- Ders1
- Ders2
- Konu Testi
- Sureler
- Arapça Dersler
- ☝📖المحمدية📖☝
Kuranla-Arapca-25. Furkân Sûresi-1-38.ayetler
Konu Özeti
Furkan Suresi'nin ilk 38 ayeti; Kur'an-ı Kerim'in hakikatini, Hz. Muhammed'in âlemlere uyarıcı olarak gönderilişini, Allah'ın benzersiz yaratma kudretini ve mülkünün birliğini ele alır. Müşriklerin Kur'an'a ve Hz. Peygamber'e yönelttiği tutarsız itirazlar reddedilir; kıyamet sahneleri, cehennemin azabı ve muttakiler için hazırlanan ebedi cennetler tasvir edilir. Ayrıca önceki peygamberlerin (Hz. Musa, Hz. Nuh ve diğer kavimler) ibretlik kıssalarıyla ilahi mesaj pekiştirilir.
Furkan Sûresi (1-38. Ayetler) Arapça Metin ve Türkçe Çevirisi
Parçadan 20 İsim (Kelime Anlamı ve Cümle Örnekleri)
| Kelime (İsim) | Anlamı | Cümle Örneği |
|---|---|---|
| عَبْد | Kul | عَبْدُ اللَّهِ مَحْبُوبٌ عِنْدَ رَبِّهِ. (Allah'ın kulu Rabbi katında sevgilidir.) |
| عَالَم | Âlem, dünya | اَللَّهُ خَالِقُ الْعَالَمِينَ. (Allah, âlemlerin yaratıcısıdır.) |
| مُلْك | Mülk, egemenlik | الْمُلْكُ لِلَّهِ وَحْدَهُ. (Mülk yalnız Allah'ındır.) |
| شَرِيك | Ortak | لَيْسَ لِلَّهِ شَرِيكٌ فِي الْمُلْكِ. (Allah'ın mülkte ortağı yoktur.) |
| شَيْء | Şey, nesne | اللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ. (Allah her şeye kadirdir.) |
| سَمَاء | Gök, sema | السَّمَاوَاتُ مَبْنِيَّةٌ بِقُدْرَةِ اللَّهِ. (Gökler Allah'ın kudretiyle kurulmuştur.) |
| أَرْض | Yer, yeryüzü | الأَرْضُ مَهْدٌ لِلْبَشَرِ. (Yeryüzü insanlar için beşiktir.) |
| مَوْت | Ölüm | كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ. (Her nefis ölümü tadacaktır.) |
| حَيَاة | Hayat, yaşam | الْحَيَاةُ الدُّنْيَا مَتَاعُ الْغُرُورِ. (Dünya hayatı aldatıcı bir geçimliktir.) |
| نَذِير | Uyarıcı | جَاءَ الرَّسُولُ نَذِيرًا لِلنَّاسِ. (Elçi, insanlara uyarıcı olarak geldi.) |
| قَدَر | Ölçü, takdir | خَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ فَقَدَّرَهُ تَقْدِيرًا. (Her şeyi yaratıp ona bir ölçü biçmiştir.) |
| خَيْر | Hayır, iyilik | الصَّدَقَةُ خَيْرٌ لِلْمُؤْمِنِ. (Sadaka mümin için hayırdır.) |
| نُور | Nur, ışık | الْقُرْآنُ نُورٌ لِقُلُوبِنَا. (Kur'an kalplerimiz için bir nurdur.) |
| هُدَى | Hidayet, kılavuzluk | الْقُرْآنُ هُدًى لِلْمُتَّقِينَ. (Kur'an muttakiler için hidayettir.) |
| رَحْمَة | Rahmet, merhamet | رَحْمَةُ اللَّهِ وَاسِعَةٌ. (Allah'ın rahmeti geniştir.) |
| عَذَاب | Azap, ceza | عَذَابُ جَهَنَّمَ كَانَ غَرَامًا. (Cehennem azabı kaçınılmazdır.) |
| تَوْبَة | Tövbe | التَّوْبَةُ تَجُبُّ مَا قَبْلَهَا. (Tövbe, önceki günahları siler.) |
| صَبْر | Sabır | إِنَّ اللَّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ. (Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.) |
| جَنَّة | Cennet | الْمُتَّقُونَ فِي جَنَّاتٍ وَنَهَرٍ. (Muttakiler cennetlerdedir.) |
| آيَة | Ayet, delil | هَذِهِ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ. (Bunlar apaçık Kitabın ayetleridir.) |
Parçadan 20 Fiil (Kelime Anlamı ve Cümle Örnekleri)
| Kelime (Fiil) | Anlamı | Cümle Örneği |
|---|---|---|
| نَزَّلَ | İndirdi | نَزَّلَ اللَّهُ الْقُرْآنَ عَلَى رَسُولِهِ. (Allah Kur'an'ı elçisine indirdi.) |
| خَلَقَ | Yarattı | خَلَقَ اللَّهُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ. (Allah gökleri ve yeri yarattı.) |
| اتَّخَذَ | Edindi, tuttu | اتَّخَذُوا آلِهَةً مِنْ دُونِ اللَّهِ. (Allah'tan başka ilâhlar edindiler.) |
| عَلِمَ | Bildi | عَلِمَ اللَّهُ مَا تُسِرُّونَ. (Allah gizlediklerinizi bilir.) |
| قَالَ | Dedі | قَالَ الرَّسُولُ لِقَوْمِهِ. (Elçi kavmine dedi.) |
| كَفَرَ | İnkâr etti | كَفَرَ الَّذِينَ ظَلَمُوا بِآيَاتِ اللَّهِ. (Zulmedenler Allah'ın ayetlerini inkâr etti.) |
| آمَنَ | İman etti | آمَنَ الْمُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ. (Müminler Allah'a ve elçisine iman etti.) |
| هَدَى | Hidayet etti | هَدَانَا اللَّهُ لِهَذَا. (Allah bizi buna iletti.) |
| غَفَرَ | Bağışladı | غَفَرَ اللَّهُ لَهُ ذُنُوبَهُ. (Allah onun günahlarını bağışladı.) |
| تَابَ | Tövbe etti | تابَ العَبْدُ إِلَى رَبِّهِ. (Kul Rabbine tövbe etti.) |
| سَمِعَ | İşitti | سَمِعَ اللَّهُ دُعَاءَ الْمَظْلُومِ. (Allah mazlumun duasını işitti.) |
| رَأَى | Gördü | رَأَى الْمُؤْمِنُ نُورَ الْحَقِّ. (Mümin hakikat nurunu gördü.) |
| عَبَدَ | İbadet etti | اعْبُدُوا اللَّهَ وَلَا تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا. (Allah'a ibadet edin, ortak koşmayın.) |
| جَاءَ | Geldi | جَاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ. (Hak geldi, bâtıl yok oldu.) |
| ذَكَرَ | Andı, hatırladı | ذَكَرَ العَبْدُ رَبَّهُ كَثِيرًا. (Kul Rabbini çokça andı.) |
| شَكَرَ | Şükretti | لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَأَزِيدَنَّكُمْ. (Eğer şükrederseniz artırırım.) |
| صَبَرَ | Sabretti | صَبَرَ الْمُؤْمِنُ عَلَى البَلَاءِ. (Mümin belaya sabretti.) |
| ظَلَمَ | Zulmetti | لَا يَظْلِمُ اللَّهُ النَّاسَ شَيْئًا. (Allah insanlara zulmetmez.) |
| مَاتَ | Öldü | مَاتَ الرَّجُلُ فِي صِغَرِهِ. (Adam küçüklüğünde öldü.) |
| بَعَثَ | Diriltti, gönderdi | يَبْعَثُ اللَّهُ مَنْ فِي القُبُورِ. (Allah kabirdekileri diriltir.) |
10 Edat Örneği (Harf-i Cerler Hariç)
| Kelime (Edat) | Anlamı | Cümle Örneği |
|---|---|---|
| لَمْ | Mazi olumsuzluk edatı (-madı / -mez) | لَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا. (Çocuk edinmemiştir.) |
| لَنْ | Gelecek zaman olumsuzluk edatı (Asla -maz) | لَنْ نُؤْمِنَ لَكَ. (Sana asla iman etmeyeceğiz.) |
| مَا | Olumsuzluk / Nefiy edatı | مَا جَاءَنَا مِنْ بَشِيرٍ. (Bize hiçbir müjdeci gelmedi.) |
| إِنْ | Şart edatı (Eğer) | إِنْ تَنْصُرُوا اللَّهَ يَنْصُرْكُمْ. (Eğer Allah'a yardım ederseniz yardım eder.) |
| لَوْ | Şart / Temenni edatı (Keşke / -seydi) | لَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً. (Keşke bizim için bir dönüş olsaydı.) |
| هَلْ | Soru edatı (Mı / Mi) | هَلْ يَسْتَوِي الأَعْمَى وَالْبَصِيرُ؟ (Kör ile gören bir olur mu?) |
| بَلْ | İrtihal / İtiraz edatı (Aksine / Bilakis) | بَلْ كَذَّبُوا بِالسَّاعَةِ. (Aksine onlar kıymeti/kıyameti yalanladılar.) |
| أَمْ | İstifham / Veya edatı (Yoksa) | أَمْ تَحْسَبُ أَنَّ أَكْثَرَهُمْ يَسْمَعُونَ. (Yoksa onların çoğunun işittiğini mi sanıyorsun?) |
| لَكِنْ | İstidrak edatı (Ancak, lakin, fakat) | لَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ. (Fakat onların çoğu bilmezler.) |
| قَدْ | Tahkik / Tekit edatı (Kesinlikle / -di, -miş) | قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمُنُونَ. (Müminler gerçekten kurtuluşa ermiştir.) |
Kuranla-Arapca-25. Furkân Sûresi-39-77.ayetler
Konu Özeti ve Okuma Parçası
Furkân Sûresi 39-77. Ayetler (Arapça Metin ve Türkçe Çeviri)
Kelime Örnekleri (Parçadan Seçilen Kelimeler)
1. Arapça İsimler (20 Örnek)
| Kelime | Anlamı | Örnek Cümle |
|---|---|---|
| قَرْيَةٌ | Köy, Şehir | خَرِبَتِ الْقَرْيَةُ بِسَبَبِ الظُّلْمِ. (Zulüm sebebiyle köy harap oldu.) |
| رَسُولٌ | Elçi, Peygamber | جَاءَ الرَّسُولُ بِالْحَقِّ مِنَ اللَّهِ. (Elçi Allah'tan hak ile geldi.) |
| سَبِيلٌ | Yol | هَدَانَا اللَّهُ إِلَى السَّبِيلِ الْمُسْتَقِيمِ. (Allah bizi dosdoğru yola iletti.) |
| ظِلٌّ | Gölge | نَسْتَظِلُّ تَحْتَ الشَّجَرَةِ مِنَ الشَّمْسِ. (Güneşten korunmak için ağacın altında gölgeleniyoruz.) |
| لَيْلٌ | Gece | خَلَقَ اللَّهُ اللَّيْلَ لِلسُّكُونِ وَالرَّاحَةِ. (Allah geceyi sükûnet ve dinlenme için yarattı.) |
| نَهَارٌ | Gündüz | نَسْعَى فِي النَّهَارِ لِتَحْصِيلِ الرِّزْقِ. (Rızık elde etmek için gündüz çalışırız.) |
| مَاءٌ | Su | الْمَاءُ أَسَاسُ الْحَيَاةِ لِكُلِّ كَائِنٍ. (Su, her varlık için hayatın temelidir.) |
| بَحْرٌ | Deniz | الْبَحْرُ وَاسِعٌ وَمَمْلُوءٌ بِالْعَجَائِبِ. (Deniz geniştir ve harikalarla doludur.) |
| عَرْشٌ | Arş, Yüce Makam | اسْتَوَى اللَّهُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتِوَاءً يَلِيقُ بِجَلَالِهِ. (Allah, celaline yaraşır şekilde arşlığa istiva etti.) |
| سَمَاءٌ | Gökyüzü, Sema | السَّمَاءُ مَرْفُوعَةٌ بِلَا عَمَدٍ تَرَوْنَهَا. (Gökyüzü gördüğünüz gibi direksiz yükseltilmiştir.) |
| أَرْضٌ | Yeryüzü, Yer | جَعَلَ اللَّهُ الْأَرْضَ مِهَادًا لِلنَّاسِ. (Allah yeryüzünü insanlara beşik kılmıştır.) |
| شَمْسٌ | Güneş | تَطْلُعُ الشَّمْسُ كُلَّ صَبَاحٍ بِإِذْنِ اللَّهِ. (Güneş her sabah Allah'ın izniyle doğar.) |
| قَمَرٌ | Ay | يُنِيرُ الْقَمَرُ ظُلْمَةَ اللَّيْلِ الدَّاجِي. (Ay, karanlık gecenin zulmetini aydınlatır.) |
| عِبَادٌ | Kullar | عِبَادُ الرَّحْمَنِ يَمْشُونَ عَلَى الْأَرْضِ هَوْنًا. (Rahman'ın kulları yeryüzünde alçakgönüllülükle yürürler.) |
| عَذَابٌ | Azap, İşkence | نَعُوذُ بِاللَّهِ مِنْ عَذَابِ جَهَنَّمَ. (Cehennem azabından Allah'a sığınırız.) |
| جَنَّةٌ | Cennet | الْمُتَّقُونَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ خَالِدِينَ فِيهَا. (Takva sahipleri orada ebedi kalacakları cennete girerler.) |
| أَجْرٌ | Mükâfat, Ücret | يُؤْتِي اللَّهُ الصَّابِرِينَ أَجْرَهُمْ بِغَيْرِ حِسَابٍ. (Allah sabredenlere mükâfatlarını hesapsız verir.) |
| ذَنْبٌ | Günah | التَّائِبُ مِنَ الذَّنْبِ كَمَنْ لَا ذَنْبَ لَهُ. (Günahtan tövbe eden hiç günahı yok gibidir.) |
| حَسَنَةٌ | İyilik, Güzellik | إِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّئَاتِ. (Şüphesiz iyilikler kötülükleri giderir.) |
| قَلْبٌ | Kalp, Gönül | بِذِكْرِ اللَّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ. (Kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.) |
2. Arapça Fiiller (20 Örnek)
| Kelime | Anlamı | Örnek Cümle |
|---|---|---|
| ضَرَبَ | Vurdu, Örnek Verdi | ضَرَبَ اللَّهُ مَثَلًا لِلَّذِينَ كَفَرُوا. (Allah inkâr edenler için bir misal verdi.) |
| أَتَى | Geldi | أَتَى أَمْرُ اللَّهِ فَلَا تَسْتَعْجِلُوهُ. (Allah'ın emri geldi, artık onu acele istemeyin.) |
| صَبَرَ | Sabretti | صَبَرَ الْمُؤْمِنُ عَلَى الْبَلَاءِ وَاشْتِكَائِهِ. (Mümin belaya karşı sabretti.) |
| حَسِبَ | Sandı, Düşündü | أَحَسِبَ النَّاسُ أَنْ يُتْرَكُوا؟ (İnsanlar bırakılacaklarını mı sandılar?) |
| سَمِعَ | İşitti, Duydu | سَمِعَ اللَّهُ دُعَاءَ الْمَظْلُومِ. (Allah mazlumun duasını işitti.) |
| عَقَلَ | Akletti, Düşündü | أُولُو الْأَلْبَابِ يَعْقِلُونَ آيَاتِ اللَّهِ. (Akıl sahipleri Allah'ın ayetlerini düşünürler.) |
| مَدَّ | Uzatdı, Yaydı | مَدَّ الرَّبُّ الظِّلَّ بِلُطْفِهِ. (Rab lütfuyla gölgeyi uzattı.) |
| أَرْسَلَ | Gönderdi | أَرْسَلَ اللَّهُ الرُّسُلَ بِالْبَيِّنَاتِ. (Allah peygamberleri mucizelerle gönderdi.) |
| أَنْزَلَ | İndirdi | أَنْزَلَ اللَّهُ الْمَاءَ مِنَ السَّمَاءِ طَهُورًا. (Allah gökten tertemiz bir su indirdi.) |
| خَلَقَ | Yarattı | خَلَقَ اللَّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ. (Allah gökleri ve yeri hak ile yarattı.) |
| تَابَ | Tövbe Etti | تَابَ الْعَبْدُ إِلَى رَبِّهِ نَادِمًا. (Kul pişman olarak Rabbine tövbe etti.) |
| آمَنَ | İman Etti | آمَنَ الرَّسُولُ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْهِ. (Peygamber kendisine indirilene iman etti.) |
| عَمِلَ | Çalıştı, Yaptı | عَمِلَ الصَّالِحَاتِ يَنَالَ رِضْوَانَ اللَّهِ. (Salih ameller işleyen Allah'ın rızasını kazanır.) |
| أَنْفَقَ | Harcadı, İnfak Etti | أَنْفَقَ الْمُؤْمِنُ مَالَهُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ. (Mümin malını Allah yolunda harcadı.) |
| قَتَلَ | Öldürdü | وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلَّا بِالْحَقِّ. (Allah'ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmeyin.) |
| زَنَى | Zina Etti | حَرَّمَ الْإِسْلَامُ الزِّنَى وَحَذَّرَ مِنْهُ. (İslam zina etmeyi haram kılmış ve sakındırmıştır.) |
| شَهِدَ | Şahitlik Etti | لَا يَشْهَدُونَ الزُّورَ أَبَدًا. (Onlar asla yalan şahitlik etmezler.) |
| خَرَّ | Yere Kapandı | خَرَّ السَّاجِدُونَ لِرَبِّهِمْ خَاشِعِينَ. (Secde edenler Rablerine huşu ile kapandılar.) |
| شَكَرَ | Şükretti | لَئِنْ شَكَرْتُمْ لَأَزِيدَنَّكُمْ. (Eğer şükrederseniz elbette (nimetimi) artırırım.) |
| تَوَكَّلَ | Tevekkül Etti | وَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ وَكَفَى بِاللَّهِ وَكِيلًا. (Allah'a tevekkül et, vekil olarak Allah yeter.) |
3. Arapça Edatlar (Harfi Cerler Hariç - 10 Örnek)
| Kelime | Anlamı | Örnek Cümle |
|---|---|---|
| مَا | Olumsuzluk Edatı / Ne | مَا جَاءَ زَيْدٌ الْيَوْمَ. (Zeyd bugün gelmedi.) |
| لَا | Olumsuzluk Edatı | لَا تَعْبُدُوا إِلَّا اللَّهَ. (Yalnızca Allah'a ibadet edin.) |
| إِنْ | Şart Edatı (Eğer) | إِنْ تُقْرِضُوا اللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا يُضَاعِفْهُ لَكُمْ. (Eğer Allah'a güzel bir borç verirseniz onu kat kat artırır.) |
| إِذَا | Zarf / Şart Edatı (Ne zaman ki) | إِذَا جَاءَ نَصْرُ اللَّهِ وَالْفَتْحُ. (Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman...) |
| مَنْ | İsmi Mevsul / Şart İsmi (Kim) | مَنْ عَمِلَ صَالِحًا فَلِنَفْسِهِ. (Kim salih bir amelde bulunursa keni lehinedir.) |
| سَـ | Gelecek Zaman Edatı (Yakında) | سَيَعْلَمُونَ حِينَ يَرَوْنَ الْعَذَابَ. (Azabı gördükleri zaman yakında bilecekler.) |
| سَوْفَ | Gelecek Zaman Edatı | وَسَوْفَ يَعْلَمُونَ مَنْ أَضَلُّ سَبِيلًا. (Kimin yolunun daha sapık olduğunu ileride bilecekler.) |
| أَمْ | Bağlaç (Yoksa) | أَمْ تَحْسَبُ أَنَّ أَكْثَرَهُمْ يَسْمَعُونَ؟ (Yoksa sen onların çoğunun işittiğini mi sanıyorsun?) |
| أَوْ | Bağlaç (Veya) | أَوْ يَعْقِلُونَ إِنْ هُمْ إِلَّا كَالْأَنْعَامِ. (Yahut aklettiklerini mi? Onlar ancak davarlar gibidirler.) |
| بَلْ | İstidrak / Aksine | بَلْ كَانُوا لَا يَرْجُونَ نُشُورًا. (Aksine onlar yeniden dirilmeyi ummuyorlardı.) |
Kuranla-Arapca-25. Furkân Sûresi-1-88.ayetler
Furkân Sûresi, Mekke döneminde nazil olmuştur ve 77 ayettir (başlığın belirttiği 1-88 genel bir kapsamı ifade edebilmektedir ya da sûrenin tamamını ve muhtevasını yansıtmaktadır). Sûre, Kur'an'ın hakikatini, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) peygamberliğine karşı çıkanların itirazlarını, kâinattaki Allah'ın birliğine ve kudretine delalet eden delilleri (gölge, gece-gündüz döngüsü, rüzgârlar, tatlı ve tuzlu denizler) ve nihayetinde Rahman'ın gerçek kulları olan "İbâdur-Rahmân"ın ahlaki özelliklerini, cehennem azabından korunma dualarını ve salih amellerin mükâfatlarını derinlemesine işler.
Furkân Sûresi 1-88. Ayetler Paragraf Anlama, Dilbilgisi ve Kelime Testi



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.