☝📖İbrahimi ﷺ Muhammedi ﷺ Hanif İslam📖☝﷽𐰃𐰠𐰯☝📖المحمدية☝Muhammediyye📖☝𐰃𐰠𐰯༺الله أكبر ༻

Güncel Duyuru Eylül 2026

Kur'anla Arapça Dilbilgisi derslerimiz ve gramer ve kelime ezber testi ,örnek cümle ve kelimeler le beraber sitemize ekleniyor... 116 tane Arapça dilbilgisi konu testi ve Örnek kelimeler ve örnek cümleler ve kelime ezber testi sitemize eklendi..

☝المحمدية☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي 📖 ☝

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية-📖

Teoriye göre;İlluminati(hizbüşşeytan) yani uzaylı ve insan melezi ırklar,yarı vampir,yılan,ejderha vs melez soylardan oluşan topluluk,masonik, illuminatik firavun ve nemrud soylarının hipnoz,büyü,zihin kontrolü,algı yönetimi ile bireyler ve toplumları yönetmesi,hizbüşşeytan illumiatinin küresel illuminatik sistemi; siyaset,medya,sivil toplum,terör örgütleri,mafya,enerji,silah,ilaç,gıda tekeli alanlarda illuminati vardır!

Destek olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.

Kuranla-Arapca-3. Âli İmrân Sûresi-1-1-99

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية علي الكتاب و السنة الصحيحة-📖
Üye olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.Kardeşlerimize Önemli :
اعوذ بالله من الشيطان الرجيم
 بسم الله الرحمان الرحيم
 الحمد لله رب العالمين و الصلاة و السلام علي امامنا محمد
 و آله و اهل بيته و صحبه و امته اجمعين
Euzü billahi mineşeydanirracimi ve min hizbihi..
Bismillahirrahmanirrahiym
Allahım cc Şeytandan ve onun hizbi tağutlardan
marid ve hannaslardan,cibt ve belamlardan sana sığınırız.Rahman ve rahiym olan Allahın cc adıyla.. 
Ahmedilik,kadıyanilik,bahailik,Vahhabilik,Şiilik,
illuminati,masonluk,yahudilik,nasırilik,nusayrilik,yezidilik,
sağcılık,solculuk,islamcılık,ateizm,deizm, budizm,hinduizm gibi  İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif İslama aykırı dini,felsefi ve ideolojik akımlardan imanımızı ve dinimizi koruyalım!     
İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif din islamdır!
İslam ise; peygamberler peygamberi cenabı Muhammed   dinidir!..
Nemrut,Firavun,İsis,ra ve el gibi tağutlar(illuminati) ve onların günümüzdeki soylarının ve taraftarlarının dini(inanış,felsefe,ideolojilerinin) değil!
𐰃𐰠𐰯Kur'an ve sahih sünnetin izinde Muhammediyiz𐰃𐰠𐰯
📖☝ المحمدية علي الكتاب و السنة☝📖 Arapça Dersleri☝İslami Sohbetler☝İslami İlimler☝Manevi Rehberlik☝  instagram: https://www.instagram.com/muhammediyye
  • Ders1
  • Ders2
  • Konu Testi
  • Sureler
  • Arapça Dersler
  • ☝📖المحمدية📖☝

Kuranla-Arapca-3. Âli İmrân Sûresi-1-49.ayetler

Konu Özeti: Âli İmrân Sûresi'nin 1-49. ayetleri arasındaki bu bölümde; Kur'an'ın hak ile indirildiği, muhkem ve müteşabih ayetler, Allah'ın birliği, ilmi ve kudreti, Ehl-i kitap ile münasebetler, Hz. Meryem'in doğumu ve yetiştirilmesi, Hz. Zekeriya'nın duası ve Hz. İsa'nın peygamberliği ile mucizeleri ele alınmaktadır. Kaynak: kuran-eski.edize.com

Ayetler ve Türkçe Çevirileri

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

1. الٓمٓ
Meali: Elif, Lâm, Mîm.
2. اَللّٰهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۙ الْحَيُّ الْقَيُّومُؕ
Meali: Allah, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayandır. Diridir, kayyumdur.
3. نَزَّلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَاَنْزَلَ التَّوْرٰيةَ وَالْاِنْجٖيلَۙ
Meali: O, sana Kitab'ı hak ve kendisinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, daha önce Tevrat'ı ve İncil'i indirmişti.
4. مِنْ قَبْلُ هُدًى لِلنَّاسِ وَاَنْزَلَ الْفُرْقَانَؕ اِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا بِاٰيَاتِ اللّٰهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدٖيدٌؕ وَاللّٰهُ عَزٖيزٌ ذُو انْتِقَامٍ
Meali: Daha önce insanlara birer hidayet olarak. Furkan'ı da indirdi. Şüphesiz, Allah'ın ayetlerini inkar edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.
5. اِنَّ اللّٰهَ لَا يَخْفٰى عَلَيْهِ شَيْءٌ فِي الْاَرْضِ وَلَا فِي السَّمَٓاءِؕ
Meali: Şüphesiz yerde ve gökte Allah'a hiçbir şey gizli kalmaz.
6. هُوَ الَّذٖي يُصَوِّرُكُمْ فِي الْاَرْحَامِ كَيْفَ يَشَٓاءُؕ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ الْعَزٖيزُ الْحَكٖيمُ
Meali: O, sizi rahimlerde, dilediği gibi şekillendirendir. Ondan başka ilah yoktur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
7. هُوَ الَّذٖٓى اَنْزَلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ مِنْهُ اٰيَاتٌ مُحْكَمَاتٌ هُنَّ اُمُّ الْكِتَابِ وَاُخَرُ مُتَشَابِهَاتٌۜ فَاَمَّا الَّذٖينَ فٖى قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَابَهَ مِنْهُ ابْتِغَٓاءَ الْفِتْنَةِ وَابْتِغَٓاءَ تَاْوٖيلِهٖۚ وَمَا يَعْلَمُ تَاْوٖيلَهُٓ اِلَّا اللّٰهُۘ وَالرَّاسِخُونَ فِى الْعِلْمِ يَقُولُونَ اَمَنَّا بِهٖۘ كُلٌّ مِنْ عِنْدِ رَبِّنَاۚ وَمَا يَذَّكَّرُ اِلَّا اُولُوا الْاَلْبَابِ
Meali: Sana Kitab'ı indiren O'dur. Onun bir kısım ayetleri muhkemdir ki bunlar kitabın anasıdır, diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar fitne çıkarmak ve tevilini aramak için müteşabih ayetlerin ardına düşerler. Tevilini ancak Allah bilir. İlimde derinleşenler "Ona inandık, hepsi Rabbimiz katındandır" derler. Bunu ancak akıl sahipleri düşünüp anlar.
8. رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةًۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ
Meali: Rabbimiz! Bizi hidayete erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize katından bir rahmet bahşet. Şüphesiz sen çok bahşedensin.
9. رَبَّنَٓا اِنَّكَ جَامِعُ النَّاسِ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ فٖيهِؕ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُخْلِفُ الْمٖيعَادَࣖ
Meali: Rabbimiz! Şüphesiz sen, hakkında şüphe olmayan bir günde insanları toplayacaksın. Şüphesiz Allah vaadinden dönmez.
10. اِنَّ الَّذٖينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْئًاۚ وَاُولٰئِكَ هُمْ وَقُودُ النَّارِۙ
Meali: Şüphesiz inkar edenlere, Allah'a karşı ne malları ne de evlatları bir şey kazandırır. İşte onlar ateşin yakıtıdır.
11. كَدَأْبِ اٰلِ فِرْعَوْنَۙ وَالَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْۜ كَذَّبُوا بِاٰيَاتِنَاۚ فَاَخَذَهُمُ اللّٰهُ بِذُنُوبِهِمْۜ وَاللّٰهُ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Meali: (Bunların durumu) Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin durumu gibidir: Ayetlerimizi yalanladılar, Allah da onları günahlarıyla yakaladı. Allah azabı şiddetli olandır.
12. قُلْ لِلَّذِينَ كَفَرُوا سَتُغْلَبُونَ وَتُحْشَرُونَ اِلٰى جَهَنَّمَۚ وَبِئْسَ الْمِهَادُ
Meali: İnkâr edenlere de ki: "Siz mutlaka yenilgiye uğrayacak ve toplanıp cehenneme doldurulacaksınız. Orası ne fena yataktır!"
13. قَدْ كَانَ لَكُمْ اٰيَةٌ فِي فِئَتَيْنِ اِلْتَقَتَاۚ فِئَةٌ تُقَاتِلُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَاُخْرَى كَافِرَةٌ يَرَوْنَهُمْ مِثْلَيْهِمْ رَأْيَ الْعَيْنِۚ وَاللَّهُ يُؤَيِّدُ بِنَصْرِهِ مَنْ يَشَاءُؕ اِنَّ فِي ذَلِكَ لَبِعْرَى لِأُولِي الْأَبْصَارِ
Meali: Karşı karşıya gelen iki toplulukta sizin için şüphesiz bir ibret vardır: Biri Allah yolunda savaşıyordu, diğeri ise kâfir idi. Onları göz kararıyla kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah dilediğini yardımıyla destekler. Şüphesiz bunda basiret sahipleri için büyük bir ibret vardır.
14. زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاءِ وَالْبَنِينَ وَالْقَنَاطِيرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْأَنْعَامِ وَالْحَرْثِۚ ذَلِكَ مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَاۚ وَاللَّهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَآبِ
Meali: Kadınlar, oğullar, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüş, soylu atlar, hayvanlar ve ekinler gibi aşırı sevgi duyulan şeyler insanlara süslü gösterilmiştir. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa varılacak güzel yer Allah katındadır.
15. قُلْ اَؤُنَبِّئُكُمْ بِخَيْرٍ مِنْ ذَلِكُمْؕ لِلَّذِينَ اتَّقَوْا عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَأَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَرِضْوَانٌ مِنَ اللَّهِۚ وَاللَّهُ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ
Meali: De ki: "Size bundan daha hayırlısını bildireyim mi? Takva sahipleri için Rableri katında altından ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır." Allah kullarını görendir.
16. اَلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا إِنَّنَا آمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
Meali: Onlar, "Rabbimiz! Biz inandık, bizim günahlarımızı bağışla ve bizi ateş azabından koru" derler.
17. اَلصَّابِرِينَ وَالصَّادِقِينَ وَالْقَانِتِينَ وَالْمُنْفِقِينَ وَالْمُسْتَغْفِرِينَ بِالْأَسْحَارِ
Meali: Onlar sabredenler, doğru olanlar, huzurda boyun bükenler, infak edenler ve seher vakitlerinde bağışlama dileyenlerdir.
18. شَهِدَ اللَّهُ أَنَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ وَالْمَلَائِكَةُ وَأُولُو الْعِلْمِ قَائِمًا بِالْقِسْطِۚ لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
Meali: Allah, adaleti ayakta tutarak, kendisinden başka ilah olmadığını şahitlik etmiştir; melekler ve ilim sahipleri de. O'ndan başka ilah yoktur, mutlak güç ve hikmet sahibidir.
19. إِنَّ الدِّينَ عِنْدَ اللَّهِ الْإِسْلَامُۗ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ إِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْۗ وَمَنْ يَكْفُرْ بِآيَاتِ اللَّهِ فَإِنَّ اللَّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ
Meali: Şüphesiz Allah katında din İslam'dır. Kendilerine kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın ayetlerini inkar ederse, bilsin ki Allah hesabı çabuk görendir.
20. فَإِنْ حَاجَّوكَ فَقُلْ أَسْلَمْتُ وَجْهِيَ لِلَّهِ وَمَنِ اتَّبَعَنِۗ وَقُلْ لِلَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ وَالْأُمِّيِّينَ أَأَسْلَمْتُمْۚ فَإِنْ أَسْلَمْتُمْ فَقَدِ اهْتَدَوْاۚ وَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنَّ عَلَيْكَ الْبَلَاغَۗ وَاللَّهُ بَصِيرٌ بِالْعِبَادِ
Meali: Eğer seninle tartışmaya girişirlerse, de ki: "Ben ve bana uyanlar kendimizi Allah'a teslim ettিক." Kendilerine kitap verilenlere ve umbilere de ki: "Siz de teslim oldunuz mu?" Eğer teslim olurlarsa hidayete ermiş olurlar. Yüz çevirirlerse sana düşen ancak tebliğdir. Allah kullarını hakkıyla görendir.
21. إِنَّ الَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيِّينَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَيَقْتُلُونَ الَّذِينَ يَأْمُرُونَ بِالْقِسْطِ مِنَ النَّاسِ فَبَشِّرْهُمْ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
Meali: Allah'ın ayetlerini inkâr edenleri, haksız yere peygamberleri öldürenleri ve insanlardan adaleti emredenlerin canına kıyanları acıklı bir azapla müjdele.
22. أُولَئِكَ الَّذِينَ حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرِينَ
Meali: İşte onların amelleri dünyada da ahirette de boşa çıkmıştır. Onların hiç yardımcıları da yoktur.
23. أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ أُوتُوا نَصِيبًا مِنَ الْكِتَابِ يُدْعَوْنَ إِلَى كِتَابِ اللَّهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ يَتَوَّلى فَرِيقٌ مِنْهُمْ وَهُمْ مُعْرِضُونَ
Meali: Kendilerine kitaptan bir nasip verilenleri görmedin mi? Aralarında hükmetmesi için Allah'ın kitabına çağrılıyorlar da sonra içlerinden bir grup yüz çevirerek dönüp gidiyor.
24. ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا لَنْ تَمَسَّنَا النَّارُ إِلَّا أَيَّامًا مَعْدُودَاتٍ وَغَرَّهُمْ فِي دِينِهِمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ
Meali: Bu, onların "Bize sayılı günlerden başka ateş dokunmayacaktır" demelerindendir. Uydurup durdukları şeyler dinleri konusunda onları aldatmıştır.
25. فَكَيْفَ إِذَا جَمَعْنَاهُمْ لِيَوْمٍ لَا رَيْبَ فِيهِ وَوُفِّيَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
Meali: Gececeğinden şüphe olmayan bir günde kendilerini topladığımız ve her nefse kazandığının eksiksiz verileceği, kimseye haksızlık edilmeyeceği gün halleri nice olacaktır?
26. قُلِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَاءُ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَاءُ بِيَدِكَ الْخَيْرُ إِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Meali: De ki: "Ey mülkün sahibi Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden mülkü çekip alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye kadirsin."
27. تُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَتُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَتُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَتَرْزُقُ مَنْ تَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ
Meali: Geceyi gündüze katarsın, gündüzü geceye katarsın. Ölüden diri çıkarırsın, diriden ölü çıkarırsın. Dilediğine hesapsız rızık verirsin.
28. لَا يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنِينَ وَمَنْ يَفْعَلْ ذَلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللَّهِ فِي شَيْءٍ إِلَّا أَنْ تَتَّقُوا مِنْهُمْ تُقَاةً وَيُحَذِّرُكُمُ اللَّهُ نَفْسَهُ وَإِلَى اللَّهِ الْمَصِيرُ
Meali: Müminler, müminleri bırakıp da kafirleri dost edinmesinler. Kim bunu yaparsa Allah ile hiçbir bağı kalmaz; ancak onlardan gelebilecek bir tehlikeden korunmanız müstesnadır. Allah sizi kendisine karşı sakındırır. Dönüş ancak Allah'adır.
29. قُلْ إِنْ تُخْفُوا مَا فِي صُدُورِكُمْ أَوْ تُبْدُوهُ يَعْلَمْهُ اللَّهُ وَيَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Meali: De ki: "İçinizdekini gizleseniz de açığa vursanız da Allah onu bilir. Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsini bilir. Allah her şeye kadirdir.
30. يَوْمَ تَجِدُ كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ مِنْ خَيْرٍ مُحْضَرًا وَمَا عَمِلَتْ مِنْ سُوءٍ تََوَدُّ لَوْ أَنَّ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُ أَمَدًا بَعِيدًا وَيُحَذِّرُكُمُ اللَّهُ نَفْسَهُ وَاللَّهُ رَءُوفٌ بِالْعِبَادِ
Meali: O gün herkes işlediği hayrı da kötülüğü de önünde hazır bulacaktır. İster ki kötülüğü ile kendisi arasında uzak bir mesafe olsun. Allah sizi kendisine karşı sakındırır. Allah kullarına karşı çok şefkatlidir.
31. قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللَّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
Meali: De ki: "Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayandır, merhamet edendir."
32. قُلْ أَطِيعُوا اللَّهَ وَالرَّسُولَ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْكَافِرِينَ
Meali: De ki: "Allah'a ve Resul'e itaat edin." Eğer yüz çevirirlerse bilsin ki Allah kafirleri sevmez.
33. إِنَّ اللَّهَ اصْطَفَى آدَمَ وَنُوحًا وَآلَ إِبْرَاهِيمَ وَآلَ عِمْرَانَ عَلَى الْعَالَمِينَ
Meali: Şüphesiz Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini alemler üzerine seçkin kıldı.
34. ذُرِّيَّةً بَعْضُهَا مِنْ بَعْضٍ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Meali: Birbiri ardına gelen birer zürriyet olarak. Allah hakkıyla işitendir, bilendir.
35. إِذْ قَالَتِ امْرَأَتُ عِمْرَانَ رَبِّ إِنِّي نَذَرْتُ لَكَ مَا فِي بَطْنِي مُحَرَّرًا فَتَقَبَّلْ مِنِّي إِنَّكَ أَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Meali: Hani İmran'ın karısı, "Rabbim! Karnımdakini azat edilmiş olarak sırf sana adadım, bunu benden kabul et. Şüphesiz sen hakkıyla işitensin, bilensin" demişti.
36. فَلَمَّا وَضَعَتْهَا قَالَتْ رَبِّ إِنِّي وَضَعْتُهَا أُنْثَى وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا وَضَعَتْ وَلَيْسَ الذَّكَرُ كَالْأُنْثَى وَإِنِّي سَمَّيْتُهَا مَرْيَمَ وَإِنِّي أُعِيذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
Meali: Onu doğurunca, "Rabbim! Onu kız doğurdum -zaten Allah ne doğurduğunu çok iyi bilmektedir-, erkek kız gibi değildir. Ona Meryem adını koydum. Onu ve soyunu kovulmuş şeytandan senin korumana sığınıyorum" dedi.
37. فَتَقَبَّلَهَا رَبُّهَا بِقَبُولٍ حَسَنٍ وَأَنْبَتَهَا نَبَاتًا حَسَنًا وَكَفَّلَهَا زَكَرِيَّا كُلَّمَا دَخَلَ عَلَيْهَا زَكَرِيَّا الْمِحْرَابَ وَجَدَ عِنْدَهَا رِزْقًا قَالَ يَا مَرْيَمُ أَنَّى لَكِ هَذَا قَالَتْ هُوَ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يَرْزُقُ مَنْ يَشَاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ
Meali: Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti, onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi ve Zekeriya'nın eline verdi. Zekeriya ne zaman mihraba girdiyse yanında bir rızık buldu. "Ey Meryem, bu sana nereden geldi?" dedi. O da "Bu Allah katındandır, şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir" dedi.
38. هُنَالِكَ دَعَا زَكَرِيَّا رَبَّهُ قَالَ رَبِّ هَبْ لِي مِنْ لَدُنْكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةً إِنَّكَ سَمِيعُ الدُّعَاءِ
Meali: Orada Zekeriya Rabbine dua etti: "Rabbim! Bana katından temiz bir nesil bahşet. Şüphesiz sen duayı işitensin" dedi.
39. فَنَادَتْهُ الْمَلَائِكَةُ وَهُوَ قَائِمٌ يُصَلِّ فِي الْمِحْرَابِ أَنَّ اللَّهَ يُبَشِّرُكَ بِيَحْyى مُصَدِّقًا بِكَلِمَةٍ مِنَ اللَّهِ وَسَيِّدًا وَحَصُورًا وَنَبِيًّا مِنَ الصَّالِحِينَ
Meali: O mihrabda namaz kılarken melekler ona şöyle seslendi: "Allah sana, kendisinden bir kelimeyi doğrulayan, efendi, nefsine hakim ve salihlerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeler."
40. قَالَ رَبِّ أَنَّى يَكُونُ لِي غُلَامٌ وَقَدْ بَلَغَنِيَ الْكِبَرُ وَامْرَأَتِي عَاقِرٌ قَالَ كَذَلِكَ اللَّهُ يَفْعَلُ مَا يَشَاءُ
Meali: Zekeriya: "Rabbim, benim nasıl çocuğum olabilir ki, bana yaşlılık gelip çattı, karım da kısırdır" dedi. Allah: "Öyledir, ancak Allah dilediğini yapar" dedi.
41. قَالَ رَبِّ اجْعَلْ لِي آيَةً قَالَ آيَتُكَ أَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلَاثَةَ أَيَّامٍ إِلَّا رَمْزًا وَاذْكُرْ رَبَّكَ كَثِيرًا وَسَبِّحْ بِالْعَشِيِّ وَالْإِبْكَارِ
Meali: Zekeriya: "Rabbim, bana bir alamet ver" dedi. Allah: "Alametin, insanlarla üç gün işaret dili dışında konuşamamandır. Rabbini çok an, akşam sabah tesbih et" dedi.
42. وَإِذْ قَالَتِ الْمَلَائِكَةُ يَا مَرْيَمُ إِنَّ اللَّهَ اصْطَفَاكِ وَطَهَّرَكِ وَاصْطَفَاكِ عَلَى نِسَاءِ الْعَالَمِينَ
Meali: Hani melekler demişti ki: "Ey Meryem! Şüphesiz Allah seni seçti, seni tertemiz kıldı ve alemlerin kadınlarına tercih etti."
43. يَا مَرْيَمُ اقْنُتِي لِرَبِّكِ وَاسْجُدِي وَارْكَعِي مَعَ الرَّاكِعِينَ
Meali: Ey Meryem! Rabbine divan dur, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku et.
44. ذَلِكَ مِنْ أَنْبَاءِ الْغَيْبِ نُوحِيهِ إِلَيْكَ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ إِذْ يُلْقُونَ أَقْلَامَهُمْ أَيُّهُمْ يَكْفُلُ مَرْيَمَ وَمَا كُنْتَ لَدَيْهِمْ إِذْ يَخْتَصِمُونَ
Meali: Bunlar gayb haberlerindendir, onları sana vahyediyoruz. Meryem'i hangimiz koruyacağımıza dair kalemlerini atarlarken sen yanlarında değildin, tartışırlarken de yanlarında değildin.
45. إِذْ قَالَتِ الْمَلَائِكَةُ يَا مَرْيَمُ إِنَّ اللَّهَ يُبَشِّرُكِ بِكَلِمَةٍ مِنْهُ اسْمُهُ الْمَسِيحُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ وَجِيهًا فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَمِنَ الْمُقَرَّبِينَ
Meali: Hani melekler demişti ki: "Ey Meryem! Şüphesiz Allah seni kendisinden bir kelime ile müjdeliyor ki adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir, dünyada ve ahirette itibarlıdır, mukarreplerdendir."
46. وَيُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلًا وَمِنَ الصَّالِحِينَ
Meali: Beşikte iken de yetişkin iken de insanlarla konuşacak ve salihlerden olacaktır.
47. قَالَتْ رَبِّ أَنَّى يَكُونُ لِي غُلَامٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِي بَشَرٌ قَالَ كَذَلِكَ اللَّهُ يَفْعَلُ مَا يَشَاءُ إِذَا قَضَى أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
Meali: Meryem: "Rabbim, bana bir beşer dokunmamışken nasıl çocuğum olabilir?" dedi. Allah: "Öyle ama Allah dilediğini yaratır, bir işin olmasını dilediğinde ona sadece 'Ol' der, o da hemen oluverir" dedi.
48. وَيُعَلِّمُهُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرَاةَ وَالْإِنْجِيلَ
Meali: Ona kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecektir.
49. وَرَسُولًا إِلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنِّي قَدْ جِئْتُكُمْ بِآيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ أَنِّي أَخْلُقُ لَكُمْ مِنَ الطِّينِ كَهَيْئَةِ الطَّيْرِ فَأَنْفُخُ فِيهِ فَيَكُونُ طَيْرًا بِإِذْنِ اللَّهِ وَأُبْرِئُ الْأَكْمَهَ وَالْأَبْرَصَ وَأُحْيِي الْمَوْتَى بِإِذْنِ اللَّهِ وَأُنَبِّئُكُمْ بِمَا تَأْكُلُونَ وَمَا تَدَّخِرُونَ فِي بُيُوتِكُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
Meali: Onu İsrailoğullarına peygamber olarak gönderecektir: 'Şüphesiz ben size Rabbinizden bir mucize ile geldim. Ben size çamurdan kuş gibi bir şey yapar, içine üflerim, Allah'ın izniyle o kuş oluverir. Anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştiririm, Allah'ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer inanıyorsanız şüphesiz bunda sizin için bir ibret vardır.'

Arapça Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsimler (25 Örnek)

1. كِتَاب (Kitap): قَرَأْتُ كِتَاباً مُفِيداً (Faydalı bir kitap okudum.)
2. عِلْم (İlim): اَلْعِلْمُ نُورٌ (İlim nurdur.)
3. رَحْمَة (Rahmet): رَحْمَةُ اللَّهِ وَاسِعَةٌ (Allah'ın rahmeti geniştir.)
4. رَبّ (Rab): اَلرَّبُّ غَفُورٌ رَحِيمٌ (Rab bağışlayandır.)
5. سَمَاء (Gök): اَلسَّمَاءُ صَافِيَةٌ (Gökyüzü berraktır.)
6. أَرْض (Yer): اَلْأَرْضُ وَاسِعَةٌ (Yeryüzü geniştir.)
7. شَمْس (Güneş): اَلشَّمْسُ تَطْلُعُ صَباحاً (Güneş sabah doğar.)
8. قَمَر (Ay): اَلْقَمَرُ جَمِيلٌ (Ay güzeldir.)
9. بَيْت (Ev): بَيْتِي كَبِيرٌ (Evim büyüktür.)
10. قَلْب (Kalp): اَلْقَلْبُ يَطْمَئِنُّ بِذِكْرِ اللَّهِ (Kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.)
11. عَيْن (Göz): فِي رَأْسِي عَيْنَانِ (Başımda iki göz vardır.)
12. يَد (El): يَدُ الْمُؤْمِنِ خَيْرٌ (Müminin eli hayırlıdır.)
13. طَرِيق (Yol): هَذَا طَرِيقٌ مُسْتَقِيمٌ (Bu dosdoğru bir yoldur.)
14. نَهْر (Nehir): اَلنَّهْرُ يَجْرِي (Nehir akıyor.)
15. جَبَل (Dağ): اَلْجَبَلُ عَالٍ (Dağ yüksektir.)
16. بَحْر (Deniz): اَلْبَحْرُ وَاسِعٌ (Deniz geniştir.)
17. زَهْرَة (Çiçek): اَلزَّهْرَةُ جَمِيلَةٌ (Çiçek güzeldir.)
18. شَجَرَة (Ağaç): اَلشَّجَرَةُ تُثْمِرُ (Ağaç meyve verir.)
19. وَلَد (Çocuk): اَلْوَلَدُ مُجْتَهِدٌ (Çocuk çalışkandır.)
20. رَجُل (Adam): اَلرَّجُلُ صَادِقٌ (Adam dürüsttür.)
21. اِمْرَأَة (Kadın): اَلْاِمْرَأَةُ صَالِحَةٌ (Kadın salihdir.)
22. خَيْر (Hayır): اَلْخَيْرُ فِي مَا اخْتَارَهُ اللَّهُ (Hayır Allah'ın seçtiğindedir.)
23. حَقّ (Hak): اَلْحَقُّ وَاضِحٌ (Hak apaçıktır.)
24. يَوْم (Gün): اَلْيَوْمُ جَمِيلٌ (Bugün güzeldir.)
25. وَقْت (Vakit): اَلوَقْتُ ثَمِينٌ (Vakit değerlidir.)

2. Arapça Fiiller (25 Örnek)

1. كَتَبَ (Yazdı): كَتَبَ التِّلْمِيذُ الدَّرْسَ (Öğrenci dersi yazdı.)
2. قَرَأَ (Okudu): قَرَأَ الرَّجُلُ الْقُرْآنَ (Adam Kur'an okudu.)
3. ذَهَبَ (Gitti): ذَهَبَ مُحَمَّدٌ إِلَى الْمَسْجِدِ (Muhammed mescide gitti.)
4. جَاءَ (Geldi): جَاءَ الضَّيْفُ (Misafir geldi.)
5. قَالَ (Söyledi): قَالَ الرَّسُولُ الصِّدْقَ (Resul doğrusunu söyledi.)
6. سَمِعَ (İşitti): سَمِعَ الطِّفْلُ الصَّوْتَ (Çocuk sesi işitti.)
7. رَأَى (Gördü): رَأَى الْعَالِمُ النُّجُومَ (Alim yıldızları gördü.)
8. عَلِمَ (Bildi): عَلِمَ التِّلْمِيذُ الْمَسْأَلَةَ (Öğrenci meselesini bildi.)
9. عَمِلَ (Çalıştı): عَمِلَ الرَّجُلُ بِجِدٍّ (Adam ciddiyetle çalıştı.)
10. خَلَقَ (Yarattı): خَلَقَ اللَّهُ السَّمَاوَاتِ (Allah gökleri yarattı.)
11. رَزَقَ (Rızıklandırdı): رَزَقَ اللَّهُ النَّاسَ (Allah insanları rızıklandırdı.)
12. هَدَى (Hidayet etti): هَدَى اللَّهُ الْمُؤْمِنِينَ (Allah müminleri hidayet etti.)
13. ضَلَّ (Saptı): ضَلَّ الْكَافِرُونَ (Kafirler saptı.)
14. تَابَ (Tövbe etti): تََابَ العَبْدُ إِلَى اللَّهِ (Kul Allah'a tövbe etti.)
15. شَكَرَ (Şükretti): شَكَرَ المُؤْمِنُ رَبَّهُ (Mümin Rabbine şükretti.)
16. صَبَرَ (Sabretti): صَبَرَ الْمُسْلِمُ عَلَى الْبَلَاءِ (Müslüman belaya sabretti.)
17. نَصَرَ (Yardım etti): نَصَرَ اللَّهُ الْمُؤْمِنِينَ (Allah müminlere yardım etti.)
18. فَازَ (Kazandı): فَازَ الْمُجْتَهِدُ (Çalışkan kazandı.)
19. خَافَ (Korktu): خَافَ الظَّالِمُ مِنْ عَذَابِ اللَّهِ (Zalim azaptan korktu.)
20. رَحِمَ (Merhamet etti): رَحِمَ اللَّهُ عِبَادَهُ (Allah kullarına merhamet etti.)
21. غَفَرَ (Bağışladı): غَفَرَ اللَّهُ الذُّنُوبَ (Allah günahları bağışladı.)
22. بَعَثَ (Gönderdi): بَعَثَ اللَّهُ الرُّسُلَ (Allah resulleri gönderdi.)
23. تَرَكَ (Bıraktı): تَرَكَ الْمُسْلِمُ الذَّنْبَ (Müslüman günahı bıraktı.)
24. أَكَلَ (Yedi): أَكَلَ الطِّفْلُ التُّفَّاحَةَ (Çocuk elmayı yedi.)
25. شَرِبَ (İçti): شَرِبَ الضَّيْفُ المَاءَ (Misafir suyu içti.)

3. Arapça Edatlar (Harfi Cerler Hariç 15 Örnek)

1. لَمْ (Mazi Olumsuzluk Edatı): لَمْ يَذْهَبْ عَلِيٌّ (Ali gitmedi.)
2. لَنْ (Gelecek Zaman Olumsuzluk Edatı): لَنْ أَنْسَى فَضْلَكَ (İyiliğini asla unutmayacağım.)
3. مَا (Olumsuzluk Edatı): مَا كَذَبَ المُؤْمِنُ (Mümin yalan söylemedi.)
4. لَا (Nehi / Nefy Edatı): لَا تُشْرِكْ بِاللَّهِ (Allah'a ortak koşma.)
5. إِنْ (Şart Edatı): إِنْ تَصْبُرُوا يَخْرُجْ لَكُمْ خَيْرٌ (Sabrederseniz hayır çıkar.)
6. مَنْ (İsmi Mevsul / Soru): مَنْ عَمِلَ صَالِحاً فَلِنَفْسِهِ (Kim salih amelde bulunursa kendisinedir.)
7. مَا (Soru Edatı): مَا هَذَا؟ (Bu nedir?)
8. هَلْ (Soru Edatı): هَلْ قَرَأْتَ الْكِتَابَ؟ (Kitabı okudun mu?)
9. بَلْ (İstidrak Edatı): بَلْ هُمْ فِي شَكٍّ يَلْعَبُونَ (Aksine onlar bir şüphe içindedirler.)
10. لَكِنْ (Fakat, Lakin): زَيْدٌ غَنِيٌّ لَكِنْ بَخِيلٌ (Zeyd zengindir lakin cimridir.)
11. أَوْ (Atıf / Tercih Edatı): خُذْ كِتَاباً أَوْ دَفْتَراً (Kitap veya defter al.)
12. ثُمَّ (Sıra ve Tertip Edatı): ذَهَبْتُ إِلَى السُّوقِ ثُمَّ رَجَعْتُ (Çarşıya gittim sonra döndüm.)
13. وَ (Atıf Harfi / Vav): جَاءَ زَيْدٌ وَعَمْروٌ (Zeyd ve Amr geldi.)
14. فَ (Takip ve Sebep Edatı): دَرَسَ فَنَجَحَ (Çalıştı ve başardı.)
15. كَيفَ (İstifham / Soru Edatı): كَيْفَ حَالُكَ؟ (Nasılsın?)

Kuranla-Arapca-3. Âli İmrân Sûresi-50-99.ayetler

Konu Özeti: Âl-i İmrân Sûresi'nin 50-99. ayetleri arasındaki bu bölümde; Hz. İsa'nın peygamberliği, Tevrat'ı tasdik edip bazı hükümleri helal kılması, Allah'a itaat ve kulluk çağrısı, Ehl-i Kitap ile münasebetler, Hz. İbrahim'in Hanif milleti, Kâbe'nin fazileti ve hac ibadeti, hakikat üzerindeki sebat ve iman edenlerin sorumlulukları ayrıntılı olarak ele alınmaktadır. Kaynak: kuran-eski.edize.com

Ayetler ve Türkçe Çevirileri

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

50. وَمُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيَّ مِنَ التَّوْرَاةِ وَلِأُحِلَّ لَكُمْ بَعْضَ الَّذِي حُرِّمَ عَلَيْكُمْ وَجِئْتُكُمْ بِآيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Meali: Benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı olarak ve size haram kılınan bazı şeyleri helâl kılmak için gönderildim. Size Rabbinizden açık bir mûcize getirdim. O halde Allah'a karşı gelmekten sakının, bana itaat edin.
51. إِنَّ اللَّهَ رَبِّي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُ هَذَا صِرَاطٌ مُسْتَقِيمٌ
Meali: Şüphesiz Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O'na kulluk edin; işte bu dosdoğru yoldur.
52. فَلَمَّا أَحَسَّ عِيسَى مِنْهُمُ الْكُفْرَ قَالَ مَنْ أَنْصَارِي إِلَى اللَّهِ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ أَنْصَارُ اللَّهِ آمَنَّا بِاللَّهِ وَاشْهَدْ بِأَنَّا مُسْلِمُونَ
Meali: İsa, onların inkarlarını sezince, "Allah yolunda yardımcılarım kim?" dedi. Havariler, "Allah'ın yardımcıları biziz. Biz Allah'a iman ettik, şahit ol ki biz müslümanlarız" dediler.
53. رَبَّنَا آمَنَّا بِمَا أَنْزَلْتَ وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ
Meali: "Rabbimiz! İndirdiğine iman ettik, Resûle uyduk; bizi şahitlerle beraber yaz."
54. وَمَكَرُوا وَمَكَرَ اللَّهُ وَاللَّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ
Meali: (İnkarcılar) tuzak kurdular; Allah da tuzak kurdu. Allah, tuzak kuranların en hayırlısıdır.
55. إِذْ قَالَ اللَّهُ يَا عِيسَى إِنِّي مُتَوَفِّيكَ وَرَافِعُكَ إِلَيَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا وَجَاعِلُ الَّذِينَ اتَّبَعُوكَ فَوْقَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ ثُمَّ إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَأَحْكُمُ بَيْنَكُمْ فِيمَا كُنْتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ
Meali: Hani Allah şöyle demişti: "Ey İsa! Seni şüphesiz ben vefat ettireceğim, seni katıma yükselteceğim, inkar edenlerden seni tertemiz ayıracağım ve sana uyanları kıyamet gününe kadar inkarcıların üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz banadır. Ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda ben hükmedeceğim."
56. فَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا فَأُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا شَدِيدًا فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرِينَ
Meali: "İnkar edenleri ise dünya ve aharette şiddetli bir azaba uğratacağım; onların hiçbir yardımcısı da olmayacaktır."
57. وَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُوَفِّيهِمْ أُجُورَهُمْ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِمِينَ
Meali: "İman edip salih ameller işleyenlere gelince, Allah onların mükâfatlarını tastamam verecektir. Allah zalimleri sevmez."
58. ذَلِكَ نَتْلُوهُ عَلَيْكَ مِنَ الْآيَاتِ وَالذِّكْرِ الْحَكِيمِ
Meali: "İşte bunu sana ayetlerden ve hikmet dolu Zikir'den (Kur'an'dan) okuyoruz."
59. إِنَّ مَثَلَ عِيسَى عِنْدَ اللَّهِ كَمَثَلِ آدَمَ خَلَقَهُ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ قَالَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ
Meali: Şüphesiz Allah katında İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı; sonra ona "Ol!" dedi, o da hemen oluverdi.
60. الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرِينَ
Meali: Gerçek, Rabbindendir; sakın şüphe edenlerden olma!
61. فَمَنْ حَاجَّكَ فِيهِ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ فَقُلْ تَعَالَوْا نَدْعُ أَبْنَاءَنَا وَأَبْنَاءَكُمْ وَنِسَاءَنَا وَنِسَاءَكُمْ وَأَنْفُسَنَا وَأَنْفُسَكُمْ ثُمَّ نَبْتَهِلْ فَنَجْعَلْ لَعْنَتَ اللَّهِ عَلَى الْكَاذِبِينَ
Meali: Sana gelen ilimden sonra artık kim bu konuda seninle tartışırsa de ki: "Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra karşılıklı dua edelim de yalancıların üzerine Allah'ın lanetini kılalım."
62. إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْقَصَصُ الْحَقُّ وَمَا مِنْ إِلَهٍ إِلَّا اللَّهُ وَإِنَّ اللَّهَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
Meali: Şüphesiz bu, gerçek kıssadır. Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. Kuşkusuz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
63. فَإِنْ تَوَلَّوْا فَإِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِالْمُفْسِدِينَ
Meali: Eğer yüz çevirirlerse, bilsin ki Allah fesat çıkaranları çok iyi bilmektedir.
64. قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا إِلَى كَلِمَةٍ سَوَاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ أَلَّا نَعْبُدَ إِلَّا اللَّهَ وَلَا نُشْرِكَ بِهِ شَيْئًا وَلَا يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضًا أَرْبَابًا مِنْ دُونِ اللَّهِ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُولُوا اشْهَدُوا بِأَنَّا مُسْلِمُونَ
Meali: De ki: "Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda ortak olan bir kelimeye gelin: Yalnız Allah'a kulluk edelim; O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi rabler edinmesin." Eğer yüz çevirirlerse şahit olun ki biz müslümanlarız, deyin.
65. يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تُحَاجُّونَ فِي إِبْرَاهِيمَ وَمَا أُنْزِلَتِ التَّوْرَاةُ وَالْإِنْجِيلُ إِلَّا مِنْ بَعْدِهِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
Meali: Ey kitap ehli! Tevrat da İncil de kendisinden sonra indirildiği halde niçin İbrahim hakkında tartışıyorsunuz? Hiç akıl etmiyor musunuz?
66. هَا أَنْتُمْ هَؤُلَاءِ حَاجَجْتُمْ فِيمَا لَكُمْ بِهِ عِلْمٌ فَلِمَ تُحَاجُّونَ فِيمَا لَيْسَ لَكُمْ بِهِ عِلْمٌ وَاللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
Meali: İşte siz böyle kimselersiniz; hakkında bilgi sahibi olduğunuz konuda tartıştınız; ama hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığınız konuda niçin tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz.
67. مَا كَانَ إِبْرَاهِيمُ يَهُودِيًّا وَلَا نَصْرَانِيًّا وَلَكِنْ كَانَ حَنِيفًا مُسْلِمًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
Meali: İbrahim ne yahudi ne de hıristiyan idi; fakat o, hanif (Allah'ı bir tanıyan) bir müslümandı, müşriklerden de değildi.
68. إِنَّ أَوْلَى النَّاسِ بِإِبْرَاهِيمَ لَلَّذِينَ اتَّبَعُوهُ وَهَذَا النَّبِيُّ وَالَّذِينَ آمَنُوا وَاللَّهُ وَلِيُّ الْمُؤْمِنِينَ
Meali: Şüphesiz insanların İbrahim'e en yakın olanı, ona uyanlar, şu peygamber ve iman edenlerdir. Allah müminlerin dostudur.
69. وَدَّتْ طَائِفَةٌ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ لَوْ يُضِلُّونَكُمْ وَمَا يُضِلُّونَ إِلَّا أَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
Meali: Kitap ehlinden bir grup ister ki sizi saptırsınlar; oysa onlar ancak kendilerini saptırırlar da farkına varmazlar.
70. يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَأَنْتُمْ تَشْهَدُونَ
Meali: Ey kitap ehli! (Gerçeğin hak olduğunu) gördüğünüz halde niçin Allah'ın ayetlerini inkâr ediyorsunuz?
71. يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَلْبِسُونَ الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
Meali: Ey kitap ehli! Bile bile niçin hakkı batılla karıştırıyor ve gerçeği gizliyorsunuz?
72. وَقَالَتْ طَائِفَةٌ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ آمِنُوا بِالَّذِي أُنْزِلَ عَلَى الَّذِينَ آمَنُوا وَجْهَ النَّهَارِ وَاكْفُرُوا آخِرَهُ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
Meali: Kitap ehlinden bir grup, "Gündüzün başlangıcında (müminlere) indirilenlere iman edin, sonunda da inkâr edin; belki onlar da (dinlerinden) dönerler" dedi.
73. وَلَا تُؤْمِنُوا إِلَّا لِمَنْ تَبِعَ دِينَكُمْ قُلْ إِنَّ الْهُدَى هُدَى اللَّهِ أَنْ يُؤْتَى أَحَدٌ مِثْلَ مَا أُوتِتُمْ أَوْ يُحَاجُّوكُمْ عِنْدَ رَبِّكُمْ قُلْ إِنَّ الْفَضْلَ بِيَدِ اللَّهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Meali: "Ve kendi dininize uyanlardan başkasına inanmayın" (dediler). De ki: "Şüphesiz hidayet Allah'ın hidayetidir." (Şöyle dediler:) "Size verilenin benzerinin bir başkasına verilmesine veya Rabbinizin katında sizinle delil yarışına girmelerine (izin vermeyin)." De ki: "Lütuf ve ihsan Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir." Allah lütfu geniş olandır, her şeyi bilendir.
74. يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِهِ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ
Meali: O, rahmetini dilediğine tahsis eder. Allah büyük lütuf sahibidir.
75. وَمِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ مَنْ إِنْ تَأْمَنْهُ بِقِنْطَارٍ يُؤَدِّهِ إِلَيْكَ وَمِنْهُمْ مَنْ إِنْ تَأْمَنْهُ بِدِينَارٍ لَا يُؤَدِّهِ إِلَيْكَ إِلَّا مَا دُمْتَ عَلَيْهِ قَائِمًا ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا لَيْسَ عَلَيْنَا فِي الْأُمِّيِّينَ سَبِيلٌ وَيَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
Meali: Kitap ehlinden öylesi vardır ki, kendisine yüklerle mal emanet etsen onu sana eksiksiz iade eder; öylesi de var ki kendisine bir dinar emanet etsen, tepesine dikilmedikçe onu sana ödemez. Bunun sebebi, "Ümmîlere karşı yaptıklarımızdan dolayı bize bir sorumluluk yoktur" demeleridir. Onlar bile bile Allah'a karşı yalan söylüyorlar.
76. بَلَى مَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ وَاتَّقَى فَإِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَّقِينَ
Meali: Hayır! Kim ahdine vefa gösterir ve sakınırsa, şüphesiz Allah takva sahiplerini sever.
77. إِنَّ الَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ وَأَيْمَانِهِمْ ثَمَنًا قَلِيلًا أُولَئِكَ لَا خَلَاقَ لَهُمْ فِي الْآخِرَةِ وَلَا يُكَلِّمُهُ اللَّهُ وَلَا يَنْظُرُ إِلَيْهِمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلَا يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Meali: Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedel karşılığında satanlar var ya; işte onların ahirette hiçbir payı yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmayacak, yüzlerine bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için elem verici bir azap vardır.
78. وَإِنَّ مِنْهُمْ لَفَرِيقًا يَلْوَوْنَ أَلْسِنَتَهُمْ بِالْكِتَابِ لِتَحْسَبُوهُ مِنَ الْكِتَابِ وَمَا هُوَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَقُولُونَ هُوَ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ وَمَا هُوَ مِنْ عِنْدِ اللَّهِ وَيَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
Meali: Onlardan bir grup vardır ki, kitaptan olmadığını sandığınız halde kitaptan zannedesiniz diye dillerini kitapla eğip bükerler ("Bu Allah katındandır" derler); oysa o Allah katından değildir. Bile bile Allah'a karşı yalan söylerler.
79. مَا كَانَ لِبَشَرٍ أَنْ يُؤْتِيَهُ اللَّهُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ ثُمَّ يَقُولَ لِلنَّاسِ كُونُوا عِبَادًا لِي مِنْ دُونِ اللَّهِ وَلَكِنْ كُونُوا رَبَّانِيِّينَ بِمَا كُنْتُمْ تُعَلِّمُونَ الْكِتَابَ وَبِمَا كُنْتُمْ تَدْرُسُونَ
Meali: Hiçbir insanın, Allah kendisine kitap, hikmet ve peygamberlik verdikten sonra kalkıp insanlara, "Allah'ı bırakıp bana kulluk edin" demesi beklenemez. Aksine o, "Öğrettiğiniz ve incelediğiniz kitap gereğince rabbânî (kendini Allah'a adamış kimseler) olun" der.
80. وَلَا يَأْمُرَكُمْ أَنْ تَتَّخِذُوا الْمَلَائِكَةَ وَالنَّبِيِّينَ أَرْبَابًا أَيَأْمُرُكُمْ بِالْكُفْرِ بَعْدَ إِذْ أَسْلَمْتُمْ
Meali: Ve size melekleri ve peygamberleri rabler edinmenizi emretmez. Siz müslüman olduktan sonra hiç size küfrü emreder mi?
81. وَإِذْ أَخَذَ اللَّهُ مِيثَاقَ النَّبِيِّينَ لَمَا آتَيْتُكُمْ مِنْ كِتَابٍ وَحِكْمَةٍ ثُمَّ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَكُمْ لَتُؤْمِنُنَّ بِهِ وَلَتَنْصُرُنَّهُ قَالَ أَأَقْرَرْتُمْ وَأَخَذْتُمْ عَلَى ذَلِكُمْ إِصْرِي قَالَ أَقْرَرْنَا قَالَ فَاشْهَدُوا وَأَنَا مَعَكُمْ مِنَ الشَّاهِدِينَ
Meali: Hani Allah peygamberlerden, "Andolsun ki size kitap ve hikmet verdikten sonra, yanınızda bulunanı doğrulayıcı bir elçi geldiğinde ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz" diye söz almış ve, "Bunu kabul ettiniz mi ve bu hususta ağır ahdimi üstlendiniz mi?" demişti. Onlar, "Kabul ettik" demişlerdi. Allah da, "Öyleyse şahit olun, ben de sizinle beraber şahitlerdenim" demişti.
82. فَمَنْ تَوَلَّى بَعْدَ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
Meali: Artık bundan sonra kim yüz çevirirse, işte onlar yoldan çıkmışların ta kendileridir.
83. أَفَغَيْرَ دِينِ اللَّهِ يَبْغُونَ وَلَهُ أَسْلَمَ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَإِلَيْهِ يُرْجَعُونَ
Meali: Onlar Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde kim varsa ister istemez O'na teslim olmuştur ve O'na döndürüleceklerdir.
84. قُلْ آمَنَّا بِاللَّهِ وَمَا أُنْزِلَ عَلَيْنَا وَمَا أُنْزِلَ عَلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَالْأَسْبَاطِ وَمَا أُوتِيَ مُوسَى وَعِيسَى وَالنَّبِيُّونَ مِنْ رَبِّهِمْ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ
Meali: De ki: "Biz Allah'a, bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına indirilenlere, Musa, İsa ve peygamberlere Rablerinden verilenlere iman ettik. Onlardan hiçbiri arasında ayrım yapmayız ve biz yalnızca O'na teslim olmuş kimseleriz."
85. وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْإِسْلَامِ دِينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِي الْآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ
Meali: Kim İslam'dan başka bir din ararsa, bilsin ki o din asla kendisinden kabul edilmeyecektir ve o ahirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.
86. كَيْفَ يَهْدِي اللَّهُ قَوْمًا كَفَرُوا بَعْدَ إِيمَانِهِمْ وَشَهِدُوا أَنَّ الرَّسُولَ حَقٌّ وَجَاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
Meali: İman etmelerinden, Resûl'ün hak olduğuna şahitlik etmelerinden ve kendilerine apaçık deliller geldikten sonra inkâr eden bir topluluğu Allah nasıl hidayete erdirir? Allah zalim topluluğu hidayete erdirmez.
87. أُولَئِكَ جَزَاؤُهُمْ أَنَّ عَلَيْهِمْ لَعْنَةَ اللَّهِ وَالْمَلَائِكَةِ وَالنَّاسِ أَجْمَعِينَ
Meali: İşte onların cezası; Allah'ın, meleklerin ve bütün insanlığın laneti onların üzerinedir.
88. خَالِدِينَ فِيهَا لَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ
Meali: Orada ebedî kalacaklar; onlardan azap hafifletilmeyecektir ve yüzlerine de bakılmayacaktır.
89. إِلَّا الَّذِينَ تَابُوا مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ وَأَصْلَحُوا فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
Meali: Ancak bundan sonra tövbe edip kendilerini düzeltenler başka. Çünkü Allah çok bağışlayandır, merhamet edendir.
90. إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بَعْدَ إِيمَانِهِمْ ثُمَّ ازْدَادُوا كُفْرًا لَنْ تُقْبَلَ تَوْبَتُهُمْ وَأُولَئِكَ هُمُ الضَّالُّونَ
Meali: Şüphesiz iman ettikten sonra inkâr eden, sonra da inkarlarını artıran var ya; onların tövbeleri asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar sapıkların ta kendileridir.
91. إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَمَاتُوا وَهُمْ كُفَّارٌ فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْ أَحَدِهِمْ مِلْءُ الْأَرْضِ ذَهَبًا وَلَوْ افْتَدَى بِهِ أُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ وَمَا لَهُمْ مِنْ نَاصِرِينَ
Meali: Kuşkusuz inkâr edip kâfir olarak ölenler var ya; yeryüzünü dolduracak kadar altın fidye verseler dahi hiçbiri asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar için elem verici bir azap vardır, onların hiçbir yardımcıları da yoktur.
92. لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ حَتَّى تُنْفِقُوا مِمَّا تُحِبُّونَ وَمَا تُنْفِقُوا مِنْ شَيْءٍ فَإِنَّ اللَّهَ بِهِ عَلِيمٌ
Meali: Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça "bir"e (gerçek iyiliğe ve cennete) eremezsiniz. Her ne harcarsanız, şüphesiz Allah onu bilir.
93. كُلُّ الطَّعَامِ كَانَ حَلَالًا لِبَنِي إِسْرَائِيلَ إِلَّا مَا حَرَّمَ إِسْرَائِيلُ عَلَى نَفْسِهِ مِنْ قَبْلِ أَنْ تُنَزَّلَ التَّوْرَاةُ قُلْ فَأْتُوا بِالتَّوْرَاةِ فَاتْلُوهَا إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
Meali: Tevrat indirilmeden önce İsrail'in (Yakup'un) kendisine haram kıldığı dışında, İsrailoğullarına bütün yiyecekler helaldi. De ki: "Eğer doğru sözlü iseniz, haydi Tevrat'ı getirip okuyun."
94. فَمَنْ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ فَأُولَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
Meali: Artık bundan sonra kim Allah'a karşı yalan uydurursa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
95. قُلْ صَدَقَ اللَّهُ فَاتَّبِعُوا مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
Meali: De ki: "Allah doğru söylemiştir. Öyleyse hanif olarak İbrahim'in milletine uyun; o müşriklerden değildi."
96. إِنَّ أَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِي بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِلْعَالَمِينَ
Meali: Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ev (mabet), Mekke'deki mübarek ve bütün âlemlere hidayet kaynağı olan O'dur (Kâbe'dir).
97. فِيهِ آيَاتٌ بَيِّنَاتٌ مَقَامُ إِبْرَاهِيمَ وَمَنْ دَخَلَهُ كَانَ آمِنًا وَلِلَّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنْ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلًا وَمَنْ كَفَرَ فَإِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ
Meali: Orada apaçık deliller, İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren güven içinde olur. Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim inkâr ederse, şüphesiz Allah bütün âlemlerden müstağnidir (hiçbir şeye ihtiyacı yoktur).
98. قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَاللَّهُ شَهِيدٌ عَلَى مَا تَعْمَلُونَ
Meali: De ki: "Ey kitap ehli! Allah'ın ayetlerini niçin inkâr ediyorsunuz? Oysa Allah yaptıklarınıza şahittir."
99. قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ مَنْ آمَنَ تَبْغُونَهَا عِوَجًا وَأَنْتُمْ شُهَدَاءُ وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
Meali: De ki: "Ey kitap ehli! Gerçeği görüp bildiğiniz halde, niçin iman etmek isteyenleri Allah'ın yolundan çevirmeye ve o yolu eğri göstermeye çalışıyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir."

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)

  • رَسُول (Resûl): Elçi, peygamber.
    Cümle: وَاتَّبَعْنَا الرَّسُولَ (Resûle uyduk.)
  • كِتَاب (Kitâb): Kitap.
    Cümle: وَمَا أُنْزِلَتِ التَّوْرَاةُ وَالْإِنْجِيلُ إِلَّا مِنْ بَعْدِهِ (Tevrat da İncil de kendisinden sonra indirildi.)
  • يَوْم (Yevm): Gün.
    Cümle: إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ (Kıyamet gününe kadar.)
  • رَبّ (Rabb): Rab, terbiye edici.
    Cümle: إِنَّ اللَّهَ رَبِّي وَرَبُّكُمْ (Şüphesiz Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir.)
  • سَمَاء (Semâ): Gök.
    Cümle: مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ (Göklerde ve yerde kim varsa...)
  • أَرْض (Ard): Yer, yeryüzü.
    Cümle: مِلْءُ الْأَرْضِ ذَهَبًا (Yeryüzünü dolduracak kadar altın.)
  • عَذَاب (Azâb): Azap, ceza.
    Cümle: فَأُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا شَدِيدًا (Onları şiddetli bir azaba uğratacağım.)
  • آيَة (Âye): Ayet, delil, mucize.
    Cümle: وَجِئْتُكُمْ بِآيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ (Size Rabbinizden bir mucize getirdim.)
  • دِين (Dîn): Din, yol, şeriat.
    Cümle: أَفَغَيْرَ دِينِ اللَّهِ يَبْغُونَ (Onlar Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar?)
  • حَقّ (Hakk): Hak, gerçeğin kendisi.
    Cümle: الْحَقُّ مِنْ رَبِّكَ (Gerçek, Rabbindendir.)
  • بَشَر (Beşer): İnsan, beşer.
    Cümle: مَا كَانَ لِبَشَرٍ (Hiçbir insanın [haddine düşmez].)
  • حِكْمَة (Hikmet): Hikmet.
    Cümle: مِنْ كِتَابٍ وَحِكْمَةٍ (Kitap ve hikmetten...)
  • نَاس (Nâs): İnsanlar.
    Cümle: إِنَّ أَوْلَى النَّاسِ بِإِبْرَاهِيمَ (İnsanların İbrahim'e en yakın olanı...)
  • عِلْم (İlm): İlim, bilgi.
    Cümle: مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ (Sana gelen ilimden sonra...)
  • عَهْد (Ahd): Söz, ahit, antlaşma.
    Cümle: مَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ (Kim ahdine vefa gösterirse...)
  • يَمِين (Yemîn): Yemin, ant.
    Cümle: وَأَيْمَانِهِمْ (Yeminlerini...)
  • ثَمَن (Semen): Değer, fiyat, bedel.
    Cümle: ثَمَنًا قَلِيلًا (Az bir bedel...)
  • بَيْت (Beyt): Ev, mabet, Kâbe.
    Cümle: إِنَّ أَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ (İnsanlar için kurulan ilk ev...)
  • سَبِيل (Sebîl): Yol.
    Cümle: عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ (Allah'ın yolundan...)
  • قِنْطَار (Qıntar): Kantar, yüklerle mal.
    Cümle: بِقِنْطَارٍ (Yüklerle mal ile...)
  • دِينَار (Dînâr): Dinar (altın para).
    Cümle: بِدِينَارٍ (Bir dinar ile...)
  • مِلَّة (Mille): Millet, din, yol.
    Cümle: مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ (İbrahim'in milletine...)
  • وَلِيّ (Veliyy): Dost, yardımcı.
    Cümle: وَاللَّهُ وَلِيُّ الْمُؤْمِنِينَ (Allah müminlerin dostudur.)
  • عِوَج (İvec): Eğrilik, çarpıklık.
    Cümle: تَبْغُونَهَا عِوَجًا (Onu eğri göstermeye çalışıyorsunuz.)
  • شَهِيد (Şehîd): Şahit.
    Cümle: وَاللَّهُ شَهِيدٌ عَلَى مَا تَعْمَلُونَ (Allah yaptıklarınıza şahittir.)

2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)

  • صَدَّقَ (Saddaka): Doğruladı.
    Kökü: ص د ق / Cümle: وَمُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيَّ (Önümdekini doğrulayıcı olarak...)
  • أَحَلَّ (Ahalle): Helal kıldı.
    Kökü: ح ل ل / Cümle: وَلِأُحِلَّ لَكُمْ (Size helal kılmam için...)
  • حَرَّمَ (Harreme): Haram kıldı.
    Kökü: ح ر م / Cümle: حُرِّمَ عَلَيْكُمْ (Üzerinize haram kılındı.)
  • جَاءَ (Câe): Geldi.
    Kökü: ج ي ء / Cümle: وَجِئْتُكُمْ بِآيَةٍ (Size mucize getirdim.)
  • اتَّقَى (İttakâ): Sakındı.
    Kökü: و ق ي / Cümle: فَاتَّقُوا اللَّهَ (Allah'tan sakının.)
  • أَطَاعَ (Atâa): İtaat etti.
    Kökü: ط و ع / Cümle: وَأَطِيعُونِ (Bana itaat edin.)
  • عَبَدَ (Abede): Kulluk etti.
    Kökü: ع ب د / Cümle: فَاعْبُدُوهُ (O'na kulluk edin.)
  • آمَنَ (Âmene): İman etti.
    Kökü: أ م ن / Cümle: آمَنَّا بِاللَّهِ (Allah'a iman ettik.)
  • شَهِدَ (Şehide): Şahit oldu.
    Kökü: ش ه د / Cümle: وَاشْهَدْ بِأَنَّا مُسْلِمُونَ (Şahit ol ki biz müslümanlarız.)
  • مَكَرَ (Makere): Tuzak kurdu.
    Kökü: م ك ر / Cümle: وَمَكَرُوا وَمَكَرَ اللَّهُ (Tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu.)
  • رَفَعَ (Refea): Yükseltti.
    Kökü: ر ف ع / Cümle: وَرَافِعُكَ إِلَيَّ (Seni kendime yükselteceğim.)
  • ظَلَمَ (Zaleme): Zulmetti.
    Kökü: ظ ل م / Cümle: لَا يُحِبُّ الظَّالِمِينَ (Zalimleri sevmez.)
  • خَلَقَ (Halaqa): Yarattı.
    Kökü: خ ل ق / Cümle: خَلَقَهُ مِنْ تُرَابٍ (Onu topraktan yarattı.)
  • حَاجَّ (Hâcce): Tartıştı.
    Kökü: ح ج ج / Cümle: فَمَنْ حَاجَّكَ فِيهِ (Kim seninle bu konuda tartışırsa...)
  • تَوَلَّى (Tevellâ): Yüz çevirdi.
    Kökü: و ل ي / Cümle: فَإِنْ تَوَلَّوْا (Eğer yüz çevirirlerse...)
  • كَفَرَ (Kefere): İnkar etti.
    Kökü: ك ف ر / Cümle: لِمَ تَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ (Niçin Allah'ın ayetlerini inkâr ediyorsunuz?)
  • لَبَسَ (Lebese): Karıştırdı.
    Kökü: ل ب س / Cümle: لِمَ تَلْبِسُونَ الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ (Niçin hakkı batılla karıştırıyorsunuz?)
  • كَتَمَ (Keteme): Gizledi.
    Kökü: ك ت م / Cümle: وَتَكْتُمُونَ الْحَقَّ (Gerçeği gizliyorsunuz.)
  • رَجَعَ (Recea): Döndü.
    Kökü: ر ج ع / Cümle: ثُمَّ إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ (Sonra dönüşünüz banadır.)
  • اشْتَرَى (İşterâ): Satın aldı.
    Kökü: ش ر ي / Cümle: يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ اللَّهِ (Allah'ın ahdini satanlar...)
  • أَمِنَ (Amine): Güvendi, emanet etti.
    Kökü: أ م ن / Cümle: إِنْ تَأْمَنْهُ بِقِنْطَارٍ (Ona bir kantar emanet etsen...)
  • أَوْفَى (Evfâ): Vefa gösterdi, sözünde durdu.
    Kökü: و ف ي / Cümle: مَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ (Kim ahdine vefa gösterirse...)
  • أَخَذَ (Ahaze): Aldı, tuttu.
    Kökü: أ خ ذ / Cümle: أَخَذَ اللَّهُ مِيثَاقَ (Allah söz aldı.)
  • أَسْلَمَ (Esleme): Teslim oldu.
    Kökü: س ل م / Cümle: أَسْلَمَ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ (Göklerde olanlar teslim olmuştur.)
  • بَغَى (Bagâ): Aradı, istendi.
    Kökü: ب غ ي / Cümle: أَفَغَيْرَ دِينِ اللَّهِ يَبْغُونَ (Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar?)

3. Arapça Edat Örnekleri - Harfi Cerler Hariç (15 Adet)

  • مَا (Mâ): Olumsuzluk edatı (değil / -mez).
    Cümle: وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ (Allah gafil değildir.)
  • لَا (Lâ): Olumsuzluk / nehiy edatı (-me / asla).
    Cümle: لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ (Hiçbiri arasında ayrım yapmayız.)
  • إِنْ (İn): Şart edatı (eğer).
    Cümle: فَإِنْ تَوَلَّوْا (Eğer yüz çevirirlerse...)
  • لَنْ (Len): Kat'i olumsuzluk edatı (asla).
    Cümle: لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ (Asla iyiliğe eremezsiniz.)
  • أَنَّ (Enne): Tekid edatı (şüphesiz ki).
    Cümle: إِنَّ اللَّهَ رَبِّي (Şüphesiz Allah Rabbimdir.)
  • سَـ (Se): Yakın gelecek zaman edatı (yakında).
    Cümle: سَتُغْلَبُونَ (Yakında mağlup olacaksınız.)
  • سَوْفَ (Sevfe): Gelecek zaman edatı (yakında).
    Cümle: سَوْفَ نُصْلِيهِمْ نَارًا (Yakında onları ateşe sokacağız.)
  • هَلْ (Hel): Soru edatı (mi / mı).
    Cümle: هَلْ جَزَاءُ الْإِحْسَانِ (İyiliğin karşılığı... mi?)
  • أَ (E): Soru hemzesi (mi / mı).
    Cümle: أَفَلَا تَعْقِلُونَ (Hiç akıl etmiyor musunuz?)
  • بَلَى (Belâ): Tasdik edatı (bilakis, evet).
    Cümle: بَلَى مَنْ أَوْفَى (Aksine / kim vefa gösterirse...)
  • لَوْ (Lev): Şart edatı (seydi / olsaydı).
    Cümle: وَلَوْ افْتَدَى بِهِ (Fidye verse dahi...)
  • أَمَّا (Ammâ): Tafsil edatı (ama / gelince).
    Cümle: فَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا (İnkar edenlere gelince...)
  • ثُمَّ (Summe): Atıf edatı / bağlaç (sonra).
    Cümle: ثُمَّ إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ (Sonra dönüşünüz banadır.)
  • فَـ (Fe): Tertip ve sebep edatı (o halde, hemen).
    Cümle: فَاتَّقُوا اللَّهَ (O halde Allah'tan sakının.)
  • وَ (Ve): Atıf edatı (ve).
    Cümle: وَأَطِيعُونِ (Ve bana itaat edin.)

konutesti

S.Muhammed Kayaalp (el-Haşimi) Ks

الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي

Arapça Dersleri-İslami Sohbetler-Tevhid-Tefsir-Hadis-Fıkıh-Fetvalar-İrşadlar

Kuranla-Arapca-3. Âli İmrân Sûresi-1-1-99 Rating: 4.5 Diposkan Oleh: ☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي☝المحمدية☝

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.