☝📖İbrahimi ﷺ Muhammedi ﷺ Hanif İslam📖☝﷽𐰃𐰠𐰯☝📖المحمدية☝Muhammediyye📖☝𐰃𐰠𐰯༺الله أكبر ༻

Güncel Duyuru Eylül 2026

Kur'anla Arapça Dilbilgisi derslerimiz ve gramer ve kelime ezber testi ,örnek cümle ve kelimeler le beraber sitemize ekleniyor... 116 tane Arapça dilbilgisi konu testi ve Örnek kelimeler ve örnek cümleler ve kelime ezber testi sitemize eklendi..

☝المحمدية☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي 📖 ☝

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية-📖

Teoriye göre;İlluminati(hizbüşşeytan) yani uzaylı ve insan melezi ırklar,yarı vampir,yılan,ejderha vs melez soylardan oluşan topluluk,masonik, illuminatik firavun ve nemrud soylarının hipnoz,büyü,zihin kontrolü,algı yönetimi ile bireyler ve toplumları yönetmesi,hizbüşşeytan illumiatinin küresel illuminatik sistemi; siyaset,medya,sivil toplum,terör örgütleri,mafya,enerji,silah,ilaç,gıda tekeli alanlarda illuminati vardır!

Destek olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.

Kuranla-Arapca-25. Furkân Sûresi

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية علي الكتاب و السنة الصحيحة-📖
Üye olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.Kardeşlerimize Önemli :
اعوذ بالله من الشيطان الرجيم
 بسم الله الرحمان الرحيم
 الحمد لله رب العالمين و الصلاة و السلام علي امامنا محمد
 و آله و اهل بيته و صحبه و امته اجمعين
Euzü billahi mineşeydanirracimi ve min hizbihi..
Bismillahirrahmanirrahiym
Allahım cc Şeytandan ve onun hizbi tağutlardan
marid ve hannaslardan,cibt ve belamlardan sana sığınırız.Rahman ve rahiym olan Allahın cc adıyla.. 
Ahmedilik,kadıyanilik,bahailik,Vahhabilik,Şiilik,
illuminati,masonluk,yahudilik,nasırilik,nusayrilik,yezidilik,
sağcılık,solculuk,islamcılık,ateizm,deizm, budizm,hinduizm gibi  İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif İslama aykırı dini,felsefi ve ideolojik akımlardan imanımızı ve dinimizi koruyalım!     
İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif din islamdır!
İslam ise; peygamberler peygamberi cenabı Muhammed   dinidir!..
Nemrut,Firavun,İsis,ra ve el gibi tağutlar(illuminati) ve onların günümüzdeki soylarının ve taraftarlarının dini(inanış,felsefe,ideolojilerinin) değil!
𐰃𐰠𐰯Kur'an ve sahih sünnetin izinde Muhammediyiz𐰃𐰠𐰯
📖☝ المحمدية علي الكتاب و السنة☝📖 Arapça Dersleri☝İslami Sohbetler☝İslami İlimler☝Manevi Rehberlik☝  instagram: https://www.instagram.com/muhammediyye
  • Ders1
  • Ders2
  • Konu Testi
  • Sureler
  • Arapça Dersler
  • ☝📖المحمدية📖☝

Kuranla-Arapca-25. Furkân Sûresi-1-38.ayetler

Konu Özeti

Furkan Suresi'nin ilk 38 ayeti; Kur'an-ı Kerim'in hakikatini, Hz. Muhammed'in âlemlere uyarıcı olarak gönderilişini, Allah'ın benzersiz yaratma kudretini ve mülkünün birliğini ele alır. Müşriklerin Kur'an'a ve Hz. Peygamber'e yönelttiği tutarsız itirazlar reddedilir; kıyamet sahneleri, cehennemin azabı ve muttakiler için hazırlanan ebedi cennetler tasvir edilir. Ayrıca önceki peygamberlerin (Hz. Musa, Hz. Nuh ve diğer kavimler) ibretlik kıssalarıyla ilahi mesaj pekiştirilir.

Furkan Sûresi (1-38. Ayetler) Arapça Metin ve Türkçe Çevirisi

1. تَبَارَكَ الَّذِي نَزَّلَ الْفُرْقَانَ عَلَى عَبْدِهِ لِيَكُونَ لِلْعَالَمِينَ نَذِيرًا
1. Âlemlere uyarıcı olsun diye kuluna Furkan'ı (hak ile bâtılı ayıran Kur'an'ı) indiren Allah, yüceler yücesidir.
2. الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَلَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُن لَّهُ شَرِيكٌ فِي الْمُلْكِ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ فَقَدَّرَهُ تَقْدِيرًا
2. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur; çocuk edinmemiştir; mülkte ortağı yoktur. Her şeyi yaratmış, ona bir ölçü ve biçim vermiştir.
3. وَاتَّخَذُوا مِن دُونِهِ آلِهَةً لاَّ يَخْلُقُونَ شَيْئًا وَهُمْ يُخْلَقُونَ وَلاَ يَمْلِكُونَ لِأَنفُسِضَرًّا وَلاَ نَفْعًا وَلاَ يَمْلِكُونَ مَوْتًا وَلاَ حَيَاةً وَلاَ نُشُورًا
3. O'nu bırakıp, hiçbir şey yaratamayan, aksine kendileri yaratılan; kendi kendilerine ne bir zarar ne de bir fayda verebilen; ölmeye, yaşamaya ve yeniden dirilmeye gücü yetmeyen ilâhlar edindiler.
4. وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ هَذَا إِلاَّ إِفْكٌ افْتَرَاهُ وَأَعَانَهُ عَلَيْهِ قَوْمٌ آخَرُونَ فَقَدْ جَاؤُوا ظُلْمًا وَزُورًا
4. İnkâr edenler, "Bu (Kur'an), onun uydurmasından başka bir şey değildir; bu hususta kendisine başka bir topluluk da yardım etmiştir" dediler. Böylece kesinlikle haksızlık ve iftira etmişlerdir.
5. وَقَالُوا أَسَاطِيرُ الأَوَّلِينَ اكْتَتَبَهَا فَهِيَ تُمْلَى عَلَيْهِ بُكْرَةً وَأَصِيلاً
5. Ve "Bunlar, başkalarına yazdırıp da kendisine sabah akşam okutulan önceki nesillere ait masallardır" dediler.
6. قُلْ أَنزَلَهُ الَّذِي يَعْلَمُ السِّرَّ فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ إِنَّهُ كَانَ غَفُورًا رَّحِيمًا
6. De ki: "Onu, göklerdeki ve yerdeki sırrı bilen indirmiştir. Şüphesiz O, çok bağışlayan, çok merhamet edendir."
7. وَقَالُوا مَالِ هَذَا الرَّسُولِ يَأْكُلُ الطَّعَامَ وَيَمْشِي فِي الأَسْوَاقِ لَوْلا أُنزِلَ إِلَيْهِ مَلَكٌ فَيَكُونَ مَعَهُ نَذِيرًا
7. Şöyle dediler: "Bu peygambere ne oluyor ki yemek yiyor, çarşılarda geziniyor? Kendisiyle birlikte uyarıcı olacak bir melek indirilseydi ya!"
8. أَوْ يُلْقَى إِلَيْهِ كَنْزٌ أَوْ تَكُونُ لَهُ جَنَّةٌ يَأْكُلُ مِنْهَا وَقَالَ الظَّالِمُونَ إِن تَتَّبِعُونَ إِلاَّ رَجُلاً مَّسْحُورًا
8. "Yahut kendisine bir hazine bırakılmalı veya içinden meyve yiyeceği bir bahçesi olmalı değil miydi?" Zalimler, "Siz sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler.
9. انظُرْ كَيْفَ ضَرَبُوا لَكَ الأَمْثَالَ فَضَلُّوا فَلا يَسْتَطِيعُونَ سَبِيلاً
9. Bak, senin hakkında nasıl misaller getirdiler de sapıttılar! Artık bir daha asla doğru yolu bulamazlar.
10. تَبَارَكَ الَّذِي إِن شَاء جَعَلَ لَكَ خَيْرًا مِّن ذَلِكَ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ وَيَجْعَل لَّكَ قُصُورًا
10. Dilerse sana bunlardan daha hayırlı olan, altından ırmaklar akan cennetler veren ve sana köşkler tahsis eden Allah yüceler yücesidir.
11. بَلْ كَذَّبُوا بِالسَّاعَةِ وَأَعْتَدْنَا لِمَنْ كَذَّبَ بِالسَّاعَةِ سَعِيرًا
11. Aksine onlar kıyameti yalanladılar; biz ise kıyameti yalanlayanlar için çılgın bir alev (cehennem) hazırladık.
12. إِذَا رَأَتْهُم مِّن مَّكَانٍ بَعِيدٍ سَمِعُوا لَهَا تَغَيُّظًا وَزَفِيرًا
12. Cehennem onları uzaktan gördüğünde, onlar onun öfkeyle iniltisini ve uğultusunu işitirler.
13. وَإِذَا أُلْقُوا مِنْهَا مَكَانًا ضَيِّقًا مُّقَرَّنِينَ دَعَوْا هُنَالِكَ ثُبُورًا
13. Ellerine ve boyunlarına vurulmuş zincirlerle cehennemin dar bir yerine atıldıkları zaman, orada yok olmayı isterler.
14. لاَ تَدْعُوا الْيَوْمَ ثُبُورًا وَاحِدًا وَدْعُوا ثُبُورًا كَثِيرًا
14. (Onlara denilir ki:) "Bugün bir kez yok olmayı istemeyin, çokça yok olmayı isteyin!"
15. قُلْ أَذَلِكَ خَيْرٌ أَمْ جَنَّةُ الْخُلْدِ الَّتِي وُعِدَ الْمُتَّقُونَ كَانَتْ لَهُمْ جَزَاءً وَمَصِيرًا
15. De ki: "Bu mu daha hayırlıdır, yoksa takva sahiplerine vaad edilen ebedi cennet mi? Burası onlar için bir mükâfat ve varılacak yerdir."
16. لَهُمْ فِيهَا مَا يَشَاؤُونَ خَالِدِينَ كَانَ عَلَى رَبِّكَ وَعْدًا مَّسْئُولًا
16. Onlar için orada ebedi kalmak üzere diledikleri her şey vardır. Bu, Rabbinin üzerine (yerine getirilmesi) istenen bir vaadidir.
17. وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ فَيَقُولُ أَأَنتُمْ أَضْلَلْتُمْ عِبَادِي هَؤُلَاءِ أَمْ هُمْ ضَلُّوا السَّبِيلَ
17. O gün Allah onları ve Allah'tan başka taptıkları şeyleri toplar da şöyle der: "Benim şu kullarımı siz mi saptırdınız, yoksa kendileri mi yoldan çıktılar?"
18. قَالُوا سُبْحَانَكَ مَا كَانَ يَنبَغِي لَنَا أَن نَّتَّخِذَ مِنْ دُونِكَ مِنْ أَوْلِيَاءَ وَلَكِن مَّتَّعْتَهُمْ وَآبَاءَهُمْ حَتَّى نَسُوا الذِّكْرَ وَكَانُوا قَوْماً بُورًا
18. (Tapılanlar) derler ki: "Seni tenzih ederiz, seni bırakıp da başka dostlar edinmek bize yaraşmazdı; fakat sen onları ve atalarını o kadar nimetlendirdin ki sonunda (seni) zikretmeyi unuttular ve helâki hak eden bir topluluk oldular."
19. فَقَدْ كَذَّبُوكُم بِمَا تَقُولُونَ فَمَا تَسْتَطِيعُونَ صَرْفًا وَلاَ نَصْرًا وَمَن يَظْلِم مِّنْكُمْ نُذِيقَهُ عَذَابًا كَبِيرًا
19. (Allah buyurur ki:) "İşte (taptıklarınız) söylediklerinizde sizi yalanladılar. Artık ne azabı savmaya ne de yardım görmeye gücünüz yetebilir." Sizden kim zulmederse ona büyük bir azap tattırırız.
20. وَمَا أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِنَ الْمُرْسَلِينَ إِلاَّ إِنَّهُمْ لَيَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَيَمْشُونَ فِي الأَسْوَاقِ وَجَعَلْنَا بَعْضَكُمْ لِبَعْضٍ فِتْنَةً أَتَصْبِرُونَ وَكَانَ رَبُّكَ بَصِيرًا
20. Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de şüphesiz yemek yerler, çarşılarda gezerlerdi. Sizi birbiriniz için bir imtihan vesilesi kıldık; bakalım sabredecek misiniz? Rabbin hakkıyla görendir.
21. وَقَالَ الَّذِينَ لاَ يَرْجُونَ لِقَاءَنَا لَوْلا أُنزِلَ عَلَيْنَا الْمَلائِكَةُ أَوْ نَرَى رَبَّنَا لَقَدِ اسْتَكْبَرُوا فِي أَنْفُسِهِمْ وَعَتَوْ عُتُوًّا كَبِيرًا
21. Bize kavuşmayı ummayanlar, "Bize melekler indirilmeli veya Rabbimizi görmeli değil miydik?" dediler. Andolsun ki onlar kendilerinde büyüklük taslamışlar ve aşırı derecede azmışlardır.
22. يَوْمَ يَرَوْنَ الْمَلائِكَةَ لا بُشْرَى يَوْمَئِذٍ لِلْمُجْرِمِينَ وَيَقُولُونَ حِجْرًا مَّحْجُورًا
22. Melekleri görecekleri gün, günahkarlar için o gün hiçbir müjde yoktur ve "Yasaklanan bir engelle engellendik!" derler.
23. وَقَدِمْنَا إِلَى مَا عَمِلُوا مِنْ عَمَلٍ فَجَعَلْنَاهُ هَبَاءً مَّنثُورًا
23. Onların yaptıkları her işin önüne geçip onu saçılmış zerreler (toz duman) haline getirdik.
24. أَصْحَابُ الْجَنَّةِ يَوْمَئِذٍ خَيْرٌ مُّسْتَقَرًّا وَأَحْسَنُ مَقِيلًا
24. O gün cennet ehlinin kalacağı yer çok hayırlı, öğle uykusuna yatacakları yer (istirahatgahları) çok güzeldir.
25. وَيَوْمَ تَشَقَّقُ السَّمَاءُ بِالْغَمَامِ وَنُزِّلَ الْمَلائِكَةُ تَنزِيلاً
25. O gün gök bulutlarla parçalanacak ve melekler bölük bölük indirilecektir.
26. الْمُلْكُ يَوْمَئِذٍ الْحَقُّ لِلرَّحْمَنِ وَكَانَ يَوْمَئِذٍ عَلَى رَبِّكَ عَسِيرًا
26. O gün gerçek mülk ve hâkimiyet Rahman'ındır. Kâfirler için o gün çok zorlu bir gündür.
27. وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلَى يَدَيْهِ يَقُولُ يَا لَيْتَنِي اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَبِيلًا
27. O gün zalim kimse ellerini ısırarak şöyle der: "Keşke peygamberle birlikte bir yol tutsaydım!"
28. يَا وَيْلَتَى لَيْتَنِي لَمْ أَتَّخِذْ فُلَانًا خَلِيلًا
28. "Yazıklar olsun bana! Keşke falancayı dost edinmeseydim!"
29. لَقَدْ أَضْلَلْنِي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ إِذْ جَاءَنِي وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلإِنْسِ خَذُولًا
29. "Andolsun ki bana Kur'an geldikten sonra beni ondan o saptırdı. Zaten şeytan insanı yalnız ve yardımsız bırakmaktadır."
30. وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ إِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هَذَا الْقُرْآنَ مَهْجُورًا
30. Peygamber de şöyle der: "Ey Rabbim! Şüphesiz benim kavmim bu Kur'an'ı terk edilmiş (bir şey) took/tuttu."
31. وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا مِّنَ الْمُجْرِمِينَ وَكَفَى بِرَبِّكَ هَادِيًا وَنَصِيرًا
31. İşte böylece biz her peygamber için günahkarlardan düşmanlar var ettik. Yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeter.
32. وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْلا نُزِّلَ عَلَيْهِ الْقُرْآنُ جُمْلَةً وَاحِدَةً كَذَلِكَ لِنُثَبِّتَ بِهِ فُؤَادَكَ وَرَتَّلْنَاهُ تَرْتِيلًا
32. İnkâr edenler, "Kur'an ona toplu halde, bir defada indirilseydi ya!" dediler. Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle parça parça indirdik ve onu sindire sindire okuduk.
33. وَلاَ يَأْتُونَكَ بِمَثَلٍ إِلاَّ جِئْنَاكَ بِالْحَقِّ وَأَحْسَنَ تَفْسِيرًا
33. Onların sana getirdikleri hiçbir örnek yoktur ki (biz ona karşılık) sana gerçeği ve en güzel açıklamayı getirmiş olmayalım.
34. الَّذِينَ يُحْشَرُونَ عَلَى وُجُوهِهِمْ إِلَى جَهَنَّمَ أُوْلَئِكَ شَرٌّ مَّكَانًا وَأَضَلُّ سَبِيلًا
34. Yüzüstü cehenneme sürülüp toplanacak olanlar var ya; işte onlar yeri en kötü ve yolu en sapık olanlardır.
35. وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَجَعَلْنَا مَعَهُ أَخَاهُ هَارُونَ وَزِيرًا
35. Andolsun ki biz Musa'ya Kitab'ı verdik ve kardeşi Harun'u da ona yardımkı (vezir) kıldık.
36. فَقُلْنَا اذْهَبَا إِلَى الْقَوْمِ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا فَدَمَّرْنَاهُمْ تَمْدِيرًا
36. "Ayetlerimizi yalanlayan o topluluğa gidin" dedik; nihayet onları tam bir imha ile helâk ettik.
37. وَقَوْمَ نُوحٍ لَّمَّا كَذَّبُوا الرُّسُلَ أَغْرَقْنَاهُمْ وَجَعَلْنَاهُمْ آيَةً لِلنَّاسِ وَأَعْتَدْنَا لِلظَّالِمِينَ عَذَابًا كَبِيرًا
37. Nuh'un kavmini de peygamberleri yalanladıkları vakit suda boğduk ve onları insanlar için bir ibret kıldık. Zalimler için elem verici bir azap hazırladık.
38. وَعَادًا وَثَمُودَ وَأَصْحَابَ الرَّسِّ وَقُرُونًا بَيْنَ ذَلِكَ كَثِيرًا
38. Âd'ı, Semûd'u, Res' halkını ve bunlar arasında birçok nesilleri de (helâk ettik).

Parçadan 20 İsim (Kelime Anlamı ve Cümle Örnekleri)

Kelime (İsim) Anlamı Cümle Örneği
عَبْد Kul عَبْدُ اللَّهِ مَحْبُوبٌ عِنْدَ رَبِّهِ. (Allah'ın kulu Rabbi katında sevgilidir.)
عَالَم Âlem, dünya اَللَّهُ خَالِقُ الْعَالَمِينَ. (Allah, âlemlerin yaratıcısıdır.)
مُلْك Mülk, egemenlik الْمُلْكُ لِلَّهِ وَحْدَهُ. (Mülk yalnız Allah'ındır.)
شَرِيك Ortak لَيْسَ لِلَّهِ شَرِيكٌ فِي الْمُلْكِ. (Allah'ın mülkte ortağı yoktur.)
شَيْء Şey, nesne اللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ. (Allah her şeye kadirdir.)
سَمَاء Gök, sema السَّمَاوَاتُ مَبْنِيَّةٌ بِقُدْرَةِ اللَّهِ. (Gökler Allah'ın kudretiyle kurulmuştur.)
أَرْض Yer, yeryüzü الأَرْضُ مَهْدٌ لِلْبَشَرِ. (Yeryüzü insanlar için beşiktir.)
مَوْت Ölüm كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ. (Her nefis ölümü tadacaktır.)
حَيَاة Hayat, yaşam الْحَيَاةُ الدُّنْيَا مَتَاعُ الْغُرُورِ. (Dünya hayatı aldatıcı bir geçimliktir.)
نَذِير Uyarıcı جَاءَ الرَّسُولُ نَذِيرًا لِلنَّاسِ. (Elçi, insanlara uyarıcı olarak geldi.)
قَدَر Ölçü, takdir خَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ فَقَدَّرَهُ تَقْدِيرًا. (Her şeyi yaratıp ona bir ölçü biçmiştir.)
خَيْر Hayır, iyilik الصَّدَقَةُ خَيْرٌ لِلْمُؤْمِنِ. (Sadaka mümin için hayırdır.)
نُور Nur, ışık الْقُرْآنُ نُورٌ لِقُلُوبِنَا. (Kur'an kalplerimiz için bir nurdur.)
هُدَى Hidayet, kılavuzluk الْقُرْآنُ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ. (Kur'an muttakiler için hidayettir.)
رَحْمَة Rahmet, merhamet رَحْمَةُ اللَّهِ وَاسِعَةٌ. (Allah'ın rahmeti geniştir.)
عَذَاب Azap, ceza عَذَابُ جَهَنَّمَ كَانَ غَرَامًا. (Cehennem azabı kaçınılmazdır.)
تَوْبَة Tövbe التَّوْبَةُ تَجُبُّ مَا قَبْلَهَا. (Tövbe, önceki günahları siler.)
صَبْر Sabır إِنَّ اللَّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ. (Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.)
جَنَّة Cennet الْمُتَّقُونَ فِي جَنَّاتٍ وَنَهَرٍ. (Muttakiler cennetlerdedir.)
آيَة Ayet, delil هَذِهِ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ. (Bunlar apaçık Kitabın ayetleridir.)

Parçadan 20 Fiil (Kelime Anlamı ve Cümle Örnekleri)

Kelime (Fiil) Anlamı Cümle Örneği
نَزَّلَ İndirdi نَزَّلَ اللَّهُ الْقُرْآنَ عَلَى رَسُولِهِ. (Allah Kur'an'ı elçisine indirdi.)
خَلَقَ Yarattı خَلَقَ اللَّهُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ. (Allah gökleri ve yeri yarattı.)
اتَّخَذَ Edindi, tuttu اتَّخَذُوا آلِهَةً مِنْ دُونِ اللَّهِ. (Allah'tan başka ilâhlar edindiler.)
عَلِمَ Bildi عَلِمَ اللَّهُ مَا تُسِرُّونَ. (Allah gizlediklerinizi bilir.)
قَالَ Dedі قَالَ الرَّسُولُ لِقَوْمِهِ. (Elçi kavmine dedi.)
كَفَرَ İnkâr etti كَفَرَ الَّذِينَ ظَلَمُوا بِآيَاتِ اللَّهِ. (Zulmedenler Allah'ın ayetlerini inkâr etti.)
آمَنَ İman etti آمَنَ الْمُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ. (Müminler Allah'a ve elçisine iman etti.)
هَدَى Hidayet etti هَدَانَا اللَّهُ لِهَذَا. (Allah bizi buna iletti.)
غَفَرَ Bağışladı غَفَرَ اللَّهُ لَهُ ذُنُوبَهُ. (Allah onun günahlarını bağışladı.)
تَابَ Tövbe etti تابَ العَبْدُ إِلَى رَبِّهِ. (Kul Rabbine tövbe etti.)
سَمِعَ İşitti سَمِعَ اللَّهُ دُعَاءَ الْمَظْلُومِ. (Allah mazlumun duasını işitti.)
رَأَى Gördü رَأَى الْمُؤْمِنُ نُورَ الْحَقِّ. (Mümin hakikat nurunu gördü.)
عَبَدَ İbadet etti اعْبُدُوا اللَّهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا. (Allah'a ibadet edin, ortak koşmayın.)
جَاءَ Geldi جَاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ. (Hak geldi, bâtıl yok oldu.)
ذَكَرَ Andı, hatırladı ذَكَرَ العَبْدُ رَبَّهُ كَثِيرًا. (Kul Rabbini çokça andı.)
شَكَرَ Şükretti لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَأَزِيدَنَّكُمْ. (Eğer şükrederseniz artırırım.)
صَبَرَ Sabretti صَبَرَ الْمُؤْمِنُ عَلَى البَلَاءِ. (Mümin belaya sabretti.)
ظَلَمَ Zulmetti لَا يَظْلِمُ اللَّهُ النَّاسَ شَيْئًا. (Allah insanlara zulmetmez.)
مَاتَ Öldü مَاتَ الرَّجُلُ فِي صِغَرِهِ. (Adam küçüklüğünde öldü.)
بَعَثَ Diriltti, gönderdi يَبْعَثُ اللَّهُ مَنْ فِي القُبُورِ. (Allah kabirdekileri diriltir.)

10 Edat Örneği (Harf-i Cerler Hariç)

Kelime (Edat) Anlamı Cümle Örneği
لَمْ Mazi olumsuzluk edatı (-madı / -mez) لَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا. (Çocuk edinmemiştir.)
لَنْ Gelecek zaman olumsuzluk edatı (Asla -maz) لَنْ نُؤْمِنَ لَكَ. (Sana asla iman etmeyeceğiz.)
مَا Olumsuzluk / Nefiy edatı مَا جَاءَنَا مِنْ بَشِيرٍ. (Bize hiçbir müjdeci gelmedi.)
إِنْ Şart edatı (Eğer) إِنْ تَنْصُرُوا اللَّهَ يَنْصُرْكُمْ. (Eğer Allah'a yardım ederseniz yardım eder.)
لَوْ Şart / Temenni edatı (Keşke / -seydi) لَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً. (Keşke bizim için bir dönüş olsaydı.)
هَلْ Soru edatı (Mı / Mi) هَلْ يَسْتَوِي الأَعْمَى وَالْبَصِيرُ؟ (Kör ile gören bir olur mu?)
بَلْ İrtihal / İtiraz edatı (Aksine / Bilakis) بَلْ كَذَّبُوا بِالسَّاعَةِ. (Aksine onlar kıymeti/kıyameti yalanladılar.)
أَمْ İstifham / Veya edatı (Yoksa) أَمْ تَحْسَبُ أَنَّ أَكْثَرَهُمْ يَسْمَعُونَ. (Yoksa onların çoğunun işittiğini mi sanıyorsun?)
لَكِنْ İstidrak edatı (Ancak, lakin, fakat) لَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ. (Fakat onların çoğu bilmezler.)
قَدْ Tahkik / Tekit edatı (Kesinlikle / -di, -miş) قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمُنُونَ. (Müminler gerçekten kurtuluşa ermiştir.)

Kuranla-Arapca-25. Furkân Sûresi-39-77.ayetler

Kuranla-Arapca-25. Furkân Sûresi-39-77.ayetler

Konu Özeti ve Okuma Parçası

Furkân Sûresi’nin 39. ayetinden 77. ayetine kadar olan bu mukaddes bölüm; geçmişte kibirleri yüzünden helak edilen kavimlerin ibretlik akıbetlerini, kâfirlerin Kur'an ve Hz. Peygamber (s.a.v.) karşısındaki direncini ve inkarcı tutumlarını ele alır. Devam eden ayetlerde Yüce Allah'ın kâinattaki muazzam kudret delilleri (gölgenin uzatılması, gece ve gündüzün döngüsü, rüzgârlar, tatlı ve tuzlu denizlerin birbirine karışmaması, gökler ve yerin yaratılışı) tafsilatlı bir şekilde sergilenir. Sûrenin son kısmında ise Rahman'ın gerçek kulları olan "İbâdur-Rahmân"ın övgüye değer ahlaki vasıfları (alçakgönüllülük, gece ibadeti, infakta ölçülülük, iffet, yalandan kaçınma ve aileleri için hayır duada bulunma) zikredilerek, onların cennetle mükâfatlandırılacakları müjdelenir.

Furkân Sûresi 39-77. Ayetler (Arapça Metin ve Türkçe Çeviri)

وَكُلًّا ضَرَبْنَا لَهُ الْأَمْثَالَ وَكُلًّا تَبَّرْنَا تَتْبِيرًا
39: Hepsine misaller verdik ve her birini helak edip mahvettik.
وَلَقَدْ أَتَوْا عَلَى الْقَرْيَةِ الَّتِي أُمْطِرَتْ مَطَرَ السَّوْءِ ۚ أَفَلَمْ يَكُونُوا يَرَوْنَهَا ۚ بَلْ كَانُوا لَا يَرْجُونَ نُشُورًا
40: Andolsun ki onlar, bela yağmuruna tutulan o şehre uğramışlardır; hâlâ onu görmüyorlar mı? Hayır, onlar yeniden dirilmeyi ummuyorlardı.
وَإِذَا رَأَوْكَ إِن يَتَّخِذُونَكَ إِلَّا هُزُوًا أَهَٰذَا الَّذِي بَعَثَ اللَّهُ رَسُولًا
41: Seni gördükleri zaman: "Allah'ın elçi olarak gönderdiği bu mu?" diyerek ancak alaya alırlar.
إِن كَادَ لَيُضِلُّنَا عَنْ آلِهَتِنَا لَوْلَا أَن صَبَرْنَا عَلَيْهَا ۚ وَسَوْفَ يَعْلَمُونَ حِينَ يَرَوْنَ الْعَذَابَ مَنْ أَضَلُّ سَبِيلًا
42: "Mademki biz onlara karşı sabırlı çıkmadık, az kalsın bizi ilahlarımızdan saptıracaktı." Azabı gördükleri zaman kimin yolunun daha sapık olduğunu ileride bilecekler.
أَرَأَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ إِلَهَهُ هَوَاهُ أَفَأَنتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَكِيلًا
43: Kötü arzusunu ilah edinen kimseyi gördün mü? Artık ona sen mi vekil (koruyucu) olacaksın?
أَمْ تَحْسَبُ أَنَّ أَكْثَرَهُمْ يَسْمَعُونَ أَوْ يَعْقِلُونَ ۚ إِنْ هُمْ إِلَّا كَالْأَنْعَامِ ۖ بَلْ هُمْ أَضَلُّ سَبِيلًا
44: Yoksa sen onların çoğunun (söz) dinleyeceğini yahut düşüneceğini mi sanıyorsun? Onlar ancak davarlar gibidirler, hatta yolca daha da sapıktırlar.
أَلَمْ تَرَ إِلَىٰ رَبِّكَ كَيْفَ مَدَّ الظِّلَّ وَلَوْ شَاءَ لَجَعَلَهُ سَاكِنًا ثُمَّ جَعَلْنَا الشَّمْسَ عَلَيْهِ دَلِيلًا
45: Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi? Eğer dileseydi onu hareketsiz kılardı. Sonra biz güneşi ona delil kıldık.
ثُمَّ قَبَضْنَاهُ إِلَيْنَا قَبْضًا يَسِيرًا
46: Sonra da onu yavaş yavaş kendimize çektik.
وَهُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ اللَّيْلَ لِبَاسًا وَالنَّوْمَ سُبَاتًا وَجَعَلَ النَّهَارَ نُشُورًا
47: O, sizin için geceyi bir örtü, uykuyu bir dinlenme kılan ve gündüzü de diriliş zamanı yapandır.
وَهُوَ الَّذِي أَرْسَلَ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِهِ ۚ وَأَنزَلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً طَهُورًا
48: Rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderen O'dur. Gökten de tertemiz bir su indirdik.
لِنُحْيِيَ بِهِ بَلْدَةً مَّيْتًا وَنُسْقِيَهُ مِمَّا خَلَقْنَا أَنْعَامًا وَأَناسِيَّ كَثِيرًا
49: Onunla ölü bir beldeyi canlandıralım ve yarattığımız nice hayvanlara ve insanlara su verelim diye.
وَلَقَدْ صَرَّفْنَاهُ بَيْنَهُمْ لِيَذَّكَّرُوا فَأَبَىٰ أَكْثَرُ النَّاسِ إِلَّا كُفُورًا
50: Andolsun ki bunu aralarında, düşünüp ibret alsınlar diye türlü şekillerde açıkladık; yine de insanların çoğu inkârda direttiler.
وَلَوْ شِئْنَا لَبَعَثْنَا فِي كُلِّ قَرْيَةٍ نَّذِيرًا
51: Eğer dileseydik, her kasabaya bir uyarıcı gönderirdik.
فَلَا تُطِعِ الْكَافِرِينَ وَجَاهِدْهُم بِهِ جِهَادًا كَبِيرًا
52: Öyleyse kâfirlere itaat etme ve Kur'an ile onlara karşı büyük bir cihat ver.
وَهُوَ الَّذِي مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ هَٰذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ وَهَٰذَا مِلْحٌ أُجَاجٌ وَجَعَلَ بَيْنَهُمَا بَرْزَخًا وَحِجْرًا مَّحْجُورًا
53: İki denizi birbirine salan O'dur; bu tatlı ve susuzluğu giderici, şöteki tuzlu ve acıdır. İkisi arasına da görünmez bir engel ve aşılmaz bir sınır koymuştur.
وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ مِنَ الْمَاءِ بَشَرًا فَجَعَلَهُ نَسَبًا وَصِهْرًا ۗ وَكَانَ رَبُّكَ قَدِيرًا
54: Sudan bir insan yaratıp onu soy sop ve sıhriyet sahibi kılan O'dur. Rabbinin gücü her şeye yeter.
وَيَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَنفَعُهُمْ وَلَا يَضُرُّهُمْ ۗ وَكَانَ الْكَافِرُ عَلَىٰ رَبِّهِ ظَهِيرًا
55: Onlar Allah'ı bırakıp kendilerine ne fayda ne de zarar verebilecek şeylere taparlar. Kâfir, Rabbine karşı (şeytana) arka çıkmaktadır.
وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا مُبَشِّرًا وَنَذِيرًا
56: Biz seni ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.
قُلْ مَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِلَّا مَنْ شَاءَ أَن يَتَّخِذَ إِلَىٰ رَبِّهِ سَبِيلًا
57: De ki: "Buna karşılık sizden, Rabbine doğru bir yol tutmak dileyenler dışındakilerden herhangi bir ücret istemiyorum."
وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَيِّ الَّذِي لَا يَمُوتُ وَسَبِّحْ بِحَمْدِهِ ۚ وَكَفَىٰ بِهِ بِذُنُوبِ عِبَادِهِ خَبِيرًا
58: Asla ölmeyen, daima diri olan (Allah)a tevekkül et ve O'nu hamd ile tespih et. Kullarının günahlarından hakkıyla haberdar olarak O yeter.
الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَىٰ عَلَى الْعَرْشِ ۚ الرَّحْمَٰنُ فَاسْأَلْ بِهِ خَبِيرًا
59: Gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratan, sonra Arş'a istiva eden Rahmandır. Bunu bilene (haberdar olana) sor.
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ اسْجُدُوا لِلرَّحْمَٰنِ قَالُوا وَمَا الرَّحْمَٰنُ أَنَسْجُدُ لِمَا تَأْمُرُنَا وَزَادَهُمْ نُفُورًا
60: Onlara: "Rahmân'a secde edin" denildiği zaman: "Rahmân da nedir? Senin bize emrettiğine secde eder miyiz hiç?" derler ve bu onların nefretini artırır.
تَبَارَكَ الَّذِي جَعَلَ فِي السَّمَاءِ بُرُوجًا وَجَعَلَ فِيهَا سِرَاجًا وَقَمَرًا مُّنِيرًا
61: Gökte burçlar var eden, içlerinde bir kandil (güneş) ve nurlu bir ay yaratan ne yücedir.
وَهُوَ الَّذِي جَعَلَ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ خِلْفَةً لِّمَنْ أَرَادَ أَن يَذَّكَّرَ أَوْ أَرَادَ شُكُورًا
62: İbret almak veya şükretmek dileyen kimseler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren O'dur.
وَعِبَادُ الرَّحْمَٰنِ الَّذِينَ يَمْشُونَ عَلَى الْأَرْضِ هَوْنًا وَإِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلَامًا
63: Rahmân'ın kulları onlardır ki, yeryüzünde alçakgönüllülükle yürürler ve cahiller kendilerine laf attıkları zaman "selam" derler (incitmeden geçerler).
وَيَبِيتُونَ لِرَبِّهِمْ سُجَّدًا وَقِيَامًا
64: Onlar gecelerini Rablerine secde ederek ve kıyamda durarak geçirirler.
وَالَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَ ۖ إِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَامًا
65: Ve şöyle derler: "Rabbimiz! Cehennem azabını bizden uzak tut, çünkü onun azabı devamlı ve pek acıdır."
إِنَّهَا سَاءَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا
66: Şüphesiz orası ne kötü bir durak ve ne kötü bir konaktır.
وَالَّذِينَ إِذَا أَنفَقُوا لَمْ يُسْرِفُوا وَلَمْ يَقْتُرُوا وَكَانَ بَيْنَ ذَٰلِكَ قَوَامًا
67: Onlar infak ettiklerinde ne israf ederler ne de cimrilik ederler; ikisi arasında orta bir yol tutarlar.
وَالَّذِينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَٰهًا آخَرَ وَلَا يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلَّا بِالْحَقِّ وَلَا يَزْنُونَ ۚ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ يَلْقَ أَثَامًا
68: Onlar Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarmazlar; Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymazlar ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa günahıyla karşılaşır.
يُضَاعَفْ لَهُ الْعَذَابُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَيَخْلُدْ فِيهِ مُهَانًا
69: Kıyamet gününde azabı kat kat artırılır ve orada alçalmış olarak ebedi kalır.
إِلَّا مَنْ تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ عَمَلًا صَالِحًا فَأُولَئِكَ يُبَدِّلُ اللَّهُ سَيِّئَاتِهِمْ حَسَنَاتٍ ۗ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
70: Ancak tövbe eden, iman eden ve salih amel işleyenler başkadır; Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
وَمَنْ تَابَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَإِنَّهُ يَتُوبُ إِلَى اللَّهِ مَتَابًا
71: Kim tövbe eder ve salih amel işlerse, şüphesiz o, tövbesi kabul edilmiş olarak Allah'a döner.
وَالَّذِينَ لَا يَشْهَدُونَ الزُّورَ وَإِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا كِرَامًا
72: Onlar yalan şahitlik etmeyen, boş sözlerle karşılaştıklarında onlardan asilce yüz çevirip geçenlerdir.
وَالَّذِينَ إِذَا ذُكِّرُوا بِآيَاتِ رَبِّهِمْ لَمْ يَخِرُّوا عَلَيْهَا صُمًّا وَعُمْيَانًا
73: Onlar ki, kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığında üzerlerine sağırlar ve körler gibi kapanmazlar.
وَالَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ أَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ أَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّقِينَ إِمَامًا
74: Ve şöyle derler: "Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takva sahiplerine önder kıl!"
أُولَئِكَ يُجْزَوْنَ الْغُرْفَةَ بِمَا صَبَرُوا وَيُلَقَّوْنَ فِيهَا تَحِيَّةً وَسَلَامًا
75: İşte onlar, sabretmelerinden dolayı cennetin en yüksek makamıyla mükâfatlandırılacaklar, orada hürmet ve selamla karşılanacaklardır.
خَالِدِينَ فِيهَا ۚ حَسُنَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا
76: Orada ebedi kalacaklardır; orası ne güzel bir durak ve ne güzel bir konaktır.
قُلْ مَا يَعْبُؤُ بِكُمْ رَبِّي لَوْلَا دُعَاؤُكُمْ ۖ فَقَدْ كَذَّبْتُمْ فَسَوْفَ يَكُونُ لِزَامًا
77: De ki: "Duanız olmasa Rabbim size değer vermez mi? Ey inkârcılar! Siz kesinlikle yalanladınız, yakında bunun azabı da yakanızı bırakmayacak!"

Kelime Örnekleri (Parçadan Seçilen Kelimeler)

1. Arapça İsimler (20 Örnek)

Kelime Anlamı Örnek Cümle
قَرْيَةٌ Köy, Şehir خَرِبَتِ الْقَرْيَةُ بِسَبَبِ الظُّلْمِ. (Zulüm sebebiyle köy harap oldu.)
رَسُولٌ Elçi, Peygamber جَاءَ الرَّسُولُ بِالْحَقِّ مِنَ اللَّهِ. (Elçi Allah'tan hak ile geldi.)
سَبِيلٌ Yol هَدَانَا اللَّهُ إِلَى السَّبِيلِ الْمُسْتَقِيمِ. (Allah bizi dosdoğru yola iletti.)
ظِلٌّ Gölge نَسْتَظِلُّ تَحْتَ الشَّجَرَةِ مِنَ الشَّمْسِ. (Güneşten korunmak için ağacın altında gölgeleniyoruz.)
لَيْلٌ Gece خَلَقَ اللَّهُ اللَّيْلَ لِلسُّكُونِ وَالرَّاحَةِ. (Allah geceyi sükûnet ve dinlenme için yarattı.)
نَهَارٌ Gündüz نَسْعَى فِي النَّهَارِ لِتَحْصِيلِ الرِّزْقِ. (Rızık elde etmek için gündüz çalışırız.)
مَاءٌ Su الْمَاءُ أَسَاسُ الْحَيَاةِ لِكُلِّ كَائِنٍ. (Su, her varlık için hayatın temelidir.)
بَحْرٌ Deniz الْبَحْرُ وَاسِعٌ وَمَمْلُوءٌ بِالْعَجَائِبِ. (Deniz geniştir ve harikalarla doludur.)
عَرْشٌ Arş, Yüce Makam اسْتَوَى اللَّهُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتِوَاءً يَلِيقُ بِجَلَالِهِ. (Allah, celaline yaraşır şekilde arşlığa istiva etti.)
سَمَاءٌ Gökyüzü, Sema السَّمَاءُ مَرْفُوعَةٌ بِلَا عَمَدٍ تَرَوْنَهَا. (Gökyüzü gördüğünüz gibi direksiz yükseltilmiştir.)
أَرْضٌ Yeryüzü, Yer جَعَلَ اللَّهُ الْأَرْضَ مِهَادًا لِلنَّاسِ. (Allah yeryüzünü insanlara beşik kılmıştır.)
شَمْسٌ Güneş تَطْلُعُ الشَّمْسُ كُلَّ صَبَاحٍ بِإِذْنِ اللَّهِ. (Güneş her sabah Allah'ın izniyle doğar.)
قَمَرٌ Ay يُنِيرُ الْقَمَرُ ظُلْمَةَ اللَّيْلِ الدَّاجِي. (Ay, karanlık gecenin zulmetini aydınlatır.)
عِبَادٌ Kullar عِبَادُ الرَّحْمَنِ يَمْشُونَ عَلَى الْأَرْضِ هَوْنًا. (Rahman'ın kulları yeryüzünde alçakgönüllülükle yürürler.)
عَذَابٌ Azap, İşkence نَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْ عَذَابِ جَهَنَّمَ. (Cehennem azabından Allah'a sığınırız.)
جَنَّةٌ Cennet الْمُتَّقُونَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ خَالِدِينَ فِيهَا. (Takva sahipleri orada ebedi kalacakları cennete girerler.)
أَجْرٌ Mükâfat, Ücret يُؤْتِي اللَّهُ الصَّابِرِينَ أَجْرَهُمْ بِغَيْرِ حِسَابٍ. (Allah sabredenlere mükâfatlarını hesapsız verir.)
ذَنْبٌ Günah التَّائِبُ مِنَ الذَّنْبِ كَمَنْ لَا ذَنْبَ لَهُ. (Günahtan tövbe eden hiç günahı yok gibidir.)
حَسَنَةٌ İyilik, Güzellik إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ. (Şüphesiz iyilikler kötülükleri giderir.)
قَلْبٌ Kalp, Gönül بِذِكْرِ اللَّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ. (Kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.)

2. Arapça Fiiller (20 Örnek)

Kelime Anlamı Örnek Cümle
ضَرَبَ Vurdu, Örnek Verdi ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا لِلَّذِينَ كَفَرُوا. (Allah inkâr edenler için bir misal verdi.)
أَتَى Geldi أَتَى أَمْرُ اللَّهِ فَلَا تَسْتَعْجِلُوهُ. (Allah'ın emri geldi, artık onu acele istemeyin.)
صَبَرَ Sabretti صَبَرَ الْمُؤْمِنُ عَلَى الْبَلَاءِ وَاشْتِكَائِهِ. (Mümin belaya karşı sabretti.)
حَسِبَ Sandı, Düşündü أَحَسِبَ النَّاسُ أَنْ يُتْرَكُوا؟ (İnsanlar bırakılacaklarını mı sandılar?)
سَمِعَ İşitti, Duydu سَمِعَ اللَّهُ دُعَاءَ الْمَظْلُومِ. (Allah mazlumun duasını işitti.)
عَقَلَ Akletti, Düşündü أُولُو الْأَلْبَابِ يَعْقِلُونَ آيَاتِ اللَّهِ. (Akıl sahipleri Allah'ın ayetlerini düşünürler.)
مَدَّ Uzatdı, Yaydı مَدَّ الرَّبُّ الظِّلَّ بِلُطْفِهِ. (Rab lütfuyla gölgeyi uzattı.)
أَرْسَلَ Gönderdi أَرْسَلَ اللَّهُ الرُّسُلَ بِالْبَيِّنَاتِ. (Allah peygamberleri mucizelerle gönderdi.)
أَنْزَلَ İndirdi أَنْزَلَ اللَّهُ الْمَاءَ مِنَ السَّمَاءِ طَهُورًا. (Allah gökten tertemiz bir su indirdi.)
خَلَقَ Yarattı خَلَقَ اللَّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ. (Allah gökleri ve yeri hak ile yarattı.)
تَابَ Tövbe Etti تَابَ الْعَبْدُ إِلَى رَبِّهِ نَادِمًا. (Kul pişman olarak Rabbine tövbe etti.)
آمَنَ İman Etti آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْهِ. (Peygamber kendisine indirilene iman etti.)
عَمِلَ Çalıştı, Yaptı عَمِلَ الصَّالِحَاتِ يَنَالَ رِضْوَانَ اللَّهِ. (Salih ameller işleyen Allah'ın rızasını kazanır.)
أَنْفَقَ Harcadı, İnfak Etti أَنْفَقَ الْمُؤْمِنُ مَالَهُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ. (Mümin malını Allah yolunda harcadı.)
قَتَلَ Öldürdü وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلَّا بِالْحَقِّ. (Allah'ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmeyin.)
زَنَى Zina Etti حَرَّمَ الْإِسْلَامُ الزِّنَى وَحَذَّرَ مِنْهُ. (İslam zina etmeyi haram kılmış ve sakındırmıştır.)
شَهِدَ Şahitlik Etti لَا يَشْهَدُونَ الزُّورَ أَبَدًا. (Onlar asla yalan şahitlik etmezler.)
خَرَّ Yere Kapandı خَرَّ السَّاجِدُونَ لِرَبِّهِمْ خَاشِعِينَ. (Secde edenler Rablerine huşu ile kapandılar.)
شَكَرَ Şükretti لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَأَزِيدَنَّكُمْ. (Eğer şükrederseniz elbette (nimetimi) artırırım.)
تَوَكَّلَ Tevekkül Etti وَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ وَكَفَى بِاللَّهِ وَكِيلًا. (Allah'a tevekkül et, vekil olarak Allah yeter.)

3. Arapça Edatlar (Harfi Cerler Hariç - 10 Örnek)

Kelime Anlamı Örnek Cümle
مَا Olumsuzluk Edatı / Ne مَا جَاءَ زَيْدٌ الْيَوْمَ. (Zeyd bugün gelmedi.)
لَا Olumsuzluk Edatı لَا تَعْبُدُوا إِلَّا اللَّهَ. (Yalnızca Allah'a ibadet edin.)
إِنْ Şart Edatı (Eğer) إِنْ تُقْرِضُوا اللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا يُضَاعِفْهُ لَكُمْ. (Eğer Allah'a güzel bir borç verirseniz onu kat kat artırır.)
إِذَا Zarf / Şart Edatı (Ne zaman ki) إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ. (Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman...)
مَنْ İsmi Mevsul / Şart İsmi (Kim) مَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِنَفْسِهِ. (Kim salih bir amelde bulunursa keni lehinedir.)
سَـ Gelecek Zaman Edatı (Yakında) سَيَعْلَمُونَ حِينَ يَرَوْنَ الْعَذَابَ. (Azabı gördükleri zaman yakında bilecekler.)
سَوْفَ Gelecek Zaman Edatı وَسَوْفَ يَعْلَمُونَ مَنْ أَضَلُّ سَبِيلًا. (Kimin yolunun daha sapık olduğunu ileride bilecekler.)
أَمْ Bağlaç (Yoksa) أَمْ تَحْسَبُ أَنَّ أَكْثَرَهُمْ يَسْمَعُونَ؟ (Yoksa sen onların çoğunun işittiğini mi sanıyorsun?)
أَوْ Bağlaç (Veya) أَوْ يَعْقِلُونَ إِنْ هُمْ إِلَّا كَالْأَنْعَامِ. (Yahut aklettiklerini mi? Onlar ancak davarlar gibidirler.)
بَلْ İstidrak / Aksine بَلْ كَانُوا لَا يَرْجُونَ نُشُورًا. (Aksine onlar yeniden dirilmeyi ummuyorlardı.)

Kuranla-Arapca-25. Furkân Sûresi-1-88.ayetler

Kuranla-Arapca-25. Furkân Sûresi-1-88.ayetler

Furkân Sûresi, Mekke döneminde nazil olmuştur ve 77 ayettir (başlığın belirttiği 1-88 genel bir kapsamı ifade edebilmektedir ya da sûrenin tamamını ve muhtevasını yansıtmaktadır). Sûre, Kur'an'ın hakikatini, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) peygamberliğine karşı çıkanların itirazlarını, kâinattaki Allah'ın birliğine ve kudretine delalet eden delilleri (gölge, gece-gündüz döngüsü, rüzgârlar, tatlı ve tuzlu denizler) ve nihayetinde Rahman'ın gerçek kulları olan "İbâdur-Rahmân"ın ahlaki özelliklerini, cehennem azabından korunma dualarını ve salih amellerin mükâfatlarını derinlemesine işler.

Furkân Sûresi 1-88. Ayetler Paragraf Anlama, Dilbilgisi ve Kelime Testi

Furkân Sûresi Arapça Kelime ve Gramer Testi

S.Muhammed Kayaalp (el-Haşimi) Ks

الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي

Arapça Dersleri-İslami Sohbetler-Tevhid-Tefsir-Hadis-Fıkıh-Fetvalar-İrşadlar

Kuranla-Arapca-25. Furkân Sûresi Rating: 4.5 Diposkan Oleh: ☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي☝المحمدية☝

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.