☝📖İbrahimi ﷺ Muhammedi ﷺ Hanif İslam📖☝﷽𐰃𐰠𐰯☝📖المحمدية☝Muhammediyye📖☝𐰃𐰠𐰯༺الله أكبر ༻

Güncel Duyuru Eylül 2026

Kur'anla Arapça Dilbilgisi derslerimiz ve gramer ve kelime ezber testi ,örnek cümle ve kelimeler le beraber sitemize ekleniyor... 116 tane Arapça dilbilgisi konu testi ve Örnek kelimeler ve örnek cümleler ve kelime ezber testi sitemize eklendi..

☝المحمدية☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي 📖 ☝

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية-📖

Teoriye göre;İlluminati(hizbüşşeytan) yani uzaylı ve insan melezi ırklar,yarı vampir,yılan,ejderha vs melez soylardan oluşan topluluk,masonik, illuminatik firavun ve nemrud soylarının hipnoz,büyü,zihin kontrolü,algı yönetimi ile bireyler ve toplumları yönetmesi,hizbüşşeytan illumiatinin küresel illuminatik sistemi; siyaset,medya,sivil toplum,terör örgütleri,mafya,enerji,silah,ilaç,gıda tekeli alanlarda illuminati vardır!

Destek olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.

Kuranla-Arapca-27. Neml Sûresi

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية علي الكتاب و السنة الصحيحة-📖
Üye olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.Kardeşlerimize Önemli :
اعوذ بالله من الشيطان الرجيم
 بسم الله الرحمان الرحيم
 الحمد لله رب العالمين و الصلاة و السلام علي امامنا محمد
 و آله و اهل بيته و صحبه و امته اجمعين
Euzü billahi mineşeydanirracimi ve min hizbihi..
Bismillahirrahmanirrahiym
Allahım cc Şeytandan ve onun hizbi tağutlardan
marid ve hannaslardan,cibt ve belamlardan sana sığınırız.Rahman ve rahiym olan Allahın cc adıyla.. 
Ahmedilik,kadıyanilik,bahailik,Vahhabilik,Şiilik,
illuminati,masonluk,yahudilik,nasırilik,nusayrilik,yezidilik,
sağcılık,solculuk,islamcılık,ateizm,deizm, budizm,hinduizm gibi  İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif İslama aykırı dini,felsefi ve ideolojik akımlardan imanımızı ve dinimizi koruyalım!     
İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif din islamdır!
İslam ise; peygamberler peygamberi cenabı Muhammed   dinidir!..
Nemrut,Firavun,İsis,ra ve el gibi tağutlar(illuminati) ve onların günümüzdeki soylarının ve taraftarlarının dini(inanış,felsefe,ideolojilerinin) değil!
𐰃𐰠𐰯Kur'an ve sahih sünnetin izinde Muhammediyiz𐰃𐰠𐰯
📖☝ المحمدية علي الكتاب و السنة☝📖 Arapça Dersleri☝İslami Sohbetler☝İslami İlimler☝Manevi Rehberlik☝  instagram: https://www.instagram.com/muhammediyye
  • Ders1
  • Ders2
  • Sureler
  • Arapça Dersler
  • Arapça Ders Kitapları
  • ☝📖المحمدية📖☝

Kuranla-Arapca-27. Neml Sûresi-1-45.ayetler

Yazan: S.Muhammed El-Haşimi Musevi | Derleyen: S.Muhammed El-Haşimi Musevi
www.muhammediyye.org

Konu Özeti

Neml Sûresi’nin ilk 45 ayeti; Kur'ân-ı Kerîm'in müminler için bir hidayet ve müjde olduğunu beyan ederek başlar. Ardından Hz. Mûsâ’nın (a.s.) Tûr dağında ateş görmesi, kendisine verilen mucizeler (asânın yılana dönüşmesi, elinin bembeyaz olması) ve Firavun’a gönderilişi anlatılır. Sûrenin devamında Hz. Dâvûd ve Hz. Süleyman’a (a.s.) verilen ilim, Hz. Süleyman’ın kuş dili bilmesi, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan ordusu, Karınca Vadisi’ndeki karıncanın konuşması ve Hz. Süleyman’ın şükrü aktarılır. Hüdhüd kuşunun Sebe kavminden getirdiği haber üzerine Sebe Kraliçesi (Belkıs) ile Hz. Süleyman arasındaki mektuplaşma, hediyelerin reddedilmesi, Belkıs'ın tahtının göz açıp kapayıncaya kadar getirilmesi ve Kraliçe'nin billur sarayda gerçeği anlayarak tevhid inancını benimsemesi detaylandırılır. 45. ayette ise Semûd kavmine gönderilen Hz. Sâlih (a.s.) ve kavminin iki gruba ayrılıp çekişmesi nazara verilir.

Neml Sûresi 1-45. Ayetler (Okuma Parçası)

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1. طسٓۚ تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْقُرْءَانِ وَكِتَابٍۢ مُّبِينٍ
Meal: 1. Tâ, Sîn. Bunlar Kur'an'ın ve apaçık bir Kitabın ayetleridir.
2. هُدًى وَبُشْرَىٰ لِلْمُؤْمِنِينَ
Meal: 2. Müminler için bir hidayet ve müjdedir.
3. ٱلَّذِينَ يُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤْتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَهُم بِٱلْءَاخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ
Meal: 3. Onlar ki namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak inanırlar.
4. إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْءَاخِرَةِ زَيَّنَّا لَهُمْ أَعْمَٰلَهُمْ فَهُمْ يَعْمَهُونَ
Meal: 4. Şüphesiz ahirete inanmayanların amellerini kendilerine süslü gösterdik de onlar bocalayıp dururlar.
5. أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَهُمْ سُوٓءُ ٱلْعَذَابِ وَهُمْ فِي ٱلْءَاخِرَةِ هُمُ ٱلْأَخْسَرُونَ
Meal: 5. İşte azabın en kötüsü onlar içindir; ahirette de en çok hüsrana uğrayacaklar onlardır.
6. وَإِنَّكَ لَتُلَقَّى ٱلْقُرْءَانَ مِن لَّدُنْ حَكِيمٍ عَلِيمٍ
Meal: 6. Şüphesiz ki bu Kur'an sana, hikmet sahibi ve her şeyi bilen Allah katından verilmektedir.
7. إِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِأَهْلِهِۦٓ إِنِّيٓ ءَانَسْتُ نَارًا سَـَٔاتِيكُم مِّنْهَا بِخَبَرٍ أَوْ ءَاتِيكُم بِشِهَابٍ قَبَسٍ لَّعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ
Meal: 7. Hani Musa ailesine şöyle demişti: "Gerçekten ben bir ateş gördüm; oradan size bir haber getireceğim yahut ısınasınız diye kor bir ateş getireceğim."
8. فَلَمَّا جَآءَهَا نُودِيَ أَنۢ بُورِكَ مَن فِي ٱلنَّارِ وَمَنْ حَوْلَهَا وَسُبْحَٰنَ ٱللَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Meal: 8. Ateşe geldiğinde kendisine şöyle seslenildi: "Ateşte olan da çevresinde bulunan da mübarek kılınmıştır! Âlemlerin Rabbi olan Allah noksan sıfatlardan münezzehtir."
9. يَٰمُوسَىٰٓ إِنَّهُۥٓ أَنَا ٱللَّهُ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
Meal: 9. "Ey Musa! Şüphesiz ki Ben, mutlak güç sahibi, hikmet sahibi olan Allah'ım!"
10. وَأَلْقِ عَصَاكَۚ فَلَمَّا رَءَاهَا تَهْتَزُّ كَأَنَّهَا جَآنٌّ وَلَّىٰ مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْۚ يَٰمُوسَىٰ لَا تَخَفْ إِنِّي لَا يَخَافُ لَدَيَّ ٱلْمُرْسَلُونَ
Meal: 10. "Asanı at!" (Musa) asanın yılan gibi hareket ettiğini görünce arkasına bakmadan kaçtı. "Ey Musa, korkma! Şüphesiz benim huzurumda peygamberler korkmaz."
11. إِلَّا مَن ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسْنًۢا بَعْدَ سُوٓءٍ فَإِنِّي غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Meal: 11. "Ancak kim haksızlık eder de sonra kötülüğün yerine iyilik getirirse, şüphesiz Ben çok bağışlayanım, çok merhamet edenim."
12. وَأَدْخِلْ يَدَكَ فِي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَآءَ مِنْ غَيْرِ سُوٓءٍ ۖ فِي تِسْعِ ءَايَٰتٍ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَقَوْمِهِۦٓ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًا فَٰسِقِينَ
Meal: 12. "Elini koynuna sok; kusursuz, bembeyaz çıksın. Bu, Firavun ve kavmine gönderilen dokuz mucize içindedir. Şüphesiz onlar yoldan çıkmış bir kavimdir."
13. فَلَمَّا جَآءَتْهُمْ ءَايَٰتُنَا مُبْصِرَةً قَالُوا۟ هَٰذَا سِحْرٌ مُّبِينٌ
Meal: 13. Mucizelerimiz onlara göz göre göre gelince, "Bu apaçık bir sihirdir" dediler.
14. وَجَحَدُوا۟ بِهَا وَٱسْتَيْقَنَتْهَآ أَنفُسُهُمْ ظُلْمًا وَعُلُوًّا ۚ فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُفْسِدِينَ
Meal: 14. Vicdanları bunların doğru olduğuna kesin kanaat getirdiği halde, zulüm ve kibir yüzünden onları inkâr ettiler. Bak, bozguncuların sonu nasıl oldu!
15. وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا دَاوُۥدَ وَسُلَيْمَٰنَ عِلْمًا ۖ وَقَالَا ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِي فَضَّلَنَا عَلَىٰ كَثِيرٍ مِّنْ عِبَادِهِ ٱلْمُؤْمِنِينَ
Meal: 15. Andolsun ki Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik. Onlar: "Bizi mümin kullarının birçoğundan üstün kılan Allah'a hamdolsun" dediler.
16. وَوَرِثَ سُلَيْمَٰنُ دَاوُۥدَ ۖ وَقَالَ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ عُلِّمْنَا مَنطِقَ ٱلطَّيْرِ وَأُوتِينَا مِن كُلِّ شَيْءٍ ۖ إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْفَضْلُ ٱلْمُبِينُ
Meal: 16. Süleyman Davud'a varis oldu ve dedi ki: "Ey insanlar! Bize kuş dili öğretildi ve bize her şeyden verildi. Şüphesiz bu, apaçık bir lütfudur."
17. وَحُشِرَ لِسُلَيْمَٰنَ جُنُودُهُۥ مِنَ ٱلْجِنِّ وَٱلْإِنسِ وَٱلطَّيْرِ فَهُمْ يُوزَعُونَ
Meal: 17. Süleyman'ın cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan orduları toplandı ve hepsi düzenli bir şekilde sevk ediliyordu.
18. حَتَّىٰٓ إِذَآ أَتَوْا۟ عَلَىٰ وَادِ ٱلنَّمْلِ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّمْلُ ٱدْخُلُوا۟ مَسَٰكِنَكُمْ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمَٰنُ وَجُنُودُهُۥ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Meal: 18. Nihayet Karınca Vadisi'ne geldiklerinde bir karınca şöyle dedi: "Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin ki Süleyman ve orduları farkında olmadan sizi ezmesin!"
19. فَتَبَسَّمَ ضَاحِكًا مِّن قَوْلِهَا وَقَالَ رَبِّ أَوْزِعْنِيٓ أَنْ أَشْكُرَ نِعْمَتَكَ ٱلَّتِيٓ أَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلَىٰ وَٰلِدَيَّ وَأَنْ أَعْمَلَ صَٰلِحًا تَرْضَىٰهُ وَأَدْخِلْنِي بِرَحْمَتِكَ فِي عِبَادِكَ ٱلصَّٰلِحِينَ
Meal: 19. (Süleyman) onun bu sözüne gülümsedi ve dedi ki: "Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin nimete şükretmemi ve razı olacağın salih ameller işlememi bana ilham et, rahmetinle beni salih kullarının arasına kat!"
20. وَتَفَقَّدَ ٱلطَّيْرَ فَقَالَ مَا لِيَ لَآ أَرَى ٱلْهُدْهُدَ أَمْ كَانَ مِنَ ٱلْغَآئِبِينَ
Meal: 20. Kuşları denetledi ve dedi ki: "Hüdhüd'ü neden göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?"
21. لَأُعَذِّبَنَّهُۥ عَذَابًا شَدِيدًا أَوْ لَأَذْبَحَنَّهُۥٓ أَوْ لَيَأْتِيَنِّي بِسُلْطَٰنٍ مُّبِينٍ
Meal: 21. "Ya ona şiddetli bir azap edeceğim ya onu keseceğim yahut da bana apaçık bir mazeret getirecektir."
22. فَمَكَثَ غَيْرَ بَعِيدٍ فَقَالَ أَحَطتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِهِۦ وَجِئْتُكَ مِن سَبَإٍۭ بِنَبَإٍ يَقِينٍ
Meal: 22. Çok geçmeden Hüdhüd geldi ve dedi ki: "Senin kavrayamadığın bir şeyi kavradım ve sana Sebe'den kesin bir haber getirdim."
23. إِنِّي وَجَدتُّ ٱمْرَأَةً تَمْلِكُهُمْ وَأُوتِيَتْ مِن كُلِّ شَيْءٍ وَلَهَا عَرْشٌ عَظِيمٌ
Meal: 23. "Gerçekten onlara hükümdarlık eden, kendisine her şeyden verilen ve büyük bir tahtı olan bir kadın buldum."
24. وَجَدتُّهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ ٱلشَّيْطَٰنُ أَعْمَٰلَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ ٱلسَّبِيلِ فَهُمْ لَا يَهْتَدُونَ
Meal: 24. "Onun ve kavminin, Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan onlara amellerini süslü göstermiş ve onları doğru yoldan alıkoymuştur, bu yüzden hidayete eremiyorlar."
25. أَلَّا يَسْجُدُوا۟ لِلَّهِ ٱلَّذِي يُخْرِجُ ٱلْخَبْءَ فِي ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ
Meal: 25. "Göklerde ve yerde gizleneni açığa çıkaran, gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilen Allah'a secde etmesinler diye (şeytan onları saptırmış)."
26. ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْعَظِيمِ
Meal: 26. "Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur; O, büyük Arş'ın Rabbidir."
27. قَالَ سَنَنظُرُ أَصَدَقْتَ أَمْ كُنتَ مِنَ ٱلْكَٰذِبِينَ
Meal: 27. (Süleyman) dedi ki: "Doğru mu söyledin, yoksa yalancılardan mısın bakacağız."
28. ٱذْهَب بِّكِتَٰبِي هَٰذَا فَأَلْقِهْ إِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَٱنظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ
Meal: 28. "Şu mektubumu götür, onlara bırak; sonra onlardan biraz uzaklaşıp ne cevap vereceklerine bak."
29. قَالَتْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمَلَؤُا۟ إِنِّيٓ أُلْقِيَ إِلَيَّ كِتَٰبٌ كَرِيمٌ
Meal: 29. (Sebe Kraliçesi) dedi ki: "Ey ileri gelenler! Bana çok şerefli bir mektup bırakıldı."
30. إِنَّهُۥ مِن سُلَيْمَٰنَ وَإِنَّهُۥ بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Meal: 30. "Mektup Süleyman'dandır ve 'Rahmân, Rahîm olan Allah'ın adıyla' başlamaktadır."
31. أَلَّا تَعْلُوا۟ عَلَيَّ وَأْتُونِي مُسْلِمِينَ
Meal: 31. "'Bana karşı büyüklük taslamayın ve teslim olarak bana gelin' denilmektedir."
32. قَالَتْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمَلَؤُا۟ أَفْتُونِي فِيٓ أَمْرِي مَا كُنتُ قَاطِعَةً أَمْرًا حَتَّىٰ تَشْهَدُونِ
Meal: 32. (Kraliçe) dedi ki: "Ey ileri gelenler! Bu işimde bana görüşünüzü bildirin. Siz yanımda bulunup onaylamadıkça ben hiçbir işe kesin karar vermem."
33. قَالُوا۟ نَحْنُ أُو۟لُوا۟ قُوَّةٍ وَأُو۟لُوا۟ بَأْسٍ شَدِيدٍ وَٱلْأَمْرُ إِلَيْكِ فَٱنظُرِي مَاذَا تَأْمُرِينَ
Meal: 33. Dediler ki: "Biz güçlü kimseleriz ve zorlu savaşçılarız; fakat emir senindir, ne emredeceğine sen bak."
34. قَالَتْ إِنَّ ٱلْمُلُوكَ إِذَا دَخَلُوا۟ قَرْيَةً أَفْسَدُوهَا وَجَعَلُوٓا۟ أَعِزَّةَ أَهْلِهَآ أَذِلَّةً ۖ وَكَذَٰلِكَ يَفْعَلُونَ
Meal: 34. (Kraliçe) dedi ki: "Hükümdarlar bir ülkeye girdiler mi orayı bozarlar ve halkının onurlu kişilerini aşağılık yaparlar. Onlar da böyle yapacaklardır."
35. وَإِنِّي مُرْسِلَةٌ إِلَيْهِم بِهَدِيَّةٍ فَنَاظِرَةٌۢ بِمَ يَرْجِعُ ٱلْمُرْسَلُونَ
Meal: 35. "Ben onlara bir hediye göndereyim de elçilerin ne haberle döneceklerine bakayım."
36. فَلَمَّا جَآءَ سُلَيْمَٰنَ قَالَ أَتُمِدُّونَنِ بِمَالٍ فَمَآ ءَاتَىٰنِيَ ٱللَّهُ خَيْرٌ مِّمَّآ ءَاتَىٰكُم بَلْ أَنتُم بِهَدِيَّتِكُمْ تَفْرَحُونَ
Meal: 36. (Elçi) Süleyman'a geldiğinde (Süleyman) dedi ki: "Siz bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği, size verdiğinden daha hayırlıdır. Fakat siz hediyenizle övünürsünüz."
37. ٱرْجِعْ إِلَيْهِمْ فَلَنَأْتِيَنَّهُم بِجُنُودٍ لَّا قِبَلَ لَهُم بِهَا وَلَنُخْرِجَنَّهُم مِّنْهَآ أَذِلَّةً وَهُمْ صَٰغِرُونَ
Meal: 37. "(Elçiye dönerek:) Onlara geri dön! Andolsun ki, karşı koyamayacakları ordularla üzerlerine varırız ve onları oradan hor ve hakir kılınmış olarak çıkarırız!"
38. قَالَ يَٰٓأَيُّهَا ٱلْمَلَؤُا۟ أَيُّكُمْ يَأْتِينِي بِعَرْشِهَا قَبْلَ أَن يَأْتُونِي مُسْلِمِينَ
Meal: 38. (Süleyman) dedi ki: "Ey ileri gelenler! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, onun tahtını hanginiz bana getirebilir?"
39. قَالَ عِفْرِيتٌ مِّنَ ٱلْجِنِّ أَنَا۟ ءَاتِيكَ بِهِۦ قَبْلَ أَن تَقُومَ مِن مَّقَامِكَ ۖ وَإِنِّي عَلَيْهِ لَقَوِيٌّ أَمِينٌ
Meal: 39. Cinlerden bir ifrit: "Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm. Gerçekten ben buna gücü yeten ve güvenilir biriyim" dedi.
40. قَالَ ٱلَّذِي عِندَهُۥ عِلْمٌ مِّنَ ٱلْكِتَٰبِ أَنَا۟ ءَاتِيكَ بِهِۦ قَبْلَ أَن يَرْتَدَّ إِلَيْكَ طَرْفُكَ ۚ فَلَمَّا رَءَاهُ مُسْتَقِرًّا عِندَهُۥ قَالَ هَٰذَا مِن فَضْلِ رَبِّي لِيَبْلُوَنِيٓ ءَأَشْكُرُ أَمْ أَكْفُرُ ۖ وَمَن شَكَرَ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِۦ ۖ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ رَبِّي غَنِيٌّ كَرِيمٌ
Meal: 40. Kitaptan ilmi olan kimse ise: "Gözünü açıp kapamadan önce ben onu sana getiririm" dedi. (Süleyman) tahtı yanında durur görünce: "Bu, Rabbimin bir lütfudur; şükür mü edeceğim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni denemektedir. Şükreden ancak kendisi için şükreder, nankörlük edene gelince, şüphesiz Rabbim müstağnidir, cömerttir" dedi.
41. قَالَ نَكِّرُوا۟ لَهَا عَرْشَهَا نَنظُرْ أَتَهْتَدِيٓ أَمْ تَكُونُ مِنَ ٱلَّذِينَ لَا يَهْتَدُونَ
Meal: 41. (Süleyman) dedi ki: "Onun tahtını tanınmaz hale getirin; bakalım tanıyabilecek mi yoksa tanıyamayanlardan mı olacak?"
42. فَلَمَّا جَآءَتْ قِيلَ أَهَٰكَذَا عَرْشُكِ ۖ قَالَتْ كَأَنَّهُۥ هُوَ ۚ وَأُوتِينَا ٱلْعِلْمَ مِن قَبْلِهَا وَكُنَّا مُسْلِمِينَ
Meal: 42. (Kraliçe) geldiğinde: "Senin tahtın da böyle mi?" denildi. O da: "Sanki tıpkı o!" dedi. (Süleyman dedi ki:) "Bize ondan önce ilim verilmişti ve biz zaten Müslüman olmuştuk."
43. وَصَدَّهَا مَا كَانَت تَّعْبُدُ مِن دُونِ ٱللَّهِ ۖ إِنَّهَا كَانَتْ مِن قَوْمٍ كَٰفِرِينَ
Meal: 43. Allah'tan başka taptığı şeyler onu (iman etmekten) alıkoymuştu. Çünkü o kâfir bir kavimdendi.
44. قِيلَ لَهَا ٱدْخُلِي ٱلصَّرْحَ ۖ فَلَمَّا رَأَتْهُ حَسِبَتْهُ لُجَّةً وَكَشَفَتْ عَن سَاقَيْهَا ۚ قَالَ إِنَّهُۥ صَرْحٌ مُّمَرَّدٌ مِّن قَوَارِيرَ ۗ قَالَتْ رَبِّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي وَأَسْلَمْتُ مَعَ سُلَيْمَٰنَ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
Meal: 44. Ona: "Köşke gir!" denildi. (Kraliçe) sarayın zeminini görünce onu derin bir su sandı ve eteklerini topladı. (Süleyman): "Bu, billurdan yapılmış şeffaf bir zemindir" dedi. Kraliçe: "Rabbim! Gerçekten ben kendime zulmetmişim. Artık Süleyman'la birlikte âlemlerin Rabbi olan Allah'a teslim oldum" dedi.
45. وَلَقَدْ أَرْسَلْنَآ إِلَىٰ ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَٰلِحًا أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ فَإِذَا هُمْ فَرِيقَانِ يَخْتَصِمُونَ
Meal: 45. Andolsun ki biz Semûd kavmine de: "Allah'a kulluk edin" diye kardeşleri Salih'i gönderdik. Bir de ne görsünler, onlar birbiriyle çekişen iki grup oluvermişler!

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (15 Adet)

  • الْقُرْآنُ (El-Kur'ân / Kur'an):
    Anlamı: İlahı kitap, Kur'an-ı Kerim.
    Cümle: هَذَا الْقُرْآنُ يَهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ (Bu Kur'an en doğru yola iletir.)
  • كِتَابٌ (Kitâb / Kitap):
    Anlamı: Yazılı belge, ilahi metin.
    Cümle: تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ (Bunlar apaçık Kitabın ayetleridir.)
  • نَارٌ (Nâr / Ateş):
    Anlamı: Ateş, kor.
    Cümle: إِنِّي آنَسْتُ نَارًا (Gerçekten ben bir ateş gördüm.)
  • عَصَا (Asâ / Asa):
    Anlamı: Değnek, baston.
    Cümle: وَأَلْقِ عَصَاكَ عَلَى الْأَرْضِ (Asanı yere at.)
  • جَيْبٌ (Ceyb / Koyun, Yaka):
    Anlamı: Elbisenin yaka açılığı, cep, koyun.
    Cümle: وَأَدْخِلْ يَدَكَ فِي جَيْبِكَ (Elini koynuna sok.)
  • سِحْرٌ (Sihr / Sihir):
    Anlamı: Büyü, sihir.
    Cümle: قَالُوا هَذَا سِحْرٌ مُبِينٌ (Bu apaçık bir sihirdir dediler.)
  • عِلْمٌ (İlm / İlim):
    Anlamı: Bilgi, ilim.
    Cümle: وَلَقَدْ آتَيْنَا دَاوُودَ وَسُلَيْمَانَ عِلْمًا (Andolsun ki Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik.)
  • طَيْرٌ (Tayr / Kuşlar):
    Anlamı: Kuşlar topluluğu, kanatlılar.
    Cümle: عُلِّمْنَا مَنْطِقَ الطَّيْرِ (Bize kuş dili öğretildi.)
  • جُنُودٌ (Cunûd / Ordular):
    Anlamı: Askerler, ordular.
    Cümle: وَحُشِرَ لِسُلَيْمَانَ جُنُودُهُ (Süleyman'ın orduları toplandı.)
  • نَمْلَةٌ (Namleh / Karınca):
    Anlamı: Tek bir karınca.
    Cümle: قَالَتْ نَمْلَةٌ يَا أَيُّهَا النَّمْلُ ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْ (Bir karınca: "Ey karıncalar yuvalarınıza girin" dedi.)
  • هُدْهُدٌ (Hudhud / Hüdhüd):
    Anlamı: İbibik kuşu, Hüdhüd.
    Cümle: مَا لِيَ لَا أَرَى الْهُدْهُدَ (Hüdhüd'ü neden göremiyorum?)
  • عَرْشٌ (Arş / Taht):
    Anlamı: Hükümranlık tahtı, makam.
    Cümle: وَلَهَا عَرْشٌ عَظِيمٌ (Onun büyük bir tahtı vardır.)
  • هَدِيَّةٌ (Hadiyyeh / Hediye):
    Anlamı: Armağan, hediye.
    Cümle: وَإِنِّي مُرْسِلَةٌ إِلَيْهِمْ بِهَدِيَّةٍ (Ben onlara bir hediye göndereceğim.)
  • عِفْرِيتٌ (İfrît / İfrit):
    Anlamı: Cinlerin güçlü ve aldatıcı olanı.
    Cümle: قَالَ عِفْرِيتٌ مِنَ الْجِنِّ أَنَا آتِيكَ بِهِ (Cinlerden bir ifrit "Onu sana ben getiririm" dedi.)
  • صَرْحٌ (Sarh / Köşk, Yüksek Bina):
    Anlamı: Saray, cam zeminli köşk.
    Cümle: قِيلَ لَهَا ادْخُلِي الصَّرْحَ (Ona: "Köşke gir!" denildi.)

2. Arapça Fiil Örnekleri (15 Adet)

  • يُقِيمُونَ (Yukîmûne / Dosdoğru kılarlar):
    Kökü/Mazi: ق و م / أَقَامَ
    Cümle: الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ (Onlar ki namazı dosdoğru kılarlar.)
  • يُؤْتُونَ (Yu'tûne / Verirler):
    Kökü/Mazi: أ ت ي / آتَى
    Cümle: وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ (Ve zekatı verirler.)
  • يَعْمَهُونَ (Ya'mahûne / Bocalıyorlar):
    Kökü/Mazi: ع م ه / عَمِهَ
    Cümle: فَهُمْ يَعْمَهُونَ فِي طُغْيَانِهِمْ (Onlar azgınlıkları içinde bocalayıp dururlar.)
  • تَصْطَلُونَ (Tastalûne / Isınırsınız):
    Kökü/Mazi: ص ل ي / اِصْطَلَى
    Cümle: لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ (Umulur ki ısınırsınız.)
  • تَخَفْ (Tehaf / Korkma):
    Kökü/Mazi: خ و ف / خَافَ
    Cümle: يَا مُوسَى لَا تَخَفْ (Ey Musa, korkma!)
  • ظَلَمَ (Zalame / Haksızlık etti):
    Kökü/Mazi: ظ ل م / ظَلَمَ
    Cümle: إِلَّا مَنْ ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسْنًا (Ancak kim haksızlık eder de sonra bunu iyiliğe çevirirse...)
  • يَسْجُدُونَ (Yescudûne / Secde ediyorlar):
    Kökü/Mazi: س ج د / سَجَدَ
    Cümle: وَجَدْتُهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ (Onu ve kavmini güneşe secde eder buldum.)
  • تُخْفُونَ (Tuhfûne / Gizliyorsunuz):
    Kökü/Mazi: خ ف ي / أَخْفَى
    Cümle: وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ (O gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilir.)
  • أَلْقِ (Elki / At! - Emir):
    Kökü/Mazi: ل ق ي / أَلْقَى
    Cümle: وَأَلْقِ عَصَاكَ (Asanı at!)
  • تَبَسَّمَ (Tebesseme / Gülümsedi):
    Kökü/Mazi: ب س م / تَبَسَّمَ
    Cümle: فَتَبَسَّمَ ضَاحِكًا مِنْ قَوْلِهَا (Onun bu sözüne tebessüm ederek gülümsedi.)
  • أَشْكُرَ (Eşkura / Şükredeyim):
    Kökü/Mazi: ش ك ر / شَكَرَ
    Cümle: رَبِّ أَوْزِعْنِي أَنْ أَشْكُرَ نِعْمَتَكَ (Rabbim, bana verdiğin nimete şükretmemi ilham et.)
  • تَفَقَّدَ (Tefekkade / Denetledi, gözden geçirdi):
    Kökü/Mazi: ف ق د / تَفَقَّدَ
    Cümle: وَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ (Kuşları denetledi.)
  • يَرْجِعُونَ (Yerci'ûne / Dönerler, cevap verirler):
    Kökü/Mazi: ر ج ع / رَجَعَ
    Cümle: فَانْظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ (Bak ne cevap verecekler.)
  • أَفْسَدُوا (Efsedû / Bozdular, harab ettiler):
    Kökü/Mazi: ف س د / أَفْسَدَ
    Cümle: إِنَّ الْمُلُوكَ إِذَا دَخَلُوا قَرْيَةً أَفْسَدُوهَا (Hükümdarlar bir ülkeye girdiler mi orayı harab ederler.)
  • أَرْسَلْنَا (Erselnâ / Gönderdik):
    Kökü/Mazi: ر س ل / أَرْسَلَ
    Cümle: وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا إِلَى ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَالِحًا (Andolsun biz Semûd kavmine kardeşleri Salih'i gönderdik.)

3. Arapça Edat Örnekleri - Harf-i Cerler Hariç (10 Adet)

  • إِنَّ (İnne / Şüphesiz, doğrusu):
    Anlamı: Te'kid (pekiştirme) edatıdır.
    Cümle: إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ (Şüphesiz Allah çok bağışlayan ve merhamet edendir.)
  • لَعَلَّ (Le'alle / Umulur ki, belki):
    Anlamı: Terecci (umut ve beklenti) edatıdır.
    Cümle: لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ (Umulur ki ısınırsınız.)
  • إِذْ (İz / Hani, zamanında):
    Anlamı: Geçmiş zaman bildiren zaman edatıdır (zarf).
    Cümle: إِذْ قَالَ مُوسَى لِأَهْلِهِ (Hani Musa ailesine demişti...)
  • أَوْ (Ev / Yahut, veya):
    Anlamı: Atıf edatıdır.
    Cümle: أَوْ آتِيكُمْ بِشِهَابٍ قَبَسٍ (Yahut size bir kor ateş getireyim.)
  • ثُمَّ (Summe / Sonra):
    Anlamı: Sıralı ve terasili atıf edatıdır.
    Cümle: ثُمَّ بَدَّلَ حُسْنًا بَعْدَ سُوءٍ (Sonra kötülüğün yerine iyilik getirdi.)
  • كَأَنَّ (Ke'anne / Sanki, adeta):
    Anlamı: Teşbih (benzetme) edatıdır.
    Cümle: كَأَنَّهَا جَانٌّ (Sanki o çevik bir yılan gibiydi.)
  • إِلَّا (İllâ / Ancak, -den başka):
    Anlamı: İstisna edatıdır.
    Cümle: إِلَّا مَنْ ظَلَمَ (Ancak zulmeden kimse müstasnadır.)
  • قَدْ (Kad / Andolsun, gerçekten, -di):
    Anlamı: Mazi fiilde tahkik (kesinlik) bildirir.
    Cümle: وَلَقَدْ آتَيْنَا دَاوُودَ وَسُلَيْمَانَ عِلْمًا (Andolsun ki Davud ve Süleyman'a ilim verdik.)
  • حَتَّى (Hattâ / Nihayet, -e kadar):
    Anlamı: Gaye ve ibtida edatıdır.
    Cümle: حَتَّى إِذَا أَتَوْا عَلَى وَادِ النَّمْلِ (Nihayet Karınca Vadisi'ne geldiklerinde...)
  • لَمْ (Lem / -medi, -madı):
    Anlamı: Muzari fiili mazi olumsuza çeviren cezm edatıdır.
    Cümle: وَلَمْ يُعَقِّبْ (Ve arkasına dönüp bakmadı.)

Neml Sûresi 1-45. Ayetler Dilbilgisi ve Kelime Testi

Arapça Kelime ve Gramer Testi (Neml 1-45)
Yazan: S.Muhammed El-Haşimi Musevi | Derleyen: S.Muhammed El-Haşimi Musevi
www.muhammediyye.org

Kuranla-Arapca-27. Neml Sûresi-46-93.ayetler

"Kuranla-Arapca-27. Neml Sûresi-46-93.ayetler"

Konu Özeti

Neml Sûresi'nin 46-93. ayetleri arasındaki bu bölüm, ilk olarak Semûd kavmi ve Hz. Salih peygamberin kıssasını ele alır; şehirdeki dokuz kişilik bozguncu grubun kurduğu tuzağın helakle sonuçlanmasını aktarır. Ardından Hz. Lut'un kavmine yaptığı hayâsızlık uyarıları ve bu kavmin uğradığı helak hatırlatılır. Sûrenin devamında tevhit inancı; göklerin ve yerin yaratılışı, suyun indirilmesi, darda kalanın duasına icabet edilmesi, karanın ve denizin karanlıklarında yol gösterilmesi gibi muazzam kevnî delillerle ispatlanır. Gaybı yalnızca Allah'ın bildiği, ahireti inkar edenlerin şüpheleri, Kur'an-ı Kerim'in İsrailoğullarına hakikati bildiren bir hidayet kaynağı olduğu vurgulanır. Kıyamet alametlerinden olan Dâbbetü'l-Arz'ın çıkarılışı, Sûr'a üflenmesi, dağların bulutlar gibi geçip gitmesi ve hesap günü anlatılarak, Hz. Peygamber'in yalnızca uyararak Kur'an okumakla görevli olduğu belirtilip hamd ile son bulur.

Neml Sûresi 46-93. Ayetler (Okuma Parçası)

قَالَ يَا قَوْمِ لِمَ تَسْتَعْجِلُونَ بِالسَّيِّئَةِ قَبْلَ الْحَسَنَةِ ۖ لَوْلَا تَسْتَغْفِرُونَ اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ ﴿٤٦﴾
46- Türkçe Meali: (Salih) Dedi ki: "Ey kavmim! İyilikten önce niye kötülüğün çabuk gelmesini istiyorsunuz? Allah'tan bağışlanma dileseniz ya, belki merhamet olunursunuz."
قَالُوا اطَّيَّرْنَا بِكَ وَبِمَن مَّعَكَ ۚ قَالَ طَائِرُكُمْ عِندَ اللَّهِ ۖ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ تُفْتَنُونَ ﴿٤٧﴾
47- Türkçe Meali: Onlar: "Senin ve yanındakilerin yüzünden uğursuzluğa uğradık" dediler. Salih: "Uğursuzluğunuzun sebebi Allah katındadır; hayır, siz imtihan edilen bir kavimsiniz" dedi.
وَكَانَ فِي الْمَدِينَةِ تِسْعَةُ رَهْطٍ يُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ ﴿٤٨﴾
48- Türkçe Meali: O şehirde yeryüzünde bozgunculuk yapan ve hiç düzeltmeyen dokuz kişilik bir çete vardı.
قَالُوا تَقَاسَمُوا بِاللَّهِ لَنُبَيِّتَنَّهُ وَأَهْلَهُ ثُمَّ لَنَقُولَنَّ لِوَلِيِّهِ مَا شَهِدْنَا مَهْلِكَ أَهْلِهِ وَإِنَّا لَصَادِقُونَ ﴿٤٩﴾
49- Türkçe Meali: Allah adına ant içerek dediler ki: "Ona ve ailesine gece baskını yapalım, sonra velisine 'Ailesinin helak oluşuna şahit olmadık, biz gerçekten doğru söyleyenleriz' diyelim."
وَمَكَرُوا مَكْرًا وَمَكَرْنَا مَكْرًا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ﴿٥٠﴾
50- Türkçe Meali: Onlar bir tuzak kurdular, biz de farkında olmadan bir tuzak kurduk (onların tuzağını bozduk).
فَانظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ مَكْرِهِمْ أَنَّا دَمَّرْنَاهُمْ وَقَوْمَهُمْ أَجْمَعِينَ ﴿٥١﴾
51- Türkçe Meali: Bak işte tuzaklarının akıbeti nasıl oldu! Biz onları da kavimlerini de hepsini helak ettik.
فَتِلْكَ بُيُوتُهُمْ خَاوِيَةً بِمَا ظَلَمُوا ۗ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَةً لِّقَوْمٍ يَعْلَمُونَ ﴿٥٢﴾
52- Türkçe Meali: İşte zulmetmeleri yüzünden çökmüş, bomboş kalmış evleri! Şüphesiz bunda bilen bir kavim için ibret vardır.
وَأَنجَيْنَا الَّذِينَ آمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ ﴿٥٣﴾
53- Türkçe Meali: İman edip Allah'a karşı gelmekten sakınanları ise kurtardık.
وَلُوطًا إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ أَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَ وَأَنتُمْ تُبْصِرُونَ ﴿٥٤﴾
54- Türkçe Meali: Lut'u da (gönderdik). Hani o kavmine şöyle demişti: "Göz göre göre hâlâ o çirkin hayâsızlığı yapacak mısınız?"
أَئِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ شَهْوَةً مِّن دُونِ النِّسَاءِ ۚ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ تَجْهَلُونَ ﴿٥٥﴾
55- Türkçe Meali: "Siz kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Doğrusu siz cahillik eden bir kavimsiniz."
فَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِ إِلَّا أَن قَالُوا أَخْرِجُوا آلَ لُوطٍ مِّن قَرْيَتِكُمْ ۖ إِنَّهُمْ أُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ ﴿٥٦﴾
56- Türkçe Meali: Kavminin cevabı sadece şöyle demek oldu: "Lut ailesini memleketinizden çıkarın; çünkü onlar fazla temizlenen insanlarmış!"
فَأَنجَيْنَاهُ وَأَهْلَهُ إِلَّا امْرَأَتَهُ قَدَّرْنَاهَا مِنَ الْغَابِرِينَ ﴿٥٧﴾
57- Türkçe Meali: Biz de onu ve ailesini kurtardık, ancak karısı müstesna; onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik.
وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًا ۖ فَسَاءَ مَطَرُ الْمُنْذَرِينَ ﴿٥٨﴾
58- Türkçe Meali: Üzerlerine bir yağmur (taş) yağdırdık. Uyarılıp da söz dinlemeyenlerin yağmuru ne kötüdür!
قُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ وَسَلَامٌ عَلَىٰ عِبَادِهِ الَّذِينَ اصْطَفَىٰ ۗ آللَّهُ خَيْرٌ أَمَّا يُشْرِكُونَ ﴿٥٩﴾
59- Türkçe Meali: De ki: "Hamd Allah'a olsun, selam olsun seçtiği kullarına! Allah mı hayırlıdır yoksa O'na koştukları ortaklar mı?"
أَمَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَأَنزَلَ لَكُم مِّنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَنبَتْنَا بِهِ حَدَائِقَ ذَاتَ بَهْجَةٍ مَّا كَانَ لَكُمْ أَن تُنبِتُوا شَجَرَهَا ۗ أَإِلَٰهٌ مَّعَ اللَّهِ ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ يَعْدِلُونَ ﴿٦٠﴾
60- Türkçe Meali: Gökleri ve yeri yaratan, gökten size su indiren kimdir? Biz o suyla, ağaçlarını sizin bitiremeyeceğiniz gönül açıcı bahçeler bitirdik. Allah ile birlikte başka bir ilah mı var? Hayır, onlar sapan bir kavimdir.
أَمَّن جَعَلَ الْأَرْضَ قَرَارًا وَجَعَلَ خِلَالَهَا أَنْهَارًا وَجَعَلَ لَهَا رَوَاسِيَ وَجَعَلَ بَيْنَ الْبَحْرَيْنِ حَاجِزًا ۗ أَإِلَٰهٌ مَّعَ اللَّهِ ۚ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ﴿٦١﴾
61- Türkçe Meali: Yahut yeryüzünü yerleşime elverişli kılan, aralarında ırmaklar var eden, onun için köklü dağlar yaratan ve iki deniz arasına bir engel koyan kimdir? Allah ile beraber başka bir ilah mı var? Hayır, onların çoğu bilmiyorlar.
أَمَّن يُجِيبُ الْمُضْطَرَّ إِذَا دَعَاهُ وَيَكْشِفُ السُّوءَ وَيَجْعَلُكُمْ خُلَفَاءَ الْأَرْضِ ۗ أَإِلَٰهٌ مَّعَ اللَّهِ ۚ قَلِيلًا مَّا تَذَكَّرُونَ ﴿٦٢﴾
62- Türkçe Meali: Darda kalana dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan kimdir? Allah ile beraber başka bir ilah mı var? Ne kadar da az düşünüyorsunuz!
أَمَّن يَهْدِيكُمْ فِي ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَن يُرْسِلُ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِهِ ۗ أَإِلَٰهٌ مَّعَ اللَّهِ ۚ تَعَالَى اللَّهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ ﴿٦٣﴾
63- Türkçe Meali: Karanın ve denizin karanlıklarında size yol gösteren ve rahmetinin önünde rüzgarları müjdeci olarak gönderen kimdir? Allah ile beraber başka bir ilah mı var? Allah onların ortak koştuklarından yücedir.
أَمَّن يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ وَمَن يَرْزُقُكُم مِّنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ ۗ أَإِلَٰهٌ مَّعَ اللَّهِ ۚ قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ ﴿٦٤﴾
64- Türkçe Meali: Mahrûkatı ilk baştan yaratan, sonra onu tekrar iade edecek olan ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran kimdir? Allah ile beraber başka bir ilah mı var? De ki: "Eğer doğru söyleyenler iseniz delilinizi getirin!"
قُل لَّا يَعْلَمُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ الْغَيْبَ إِلَّا اللَّهُ ۚ وَمَا يَشْعُرُونَ أَيَّانَ يُبْعَثُونَ ﴿٦٥﴾
65- Türkçe Meali: De ki: "Göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilmez. Ne zaman diriltileceklerinin de farkında değildirler."
بَلِ ادَّارَكَ عِلْمُهُمْ فِي الْآخِرَةِ ۚ بَلْ هُمْ فِي شَكٍّ مِّنْهَا ۖ بَلْ هُم مِّنْهَا عَمُونَ ﴿٦٦﴾
66- Türkçe Meali: Hayır, ahiret hakkındaki bilgileri yetersiz kalmıştır. Hayır, onlar bundan şüphe içindedirler. Hayır, onlar ona karşı kördürler.
وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَإِذَا كُنَّا تُرَابًا وَآبَاؤُنَا أَئِنَّا لَمُخْرَجُونَ ﴿٦٧﴾
67- Türkçe Meali: İnkar edenler dediler ki: "Biz ve babalarımız toprak olduktan sonra gerçekten çıkarılacak mıyız?"
لَقَدْ وُعِدْنَا هَٰذَا نَحْنُ وَآبَاؤُنَا مِن قَبْلُ إِنْ هَٰذَا إِلَّا أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ ﴿٦٨﴾
68- Türkçe Meali: "Andolsun, bu tehdit bize de bizden önce babalarımıza da yapıldı. Bu eskilerin masallarından başka bir şey değildir."
قُلْ سِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَانظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُجْرِمِينَ ﴿٦٩﴾
69- Türkçe Meali: De ki: "Yeryüzünde gezin de suçluların sonu nasıl oldu bir bakın!"
وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَلَا تَكُ فِي ضَيْقٍ مِّمَّا يَمْكُرُونَ ﴿٧٠﴾
70- Türkçe Meali: Onlar için üzülme ve kurdukları tuzaklardan dolayı sıkıntıya düşme.
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا الْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ ﴿٧١﴾
71- Türkçe Meali: Ve derler ki: "Eğer doğru söylüyorsanız bu vaat ne zaman?"
قُلْ عَسَىٰ أَن يَكُونَ رَدِفَ لَكُم بَعْضُ الَّذِي تَسْتَعْجِلُونَ ﴿٧٢﴾
72- Türkçe Meali: De ki: "Çabuk gelmesini istediğiniz şeyin bir kısmı belki de arkanıza takılmıştır bile."
وَإِنَّ رَبَّكَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَشْكُرُونَ ﴿٧٣﴾
73- Türkçe Meali: Şüphesiz senin Rabbin insanlara karşı lütuf sahibidir, fakat onların çoğu şükretmezler.
وَإِنَّ رَبَّكَ لَيَعْلَمُ مَا تُكِنُّ صُدُورُهُمْ وَمَا يُعْلِنُونَ ﴿٧٤﴾
74- Türkçe Meali: Ve şüphesiz senin Rabbin, onların göğüslerinin gizlediğini de açığa vurduğunu da elbette bilir.
وَمَا مِنْ غَائِبَةٍ فِي السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ ﴿٧٥﴾
75- Türkçe Meali: Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) bulunmasın.
إِنَّ هَٰذَا الْقُرْآنَ يَقُصُّ عَلَىٰ بَنِي إِسْرَائِيلَ أَكْثَرَ الَّذِي هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ ﴿٧٦﴾
76- Türkçe Meali: Şüphesiz bu Kur'an, İsrailoğullarına hakkında ihtilafa düştükleri şeylerin çoğunu anlatmaktadır.
وَإِنَّهُ لَهُدًى وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ ﴿٧٧﴾
77- Türkçe Meali: Ve şüphesiz o, müminler için bir hidayet ve bir rahmettir.
إِنَّ رَبَّكَ يَقْضِي بَيْنَهُم بِحُكْمِهِ ۚ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْعَلِيمُ ﴿٧٨﴾
78- Türkçe Meali: Şüphesiz senin Rabbin, hükmüyle onların arasında karara varacaktır. O, Mutlak Güç Sahibidir, Her Şeyi Bilendir.
فَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ ۖ إِنَّكَ عَلَى الْحَقِّ الْمُبِينِ ﴿٧٩﴾
79- Türkçe Meali: Öyleyse Allah'a tevekkül et. Şüphesiz sen apaçık hak üzerindesin.
إِنَّكَ لَا تُسْمِعُ الْمَوْتَىٰ وَلَا تُسْمِعُ الصُّمَّ الدُّعَاءَ إِذَا وَلَّوْا مُدْبِرِينَ ﴿٨٠﴾
80- Türkçe Meali: Şüphesiz sen ölülere duyuramazsın; arkalarını dönüp giderken sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.
وَمَا أَنتَ بِهَادِي الْعُمْيِ عَن ضَلَالَتِهِمْ ۖ إِن تُسْمِعُ إِلَّا مَن يُؤْمِنُ بِآيَاتِنَا فَهُم مُّسْلِمُونَ ﴿٨١﴾
81- Türkçe Meali: Körleri de sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola iletecek değilsin. Sen ancak ayetlerimize iman edip teslim olanlara duyurabilirsin.
وَإِذَا وَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ أَخْرَجْنَا لَهُمْ دَابَّةً مِّنَ الْأَرْضِ تُكَلِّمُهُمْ أَنَّ النَّاسَ كَانُوا بِآيَاتِنَا لَا يُوقِنُونَ ﴿٨٢﴾
82- Türkçe Meali: O söz başlarına geleceği (kıyamet yaklaştığı) zaman, onlar için yerden bir dâbbe (canlı) çıkarırız da insanların ayetlerimize kesin olarak inanmadıklarını kendilerine söyler.
وَيَوْمَ نَحْشُرُ مِن كُلِّ أُمَّةٍ فَوْجًا مِّمَّن يُكَذِّبُ بِآيَاتِنَا فَهُمْ يُوزَعُونَ ﴿٨٣﴾
83- Türkçe Meali: Her ümmetten ayetlerimizi yalanlayan bir grubu toplayacağımız gün, artık onlar bir arada tutulurlar.
حَتَّىٰ إِذَا جَاءُوا قَالَ أَكَذَّبْتُم بِآيَاتِي وَلَمْ تُحِيطُوا بِهَا عِلْمًا أَمَّاذَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿٨٤﴾
84- Türkçe Meali: Gelip çatınca (Allah) der ki: "Ayetlerimi ilmen kavramadığınız halde yalanladınız mı, yoksa yaptığınız neydi?"
وَوَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِم بِمَا ظَلَمُوا فَهُمْ لَا يَنطِقُونَ ﴿٨٥﴾
85- Türkçe Meali: Zulmetmeleri sebebiyle o söz başlarına gelmiştir; artık onlar konuşamazlar.
أَلَمْ يَرَوْا أَنَّا جَعَلْنَا اللَّيْلَ لِيَسْكُنُوا فِيهِ وَالنَّهَارَ مُبْصِرًا ۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ﴿٨٦﴾
86- Türkçe Meali: Dinlensinler diye geceyi yarattığımızı, gündüzü de aydınlatıcı kıldığımızı görmediler mi? Şüphesiz bunda inanacak bir kavim için ibretler vardır.
وَيَوْمَ يُنفَخُ فِي الصُّورِ فَفَزِعَ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَمَن فِي الْأَرْضِ إِلَّا مَن شَاءَ اللَّهُ ۚ وَكُلٌّ أَتَوْهُ دَاخِرِينَ ﴿٨٧﴾
87- Türkçe Meali: Sûr'a üfleneceği gün, Allah'ın diledikleri müstesna, göklerde ve yerde kim varsa dehşete kapılır. Hapsi boyun bükerek O'na gelirler.
وَتَرَى الْجِبَالَ تَحْسَبُهَا جَامِدَةً وَهِيَ تَمُرُّ مَرَّ السَّحَابِ ۚ صُنْعَ اللَّهِ الَّذِي أَتْقَنَ كُلَّ شَيْءٍ ۚ إِنَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَفْعَلُونَ ﴿٨٨﴾
88- Türkçe Meali: Dağları görürsün de onları durğan sanırsın, oysa onlar bulutların geçişi gibi geçerler. Bu, her şeyi sapasağlam yapan Allah'ın sanatıdır. Şüphesiz O, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
مَن جَاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ خَيْرٌ مِّنْهَا وَهُم مِّن فَزَعٍ يَوْمَئِذٍ آمِنُونَ ﴿٨٩﴾
89- Türkçe Meali: Kim bir iyilikle gelirse, ona bundan daha hayırlısı vardır. Onlar o günün dehşetinden güvendedirler.
وَمَن جَاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَكُبَّتْ وُجُوهُهُمْ فِي النَّارِ هَلْ تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿٩٠﴾
90- Türkçe Meali: Kim de bir kötülükle gelirse, yüzüstü ateşe atılırlar. "Yaptıklarınızdan başkasıyla mı cezalandırılıyorsunuz?"
إِنَّمَا أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ رَبَّ هَٰذِهِ الْبَلْدَةِ الَّذِي حَرَّمَهَا وَلَهُ كُلُّ شَيْءٍ ۖ وَأُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ مِنَ الْمُسْلِمِينَ ﴿٩١﴾
91- Türkçe Meali: "Bana ancak bu beldenin (Mekke'nin) Rabbine kulluk etmem emredildi; O ki orayı saygın (dokunulmaz) kıldı. Her şey O'nundur. Bana Müslümanlardan olmam emredildi."
وَأَنْ أَتْلُوَ الْقُرْآنَ ۖ فَمَنِ اهْتَدَىٰ فَإِنَّمَا يَهْتَدِي لِنَفْسِهِ ۖ وَمَن ضَلَّ فَقُلْ إِنَّمَا أَنَا مِنَ الْمُنذِرِينَ ﴿٩٢﴾
92- Türkçe Meali: "Ve Kur'an okumam (emredildi). Artık kim hidayete ererse ancak kendi nefsi için erer. Kim de saparsa de ki: Ben ancak uyarıcılardanım."
وَقُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ سَيُرِيكُمْ آيَاتِهِ فَتَعْرِفُونَهَا ۚ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَن مَا تَعْمَلُونَ ﴿٩٣﴾
93- Türkçe Meali: Ve de ki: "Hamd Allah'a mahsustur. O size ayetlerini gösterecektir, siz de onları tanıyacaksınız. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir."

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (15 Adet)

  • مَدِينَة (Madînah / Şehir):
    Anlamı: Şehir, kent.
    Cümle: وَكَانَ فِي الْمَدِينَةِ تِسْعَةُ رَهْطٍ (O şehirde dokuz kişilik bir grup vardı.)
  • آيَة (Âyah / Ayet, Delil):
    Anlamı: Mucize, delil, Kur'an ayeti.
    Cümle: سَيُرِيكُمْ آيَاتِهِ فَتَعْرِفُونَهَا (Size ayetlerini gösterecektir, siz de tanıyacaksınız.)
  • غَيْب (Ghayb / Gayb):
    Anlamı: Görünmeyen, gizli alan.
    Cümle: لَّا يَعْلَمُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ الْغَيْبَ إِلَّا اللَّهُ (Göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilmez.)
  • دَابَّة (Dâbbah / Canlı, Yürüyen varlık):
    Anlamı: Canlı, hareket eden varlık.
    Cümle: أَخْرَجْنَا لَهُمْ دَابَّةً مِّنَ الْأَرْضِ (Onlar için yerden bir dâbbe çıkarırız.)
  • مَاء (Mâ' / Su):
    Anlamı: Su.
    Cümle: وَأَنزَلَ لَكُم مِّنَ السَّمَاءِ مَاءً (Sizin için gökten bir su indirdi.)
  • جِبَال (Cibâl / Dağlar):
    Anlamı: Dağlar (Cebel kelimesinin çoğulu).
    Cümle: وَتَرَى الْجِبَالَ تَحْسَبُهَا جَامِدَةً (Dağları görürsün de onları durğan sanırsın.)
  • عِبَاد ('Ibâd / Kullar):
    Anlamı: Kullar (Kul kelimesinin çoğulu).
    Cümle: وَسَلَامٌ عَلَىٰ عِبَادِهِ الَّذِينَ اصْطَفَىٰ (Seçtiği kullarına selam olsun!)
  • نَهَار (Nahâr / Gündüz):
    Anlamı: Gündüz vakti.
    Cümle: وَجَعَلْنَا النَّهَارَ مُبْصِرًا (Gündüzü aydınlatıcı kıldık.)
  • صُور (Sûr / Sûr borusu):
    Anlamı: Sûr borusu.
    Cümle: وَيَوْمَ يُنفَخُ فِي الصُّورِ (Sûr'a üfleneceği gün...)
  • قَوْم (Kawm / Kavim, Topluluk):
    Anlamı: İnsan topluluğu, halk.
    Cümle: قَالَ يَا قَوْمِ لِمَ تَسْتَعْجِلُونَ (Dedi ki: Ey kavmim! Niye acele ediyorsunuz?)
  • سَيِّئَة (Sayyi'ah / Kötülük):
    Anlamı: Kötülük, günah.
    Cümle: وَمَن جَاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَكُبَّتْ وُجُوهُهُمْ (Kim de kötülükle gelirse yüzüstü ateşe atılır.)
  • حَسَنَة (Hasanah / İyilik):
    Anlamı: İyilik, güzel amel.
    Cümle: مَن جَاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ خَيْرٌ مِّنْهَا (Kim iyilikle gelirse ona daha hayırlısı vardır.)
  • سَمَاوَات (Samâwât / Gökler):
    Anlamı: Gökler.
    Cümle: خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ (Gökleri ve yeri yarattı.)
  • بَلْدَة (Baldah / Belde, Şehir):
    Anlamı: Şehir, memleket.
    Cümle: أَنْ أَعْبُدَ رَبَّ هَٰذِهِ الْبَلْدَةِ (Bu beldenin Rabbine kulluk etmem emredildi.)
  • بُرْهَان (Burhân / Delil, Kanıt):
    Anlamı: Kesin delil, ispat.
    Cümle: قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ (De ki: Delilinizi getirin!)

2. Arapça Fiil Örnekleri (15 Adet)

  • تَسْتَعْجِلُونَ (Tastajilûne / Acele ediyorsunuz):
    Kökü: ع ج ل / Mazi: إِسْتَعْجَلَ (Muzari fiil)
    Cümle: لِمَ تَسْتَعْجِلُونَ بِالسَّيِّئَةِ (Niye kötülüğün çabuk gelmesini istiyorsunuz?)
  • تَسْتَغْفِرُونَ (Tastaghfirûne / Bağışlanma diliyorsunuz):
    Kökü: غ ف ر / Mazi: إِسْتَغْفَرَ (Muzari fiil)
    Cümle: لَوْلَا تَسْتَغْفِرُونَ اللَّهَ (Allah'tan bağışlanma dileseniz ya!)
  • يُفْسِدُونَ (Yufsidûne / Bozgunculuk yapıyorlar):
    Kökü: ف س د / Mazi: أَفْسَدَ (Muzari fiil)
    Cümle: يُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ (Yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar.)
  • يُصْلِحُونَ (Yuslihûne / Düzeltiyorlar, ıslah ediyorlar):
    Kökü: ص ل ح / Mazi: أَصْلَحَ (Muzari fiil)
    Cümle: وَلَا يُصْلِحُونَ (Ve hiç düzeltmiyorlar.)
  • اصْطَفَى (Istafâ / Seçti):
    Kökü: ص ف و / Mazi fiil
    Cümle: عَلَىٰ عِبَادِهِ الَّذِينَ اصْطَفَىٰ (Seçtiği kullarının üzerine...)
  • خَلَقَ (Khalaqa / Yarattı):
    Kökü: خ ل ق / Mazi fiil
    Cümle: أَمَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ (Gökleri ve yeri yaratan kimdir?)
  • أَنزَلَ (Anzala / İndirdi):
    Kökü: ن ز ل / Mazi fiil
    Cümle: وَأَنزَلَ لَكُم مِّنَ السَّمَاءِ مَاءً (Gökten size su indirdi.)
  • يُجِيبُ (Yujîbu / Cevap verir, icabet eder):
    Kökü: ج و ب / Mazi: أَجَابَ (Muzari fiil)
    Cümle: أَمَّن يُجِيبُ الْمُضْطَرَّ (Darda kalana icabet eden kimdir?)
  • يَهْدِيكُمْ (Yahdîkum / Size yol gösterir):
    Kökü: ه د ي / Mazi: هَدَى (Muzari fiil)
    Cümle: أَمَّن يَهْدِيكُمْ فِي ظُلُمَاتِ الْبَرِّ (Karanlıklarda size rehberlik eden kimdir?)
  • يَبْدَأُ (Yabda'u / Başlatır, ilk baştan yaratır):
    Kökü: ب د أ / Mazi: بَدَأَ (Muzari fiil)
    Cümle: أَمَّن يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ (Yaratmayı ilk baştan başlatıp sonra tekrarlayan kimdir?)
  • يَعْلَمُ (Ya'lamu / Bilir):
    Kökü: ع ل م / Mazi: عَلِمَ (Muzari fiil)
    Cümle: لَّا يَعْلَمُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ الْغَيْبَ (Göklerde ve yerde gaybı kimse bilemez.)
  • يُنفَخُ (Yunfakhu / Üflenir):
    Kökü: ن ف خ / Mazi Meçhul: نُفِخَ (Muzari edilgen fiil)
    Cümle: وَيَوْمَ يُنفَخُ فِي الصُّورِ (Sûr'a üfleneceği gün...)
  • تُكَلِّمُهُمْ (Tukallimuhum / Onlarla konuşur):
    Kökü: ك ل م / Mazi: كَلَّمَ (Muzari fiil)
    Cümle: تُكَلِّمُهُمْ أَنَّ النَّاسَ كَانُوا بِآيَاتِنَا لَا يُوقِنُونَ (Onlara insanların inanmadıklarını söyler/konuşur.)
  • سَيُرِيكُمْ (Sayurîkum / Size gösterecektir):
    Kökü: ر أ ي / Mazi: أَرَى (Gelecek zaman muzari fiil)
    Cümle: سَيُرِيكُمْ آيَاتِهِ (Size ayetlerini gösterecektir.)
  • تَوَكَّلْ (Tawakkal / Tevekkül et):
    Kökü: و ك ل / Mazi: تَوَكَّلَ (Emir fiil)
    Cümle: فَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ (Öyleyse Allah'a tevekkül et.)

3. Arapça Edat Örnekleri (Harf-i Cerler Hariç 10 Adet)

  • بَلْ (Bal - İdrâk / Atıf Edatı):
    Anlamı: Aksine, hayır, doğrusu.
    Cümle: بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ تُفْتَنُونَ (Aksine siz imtihan edilen bir kavimsiniz.)
  • إِنَّ (Inna - Teakit / Vurgu Edatı):
    Anlamı: Şüphesiz, muhakkak.
    Cümle: إِنَّ رَبَّكَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ (Şüphesiz senin Rabbin insanlara karşı lütuf sahibidir.)
  • أَمْ (Am - İştirek / Sorgu Edatı):
    Anlamı: Yoksa, yahut.
    Cümle: آللَّهُ خَيْرٌ أَمَّا يُشْرِكُونَ (Allah mı hayırlıdır yoksa ortak koştukları mı?)
  • إِذَا (Idhâ - Zaman / Şart Edatı):
    Anlamı: -dığı zaman, ne zaman ki.
    Cümle: وَإِذَا وَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ (O söz başlarına geleceği zaman...)
  • لَوْلَا (Lawlâ - Teşvik / Tahdıð Edatı):
    Anlamı: Keşke, ...yapsaydınız ya.
    Cümle: لَوْلَا تَسْتَغْفِرُونَ اللَّهَ (Allah'tan bağışlanma dileseniz ya!)
  • إِنَّمَا (Innamâ - Hasr / Sınırlama Edatı):
    Anlamı: Ancak, sadece.
    Cümle: إِنَّمَا أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ رَبَّ هَٰذِهِ الْبَلْدَةِ (Bana ancak bu beldenin Rabbine kulluk etmem emredildi.)
  • حَتَّىٰ (Hattâ - Gaye Edatı):
    Anlamı: Hatta, -e kadar, nihayet.
    Cümle: حَتَّىٰ إِذَا جَاءُوا قَالَ أَكَذَّبْتُم بِآيَاتِي (Nihayet geldiklerinde "Ayetlerimi yalanladınız mı?" dedi.)
  • قَدْ (Qad - Tahkik / Kesinlik Edatı):
    Anlamı: Andolsun ki, gerçekten.
    Cümle: قَدَّرْنَاهَا مِنَ الْغَابِرِينَ (Onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik.)
  • سَـ (Sa - İstikbal / Gelecek Zaman Edatı):
    Anlamı: -ecek, -acak (Yalnızca muzari fiil başına gelir).
    Cümle: سَيُرِيكُمْ آيَاتِهِ (Ayetlerini size gösterecektir.)
  • عَسَىٰ (Âsâ - Terecci / Umut Edatı):
    Anlamı: Umulur ki, belki de.
    Cümle: عَسَىٰ أَن يَكُونَ رَدِفَ لَكُم (Acele istediğiniz şeyin bir kısmı belki de arkanıza takılmıştır.)

Neml Sûresi 46-93. Ayetler Dilbilgisi ve Kelime Testi

Arapça Kelime ve Gramer Testi (Neml 46-93)

S.Muhammed Kayaalp (el-Haşimi) Ks

الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي

Arapça Dersleri-İslami Sohbetler-Tevhid-Tefsir-Hadis-Fıkıh-Fetvalar-İrşadlar

Kuranla-Arapca-27. Neml Sûresi Rating: 4.5 Diposkan Oleh: ☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي☝المحمدية☝

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.