☝📖İbrahimi ﷺ Muhammedi ﷺ Hanif İslam📖☝﷽𐰃𐰠𐰯☝📖المحمدية☝Muhammediyye📖☝𐰃𐰠𐰯༺الله أكبر ༻

Güncel Duyuru Eylül 2026

Kur'anla Arapça Dilbilgisi derslerimiz ve gramer ve kelime ezber testi ,örnek cümle ve kelimeler le beraber sitemize ekleniyor... 116 tane Arapça dilbilgisi konu testi ve Örnek kelimeler ve örnek cümleler ve kelime ezber testi sitemize eklendi..

☝المحمدية☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي 📖 ☝

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية-📖

Teoriye göre;İlluminati(hizbüşşeytan) yani uzaylı ve insan melezi ırklar,yarı vampir,yılan,ejderha vs melez soylardan oluşan topluluk,masonik, illuminatik firavun ve nemrud soylarının hipnoz,büyü,zihin kontrolü,algı yönetimi ile bireyler ve toplumları yönetmesi,hizbüşşeytan illumiatinin küresel illuminatik sistemi; siyaset,medya,sivil toplum,terör örgütleri,mafya,enerji,silah,ilaç,gıda tekeli alanlarda illuminati vardır!

Destek olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.

Kuranla-Arapca-3. Âli İmrân Sûresi-2-100-200

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية علي الكتاب و السنة الصحيحة-📖
Üye olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.Kardeşlerimize Önemli :
اعوذ بالله من الشيطان الرجيم
 بسم الله الرحمان الرحيم
 الحمد لله رب العالمين و الصلاة و السلام علي امامنا محمد
 و آله و اهل بيته و صحبه و امته اجمعين
Euzü billahi mineşeydanirracimi ve min hizbihi..
Bismillahirrahmanirrahiym
Allahım cc Şeytandan ve onun hizbi tağutlardan
marid ve hannaslardan,cibt ve belamlardan sana sığınırız.Rahman ve rahiym olan Allahın cc adıyla.. 
Ahmedilik,kadıyanilik,bahailik,Vahhabilik,Şiilik,
illuminati,masonluk,yahudilik,nasırilik,nusayrilik,yezidilik,
sağcılık,solculuk,islamcılık,ateizm,deizm, budizm,hinduizm gibi  İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif İslama aykırı dini,felsefi ve ideolojik akımlardan imanımızı ve dinimizi koruyalım!     
İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif din islamdır!
İslam ise; peygamberler peygamberi cenabı Muhammed   dinidir!..
Nemrut,Firavun,İsis,ra ve el gibi tağutlar(illuminati) ve onların günümüzdeki soylarının ve taraftarlarının dini(inanış,felsefe,ideolojilerinin) değil!
𐰃𐰠𐰯Kur'an ve sahih sünnetin izinde Muhammediyiz𐰃𐰠𐰯
📖☝ المحمدية علي الكتاب و السنة☝📖 Arapça Dersleri☝İslami Sohbetler☝İslami İlimler☝Manevi Rehberlik☝  instagram: https://www.instagram.com/muhammediyye
  • Ders1
  • Ders2
  • Konu Testi
  • Sureler
  • Arapça Dersler
  • ☝📖المحمدية📖☝

Kuranla-Arapca-3. Âli İmrân Sûresi-100-149.ayetler

Konu Özeti: Âli İmrân Sûresi'nin 100-149. ayetleri arasındaki bu bölümde; Ehl-i kitabın tuzaklarına karşı müminlerin uyanık olması gerektiği, birlik ve beraberliğin önemi, Allah'ın ipine sımsıkı sarılmanın zarureti, iyiliği emredip kötülükten sakındırma misyonu (hayırlı ümmet olma bilinci), Uhud Savaşı'ndan çıkarılacak dersler, sabır, sebat, tevekkül ve faiz yasağı gibi temel İslami ilke ve ahlaki sorumluluklar vurgulanmaktadır. Kaynak: kuran-eski.edize.com

Ayetler ve Türkçe Çevirileri

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

100. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تُطِيعُوا فَرِيقًا مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ يَرُدُّوكُمْ بَعْدَ إِيمَانِكُمْ كَافِرِينَ
Meali: Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız, imanınızdan sonra sizi döndürüp kâfir yaparlar.
101. وَكََيْفَ تَكْفُرُونَ وَأَنْتُمْ تُتْلَى عَلَيْكُمْ آيَاتُ اللَّهِ وَفِيكُمْ رَسُولُهُ وَمَنْ يَعْتَصِمْ بِاللَّهِ فَقَدْ هُدِيَ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
Meali: Size Allah'ın âyetleri okunup dururken ve Allah'ın elçisi de aranızda iken nasıl inkâra saparsınız? Kim Allah'a sımsıkı bağlanırsa, kesinlikle doğru yola iletilmiştir.
102. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ وَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنْتُمْ مُسْلِمُونَ
Meali: Ey iman edenler! Allah'a, O'na yaraşır şekilde katıksız bir korku ile sakının ve ancak müslümanlar olarak can verin.
103. وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللَّهِ جَمِيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنْتُمْ أَعْدَاءً فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِهِ إِخْوَانًا وَكُنْتُمْ عَلَى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَأَنْقَذَكُمْ مِنْهَا كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
Meali: Hep birlikte Allah'ın ipine sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de, O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O'nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz.
104. وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Meali: İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa eren onlardır.
105. وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ تَفَرَّقُوا وَاخْتَلَفُوا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُ وَأُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Meali: Kendilerine apaçık âyetler geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.
106. يَوْمَ تَبْيَضُّ وُجُوهٌ وَتَسْوَدُّ وُجُوهٌ فَأَمَّا الَّذِينَ اسْوَدَّتْ وُجُوهُهُمْ أَكَفَرْتُمْ بَعْدَ إِيمَانِكُمْ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ
Meali: O gün bazı yüzler ağarır, bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara: "İmanınızdan sonra küfrettiniz ha? Öyle ise inkâr etmenize karşılık azabı tadın!" denilecektir.
107. وَأَمَّا الَّذِينَ ابْيَضَّتْ وُجُوهُهُمْ فَفِي رَحْمَةِ اللَّهِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Meali: Yüzleri ağaranlar ise Allah'ın rahmeti içindedirler; orada ebedî kalacaklardır.
108. تِلْكَ آيَاتُ اللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِالْحَقِّ وَمَا اللَّهُ يُرِيدُ ظُلْمًا لِلْعَالَمِينَ
Meali: İşte bunlar, Allah'ın sana hak olarak okuduğun âyetleridir. Allah, âlemlere hiçbir zulüm istemez.
109. وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَإِلَى اللَّهِ تُرْجَعُ الْأُمُورُ
Meali: Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Bütün işler ancak Allah'a döndürülür.
110. كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَلَوْ آمَنَ أَهْلُ الْكِتَابِ لَكَانَ خَيْرًا لَهُمْ مِنْهُمُ الْمُؤْمِنُونَ وَأَكْثَرُهُمُ الْفَاسِقُونَ
Meali: Siz, insanların çıkarıldığı hayırlı bir ümmet oldunuz; iyiliği emreder, kötülükten alıkor ve Allah'a inanırsınız. Kitap ehli inansaydı, elbette onlar için hayırlı olurdu. Onlardan müminler de var, ama çokları yoldan çıkmışlardır.
111. لَنْ يَضُرُّوكُمْ إِلَّا أَذًى وَإِنْ يُقَاتِلُوكُمُ يُوَلِّوكُمُ الْأَدْبَارَ ثُمَّ لَا يُنْصَرُونَ
Meali: Onlar size eziyetten başka bir zarar veremezler. Eğer sizinle savaşırlarsa, size arkalarını dönüp kaçarlar; sonra kendilerine yardım da edilmez.
112. ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ أَيْنَ مَا ثُقِفُوا إِلَّا بِحَبْلٍ مِنَ اللَّهِ وَحَبْلٍ مِنَ النَّاسِ وَبَاءُوا بِغَضَبٍ مِنَ اللَّهِ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الْمَسْكَنَةُ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَانُوا يَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَيَقْتُلُونَ الْأَنْبِيَاءَ بِغَيْرِ حَقٍّ ذَلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ
Meali: Nerede bulunsunlar, üzerlerine zillet damgası vurulmuştur; ancak Allah'ın ipine ve insanların ahdine sığınanlar başka. Onlar Allah'ın gazabına uğradılar ve üzerlerine yoksulluk damgası vuruldu. Bu, Allah'ın âyetlerini inkâr etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmeleri sebebiyledir. Bu da isyan etmeleri ve sınırı aşmaları yüzündendir.
113. لَيْسُوا سَوَاءً مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ أُمَّةٌ قَائِمَةٌ يَتْلُونَ آيَاتِ اللَّهِ آنَاءَ اللَّيْلِ وَهُمْ يَسْجُدُونَ
Meali: Onların hepsi bir değildir. Kitap ehline mensup öyle bir topluluk vardır ki, gece saatlerinde ayakta durup Allah'ın âyetlerini okuyarak secdeye kapanırlar.
114. يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَأُولَئِكَ مِنَ الصَّالِحِينَ
Meali: Allah'a ve ahiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten men ederler; hayır işlerinde yarışırlar. İşte onlar salihlerdendir.
115. وَمَا يَفْعَلُوا مِنْ خَيْرٍ فَلَنْ يُكْفَرُوهُ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِالْمُتَّقِينَ
Meali: Onlar ne hayır işlerlerse, asla karşılıksız bırakılmayacaklardır. Allah takva sahiplerini çok iyi bilendir.
116. إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ أَمْوَالُهُمْ وَلَا أَوْلَادُهُمْ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا وَأُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Meali: İnkâr edenlerin ne malları ne evlatları, onlara Allah'a karşı hiçbir yarar sağlamaz. İşte onlar cehennemliktirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
117. مَثَلُ مَا يُنْفِقُونَ فِي هَذِهِ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا كَمَثَلِ رِيحٍ فِيهَا صِرٌّ أَصَابَتْ حَرْثَ قَوْمٍ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ فَأَهْلَكْتُهُ وَمَا ظَلَمَهُمُ اللَّهُ وَلَكِنْ أَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ
Meali: Onların bu dünya hayatında harcadıklarının durumu, kendilerine zulmeden bir kavmin ekinini vurup helâk eden kavurucu soğuk bir rüzgara benzer. Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlar.
118. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ لَا يَأْلُونَكُمْ خَبَالًا وَدَُّوا مَا عَنِتُّمْ قَدْ بَدَا الْبَغْضَاءُ مِنْ أَفْوَاهِهِمْ وَمَا تُخْفِي صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْآيَاتِ إِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ
Meali: Ey iman edenler! Kendi dışınızdakilerden sırdaş edinmeyin; onlar sizi şaşırtmak ve sıkıntıya sokmak için ellerinden geleni yaparlar. Kin ve düşmanlıkları ağızlarından dökülmüştür, sinelerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Eğer düşünüyorsanız, size âyetleri açıkladık.
119. هَأَنْتُمْ أُولَاءِ تُحِبُّونَهُمْ وَلَا يُحِبُّونَكُمْ وَتُؤْمِنُونَ بِالْكِتَابِ كُلِّهِ وَإِذَا لَقُوكُمْ قَالُوا آمَنَّا وَإِذَا خَلَوْا عَضَُّوا عَلَيْكُمُ الْأَنَامِلَ مِنَ الْغَيْظِ قُلْ مُوتُوا بِغَيْظِكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
Meali: İşte siz öyle kimselersiniz ki, onları seversiniz; oysa onlar sizi sevmezler. Siz bütün kitaplara inanırsınız. Onlar sizinle karşılaştıklarında "inandık" derler, yalnız kaldıklarında ise size karşı öfkeden parmaklarını ısırırlar. De ki: "Öfkenizden ölün!" Şüphesiz Allah, kalplerin özünü çok iyi bilendir.
120. إِنْ تَمْسَسْكُمْ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَإِنْ تُصِبْكُمْ سَيِّئَةٌ يَفْرَحُوا بِهَا وَإِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا لَا يَضُرَّكُمْ كَيْدُفُمْ شَيْئًا إِنَّ اللَّهَ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطٌ
Meali: Size bir iyilik dokunsa bu onları üzer, başınıza bir musibet gelse ona sevinirler. Eğer sabreder ve takva sahibi olursanız, onların hilesi size hiçbir zarar vermez. Şüphesiz Allah yaptıklarını kuşatandır.
121. وَإِذْ غَدَوْتَ مِنْ أَهْلِكَ تُبَوِّئُ الْمُؤْمِنِينَ مَقَاعِدَ لِلْقِتَالِ وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Meali: Hani sen sabah erkenden müminleri savaş mevzilerine yerleştirmek için ailenden ayrılmıştın. Allah her şeyi işitendir, bilendir.
122. إِذْ هَمَّتْ طَائِفَتَانِ مِنْكُمْ أَنْ تَفْشَلَا وَاللَّهُ وَلِيُّهُمَا وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
Meali: İçinizden iki grup, korkudan bozguna uğrayacak gibi olmuştu. Halbuki Allah onların yardımcısıdır. Müminler ancak Allah'a güvensinler.
123. وَلَقَدْ نَصَرَكُمُ اللَّهُ بِبَدْرٍ وَأَنْتُمْ أَذِلَّةٌ فَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Meali: Andolsun, siz zayıf durumdayken Allah size Bedir'de yardım etmişti. Artık Allah'a karşı gelmekten sakının ki şükretmiş olasınız.
124. إِذْ تَقُولُ لِلْمُؤْمِنِينَ أَلَنْ يَكْفِيَكُمْ أَنْ يُمِدَّكُمْ رَبُّكُمْ بِثَلَاثَةِ آلَافٍ مِنَ الْمَلَائِكَةِ مُنْزَلِينَ
Meali: Hani sen müminlere şöyle diyordunuz: "Rabbinizin, indirilmiş üç bin melekle size yardım etmesi sizi tatmin etmez mi?"
125. بَلَى إِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا وَيَأْتُوكُمْ مِنْ فَوْرِهِمْ هَذَا يُمْدِدْكُمْ رَبُّكُمْ بِخَمْسَةِ آلَافٍ مِنَ الْمَلَائِكَةِ مُسَوَّمِينَ
Meali: Evet, eğer sabreder ve sakınırsanız, onlar hemen şu an üzerinize gelseler, Rabbiniz size nişanlı beş bin melekle yardım eder.
126. وَمَا جَعَلَهُ اللَّهُ إِلَّا بُشْرَى لَكُمْ وَلِتَطْمَئِنَّ قُلُوبُكُمْ بِهِ وَمَا النَّصْرُ إِلَّا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
Meali: Allah, bunu size sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla yatışsın diye yaptı. Yardım ve zafer ancak mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi Allah katındadır.
127. لِيَقْطَعَ طَرَفًا مِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَوْ يَكْبِتَهُمْ فَيَنْقَلِبُوا خَائِبِينَ
Meali: Kâfirlerin bir kısmını kesip yok etmesi veya rezil rüsva edip umduklarına ulaşamadan geri dönmeleri için (böyle yaptı).
128. لَيْسَ لَكَ مِنَ الْأَمْرِ شَيْءٌ أَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ أَوْ يُعَذِّبَهُمْ فَإِنَّهُمْ ظَالِمُونَ
Meali: Bu konuda sana düşen bir şey yoktur; ya onların tevbesini kabul eder veya onlara azap eder; çünkü onlar zalimlerdir.
129. وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
Meali: Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındandır. Dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
130. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَأْكُلُوا الرِّبَا أَضْعَافًا مُضَاعَفَةً وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Meali: Ey iman edenler! Kat kat artırılmış olarak faiz yemeyin. Allah'a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.
131. وَاتَّقُوا النَّارَ الَّتِي أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ
Meali: Kâfirler için hazırlanmış olan ateşten sakının.
132. وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَالرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
Meali: Allah'a ve Resûl'üne itaat edin ki merhamet olunasınız.
133. وَسَارِعُوا إِلَى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمَاوَاتُ وَالْأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ
Meali: Rabbinizin mağfiretine ve takva sahipleri için hazırlanmış, genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun.
134. الَّذِينَ يُنْفِقُونَ فِي السَّرَّاءِ وَالضَّرَّاءِ وَالْكَاظِمِينَ الْغَيْظَ وَالْعَافِينَ عَنِ النَّاسِ وَاللَّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
Meali: Onlar bollukta ve darlıkta Allah için harcarlar, öfkelerini yutarlar, insanları affederler. Allah iyilik edenleri sever.
135. وَالَّذِينَ إِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً أَوْ ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ ذَكَرُوا اللَّهَ فَاسْتَغْفَرُوا لِذُنُوبِهِمْ وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّا اللَّهُ وَلَمْ يُصِرُّوا عَلَى مَا فَعَلُوا وَهُمْ يَعْلَمُونَ
Meali: Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah'ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler -ki Allah'tan başka günahları kim bağışlar- ve bile bile işledikleri günah üzerinde ısrar etmeyenlerdir.
136. أُولَئِكَ جَزَاؤُهُمْ مَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَجَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَنِعْمَ أَجْرُ الْعَامِلِينَ
Meali: İşte onların mükafatı Rableri tarafından bağışlanma ve altından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlerdir. Amel edenlerin ecri ne güzeldir!
137. قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ سُنَنٌ فَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ
Meali: Sizden önce nice kanunlar ve olaylar gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezip dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bir bakın.
138. هَذَا بَيَانٌ لِلنَّاسِ وَهُدَى وَمَوْعِظَةٌ لِلْمُتَّقِينَ
Meali: Bu, insanlara bir açıklamadır; takva sahipleri için de bir hidayet ve öğüttür.
139. وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَأَنْتُمُ الْأَعْلَوْنَ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
Meali: Gevşemeyin, hüzünlenmeyin; eğer inanıyorsanız mutlaka üstün olan sizlersiniz.
140. إِنْ يَمْسَسْكُمْ قَرْحٌ فَقَدْ مَسَّ الْقَوْمَ قَرْحٌ مِثْلُهُ وَتِلْكَ الْأَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِ وَلِيَعْلَمَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَيَتَّخِذَ مِنْكُمْ شُهَدَاءَ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِمِينَ
Meali: Eğer size bir yara değdiyse, o topluluğa da benzer bir yara değmiştir. Biz bu günleri insanlar arasında döndürüp dururuz; Allah inananları bilsin, aranızdan şehitler edinsin diye. Allah zalimleri sevmez.
141. وَلِيُمَمِّصَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَيَمْحَقَ الْكَافِرِينَ
Meali: Ve (bu,) Allah'ın inananları arındırması ve kâfirleri mahvetmesi içindir.
142. أَمْ حَسِبْتُمْ أَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَعْلَمِ اللَّهُ الَّذِينَ جَاهَدُوا مِنْكُمْ وَيَعْلَمَ الصَّابِرِينَ
Meali: Yoksa siz, Allah içinizden cihat edenleri sınamadan ve sabredenleri bilmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?
143. وَلَقَدْ كُنْتُمْ تَمَنَّوْنَ الْمَوْتَ مِنْ قَبْلِ أَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَقَدْ رَأَيْتُمُوهُ وَأَنْتُمْ تَنْظُرُونَ
Meali: Andolsun, siz ölümle karşılaşmadan önce onu temenni ediyordunuz. İşte onu gördünüz ve bakıp duruyorsunuz.
144. وَمَا مُحَمَّدٌ إِلَّا رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُ أَفَإِنْ مَاتَ أَوْ قُتِلَ انْقَلَبْتُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ وَمَنْ يَنْقَلِبْ عَلَى عَقِبَيْهِ فَلَنْ يَضُرَّ اللَّهَ شَيْئًا وَسَيَجْزِي اللَّهُ الشَّاكِرِينَ
Meali: Muhammed ancak bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse, gerisin geriye topuklarınız üzerinde dönecek misiniz? Kim gerisin geriye dönerse, Allah'a hiçbir zarar veremez. Allah şükredenleri mükafatlandıracaktır.
145. وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَنْ تَمُوتَ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ كِتَابًا مُؤَجَّلًا وَمَنْ يُرِدْ ثَوَابَ الدُّنْيَا نُؤْتِهِ مِنْهَا وَمَنْ يُرِدْ ثَوَابَ الْآخِرَةِ نُؤْتِهِ مِنْهَا وَسَنَجْزِي الشَّاكِرِينَ
Meali: Allah'ın izni olmadıkça hiç kimse ölmez; o, süresi yazılmış bir yazıdır. Kim dünya sevabını isterse kendisine ondan veririz; kim de ahiret sevabını isterse kendisine ondan veririz. Biz şükredenleri mükâfatlandıracağız.
146. وَكَأَيِّنْ مِنْ نَبِيٍّ قَاتَلَ مَعَهُ رِبِّيُّونَ كَثِيرٌ فَمَا وَهَنُوا لِمَا أَصَابَهُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَمَا ضَعُفُوا وَمَا اسْتَكَانُوا وَاللَّهُ يُحِبُّ الصَّابِرِينَ
Meali: Nice peygamberler vardı ki, kendileriyle beraber birçok Rabbani (Allah'a bağlı âlimler) savaştı. Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı gevşemediler, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever.
147. وَمَا كَانَ قَوْلَهُمْ إِلَّا أَنْ قَالُوا رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَإِسْرَافَنَا فِي أَمْرِنَا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ
Meali: Onların sözü sadece şöyle demekti: "Rabbimiz! Günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı bağışla, ayaklarımızı sağlam bastır ve kâfir topluluğa karşı bize yardım et!"
148. فَآتَاهُمُ اللَّهُ ثَوَابَ الدُّنْيَا وَحُسْنَ ثَوَابِ الْآخِرَةِ وَاللَّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
Meali: Allah da onlara hem dünya sevabını hem de ahiret sevabının güzel karşılığını verdi. Allah iyilik edenleri sever.
149. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تُطِيعُوا الَّذِينَ كَفَرُوا يَرُدُّوكُمْ عَلَى أَعْقَابِكُمْ فَتَنْقَلِبُوا خَاسِرِينَ
Meali: Ey iman edenler! Eğer kâfir olanlara uyarsanız, sizi topuklarınız üstünde gerisin geriye çevirirler. O zaman büsbütün kaybedersiniz.

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)

  • رَسُول (Resûl): Elçi, peygamber.
    Cümle: وَفِيكُمْ رَسُولُهُ (Aranızda O'nun elçisi vardır.)
  • كِتَاب (Kitâb): Kitap.
    Cümle: أُوتُوا الْكِتَابَ (Kendilerine kitap verilenler.)
  • إِيمَان (İmân): İman, inanç.
    Cümle: بَعْدَ إِيمَانِكُمْ (İmanınızdan sonra.)
  • صِرَاط (Sirât): Yol.
    Cümle: إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ (Dosdoğru yola.)
  • حَبْل (Habl): İp, bağ.
    Cümle: بِحَبْلِ اللَّهِ (Allah'ın ipine.)
  • حُفْرَة (Hufre): Çukur.
    Cümle: حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ (Ateş çukuru.)
  • خَيْر (Hayr): Hayır, iyilik.
    Cümle: إِلَى الْخَيْرِ (Hayra çağırın.)
  • مَعْرُوف (Ma'rûf): İyilik, güzel iş.
    Cümle: بِالْمَعْرُوفِ (İyiliği emrederler.)
  • مُنْكَر (Munker): Kötülük.
    Cümle: عَنِ الْمُنْكَرِ (Kötülükten sakındırırlar.)
  • عَذَاب (Azâb): Azap, ceza.
    Cümle: عَذَابٌ عَظِيمٌ (Büyük bir azap vardır.)
  • رَحْمَة (Rahmet): Rahmet, merhamet.
    Cümle: فِي رَحْمَةِ اللَّهِ (Allah'ın rahmeti içindedirler.)
  • أَمْر (Emr): İş, emir, husus.
    Cümle: تُرْجَعُ الْأُمُورُ (Bütün işler döndürülür.)
  • أُمَّة (Ummet): Ümmet, topluluk.
    Cümle: خَيْرَ أُمَّةٍ (Hayırlı bir ümmet oldunuz.)
  • أَدْبَار (Edbâr): Arkalar, sırtlar.
    Cümle: يُوَلِّوكُمُ الْأَدْبَارَ (Size arkalarını dönüp kaçarlar.)
  • ذِلَّة (Zillet): Zillet, alçaklık.
    Cümle: ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ (Üzerlerine zillet damgası vurulmuştur.)
  • غَضَب (Ğadab): Gazap, öfke.
    Cümle: بَاءُوا بِغَضَبٍ (Gazaba uğradılar.)
  • أَنْبِيَاء (Enbiyâ): Peygamberler.
    Cümle: يَقْتُلُونَ الْأَنْبِيَاءَ (Peygamberleri öldürürler.)
  • لَيْل (Leyl): Gece.
    Cümle: آنَاءَ اللَّيْلِ (Gece saatlerinde.)
  • صَالِح (Sâlih): Salih, iyilik sahibi.
    Cümle: مِنَ الصَّالِحِينَ (Salihlerdendir.)
  • مَال (Mâl): Mal, servet.
    Cümle: أَمْوَالُهُمْ (Malları.)
  • وَلَد (Veled / Evlâd): Evlat, çocuk.
    Cümle: أَوْلَادُهُمْ (Evlatları.)
  • نَار (Nâr): Ateş, cehennem.
    Cümle: أَصْحَابُ النَّارِ (Ateş ehlidirler.)
  • حَيَاة (Hayât): Hayat.
    Cümle: الْحَيَاةِ الدُّنْيَا (Dünya hayatı.)
  • رِيح (Rîh): Rüzgâr.
    Cümle: رِيحٍ فِيهَا صِرٌّ (Kavurucu soğuk rüzgâr.)
  • حَرْث (Hars): Ekin.
    Cümle: حَرْثَ قَوْمٍ (Bir kavmin ekini.)

2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)

  • آمَنَ (Âmene): İman etti.
    Kökü: أ م ن / Cümle: آمَنُوا (İman ettiler.)
  • تَفَرَّقَ (Tefarraka): Parçalandı, ayrıldı.
    Kökü: ف ر ق / Cümle: وَلَا تَفَرَّقُوا (Parçalanıp ayrılmayın.)
  • أَصْبَحَ (Asbaha): Oldu.
    Kökü: ص ب ح / Cümle: فَأَصْبَحْتُمْ (Kardeşler olmuştunuz.)
  • أَنْقَذَ (Enkaze): Kurtardı.
    Kökü: ن ق ذ / Cümle: فَأَنْقَذَكُمْ مِنْهَا (Oradan sizi kurtardı.)
  • دَعَا (Deâ): Davet etti, çağırdı.
    Kökü: د ع و / Cümle: يَدْعُونَ إِلَى الْخَيْرِ (Hayra çağırırlar.)
  • أَمَرَ (Amere): Emretti.
    Kökü: أ م ر / Cümle: يَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ (İyiliği emrederler.)
  • نَهَى (Nehâ): Men etti, yasakladı.
    Kökü: ن ه ي / Cümle: يَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ (Kötülükten men ederler.)
  • كَفَرَ (Kafere): İnkar etti, kâfir oldu.
    Kökü: ك ف ر / Cümle: أَكَفَرْتُمْ (İnkâr ettiniz mi?)
  • بَيَّضَ (Beyyada): Ağarttı.
    Kökü: ب ي ض / Cümle: تَبْيَضُّ وُجُوهٌ (Yüzler ağarır.)
  • اِسْوَدَّ (Isvedde): Karardı.
    Kökü: س و د / Cümle: تَسْوَدُّ وُجُوهٌ (Yüzler kararır.)
  • قَتَلَ (Katale): Öldürdü.
    Kökü: ق ت ل / Cümle: يَقْتُلُونَ الْأَنْبِيَاءَ (Peygamberleri öldürürler.)
  • عَصَى (Asâ): İsyan etti.
    Kökü: ع ص ي / Cümle: عَصَوْا (İsyan ettiler.)
  • تَلَا (Talâ): Okudu.
    Kökü: ت ل و / Cümle: يَتْلُونَ آيَاتِ اللَّهِ (Allah'ın âyetlerini okurlar.)
  • سَجَدَ (Sacede): Secde etti.
    Kökü: س ج د / Cümle: هُمْ يَسْجُدُونَ (Onlar secde ederler.)
  • سَارَعَ (Sâra'a): Yarıştı, acele etti.
    Kökü: س ر ع / Cümle: وَيُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ (Hayırlarda yarışırlar.)
  • أَغْنَى (Ağnâ): Fayda sağladı.
    Kökü: غ ن ي / Cümle: لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ (Onlara asla fayda sağlamaz.)
  • ظَلَمَ (Zaleme): Zulmetti.
    Kökü: ظ ل م / Cümle: ظَلَمُوا أَنْفُسَهُمْ (Nefislerine zulmettiler.)
  • أَخْفَى (Ahfâ): Gizledi.
    Kökü: خ ف ي / Cümle: تُخْفِي صُدُورُهُمْ (Sinelerinin gizlediği...)
  • صَبَرَ (Sabere): Sabretti.
    Kökü: ص ب ر / Cümle: إِنْ تَصْبِرُوا (Eğer sabrederseniz.)
  • اتَّقَى (İttakâ): Sakındı.
    Kökü: و ق ي / Cümle: وَتَتَّقُوا (Ve sakınırsanız.)
  • نَصَرَ (Nasara): Yardım etti.
    Kökü: ن ص ر / Cümle: نَصَرَكُمُ اللَّهُ (Allah size yardım etti.)
  • جَعَلَ (Cale): Kıldı, yaptı.
    Kökü: ج ع ل / Cümle: وَمَا جَعَلَهُ اللَّهُ (Allah onu kılmadı.)
  • غَفَرَ (Ğafere): Bağışladı.
    Kökü: غ ف ر / Cümle: يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ (Dilediğini bağışlar.)
  • أَكلَ (Ekale): Yedi.
    Kökü: أ ك ل / Cümle: لَا تَأْكُلُوا الرِّبَا (Faiz yemeyin.)
  • هَدَى (Hedâ): Hidayet etti.
    Kökü: ه د ي / Cümle: فَقَدْ هُدِيَ (Kesinlikle doğru yola iletilmiştir.)

3. Arapça Edat Örnekleri - Harfi Cerler Hariç (15 Adet)

  • لَا (Lâ): Olumsuzluk / nehiy edatı (değil, -me/-ma).
    Cümle: وَلَا تَفَرَّقُوا (Parçalanıp ayrılmayın.)
  • إِنْ (İn): Şart edatı (eğer).
    Cümle: إِنْ تُطِيعُوا (Eğer itaat ederseniz.)
  • وَ (Ve): Atıf edatı (ve).
    Cümle: وَاعْتَصِمُوا (Ve sımsıkı sarılın.)
  • أَمْ (Em): Soru / inkıta edatı (yoksa).
    Cümle: أَمْ حَسِبْتُمْ (Yoksa sandınız mı?)
  • قَدْ (Kad): Tahkik / takrib edatı (-di, şüphesiz).
    Cümle: قَدْ خَلَتْ (Geçip gitmiştir.)
  • لَمَّا (Lemmâ): Cef / olumsuzluk edatı (henüz -medi).
    Cümle: وَلَمَّا يَعْلَمِ اللَّهُ (Henüz bilmedi / sınamadı.)
  • إِذْ (İz): Zaman zarfı / edatı (de hani / olduğu zaman).
    Cümle: وَإِذْ غَدَوْتَ (Hani sabah erkenden ayrılmıştın.)
  • مَا (Mâ): Olumsuzluk / mevsul edatı (değil / ne / şey).
    Cümle: وَمَا جَعَلَهُ (Onu kılmadı.)
  • لَنْ (Len): Kat'î olumsuzluk edatı (asla -ecek).
    Cümle: لَنْ يَضُرُّوكُمْ (Size asla zarar veremezler.)
  • ثُمَّ (Summe): Tertip ve terhi edatı (sonra).
    Cümle: ثُمَّ لَا يُنْصَرُونَ (Sonra yardım edilmezler.)
  • أَنَّ (Enne): Tekit / mastar edatı (ki, -ğini).
    Cümle: أَنَّ اللَّهَ (Şüphesiz Allah...)
  • إِنَّ (İnne): Tekit edatı (şüphesiz, muhakkak).
    Cümle: إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ (Şüphesiz Allah bilendir.)
  • فَـ (Fe): Rabıt / sebebiyet edatı (o halde, hemen).
    Cümle: فَسِيرُوا (Yeryüzünde gezin.)
  • بَلَى (Belâ): Tasdik edatı (bilakis, evet).
    Cümle: بَلَى إِنْ تَصْبِرُوا (Evet, eğer sabrederseniz...)
  • لَوْ (Lev): Şart edatı (-seydi, -sa).
    Cümle: وَلَوْ آمَنَ (Eğer inansalardı...)

Konu Özeti: Âli İmrân Sûresi'nin 150-200. ayetleri arasındaki bu bölümde; Uhud Savaşı'ndan çıkarılacak tarihî ve manevî dersler, müminlerin zorluklar karşısında sergilemesi gereken sabır ve sebat, kâfirlerin ve münafıkların tutumları, dünya hayatının geçiciliği, akıl sahiplerinin kainattaki deliller üzerinde tefekkürü ve müminlerin duaları ele alınmaktadır. Kaynak: kuran-eski.edize.com

Ayetler ve Türkçe Çevirileri

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

150. بَلِ اللَّهُ مَوْلَاكُمْ وَهُوَ خَيْرُ النَّاصِرِينَ
Meali: Bilakis sizin Mevlânız Allah'tır; O, yardımcıların en hayırlısıdır.
151. سَنُلْقِي فِي قُلُوبِ الَّذِينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ بِمَا أَشْرَكُوا بِاللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ سُلْطَانًا وَمَأْوَاهُمُ النَّارُ وَبِئْسَ مَثْوَى الظَّالِمِينَ
Meali: İnkâr edenlerin kalplerine, Allah hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O'na ortak koştuklarından ötürü korku salacağız. Onların varacağı yer cehennemdir. Zalimlerin kalacağı yer ne kötüdür!
152. وَلَقَدْ صَدَقَكُمُ اللَّهُ وَعْدَهُ إِذْ تَحُسُّونَهُمْ بِإِذْنِهِ حَتَّىٰ إِذَا فَشِلْتُمْ وَتَنَازَعْتُمْ فِي الْأَمْرِ وَعَصَيْتُمْ مِنْ بَعْدِ مَا أَرَاكُمْ مَا تُحِبُّونَ مِنْكُمْ مَنْ يُرِيدُ الدُّنْيَا وَمِنْكُمْ مَنْ يُرِيدُ الْآخِرَةَ ثُمَّ صَرَفَكُمْ عَنْهُمْ لِيَبْتَلِيَكُمْ وَلَقَدْ عَفَا عَنْكُمْ وَاللَّهُ ذُو فَضْلٍ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ
Meali: Andolsun ki Allah, size (Uhud'un başında) vadini doğruladı; çünkü O'nun izniyle onları kırıp geçiriyordunuz. Nihayet arzu ettiğiniz (zaferi) size gösterdikten sonra zayıflık gösterdiniz, emir hakkında çekiştiniz ve âsi oldunuz. İçinizden kimi dünyayı istiyordu, kimi de ahireti istiyordu. Sonra sizi sınamak için onlardan sizi çevirdi (başarıyı geçici olarak engelledi). Andolsun ki sizi bağışladı. Allah müminlere karşı lütuf sahibidir.
153. إِذْ تُصْعِدُونَ وَلَا تَلْوُونَ عَلَىٰ أَحَدٍ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ فِي أُخْرَاكُمْ فَأَثَابَكُمْ غَمًّا بِغَمٍّ لِكَيْ لَا تَحْزَنُوا عَلَىٰ مَا فَاتَكُمْ وَلَا مَا أَصَابَكُمْ وَاللَّهُ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
Meali: O zaman Peygamber arkanızdan sizi çağırıp dururken, siz (tepeyi bırakıp) dağda uzaklaşıyor, kimseye dönüp bakmıyordunuz. (Allah) elinizden kaçana ve başınıza gelene üzülmeyesiniz diye size keder üstüne keder verdi. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
154. ثُمَّ أَنْزَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ بَعْدِ الْغَمِّ أَمَنَةً نُعَاسًا يَغْشَىٰ طَائِفَةً مِنْكُمْ وَطَائِفَةٌ قَدْ أَهَمَّتْهُمْ أَنْفُسُهُمْ يَظُنُّونَ بِاللَّهِ غَيْرَ الْحَقِّ ظَنَّ الْجَاهِلِيَّةِ يَقُولُونَ هَلْ لَنَا مِنَ الْأَمْرِ مِنْ شَيْءٍ قُلْ إِنَّ الْأَمْرَ كُلَّهُ لِلَّهِ يُخْفُونَ فِي أَنْفُسِهِمْ مَا لَا يُبْدُونَ لَكَ يَقُولُونَ لَوْ كَانَ لَنَا مِنَ الْأَمْرِ شَيْءٌ مَا قُتِلْنَا هَاهُنَا قُلْ لَوْ كُنْتُمْ فِي بُيُوتِكُمْ لَبَرَزَ الَّذِينَ كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقَتْلُ إِلَىٰ مَضَاجِعِهِمْ وَلِيَبْتَلِيَ اللَّهُ مَا فِي صُدُورِكُمْ وَلِيُمَحِّصَ مَا فِي قُلُوبِكُمْ وَاللَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
Meali: Sonra o kederin ardından üzerinize bir güven, bir uyku indirdi ki bu, bir gurubunuzu bürüyordu. Bir gurup da kendilerinin derdine düşmüşlerdi; Allah hakkında cahiliye zannı gibi haksız bir zanta kapılıyorlar, "Bu işten bize ne?" diyorlardı. De ki: "İşin bütün yetkisi ve takdiri Allah'a aittir." İçlerinde sana açmadıkları şeyleri gizliyorlar ve "Bizim bu işten bir yetkimiz olsaydı burada öldürülmezdik" diyorlar. De ki: "Evlerinizde olsaydınız bile, üzerine ölüm yazılmış olanlar, düşüp ölecekleri yerlere mutlaka çıkıp giderlerdi." (Bu,) Allah'ın göğüslerinizdekini sınaması ve kalplerinizdekini arındırması içindir. Allah kalplerin özünü bilendir.
155. إِنَّ الَّذِينَ تَوَلَّوْا مِنْكُمْ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ إِنَّمَا اسْتَزَلَّهُمُ الشَّيْطَانُ بِبَعْضِ مَا كَسَبُوا وَلَقَدْ عَفَا اللَّهُ عَنْهُمْ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ حَلِيمٌ
Meali: İki topluluğun karşılaştığı gün içinizden arka çevirip kaçanları, sırf kazandıkları bazı hatalar yüzünden şeytan kaydırmak istemişti. Andolsun ki Allah onları affetti. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, halimdir.
156. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ كَفَرُوا وَقَالُوا لِإِخْوَانِهِمْ إِذَا ضَرَبُوا فِي الْأَرْضِ أَوْ كَانُوا غُزًّى لَوْ كَانُوا عِنْدَنَا مَا قُتِلُوا وَمَا مَاتُوا لِيَجْعَلَ اللَّهُ ذَلِكَ حَسْرَةً فِي قُلُوبِهِمْ وَاللَّهُ يُحْيِي وَيُمِيتُ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Meali: Ey iman edenler! Yeryüzünde sefere çıkan veya gazi olan kardeşleri için, "Eğer bizim yanımızda görselerdi ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi" diyen inkârcılar gibi olmayın. Allah bunu onların kalplerinde bir hasret (pişmanlık) kılacaktır. Hayatı veren de öldüren de Allah'tır. Allah yaptıklarınızı görmektedir.
157. وَلَئِنْ قُتِلْتُمْ فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَوْ مُتِّمْ لَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرَحْمَةٌ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ
Meali: Andolsun ki Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allah'tan bir bağışlanma ve rahmet, onların topladıkları bütün şeylerden daha hayırlıdır.
158. وَلَئِنْ مُتِّمْ أَوْ قُتِلْتُمْ لإِلَى اللَّهِ تُحْشَرُونَ
Meali: Andolsun ki ölseniz de öldürülseniz de şüphesiz Allah'ın huzurunda toplanacaksınız.
159. فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللَّهِ لِنْتَ لَهُمْ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لَانْفَضَّوْا مِنْ حَوْلِكَ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الْأَمْرِ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتوَكِّلِينَ
Meali: Allah'ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, kesinlikle etrafından dağılıp giderlerdi. Artık onları affet, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla istişare et. Karar verdiğin zaman da artık Allah'a dayanıp güven. Şüphesiz Allah kendisine güvenenleri sever.
160. إِنْ يَنْصُرْكُمُ اللَّهُ فَلَا غَالِبَ لَكُمْ وَإِنْ يَخْذُلْكُمْ فَمَنْ ذَا الَّذِي يَنْصُرُكُمْ مِنْ بَعْدِهِ وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
Meali: Allah size yardım ederse, sizi yenecek yoktur. Eğer sizi yardımsız bırakırsa, O'ndan başka size kim yardım edebilir? Müminler yalnız Allah'a güvensinler.
161. وَمَا كَانَ لِنَبِيٍّ أَنْ يَغُلَّ وَمَنْ يَغْلُلْ يَأْتِ بِمَا غَلَّ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ثُمَّ تُوَفَّى كُلُّ نَفْسٍ مَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
Meali: Hiçbir peygambere ganimette hıyanet etmesi (gadr etmesi) yaraşmaz. Kim hıyanet ederse, kıyamet günü hıyanet ettiği şeyle birlikte gelir. Sonra herkese kazandığı eksiksiz ödenir ve onlara zulmedilmez.
162. أَفَمَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَ اللَّهِ كَمَنْ بَاءَ بِسَخَطٍ مِنَ اللَّهِ وَمَأْوَاهُ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
Meali: Hiç Allah'ın rızasına uyan kimse, Allah'ın gazabına uğrayan ve varacağı yer cehennem olan kimse gibi olur mu? Orası ne kötü bir varış yeridir!
163. هُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ اللَّهِ وَاللَّهُ بَصِيرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ
Meali: Onların Allah katında derece derece halleri vardır. Allah yaptıklarını görmektedir.
164. لَقَدْ مَنَّ اللَّهُ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ إِذْ بَعَثَ فِيهِمْ رَسُولًا مِنْ أَنْفُسِهِمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَإِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ
Meali: Andolsun ki Allah, müminlere kendi içlerinden; onlara âyetlerini okuyan, onları arındıran, onlara Kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütfette bulunmuştur. Oysa onlar daha önce apaçık bir sapkınlık içindeydiler.
165. أَوَلَمَّا أَصَابَتْكُمْ مُصِيبَةٌ قَدْ أَصَبْتُمْ مِثْلَيْهَا قُلْتُمْ أَنَّى هَٰذَا قُلْ هُوَ مِنْ عِنْدِ أَنْفُسِكُمْ إِنَّ اللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Meali: (Uhud'da) başınıza bir musibet geldiğinde, halbuki siz (Bedir'de) bunun iki mislini düşmanlarınıza vermiş idiniz, "Bu nereden geldi?" mi dediniz? De ki: "O, kendi kendinizdendir (sizin kusurunuzdandır)." Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.
166. وَمَا أَصَابَكُمْ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِ فَبِإِذْنِ اللَّهِ وَلِيَعْلَمَ الْمُؤْمِنِينَ
Meali: İki topluluğun karşılaştığı gün başınıza gelenler Allah'ın izniyledir; bu da müminleri ortaya çıkarması içindir.
167. وَلِيَعْلَمَ الَّذِينَ نَافَقُوا وَقِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا قَاتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَوِ ادْفَعُوا قَالُوا لَوْ نَعْلَمُ قِتَالًا لَاتَّبَعْنَاكُمْ هُمْ لِلْكُفْرِ يَوْمَئِذٍ أَقْرَبُ مِنْهُمْ لِلْإِيمَانِ يَقُولُونَ بِأَفْوَاهِهِمْ مَا لَيْسَ فِي قُلُوبِهِمْ وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يَكْتُمُونَ
Meali: Ve münafık olanları da ayırt etmesi içindir. Onlara, "Gelin, Allah yolunda çarpışın veya savunma yapın" denildiğinde, "Biz savaşmayı bilseydik elbette sizi takip ederdik" dediler. Onlar o gün, imandan ziyade küfre daha yakındılar. Kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. Allah onların gizlediklerini çok iyi bilir.
168. الَّذِينَ قَالُوا لِإِخْوَانِهِمْ وَقَعَدُوا لَوْ أَطَاعُونَا مَا قُتِلُوا قُلْ فَادْرَءُوا عَنْ أَنْفُسِكُمُ الْمَوْتَ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
Meali: Kendileri oturup kaldıkları halde, kardeşleri için, "Eğer bize uysalardı öldürülmezlerdi" diyenlere de ki: "Eğer doğru sözlü iseniz, kendi üzerinizden ölümü savun!"
169. وَلَا تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ قُتِلُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ أَمْوَاتًا بَلْ أَحْيَاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ
Meali: Allah yolunda öldürülenleri sakın ölü sanmayın. Bilakis onlar diridirler, Rableri katında rızıklandırılmaktadırlar.
170. فَرِحِينَ بِمَا آتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ وَيَسْتَبْشِرُونَ بِالَّذِينَ لَمْ يَلْحَقُوا بِهِمْ مِنْ خَلْفِهِمْ أَلَّا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Meali: Allah'ın lütfundan kendilerine verdiği şeylerle sevinçlidirler. Arkalarından henüz kendilerine katılmamış olanlara da, onlara hiçbir korku olmayacağını ve mahzun olmayacaklarını müjdelemek isterler.
171. يَسْتَبْشِرُونَ بِنِعْمَةٍ مِنَ اللَّهِ وَفَضْلٍ وَأَنَّ اللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ الْمُؤْمِنِينَ
Meali: Allah'tan bir nimet ve lütuf ile ve Allah'ın müminlerin ecrini zayi etmeyeceği müjdesiyle sevinç duymaktadırlar.
172. الَّذِينَ اسْتَجَابُوا لِلَّهِ وَالرَّسُولِ مِنْ بَعْدِ مَا أَصَابَهُمُ الْقَرْحُ لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا مِنْهُمْ وَاتَّقَوْا أَجْرٌ عَظِيمٌ
Meali: Yara aldıktan sonra Allah ve Resûl'ünün çağrısına uyanlar var ya, onlardan iyilik edip takva sahibi olanlar için büyük bir ecir vardır.
173. الَّذِينَ قَالَ لَهُمُ النَّاسُ إِنَّ النَّاسَ قَدْ جَمَعُوا لَكُمْ فَاخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَانًا وَقَالُوا حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ
Meali: O kimseler ki, halk onlara, "İnsanlar size karşı toplandı, onlardan korkun" dediğinde, bu onların imanını artırdı ve "Bize Allah yeter, O ne güzel vekildir" dediler.
174. فَانْقَلَبُوا بِنِعْمَةٍ مِنَ اللَّهِ وَفَضْلٍ لَمْ يَمْسَسْهُمْ سُوءٌ وَاتَّبَعُوا رِضْوَانَ اللَّهِ وَاللَّهُ ذُو فَضْلٍ عَظِيمٍ
Meali: Sonra kendilerine hiçbir fenalık dokunmadan, Allah'tan bir nimet ve lütuf ile geri döndüler ve Allah'ın rızasına uydular. Allah büyük lütuf sahibidir.
175. إِنَّمَا ذَلِكُمُ الشَّيْطَانُ يُخَوِّفُ أَوْلِيَاءَهُ فَلَا تَخَافُوهُمْ وَخَافُونِ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
Meali: İşte o şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Eğer müminlerseniz onlardan korkmayın, benden korkun.
176. وَلَا يَحْزُنْكَ الَّذِينَ يُسَارِعُونَ فِي الْكُفْرِ إِنَّهُمْ لَنْ يَضُرَُّوا اللَّهَ شَيْئًا يُرِيدُ اللَّهُ أَلَّا يَجْعَلَ لَهُمْ حَظَّا فِي الْآخِرَةِ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Meali: Küfürde yarışanlar seni üzmesin. Çünkü onlar Allah'a hiçbir zarar veremezler. Allah, onlara ahirette bir nasip vermemek istemektedir. Onlar için büyük bir azap vardır.
177. إِنَّ الَّذِينَ اشْتَرَوُا الْكُفْرَ بِالْإِيمَانِ لَنْ يَضُرَُّوا اللَّهَ شَيْئًا وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Meali: Şüphe yok ki, imanı verip yerine küfrü satın alanlar Allah'a hiçbir zarar veremezler. Onlar için acıklı bir azap vardır.
178. وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنَّما نُمْلِي لَهُمْ خَيْرٌ لِأَنْفُسِهِمْ إِنَّمَا نُمْلِي لَهُمْ لِيَسْتَزِيدُوا إِثْمًا وَلَهُمْ عَذَابٌ مُهِينٌ
Meali: Sakın inkâr edenler kendilerine mühlet vermemizi kendileri için bir hayır sanmasınlar. Biz ancak günahlarını artırmaları için onlara mühlet veriyoruz. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.
179. مَا كَانَ اللَّهُ لِيَذَرَ الْمُؤْمِنِينَ عَلَىٰ مَا أَنْتُمْ عَلَيْهِ حَتَّىٰ يَمِيزَ الْخَبِيثَ مِنَ الطَّيِّبِ وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى الْغَيْبِ وَلَكِنَّ اللَّهَ يَجْتَبِي مِنْ رُسُلِهِ مَنْ يَشَاءُ فَآمِنُوا بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ وَإِنْ تُؤْمِنُوا وَتَتَّقُوا فَلَكُمْ أَجْرٌ عَظِيمٌ
Meali: Allah, murdarı temizden ayırıncaya kadar müminleri üzerinde bulunduğunuz şu hal üzere bırakacak değildir. Allah sizi gayba da vakıf kılacak değildir; lakin Allah peygamberlerinden dilediğini seçer. O halde Allah'a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve takva sahibi olursanız, sizin için büyük bir ecir vardır.
180. وَلَا يَحْسَبَنَّ الَّذِينَ يَبْخَلُونَ بِمَا آتَاهُمُ اللَّهُ مِنْ فَضْلِهِ هُوَ خَيْرًا لَهُمْ بَلْ هُوَ شَرٌّ لَهُمْ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُوا بِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلِلَّهِ مِيرَاثُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ
Meali: Allah'ın lütfundan kendilerine verdiği şeylerde cimrilik edenler, bunun kendileri için hayır olduğunu sanmasınlar. Bilakis o, onlar için bir şerdir. Cimrilik ettikleri şey kıyamet günü boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
181. لَقَدْ سَمِعَ اللَّهُ قَوْلَ الَّذِينَ قَالُوا إِنَّ اللَّهَ فَقِيرٌ وَنَحْنُ أَغْنِيَاءُ سَنَكْتُبُ مَا قَالُوا وَقَتْلَهُمُ الْأَنْبِيَاءَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَنَقُولُ ذُوقُوا عَذَابَ الْحَرِيقِ
Meali: Andolsun ki Allah, "Şüphesiz Allah fakirdir, biz ise zenginleriz" diyenlerin sözünü işitti. Onların söylediklerini ve haksız yere peygamberleri öldürmelerini yazacağız ve "Tadın bakalım yangın azabını!" diyeceğiz.
182. ذَلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيكُمْ وَأَنَّ اللَّهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَبِيدِ
Meali: "Bu, ellerinizin önceden takdim ettiği şeyler yüzündendir. Yoksa Allah kullarına asla zulmedici değildir."
183. الَّذِينَ قَالُوا إِنَّ اللَّهَ عَهِدَ إِلَيْنَا أَلَّا نُؤْمِنَ لِرَسُولٍ حَتَّىٰ يَأْتِيَنَا بِقُرْبَانٍ تَأْكُلُهُ النَّارُ قُلْ قَدْ جَاءَكُمْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِي بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالَّذِي قُلْتُمْ فَلَمَ قَتَلْتُمُوهُمْ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
Meali: Onlar, "Şüphesiz Allah bize, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamamızı emretmiştir" dediler. De ki: "Benden önce nice peygamberler size mucizelerle ve söylediğiniz şeylerle geldiler; peki ya doğru sözlü iseniz onları niçin öldürdünüz?"
184. فَإِنْ كَذَّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ جَاءُوا بِالْبَيِّنَاتِ وَالزُّبُرِ وَالْكِتَابِ الْمُنِيرِ
Meali: Eğer seni yalanlarlarsa, senden önce mucizelerle, sahifelerle ve nurlu kitapla gelen peygamberler de yalanlanmıştı.
185. كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ وَإِنَّمَا تُوَفَّوْنَ أُجُورَكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَمَنْ زُحْزِحَ عَنِ النَّارِ وَأُدْخِلَ الْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَ وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ
Meali: Her can ölümü tadacaktır. Kıyamet günü ecirleriniz ancak tam olarak verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı ise aldatıcı metaftan başka bir şey değildir.
186. لَتُبْلَوُنَّ فِي أَمْوَالِكُمْ وَأَنْفُسِكُمْ وَلَتَسْمَعُنَّ مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَمِنَ الَّذِينَ أَشْرَكُوا أَذًى كَثِيرًا وَإِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا فَإِنَّ ذَلِكَ مِنْ عَزْمِ الْأُمُورِ
Meali: Andolsun ki mallarınız ve canlarınız konusunda sınanacaksınız. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve şirk koşanlardan birçok eziyet sözü işiteceksiniz. Eğer sabreder ve takva gösterirseniz, şüphesiz bu, kararlılık gerektiren işlerdendir.
187. وَإِذْ أَخَذَ اللَّهُ مِيثَاقَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ لَتُبَيِّنُنَّهُ لِلنَّاسِ وَلَا تَكْتُبُونَهُ فَنَبَذُوهُ وَرَاءَ ظُهُورِهِمْ وَاشْتَرَوْا بِهِ ثَمَنًا قَلِيلًا فَبِئْسَ مَا يَشْتَرُونَ
Meali: Hani Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, gizlemeyeceksiniz" diye söz almıştı. Fakat onlar bunu sırtlarının arkasına attılar ve karşılığında az bir pahayı (dünyalığı) satın aldılar. Sattıkları şey ne kötüdür!
188. لَا تَحْسَبَنَّ الَّذِينَ يَفْرَحُونَ بِمَا أَتَوْا وَيُحُبُّونَ أَنْ يُحْمَدُوا بِمَا لَمْ يَفْعَلُوا فَلَا تَحْسَبَنَّهُمْ بِمَفَازَةٍ مِنَ الْعَذَابِ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Meali: Yaptıkları işlerle sevinen ve yapmadıkları şeylerle övülmeyi sevenlerin, sakın azaptan kurtulduklarını sanma. Onlar için acıklı bir azap vardır.
189. وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Meali: Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Allah her şeye kadirdir.
190. إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَآيَاتٍ لِأُولِي الْأَلْبَابِ
Meali: Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün artarda gelmesinde akıl sahipleri için kesin deliller (ayetler) vardır.
191. الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللَّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَىٰ جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَٰذَا بَاطِلًا سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
Meali: Onlar ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken Allah'ı zikrederler; göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde derin derin düşünürler: "Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın, seni tesbih ederiz, bizi cehennem azabından koru" derler.
192. رَبَّنَا إِنَّكَ مَنْ تُدْخِلِ النَّارَ فَقَدْ أَخْزَيْتَهُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنْصَارٍ
Meali: "Rabbimiz! Şüphesiz sen kimi ateşe sokarsan, onu rezil etmişsindir. Zalimlerin hiç yardımcıları yoktur."
193. رَبَّنَا إِنَّنَا سَمِعْنَا مُنَادِيًا يُنَادِي لِلْإِيمَانِ أَنْ آمِنُوا بِرَبِّكُمْ فَآمَنَّا رَبَّنَا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّئَاتِنَا وَتَوَفَّنَا مَعَ الْأَبْرَارِ
Meali: "Rabbimiz! Biz, 'Rabbinize iman edin' diye imana çağıran bir nida işittik de iman ettik. Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve canımızı iyilerle birlikte al."
194. رَبَّنَا وَآتِنَا مَا وَعَدْتَنَا عَلَىٰ رُسُلِكَ وَلَا تُخْزِنَا يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِنَّكَ لَا تُخْلِفُ الْمِيعَادَ
Meali: "Rabbimiz! Peygamberlerin aracılığıyla bize vadettiğin şeyleri ver bize. Kıyamet günü bizi rezil etme. Şüphesiz sen vaadinden caymazsın."
195. فَاسْتَجَابَ لَهُمْ رَبُّهُمْ أَنِّي لَا أُضِيعُ عَمَلَ عَامِلٍ مِنْكُمْ مِنْ ذَكَرٍ أَوْ أُنْثَىٰ بَعْضُكُمْ مِنْ بَعْضٍ فَالَّذِينَ هَاجَرُوا وَأُخْرِجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ وَأُوذُوا فِي سَبِيلِي وَقَاتِلُوا وَقُتِلُوا لَأُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَلَأُدْخِلَنَّهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ ثَوَابًا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ وَاللَّهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الثَّوَابِ
Meali: Bunun üzerine Rableri onların dualarına şöyle icabet etti: "Şüphesiz ben, erkek olsun kadın olsun, sizden çalışan hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Siz birbirinizdensiniz. Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet görenler, çarpışanlar ve öldürülenler var ya, elbette onların kötülüklerini örteceğim ve onları altından ırmaklar akan cennetlere koyacağım; Allah katından bir karşılık olarak. En güzel karşılık Allah katındadır."
196. لَا يَغُرَّنَّكَ تَقَلُّبُ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي الْبِلَادِ
Meali: İnkâr edenlerin ülkelerde (rahatça) gezip dolaşması sakın seni aldatmasın.
197. مَتَاعٌ قَلِيلٌ ثُمَّ مَأْوَاهُمْ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ الْمِهَادُ
Meali: (Bu) az bir menfaattir, sonra onların varacağı yer cehennemdir. Orası ne kötü bir yataktır!
198. لَكِنِ الَّذِينَ اتَّقَوْا رَبَّهُمْ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا نُزُلًا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ وَمَا عِنْدَ اللَّهِ خَيْرٌ لِلْأَبْرَارِ
Meali: Fakat Rabblerinden sakınanlar için, altından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler vardır. Allah katından bir ikram olarak (sunulur). İyiler için Allah katında olanlar daha hayırlıdır.
199. وَإِنَّ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ لَمَنْ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْكُمْ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْهِمْ خَاشِعِينَ لِلَّهِ لَا يَشْتَرُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ ثَمَنًا قَلِيلًا أُولَئِكَ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ إِنَّ اللَّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ
Meali: Ehlikitaptan öyleleri vardır ki, Allah'a, size indirilene ve kendilerine indirilene, Allah'a derin bir saygı duyarak iman ederler. Allah'ın âyetlerini az bir değere satmazlar. İşte onlar için Rableri katında ecirleri vardır. Şüphesiz Allah hesabı çok çabuk görendir.
200. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اصْبِرُوا وَصَابِرُوا وَرَابِطُوا وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Meali: Ey iman edenler! Sabredin; (başkalarına karşı da) sabır yarışında yarışın; nöbette (sınırda) sebat edin ve Allah'tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)

  • مَوْلَى (Mevlâ): Efendi, yardımcı.
    Cümle: بَلِ اللَّهُ مَوْلَاكُمْ (Mevlânız Allah'tır.)
  • نَاصِر (Nâsır): Yardımcı.
    Cümle: وَهُوَ خَيْرُ النَّاصِرِينَ (O, yardımcıların en hayırlısıdır.)
  • قَلْب (Kalb): Kalp, yürek.
    Cümle: فِي قُلُوبِ الَّذِينَ كَفَرُوا (İnkâr edenlerin kalplerinde...)
  • نَار (Nâr): Ateş, cehennem.
    Cümle: وَمَأْوَاهُمُ النَّارُ (Onların varacağı yer ateştir.)
  • ظَالِم (Zâlim): Zalim.
    Cümle: مَثْوَى الظَّالِمِينَ (Zalimlerin kalacağı yer...)
  • وَعْد (Va'd): Söz, vaat.
    Cümle: صَدَقَكُمُ اللَّهُ وَعْدَهُ (Allah size vaadini doğruladı.)
  • أَمْر (Emr): İş, buyruk.
    Cümle: وَتَنَازَعْتُمْ فِي الْأَمْرِ (İş hakkında çekiştiniz.)
  • دُنْيَا (Dünyâ): Dünya.
    Cümle: مَنْ يُرِيدُ الدُّنْيَا (Dünyayı isteyenler...)
  • آخِرَة (Âhiret): Ahiret.
    Cümle: وَمِنْكُمْ مَنْ يُرِيدُ الْآخِرَةَ (...Ve kimi de ahireti istiyordu.)
  • فَضْل (Fadl): Lütuf, ihsan.
    Cümle: وَاللَّهُ ذُو فَضْلٍ (Allah lütuf sahibidir.)
  • مُؤْمِن (Mü'min): İnanan kimse.
    Cümle: عَلَى الْمُؤْمِنِينَ (Müminlerin üzerine...)
  • غَمّ (Ğamm): Keder, tasa.
    Cümle: فَأَثَابَكُمْ غَمًّا (Size keder verdi.)
  • أَمَنَة (Emenet): Güvenlik, huzur.
    Cümle: أَمَنَةً نُعَاسًا (Bir güven ve uyku...)
  • نُعَاس (Nu'âs): Hafif uyku.
    Cümle: يَغْشَى طَائِفَةً (Bir grubu saran uyku...)
  • طَائِفَة (Tâife): Grup, topluluk.
    Cümle: طَائِفَةً مِنْكُمْ (Sizden bir grup...)
  • بَيْت (Beyt): Ev.
    Cümle: فِي بُيُوتِكُمْ (Evlerinizde...)
  • قَتْل (KatL): Öldürülme.
    Cümle: كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقَتْلُ (Üzerlerine ölüm yazılmış olanlar...)
  • صَدْر (Sadr): Göğüs, kalpteki duygu.
    Cümle: بِذَاتِ الصُّدُورِ (Göğüslerin özünü bilen...)
  • إِخْوَان (İhvân): Kardeşler.
    Cümle: لِإِخْوَانِهِمْ (Kardeşleri için...)
  • أَرْض (Ard): Yeryüzü, yer.
    Cümle: ضَرَبُوا فِي الْأَرْضِ (Yeryüzünde sefere çıkanlar...)
  • رَحْمَة (Rahmet): Merhamet, rahmet.
    Cümle: وَرََحْمَةٌ خَيْرٌ (Rahmet daha hayırlıdır.)
  • نَبِيّ (Nebiyy): Peygamber.
    Cümle: وَمَا كَانَ لِنَبِيٍّ (Hiçbir peygambere yaraşmaz.)
  • قِيَامَة (Kıyâme): Kıyamet.
    Cümle: يَوْمَ الْقِيَامَةِ (Kıyamet günü...)
  • رِضْوَان (Rıdvân): Rıza, hoşnutluk.
    Cümle: رِضْوَانَ اللَّهِ (Allah'ın rızası...)
  • مُصِيبَة (Musîbe): Musibet, felaket.
    Cümle: أَصَابَتْكُمْ مُصِيبَةٌ (Başınıza bir musibet geldiğinde...)

2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)

  • كَانَ (Kâne): Oldu.
    Kökü: ك و ن / Cümle: وَمَا كَانَ لِنَبِيٍّ (Peygambere yaraşmaz / olmadı.)
  • خَرَجَ (Harace): Çıktı.
    Kökü: خ ر ج / Cümle: خَرَجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ (Yurtlarından çıktılar.)
  • قَالَ (Kâle): Söyledi, dedi.
    Kökü: ق و ل / Cümle: وَقَالَ لَا غَالِبَ لَكُمْ (Ve demişti ki...)
  • عَلِمَ (Alime): Bildi.
    Kökü: ع ل م / Cümle: وَاللَّهُ عَلِيمٌ (Allah bilendir.)
  • عَفَا (Afa): Affetti.
    Kökü: ع ف و / Cümle: وَلَقَدْ عَفَا عَنْكُمْ (Andolsun sizi affetti.)
  • صَبَرَ (Sabara): Sabretti.
    Kökü: ص ب ر / Cümle: اصْبِرُوا وَصَابِرُوا (Sabredin ve yarışın.)
  • نَصَرَ (Nasara): Yardım etti.
    Kökü: ن ص ر / Cümle: إِنْ يَنْصُرْكُمُ اللَّهُ (Eğer Allah size yardım ederse...)
  • شَكَرَ (Şakara): Şükretti.
    Kökü: ش ك ر / Cümle: وَسَيَجْزِي الشَّاكِرِينَ (Şükredenleri ödüllendirecektir.)
  • هَدَى (Hedâ): Hidayet etti.
    Kökü: ه د ي / Cümle: وَاللَّهُ يَهْدِي (Allah hidayet eder.)
  • كَفَرَ (Kafere): İnkar etti.
    Kökü: ك ف ر / Cümle: الَّذِينَ كَفَرُوا (İnkâr edenler...)
  • آمَنَ (Âmene): İman etti.
    Kökü: أ م ن / Cümle: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا (Ey iman edenler!)
  • قَتَلَ (Katale): Öldürdü.
    Kökü: ق ت ل / Cümle: وَمَا قُتِلُوا (Öldürülmediler.)
  • مَاتَ (Mâte): Öldü.
    Kökü: م و ت / Cümle: كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ (Her can ölümü tadacaktır.)
  • سَمِعَ (Sami'a): İşitti.
    Kökü: س م ع / Cümle: لَقَدْ سَمِعَ اللَّهُ (Allah işitti.)
  • رَأَى (Raâ): Gördü.
    Kökü: ر أ ي / Cümle: إِنِّي أَرَى (Ben görüyorum.)
  • أَخَذَ (Ahaze): Aldı.
    Kökü: أ خ ذ / Cümle: أَخَذَ اللَّهُ مِيثَاقَ (Allah söz aldı.)
  • جَاءَ (Câe): Geldi.
    Kökü: ج ي ء / Cümle: لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ (Size bir elçi geldi.)
  • عَمِلَ (Amile): Yaptı, çalıştı.
    Kökü: ع م ل / Cümle: بِمَا تَعْمَلُونَ (Yaptığınız şeyleri...)
  • خَلَقَ (Halaqa): Yarattı.
    Kökü: خ ل ق / Cümle: مَا خَلَقْتَ بَاطِلًا (Boşuna yaratmadın.)
  • فَكَّرَ (Fekkere): Düşündü.
    Kökü: ف ك ر / Cümle: وَيَتَفَكَّرُونَ (Derin düşünürler.)
  • اسْتَجَابَ (İstecâbe): İcabet etti.
    Kökü: ج و ب / Cümle: فَاسْتَجَابَ لَهُمْ رَبُّهُمْ (Rableri onlara icabet etti.)
  • هَاجَرَ (Hâğere): Hicret etti.
    Kökü: ه ج ر / Cümle: فَالَّذِينَ هَاجَرُوا (Hicret edenler...)
  • أَصَابَ (Esâbe): İsabet etti.
    Kökü: ص و ب / Cümle: وَمَا أَصَابَكُمْ (Başınıza gelenler...)
  • حَزِنَ (Hazina): Üzüldü.
    Kökü: ح ز ن / Cümle: وَلَا تَحْزَنُوا (Üzülmeyin.)
  • رَجَعَ (Race'a): Döndü.
    Kökü: ر ج ع / Cümle: فَانْقَلَبُوا (رَجَعُوا) (Geri döndüler.)

3. Arapça Edat Örnekleri - Harfi Cerler Hariç (15 Adet)

  • إِنَّ (İnne): Tekit edatı (şüphesiz, muhakkak).
    Cümle: إِنَّ اللَّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ (Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.)
  • لَا (Lâ): Nehiy / olumsuzluk edatı (sakın yapmayın / değil).
    Cümle: وَلَا تَنَازَعُوا (Çekişmeyin.)
  • مَا (Mâ): Olumsuzluk / mevsul edatı (değil, ne / şey).
    Cümle: وَمَا عِنْدَ اللَّهِ خَيْرٌ (Allah katında olanlar daha hayırlıdır.)
  • هَلْ (Hel): Soru edatı (mı, mü).
    Cümle: هَلْ لَنَا مِنَ الْأَمْرِ مِنْ شَيْءٍ (Bizim bu işten bir yetkimiz var mı?)
  • قَدْ (Kad): Tahkik edatı (kesinlikle, -di).
    Cümle: لَقَدْ صَدَقَكُمُ اللَّهُ (Andolsun ki Allah doğruladı.)
  • لَوْ (Lev): Şart edatı (eğer).
    Cümle: لَوْ كَانَ عِنْدَنَا مَا قُتِلُوا (Eğer bizim yanımızda görselerdi öldürülmezlerdi.)
  • أَمْ (Em): Muadil / atıf edatı (yoksa).
    Cümle: أَمْ حَسِبْتُمْ أَنْ تَدْخُلُوا (Yoksa cennete gireceğinizi mi sandınız?)
  • بَلْ (Bel): İdrab edatı (bilakis).
    Cümle: بَلْ أَحْيَاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ (Bilakis onlar Rableri katında diridirler.)
  • كَيْفَ (Keyfe): Soru edatı (nasıl).
    Cümle: فَكَيْفَ إِذَا جَمَعْنَاهُمْ (Onları topladığımız zaman nasıl olacak?)
  • إِذْ (İz): Zaman zarfı edatı (o zaman, -dığı zaman).
    Cümle: وَإِذْ أَخَذَ اللَّهُ مِيثَاقَ (Hani Allah söz almıştı...)
  • إِذَا (İzâ): Şart / zaman edatı (şayet, olduğunda).
    Cümle: فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ (Karar verdiğin zaman tevekkül et.)
  • أَنَّ (Enne): Tekit edatı (-ki, -olduğunu).
    Cümle: وَأَنَّ اللَّهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ (Ve Allah'ın asla zulmedici olmadığını...)
  • لَكِنْ (Lâkin): İstidrak edatı (fakat, lakin).
    Cümle: لَكِنِ الَّذِينَ اتَّقَوْا (Fakat takva sahibi olanlar...)
  • لَمْ (Lem): Cezmeden olumsuzluk edatı (-medi, -mez).
    Cümle: لَمْ يَمْسَسْهُمْ سُوءٌ (Onlara hiçbir kötülük dokunmadı.)
  • لَنْ (Len): Gelecek zaman olumsuzluk edatı (asla -meyecek).
    Cümle: لَنْ يَضُرُُّوا اللَّهَ شَيْئًا (Asla Allah'a hiçbir zarar veremezler.)

konutesti

S.Muhammed Kayaalp (el-Haşimi) Ks

الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي

Arapça Dersleri-İslami Sohbetler-Tevhid-Tefsir-Hadis-Fıkıh-Fetvalar-İrşadlar

Kuranla-Arapca-3. Âli İmrân Sûresi-2-100-200 Rating: 4.5 Diposkan Oleh: ☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي☝المحمدية☝

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.