- Ders1
- Ders2
- Sureler
- Arapça Dersler
- Arapça Ders Kitapları
- ☝📖المحمدية📖☝
Kuranla-Arapca-27. Neml Sûresi-1-45.ayetler
www.muhammediyye.org
Konu Özeti
Neml Sûresi’nin ilk 45 ayeti; Kur'ân-ı Kerîm'in müminler için bir hidayet ve müjde olduğunu beyan ederek başlar. Ardından Hz. Mûsâ’nın (a.s.) Tûr dağında ateş görmesi, kendisine verilen mucizeler (asânın yılana dönüşmesi, elinin bembeyaz olması) ve Firavun’a gönderilişi anlatılır. Sûrenin devamında Hz. Dâvûd ve Hz. Süleyman’a (a.s.) verilen ilim, Hz. Süleyman’ın kuş dili bilmesi, cinlerden, insanlardan ve kuşlardan oluşan ordusu, Karınca Vadisi’ndeki karıncanın konuşması ve Hz. Süleyman’ın şükrü aktarılır. Hüdhüd kuşunun Sebe kavminden getirdiği haber üzerine Sebe Kraliçesi (Belkıs) ile Hz. Süleyman arasındaki mektuplaşma, hediyelerin reddedilmesi, Belkıs'ın tahtının göz açıp kapayıncaya kadar getirilmesi ve Kraliçe'nin billur sarayda gerçeği anlayarak tevhid inancını benimsemesi detaylandırılır. 45. ayette ise Semûd kavmine gönderilen Hz. Sâlih (a.s.) ve kavminin iki gruba ayrılıp çekişmesi nazara verilir.
Neml Sûresi 1-45. Ayetler (Okuma Parçası)
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (15 Adet)
- الْقُرْآنُ (El-Kur'ân / Kur'an):
Anlamı: İlahı kitap, Kur'an-ı Kerim.
Cümle: هَذَا الْقُرْآنُ يَهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ (Bu Kur'an en doğru yola iletir.) - كِتَابٌ (Kitâb / Kitap):
Anlamı: Yazılı belge, ilahi metin.
Cümle: تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ (Bunlar apaçık Kitabın ayetleridir.) - نَارٌ (Nâr / Ateş):
Anlamı: Ateş, kor.
Cümle: إِنِّي آنَسْتُ نَارًا (Gerçekten ben bir ateş gördüm.) - عَصَا (Asâ / Asa):
Anlamı: Değnek, baston.
Cümle: وَأَلْقِ عَصَاكَ عَلَى الْأَرْضِ (Asanı yere at.) - جَيْبٌ (Ceyb / Koyun, Yaka):
Anlamı: Elbisenin yaka açılığı, cep, koyun.
Cümle: وَأَدْخِلْ يَدَكَ فِي جَيْبِكَ (Elini koynuna sok.) - سِحْرٌ (Sihr / Sihir):
Anlamı: Büyü, sihir.
Cümle: قَالُوا هَذَا سِحْرٌ مُبِينٌ (Bu apaçık bir sihirdir dediler.) - عِلْمٌ (İlm / İlim):
Anlamı: Bilgi, ilim.
Cümle: وَلَقَدْ آتَيْنَا دَاوُودَ وَسُلَيْمَانَ عِلْمًا (Andolsun ki Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik.) - طَيْرٌ (Tayr / Kuşlar):
Anlamı: Kuşlar topluluğu, kanatlılar.
Cümle: عُلِّمْنَا مَنْطِقَ الطَّيْرِ (Bize kuş dili öğretildi.) - جُنُودٌ (Cunûd / Ordular):
Anlamı: Askerler, ordular.
Cümle: وَحُشِرَ لِسُلَيْمَانَ جُنُودُهُ (Süleyman'ın orduları toplandı.) - نَمْلَةٌ (Namleh / Karınca):
Anlamı: Tek bir karınca.
Cümle: قَالَتْ نَمْلَةٌ يَا أَيُّهَا النَّمْلُ ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْ (Bir karınca: "Ey karıncalar yuvalarınıza girin" dedi.) - هُدْهُدٌ (Hudhud / Hüdhüd):
Anlamı: İbibik kuşu, Hüdhüd.
Cümle: مَا لِيَ لَا أَرَى الْهُدْهُدَ (Hüdhüd'ü neden göremiyorum?) - عَرْشٌ (Arş / Taht):
Anlamı: Hükümranlık tahtı, makam.
Cümle: وَلَهَا عَرْشٌ عَظِيمٌ (Onun büyük bir tahtı vardır.) - هَدِيَّةٌ (Hadiyyeh / Hediye):
Anlamı: Armağan, hediye.
Cümle: وَإِنِّي مُرْسِلَةٌ إِلَيْهِمْ بِهَدِيَّةٍ (Ben onlara bir hediye göndereceğim.) - عِفْرِيتٌ (İfrît / İfrit):
Anlamı: Cinlerin güçlü ve aldatıcı olanı.
Cümle: قَالَ عِفْرِيتٌ مِنَ الْجِنِّ أَنَا آتِيكَ بِهِ (Cinlerden bir ifrit "Onu sana ben getiririm" dedi.) - صَرْحٌ (Sarh / Köşk, Yüksek Bina):
Anlamı: Saray, cam zeminli köşk.
Cümle: قِيلَ لَهَا ادْخُلِي الصَّرْحَ (Ona: "Köşke gir!" denildi.)
2. Arapça Fiil Örnekleri (15 Adet)
- يُقِيمُونَ (Yukîmûne / Dosdoğru kılarlar):
Kökü/Mazi: ق و م / أَقَامَ
Cümle: الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ (Onlar ki namazı dosdoğru kılarlar.) - يُؤْتُونَ (Yu'tûne / Verirler):
Kökü/Mazi: أ ت ي / آتَى
Cümle: وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ (Ve zekatı verirler.) - يَعْمَهُونَ (Ya'mahûne / Bocalıyorlar):
Kökü/Mazi: ع م ه / عَمِهَ
Cümle: فَهُمْ يَعْمَهُونَ فِي طُغْيَانِهِمْ (Onlar azgınlıkları içinde bocalayıp dururlar.) - تَصْطَلُونَ (Tastalûne / Isınırsınız):
Kökü/Mazi: ص ل ي / اِصْطَلَى
Cümle: لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ (Umulur ki ısınırsınız.) - تَخَفْ (Tehaf / Korkma):
Kökü/Mazi: خ و ف / خَافَ
Cümle: يَا مُوسَى لَا تَخَفْ (Ey Musa, korkma!) - ظَلَمَ (Zalame / Haksızlık etti):
Kökü/Mazi: ظ ل م / ظَلَمَ
Cümle: إِلَّا مَنْ ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسْنًا (Ancak kim haksızlık eder de sonra bunu iyiliğe çevirirse...) - يَسْجُدُونَ (Yescudûne / Secde ediyorlar):
Kökü/Mazi: س ج د / سَجَدَ
Cümle: وَجَدْتُهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ (Onu ve kavmini güneşe secde eder buldum.) - تُخْفُونَ (Tuhfûne / Gizliyorsunuz):
Kökü/Mazi: خ ف ي / أَخْفَى
Cümle: وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ (O gizlediğinizi ve açıkladığınızı bilir.) - أَلْقِ (Elki / At! - Emir):
Kökü/Mazi: ل ق ي / أَلْقَى
Cümle: وَأَلْقِ عَصَاكَ (Asanı at!) - تَبَسَّمَ (Tebesseme / Gülümsedi):
Kökü/Mazi: ب س م / تَبَسَّمَ
Cümle: فَتَبَسَّمَ ضَاحِكًا مِنْ قَوْلِهَا (Onun bu sözüne tebessüm ederek gülümsedi.) - أَشْكُرَ (Eşkura / Şükredeyim):
Kökü/Mazi: ش ك ر / شَكَرَ
Cümle: رَبِّ أَوْزِعْنِي أَنْ أَشْكُرَ نِعْمَتَكَ (Rabbim, bana verdiğin nimete şükretmemi ilham et.) - تَفَقَّدَ (Tefekkade / Denetledi, gözden geçirdi):
Kökü/Mazi: ف ق د / تَفَقَّدَ
Cümle: وَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ (Kuşları denetledi.) - يَرْجِعُونَ (Yerci'ûne / Dönerler, cevap verirler):
Kökü/Mazi: ر ج ع / رَجَعَ
Cümle: فَانْظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ (Bak ne cevap verecekler.) - أَفْسَدُوا (Efsedû / Bozdular, harab ettiler):
Kökü/Mazi: ف س د / أَفْسَدَ
Cümle: إِنَّ الْمُلُوكَ إِذَا دَخَلُوا قَرْيَةً أَفْسَدُوهَا (Hükümdarlar bir ülkeye girdiler mi orayı harab ederler.) - أَرْسَلْنَا (Erselnâ / Gönderdik):
Kökü/Mazi: ر س ل / أَرْسَلَ
Cümle: وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا إِلَى ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَالِحًا (Andolsun biz Semûd kavmine kardeşleri Salih'i gönderdik.)
3. Arapça Edat Örnekleri - Harf-i Cerler Hariç (10 Adet)
- إِنَّ (İnne / Şüphesiz, doğrusu):
Anlamı: Te'kid (pekiştirme) edatıdır.
Cümle: إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ (Şüphesiz Allah çok bağışlayan ve merhamet edendir.) - لَعَلَّ (Le'alle / Umulur ki, belki):
Anlamı: Terecci (umut ve beklenti) edatıdır.
Cümle: لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ (Umulur ki ısınırsınız.) - إِذْ (İz / Hani, zamanında):
Anlamı: Geçmiş zaman bildiren zaman edatıdır (zarf).
Cümle: إِذْ قَالَ مُوسَى لِأَهْلِهِ (Hani Musa ailesine demişti...) - أَوْ (Ev / Yahut, veya):
Anlamı: Atıf edatıdır.
Cümle: أَوْ آتِيكُمْ بِشِهَابٍ قَبَسٍ (Yahut size bir kor ateş getireyim.) - ثُمَّ (Summe / Sonra):
Anlamı: Sıralı ve terasili atıf edatıdır.
Cümle: ثُمَّ بَدَّلَ حُسْنًا بَعْدَ سُوءٍ (Sonra kötülüğün yerine iyilik getirdi.) - كَأَنَّ (Ke'anne / Sanki, adeta):
Anlamı: Teşbih (benzetme) edatıdır.
Cümle: كَأَنَّهَا جَانٌّ (Sanki o çevik bir yılan gibiydi.) - إِلَّا (İllâ / Ancak, -den başka):
Anlamı: İstisna edatıdır.
Cümle: إِلَّا مَنْ ظَلَمَ (Ancak zulmeden kimse müstasnadır.) - قَدْ (Kad / Andolsun, gerçekten, -di):
Anlamı: Mazi fiilde tahkik (kesinlik) bildirir.
Cümle: وَلَقَدْ آتَيْنَا دَاوُودَ وَسُلَيْمَانَ عِلْمًا (Andolsun ki Davud ve Süleyman'a ilim verdik.) - حَتَّى (Hattâ / Nihayet, -e kadar):
Anlamı: Gaye ve ibtida edatıdır.
Cümle: حَتَّى إِذَا أَتَوْا عَلَى وَادِ النَّمْلِ (Nihayet Karınca Vadisi'ne geldiklerinde...) - لَمْ (Lem / -medi, -madı):
Anlamı: Muzari fiili mazi olumsuza çeviren cezm edatıdır.
Cümle: وَلَمْ يُعَقِّبْ (Ve arkasına dönüp bakmadı.)
Neml Sûresi 1-45. Ayetler Dilbilgisi ve Kelime Testi
www.muhammediyye.org
"Kuranla-Arapca-27. Neml Sûresi-46-93.ayetler"
Konu Özeti
Neml Sûresi'nin 46-93. ayetleri arasındaki bu bölüm, ilk olarak Semûd kavmi ve Hz. Salih peygamberin kıssasını ele alır; şehirdeki dokuz kişilik bozguncu grubun kurduğu tuzağın helakle sonuçlanmasını aktarır. Ardından Hz. Lut'un kavmine yaptığı hayâsızlık uyarıları ve bu kavmin uğradığı helak hatırlatılır. Sûrenin devamında tevhit inancı; göklerin ve yerin yaratılışı, suyun indirilmesi, darda kalanın duasına icabet edilmesi, karanın ve denizin karanlıklarında yol gösterilmesi gibi muazzam kevnî delillerle ispatlanır. Gaybı yalnızca Allah'ın bildiği, ahireti inkar edenlerin şüpheleri, Kur'an-ı Kerim'in İsrailoğullarına hakikati bildiren bir hidayet kaynağı olduğu vurgulanır. Kıyamet alametlerinden olan Dâbbetü'l-Arz'ın çıkarılışı, Sûr'a üflenmesi, dağların bulutlar gibi geçip gitmesi ve hesap günü anlatılarak, Hz. Peygamber'in yalnızca uyararak Kur'an okumakla görevli olduğu belirtilip hamd ile son bulur.
Neml Sûresi 46-93. Ayetler (Okuma Parçası)
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (15 Adet)
-
مَدِينَة (Madînah / Şehir):
Anlamı: Şehir, kent.
Cümle: وَكَانَ فِي الْمَدِينَةِ تِسْعَةُ رَهْطٍ (O şehirde dokuz kişilik bir grup vardı.) -
آيَة (Âyah / Ayet, Delil):
Anlamı: Mucize, delil, Kur'an ayeti.
Cümle: سَيُرِيكُمْ آيَاتِهِ فَتَعْرِفُونَهَا (Size ayetlerini gösterecektir, siz de tanıyacaksınız.) -
غَيْب (Ghayb / Gayb):
Anlamı: Görünmeyen, gizli alan.
Cümle: لَّا يَعْلَمُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ الْغَيْبَ إِلَّا اللَّهُ (Göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilmez.) -
دَابَّة (Dâbbah / Canlı, Yürüyen varlık):
Anlamı: Canlı, hareket eden varlık.
Cümle: أَخْرَجْنَا لَهُمْ دَابَّةً مِّنَ الْأَرْضِ (Onlar için yerden bir dâbbe çıkarırız.) -
مَاء (Mâ' / Su):
Anlamı: Su.
Cümle: وَأَنزَلَ لَكُم مِّنَ السَّمَاءِ مَاءً (Sizin için gökten bir su indirdi.) -
جِبَال (Cibâl / Dağlar):
Anlamı: Dağlar (Cebel kelimesinin çoğulu).
Cümle: وَتَرَى الْجِبَالَ تَحْسَبُهَا جَامِدَةً (Dağları görürsün de onları durğan sanırsın.) -
عِبَاد ('Ibâd / Kullar):
Anlamı: Kullar (Kul kelimesinin çoğulu).
Cümle: وَسَلَامٌ عَلَىٰ عِبَادِهِ الَّذِينَ اصْطَفَىٰ (Seçtiği kullarına selam olsun!) -
نَهَار (Nahâr / Gündüz):
Anlamı: Gündüz vakti.
Cümle: وَجَعَلْنَا النَّهَارَ مُبْصِرًا (Gündüzü aydınlatıcı kıldık.) -
صُور (Sûr / Sûr borusu):
Anlamı: Sûr borusu.
Cümle: وَيَوْمَ يُنفَخُ فِي الصُّورِ (Sûr'a üfleneceği gün...) -
قَوْم (Kawm / Kavim, Topluluk):
Anlamı: İnsan topluluğu, halk.
Cümle: قَالَ يَا قَوْمِ لِمَ تَسْتَعْجِلُونَ (Dedi ki: Ey kavmim! Niye acele ediyorsunuz?) -
سَيِّئَة (Sayyi'ah / Kötülük):
Anlamı: Kötülük, günah.
Cümle: وَمَن جَاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَكُبَّتْ وُجُوهُهُمْ (Kim de kötülükle gelirse yüzüstü ateşe atılır.) -
حَسَنَة (Hasanah / İyilik):
Anlamı: İyilik, güzel amel.
Cümle: مَن جَاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ خَيْرٌ مِّنْهَا (Kim iyilikle gelirse ona daha hayırlısı vardır.) -
سَمَاوَات (Samâwât / Gökler):
Anlamı: Gökler.
Cümle: خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ (Gökleri ve yeri yarattı.) -
بَلْدَة (Baldah / Belde, Şehir):
Anlamı: Şehir, memleket.
Cümle: أَنْ أَعْبُدَ رَبَّ هَٰذِهِ الْبَلْدَةِ (Bu beldenin Rabbine kulluk etmem emredildi.) -
بُرْهَان (Burhân / Delil, Kanıt):
Anlamı: Kesin delil, ispat.
Cümle: قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ (De ki: Delilinizi getirin!)
2. Arapça Fiil Örnekleri (15 Adet)
-
تَسْتَعْجِلُونَ (Tastajilûne / Acele ediyorsunuz):
Kökü: ع ج ل / Mazi: إِسْتَعْجَلَ (Muzari fiil)
Cümle: لِمَ تَسْتَعْجِلُونَ بِالسَّيِّئَةِ (Niye kötülüğün çabuk gelmesini istiyorsunuz?) -
تَسْتَغْفِرُونَ (Tastaghfirûne / Bağışlanma diliyorsunuz):
Kökü: غ ف ر / Mazi: إِسْتَغْفَرَ (Muzari fiil)
Cümle: لَوْلَا تَسْتَغْفِرُونَ اللَّهَ (Allah'tan bağışlanma dileseniz ya!) -
يُفْسِدُونَ (Yufsidûne / Bozgunculuk yapıyorlar):
Kökü: ف س د / Mazi: أَفْسَدَ (Muzari fiil)
Cümle: يُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ (Yeryüzünde bozgunculuk yapıyorlar.) -
يُصْلِحُونَ (Yuslihûne / Düzeltiyorlar, ıslah ediyorlar):
Kökü: ص ل ح / Mazi: أَصْلَحَ (Muzari fiil)
Cümle: وَلَا يُصْلِحُونَ (Ve hiç düzeltmiyorlar.) -
اصْطَفَى (Istafâ / Seçti):
Kökü: ص ف و / Mazi fiil
Cümle: عَلَىٰ عِبَادِهِ الَّذِينَ اصْطَفَىٰ (Seçtiği kullarının üzerine...) -
خَلَقَ (Khalaqa / Yarattı):
Kökü: خ ل ق / Mazi fiil
Cümle: أَمَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ (Gökleri ve yeri yaratan kimdir?) -
أَنزَلَ (Anzala / İndirdi):
Kökü: ن ز ل / Mazi fiil
Cümle: وَأَنزَلَ لَكُم مِّنَ السَّمَاءِ مَاءً (Gökten size su indirdi.) -
يُجِيبُ (Yujîbu / Cevap verir, icabet eder):
Kökü: ج و ب / Mazi: أَجَابَ (Muzari fiil)
Cümle: أَمَّن يُجِيبُ الْمُضْطَرَّ (Darda kalana icabet eden kimdir?) -
يَهْدِيكُمْ (Yahdîkum / Size yol gösterir):
Kökü: ه د ي / Mazi: هَدَى (Muzari fiil)
Cümle: أَمَّن يَهْدِيكُمْ فِي ظُلُمَاتِ الْبَرِّ (Karanlıklarda size rehberlik eden kimdir?) -
يَبْدَأُ (Yabda'u / Başlatır, ilk baştan yaratır):
Kökü: ب د أ / Mazi: بَدَأَ (Muzari fiil)
Cümle: أَمَّن يَبْدَأُ الْخَلْقَ ثُمَّ يُعِيدُهُ (Yaratmayı ilk baştan başlatıp sonra tekrarlayan kimdir?) -
يَعْلَمُ (Ya'lamu / Bilir):
Kökü: ع ل م / Mazi: عَلِمَ (Muzari fiil)
Cümle: لَّا يَعْلَمُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ الْغَيْبَ (Göklerde ve yerde gaybı kimse bilemez.) -
يُنفَخُ (Yunfakhu / Üflenir):
Kökü: ن ف خ / Mazi Meçhul: نُفِخَ (Muzari edilgen fiil)
Cümle: وَيَوْمَ يُنفَخُ فِي الصُّورِ (Sûr'a üfleneceği gün...) -
تُكَلِّمُهُمْ (Tukallimuhum / Onlarla konuşur):
Kökü: ك ل م / Mazi: كَلَّمَ (Muzari fiil)
Cümle: تُكَلِّمُهُمْ أَنَّ النَّاسَ كَانُوا بِآيَاتِنَا لَا يُوقِنُونَ (Onlara insanların inanmadıklarını söyler/konuşur.) -
سَيُرِيكُمْ (Sayurîkum / Size gösterecektir):
Kökü: ر أ ي / Mazi: أَرَى (Gelecek zaman muzari fiil)
Cümle: سَيُرِيكُمْ آيَاتِهِ (Size ayetlerini gösterecektir.) -
تَوَكَّلْ (Tawakkal / Tevekkül et):
Kökü: و ك ل / Mazi: تَوَكَّلَ (Emir fiil)
Cümle: فَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ (Öyleyse Allah'a tevekkül et.)
3. Arapça Edat Örnekleri (Harf-i Cerler Hariç 10 Adet)
-
بَلْ (Bal - İdrâk / Atıf Edatı):
Anlamı: Aksine, hayır, doğrusu.
Cümle: بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ تُفْتَنُونَ (Aksine siz imtihan edilen bir kavimsiniz.) -
إِنَّ (Inna - Teakit / Vurgu Edatı):
Anlamı: Şüphesiz, muhakkak.
Cümle: إِنَّ رَبَّكَ لَذُو فَضْلٍ عَلَى النَّاسِ (Şüphesiz senin Rabbin insanlara karşı lütuf sahibidir.) -
أَمْ (Am - İştirek / Sorgu Edatı):
Anlamı: Yoksa, yahut.
Cümle: آللَّهُ خَيْرٌ أَمَّا يُشْرِكُونَ (Allah mı hayırlıdır yoksa ortak koştukları mı?) -
إِذَا (Idhâ - Zaman / Şart Edatı):
Anlamı: -dığı zaman, ne zaman ki.
Cümle: وَإِذَا وَقَعَ الْقَوْلُ عَلَيْهِمْ (O söz başlarına geleceği zaman...) -
لَوْلَا (Lawlâ - Teşvik / Tahdıð Edatı):
Anlamı: Keşke, ...yapsaydınız ya.
Cümle: لَوْلَا تَسْتَغْفِرُونَ اللَّهَ (Allah'tan bağışlanma dileseniz ya!) -
إِنَّمَا (Innamâ - Hasr / Sınırlama Edatı):
Anlamı: Ancak, sadece.
Cümle: إِنَّمَا أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ رَبَّ هَٰذِهِ الْبَلْدَةِ (Bana ancak bu beldenin Rabbine kulluk etmem emredildi.) -
حَتَّىٰ (Hattâ - Gaye Edatı):
Anlamı: Hatta, -e kadar, nihayet.
Cümle: حَتَّىٰ إِذَا جَاءُوا قَالَ أَكَذَّبْتُم بِآيَاتِي (Nihayet geldiklerinde "Ayetlerimi yalanladınız mı?" dedi.) -
قَدْ (Qad - Tahkik / Kesinlik Edatı):
Anlamı: Andolsun ki, gerçekten.
Cümle: قَدَّرْنَاهَا مِنَ الْغَابِرِينَ (Onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik.) -
سَـ (Sa - İstikbal / Gelecek Zaman Edatı):
Anlamı: -ecek, -acak (Yalnızca muzari fiil başına gelir).
Cümle: سَيُرِيكُمْ آيَاتِهِ (Ayetlerini size gösterecektir.) -
عَسَىٰ (Âsâ - Terecci / Umut Edatı):
Anlamı: Umulur ki, belki de.
Cümle: عَسَىٰ أَن يَكُونَ رَدِفَ لَكُم (Acele istediğiniz şeyin bir kısmı belki de arkanıza takılmıştır.)
Neml Sûresi 46-93. Ayetler Dilbilgisi ve Kelime Testi



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.