ رَبِّهِمْ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ
Meali: Şöyle deyin: "Biz Allah'a, bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına indirilenlere, Musa ve İsa'ya verilenlere ve peygamberlere Rablerinden verilenlere iman ettik. Onlardan hiçbiri arasında ayrım yapmayız ve biz yalnızca O'na teslim olanlarız."
137. فَإِنْ آمَنُوا بِمِثْلِ مَا آمَنْتُمْ بِهِ فَقَدِ اهْتَدَوْا وَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنَّمَا هُمْ فِي شِقَاقٍ فَسَيَكْفِيكَهُمُ اللَّهُ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Meali: Eğer onlar da sizin inandığınız gibi inanırlarsa, şüphesiz hidayete ermiş olurlar. Eğer yüz çevirirlerse, kesinlikle bir çelişki ve ayrılık içindedirler. Onlara karşı Allah sana yeter. O, hakkıyla işitendir, bilendir.
138. صِبْغَةَ اللَّهِ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللَّهِ صِبْغَةً وَنَحْنُ لَهُ عَابِدُونَ
Meali: Allah'ın boyası. Allah'ın boyasından daha güzel boyası olan kimdir? Biz ancak O'na kulluk edenleriz.
139. قُلْ أَتُحَاجُّونَنَا فِي اللَّهِ وَهُوَ رَبُنَا وَرَبُوكُمْ وَلَنَا أَعْمَالُنَا وَلَكُمْ أَعْمَالُكُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُخْلِصُونَ
Meali: De ki: "Bizimle Allah hakkında mi tartışıyorsunuz? O bizim de Rabbimizdir, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de sizindir. Biz yalnız O'na ihlasla bağlananlarız."
140. أَمْ تَقُولُونَ إِنَّ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَالْأَسْبَاطَ كَانُوا هُودًا أَوْ نَصَارَى قُلْ أَنْتُمْ أَعْلَمُ أَمِ اللَّهُ وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ كَتَمَ شَهَادَةً عِنْدَهُ مِنَ اللَّهِ وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
Meali: Yoksa siz, "İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunları Yahudi veya Hristiyan idiler" mi diyorsunuz? De ki: "Siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı? Yanındaki Allah şahitliğini gizleyenden daha zalim kim vardır? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir."
141. تِلْكَ أُمَّةٌ قَدْ خَلَتْ لَهَا مَا كَسَبَتْ وَلَكُمْ مَا كَسَبْتُمْ وَلَا تُسْأَلُونَ عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Meali: Onlar geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulacak değilsiniz.
142. سَيَقُولُ السُّفَهَاءُ مِنَ النَّاسِ مَا وَلَّاهُمْ عَنْ قِبْلَتِهِمُ الَّتِي كَانُوا عَلَيْهَا قُلْ لِلَّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
Meali: İnsanlardan bazı akılsızlar, "Onları yöneldikleri kıblelerinden çeviren nedir?" diyecekler. De ki: "Doğu da batı da Allah'ındır. O dilediğini dosdoğru yola iletir."
143. وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ وَيَكُونَ الرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا وَمَا جَعَلْنَا الْقِبْلَةَ الَّتِي كُنْتَ عَلَيْهَا إِلَّا لِنَعْلَمَ مَنْ يَتَّبِعُ الرَّسُولَ مِمَّنْ يَنْقَلِبُ عَلَى عَقِبَيْهِ وَإِنْ كَانَتْ لَكَبِيرَةً إِلَّا عَلَى الَّذِينَ هَدَى اللَّهُ وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُضِيعَ إِيمَانَكُمْ إِنَّ اللَّهَ بِالنَّاسِ لَرَءُوفٌ رَحِيمٌ
Meali: İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Resûl'ün de size şahit olması için sizi orta bir ümmet kıldık. Daha önce yöneldiğin kıbleyi, ancak Resûl'e uyanları, ökçeleri üzerinde geri döneceklerden ayırt etmemiz için kıble yaptık. Bu, Allah'ın hidayet verdikleri dışındakilere elbette ağır gelir. Allah imanınızı zayi edecek değildir. Şüphesiz Allah insanlara çok şefkatli, çok merhametlidir.
144. قَدْ نَرَى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِي السَّمَاءِ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَتَكَ تَرْضَاهَا فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُ وَإِنَّ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ لَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ
Meali: (Ey Muhammed!) Yüzünün göğe doğru çevrilmekte olduğunu (görüyoruz). Mutlaka seni hoşnut olacağın bir kıbleye yönelteceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa çevirin. Kendilerine kitap verilenler bunun Rablerinden gelen gerçek olduğunu çok iyi bilirler. Allah onların yaptıklarından gafil değildir.
145. وَلَئِنْ أَتَيْتَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ بِكُلِّ آيَةٍ مَا تَبِعُوا قِبْلَتَكَ وَمَا أَنْتَ بِتَابِعٍ قِبْلَتَهُمْ وَمَا بَعْضُهُمْ بِتَابِعٍ قِبْلَةَ بَعْضٍ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءَهُمْ بَعْدَ الَّذِي جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ إِنَّكَ إِذًا لَمِنَ الظَّالِمِينَ
Meali: Kendilerine kitap verilenlere her türlü mucizeyi getirsen yine de senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar da birbirlerinin kıblesine uymazlar. Andolsun ki, sana gelen ilimden sonra onların heveslerine uyacak olursan, şüphesiz o takdirde sen zalimlerden olursun.
146. اَلَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَاءَهُمْ وَإِنَّ فَرِيقًا مِنْهُمْ لَيَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
Meali: Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir grup bile bile gerçeği gizlerler.
147. الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرِينَ
Meali: Gerçek Rabbindendir, sakın şüpheye düşenlerden olma!
148. وَلِكُلٍّ وِجْهَةٌ هُوَ مُوَلِّيهَا فَاسْتَبَقُوا الْخَيْرَاتِ أَيْنَمَا تَكُونُوا يَأْتِ بِكُمُ اللَّهُ جَمِيعًا إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Meali: Herkesin yöneldiği bir yön vardır; siz hayırlarda yarışın. Nerede olursanız olun, Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz Allah'ın her şeye gücü yeter.
149. وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَإِنَّهُ لَلْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ وَاللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
Meali: Nereden çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Şüphesiz bu, Rabbinden gelen gerçektir. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)

  • رَسُول (Resûl): Elçi, peygamber.
    Cümle: جَاءَهُمْ رَسُولٌ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ (Onlara Allah katından bir elçi geldi.)
  • كِتَاب (Kitâb): Kitap, yazı.
    Cümle: نَبَذَ فَرِيقٌ كِتَابَ اللَّهِ (Bir grup Allah'ın kitabını attı.)
  • شَيْطَان (Şeytân): Şeytan.
    Cümle: مَا تَتْلُوا الشَّيَاطِينُ (Şeytanların okuduğu/uydurduğu şeyler.)
  • سُلَيْمَان (Suleymân): Süleyman (peygamber).
    Cümle: عَلَى مُلْكِ سُلَيْمَانَ (Süleyman'ın mülkü üzerine.)
  • سِحْر (Sihr): Sihir, büyü.
    Cümle: يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَ (İnsanlara sihir öğretiyorlar.)
  • مَلَك (Melek): Melek.
    Cümle: عَلَى الْمَلَكَيْنِ (İki melek üzerine.)
  • فِتْنَة (Fitnet): Fitne, imtihan.
    Cümle: إِنَّمَا نَحْنُ فِتْنَةٌ (Biz ancak bir fitneyiz.)
  • زَوْج (Zavc): Eş.
    Cümle: بَيْنَ الْمَرْءِ وَزَوْجِهِ (Kişi ile eşinin arasını...)
  • آخِرَة (Âhiret): Ahiret, öbür dünya.
    Cümle: مَا لَهُ فِي الْآخِرَةِ مِنْ خَلَاقٍ (Onun ahirette hiçbir nasibi yoktur.)
  • عَذَاب (Azâb): Azap, işkence.
    Cümle: عَذَابٌ أَلِيمٌ (Elem verici azap.)
  • رَحْمَة (Rahmet): Rahmet, merhamet.
    Cümle: يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِهِ مَنْ يَشَاءُ (Rahmetini dilediğine tahsis eder.)
  • فَضْل (FadL): Lütuf, ihsan.
    Cümle: وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ (Allah büyük lütuf sahibidir.)
  • شَيْء (Şey'): Şey, nesne.
    Cümle: عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ (Her şeye gücü yetendir.)
  • صَلَاة (Salât): Namaz.
    Cümle: وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ (Namazı kılın.)
  • زَكَاة (Zekât): Zekât.
    Cümle: وَآتُوا الزَّكَاةَ (Zekâtı verin.)
  • جَنَّة (Cennet): Cennet.
    Cümle: لَنْ يَدْخُلَ الْجَنَّةَ (Cennete asla giremez.)
  • مَسْجِد (Mescid): Mescit, cami.
    Cümle: مَسَاجِدَ اللَّهِ (Allah'ın mescitleri.)
  • مَشْرِق (Meşrik): Doğu.
    Cümle: وَلِلَّهِ الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ (Doğu da batı da Allah'ındır.)
  • مَغْرِب (Mağrib): Batı.
    Cümle: الْمَشْرِقُ وَالْمَغْرِبُ (Doğu ve batı.)
  • وَلَد (Veled): Çocuk, evlat.
    Cümle: اتَّخَذَ اللَّهُ وَلَدًا (Allah çocuk edindi.)
  • سَمَاء (Semâ'): Gök, gökyüzü.
    Cümle: فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ (Göklerde ve yerde.)
  • أَرْض (Ard): Yer, yeryüzü.
    Cümle: مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ (Göklerin ve yerin mülkü.)
  • يَوْم (Yevm): Gün.
    Cümle: يَوْمَ الْقِيَامَةِ (Kıyamet günü.)
  • بَيْت (Beyt): Ev, Kabe.
    Cümle: جَعَلْنَا الْبَيْتَ مَثَابَةً (Evi toplanma yeri kıldık.)
  • إِمَام (İmâm): Önder, lider.
    Cümle: جَاعِلُكَ لِلنَّاسِ إِمَامًا (Seni insanlara önder yapacağım.)

2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)

  • عَاهَدَ (Âhede): Ahdetti, sözleşme yaptı.
    Cümle: عَاهَدُوا عَهْدًا (Bir ahit yaptılar.)
  • نَبَذَ (Nebeze): Attı, bozdu.
    Cümle: نَبَذَهُ فَرِيقٌ مِنْهُمْ (Onu içlerinden bir grup attı.)
  • آمَنَ (Âmene): İman etti.
    Cümle: لَا يُؤْمِنُونَ (İman etmezler.)
  • جَاءَ (Câe): Geldi.
    Cümle: جَاءَهُمْ رَسُولٌ (Onlara bir elçi geldi.)
  • اتَّبَعَ (İttebece): Tabi oldu, uktu.
    Cümle: وَاتَّبَعُوا مَا تَتْلُوا (Uydular...)
  • كَفَرَ (Kafere): İnkâr etti, kâfir oldu.
    Cümle: وَمَا كَفَرَ سُلَيْمَانُ (Süleyman kâfir olmadى.)
  • عَلَّمَ (Ğalleme): Öğretti.
    Cümle: يُعَلِّمُونَ النَّاسَ السِّحْرَ (İnsanlara sihir öğretiyorlar.)
  • أَنْزَلَ (Enzele): İndirdi.
    Cümle: وَمَا أُنْزِلَ عَلَى الْمَلَكَيْنِ (İki meleğe indirilenler.)
  • قَالَ (Kâle): Dedİ.
    Cümle: حَتَّى يَقُولَا (Ta ki ikisi desin ki...)
  • فَرَّقَ (Ferrake): Ayırdı.
    Cümle: يُفَرِّقُونَ بِهِ بَيْنَ الْمَرْءِ (Onunla arayı ayırırlar.)
  • ضَرَّ (Darra): Zarar verdi.
    Cümle: وَمَا هُمْ بِضَارِّينَ بِهِ (Onlar onunla zarar veremezler.)
  • نَفَعَ (Nefea): Fayda verdi.
    Cümle: وَلَا يَنْفَعُهُمْ (Onlara fayda vermez.)
  • اشْتَرَى (İşterâ): Satın aldı.
    Cümle: لَمَنِ اشْتَرَاهُ (Onu satın alan kimse...)
  • اتَّقَى (İtteka): Sakındı.
    Cümle: وَاتَّقَوْا (Ve sakındılar.)
  • أَقَامَ (Ekâme): Kıldı, ikame etti.
    Cümle: وَأَقِيمُوا الصَّلَاةَ (Namazı kılın.)
  • آتَى (Âtâ): Verdi, getirdi.
    Cümle: وَآتُوا الزَّكَاةَ (Zekâtı verin.)
  • دَخَلَ (Dehale): Girdi.
    Cümle: لَنْ يَدْخُلَ الْجَنَّةَ (Cennete asla giremez.)
  • حَكَمَ (Hakeme): Hükmetti.
    Cümle: فَاللَّهُ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ (Allah aralarında hükmeder.)
  • خَلَقَ (Halaka): Yarattı.
    Cümle: بَدِيعُ السَّمَاوَاتِ (Gökleri yaratan...)
  • أَرْسَلَ (Ersale): Gönderdi.
    Cümle: إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ (Şüphesiz biz seni gönderdik.)
  • ذَكَرَ (Zekere): Andı, hatırladı.
    Cümle: اذْكُرُوا نِعْمَتِيَ (Nimetimi hatırlayın.)
  • ظَلَمَ (Zaleme): Zulmetti.
    Cümle: عَهْدِي الظَّالِمِينَ (Ahdime zalimler erişemez.)
  • سَأَلَ (Seele): Sordu.
    Cümle: أَنْ تَسْأَلُوا رَسُولَكُمْ (Peygamberinize sormanızı...)
  • هَدَى (Hedâ): Hidayet etti.
    Cümle: يَهْدِي مَنْ يَشَاءُ (Dilediğini hidayete erdirir.)
  • عَرَفَ (Arafa): Bildi, tanıdı.
    Cümle: يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَاءَهُمْ (O'nu oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar.)

3. Arapça Edat Örnekleri - Harfi Cerler Hariç (15 Adet)

  • لَا (Lâ): Olumsuzluk edatı (değil, yok).
    Cümle: لَا يُؤْمِنُونَ (İman etmezler.)
  • مَا (Mâ): Olumsuzluk / mevsul edatı.
    Cümle: وَمَا كَفَرَ سُلَيْمَانُ (Süleyman kâfir olmadı.)
  • إِنَّ (İnne): Teveccüh/tekit edatı (şüphesiz).
    Cümle: إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ (Şüphesiz Allah'ın her şeye gücü yeter.)
  • لَوْ (Lev): Şart / temenni edatı (keşke, eğer).
    Cümle: لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ (Keşke bilselerdi!)
  • أَمْ (Em): Soru / bağlaç edatı (yoksa).
    Cümle: أَمْ تُرِيدُونَ (Yoksa istiyor musunuz?)
  • بَلْ (Bel): İtiraz / edatı (bilakis, aksine).
    Cümle: بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ (Bilakis onların çoğu iman etmez.)
  • حَتَّى (Hattâ): Edat (-e kadar, ta ki).
    Cümle: حَتَّى يَقُولَا (Ta ki ikisi desin ki...)
  • إِلَّا (İllâ): İstisna edatı (ancak, -den başka).
    Cümle: إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ (Ancak Allah'ın izniyle.)
  • لَنْ (Len): Gelecek zaman olumsuzluk edatı (asla).
    Cümle: لَنْ يَدْخُلَ الْجَنَّةَ (Cennete asla giremez.)
  • أَيْنَ (Eyne): Mekân zarfı / soru edatı (nerede).
    Cümle: أَيْنَمَا تُوَلَّوْا (Nereye dönerseniz...)
  • سَـ (Se-): İstikbal edatı (yakında).
    Cümle: فَسَيَكْفِيكَهُمُ اللَّهُ (Allah sana onlara karşı yeter.)
  • فَـ (Fe-): Tertip edatı (o halde, hemen).
    Cümle: فَاعْفُوا وَاصْفَحُوا (O halde affedin ve hoşgörün.)
  • قَدْ (Kad): Tahkik edatı (kesinlikle, şüphesiz).
    Cümle: قَدْ نَرَى تَقَلُّبَ وَجْهِكَ (Yüzünün çevrildiğini görüyoruz.)
  • وَ (Ve): Atıf edatı (ve).
    Cümle: وَالسَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ (Gökler ve yer.)
  • إِذْ (İz): Zaman zarfı (hani, o zaman).
    Cümle: وَإِذْ جَعَلْنَا الْبَيْتَ (Hani Evi kılmıştık...)

Kuranla-Arapca-2. Bakara Sûresi-150-199.ayetler

Konu Özeti: Bakara Sûresi'nin 150-199. ayetleri arasındaki bu bölümde; kıble yönünün Mescid-i Haram olarak tayin edilmesi, Allah yolunda sabır ve sebat gösterilmesi, hac hükümleri, iyiliğin ve takvanın tanımı, kısas, vasiyet, oruç ibadetinin hükümleri (ramazan, fidye, kolaylık ilkeleri), hac ayları, Safâ ve Merve tepelerinin önemi ile hac ibadetine dair ilâhî emirler ve hükümler detaylı bir şekilde ele alınmaktadır. Kaynak: kuran-eski.edize.com

Ayetler ve Türkçe Çevirileri

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

150. وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنْتُمْ فَوَلُّوا وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَيْكُمْ حُجَّةٌ إِلَّا الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْهُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِي وَلِأُتِمَّ نِعْمَتِي عَلَيْكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
Meali: Her nereden çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Nerede olursanız olun, haksızlık edenleri hariç, insanların aleyhinizde bir delili olmasın diye yüzünüzü o tarafa çevirin. Onlardan korkmayın, benden korkun; ta ki üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım ve böylece doğru yolu bulasınız.
151. كَمَا أَرْسَلْنَا فِيكُمْ رَسُولًا مِنْكُمْ يَتْلُو عَلَيْكُمْ آيَاتِنَا وَيُزَكِّيكُمْ وَيُعَلِّمُكُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُعَلِّمُكُمْ مَا لَمْ تَكُونُوا تَعْلَمُونَ
Meali: Nitekim aranızda kendinizden bir peygamber gönderdik; o size âyetlerimizi okuyor, sizi arıtıyor, size kitap ve hikmeti öğretip bilmediklerinizi bildiriyor.
152. فَاذْكُرُونِي أَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا لِي وَلَا تَكْفُرُونِ
Meali: Artık beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredین, sakın nankörlük etmeyin!
153. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلَاةِ إِنَّ اللَّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ
Meali: Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım dileyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.
154. وَلَا تَقُولُوا لِمَنْ يُقْتَلُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَمْوَاتٌ بَلْ أَحْيَاءٌ وَلَكِنْ لَا تَشْعُرُونَ
Meali: Allah yolunda öldürülenlere "ölüler" demeyin. Bilakis onlar diridirler, lâkin siz farkında olamazsınız.
155. وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْأَمْوَالِ وَالْأَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ
Meali: Andolsun ki sizi biraz korku ve açlık; mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz eksiltme ile deneriz. Sabredenleri müjdele.
156. الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُمْ مُصِيبَةٌ قَالُوا إِنَّا لِلَّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعُونَ
Meali: Onlar ki, başlarına bir musibet geldiğinde, "Şüphesiz biz Allah'a aidiz ve şüphesiz O'na döneceğiz" derler.
157. أُولَئِكَ عَلَيْهِمْ صَلَوَاتٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَرَحْمَةٌ وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُهْتَدُونَ
Meali: İşte Rablerinin lütufları ve rahmet hep onlar üzerinedir. Doğru yolu bulanlar da işte bunlardır.
158. إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَائِرِ اللَّهِ فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ أَوِ اعْتَمَرَ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِ أَنْ يَطَّوَّفَ بِهِمَا وَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًا فَإِنَّ اللَّهَ شَاكِرٌ عَلِيمٌ
Meali: Şüphesiz Safa ile Merve Allah'ın nişanelerindendir. Kim Kâbe'yi hacceder veya umre yaparsa, onları tavaf etmesinde ona bir günah yoktur. Kim gönülden bir iyilik yaparsa, şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, karşılığını verendir.
159. إِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَا أَنْزَلْنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالْهُدَى مِنْ بَعْدِ مَا بَيَّنَّاهُ لِلنَّاسِ فِي الْكِتَابِ أُولَئِكَ يَلْعَنُهُمُ اللَّهُ وَيَلْعَنُهُمُ اللَّاعِنُونَ
Meali: Kitapta insanlara açıkça bildirdiğimiz belgeleri ve hidayeti gizleyenler var ya, işte onlara hem Allah lânet eder, hem de bütün lânet ediciler lânet eder.
160. إِلَّا الَّذِينَ تَابُوا وَأَصْلَحُوا وَبَيَّنُوا فَأُولَئِكَ أَتُوبُ عَلَيْهِمْ وَأَنَا التَّوَّابُ الرَّحِيمُ
Meali: Ancak tevbe edip hallerini düzeltenler ve gerçeği açıklayanlar başka; zira ben onların tevbelerini kabul ederim. Ben tevbeleri çok kabul eden ve merhamet edenim.
161. إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَمَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ أُولَئِكَ عَلَيْهِمْ لَعْنَةُ اللَّهِ وَالْمَلَائِكَةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ
Meali: Şüphesiz inkâr edip de kâfir olarak ölenler var ya; Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onların üzerinedir.
162. خَالِدِينَ فِيهَا لَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ
Meali: Orada ebedî kalacaklardır. Onlardan azap hafifletilmez ve yüzlerine de bakılmaz (mühlet verilmez).
163. وَإِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ الرَّحْمَنُ الرَّحِيمُ
Meali: İlâhınız tek bir ilâhtır. O'ndan başka ilâh yoktur. O, Rahmân'dır, Rahîm'dir.
164. إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَالْفُلْكِ الَّتِي تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِمَا يَنْفَعُ النَّاسَ وَمَا أَنْزَلَ اللَّهُ مِنَ السَّمَاءِ مِنْ مَاءٍ فَأَحْيَا بِهِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَبَثَّ فِيهَا مِنْ كُلِّ دَابَّةٍ وَتَصْرِيفِ الرِّيَاحِ وَالسَّحَابِ الْمُسَخَّرِ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
Meali: Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, insanlara fayda veren şeylerle denizlerde süzülen gemilerde, Allah'ın gökten indirip onunla ölü haldeki toprağı dirilttiği suda, her türlü canlıyı yeryüzüne yaymasında, rüzgârları ve gök ile yer arasında emre amade bekleyen bulutları evirip çevirmesinde düşünen bir topluluk için elbette deliller vardır.
165. وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَتَّخِذُ مِنْ دُونِ اللَّهِ أَنْدَادًا يُحِبُّونَهُمْ كَحُبِّ اللَّهِ وَالَّذِينَ آمَنُوا أَشَدُّ حُبَّاً لِلَّهِ وَلَوْ يَرَى الَّذِينَ ظَلَمُوا إِذْ يَرَوْنَ الْعَذَابَ أَنَّ الْقُوَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًا وَأَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Meali: İnsanlardan öylesi vardır ki, Allah'tan başkasını O'na ortaklar edinirler de onları Allah'ı sever gibi severler. İnananlar ise en çok Allah'ı severler. Zulmedenler azabı gördükleri zaman bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının çetin olduğunu keşke anlasalardı!
166. إِذْ تَبَرَّأَ الَّذِينَ اتُّبِعُوا مِنَ الَّذِينَ اتَّبَعُوا وَرَأَوُا الْعَذَابَ وَتَقَطَّعَتْ بِهِمُ الْأَسْبَابُ
Meali: O zaman kendilerine uyulup arkasından gidilenler, uyanlardan uzaklaşmışlar ve azabı görmüşlerdir. Artık aralarındaki bütün bağlar kopmuştur.
167. وَقَالَ الَّذِينَ اتَّبَعُوا لَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَتَبَرَّأَ مِنْهُمْ كَمَا تَبَرَّأُوا مِنَّا كَذَلِكَ يُرِيهِمُ اللَّهُ أَعْمَالَهُمْ حَسَرَاتٍ عَلَيْهِمْ وَمَا هُمْ بِخَارِجِينَ مِنَ النَّارِ
Meali: Uyanlar derler ki: "Keşke bizim için bir dönüş olsaydı da, onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık." Böylece Allah onlara amellerini üzerlerinde pişmanlıklar olarak gösterir ve onlar ateşten çıkacak değillerdir.
168. يَا أَيُّهَا النَّاسُ كُلُوا مِمَّا فِي الْأَرْضِ حَلَالًا طَيِّبًا وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ
Meali: Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helâl ve temiz olanlarından yiyin; şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır.
169. إِنَّمَا يَأْمُرُكُمْ بِالسُّوءِ وَالْفَحْشَاءِ وَأَنْ تَقُولُوا عَلَى اللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
Meali: O size ancak kötülüğü, hayasızlığı emreder ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi ister.
170. وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَا أَنْزَلَ اللَّهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا أَلْفَيْنَا عَلَيْهِ آبَاءَنَا أَوَلَوْ كَانَ آبَاؤُفُمْ / آبَاؤُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ شَيْئًا وَلَا يَهْتَدُونَ
Meali: Onlara, "Allah'ın indirdiğine uyun" denildiği zaman, "Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız" derler. Ya ataları bir şey akledememiş ve doğru yolu bulamamış idiyseler de mi?
171. وَمَثَلُ الَّذِينَ كَفَرُوا كَمَثَلِ الَّذِي يَنْعِقُ بِمَا لَا يَسْمَعُ إِلَّا دُعَاءً وَنِدَاءً صُمُّمٌ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لَا يَعْقِلُونَ
Meali: İnkâr edenlerin hâli, haykıran ve çağırmadan başka bir şey işitmeyen hayvanlara seslenen kimsenin hâli gibidir. Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bu yüzden akıl erdiremezler.
172. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُلُوا مِنْ طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَاشْكُرُوا لِلَّهِ إِنْ كُنْتُمْ إِيَّاهُ تَعْبُدُونَ
Meali: Ey iman edenler! Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin. Eğer yalnız O'na kulluk ediyorsanız Allah'a şükredin.
173. إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنْزِيرِ وَمَا أُهِلَّ بِهِ لِغَيْرِ اللَّهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَلَا إِثْمَ عَلَيْهِ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
Meali: O size ancak ölü eti, kan, domuz eti ve Allah'tan başkası adına kesilen hayvanları haram kıldı. Kim mecbur kalırsa, istismar etmeden ve zaruret miktarını aşmadan (yemek zorunda kalırsa) ona günah yoktur. Şüphesiz Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
174. إِنَّ الَّذِينَ يَكْتُمُونَ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ مِنَ الْكِتَابِ وَيَشْتَرُونَ بِهِ ثَمَنًا قَلِيلًا أُولَئِكَ مَا يَأْكُلُونَ فِي بُطُونِهِمْ إِلَّا النَّارَ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ اللَّهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلَا يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Meali: Allah'ın indirdiği kitaptan bir şeyi gizleyip onu az bir pahaya satanlar var ya, onların karınlarında yedikleri ancak ateştir. Kıyamet gününde Allah onlarla konuşmaz, onları arıtmaz ve onlar için elem verici bir azap vardır.
175. أُولَئِكَ الَّذِينَ اشْتَرَوُا الضَّلَالَةَ بِالْهُدَى وَالْعَذَابَ بِالْمَغْفِرَةِ فَمَا أَصْبَرَهُمْ عَلَى النَّارِ
Meali: İşte onlar hidayete karşılık dalaleti, mağfirete karşılık azabı satın almış kimselerdir. Ateşe karşı ne kadar da sabırlıdırlar!
176. ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ نَزَّلَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ وَإِنَّ الَّذِينَ اخْتَلَفُوا فِي الْكِتَابِ لَفِي شِقَاقٍ بَعِيدٍ
Meali: Bu, Allah'ın kitabı hak ile indirmesinden ötürüdür. Kitapta ihtilafa düşenler ise elbette derin bir ayrılık içindedirler.
177. لَيْسَ الْبِرَّ أَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَالْمَلَائِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّينَ وَآتَى الْمَالَ عَلَى حُبِّ ذَوِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَالسَّائِلِينَ وَفِي الرِّقَابِ وَأَقَامَ الصَّلَاةَ وَآتَى الزَّكَاةَ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَاهَدُوا وَالصَّابِرِينَ فِي الْبَأْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ وَحِينَ الْبَأْسِ أُولَئِكَ الَّذِينَ صَدَقُوا وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ
Meali: İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere inanan; mala olan sevgisine rağmen onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere ve köleler uğrunda veren; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerinde duran; sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabredenlerin tutumudur. Doğru olanlar işte bunlardır, takva sahibi olanlar da yine onlardır.
178. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِصَاصُ فِي الْقَتْلَى الْحُرُّ بِالْحُرِّ وَالْعَبْدُ بِالْعَبْدِ وَالْأُنْثَى بِالْأُنْثَى فَمَنْ عُفِيَ لَهُ مِنْ أَخِيهِ شَيْءٌ فَاتِّبَاعٌ بِالْمَعْرُوفِ وَأَدَاءٌ إِلَيْهِ بِإِحْسَانٍ ذَلِكَ تَخْفِيفٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَرَحْمَةٌ فَمَنِ اعْتَدَى بَعْدَ ذَلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Meali: Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında üzerinize kısas farz kılındı. Hür hürle, köle köleyle, kadın kadınla kısas edilir. Kim kardeşi tarafından bir şeyle affedilirse, örfe uymalı ve ona iyilikle ödemelidir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Kim bundan sonra saldırırsa, ona elem verici bir azap vardır.
179. وَلَكُمْ فِي الْقِصَاصِ حَيَاةٌ يَا أُولِي الْأَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
Meali: Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki sakınıp korunsunuz.
180. كُتِبَ عَلَيْكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ إِنْ تَرَكَ خَيْرًا الْوَصِيَّةُ لِلْوَالِدَيْنِ وَالْأَقْرَبِينَ بِالْمَعْرُوفِ حَقًّا عَلَى الْمُتَّقِينَ
Meali: Birinize ölüm geldiği zaman, eğer bir mal bırakmışsa, ana-baba ve yakınlar için meşru bir şekilde vasiyet etmesi takva sahipleri üzerine bir hak olarak farz kılındı.
181. فَمَنْ بَدَّلَهُ بَعْدَمَا سَمِعَهُ فَإِنَّمَا إِثْمُهُ عَلَى الَّذِينَ يُبَدِّلُونَهُ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Meali: Kim onu işittikten sonra değiştirirse, günahı onu değiştirenler üzerindedir. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, bilendir.
182. فَمَنْ خَافَ مِنْ مُوصٍ جَنَفًا أَوْ إِثْمًا فَأَصْلَحَ بَيْنَهُمْ فَلَا إِثْمَ عَلَيْهِ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
Meali: Kim vasiyet edenin haksızlık etmesinden veya günaha girilmesine sebep olmasından korkar da aralarını düzeltirse, ona günah yoktur. Şüphesiz Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
183. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
Meali: Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.
184. أَيَّامًا مَعْدُودَاتٍ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ أَيَّامٍ أُخَرَ وَعَلَى الَّذِينَ يُطِيقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ فَمَنْ تَطَوَّعَ خَيْرًا فَهُوَ خَيْرٌ لَهُ وَأنْ تَصُومُوا خَيْرٌ لَكُمْ إِنَّكُمْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
Meali: Oruç sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta veya yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Ona gücü yetenler için bir yoksulun doyurulacak kadar fidye gerekir. Kim kendiliğinden bir iyilik yaparsa, o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.
185. شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي أُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ هُدًى لِلنَّاسِ وَبَيِّنَاتٍ مِنَ الْهُدَى وَالْفُرْقَانِ فَمَنْ شَهِدَ مِنْكُمُ الشَّهْرَ فَلْيَصُمْهُ وَمَنْ كَانَ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ أَيَّامٍ أُخَرَ يُرِيدُ اللَّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ وَلَا يُرِيدُ بِكُمُ الْعُسْرَ وَلِتُكْمِلُوا الْعِدَّةَ وَلِتُكَبِّرُوا اللَّهَ عَلَى هَدَاكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
Meali: (O sayılı günler), insanlara yol gösterici, doğruluk ve delilleri açıklayan ve hakkı batıldan ayıran Kur'an'ın indirildiği ramazan ayıdır. Öyle ise sizden kim bu aya erişirse oruç tutsun. Kim hasta veya yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Allah sizin için kolaylık ister, güçlük istemez. Sayıyı tamamlamanız, size hidayet etmesinden ötürü Allah'ı yüceltmeniz ve şükretmeniz için (böyle emretmiştir).
186. وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌ أُجِيبُ دَعْوَتَ الدَّاعِ إِذَا دَعَانِ فَلْيَسْتَجِيبُوا لِي وَلْيُؤْمِنُوا بِي لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
Meali: Kullarım sana benden sorarsa, şüphesiz ben çok yakınım. Bana dua edince dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde onlar da benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulabilsinler.
187. أُحِلَّ لَكُمْ لَيْلَةَ الصِّيَامِ الرَّفَثُ إِلَى نِسَائِكُمْ هُنَّ لِبَاسٌ لَكُمْ وَأَنْتُمْ لِبَاسٌ لَهُنَّ عَلِمَ اللَّهُ أَنَّكُمْ تَخْتَانُونَ أَنْفُسَكُمْ فَتَابَ عَلَيْكُمْ وَعَفَا عَنْكُمْ فَالْآنَ بَاشِرُوهُنَّ وَابْتَغُوا مَا كَتَبَ اللَّهُ لَكُمْ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الْأَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الْأَسْوَدِ مِنَ الْفَجْرِ ثُمَّ أَتِمُّوا الصِّيَامَ إِلَى اللَّيْلِ وَلَا تُبَاشِرُوهُنَّ وَأَنْتُمْ عَاكِفُونَ فِي الْمَسَاجِدِ تِلْكَ حُدُودُ اللَّهِ فَلَا تَقْرَبُوهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ آيَاتِهِ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ
Meali: Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak sizlere helâl kılındı. Onlar sizin için birer örtü, siz de onlar için birer örtü durumundasınız. Allah, nefsinize hıyanet etmekte olduğunuzu bildi de tevbelerinizi kabul edip sizi affetti. Artık şimdi onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazdığı şeyi isteyin. Fecrin beyaz ipliği siyah ipliğinden ayırt edilinceye kadar yiyin, için. Sonra da orucu geceye kadar tam tamamlayın. Mescidlerde itikafta iken kadınlarınıza yaklaşmayın. Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır, sakın bu sınırları aşmayın. Allah âyetlerini insanlara böylece açıklar ki sakınıp korunsunlar.
188. وَلَا تَأْكُلُوا أَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ وَتُدْلُوا بِهَا إِلَى الْحُكَّامِ لِتَأْكُلُوا فَرِيقًا مِنْ أَمْوَالِ النَّاسِ بِالْإِثْمِ وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
Meali: Aranızda mallarınızı haksızlıkla yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için onları hâkimlere vermeyin.
189. يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَهِلَّةِ قُلْ هِيَ مَوَاقِيتُ لِلنَّاسِ وَلِلْحَجِّ وَلَيْسَ الْبِرُّ بِأَنْ تَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ ظُهُورِهَا وَلَكِنَّ الْبِرَّ مَنِ اتَّقَى وَأْتُوا الْبُيُوتَ مِنْ أَبْوَابِهَا وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Meali: Sana hilâlleri soruyorlar. De ki: Onlar, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir. İyilik, evlere arkalarından gelmeniz değildir. Lakin iyilik takva sahibi olanın tutumudur. Evlere kapılarından girin. Allah'tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.
190. وَقَاتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ الَّذِينَ يُقَاتِلُونَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوا إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ
Meali: Sizinle savaşanlarla siz de Allah yolunda savaşın; ancak haksız yere saldırmayın. Şüphesiz Allah saldırganları sevmez.
191. وَاقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ وَأَخْرِجُوهُمْ مِنْ حَيْثُ أَخْرَجُوكُمْ وَالْفِتْنَةُ أَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ وَلَا تُقَاتِلُوهُمْ عِنْدَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ حَتَّى يُقَاتِلُوكُمْ فِيهِ فَإِنْ قَاتَلُوكُمْ فَاقْتُلُوهُمْ كَذَلِكَ جَزَاءُ الْكَافِرِينَ
Meali: Onları bulduğunuz yerde öldürün; sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne adam öldürmekten daha şiddetlidir. Mescid-i Haram yanında onlar sizinle savaşmadıkça siz de orada onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa onları öldürün. Kâfirlerin cezası böyledir.
192. فَإِنِ انْتَهَوْا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
Meali: Eğer vazgeçerlerse, şüphesiz Allah çok bağışlayan, merhamet edendir.
193. وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدِّينُ لِلَّهِ فَإِنِ انْتَهَوْا فَلَا عُدْوَانَ إِلَّا عَلَى الظَّالِمِينَ
Meali: Hiçbir fitne kalmayıncaya ve din yalnız Allah için oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, düşmanlık ancak zalimlere karşıdır.
194. الشَّهْرُ الْحَرَامُ بِالشَّهْرِ الْحَرَامِ وَالْحُرُمَاتُ قِصَاصٌ فَمَنِ اعْتَدَى عَلَيْكُمْ فَاعْتَدُوا عَلَيْهِ بِمِثْلِ مَا اعْتَدَى عَلَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ مَعَ الْمُتَّقِينَ
Meali: Haram ay haram aya karşılıktır; hürmetler de kısasadır. Kim size saldırırsa, onun size saldırdığı gibi siz de ona saldırın. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah takva sahipleriyle beraberdir.
195. وَأَنْفِقُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلَا تُلْقُوا بِأَيْدِيكُمْ إِلَى التَّهْلُكَةِ وَأَحْسِنُوا إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
Meali: Allah yolunda harcayın ve kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik edin; şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.
196. وَأَتِمُُّوا الْحَجَّ وَالْعُمْرَةَ لِلَّهِ فَإِنْ أُحْصِرْتُمْ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِ وَلَا تَحْلِقُوا رُؤُوسَكُمْ حَتَّى يَبْلُغَ الْهَدْيُ مَحِلَّهُ فَمَنْ كَانَ مِنْكُمْ مَرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِنْ أَيَّامٍ أُخَرَ فَإِنْ أَمِنْتُمْ فَمَنْ تَمَتَّعَ بِالْعُمْرَةِ إِلَى الْحَجِّ فَمَا اسْتَيْسَرَ مِنَ الْهَدْيِ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلَاثَةِ أَيَّامٍ فِي الْحَجِّ وَسَبْعَةٍ إِذَا رَجَعْتُمْ تِلْكَ عَشَرَةٌ كَامِلَةٌ ذَلِكَ لِمَنْ لَمْ يَكُ أَهْلُهُ حَاضِرِي الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَاتَّقُوا اللَّهَ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Meali: Haccı ve umreyi Allah için tam yapın. Eğer alıkonulursanız, kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Kurban yerine varıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin. İçinizden kim hasta veya başından bir rahatsızlığı varsa, oruç ya da sadaka veya kurban ile fidye gerekir. Güven içinde olursanız, kim hacca kadar umre ile faydalanmak isterse, kolayına gelen bir kurban kesmesi gerekir. Bulamayan ise hacda üç gün, döndüğünüzde yedi gün olmak üzere tam on gün oruç tutar. Bu, ailesi Mescid-i Haram civarında oturmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah'ın azabı çetindir.
197. الْحَجُّ أَشْهُرٌ مَعْلُومَاتٌ فَمَنْ فَرَضَ فِيهِنَّ الْحَجَّ فَلَا رَفَثَ وَلَا فُسُوقَ وَلَا جِدَالَ فِي الْحَجِّ وَمَا تَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ يَعْلَمْهُ اللَّهُ وَتَزَوَّدُوا فَإِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوَى وَاتَّقُونِ يَا أُولِي الْأَلْبَابِ
Meali: Hac, bilinen aylardır. Kim o aylarda haccı kendisine farz kılırsa, hacda kadına yaklaşmak, günah işlemek, kavga etmek yoktur. Ne hayır işlerseniz Allah onu bilir. Azık edinin, şüphesiz azığın en hayırlısı takvadır. Ey akıl sahipleri, benden korkun!
198. لَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَنْ تَبْتَغُوا فَضْلًا مِنْ رَبِّكُمْ فَإِذَا أَفَاضْتُمْ مِنْ عَرَفَاتٍ فَاذْكُرُوا اللَّهَ عِنْدَ الْمَشْعَرِ الْحَرَامِ وَاذْكُرُوهُ كَمَا هَدَاكُمْ وَإِنْ كُنْتُمْ مِنْ قَبْلِهِ لَمِنَ الضَّالِّينَ
Meali: Rabbinizden bir lütuf istemenizde sizin için bir günah yoktur. Arafat'tan ayrılıp akın ettiğinizde Meş'ar-i Haram yanında Allah'ı anın. O sizi nasıl hidayete erdirdiyse siz de O'nu öyle anın. Şüphesiz siz bundan önce sapıklardandınız.
199. ثُمَّ أَفِيضُوا مِنْ حَيْثُ أَفَاضَ النَّاسُ وَاسْتَغْفِرُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
Meali: Sonra insanların akın edip gittiği yerden siz de akın edin ve Allah'tan mağfiret dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayan, merhamet edendir.

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)

  • رَسُول (Resûl): Elçi, peygamber.
    Cümle: أَرْسَلْنَا فِيكُمْ رَسُولًا (Aranızda bir elçi gönderdik.)
  • كِتَاب (Kitâb): Kitap, yazı.
    Cümle: وَيُعَلِّمُكُمُ الْكِتَابَ (Size kitabı öğretir.)
  • حِكْمَة (Hikmet): Hikmet, doğru hüküm.
    Cümle: وَالْحِكْمَةَ (Hikmeti de öğretir.)
  • صَبْر (Sabr): Sabır, dayanma gücü.
    Cümle: اسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ (Sabırla yardım dileyin.)
  • صَلَاة (Salât): Namaz.
    Cümle: وَالصَّلَاةِ (Namazla da yardım dileyin.)
  • أَمْوَال (Emmvâl): Mallar.
    Cümle: وَنَقْصٍ مِنَ الْأَمْوَالِ (Mallardan eksiltme ile...)
  • أَنْفُس (Enfus): Canlar, nefisler.
    Cümle: وَالْأَنْفُسِ (Canlardan...)
  • ثَمَرَات (Semerât): Ürünler, meyveler.
    Cümle: وَالثَّمَرَاتِ (Ürünlerden de...)
  • مُصِيبَة (Musîbe): Musibet, felaket.
    Cümle: إِذَا أَصَابَتْهُمْ مُصِيبَةٌ (Başlarına musibet geldiğinde...)
  • بَيْت (Beyt): Ev, Kâbe.
    Cümle: مَنْ حَجَّ الْبَيْتَ (Kâbe'yi hacceden...)
  • هُدَى (Hüdâ): Hidayet, doğru yol.
    Cümle: هُدًى لِلنَّاسِ (İnsanlar için hidayettir.)
  • عَدُوّ (Aduvv): Düşman.
    Cümle: عَدُوٌّ مُبِينٌ (Apaçık bir düşmandır.)
  • سُوء (Sû'): Kötülük.
    Cümle: بِالسُّوءِ (Kötülüğü emreder.)
  • مَيْتَة (Meyte): Leş, ölü et.
    Cümle: حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ (Ölü eti size haram kıldı.)
  • دَم (Dem): Kan.
    Cümle: وَالدَّمَ (Kanı da haram kıldı.)
  • خِنْزِير (Hinzîr): Domuz.
    Cümle: وَلَحْمَ الْخِنْزِيرِ (Domuz etini de...)
  • قِيَامَة (Kiyâme): Kıyamet.
    Cümle: يَوْمَ الْقِيَامَةِ (Kıyamet gününde...)
  • عَذَاب (Azâb): Azap, ceza.
    Cümle: عَذَابٌ أَلِيمٌ (Elem verici bir azap vardır.)
  • بَرّ (Berr): İyilik, takva.
    Cümle: لَيْسَ الْبِرَّ (İyilik bu değildir.)
  • قِصَاص (Kısâs): Kısas.
    Cümle: كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِصَاصُ (Kısas farz kılındı.)
  • شَهْر (Şehr): Ay (zaman).
    Cümle: شَهْرُ رَمَضَانَ (Ramazan ayı...)
  • قُرْآن (Kur'ân): Kur'an.
    Cümle: أُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ (Kur'an onda indirildi.)
  • عَفْو (Afv): Affetme.
    Cümle: فَمَنْ عُفِيَ لَهُ (Kime affedilirse...)
  • فَضْل (Fadl): Lütuf.
    Cümle: أَنْ تَبْتَغُوا فَضْلًا (Lütuf istemenizde...)
  • أَلْبَاب (Elbâb): Akıllar, özler.
    Cümle: يَا أُولِي الْأَلْبَابِ (Ey akıl sahipleri!)

2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)

  • خَرَجَ (Harace): Çıktı.
    Cümle: وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ (Nereden çıktınsa...)
  • وَلَّى (Vellâ): Çevirdi, yöneltti.
    Cümle: فَوَلِّ وَجْهَكَ (Yüzünü çevir.)
  • أَرْسَلَ (Ersale): Gönderdi.
    Cümle: أَرْسَلْنَا فِيكُمْ رَسُولًا (Bir elçi gönderdik.)
  • تَلَا (Telâ): Okudu.
    Cümle: يَتْلُو عَلَيْكُمْ آيَاتِنَا (Ayetlerimizi okuyor.)
  • زَكَّى (Zekkâ): Arındırdı.
    Cümle: وَيُزَكِّيكُمْ (Sizi arıtıyor.)
  • عَلَّمَ (Alleme): Öğretti.
    Cümle: وَيُعَلِّمُكُمُ الْكِتَابَ (Size kitabı öğretir.)
  • ذَكَرَ (Zekere): Andı, hatırladı.
    Cümle: فَاذْكُرُونِي (Beni anın.)
  • شَكَرَ (Şakere): Şükretti.
    Cümle: وَاشْكُرُوا لِي (Bana şükredin.)
  • كَفَرَ (Kafere): İnkâr etti.
    Cümle: وَلَا تَكْفُرُونِ (Nankörlük etmeyin.)
  • اسْتَعَانَ (İsteâne): Yardım diledi.
    Cümle: اسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ (Sabırla yardım dileyin.)
  • قَتَلَ (Katale): Öldürdü.
    Cümle: يُقْتَلُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ (Allah yolunda öldürülen...)
  • بَلَا (Belâ): Denedi.
    Cümle: وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ (Sizi deneriz.)
  • أَصَابَ (Esâbe): İsabet etti.
    Cümle: إِذَا أَصَابَتْهُمْ مُصِيبَةٌ (Musibet geldiğinde...)
  • حَجَّ (Hacce): Hac yaptı.
    Cümle: مَنْ حَجَّ الْبَيْتَ (Kâbe'yi hacceden...)
  • كَتَمَ (Keteme): Gizledi.
    Cümle: الَّذِينَ يَكْتُمُونَ (Gizleyenler...)
  • تَابَ (Tâbe): Tevbe etti.
    Cümle: إِلَّا الَّذِينَ تَابُوا (Tevbe edenler müstesna...)
  • خَلَقَ (Halaka): Yarattı.
    Cümle: فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ (Göklerin yaratılışında...)
  • أَحْيَا (Ahyâ): Diriltti.
    Cümle: فَأَحْيَا بِهِ الْأَرْضَ (Yeryüzünü diriltti.)
  • أَكَلَ (Ekale): Yedi.
    Cümle: كُلُوا مِمَّا فِي الْأَرْضِ (Yeryüzünden yiyin.)
  • حَرَّمَ (Harreme): Haram kıldı.
    Cümle: حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ (Ölü eti haram kıldı.)
  • اشْتَرَى (İşterâ): Satın aldı.
    Cümle: اشْتَرَوُا الضَّلَالَةَ (Dalaleti satın aldılar.)
  • صَامَ (Sâme): Oruç tuttu.
    Cümle: كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ (Oruç farz kılındı.)
  • أَنْزَلَ (Enzele): İndirdi.
    Cümle: أُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ (Kur'an indirildi.)
  • سَأَلَ (Seele): Sordu.
    Cümle: وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي (Kullarım sorduğunda...)
  • قَاتَلَ (Kātale): Savaştı.
    Cümle: وَقَاتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ (Savaşın.)

3. Arapça Edat Örnekleri - Harfi Cerler Hariç (15 Adet)

  • وَ (Ve): Atıf edatı (ve).
    Cümle: وَإِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ (İlâhınız tek bir ilâhtır.)
  • فَـ (Fe): Rabıt / tertip edatı (hemen, o halde).
    Cümle: فَوَلِّ وَجْهَكَ (O halde yüzünü çevir.)
  • ثُمَّ (Summe): Terhiş edatı (sonra).
    Cümle: ثُمَّ يُمِيتُكُمْ (Sonra sizi öldürür.)
  • لَا (Lâ): Olumsuzluk edatı (değil, yok).
    Cümle: لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ (O'ndan başka ilâh yoktur.)
  • إِنَّ (İnne): Tekit edatı (şüphesiz).
    Cümle: إِنَّ اللَّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ (Şüphesiz Allah sabredenlerledir.)
  • لِئَلَّا (Liellâ): Gerekçe edatı (-mesin diye).
    Cümle: لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ (İnsanların aleyhinde delil olmasın diye...)
  • أَوْ (Ev): Alternatif edatı (veya).
    Cümle: أَوِ اعْتَمَرَ (Veya umre yaparsa...)
  • إِلَّا (İllâ): İstisna edatı (ancak, -den başka).
    Cümle: إِلَّا الَّذِينَ تَابُوا (Tevbe edenler müstesna...)
  • مَا (Mâ): Olumsuzluk / mevsul edatı (ne, -diği şey).
    Cümle: وَمَا أَنْزَلَ اللَّهُ (Allah'ın indirdiği şeyler...)
  • بَلْ (Bel): Dönüş edatı (bilakis).
    Cümle: بَلْ أَحْيَاءٌ (Bilakis onlar diridirler.)
  • لَوْ (Lev): Şart edatı (keşke).
    Cümle: وَلَوْ يَرَى الَّذِينَ ظَلَمُوا (Zulmedenler keşke görselerdi...)
  • كَيْفَ (Keyfe): İstifham edatı (nasıl).
    Cümle: كَيْفَ تَكْفُرُونَ (Nasıl inkâr ediyorsunuz?)
  • أَمْ (Em): İstifham edatı (yoksa).
    Cümle: أَمْ حَسِبْتُمْ (Yoksa sandınız mı?)
  • قَدْ (Kad): Tahkik edatı (gerçekten).
    Cümle: قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ (Müminler kurtuluşa ermiştir.)
  • لِـ (Li): Amaç / bildirme edatı (...için).
    Cümle: لِتُكْمِلُوا الْعِدَّةَ (Sayısını tamamlamanız için...)

"Kuranla-Arapca-2. Bakara Sûresi-100-199.ayetler"

Yazan: S.Muhammed El-Haşimi Musevi | Derleyen: S.Muhammed El-Haşimi Musevi

Bakara Suresi 100-199. Ayetler Konu Özeti

Bakara Sûresi'nin 100 ile 199. ayetleri arasındaki bölüm, İslam toplumunun inanç, ibadet, hukuk ve ahlak esaslarının temellerini atan çok önemli hükümleri içerir:

  • Nesh ve İlahî Kudret (106-115): Ayetlerin neshedilmesi ilkesi, Allah'ın mutlak mülk sahibi oluşu ve mescitlerde Allah'ın adının anılmasına engel olanların durumu anlatılır.
  • Hz. İbrahim'in Mirası ve Kâbe (124-141): Hz. İbrahim ve Hz. İsmail'in Kâbe'yi inşası, duaları ve hanif din anlayışı vurgulanır.
  • Kıblenin Değişmesi ve Vasat Ümmet (142-152): Mescid-i Aksa'dan Mescid-i Haram'a yöneliş (Tahvil-i Kıble) ve Müslümanların adil/dengeli bir ümmet oluşu bildirilir.
  • İmtihan, Sabır ve Şeâir (153-167): Sabır ve namazla yardım dileme, şehitlik mertebesi, korku ve açlıkla imtihan, Safa ile Merve'nin Allah'ın sembollerinden oluşu açıklanır.
  • Helal-Haram ve Birr (168-182): Temiz rızıklar, haram kılınan yiyecekler, gerçek iyiliğin (Birr) tanımı ve Kısas hukuku düzenlenir.
  • Oruç, Ramazan ve Hac Hükümleri (183-199): Ramazan ayında orucun farz kılınışı, dua ayeti, hilaller, savunma savaşı ilkeleri ile Hac ibadetinin rükünleri beyan edilir.

20 Önemli Arapça Kelime ve Örnek Cümleler

  1. مَا نَنْسَخْ (İlga etmek / Hükmünü kaldırmak):
    مَا نَنْسَخْ مِنْ آيَةٍ أَوْ نُنْسِهَا نَأْتِ بِخَيْرٍ مِنْهَا
    (Biz bir ayetin hükmünü kaldırır veya onu unutturursak, ondan daha hayırlısını getiririz.)
  2. وَلِيّ (Dost / Koruyucu):
    وَمَا لَكُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا نَصِيرٍ
    (Sizin Allah'tan başka hiçbir dostunuz ve yardımcınız yoktur.)
  3. سَوَاءَ السَّبِيلِ (Doğru yol / Dengeli yol):
    فَقَدْ ضَلَّ سَوَاءَ السَّبِيلِ
    (Şüphesiz o, doğru yoldan sapmış olur.)
  4. مَقَامُ إِبْرَاهِيمَ (İbrahim'in makamı):
    وَاتَّخِذُوا مِنْ مَقَامِ إِبْرَاهِيمَ مُصَلًّى
    (İbrahim'in makamından bir namaz yeri edinin.)
  5. صِبْغَةَ اللَّهِ (Allah'ın boyası / Dini):
    صِبْغَةَ اللَّهِ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللَّهِ صِبْغَةً
    (Allah'ın boyasıyla boyandık. Boyası Allah'ınkinden daha güzel olan kim vardır?)
  6. قِبْلَة (Yönelinen cihet / Kıble):
    فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ
    (Yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir.)
  7. أُمَّةً وَسَطًا (Adil ve dengeli bir toplum):
    وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا
    (İşte böylece sizi adil ve dengeli bir ümmet kıldık.)
  8. اسْتَعِينُوا (Yardım isteyin):
    اسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلَاةِ
    (Sabır ve namazla yardım dileyin.)
  9. الشَّعَائِر (Semboller / Dini nişaneler):
    إِنَّ الصَّفَا وَالْمَرْوَةَ مِنْ شَعَائِرِ اللَّهِ
    (Şüphesiz Safa ile Merve Allah'ın nişanelerindendir.)
  10. الْبِرّ (Gerçek erdem ve iyilik):
    لَيْسَ الْبِرَّ أَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ
    (İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmenizden ibaret değildir.)
  11. الْقِصَاص (Suça denk ceza / Kısas):
    كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِصَاصُ فِي الْقَتْلَى
    (Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı.)
  12. الصِّيَام (Oruç ibadeti):
    كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ
    (Sizden öncekilere farz kılındığı gibi oruç size de farz kılındı.)
  13. شَهْرُ رَمَضَانَ (Ramazan ayı):
    شَهْرُ رَمَضَانَ الَّذِي أُنْزِلَ فِيهِ الْقُرْآنُ
    (Ramazan ayı, içinde Kur'an'ın indirildiği aydır.)
  14. الْفَجْر (Tan yeri / Şafak vakti):
    حَتَّى يَتَبَيَّنَ لَكُمُ الْخَيْطُ الْأَبْيَضُ مِنَ الْخَيْطِ الْأَسْوَدِ مِنَ الْفَجْرِ
    (Fecirde beyaz iplik siyah iplikten ayırt edilinceye kadar yeyin için.)
  15. الْأَهِلَّة (Hilaller / Yeni aylar):
    يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَهِلَّةِ قُلْ هِيَ مَوَاقِيتُ لِلنَّاسِ وَالْحَجِّ
    (Sana hilalleri sorarlar. De ki: Onlar insanlar ve hac için vakit ölçüleridir.)
  16. التَّهْلُكَة (Tehlike / Kendi eliyle helake sürüklenme):
    وَلَا تُلْقُوا بِأَيْدِيكُمْ إِلَى التَّهْلُكَةِ
    (Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.)
  17. خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ (Şeytanın adımları):
    وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ
    (Şeytanın adımlarına uymayın.)
  18. شَهَادَة (Tanıklık / Şahitlik):
    وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ كَتَمَ شَهَادَةً عِنْدَهُ مِنَ اللَّهِ
    (Allah'tan olan bir şahitliği gizleyenden daha zalim kim olabilir?)
  19. الْفِتْنَة (Baskı / Bozgunculuk):
    وَالْفِتْنَةُ أَشَدُّ مِنَ الْقَتْلِ
    (Fitne, adam öldürmekten daha beterdir.)
  20. التَّقْوَى (Allah'a karşı sorumluluk / Sakınma):
    وَتَزَوَّدُوا فَإِنَّ خَيْرَ الزَّادِ التَّقْوَى
    (Ahiret için azık edinin; bilin ki azığın en hayırlısı takvadır.)

Bakara Suresi 100-199. Ayetler Dilbilgisi ve Kelime Testi

Arapça Kelime ve Gramer Testi (Bakara 100-199)
Bakara Sûresi 100-199. Ayetler Ders Materyali
www.muhammediyye.org

S.Muhammed Kayaalp (el-Haşimi) Ks

الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي

Arapça Dersleri-İslami Sohbetler-Tevhid-Tefsir-Hadis-Fıkıh-Fetvalar-İrşadlar

Kuranla-Arapca-2. Bakara Sûresi-2-100-199 Rating: 4.5 Diposkan Oleh: ☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي☝المحمدية☝

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.