☝📖İbrahimi ﷺ Muhammedi ﷺ Hanif İslam📖☝﷽𐰃𐰠𐰯☝📖المحمدية☝Muhammediyye📖☝𐰃𐰠𐰯༺الله أكبر ༻

Güncel Duyuru Eylül 2026

Kur'anla Arapça Dilbilgisi derslerimiz ve 116 tane Arapça dilbilgisi konu testi sitemize eklendi..

☝المحمدية☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي 📖 ☝

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية-📖

Teoriye göre;İlluminati(hizbüşşeytan) yani uzaylı ve insan melezi ırklar,yarı vampir,yılan,ejderha vs melez soylardan oluşan topluluk,masonik, illuminatik firavun ve nemrud soylarının hipnoz,büyü,zihin kontrolü,algı yönetimi ile bireyler ve toplumları yönetmesi,hizbüşşeytan illumiatinin küresel illuminatik sistemi; siyaset,medya,sivil toplum,terör örgütleri,mafya,enerji,silah,ilaç,gıda tekeli alanlarda illuminati vardır!

Destek olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.

Kuranla-Arapca-23. Mu'minûn Sûresi

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية علي الكتاب و السنة الصحيحة-📖
Üye olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.Kardeşlerimize Önemli :
اعوذ بالله من الشيطان الرجيم
 بسم الله الرحمان الرحيم
 الحمد لله رب العالمين و الصلاة و السلام علي امامنا محمد
 و آله و اهل بيته و صحبه و امته اجمعين
Euzü billahi mineşeydanirracimi ve min hizbihi..
Bismillahirrahmanirrahiym
Allahım cc Şeytandan ve onun hizbi tağutlardan
marid ve hannaslardan,cibt ve belamlardan sana sığınırız.Rahman ve rahiym olan Allahın cc adıyla.. 
Ahmedilik,kadıyanilik,bahailik,Vahhabilik,Şiilik,
illuminati,masonluk,yahudilik,nasırilik,nusayrilik,yezidilik,
sağcılık,solculuk,islamcılık,ateizm,deizm, budizm,hinduizm gibi  İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif İslama aykırı dini,felsefi ve ideolojik akımlardan imanımızı ve dinimizi koruyalım!     
İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif din islamdır!
İslam ise; peygamberler peygamberi cenabı Muhammed   dinidir!..
Nemrut,Firavun,İsis,ra ve el gibi tağutlar(illuminati) ve onların günümüzdeki soylarının ve taraftarlarının dini(inanış,felsefe,ideolojilerinin) değil!
𐰃𐰠𐰯Kur'an ve sahih sünnetin izinde Muhammediyiz𐰃𐰠𐰯
📖☝ المحمدية علي الكتاب و السنة☝📖 Arapça Dersleri☝İslami Sohbetler☝İslami İlimler☝Manevi Rehberlik☝  instagram: https://www.instagram.com/muhammediyye
  • Ders1
  • Ders2
  • Konu Testi
  • Sureler
  • Arapça Dersler
  • ☝📖المحمدية📖☝

Kuranla-Arapca-23. Mu'minûn Sûresi-1-60.ayetler

"Kuranla-Arapca-23. Mu'minûn Sûresi-1-60.ayetler"

Yazan: S.Muhammed El-Haşimi Musevi | Derleyen: S.Muhammed El-Haşimi Musevi

Konu Özeti

Müminûn Sûresi Mekke döneminde inmiş olup 118 ayettir. İlk 60 ayette; kurtuluşa eren müminlerin başta namazda huşu olmak üzere temel ahlaki ve dini nitelikleri detaylandırılır. Ardından insanın saf çamurdan, nutfeden, alakadan, mudhgadan ve kemik-et gelişiminden oluşan yaratılış evreleri, göklerin ve yerin düzeni, peygamberlerin (Hz. Nuh, Hz. Musa ve diğer elçilerin) tevhid mücadeleleri, kavimlerinin yalanlamaları ve akabindeki ilahi uyarılar ile ibretlik sonları etkileyici bir üslupla ele alınmaktadır.

Mu'minûn Sûresi 1-60. Ayetlerin Arapça Metni ve Türkçe Çevirisi

قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ
1. Müminler gerçekten kurtuluşa ermiştir.
الَّذِينَ هُمْ فِي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ
2. Onlar ki, namazlarında derin bir saygı ve huşu içindedirler.
وَالَّذِينَ هُمْ عَنِ اللَّغْوِ مُعْرِضُونَ
3. Onlar ki, boş ve faydasız şeylerden yüz çevirirler.
وَالَّذِينَ هُمْ لِلزَّكَاةِ فَاعِلُونَ
4. Onlar ki, zekat görevini yerine getirirler.
وَالَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ
5. Onlar ki, iffetlerini korurlar.
إِلَّا عَلَى أَزْوَاجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُفُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ
6. Ancak eşleri veya ellerinin altında bulunan cariyeleri müstesna; çünkü onlar (onlardan dolayı) kınanmış değillerdir.
فَمَنِ ابْتَغَى وَرَاءَ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الْعَادُونَ
7. Kim bunun ötesini ararsa, işte onlar haddi aşanlardır.
وَالَّذِينَ هُمْ لِأَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ
8. Onlar ki, emanetlerine ve ahitlerine riayet ederler.
وَالَّذِينَ هُمْ عَلَى صَلَوَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ
9. Onlar ki, namazlarını titizlikle korurlar.
أُولَئِكَ هُمُ الْوَارِثُونَ
10. İşte varis olanlar onlardır.
الَّذِينَ يَرِثُونَ الْفِرْدَوْسَ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
11. Onlar ki Firdevs cennetine varis olurlar ve orada ebedi kalırlar.
وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ مِنْ سُلَالَةٍ مِنْ طِينٍ
12. Andolsun ki biz insanı çamurdan bir süzüntüden yarattık.
ثُمَّ جَعَلْنَاهُ نُطْفَةً فِي قَرَارٍ مَكِينٍ
13. Sonra onu sağlam bir karargahta (rahimde) bir nutfe yaptık.
ثُمَّ خَلَقْنَا النُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا الْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا الْمُضْغَةَ عِظَامًا فَكَسَوْنَا الْعِظَامَ لَحْمًا ثُمَّ أَنْشَأْنَاهُ خَلْقًا آخَرَ فَتَبَارَكَ اللَّهُ أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ
14. Sonra nutfeyi alaka haline getirdik; derken alakayı bir çiğnem et yaptık; o eti kemik haline getirdik ve kemiklere et giydirdik. Sonra onu başka bir yaratılışla inşat ettik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah ne yücedir!
ثُمَّ إِنَّكُمْ بَعْدَ ذَلِكَ لَمَيِّتُونَ
15. Sonra siz bunun ardından elbette öleceksiniz.
ثُمَّ إِنَّكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ تُبْعَثُونَ
16. Sonra şüphesiz siz kıyamet gününde diriltileceksiniz.
وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَائِقَ وَمَا كُنَّا عَنِ الْخَلْقِ غَافِلِينَ
17. Andolsun ki biz sizin üstünüzde yedi yol (gök) yarattık. Biz yaratımdan habersiz değiliz.
وَأَنْزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً بِقَدَرٍ فَأَسْكَنَّاهُ فِي الْأَرْضِ وَإِنَّا عَلَى ذَهَابٍ بِهِ لَقَادِرُونَ
18. Gökten bir ölçüye göre su indirdik de onu yerde depoladık. Şüphesiz bizim onu gidermeye de gücümüz yeter.
فَأَنْشَأْنَا لَكُمْ بِهِ جَنَّاتٍ مِنْ نَخِيلٍ وَأَعْنَابٍ لَكُمْ فِيهَا فَوَاكُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ
19. Onunla sizin için hurmalıklar ve üzüm bağları yarattık; orada sizin için birçok meyveler vardır ve onlardan yersiniz.
وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِنْ طُورِ سَيْنَاءَ تَنْبُتُ بِالدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِلآكِلِينَ
20. Tur-i Sina'da yetişen, yiyenler için yağ ve katık veren bir ağaç da yarattık.
وَإِنَّ لَكُمْ فِي الْأَنْعَامِ لَعِبْرَةً نُسْقِيكُمْ مِمَّا فِي بُطُونِهَا مِنْ بَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ لَبَنًا خَالِصًا سَائِغًا لِلشَّارِبِينَ
21. Şüphesiz evcil hayvanlarda da sizin için bir ibret vardır. Onların karnındakilerden, fers ile kan arasından size içenlerin boğazından kolayca kayan halis bir süt içiriyoruz.
وَمِنْ ثَمَرَاتِ النَّخِيلِ وَالْأَعْنَابِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ سَكَرًا وَرِزْقًا حَسَنًا إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ
22. Hurma ağaçlarının ve üzümlerin meyvelerinden de hem sarhoşluk veren bir içki hem de güzel bir rızık edinirsiniz. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir toplum için elbette bir ibret vardır.
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ أَفَلَا تَتَّقُونَ
23. Andolsun ki Nuh'u kavmine gönderdik; o şöyle dedi: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Hâlâ sakınmaz mısınız?"
فَقَالَ الْمَلَأُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ مَا هَذَا إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُرِيدُ أَنْ يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَأَنْزَلَ مَلَائِكَةً مَا سَمِعْنَا بِهَذَا فِي آبَائِنَا الْأَوَّلِينَ
24. Kavminden inkar eden ileri gelenler dediler ki: "Bu, tıpkı sizin gibi bir beşerden başka bir şey değildir; size üstünlük taslamak istiyor. Eğer Allah dileseydi melekler indirirdi. Biz bunu geçmişteki atalarımızdan işitmedik."
إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌ بِهِ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا بِهِ حَتَّى حِينٍ
25. "O, sadece kendisinde delilik bulunan bir adamdır; bir süreye kadar ona katlanıp bekleyin."
قَالَ رَبِّ انْصُرْنِي بِمَا كَذَّبُونِ
26. Nuh: "Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et" dedi.
فَأَوْحَيْنَا إِلَيْهِ أَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَإِذَا جَاءَ أَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُ فَاسْلُكْ فِيهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْ وَلَا تُخَاطِبْنِي فِي الَّذِينَ ظَلَمُوا إِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ
27. Bunun üzerine ona vahyettik: "Gözetimimiz altında ve vahyimiz doğrultusunda gemiyi yap. Emrimiz gelip de tandır kaynadığı zaman, her birinden ikişer eş ve aleyhine hüküm verilmiş olanlar dışındaki aileni oraya al. Zulmedenler konusunda bana bir şey söyleme; çünkü onlar suda boğulacaklardır."
فَإِذَا اسْتَوَيْتَ أَنْتَ وَمَنْ مَعَكَ عَلَى الْفُلْكِ فَقُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي نَجَّانَا مِنَ الْقَوْمِ الظََّالِمِينَ
28. Sen ve beraberindekiler gemiye yerleştiğinizde, "Bizi zalim topluluktan kurtaran Allah'a hamdolsun" de.
وَقُلْ رَبِّ أَنْزِلْنِي مُنْزَلًا مُبَارَكًا وَأَنْتَ خَيْرُ الْمُنْزِلِينَ
29. Ve de ki: "Rabbim! Beni mübarek bir yere indir; sen konuk edenlerin en hayırlısısın."
إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ وَإِنْ كُنَّا لَمُبْتَلِينَ
30. Şüphesiz bunda nice ibretler vardır. Biz gerçekten imtihan edenleriz.
ثُمَّ أَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا آخَرِينَ
31. Sonra onların ardından başka bir nesil yarattık.
فَأَرْسَلْنَا فِيهِمْ رَسُولًا مِنْهُمْ أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ أَفَلَا تَتَّقُونَ
32. İçlerinden onlara bir peygamber gönderdik: "Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Hâlâ sakınmaz mısınız?"
وَقَالَ الْمَلَأُ مِنْ قَوْمِهِ الَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَاءِ الْآخِرَةِ وَأَتْرَفْنَاهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا مَا هَذَا إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ
33. Kavminden inkar eden, ahiret buluşmasını yalanlayan ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz ileri gelenler dediler ki: "Bu, sadece sizin gibi bir beşerdir; sizin yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor."
وَلَئِنْ أَطَعْتُمْ بَشَرًا مِثْلَكُمْ إِنَّكُمْ إِذًا لَخَاسِرُونَ
34. "Eğer kendiniz gibi bir beşere itaat ederseniz, o takdirde kesinlikle hüsrana uğrayanlar olursunuz."
أَيَعِدُكُمْ أَنَّكُمْ إِذَا مِتُّمْ وَكُنْتُمْ تُرَابًا وَعِظَامًا أَنَّكُمْ مُخْرَجُونَ
35. "Size, öldüğünüz, toprak ve kemik yığını haline geldiğinizde mutlaka çıkarılacağınızı mı vaat ediyor?"
هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَ
36. "O vaat edildiğiniz şey ne kadar uzak, ne kadar uzak!"
إِنْ هِيَ إِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ
37. "Hayat, sadece bu dünya hayatımızdan ibarettir; ölürüz, yaşarız; bir daha diriltilecek değiliz."
إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا وَمَا نَحْنُ لَهُ بِمُؤْمِنِينَ
38. "O, sadece Allah hakkında yalan uydurmuş bir adamdır; biz ona inanan değiliz."
قَالَ رَبِّ انْصُرْنِي بِمَا كَذَّبُونِ
39. Peygamberleri: "Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et" dedi.
قَالَ عَمَّا قَلِيلٍ لَيُصْبِحُنَّ نَادِمِينَ
40. Allah buyurdu ki: "Az bir zaman sonra pişman olacaklar!"
فَأَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ بِالْحَقِّ فَجَعَلْنَاهُمْ غُثَاءً فَبُعْدًا لِلْقَوْمِ الظََّالِمِينَ
41. Derken o korkunç ses onları hak ile yakaladı da onları sel süprüntüsüne çevirdik. Zalimler topluluğunun Allah'ın rahmetinden uzak olması gerekir!
ثُمَّ أَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قُرُونًا آخَرِينَ
42. Sonra onların ardından başka nesiller yarattık.
مَا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَ
43. Hiçbir ümmet ecelini ne öne alabilir ne de erteleyebilir.
ثُمَّ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا تَتْرَى كُلَّ مَا جَاءَ أُمَّةً رَسُولُهَا كَذَّبُوهُ فَأَتْبَعْنَا بَعْضَهُمْ بَعْضًا وَجَعَلْنَاهُمْ أَحَادِيثَ فَبُعْدًا لِقَوْمٍ لَا يُؤْمِنُونَ
44. Sonra ardı ardına peygamberlerimizi gönderdik. Hangi ümmete bir peygamber geldiyse onu yalanladılar; biz de onları birbiri ardından helak ederek ibretlik hikâyeler yaptık. İnanmayan kavmin rahmetten uzak olması gerekir!
ثُمَّ أَرْسَلْنَا مُوسَى وَأَخَاهُ هَارُونَ بِآيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُبِينٍ
45. Sonra Musa'yı ve kardeşi Harun'u mucizelerimizle ve apaçık bir delille gönderdik.
إِلَى فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِ فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْمًا عَالِينَ
46. Firavun'a ve onun ileri gelenlerine. Fakat büyüklük tasladılar; onlar gururlu bir topluluk idi.
فَقَالُوا أَنُؤْمِنُ لِبَشَرَيْنِ مِثْلِنَا وَقَوْمُهُمَا لَنَا عَابِدُونَ
47. Dediler ki: "Kavimleri bize kölelik edip dururken, bizim gibi iki beşere mi inanacağız?"
فَكَذَّبُوهُمَا فَكَانُوا مِنَ الْمُهْلَكِينَ
48. Onları yalanladılar ve helak edilenlerden oldular.
وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ
49. Andolsun ki doğru yolu bulsunlar diye Musa'ya Kitap'ı verdik.
وَجَعَلْنَا ابْنَ مَرْيَمَ وَأُمَّهُ آيَةً وَآوَيْنَاهُمَا إِلَى رَبْوَةٍ ذَاتِ قَرَارٍ وَمَعِينٍ
50. Meryem oğlu İsa'yı ve annesini de bir mucize kıldık; onları yerleşmeye elverişli, pınarı olan yüksek ve güvenli bir yere yerleştirdik.
يَا أَيُّهَا الرُّسُلُ كُلُوا مِنَ الطَّيِّبَاتِ وَاعْمَلُوا صَالِحًا إِنِّي بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ
51. Ey peygamberler! Temiz ve helal olan şeylerden yiyin ve salih ameller işleyin. Şüphesiz ben yaptıklarınızı hakkıyla bilirim.
وَإِنَّ هَذِهِ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَأَنَا رَبُّكُمْ فَاتَّقُونَ
52. Şüphesiz bu ümmetiniz tek bir ümmettir; ben de sizin Rabbinizim; öyleyse benden sakının.
فَتَقَطَّعُوا أَمْرَهُمْ بَيْنَهُمْ زُبُرًا كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ
53. Fakat onlar din hususundaki birliklerini parça parça edip aralarında bölündüler; her grup kendilerinde bulunanla sevinip övünmektedir.
فَذَرْهُمْ فِي غَمْرَتِهِمْ حَتَّى حِينٍ
54. Bir süreye kadar onları dalaletleri içinde bırak.
أَيَحْسَبُونَ أَنَّمَا نُمُدُّهُمْ بِهِ مِنْ مَالٍ وَبَنِينَ
55. Sanıyorlar mısınız ki, onlara verdiğimiz mal ve oğullarla...
نُسَارِعُ لَهُمْ فِي الْخَيْرَاتِ بَلْ لَا يَشْعُرُونَ
56. ...kendilerine hayırlarda acele ediyoruz? Hayır, onlar anlamıyorlar.
إِنَّ الَّذِينَ هُمْ مِنْ خَشْيَةِ رَبِّهِمْ مُشْفِقُونَ
57. Şüphesiz rablerinin korkusundan titreyenler,
وَالَّذِينَ هُمْ بِآيَاتِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ
58. Rablerinin ayetlerine inananlar,
وَالَّذِينَ هُمْ بِرَبِّهِمْ لَا يُشْرِكُونَ
59. Ve rablerine ortak koşmayanlar,
وَالَّذِينَ يُؤْتُونَ مَا آتَوْا وَقُلُوبُوهُمْ وَجِلَةٌ أَنَّهُمْ إِلَى رَبِّهِمْ رَاجِعُونَ
60. Ve verdiklerini, rablerine döneceklerinden dolayı kalpleri ürpererek verenler,

Kelime Örnekleri (İsimler, Fiiller, Edatlar)

1. İsimler (20 Adet)

Kelime (Arapça) Anlamı Örnek Cümle (Arapça / Türkçe)
مُؤْمِن Mümin, inanan الْمُؤْمِنُ صَادِقٌ فِي قَوْلِهِ. (Mümin sözünde doğrudur.)
صَلَاة Namaz الصَّلَاةُ تنهى عن الفحشاء. (Namaz insanı hayasızlıktan alıkoyar.)
زَكَاة Zekat أَدَّى الغَنِيُّ زَكَاةَ مَالِهِ. (Zengin malının zekatını ödedi.)
فِرْدَوْس Firdevs Cenneti الْفِرْدَوْسُ أَعْلَى الجَنَّةِ. (Firdevs cennetin en yüksek yeridir.)
إِنْسَان İnsan خُلِقَ الْإِنْسَانُ مِنْ عَجَلٍ. (İnsan aceleden yaratılmıştır.)
طِين Çamur أصل الإنسان من طِينٍ. (İnsanın aslı çamurdandır.)
نُطْفَة Nutfe (Sperm) جعل الله الإنسان نُطْفَةً. (Allah insanı nutfe yaptı.)
عَلَقَة Alaka (Aşılanmış yumurta) تتحول النطفة إلى عَلَقَةٍ. (Nutfe alaka haline dönüşür.)
مُضْغَة Müdgha (Çiğnem et) خلق الله المضغة عظاماً. (Allah mudhgayı kemik yaptı.)
سَمَاء Gök, sema بنى الله السَّمَاءَ بِقُدْرَةٍ. (Allah göğü kudretle bina etti.)
أَرْض Yer, yeryüzü الْأَرْضُ مَهْدٌ للبشري. (Yeryüzü insanlar için bešiktir.)
مَاء Su نزل المطر من الماء العذب. (Tatlı sudan yağmur indi.)
جَنَّة Cennet, bahçe للمتقين جنات تجري من تحتها الأنهار. (Muttakiler için altından ırmaklar akan cennetler vardır.)
فُلْك Gemi صنع نوح الْفُلْكَ بأمر الله. (Nuh Allah'ın emriyle gemi yaptı.)
قَوْم Kavim, topluluk أرسل الله رسُولاً إلى قَوْمِهِ. (Allah kavmine bir elçi gönderdi.)
رَسُول Resul, elçi محمد رَسُولُ اللَّهِ إلى الناس. (Muhammed insanlara Allah'ın elçisidir.)
كِتَاب Kitap أنزل الله الكِتَابَ هدى للناس. (Allah insanlara hidayet olarak kitap indirdi.)
مَال Mal, servet المال والبنون زينة الحياة الدنيا. (Mal ve oğullar dünya hayatının süsüdür.)
قَلْب Kalp, yürek تطمئن القلوب بذكر الله. (Kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.)
رَبّ Rab, terbiye edici الحمد لله رَبِّ الْعَالَمِينَ. (Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.)

2. Fiiller (20 Adet)

Kelime (Arapça) Anlamı Örnek Cümle (Arapça / Türkçe)
أَفْلَحَ Kurtuluşa erdi أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ الصَّادِقُونَ. (Doğru sözlü müminler kurtuluşa erdi.)
خَشَعَ Huşu duydu, saygı gösterdi خَشَعَ المصلي في صلاته. (Namaz kılan kimse namazında huşu duydu.)
أَعْرَضَ Yüz çevirdi أَعْرَضَ الكافر عن الحق. (Kafir haktan yüz çevirdi.)
حَفِظَ Korudu حَفِظَ الشاب فرجه. (Genç iffetini korudu.)
ابْتَغَى Aradı, istedi ابْتَغَى العبد رضا رَبِّهِ. (Kul Rabbisinin rızasını aradı.)
رَعَى Riayet etti, korudu رَعَى الموظف الأمانة. (Memur emanete riayet etti.)
وَرِثَ Varis oldu وَرِثَ الابن مال أبيه. (Oğul babasının malına varis oldu.)
خَلَقَ Yarattı خَلَقَ اللَّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ. (Allah gökleri ve yeri yarattı.)
أَنْزَلَ İndirdi أَنْزَلَ اللَّهُ المَطَرَ مِنَ السَّمَاءِ. (Allah gökten yağmur indirdi.)
أَرْسَلَ Gönderdi أَرْسَلَ اللهُ نُوحاً إلى قومه. (Allah Nuh'u kavmine gönderdi.)
كَذَّبَ Yalanladı كَذَّبَ الكفار الأنبياء. (Kafirler peygamberleri yalanladı.)
صَنَعَ Yaptı, inşa etti صَنَعَ الحداد السيف. (Demirci kılıcı yaptı.)
نَجَّى Kurtardı نَجَّى اللهُ نوحاً ومن معه. (Allah Nuh'u ve beraberindekileri kurtardı.)
أَطَاعَ İtaat etti أَطَاعَ الولد والده. (Çocuk babasına itaat etti.)
مَاتَ Öldü مَاتَ الإنسان ثم يبعث. (İnsan ölür sonra diriltilir.)
بَعَثَ Diriltti, gönderdi يَبْعَثُ الله الموتى يوم القيامة. (Allah kıyamet günü ölüleri diriltir.)
أَكَلَ Yedi أَكَلَ الولد التفاحة. (Çocuk elmayı yedi.)
شَرِبَ Içti شَرِبَ الضيف الماء البارد. (Misafir soğuk su içti.)
عَبَدَ İbadet etti اعْبُدُوا اللَّهَ رَبَّكُمْ. (Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin.)
رَجَعَ Döndü رَجَعَ المسافر إلى وطنه. (Yolcu vatanına döndü.)

3. Edatlar - Harfi Cerler Hariç (10 Adet)

Kelime (Arapça) Anlamı Örnek Cümle (Arapça / Türkçe)
قَدْ Kesinlik / Tahkik edatı قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ. (Müminler gerçekten kurtuluşa ermiştir.)
لَمْ Olumsuzluk edatı (Mazi) لَمْ يَحْضُرِ الطَّالِبُ اليوم. (Öğrenci bugün katılmadı.)
لَنْ Gelecek zaman olumsuzluk لَنْ أُخْلِفَ الوَعْدَ أبداً. (Asla sözümden dönmeyeceğim.)
إِنْ Şart edatı إِنْ تَصْدُقْ تَنْجُ في الدنيا. (Doğru söylersen kurtulursun.)
إِذَا Zarf / Şart edatı إِذَا جاء نصر الله والفتح. (Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman.)
هَلْ Soru edatı هَلْ عَرَفْتَ الحقيقة؟ (Gerçeği bildin mi?)
بَلْ İtiraz / İدrak edatı (Aksine) بَلْ هُمْ في شك يلهون. (Aksine onlar bir şüphe içinde eğlenmektedirler.)
لَوْ Farazi şart edatı (Keşke / Eğer) لَوْ أَنَّ لي مالاً لأفدته. (Eğer malım olsaydı onu harcardım.)
مَا Olumsuzluk / İsmi mevsul مَا هَذَا إِلَّا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ. (Bu, ancak sizin gibi bir beşerdir.)
أَمْ Seçenek edatı (Yoksa) أَسواء عليهم أأنذرتهم أم لم تنذرهم. (Onları uyarsan da uyarmasan da birdir.)

Kuranla-Arapca-23. Mu'minûn Sûresi-61-118.ayetler

"Kuranla-Arapca-23. Mu'minûn Sûresi-61-118.ayetler"

Konu Özeti

Mu'minûn Sûresi'nin 61-118. ayetleri arasında; Allah katındaki gerçek ölçüler ve adaletin sarsılmaz temelleri, insanlığın yaratılış gayesi, inkârcıların ve kibirlenenlerin ahiretteki pişmanlık ve çaresizlikleri, Hz. Nuh ve diğer peygamberlerin kıssalarından alınan tarihî ibretler, kâinatın ve insanın yaratılışındaki ilahi hikmetler, mahşer yerindeki sorgulama, mizan, cehennem ehlinin yalvarışları ve cennet ehlinin ebedi mükâfatları ele alınmaktadır. Sûre, Allah'ın sınırsız rahmetine sığınma ve bağışlanma dualarıyla sona ermektedir.

Mu'minûn Sûresi 61-118. Ayetlerin Arapça Metni ve Türkçe Çevirisi

وَلَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا وَلَدَيْنَا كِتَابٌ يَنْطِقُ بِالْحَقِّ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
61. Biz hiç kimseye gücünün üstünde bir yük yüklemeyiz. Katımızda gerçeği söyleyen bir kitap vardır ve onlar haksızlığa uğratılmazlar.
بَلْ قُلُوبُهُمْ فِي غَمْرَةٍ مِنْ هَذَا وَلَهُمْ أَعْمَالٌ مِنْ دُونِ ذَلِكَ هُمْ لَهَا عَامِلُونَ
62. Fakat onların kalpleri bu hususta bir cehalet içindedir. Ayrıca onların bundan başka yapageldikleri kötü işleri de vardır.
حَتَّى إِذَا أَخَذْنَا مُتْرَفِيهِمْ بِالْعَذَابِ إِذَا هُمْ يَجْهَرُونَ
63. Nihayet onların refah ve şımarıklık içinde olanlarını azapla yakaladığımız zaman, hemen feryat edip bağrışırlar.
لَا تَجْهَرُوا الْيَوْمَ إِنَّكُمْ مِنَّا لَا تُنْصَرُونَ
64. (Onlara şöyle denilir:) "Bugün feryat edip bağrışmayın! Şüphesiz katımızdan hiçbir yardım göremeyeceksiniz."
قَدْ كَانَتْ آيَاتِي تُتْلَى عَلَيْكُمْ فَكُنْتُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ تَنْكِصُونَ
65. "Çünkü ayetlerim size okunuyordu da siz ardınıza dönüp kaçıyordunuz."
مُسْتَكْبِرِينَ بِهِ سَامِرًا تَهْجُرُونَ
66. Ona (Kâbe'ye veya Kur'an'a) karşı kibirlenerek, geceleri toplanıp aranızda kötü sözler sarf ediyordunuz.
أَفَلَمْ يَدَّبَّرُوا الْقَوْلَ أَمْ جَاءَهُمْ مَا لَمْ يَأْتِ آبَاءَهُمُ الْأَوَّلِينَ
67. Yoksa onlar bu sözü (Kur'an'ı) hiç düşünmediler mi, yoksa kendilerine, daha önceki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?
أَمْ لَمْ يَعْرِفُوا رَسُولَهُمْ فَهُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ
68. Yahut onlar kendi peygamberlerini tanımadılar da bu yüzden mi onu inkâr ediyorlar?
أَمْ يَقُولُونَ بِهِ جِنَّةٌ بَلْ جَاءَهُمْ بِالْحَقِّ وَأَكْثَرُهُمْ لِلْحَقِّ كَارِهُونَ
69. Yoksa "Onda bir delilik var" mı diyorlar? Bilakis o, kendilerine gerçeği getirmiştir; fakat onların çoğu gerçeği istememektedirler.
وَلَوِ اتَّبَعَ الْحَقُّ أَهْوَاءَهُمْ لَفَسَدَتِ السَّمَاوَاتُ وَالْأَرْضُ وَمَنْ فِيهِنَّ بَلْ أَتَيْنَاهُمْ بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَنْ ذِكْرِهِمْ مُعْرِضُونَ
70. Eğer hak onların heveslerine uysaydı, gökler, yer ve bunlarda bulunan kimseler kesinlikle fesada uğrar, bozulurdu. Hayır, biz onlara şan ve şereflerini (Kur'an'ı) getirdik; fakat onlar kendi şereflerinden yüz çevirmektedirler.
أَمْ تَسْأَلُهُمْ خَرْجًا فَخَرَاجُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِقِينَ
71. Yoksa sen onlardan bir karşılık mı istiyorsun? Rabbinin vereceği karşılık daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.
وَإِنَّكَ لَتَدْعُوهُمْ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
72. Şüphesiz sen onları dosdoğru bir yola çağırıyorsun.
وَإِنَّ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ عَنِ الصِّرَاطِ لَنَاكِبُونَ
73. Ahirete inanmayanlar ise kesinlikle yoldan sapmaktadırlar.
وَلَوْ رَحِمْنَاهُمْ وَكَشَفْنَا مَا بِهِمْ مِنْ ضُرٍّ لَلَجُّوا فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ
74. Eğer onlara merhamet edip başlarındaki sıkıntıyı giderseydik, yine de azgınlıkları içinde şaşkınlıkla dolaşmaya devam ederlerdi.
وَلَقَدْ أَخَذْنَاهُمْ بِالْعَذَابِ فَمَا اسْتَكَانُوا لِرَبِّهِمْ وَمَا يَتَضَرَّعُونَ
75. Andolsun ki biz onları azapla yakaladık, yine de Rablerine boyun eğmediler ve yalvarmadılar.
حَتَّى إِذَا فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَابًا ذَا عَذَابٍ شَدِيدٍ إِذَا هُمْ فِيهِ مُبْلِسُونَ
76. Nihayet üzerlerine şiddetli bir azap kapısı açtığımızda, birdenbire ümitsizliğe kapılıp şaşkına dönerler.
وَهُوَ الَّذِي أَنْشَأَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ قَلِيلًا مَا تَشْكُرُونَ
77. Sizin için kulakları, gözleri ve kalpleri yaratan O'dur. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!
وَهُوَ الَّذِي ذَرَأَكُمْ فِي الْأَرْضِ وَإِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
78. Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O'dur. O'nun huzurunda toplanacaksınız.
وَهُوَ الَّذِي يُحْيِي وَيُمِيتُ وَلَهُ اخْتِلَافُ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
79. Hayatı veren de ölüm veren de O'dur. Gece ile gündüzün değişmesi O'nun eseridir. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?
بَلْ قَالُوا مِثْلَ مَا قَالَ الْأَوَّلُونَ
80. Bilakis onlar, öncekilerin söylediklerinin aynısını söylediler.
قَالُوا أَإِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَإِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
81. Dediler ki: "Biz ölüp de toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra, gerçekten biz mi diriltileceğiz?"
لَقَدْ وُعِدْنَا نَحْنُ وَآبَاؤُنَا هَذَا مِنْ قَبْلُ إِنْ هَذَا إِلَّا أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ
82. "Andolsun ki bu tehdit hem bize hem daha önce atalarımıza yapılmıştı. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir."
قُلْ لِمَنِ الْأَرْضُ وَمَنْ فِيهَا إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
83. De ki: "Eğer biliyorsanız, söyleyin bakalım; yeryüzü ve onda bulunanlar kime aittir?"
سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
84. "Allah'a aittir" diyecekler. De ki: "Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?"
قُلْ مَنْ رَبُّ السَّمَاوَاتِ السَّبْعِ وَرَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ
85. De ki: "Yedi kat göğün Rabbi ve yüce Arş'ın Rabbi kimdir?"
سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ أَفَلَا تَتَّقُونَ
86. "O, Allah'ındır" diyecekler. De ki: "O halde (O'na karşı gelmekten) sakınmıyor musunuz?"
قُلْ مَنْ بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَهُوَ يُجِيرُ وَلَا يُجَارُ عَلَيْهِ إِنْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
87. De ki: "Eğer biliyorsanız söyleyin; her şeyin mülkiyeti ve hükümranlığı elinde bulunan, koruyan ve kendisine karşı korunamayan kimdir?"
سَيَقُولُونَ لِلَّهِ قُلْ فَأَنَّى تُسْحَرُونَ
88. "O, Allah'ındır" diyecekler. De ki: "Öyleyse nasıl oluyor da büyüleniyorsunuz (haketten uzaklaşıyorsunuz)?"
بَلْ أَتَيْنَاهُمْ بِالْحَقِّ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
89. Bilakis biz onlara gerçeği getirdik; onlar ise kesinlikle yalancıdırlar.
مَا اتَّخَذَ اللَّهُ مِنْ وَلَدٍ وَمَا كَانَ مَعَهُ مِنْ إِلَهٍ إِذًا لَذَهَبَ كُلُّ إِلَهٍ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ
90. Allah hiçbir çocuk edinmemiştir; O'nunla birlikte hiçbir ilah da yoktur. Aksi takdirde her ilah kendi yarattığını alıp gider ve mutlaka biri diğerine üstünlük kurmaya çalışırdı. Allah, onların nitelediklerinden uzaktır, münezzehtir.
عَالِمِ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ فَتَعَالَى عَمَّا يُشْرِكُونَ
91. O, görüleni de görülmeyeni de bilendir. O, onların ortak koştuklarından çok yücedir.
قُلْ رَبِّ إِمَّا تُرِيَنِّي مَا يُوعَدُونَ
92. De ki: "Ey Rabbim! Eğer onlara vaat edilen azabı mutlaka bana göstereceksen,"
رَبِّ فَلَا تَجْعَلْنِي فِي الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
93. "Ey Rabbim, o takdirde beni zâlimler topluluğunun içinde bulundurma!"
وَإِنَّا عَلَى أَنْ نُرِيَكَ مَا نَعِدُهُمْ لَقَادِرُونَ
94. Şüphesiz bizim, onlara vaat ettiğimiz azabı sana göstermeye gücümüz yeter.
ادْفَعْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ السَّيِّئَةَ نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ
95. Sen kötülüğü en güzel olan (iyilik) ile sav. Biz onların nitelediklerini çok iyi bilmekteyiz.
وَقُلْ رَبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَاتِ الشَّيَاطِينِ
96. Ve de ki: "Rabbim! Şeytanların vesveselerinden sana sığınırım."
وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَنْ يَحْضُرُونِ
97. "Ey Rabbim! Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım."
حَتَّى إِذَا جَاءَ أَحَدَهُمُ الْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ارْجِعُونِ
98. Nihayet onlardan birine ölüm gelip çattığında şöyle der: "Rabbim! Beni geri döndürün;"
لَعَلِّي أَعْمَلُ صَالِحًا فِيمَا تَرَكْتُ كَلَّا إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَائِلُهَا وَمِنْ وَرَائِهِمْ بَرْزَخٌ إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
99. "Terk ettiğim dünyada salih ameller işleyeyim." Asla! Bu, sadece onun söylediği boş bir sözdür. Onların arkasında, tekrar diriltilecekleri güne kadar bir berzah (engel) vardır.
فَإِذَا نُفِخَ فِي الصُّورِ فَلَا أَنْسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍ وَلَا يَتَسَاءَلُونَ
100. Sûr'a üflendiği gün aralarında artık ne soy bağı kalacak ne de birbirlerinin halini sorabileceklerdir.
فَمَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
101. Kimlerin tartıları ağır basarsa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
وَمَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ فَأُولَئِكَ الَّذِينَ خَسِرُوا أَنْفُسَهُمْ فِي جَهَنَّمَ خَالِدُونَ
102. Kimlerin tartıları hafif gelirse, işte onlar da kendilerini hüsrana uğratan ve cehennemde ebedi kalacak olan kimselerdir.
تَلْفَحُ وُجُوهَهُمُ النَّارُ وَهُمْ فِيهَا كَالِحُونَ
103. Ateş yüzlerini yakar; orada dişleri sırıtarak kalakalırlar.
أَلَمْ تَكُنْ آيَاتِي تُتْلَى عَلَيْكُمْ فَكُنْتُمْ بِهَا تُكَذِّبُونَ
104. (Onlara şöyle denilir:) "Ayetlerim size okunmadı mı, siz de onları yalanlamadınız mı?"
قَالُوا رَبَّنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْمًا ضَالِّينَ
105. Derler ki: "Rabbimiz! Bazen bedbahtlığımız bize galip geldi; biz sapkın bir topluluk idik."
رَبَّنَا أَخْرِجْنَا مِنْهَا فَإِنْ عَدْنَا فَإِنَّا ظَالِمُونَ
106. "Rabbimiz! Bizi buradan çıkar; eğer bir daha (isyana) dönersek, artık şüphesiz biz zâlimleriz."
قَالَ اخْسَؤُوا فِيهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ
107. Buyurur ki: "Alçaldığınız yerde sinin ve bana bir şey söylemeyin!"
إِنَّهُ كَانَ فَرِيقٌ مِنْ عِبَادِي يَقُولُونَ رَبَّنَا آمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا وَارْحَمْنَا وَأَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ
108. "Çünkü kullarımdan bir grup 'Rabbimiz! İman ettik; bizi bağışla, bize merhamet et, sen merhametlilerin en hayırlısısın' diziyorlardı."
فَاتَّخَذْتُمُوهُ سَخْرِيًّا حَتَّى أَنْسَوْكُمْ ذِكْرِي وَكُنْتُمْ مِنْهُمْ تَضْحَكُونَ
109. "Siz ise onları alaya alıyordunuz; nihayet o alay etmeniz size beni anmayı unutturdu ve siz onlara gülüyordunuz."
إِنِّي جَزَيْتُهُمُ الْيَوْمَ بِمَا صَبَرُوا أَنَّهُمْ هُمُ الْفَائِزُونَ
110. "Şüphesiz ben bugün, sabretmelerine karşılık onları ödüllendirdim; felaha (kurtuluşa) erenler kesinlikle onlardır."
قَالَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِي الْأَرْضِ عَدَدَ سِنِينَ
111. Allah buyurur ki: "Yeryüzünde yıl olarak ne kadar kaldınız?"
قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَاسْأَلِ الْعَادِينَ
112. Derler ki: "Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. (Süreyi hesaplayan) sayım memurlarına sor."
قَالَ إِنْ لَبِثْتُمْ إِلَّا قَلِيلًا لَوْ أَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ
113. Buyurur ki: "Siz sadece az bir süre kaldınız; keşke bunu (o zaman) bilmiş olsaydınız!"
أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَاكُمْ عَبَثًا وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ
114. "Yoksa sizi sadece boş yere yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?"
فَتَعَالَى اللَّهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ
115. Mutlak hâkim ve gerçek kral olan Allah, şanından uzak ve yücedir. O'ndan başka ilah yoktur; O, yüce Arş'ın Rabbidir.
وَمَنْ يَدْعُ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ لَا بُرْهَانَ لَهُ بِهِ فَإِنَّ حِسَابَهُ عِنْدَ رَبِّهِ إِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ
116. Kim Allah ile birlikte, hakkında hiçbir delili bulunmayan başka bir ilaha taparsa, onun hesabı katında Rabbine aittir. Şüphesiz kâfirler asla kurtuluşa eremezler.
وَقُلْ رَبِّ اغْفِرْ وَارْحَمْ وَأَنْتَ خَيْرُ الرَّاحِمِينَ
117. De ki: "Rabbim! Bağışla, merhamet et; sen merhametlilerin en hayırlısısın."

Kelime Örnekleri (İsimler, Fiiller, Edatlar)

1. İsimler (20 Adet)

Kelime (Arapça) Anlamı Örnek Cümle (Arapça / Türkçe)
نَفْس Nefis / Can لَا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْساً. (Allah bir nefse yük yüklemez.)
كِتَاب Kitap قَرَأْتُ كِتَاباً مُفِيداً. (Faydalı bir kitap okudum.)
قَلْب Kalp فِي قَلْبِهِ إِيمَانٌ عَظِيمٌ. (Kalbinde büyük iman vardır.)
عَمَل Amel / İş عَمِلَ عَمَلاً صالِحاً. (Salih bir amel işledi.)
مَاء Su شَرِبْتُ مَاءً بَارِداً. (Soğuk su içtim.)
جَنَّة Cennet المُؤْمِنُونَ يَدْخُلُونَ الجَنَّةَ. (Müminler cennete girerler.)
نَار Ateş الكافِرُ في نَارِ جَهَنَّمَ. (Kafir cehennem ateşindedir.)
أَرْض Yeryüzü خَلَقَ اللَّهُ الأَرْضَ. (Allah yeryüzünü yarattı.)
سَمَاء Gök السَّمَاوَاتُ مَبْنِيَّةٌ بِقُدْرَةِ اللَّهِ. (Gökler Allah'ın kudretiyle kurulmuştur.)
بَشَر İnsan هَذَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ. (Bu sizin gibi bir insandır.)
رَسُول Elçi أَرْسَلَ اللَّهُ رَسُولاً. (Allah bir elçi gönderdi.)
عَذَاب Azap العَذَابُ شَدِيدٌ لِلظَّالِمِينَ. (Zalimler için azap şiddetlidir.)
رَحْمَة Rahmet رَحْمَةُ اللَّهِ وَاسِعَةٌ. (Allah'ın rahmeti genişiktir.)
يَوْم Gün يَوْمُ القِيَامَةِ حَقٌّ. (Kıyamet günü haktır.)
حَق Hak جَاءَ الحَقُّ وَزَهَقَ البَاطِلُ. (Hak geldi, batıl zayi oldu.)
سَمْع İşitme, kulak أَنْشَأَ اللَّهُ لَكُمُ السَّمْعَ. (Allah sizin için işitme duyusunu yarattı.)
بَصَر Göz, görme أَبْصَرْتُ النُّورَ بِبَصَرِي. (Gözümle nuru gördüm.)
رَبّ Rab, Sahip الحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ العَالَمِينَ. (Hamd alemlerin Rabbi olan Allah'adır.)
ذَنْب Günah غَفَرَ اللَّهُ الذُّنُوبَ. (Allah günahları bağışladı.)
مِيزَان Terazi, Mizan ثَقُلَتْ مَوَازِينُ المُؤْمِنِ. (Müminin terazileri ağır bastı.)

2. Fiiller (20 Adet)

Kelime (Arapça) Anlamı Örnek Cümle (Arapça / Türkçe)
كَلَّفَ Yükümlü kıldı لَا يُكَلِّفُ اللَّهُ نَفْساً. (Allah nefse yük yüklemez.)
نَطَقَ Konuştu نَطَقَ الكِتَابُ بِالحَقِّ. (Kitap hak ile konuştu.)
عَمِلَ Çalıştı, yaptı عَمِلَ صالِحاً. (Salih amelde bulundu.)
خَلَقَ Yarattı خَلَقَ اللَّهُ الإِنْسَانَ. (Allah insanı yarattı.)
أَخَذَ Aldı, yakaladı أَخَذْنَاهُمْ بِالْعَذَابِ. (Onları azapla yakaladık.)
سَمِعَ İşitti سَمِعَ اللَّهُ دُعَاءَهُ. (Allah onun duasını işitti.)
رَأَى Gördü رَأَى المُؤْمِنُ النُّورَ. (Mümin nuru gördü.)
قَالَ Söyledi قَالَ الرَّجُلُ خَيْراً. (Adam hayır söyledi.)
جَاءَ Geldi جَاءَ الْحَقُّ. (Hak geldi.)
ذَهَبَ Gitti ذَهَبَ الطَّالِبُ إِلَى المَدْرَسَةِ. (Öğrenci okula gitti.)
حَفِظَ Korudu حَفِظَ المُؤْمِنُ عَهْدَهُ. (Mümin ahdini korudu.)
شَرِبَ İçti شَرِبَ الضَّيْفُ مَاءً. (Misafir su içti.)
فَعَلَ Yaptı فَعَلَ خَيْراً كَثِيراً. (Çok hayır işledi.)
سَأَلَ Sordu سَأَلَ الطَّالِبُ المُعَلِّمَ. (Öğrenci öğretmene sordu.)
عَفَا Affetti عَفَا اللَّهُ عَمَّا سَلَفَ. (Allah geçmişte olanları affetti.)
شَكَرَ Şükretti شَكَرَ العَبْدُ رَبَّهُ. (Kul Rabbine şükretti.)
صَبَرَ Sabretti صَبَرَ المُؤْمِنُ عَلَى البَلَاءِ. (Mümin belaya sabretti.)
نَصَرَ Yardım etti نَصَرَ اللَّهُ المُؤْمِنِينَ. (Allah müminlere yardım etti.)
هَدَى Hidayet etti هَدَى اللَّهُ مَنْ يَشَاءُ. (Allah dilediğini hidayete erdirir.)
تَابَ Tövbe etti تَابَ العاصِي إِلَى اللَّهِ. (Günahkâr Allah'a tövbe etti.)

3. Edatlar - Harfi Cerler Hariç (10 Adet)

Kelime (Arapça) Anlamı Örnek Cümle (Arapça / Türkçe)
لَمْ Olumsuzluk edatı (Mazi) لَمْ يَحْضُرْ أَحَدٌ. (Kimse katılmadı.)
لَنْ Gelecek zaman olumsuzluk لَنْ أُخْلِفَ الوَعْدَ. (Asla sözümden dönmeyeceğim.)
مَا Olumsuzluk edatı مَا فَعَلْتُ هَذَا. (Bunu yapmadım.)
إِنْ Şart edatı إِنْ تَصْدُقْ تَنْجُ. (Doğru söylersen kurtulursun.)
لَوْ Farazi şart edatı لَوْ عَلِمْتُ لَذَهَبْتُ. (Bilseydim giderdim.)
هَلْ Soru edatı هَلْ قَرَأْتَ القُرْآنَ؟ (Kur'an'ı okudun mu?)
أَم Atıf / Seçenek edatı أَرَكِبْتَ أَمْ مَشَيْتَ؟ (Bindiğin mi yoksa yürüdün mü?)
بَلْ İstidrak / Aksine edatı بَلْ هُمْ فِي شَكٍّ يَلْعَبُونَ. (Aksine onlar şüphe içinde eğlenmektedirler.)
كَيْفَ Soru edatı كَيْفَ حالُكَ؟ (Nasılsın?)
أَيْنَ Soru zarfı أَيْنَ البَيْتُ؟ (Ev nerededir?)

Kuranla-Arapca-23. Mu'minûn Sûresi-1-118.ayetler

Mu'minûn Sûresi, Mekke döneminde inmiş olup 118 ayetten oluşur. Sûre, adını ilk ayetinde geçen ve kurtuluşa eren müminlerin niteliklerini belirten الْمُؤْمِنُونَ kelimesinden almıştır.

Konu Özeti ve Temel Temalar

Sûrenin ilk bölümlerinde hakiki müminlerin temel özellikleri sıralanır: Namazda huşu içinde olmak, boş ve faydasız işlerden (اللَّغْو) yüz çevirmek, zekatı vermek, iffetlerini korumak, emanetlere ve ahitlere riayet etmek, namazlarını muhafaza etmek. Bu vasıfları taşıyanların Firdevs cennetine varis olacakları müjdelenir.

Devam eden ayetlerde insanın yaratılış evreleri (سُلَالَةٍ مِنْ طِينٍ - topraktan öz, نُطْفَة - nutfe, عَلَقَة - alaka/pıhtı, مُضْغَة - bir çiğnem et, kemiklerin yaratılması ve etle giydirilmesi) ayrıntılı biçimde anlatılarak Allah'ın kudreti vurgulanır. Sûrenin ilerleyen kısımlarında Hz. Nuh, Hz. Musa, Hz. İsa ve diğer peygamberlerin kıssalarına yer verilerek tevhid inancı pekiştirilir ve ahiret hesabı hatırlatılır.

Önemli Arapça Kelime Örnekleri

  • قَدْ أَفْلَحَ: Kesinlikle kurtuluşa erdi, felah buldu.
  • الْمُؤْمِنُونَ: Müminler, inananlar.
  • خَاشِعُونَ: Huşu duyanlar, saygıyla boyun eğenler.
  • مُعْرِضُونَ: Yüz çevirenler, ilgilenmeyenler.
  • حَافِظُونَ: Koruyanlar, muhafaza edenler.
  • نُطْفَة: Az su, sperm damlası.
  • عَلَقَة: Asılı duran pıhtı.
  • مُضْغَة: Bir çiğnem et.

Mu'minûn Sûresi 1-118 Ayetler Paragraf, Dilbilgisi ve Kelime Testi (40 Soru)

Mu'minûn Sûresi 1-118 Ayetler Testi

S.Muhammed Kayaalp (el-Haşimi) Ks

الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي

Arapça Dersleri-İslami Sohbetler-Tevhid-Tefsir-Hadis-Fıkıh-Fetvalar-İrşadlar

Kuranla-Arapca-23. Mu'minûn Sûresi Rating: 4.5 Diposkan Oleh: ☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي☝المحمدية☝

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.