☝📖İbrahimi ﷺ Muhammedi ﷺ Hanif İslam📖☝﷽𐰃𐰠𐰯☝📖المحمدية☝Muhammediyye📖☝𐰃𐰠𐰯༺الله أكبر ༻

Güncel Duyuru Eylül 2026

Kur'anla Arapça Dilbilgisi derslerimiz ve gramer ve kelime ezber testi ,örnek cümle ve kelimeler le beraber sitemize ekleniyor... 116 tane Arapça dilbilgisi konu testi ve Örnek kelimeler ve örnek cümleler ve kelime ezber testi sitemize eklendi..

☝المحمدية☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي 📖 ☝

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية-📖

Teoriye göre;İlluminati(hizbüşşeytan) yani uzaylı ve insan melezi ırklar,yarı vampir,yılan,ejderha vs melez soylardan oluşan topluluk,masonik, illuminatik firavun ve nemrud soylarının hipnoz,büyü,zihin kontrolü,algı yönetimi ile bireyler ve toplumları yönetmesi,hizbüşşeytan illumiatinin küresel illuminatik sistemi; siyaset,medya,sivil toplum,terör örgütleri,mafya,enerji,silah,ilaç,gıda tekeli alanlarda illuminati vardır!

Destek olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.

Kuranla-Arapca-4. Nisâ Sûresi-1-1-100

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية علي الكتاب و السنة الصحيحة-📖
Üye olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.Kardeşlerimize Önemli :
اعوذ بالله من الشيطان الرجيم
 بسم الله الرحمان الرحيم
 الحمد لله رب العالمين و الصلاة و السلام علي امامنا محمد
 و آله و اهل بيته و صحبه و امته اجمعين
Euzü billahi mineşeydanirracimi ve min hizbihi..
Bismillahirrahmanirrahiym
Allahım cc Şeytandan ve onun hizbi tağutlardan
marid ve hannaslardan,cibt ve belamlardan sana sığınırız.Rahman ve rahiym olan Allahın cc adıyla.. 
Ahmedilik,kadıyanilik,bahailik,Vahhabilik,Şiilik,
illuminati,masonluk,yahudilik,nasırilik,nusayrilik,yezidilik,
sağcılık,solculuk,islamcılık,ateizm,deizm, budizm,hinduizm gibi  İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif İslama aykırı dini,felsefi ve ideolojik akımlardan imanımızı ve dinimizi koruyalım!     
İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif din islamdır!
İslam ise; peygamberler peygamberi cenabı Muhammed   dinidir!..
Nemrut,Firavun,İsis,ra ve el gibi tağutlar(illuminati) ve onların günümüzdeki soylarının ve taraftarlarının dini(inanış,felsefe,ideolojilerinin) değil!
𐰃𐰠𐰯Kur'an ve sahih sünnetin izinde Muhammediyiz𐰃𐰠𐰯
📖☝ المحمدية علي الكتاب و السنة☝📖 Arapça Dersleri☝İslami Sohbetler☝İslami İlimler☝Manevi Rehberlik☝  instagram: https://www.instagram.com/muhammediyye
  • Ders1
  • Ders2
  • Konu Testi
  • Sureler
  • Arapça Dersler
  • ☝📖المحمدية📖☝

Kuranla-Arapca-5. Mâide Sûresi-1-49.ayetler

Konu Özeti: Mâide Sûresi'nin 1-49. ayetleri arasındaki bu bölümde; ahitlerin ve sözleşmelerin yerine getirilmesi, helaller ve haramlar (avlanma yasakları, yenmesi haram olan hayvanlar, Ehl-i kitabın yemeği ve iffetli kadınlarıyla evlenme), abdest ve gusül abdestinin alınış şekli, adaletle şahitlik etme ilkesi, İsrailoğullarının ahitlerini bozması ve Hz. Musa'nın kavmiyle olan kıssaları, Kabil ile Habil olayı ve cana kıymanın haram kılınması, hırsızlık cezası, Ehl-i kitaba yönelik uyarılar, Tevrat ve İncil'in hakikatine vurgu yapılarak Kur'an'ın son ilahi kitap olarak indirilişi detaylı bir şekilde ele alınmaktadır. Kaynak: kuran-eski.edize.com

Ayetler ve Türkçe Çevirileri

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

1. يَأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَوْفُوا بِالْعُقُودِ أُحِلَّتْ لَكُمْ بَهِيمَةُ الْأَنْعَامِ إِلَّا مَا يُتْلَى عَلَيْكُمْ غَيْرَ مُحِلِّي الصَّيْدِ وَأَنْتُمْ حُرُمٌ إِنَّ اللَّهَ يَحْكُمُ مَا يُرِيدُ
Meali: Ey iman edenler! Akitlerinizi yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı helâl saymamanız kaydıyla, okunacak (bildirilecek) olanlardan başka hayvanlar, size helal kılındı. Şüphesiz Allah istediği hükmü verir.
2. يَأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُحِلُّوا شَعَائِرَ اللَّهِ وَلَا الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلَا الْهَدْيَ وَلَا الْقَلَائِدَ وَلَا آمِّينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنْ رَبِّهِمْ وَرِضْوَانًا وَإِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُوا وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ أَنْ صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ أَنْ تَعْتَدُوا وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَى وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Meali: Ey iman edenler! Allah'ın nişanelerine, haram aya, hac kurbanına, gerdanlıklara ve Rab'lerinden bol nimet ve rıza isteyerek Beyt-i Haram'a gelenlere saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınızda avlanın. Sizi Mescid-i Haram'dan alıkoydular diye bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi haddi aşmaya sürüklemesin. İyilik ve takva üzere yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah'tan korkun; şüphesiz Allah'ın cezası çetindir.
3. حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنْزِيرِ وَمَا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ وَالْمُنْخَنِقَةُ وَالْمَوْقُوذَةُ وَالْمُتَرَدِّيَةُ وَالنَّطِيحَةُ وَمَا أَكَلَ السَّبُعُ إِلَّا مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى النُّصُبِ وَأَنْ تَسْتَقْسِمُوا بِالْأَزْلَامِ ذَلِكُمْ فِسْقٌ الْيَوْمَ يَئِسَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ دِينِكُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِ الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الْإِسْلَامَ دِينًا فَمَنِ اضْطُرَّ فِي مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِإِثْمٍ فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
Meali: Ölü eti, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yuvarlanmış, boynuzlanmış, yırtıcı hayvan tarafından yenmiş olup da canı çıkmadan kestikleriniz hariç, dikili taşlar üzerine boğazlanan hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır. Bugün kâfirler dininizden ümit kestiler. Onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm'ı seçtim. Kim şiddetli açlıkta günaha eğilim göstermeksizin zorda kalırsa, şüphesiz Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
4. يَسْأَلُونَكَ مَاذَا أُحِلَّ لَهُمْ قُلْ أُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ وَمَا عَلَّمْتُمْ مِنَ الْجَوَارِحِ مُكَلِّبِينَ تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّمَكُمُ اللَّهُ فَكُلُوا مِمَّا أَمْسَكْنَ عَلَيْكُمْ وَاذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهِ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ
Meali: Sana, kendilerine nelerin helâl kılındığını soruyorlar. De ki: "Size temiz ve hoş olan şeyler, bir de Allah'ın size verdiği bilgiyle eğitip alıştırdığınız avcı hayvanların tuttuğu avlar helâl kılındı. Onların sizin için tuttuklarından yiyin, üzerine Allah'ın adını anın." Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah hesabı çabuk görendir.
5. الْيَوْمَ أُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ وَطَعَامُ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ حِلَّ لَكُمْ وَطَعَامُكُمْ حِلَّ لَهُمْ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الْمُؤْمِنَاتِ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ إِذَا آتَيْتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ مُحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَافِحِينَ وَلَا مُتَّخِذِي أَخْدَانٍ وَمَنْ يَكْفُرْ بِالْإِيمَانِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُ وَهُوَ فِي الْآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ
Meali: Bugün size temiz olan şeyler helâl kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin yemeğiniz de onlara helaldir. Mü'min kadınlardan iffetli olanlar ile sizden önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz, zina etmemeniz ve gizli dost tutmamanız kaydıyla size helâldir. Kim imanı inkâr ederse ameli boşa gitmiştir. O, ahirette de hüsrana uğrayanlardandır.
6. يَأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلَاةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُؤُوسِكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى الْكَعْبَيْنِ وَإِنْ كُنْتُمْ جُنُبًا فَاطَّهَّرُوا وَإِنْ كُنْتُمْ مَرْضَى أَوْ عَلَى سَفَرٍ أَوْ جَاءَ أَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَائِطِ أَوْ لَامَسْتُمُ النِّسَاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَاءً فَتَيَمَّمُوا صَعِيدًا طَيِّبًا فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُمْ مِنْهُ مَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ وَلَكِنْ يُرِيدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Meali: Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı ve topuklara kadar ayaklarınızı meshedin. Cünüpseniz iyice yıkanıp temizlenin. Hasta, yolculukta veya tuvaletten gelmiş yahut kadınlara dokunmuşsanız ve su bulamamışsanız, temiz bir toprakla teyemmüm edin, yüzünüzü ve ellerinizi onunla meshedin. Allah size güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.
7. وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَمِيثَاقَهُ الَّذِي وَاثَقَكُمْ بِهِ إِذْ قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
Meali: Allah'ın üzerinizdeki nimetini ve "İşittik ve itaat ettik" dediğinizde sizi kendisiyle bağladığı sözünü hatırlayın. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah kalplerin özünü bilendir.
8. يَأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُونُوا قَوَّامِينَ لِلَّهِ شُهَدَاءَ بِالْقِسْطِ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ عَلَى أَلَّا تَعْدِلُوا اعْدِلُوا هُوَ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَى وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
Meali: Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan kininiz, sakın sizi adaletsizliğe itmesين. Adil olun; bu, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
9. وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ عَظِيمٌ
Meali: Allah, iman edip salih ameller işleyenlere; onlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat olduğunu vaat etmiştir.
10. وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا أُولَئِكَ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ
Meali: İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlar var ya; işte onlar cehennemliklerdir.
11. يَأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ هَمَّ قَوْمٌ أَنْ يَبْسُطُوا إِلَيْكُمْ أَيْدِيَهُمْ فَكَفَّ أَيْدِيَهُمْ عَنْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
Meali: Ey iman edenler! Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani bir topluluk size el uzatmaya kalkışmıştı da Allah onların ellerini sizden çekmişti. Allah'tan korkun. Mü'minler yalnız Allah'a güvensinler.
12. وَلَقَدْ أَخَذَ اللَّهُ مِيثَاقَ بَنِي إِسْرَائِيلَ وَبَعَثْنَا مِنْهُمُ اثْنَيْ عَشَرَ نَقِيبًا وَقَالَ اللَّهُ إِنِّي مَعَكُمْ لَئِنْ أَقَمْتُمُ الصَّلَاةَ وَآتَيْتُمُ الزَّكَاةَ وَآمَنْتُم بِرُسُلِي وَعَزَّرْتُمُوهُمْ وَأَقْرَضْتُمُ اللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا لَأُكَفِّرَنَّ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَلَأُدْخِلَنَّكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ فَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ مِنْكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاءَ السَّبِيلِ
Meali: Andolsun ki Allah, İsrailoğullarından söz almıştı. Onlardan on iki de kefil göndermiştik. Allah şöyle demişti: "Şüphesiz ben sizinle beraberim. Eğer namazı kılar, zekâtı verir, peygamberlerime inanır, onları desteklerseniz ve Allah'a güzel bir borç verirseniz, yemin olsun ki günahlarınızı örter ve sizi altından nehirler akan cennetlere koyarım." Artık bundan sonra sizden kim inkâr ederse, dosdoğru yoldan sapmış olur.
13. فَبِمَا نَقْضِهِمْ مِيثَاقَهُمْ لَعَنَّاهُمْ وَجَعَلْنَا قُلُوبَهُمْ قَاسِيَةً يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِهِ وَنَسُوا حَظَّا مِمَّا ذُكِّرُوا بِهِ وَلَا تَزَالُ تَطَّلِعُ عَلَى خَائِنَةٍ مِنْهُمْ إِلَّا قَلِيلًا مِنْهُمُ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاصْفَحْ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
Meali: Sözlerini bozmaları sebebiyle onları lanetledik ve kalplerini katılaştırdık. Kelimeleri yerlerinden tahrif ederler (anlamlarını değiştirirler). Kendilerine hatırlatılan şeyden pay almayı unuttular. İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün. Yine de onları affet, aldırış etme. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.
14. وَمِنَ الَّذِينَ قَالُوا إِنَّا نَصَارَى أَخَذْنَا مِيثَاقَهُمْ فَنَسُوا حَظًّا مِمَّا ذُكِّرُوا بِهِ فَأَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَسَوْفَ يُنَبِّئُهُمُ اللَّهُ بِمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ
Meali: "Biz Hristiyanız" diyenlerden de söz almıştık; ama onlar da kendilerine hatırlatılan uyarılardan pay almayı unuttular. Bu yüzden aralarına kıyamete kadar düşmanlık ve kin saldık. Allah, yapageldiklerini onlara ileride haber verecektir.
15. يَأَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَثِيرًا مِمَّا كُنْتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَعْفُو عَنْ كَثِيرٍ قَدْ جَاءَكُمْ مِنَ اللَّهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُبِينٌ
Meali: Ey Ehl-i kitap! Kitaptan gizlemekte olduğunuz şeylerin çoğunu size açıklayan, birçoğundan da vazgeçen Resûlümüz size geldi. Şüphesiz size Allah'tan bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir.
16. يَهْدِي بِهِ اللَّهُ مَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَهُ سُبُلَ السَّلَامِ وَيُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِهِ وَيَهْدِيهِمْ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
Meali: Allah, rızasını arayanları onunla selamet yollarına iletir ve onları iradesiyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp dosdoğru bir yola iletir.
17. لَقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَالُوا إِنَّ اللَّهَ هُوَ الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ قُلْ فَمَنْ يَمْلِكَ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا إِنْ أَرَادَ أَنْ يُهْلِكَ الْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَأُمَّهُ وَمَنْ فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Meali: "Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler kâfir olmuşlardır. De ki: "Şayet Allah, Meryem oğlu Mesih'i, anasını ve yeryüzündekilerin hepsini helâk etmek istese, Allah'a karşı kimin elinden bir şey gelebilir?" Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkü Allah'ındır. Dilediğini yaratır. Allah her şeye kadirdir.
18. وَقَالَتِ الْيَهُودُ وَالنَّصَارَى نَحْنُ أَبْنَاءُ اللَّهِ وَأَحِبَّاؤُهُ قُلْ فَلِمَ يُعَذِّبُكُمْ بِذُنُوبِكُمْ بَلْ أَنْتُمْ بَشَرٌ مِمَّنْ خَلَقَ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَإِلَيْهِ الْمَصِيرُ
Meali: Yahudiler ve Hristiyanlar, "Biz Allah'ın oğulları ve sevgilileriyiz" dediler. De ki: "Öyleyse Allah size neden günahlarınızdan ötürü azap ediyor? Hayır, siz O'nun yarattığı insanlardansınız." O, dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder. Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkü Allah'ındır. Son dönüş de O'nadır.
19. يَأَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ عَلَى فَتْرَةٍ مِنَ الرُّسُلِ أَنْ تَقُولُوا مَا جَاءَنَا مِنْ بَشِيرٍ وَلَا نَذِيرٍ فَقَدْ جَاءَكُمْ بَشِيرٌ وَنَذِيرٌ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Meali: Ey Ehl-i kitap! Peygamberlerin arasının kesildiği bir zamanda, "Bize ne bir müjdeleyici ne de bir uyarıcı geldi" demeyesiniz diye, gerçeği açıklayan elçimiz geldi. Artık size müjdeleyici de uyarıcı da gelmiştir. Allah her şeye kadirdir.
20. وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ يَا قَوْمِ اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ جَعَلَ فِيكُمْ أَنْبِيَاءَ وَجَعَلَكُمْ مُلُوكًا وَآتَاكُمْ مَا لَمْ يُؤْتِ أَحَدًا مِنَ الْعَالَمِينَ
Meali: Hani Musa kavmine demişti ki: "Ey kavmim! Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani içinizden peygamberler kılmış, sizi hükümdarlar yapmış ve âlemlerde hiç kimseye vermediğini size vermişti."
21. يَا قَوْمِ ادْخُلُوا الْأَرْضَ الْمُقَدَّسَةَ الَّتِي كَتَبَ اللَّهُ لَكُمْ وَلَا تَرْتَدُّوا عَلَى أَدْبَارِكُمْ فَتَنْقَلِبُوا خَاسِرِينَ
Meali: "Ey kavmim! Allah'ın sizin için yazdığı mukaddes yere girin, sakın arkanıza dönmeyin, yoksa hüsrana uğrayarak geri dönersiniz."
22. قَالُوا يَا مُوسَى إِنَّ فِيهَا قَوْمًا جَبَّارِينَ وَإِنَّا لَنْ نَدْخُلَهَا حَتَّى يَخْرُجُوا مِنْهَا فَإِنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا فَإِنَّا دَاخِلُونَ
Meali: Dediler ki: "Ey Musa! Orada zorba bir kavim var. Onlar oradan çıkmadıkça biz asla oraya girmeyiz. Eğer oradan çıkarlarsa, biz de hemen gireriz."
23. قَالَ رَجُلَانِ مِنَ الَّذِينَ يَخَافُونَ أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيْهِمَا ادْخُلُوا عَلَيْهِمُ الْبَابَ فَإِذَا دَخْلْتُمُوهُ فَإِنَّكُمْ غَالِبُونَ وَعَلَى اللَّهِ فَتَوَكَّلُوا إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
Meali: Allah'tan korkanlar arasından Allah'ın nimet verdiği iki adam dedi ki: "Üzerlerine kapıdan girin; oraya girdiğinizde kesinlikle siz galip olursunuz. Eğer müminlerseniz yalnız Allah'a tevekkül edin."
24. قَالُوا يَا مُوسَى إِنَّا لَنْ نَدْخُلَهَا أَبَدًا مَادَامُوا فِيهَا فَاذْهَبْ أَنْتَ وَرَبُّكَ فَقَاتِلَا إِنَّهَا هَهُنَا قَاعِدُونَ
Meali: Dediler ki: "Ey Musa! Onlar orada olduğu sürece biz asla oraya girmeyiz. Sen ve Rabbin gidin savaşın; biz burada oturacağız."
25. قَالَ رَبِّ إِنِّي لَا أَمْلِكُ إِلَّا نَفْسِي وَأَخِي فَافْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْقَوْمِ الْفَاسِقِينَ
Meali: Musa dedi ki: "Rabbim! Doğrusu ben kendimden ve kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum; artık bizimle bu yoldan çıkmış topluluğun arasını ayır!"
26. قَالَ فَإِنَّهَا مُحَرَّمَةٌ عَلَيْهِمْ أَرْبَعِينَ سَنَةً يَتِيهُونَ فِي الْأَرْضِ فَلَا تَأْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْفَاسِقِينَ
Meali: Allah buyurdu ki: "Artık orası onlara kırk yıl yasaklanmıştır; yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Artık o yoldan çıkmış topluluğa üzülme."
27. وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ابْنَيْ آدَمَ بِالْحَقِّ إِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِنْ أَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الْآخَرِ قَالَ لَأَقْتُلَنَّكَ قَالَ إِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللَّهُ مِنَ الْمُتَّقِينَ
Meali: Onlara Âdem'in iki oğlunun gerçek haberini oku. Hani ikisi birer kurban sunmuşlardı da birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen) demişti ki: "Seni kesinlikle öldüreceğim." (Öteki) demişti ki: "Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder."
28. لَئِنْ بَسْطْتَ إِلَيَّ يَدَكَ لِتَقْتُلَنِي مَا أَنَا بِبَاسِطٍ يَدِيَ إِلَيْكَ لِأَقْتُلَكَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ
Meali: "Andolsun ki beni öldürmek için elini bana uzatsan da, ben seni öldürmek için sana el uzatacak değilim. Şüphesiz ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım."
29. إِنِّي أُرِيدُ أَنْ تَبُوءَ بِإِثْمِي وَإِثْمِكَ فَتَكُونَ مِنْ أَصْحَابِ النَّارِ وَذَلِكَ جَزَاءُ الظَّالِمِينَ
Meali: "İstiyorum ki benim günahımı da kendi günahını da yüklenip ateşe atılanlardan olasın! Zalimlerin cezası budur."
30. فَطَوَّعَتْ لَهُ نَفْسُهُ قَتْلَ أَخِيهِ فَقَتَلَهُ فَأَصْبَحَ مِنَ الْخَاسِرِينَ
Meali: Derken nefsi onu kardeşini öldürmeye itti; onu öldürdü ve böylece hüsrana uğrayanlardan oldu.
31. فَبَعَثَ اللَّهُ غُرَابًا يَبْحَثُ فِي الْأَرْضِ لِيُرِيَهُ كَيْفَ يُوَارِي سَوْأَةَ أَخِيهِ قَالَ يَا وَيْلَتَا أَعَجَزْتُ أَنْ أَكُونَ مِثْلَ هَذَا الْغُرَابِ فَأُوَارِيَ سَوْأَةَ أَخِيهِ فَأَصْبَحَ مِنَ النَّادِمِينَ
Meali: Derken Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşalayan bir karga gönderdi. "Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtmekten aciz mi kaldım?" dedi ve pişman olanlardan oldu.
32. مِنْ أَجْلِ ذَلِكَ كَتَبْنَا عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنَّهُ مَنْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِي الْأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعًا وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَا أَحْيَا النَّاسَ جَمِيعًا وَلَقَدْ جَاءَتْهُمْ رُسُلُنَا بِالْبَيِّنَاتِ ثُمَّ إِنَّ كَثِيرًا مِنْهُمْ بَعْدَ ذَلِكَ فِي الْأَرْضِ لَمُسْرِفُونَ
Meali: İşte bu yüzden İsrailoğullarına şunu yazdık: Kim, bir cana veya yeryüzünde bir fesada karşılık olmaksızın bir insanı öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir insanı yaşatırsa, bütün insanları yaşatmış gibi olur. Andolsun ki resûllerimiz apaçık delillerle geldiler; ama bundan sonra da onların çoğu yeryüzünde aşırı gitmektedirler.
33. إِنَّمَا جَزَاءُ الَّذِينَ يُحَارِبُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيَسْعَوْنَ فِي الْأَرْضِ فَسَادًا أَنْ يُقَتَّلُوا أَوْ يُصَلَّبُوا أَوْ تُقَطَّعَ أَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُمْ مِنْ خِلَافٍ أَوْ يُنْفَوْا مِنَ الْأَرْضِ ذَلِكَ لَهُمْ خِزْيٌ فِي الدُّنْيَا وَلَهُمْ فِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Meali: Allah ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri, yahut asılmaları, yahut ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi, yahut bulundukları yerden sürgün edilmeleridir. Bu, onlar için dünyada bir rezilliktir, ahirette ise büyük bir azap vardır.
34. إِلَّا الَّذِينَ تَابُوا مِنْ قَبْلِ أَنْ تَقْدِرُوا عَلَيْهِمْ فَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
Meali: Ancak siz onları ele geçirmeden önce tövbe edenler müstesna; bilin ki Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.
35. يَأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَابْتَغُوا إِلَيْهِ الْوَسِيلَةَ وَجَاهِدُوا فِي سَبِيلِهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Meali: Ey iman edenler! Allah'tan korkun, O'na yaklaşmaya vesile arayın ve O'nun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.
36. إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْ أَنَّ لَهُمْ مَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا وَمِثْلَهُ مَعَهُ لِيَفْتَدُوا بِهِ مِنْ عَذَابِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَا تُقُبِّلَ مِنْهُمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Meali: Şüphesiz kâfir olanlar, yeryüzündeki her şey ve bunun bir katı daha kendilerinin olsa da kıyamet gününün azabından kurtulmak için bunu fidye olarak verseler, kendilerinden kabul edilmez. Onlar için elem verici bir azap vardır.
37. يُرِيدُونَ أَنْ يَخْرُجُوا مِنَ النَّارِ وَمَا هُمْ بِخَارِجِينَ مِنْهَا وَلَهُمْ عَذَابٌ مُقِيمٌ
Meali: Ateşten çıkmak isterler; fakat oradan çıkacak değillerdir. Onlar için kalıcı bir azap vardır.
38. وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُوا أَيْدِيَهُمَا جَزَاءً بِمَا كَسَبَا نَكَالًا مِنَ اللَّهِ وَاللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Meali: Hırsız erkek ve hırsız kadının, yaptıklarına karşılık Allah'tan bir ceza olarak ellerini kesin. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
39. فَمَنْ تَابَ مِنْ بَعْدِ ظُلْمِهِ وَأَصْلَحَ فَإِنَّ اللَّهَ يَتُوبُ عَلَيْهِ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
Meali: Kim zulmünden sonra tövbe eder ve kendini düzeltirse, şüphesiz Allah onun tövbesini kabul eder. Çünkü Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.
40. أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ يُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Meali: Bilmez misin ki, göklerin ve yerin mülkü yalnız Allah'ındır. Dilediğine azap eder, dilediğini bağışlar. Allah her şeye kadirdir.
41. يَأَيُّهَا الرَّسُولُ لَا يَحْزُنْكَ الَّذِينَ يُسَارِعُونَ فِي الْكُفْرِ مِنَ الَّذِينَ قَالُوا آمَنُوا بِأَفْوَاهِهِمْ وَلَمْ تُؤْمِنْ قُلُوبُهُمْ وَمِنَ الَّذِينَ هَادُوا سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ سَمَّاعُونَ لِقَوْمٍ آخَرِينَ لَمْ يَأْتُوكَ يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ مِنْ بَعْدِ مَوَاضِعِهِ يَقُولُونَ إِنْ أُوتِيتُمْ هَذَا فَخُذُوهُ وَإِنْ لَمْ تُؤْتَوْهُ فَاحْذَرُوهُ وَمَنْ يُرِدِ اللَّهُ فِتْنَتَهُ فَلَنْ تَمْلِكَ لَهُ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا أُولَئِكَ الَّذِينَ لَمْ يُرِدِ اللَّهُ أَنْ يُطَهِّرَ قُلُوبَهُمْ لَهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَلَهُمْ فِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Meali: Ey Resûl! Kalpleri iman etmediği hâlde ağızlarıyla "İnandık" diyenlerden ve yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar yalancılığı dinleyenler, sana gelmeyen diğer bir topluluğa kulak verenlerdir. Kelimeleri yerlerinden tahrif ederler ve "Eğer size bu verilirse alın, o verilmezse sakının" derler. Allah kimi şaşırtmak isterse, sen Allah'a karşı ona hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik, ahirette büyük bir azap vardır.
42. سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ أَكَّالُونَ لِلسُّحْتِ فَإِنْ جَاءُوكَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ أَوْ أَعْرِضْ عَنْهُمْ وَإِنْ تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَنْ يَضُرُّوكَ شَيْئًا وَإِنْ حَكَمْتَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ
Meali: Onlar yalancılığı çok dinleyenler, haram yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen, sana hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedersen, aralarında adaletle hükmet. Şüphesiz Allah adaletle hükmedenleri sever.
43. وَكَيفَ يُحَكِّمُونَكَ وَعِنْدَهُمُ التَّوْرَاةُ فِيهَا حُكْمُ اللَّهِ ثُمَّ يَتَوَلَّوْنَ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ وَمَا أُولَئِكَ بِالْمُؤْمِنِينَ
Meali: İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında dururken seni nasıl hakem tayin ediyorlar da sonra bunun ardından yüz çevirip gidiyorlar? İşte onlar iman etmiş değillerdir.
44. إِنَّا أَنْزَلْنَا التَّوْرَاةَ فِيهَا هُدًى وَنُورٌ يَحْكُمُ بِهَا النَّبِيُّونَ الَّذِينَ أَسْلَمُوا لِلَّذِينَ هَادُوا وَالرَّبَّانِيُّونَ وَالْأَحْبَارُ بِمَا اسْتُحْفِظُوا مِنْ كِتَابِ اللَّهِ وَكَانُوا عَلَيْهِمْ شُهَدَاءَ فَلَا تَخْشَوُا النَّاسَ وَاخْشَوْنِ وَلَا تَشْتَرُوا بِآيَاتِي ثَمَنًا قَلِيلًا وَمَنْ لَمْ يَحْكُم بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ
Meali: İçinde hidayet ve nur bulunan Tevrat'ı biz indirdik. Kendilerini Allah'a teslim etmiş peygamberler, rabliğe kendilerini adamış kimseler ve bilginler, Allah'ın kitabından korumakla görevlendirildikleri ile yahudilere onunla hükmederlerdi. İnsanlardan korkmayın, benden korkun; âyetlerimi az bir pahaya satmayın. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.
45. وَكَتَبْنَا عَلَيْهِمْ فِيهَا أَنَّ النَّفْسَ بِالنَّفْسِ وَالْعَيْنَ بِالْعَيْنِ وَالْأَنْفَ بِالْأَنْفِ وَالْأُذُنَ بِالْأُذُنِ وَالسِّنَّ بِالسِّنِّ وَالْجُرُوحَ قِصَاصٌ فَمَنْ تَصَدَّقَ بِهِ فَهُوَ كَفَّارَةٌ لَهُ وَمَنْ لَمْ يَحْكُم بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
Meali: Tevrat'ta onlara şunu da yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralara karşılık kısas vardır. Kim bunu bağışlarsa, o kendisi için bir kefarettir. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.
46. وَقَفَّيْنَا عَلَى آثَارِهِمْ بِعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرَاةِ وَآتَيْنَاهُ الْإِنْجِيلَ فِيهِ هُدًى وَنُورٌ وَمُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرَاةِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّقِينَ
Meali: O peygamberlerin izinden arkalarından Meryem oğlu İsa'yı, önündeki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak gönderdik. Ona, içinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat'ı doğrulayan, takvaya erenler için hidayet ve öğüt olan İncil'i verdik.
47. وَلْيَحْكُمْ أَهْلُ الْإِنْجِيلِ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فِيهِ وَمَنْ لَمْ يَحْكُم بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
Meali: İncil ehli, Allah'ın onda indirdiği ile hükmetsin. Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar yoldan çıkmış fasıkların ta kendileridir.
48. وَأَنْزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرَاةِ وَمُهَيْمِنًا عَلَيْهِمْ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ عَمَّا جَاءَكَ مِنَ الْحَقِّ لِكُلِّ جَعَلْنَا مِنْكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجًا وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَجَعَلَكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَلَكِنْ لِيَبْلُوَكُمْ فِي مَا آتَاكُمْ فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِ إِلَى اللَّهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ
Meali: Sana da önündeki kitapları tasdik edici ve onlara şahit olarak hak ile Kitab'ı indirdik. Aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet; sana gelen haktan ayrılıp onların heveslerine uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol belirledik. Eğer Allah dileseydi sizi bir tek ümmet yapardı; fakat verdiği şeylerde sizi sınamak için (böyle yaptı). Öyleyse hayırlarda yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O, ayrılığa düştüğünüz şeyleri size bildirecektir.
49. وَأَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمْ أَنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ أَنْ يُصِيبَهُمْ بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْ وَإِنَّ كَثِيرًا مِنَ النَّاسِ لَفَاسِقُونَ
Meali: Aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet; onların heveslerine uyma ve Allah'ın sana indirdiğinin bir kısmından seni saptırmamalarına dikkat et. Eğer yüz çevirirlerse, bil ki Allah, bazı günahları yüzünden onları bir musibete uğratmak istemektedir. Zaten insanların çoğu yoldan çıkmış fasıklardır.

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)

  • رَسُول (Resûl): Elçi, peygamber.
    Cümle: رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ (Resûlümüz size açıklıyor.)
  • كِتَاب (Kitâb): Kitap, yazılı metin.
    Cümle: وَكِتَابٌ مُبِينٌ (Ve apaçık bir kitap.)
  • صَابِر (Sâbir): Sabreden kişi.
    Cümle: إِنَّ اللَّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ (Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.)
  • عَقْد (Akd / Ukûd): Sözleşme, akit.
    Cümle: أَوْفُوا بِالْعُقُودِ (Akitleri yerine getirin.)
  • نِعْمَة (Ni'met): Nimet, lütuf.
    Cümle: اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللَّهِ (Allah'ın nimetini hatırlayın.)
  • صَيْد (Sayd): Av, avlanma.
    Cümle: غَيْرَ مُحِلِّي الصَّيْدِ (Avlanmayı helâl saymaksızın.)
  • طَيِّب (Tayyib): Temiz, helal, hoş.
    Cümle: أُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ (Temiz şeyler size helal kılındı.)
  • صَلَاة (Salât): Namaz.
    Cümle: إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلَاةِ (Namaza kalktığınız zaman.)
  • قِسْط (Kıst): Adalet, hakkaniyet.
    Cümle: شُهَدَاءَ بِالْقِسْطِ (Adaletle şahitlik edenler.)
  • عَذَاب (Azâb): Azap, ceza.
    Cümle: عَذَابٌ عَظِيمٌ (Büyük bir azap.)
  • هُدًى (Hüdâ): Hidayet, kılavuz.
    Cümle: فِيهِ هُدًى وَنُورٌ (İçinde hidayet ve nur vardır.)
  • نُور (Nûr): Nur, aydınlık.
    Cümle: مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ (Karanlıklardan aydınlığa.)
  • صِرَاط (Sirât): Yol, cadde.
    Cümle: صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ (Dosdoğru bir yol.)
  • مُلْك (Mülk): Mülkiyet, egemenlik.
    Cümle: وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ (Göklerin mülkü Allah'ındır.)
  • عَالَم (Âlem): Âlem, evren, dünya.
    Cümle: مِنَ الْعَالَمِينَ (Âlemlerden / insanlardan.)
  • أَرْض (Arz): Yeryüzü, toprak.
    Cümle: فِي الْأَرْضِ فَسَادًا (Yeryüzünde fesat.)
  • سَمَاء (Semâ): Gök, gökyüzü.
    Cümle: مُلْكُ السَّمَاوَاتِ (Göklerin mülkü.)
  • بَشَر (Beşer): İnsan, beşer.
    Cümle: بَلْ أَنْتُمْ بَشَرٌ (Bilakis siz birer beşersiniz.)
  • عَدَاوَة (Adâve): Düşmanlık.
    Cümle: الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ (Düşmanlık ve kin.)
  • قَلْب (Kalb): Kalp, gönül.
    Cümle: قُلُوبُهُمْ قَاسِيَةً (Kalpleri katıdır.)
  • حَقّ (Hakk): Hak, gerçek, adalet.
    Cümle: بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا (Hak ile tasdik edici olarak.)
  • ظَالِم (Zâlim): Zalim, haksızlık eden.
    Cümle: أُولَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ (İşte onlar zalimlerdir.)
  • فَاسِق (Fâsık): Yoldan çıkan, azgın.
    Cümle: إِنَّ كَثِيرًا مِنَ النَّاسِ لَفَاسِقُونَ (İnsanların çoğu şüphesiz fasıktır.)
  • خَيْر (Hayr): Hayır, iyilik.
    Cümle: فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِ (Hayırlarda yarışın.)
  • مَرْجِع (Merci'): Dönüş yeri.
    Cümle: إِلَى اللَّهِ مَرْجِعُكُمْ (Dönüşünüz Allah'adır.)

2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)

  • أَوْفَى (Evfâ): Yerine getirdi.
    Cümle: أَوْفُوا بِالْعُقُودِ (Akitleri yerine getirin.)
  • أَحَلَّ (Ahelle): Helal kıldı.
    Cümle: أُحِلَّ لَكُمْ (Size helal kılındı.)
  • حَرَّمَ (Harreme): Haram kıldı.
    Cümle: حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ (Size ölü eti haram kılındı.)
  • حَكَمَ (Hakeme): Hükmetti.
    Cümle: يَحْكُمُ مَا يُرِيدُ (Dilediği gibi hükmeder.)
  • سَأَلَ (Seele): Sordu.
    Cümle: يَسْأَلُونَكَ (Sana soruyorlar.)
  • عَلَّمَ (Alleme): Öğretti.
    Cümle: عَلَّمَكُمُ اللَّهُ (Allah size öğretti.)
  • أَكَلَ (Ekele): Yedi.
    Cümle: فَكُلُوا مِمَّا أَمْسَكْنَ (Tuttuklarından yeyin.)
  • ذَكَرَ (Zekere): Andı, hatırladı.
    Cümle: وَاذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ (Allah'ın adını anın.)
  • غَسَلَ (Ğasele): Yıkadı.
    Cümle: فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ (Yüzlerinizi yıkayın.)
  • مَسَحَ (Mesaha): Meshetti.
    Cümle: وَامْسَحُوا بِرُؤُوسِكُمْ (Başlarınızı meshedin.)
  • أَرَادَ (Erâde): İstedi.
    Cümle: مَا يُرِيدُ اللَّهُ (Allah istiyor.)
  • شَكَرَ (Şakere): Şükretti.
    Cümle: لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ (Şükredesiniz diye.)
  • عَدَلَ (Adale): Adil oldu.
    Cümle: اعْدِلُوا هُوَ أَقْرَبُ (Adil olun, o daha yakındır.)
  • وَعَدَ (Vaade): Söz verdi, vaat etti.
    Cümle: وَعَدَ اللَّهُ (Allah vaat etti.)
  • كَفَرَ (Kefere): İnkâr etti.
    Cümle: وَمَنْ يَكْفُرْ بِالْإِيمَانِ (Kim imanı inkâr ederse.)
  • كَذَّبَ (Kezzebe): Yalanladı.
    Cümle: وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا (Ayetlerimizi yalanladılar.)
  • أَخَذَ (Ehaze): Aldı.
    Cümle: أَخَذَ اللَّهُ مِيثَاقَ (Allah söz aldı.)
  • بَعَثَ (Bease): Gönderdi.
    Cümle: وَبَعَثْنَا مِنْهُمُ (Onlardan gönderdik.)
  • عَفَا (Afâ): Affetti.
    Cümle: فَاعْفُ عَنْهُمْ (Onları affet.)
  • هَدَى (Hedâ): Yol gösterdi, iletti.
    Cümle: يَهْدِي بِهِ اللَّهُ (Allah onunla iletir.)
  • خَلَقَ (Haleka): Yarattı.
    Cümle: خَلَقَ مَا يَشَاءُ (Dilediğini yaratır.)
  • دَخَلَ (Dahale): Girdi.
    Cümle: ادْخُلُوا الْأَرْضَ (Toprağa girin.)
  • قَتَلَ (Katale): Öldürdü.
    Cümle: لَأَقْتُلَنَّكَ (Seni kesinlikle öldüreceğim.)
  • تَابَ (Tâbe): Tövbe etti.
    Cümle: فَمَنْ تَابَ مِنْ بَعْدِ (Kim ardından tövbe ederse.)
  • اتَّبَعَ (İttabece): Uydu, tabi oldu.
    Cümle: وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ (Onların heveslerine uyma.)

3. Arapça Edat Örnekleri - Harfi Cerler Hariç (15 Adet)

  • وَ (Ve): Atıf edatı (ve).
    Cümle: وَأَوْفُوا بِالْعُقُودِ (Ve akitleri yerine getirin.)
  • فَـ (Fe): Tertip ve sebep edatı (hemen, o halde).
    Cümle: فَكُلُوا مِمَّا أَمْسَكْنَ (O halde tuttuklarından yeyin.)
  • ثُمَّ (Summe): Terhiş ve tertip edatı (sonra).
    Cümle: ثُمَّ إِنَّ كَثِيرًا مِنْهُمْ (Sonra onların çoğu...)
  • لَا (Lâ): Olumsuzluk / nehiy edatı (hayır, yok, -me).
    Cümle: وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْإِثْمِ (Günah üzerinde yardımlaşmayın.)
  • إِنْ (İn): Şart edatı (eğer).
    Cümle: وَإِنْ كُنْتُمْ جُنُبًا (Eğer cünüp olursanız.)
  • إِنَّ (İnne): Tevekkül / tekit edatı (şüphesiz ki).
    Cümle: إِنَّ اللَّهَ يَحْكُمُ (Şüphesiz Allah hükmeder.)
  • أَنْ (En): Mastar / nasb edatı (-mek, -mak).
    Cümle: أَنْ يَبْسُطُوا إِلَيْكُمْ (Size el uzatmalarını.)
  • لَمْ (Lem): Cezm edatı (-medi, -mada).
    Cümle: لَمْ يُؤْتِ أَحَدًا (Hiç kimseye vermedi.)
  • لَنْ (Len): İstikbal olumsuzluk edatı (asla -meyecek).
    Cümle: لَنْ نَدْخُلَهَا أَبَدًا (Asla oraya girmeyiz.)
  • قَدْ (Kad): Tahkik / yaklaştırma edatı (kesinlikle, -dî).
    Cümle: قَدْ جَاءَكُمْ رَسُولُنَا (Resûlümüz size gelmiştir.)
  • سَوْفَ (Sevfe): Gelecek zaman edatı (yakında).
    Cümle: وَسَوْفَ يُنَبِّئُهُمُ (Yakında onlara haber verecektir.)
  • مَا (Mâ): Olumsuzluk veya ism-i mevsul edatı (ne, şey).
    Cümle: مَا أَنْزَلَ اللَّهُ (Allah'ın indirdiği şey.)
  • هَلْ (Hel): Soru edatı (mi / mii?).
    Cümle: هَلْ تَنْقِمُونَ مِنَّا (Bizden kusur mu buluyorsunuz?)
  • لَوْ (Lev): Şart edatı (keşke, seydi).
    Cümle: لَوْ أَنَّ لَهُمْ مَا فِي الْأَرْضِ (Keşke yeryüzündekiler onların olsaydı.)
  • أَلَمْ (Elem): Soru ve nefi bileşimi (bilmez misin?).
    Cümle: أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ (Bilmez misin ki Allah...)

Kuranla-Arapca-5. Mâide Sûresi-50-99.ayetler

Konu Özeti: Mâide Sûresi'nin 50-99. ayetleri arasındaki bu bölümde; Ehl-i kitap ile ilişkiler, İslam'ın temel hükümleri, içki, kumar, dikili taşlar ve fal okları gibi yasaklar, hac ibadetiyle ilgili av yasakları, ahiret inancı ve adaletin önemi vurgulanmaktadır. Kaynak: kuran-eski.edize.com

Ayetler ve Türkçe Çevirileri

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

50. أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ ۚ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللَّهِ حُكْمًا لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ
Meali: Yoksa cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin olarak inanan bir topluluk için hükmü Allah'tan daha güzel olan kim vardır?
51. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَىٰ أَوْلِيَاءَ ۘ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ ۚ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ ۗ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
Meali: Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o da onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.
52. فَتَرَى الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يُسَارِعُونَ فِيهِمْ يَقُولُونَ نَخْشَىٰ أَنْ تُصِيبَنَا دَائِرَةٌ ۚ فَعَسَى اللَّهُ أَنْ يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ أَوْ أَمْرٍ مِنْ عِنْدِهِ فَيُصْبِحُوا عَلَىٰ مَا أَسَرُّوا فِي أَنْفُسِهِمْ نَادِمِينَ
Meali: Kalplerinde hastalık olanların (münafıkların), "Başımıza bir felaket gelmesinden korkuyoruz" diyerek onların arasına koştuğunu görürsün. Umulur ki Allah bir fetih veya katından bir emir getirir de onlar içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olurlar.
53. وَيَقُولُ الَّذِينَ آمَنُوا أَهَؤُلَاءِ الَّذِينَ أَقْسَمُوا بِاللَّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ ۙ إِنَّهُمْ لَمَعَكُمْ ۚ حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ فَأَصْبَحُوا خَاسِرِينَ
Meali: İman edenler, "(Sizinle beraber olduklarına dair) bütün güçleriyle Allah'a yemin edenler bunlar mıdır?" derler. Onların amelleri boşa çıkmış, bu yüzden hüsrana uğramışlardır.
54. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا مَنْ يَرْتَدَّ مِنْكُمْ عَنْ دِينِهِ فَسَوْفَ يَأْتِي اللَّهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ أَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ أَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرِينَ يُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَائِمٍ ۚ ذَلِكَ فَضْلُ اللَّهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَاءُ ۚ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Meali: Ey iman edenler! Sizden kim dinden dönerse bilsin ki, Allah öyle bir topluluk getirecektir ki, Allah onları sever, onlar da Allah'ı severler. Müminlere karşı alçakgönüllü, kâfirlere karşı onurludurlar. Allah yolunda cihada ederler, hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar. Bu, Allah'ın lütfudur, onu dilediğine verir. Allah lütfu geniş olandır, alimdir.
55. إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَالَّذِينَ آمَنُوا الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُمْ رَاكِعُونَ
Meali: Sizin dostunuz ancak Allah, O'nun Resûlü ve namazı dosdoğru kılan, rükû ederken zekât veren müminlerdir.
56. وَمَنْ يَتَوَلَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالَّذِينَ آمَنُوا فَإِنَّ حِزْبَ اللَّهِ هُمُ الْغَالِبُونَ
Meali: Kim Allah'ı, Resûlü'nü ve iman edenleri dost edinirse, bilsin ki şüphesiz Allah'ın taraftarları galip gelenlerin ta kendileridir.
57. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الَّذِينَ اتَّخَذُوا دِينَكُمْ هُزُوًا وَلَعِبًا مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَالْكُفَّارَ أَوْلِيَاءَ ۚ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
Meali: Ey iman edenler! Kendilerinden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alay ve eğlence konusu edinenleri ve kâfirleri dost edinmeyin. Eğer müminlerseniz Allah'tan korkun.
58. وَإِذَا نَادَيْتُمْ إِلَى الصَّلَاةِ اتَّخَذُوهَا هُزُوًا وَلَعِبًا ۚ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْقِلُونَ
Meali: Namaza çağrıldığınızda onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Bu, onların akletmeyen bir topluluk olmalarındandır.
59. قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ هَلْ تَنْقِمُونَ مِنَّا إِلَّا أَنْ آمَنَّا بِاللَّهِ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْنَا وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلُ وَأَنَّ أَكْثَرَكُمْ فَاسِقُونَ
Meali: De ki: "Ey kitap ehli! Bizimle aramıza düşmanlık beslemenizin sebebi, ancak bizim Allah'a, bize indirilene ve daha önce indirilene inanmamız ve sizin çoğunluğunuzun fasıklar olmanız mıdır?"
60. قُلْ هَلْ أُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ ذَلِكَ مَثُوبَةً عِنْدَ اللَّهِ ۚ مَنْ لَعَنَهُ اللَّهُ وَغَضِبَ عَلَيْهِ وَجَعَلَ مِنْهُمُ الْقِرَدَةَ وَالْخَنَازِيرَ وَعَبَدَ الطَّاغُوتَ ۚ أُولَئِكَ شَرٌّ مَكَانًا وَأَضَلُّ عَنْ سَوَاءِ السَّبِيلِ
Meali: De ki: "Allah katında cezası bundan daha kötü olanları size bildireyim mi? Onlar, Allah'ın lanetlediği, gazap ettiği, aralarından maymunlar ve domuzlar yaptığı ve tağuta tapan kimselerdir. İşte bunlar yeri daha kötü olanlar ve doğru yoldan en çok sapıtanlardır."
61. وَإِذَا جَاءُوكُمْ قَالُوا آمَنَّا وَقَدْ دَخَلُوا بِالْكُفْرِ وَهُمْ قَدْ خَرَجُوا بِهِ ۚ وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا كَانُوا يَكْتُمُونَ
Meali: Size geldikleri zaman "İman ettik" derler. Halbuki onlar yanınıza kâfir olarak girmiş, kâfir olarak çıkmışlardır. Allah onların gizlemekte olduklarını çok iyi bilmektedir.
62. وَتَرَى كَثِيرًا مِنْهُمْ يُسَارِعُونَ فِي الْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَأَكْلِهِمُ السُّحْتَ ۚ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Meali: Onlardan birçoğunun günaha, düşmanlığa ve haram yemeye koştuklarını görürsün. Yaptıkları şey ne kadar kötüdür!
63. لَوْلَا يَنْهَاهُمُ الرَّبَّانِيُّونَ وَالْأَحْبَارُ عَنْ قَوْلِهِمُ الْإِثْمَ وَأَكْلِهِمُ السُّحْتَ ۚ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَصْنَعُونَ
Meali: Din adamları ve bilginleri onları günah olan sözleri söylemekten ve haram yemekten alıkaysalardı ya! Yaptıkları şey ne kadar kötüdür!
64. وَقَالَتِ الْيَهُودُ يَدُ اللَّهِ مَغْلُولَةٌ ۚ غُلَّتْ أَيْدِيهِمْ وَلُعِنُوا بِمَا قَالُوا ۘ بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ يُنْفِقُ كَيْفَ يَشَاءُ ۚ وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيرًا مِنْهُمْ مَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَانًا وَكُفْرًا ۚ وَأَلْقَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ ۚ كُلَّمَا أَوْقَدُوا نَارًا لِلْحَرْبِ أَطْفَأَهَا اللَّهُ ۚ وَيَسْعَوْنَ فِي الْأَرْضِ فَسَادًا ۚ وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدِينَ
Meali: Yahudiler, "Allah'ın eli sıkıdır (bağlıdır)" dediler. Söylediklerinden ötürü kendi elleri bağlanmış ve lanetlenmişlerdir. Bilakis, O'nun elleri açıktır, dilediği gibi infak eder. Andolsun ki, Rabbinden sana indirilenler, onlardan birçoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır. Biz onların arasına kıyamet gününe kadar düşmanlık ve kin attık. Ne zaman savaş için bir ateş yaktılarsa Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışırlar. Allah fesat çıkaranları sevmez.
65. وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْكِتَابِ آمَنُوا وَاتَّقَوْا لَكَفَّرْنَا عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَلَأَدْخَلْنَاهُمْ جَنَّاتِ النَّعِيمِ
Meali: Eğer ehl-i kitap iman edip sakınsalardı, elbette onların kötülüklerini örter ve onları naim cennetlerine koyardık.
66. وَلَوْ أَنَّهُمْ أَقَامُوا التَّوْرَاةَ وَالْإِنْجِيلَ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْهِمْ مِنْ رَبِّهِمْ لَأَكَلُوا مِنْ فَوْقِهِمْ وَمِنْ تَحْتِ أَرْجُلِهِمْ ۚ مِنْهُمْ أُمَّةٌ مُقْتَصِدَةٌ ۖ وَكَثِيرٌ مِنْهُمْ سَاءَ مَا يَعْمَلُونَ
Meali: Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve kendilerine Rablerinden indirilenleri dosdoğru uygulasalardı, elbette üstlerinden ve ayaklarının altından (nimetler) yiyeceklerdi. İçlerinde orta yollu bir ümmet vardır; ama onlardan çoğunun yaptıkları ne kötüdür!
67. يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ ۖ وَإِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ ۚ وَاللَّهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِ ۗ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ
Meali: Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O'nun elçiliğini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.
68. قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لَسْتُمْ عَلَىٰ شَيْءٍ حَتَّىٰ تُقِيمُوا التَّوْرَاةَ وَالْإِنْجِيلَ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ ۗ وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيرًا مِنْهُمْ مَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَانًا وَكُفْرًا ۖ فَلَا تَأْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ
Meali: De ki: "Ey kitap ehli! Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni uygulamadıkça hiçbir şey üzerinde değilsiniz." Andolsun ki, Rabbinden sana indirilenler, onlardan birçoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır. Öyleyse kâfirler topluluğuna üzülme.
69. إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَالَّذِينَ هَادُوا وَالصَّابِئُونَ وَالنَّصَارَىٰ مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Meali: Şüphesiz iman edenler; yahudiler, sabiîler ve hıristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe iman edip salih amel işleyenler için hiçbir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.
70. لَقَدْ أَخَذْنَا مِيثَاقَ بَنِي إِسْرَائِيلَ وَأَرْسَلْنَا إِلَيْهِمْ رُسُلًا ۖ كُلَّمَا جَاءَهُمْ رَسُولٌ بِمَا لَا تَهْوَىٰ أَنْفُسُهُمْ فَرِيقًا كَذَّبُوا وَفَرِيقًا يَقْتُلُونَ
Meali: Andolsun ki biz İsrailoğullarından söz almış ve onlara elçiler göndermiştik. Ne zaman bir elçi nefislerinin hoşuna gitmeyen bir şeyle onlara geldiyse, bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürüyorlar.
71. وَحَسِبُوا أَلَّا تَكُونَ فِتْنَةٌ فَعَمُوا وَصَمُوا ثُمَّ تَابَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ ثُمَّ عَمُوا وَصَمُوا كَثِيرٌ مِنْهُمْ ۚ وَاللَّهُ بَصِيرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ
Meali: Bir fitne olmayacak sandılar, kör ve sağır kesildiler. Sonra Allah tevbelerini kabul etti; yine onlardançoğu kör ve sağır kesildi. Allah onların yaptıklarını görmektedir.
72. لَقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَالُوا إِنَّ اللَّهَ هُوَ الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ ۚ وَقَالَ الْمَسِيحُ يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ اعْبُدُوا اللَّهَ رَبِّي وَرَبَّكُمْ ۖ إِنَّهُ مَنْ يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَقَدْ حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ وَمَأْوَاهُ النَّارُ ۖ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنْصَارٍ
Meali: Andolsun ki, "Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler kâfir olmuşlardır. Mesih demişti ki: "Ey İsrailoğulları! Rabbim ve Rabbiniz olan Allah'a ibadet edin. Kim Allah'a ortak koşarsa, kesinlikle Allah ona cenneti haram kılmıştır, onun barınağı ateştir. Zalimler için hiç yardımcı yoktur."
73. لَقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَالُوا إِنَّ اللَّهَ ثَالِثُ ثَلَاثَةٍ ۘ وَمَا مِنْ إِلَٰهٍ إِلَّا إِلَٰهٌ وَاحِدٌ ۚ وَإِنْ لَمْ يَنْتَهُوا عَمَّا يَقُولُونَ لَيَمَسَّنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Meali: Andolsun ki, "Şüphesiz Allah üçün üçüncüsüdür" diyenler kâfir olmuşlardır. Halbuki bir tek İlah'tan başka hiçbir ilah yoktur. Eğer söylediklerinden vazgeçmezlerse, onlardan kâfir olanlara elbette acıklı bir azap dokunacaktır.
74. أَفَلَا يَتُوبُونَ إِلَى اللَّهِ وَيَسْتَغْفِرُونَهُ ۚ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
Meali: Hâlâ Allah'a tövbe edip O'ndan bağışlanma dilemezler mi? Allah çok bağışlayandır, merhamet edendir.
75. مَا الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ إِلَّا رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُ وَأُمُّهُ صِدِّيقَةٌ ۖ كَانَا يَأْكُلَانِ الطَّعَامَ ۗ انْظُرْ كَيْفَ نُبَيِّنُ لَهُمُ الْآيَاتِ ثُمَّ انْظُرْ أَنَّىٰ يُؤْفَكُونَ
Meali: Meryem oğlu Mesih ancak bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçmiştir. Onun annesi de dosdoğru bir kadındır. İkisi de yemek yerlerdi. Bak onlara âyetleri nasıl açıklıyoruz, sonra bak nasıl da çevriliyorlar!
76. قُلْ أَتَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا ۚ وَاللَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Meali: De ki: "Allah'ı bırakıp da size ne bir zarar ne de bir fayda vermeye gücü yetmeyen şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa Allah, hakkıyla işiten, bilendir."
77. قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا فِي دِينِكُمْ غَيْرَ الْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعُوا أَهْوَاءَ قَوْمٍ قَدْ ضَلُّوا مِنْ قَبْلُ وَأَضَلُّوا كَثِيرًا وَضَلُّوا عَنْ سَوَاءِ السَّبِيلِ
Meali: De ki: "Ey kitap ehli! Dininizde haksız yere aşırı gitmeyin. Daha önce sapıtan, pek çok insanı saptıran ve doğru yoldan uzaklaşan bir topluluğun heveslerine uymayın."
78. لُعِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ عَلَى لِسَانِ دَاوُدَ وَعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ ۚ ذَلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ
Meali: İsrailoğullarından kâfir olanlar, Davud'un ve Meryem oğlu İsa'nın diliyle lanetlenmişlerdir. Bu, isyan etmeleri ve aşırı gitmeleri yüzündendir.
79. كَانُوا لَا يَتَنَاهَوْنَ عَنْ مُنْكَرٍ فَعَلُوهُ ۚ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ
Meali: İşledikleri kötülükten birbirlerini alıkoymuyorlardı. Yaptıkları şey ne kadar kötüdür!
80. تَرَى كَثِيرًا مِنْهُمْ يَتَوَلَّوْنَ الَّذِينَ كَفَرُوا ۚ لَبِئْسَ مَا قَدَّمَتْ لَهُمْ أَنْفُسُهُمْ أَنْ سَخِطَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَفِي الْعَذَابِ هُمْ خَالِدُونَ
Meali: Onlardan çoğunun kâfirleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin onlar için önceden hazırladığı şey ne kötüdür! Allah onlara gazap etmiştir ve onlar azap içinde ebedî kalacaklardır.
81. وَلَوْ كَانُوا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالنَّبِيِّ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْهِ مَا اتَّخَذُوهُمْ أَوْلِيَاءَ وَلَكِنَّ كَثِيرًا مِنْهُمْ فَاسِقُونَ
Meali: Eğer onlar Allah'a, Peygamber'e ve ona indirilene iman etmiş olsalardı, onları dost edinmezlerdi. Fakat onlardançoğu fasıktırlar.
82. لَتَجَدَنَّ أَدَشَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِلَّذِينَ آمَنُوا الْيَهُودَ وَالَّذِينَ أَشْرَكُوا ۖ وَلَتَجَدَنَّ أَقْرَبَهُمْ مَوَدَّةً لِلَّذِينَ آمَنُوا الَّذِينَ قَالُوا إِنَّا نَصَارَىٰ ۚ ذَلِكَ بِأَنَّ مِنْهُمْ قِسِّيسِينَ وَرُهْبَانًا وَأَنَّهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ
Meali: İnananlara düşmanlık bakımından insanların en şiddetlisinin yahudiler ile şirk koşanlar olduğunu kesinlikle görürsün. İnananlara sevgi bakımından en yakın olarak da "Biz hıristiyanız" diyenleri bulursun. Çünkü onların içinden keşişler ve rahipler çıkmaktadır ve onlar büyüklük taslamazlar.
83. وَإِذَا سَمِعُوا مَا أُنْزِلَ إِلَى الرَّسُولِ تَرَى أَعْيُنَهُمْ تَفِيضُ مِنَ الدَّمْعِ مِمَّا عَرَفُوا مِنَ الْحَقِّ ۖ يَقُولُونَ رَبَّنَا آمَنَّا فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ
Meali: Resûl'e indirileni duydukları zaman, tanıdıkları hakikatten dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. "Rabbimiz! İman ettik; bizi şahitlerle beraber yaz" derler.
84. وَمَا لَنَا لَا نُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَمَا جَاءَنَا مِنَ الْحَقِّ وَنَطْمَعَ أَنْ يُدْخِلَنَا رَبَّنَا مَعَ الْقَوْمِ الصَّالِحِينَ
Meali: "Bize ne oluyor ki, Allah'a ve bize gelen gerçeğe iman etmeyelim? Ve Rabbimizin bizi salih toplulukla beraber (cennete) sokmasını ummayalım?"
85. فَأَثَابَهُمُ اللَّهُ بِمَا قَالُوا جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا ۚ وَذَلِكَ جَزَاءُ الْمَحْسِنِينَ
Meali: Bu sözlerinden dolayı Allah onları, içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlerle ödüllendirdi. İyilik edenlerin cezası (karşılığı) işte budur.
86. وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا أُولَئِكَ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ
Meali: İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlar var ya, işte onlar cehennem ashabıdır.
87. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوا ۚ إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ
Meali: Ey iman edenler! Allah'ın size helal kıldığı temiz şeyleri haram kılmayın ve aşırı gitmeyin. Şüphesiz Allah aşırı gidenleri sevmez.
88. وَكُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ حَلَالًا طَيِّبًا ۚ وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي أَنْتُمْ بِهِ مُؤْمِنُونَ
Meali: Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden helal ve temiz olarak yiyin. Kendisine iman ettiğiniz Allah'tan korkun.
89. لَا يُؤَاخِذُكُمُ اللَّهُ بِاللَّغْوِ فِي أَيْمَانِكُمْ وَلَكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا عَقَّدْتُمُ الْأَيْمَانَ ۖ فَكَفَّارَتُهُ إِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَاكِينَ مِنْ أَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ أَهْلِيكُمْ أَوْ كِسْوَتُهُمْ أَوْ تَحْرِيرُ رَقَبَةٍ ۖ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلَاثَةِ أَيَّامٍ ۚ ذَلِكَ كَفَّارَةُ أَيْمَانِكُمْ إِذَا حَلَفْتُمْ ۚ وَاتَّقُوا اللَّهَ وَلَا تَعْتَدُوا ۚ إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ
Meali: Allah, yeminlerinizdeki rastgele sözlerden dolayı sizi sorumlu tutmaz; fakat kesin olarak bağladığınız yeminlerinizden dolayı sizi sorumlu tutar. Bunun kefareti, ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek, ya da bir köle azat etmektir. Bunları bulamayan kimse üç gün oruç tutmalıdır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin kefareti budur. Yeminlerinizi koruyun. Allah âyetlerini size böyle açıklıyor ki şükredesiniz.
90. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالْأَنْصَابُ وَالْأَزْلَامُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Meali: Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları şeytan işi pisliklerdir; bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.
91. إِنَّمَا يُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَنْ يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ فِي الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ وَعَنْ الصَّلَاةِ ۖ فَهَلْ أَنْتُمْ مُنْتَهُونَ
Meali: Şeytan, içki ve kumar yoluyla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz değil mi?
92. وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَاحْذَرُوا ۚ فَإِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُوا أَنَّمَا عَلَى الرَّسُولِ الْبَلَاغُ الْمُبِينُ
Meali: Allah'a itaat edin, Resûl'e itaat edin ve sakının. Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki elçimize düşen ancak apaçık bir tebliğdir.
93. لَيْسَ عَلَى الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جُنَاحٌ فِيمَا طَعِمُوا إِذَا مَا اتَّقَوْا وَآمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ثُمَّ اتَّقَوْا وَآمَنُوا ثُمَّ اتَّقَوْا وَأَحْسَنُوا ۗ وَاللَّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
Meali: İman edip salih ameller işleyenlere, takva sahibi oldukları, iman ettikleri ve salih ameller işledikleri, sonra yine takva sahibi olup iman ettikleri, sonra yine takva sahibi olup iyilik ettikleri sürece tattıklarından dolayı bir günah yoktur. Allah iyilik edenleri sever.
94. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَيَبْلُوَنَّكُمُ اللَّهُ بِشَيْءٍ مِنَ الصَّيْدِ تَنَالُهُ أَيْدِيكُمْ وَرِمَاحُكُمْ لِيَعْلَمَ اللَّهُ مَنْ يَعْتَدِي عَلَيْهِ ۚ وَمَنْ يَعْتَدِي بَعْدَ ذَلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Meali: Ey iman edenler! Allah sizi, ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği bir av ile sınayacaktır ki, kendisine kimin saygı duyduğunu bilsin. Kim bundan sonra aşırı giderse, ona acıklı bir azap vardır.
95. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَقْتُلُوا الصَّيْدَ وَأَنْتُمْ حُرُمٌ ۚ وَمَنْ قَتَلَهُ مِنْكُمْ مُتَعَمِّدًا فَجَزَاءٌ مِثْلُ مَا قَتَلَ مِنَ النَّعَمِ يَحْكُمُ بِهِ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ هَدْيًا بَالِغَ الْكَعْبَةِ أَوْ كَفَّارَةٌ طَعَامُ مَسَاكِينَ أَوْ عَدْلُ ذَلِكَ صِيَامًا لِيَذُوقَ وَبَالَ أَمْرِهِ ۗ عَفَا اللَّهُ عَمَّا سَلَفَ ۚ وَمَنْ عَادَ فَيَنْتَقِمُ اللَّهُ مِنْهُ ۗ وَاللَّهُ عَزِيزٌ ذُو انْتِقَامٍ
Meali: Ey iman edenler! İhramlı iken avı öldürmeyin. Sizden kim onu kasten öldürürse, cezası, öldürdüğüne denk olmak üzere (kestiği) birtakım evcil hayvanlardır ki, içinizden adalet sahibi iki kişi buna hükmeder. Bu hayvan Kâbe'ye varacak bir kurban olmalıdır. Yahut yoksulları doyurmak suretiyle bir kefarettir; ya da onun dengi oruç tutmaktır. Böylece işlediğinin vebalini tatsın. Allah geçmiştekileri affetmiştir. Kim bunu tekrarlarsa, Allah ondan intikam alır. Allah mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.
96. أُحِلَّ لَكُمْ صَيْدُ الْبَحْرِ وَطَعَامُهُ مَتَاعًا لَكُمْ وَلِلسَّيَّارَةِ ۖ وَحُرِّمَ عَلَيْكُمْ صَيْدُ الْبَرِّ مَا دُمْتُمْ حُرُمًا ۗ وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Meali: Size ve yolculara geçimlik olmak üzere deniz avı ve deniz yiyeceği helal kılındı. İhramlı olduğunuz müddetçe kara avı size haram kılındı. Huzurunda toplanacağınız Allah'tan korkun.
97. جَعَلَ اللَّهُ الْكَعْبَةَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ قِيَامًا لِلَّذِينَ وَحُرُمًا وَالشَّهْرَ الْحَرَامَ وَالْهَدْيَ وَالْقَلَائِدَ ۚ ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَأَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Meali: Allah, Kâbe'yi, o saygıdeğer evi, insanlara bir ayakta kalma sebebi kıldı; haram ayı, kurbanlıkları ve boyunlarına takılan gerdanlıkları da... Bu, Allah'ın göklerde ve yerde ne varsa hepsini bildiğini ve Allah'ın her şeyi hakkıyla bilen olduğunu bilmeniz içindir.
98. اعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ وَأَنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
Meali: Bilin ki Allah azabı çetin olandır ve Allah çok bağışlayan, merhamet edendir.
99. مَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ ۗ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ
Meali: Elçiye düşen ancak duyurmaktır. Allah açığa vurduğunuzu da gizlediğinizi de bilir.

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)

  • رَسُول (Resûl): Elçi, peygamber.
    Cümle: وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ (Allah'a ve Resûlüne itaat edin.)
  • كِتَاب (Kitâb): Kitap.
    Cümle: مَنْ أُوتُوا الْكِتَابَ (Kendilerine kitap verilenler.)
  • قَوْم (Kavm): Topluluk, kavim.
    Cümle: لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ (Zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.)
  • مَرَض (Marad): Hastalık.
    Cümle: الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ (Kalplerinde hastalık olanlar.)
  • فَتْح (Feth): Fetih, zafer.
    Cümle: أَنْ يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ (Fetih getirmesini.)
  • دِين (Dîn): Din, şeriat.
    Cümle: عَنْ دِينِهِ (Dinden dönerse.)
  • سَبِيل (Sebîl): Yol.
    Cümle: فِي سَبِيلِ اللَّهِ (Allah yolunda.)
  • صَلَاة (Salât): Namaz.
    Cümle: يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ (Namazı dosdoğru kılanlar.)
  • زَكَاة (Zekât): Zekât.
    Cümle: وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ (Zekâtı verirler.)
  • حِزْب (Hizb): Grup, taraftar.
    Cümle: فَإِنَّ حِزْبَ اللَّهِ (Şüphesiz Allah'ın taraftarları.)
  • هُزُو (Hüzüv): Alay.
    Cümle: هُزُوًا وَلَعِبًا (Alay ve eğlence konusu.)
  • خَمْر (Hamr): İçki.
    Cümle: إِنَّمَا الْخَمْرُ (İçki şüphesiz...)
  • مَيْسِر (Meyisir): Kumar.
    Cümle: وَالْمَيْسِرُ (Ve kumar.)
  • شَيْطَان (Şeytân): Şeytan.
    Cümle: مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ (Şeytan işinden.)
  • صَيْد (Sayd): Av.
    Cümle: صَيْدُ الْبَحْرِ (Deniz avı.)
  • بَحْر (Bahr): Deniz.
    Cümle: صَيْدُ الْبَحْرِ (Deniz avı.)
  • بَرّ (Berr): Kara.
    Cümle: صَيْدُ الْبَرِّ (Kara avı.)
  • أَرْض (Ard): Yeryüzü.
    Cümle: مَا فِي الْأَرْضِ (Yeryüzünde ne varsa.)
  • سَمَاء (Semâ): Gök.
    Cümle: فِي السَّمَاوَاتِ (Göklerdeki...)
  • عَذَاب (Azâb): Azap, ceza.
    Cümle: عَذَابٌ أَلِيمٌ (Acıklı bir azap.)
  • عَدَاوَة (Adâve): Düşmanlık.
    Cümle: الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ (Düşmanlık ve kin.)
  • بَغْضَاء (Bağdâ): Kin.
    Cümle: وَالْبَغْضَاءَ (Ve kin.)
  • بَيْت (Beyt): Ev, Kâbe.
    Cümle: الْبَيْتَ الْحَرَامَ (Haram ev - Kâbe.)
  • شَهْر (Şehr): Ay.
    Cümle: وَالشَّهْرَ الْحَرَامَ (Haram ayı.)
  • مِيثَاق (Mîsâk): Sözleşme.
    Cümle: مِيثَاقَ بَنِي إِسْرَائِيلَ (İsrailoğullarının sözleşmesi.)

2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)

  • بَغَى (Bağâ): Aradı, istedi.
    Kökü: ب غ ي / Cümle: أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ (Cahiliye hükmünü mü arıyorlar?)
  • اتَّخَذَ (İttehaze): Edindi.
    Kökü: أ خ ذ / Cümle: لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ (Dost edinmeyin.)
  • هَدَى (Hedâ): Hidayet etti.
    Kökü: ه د ي / Cümle: لَا يَهْدِي الْقَوْمَ (Hidayete erdirmez.)
  • سَارَعَ (Sârae): Yarıştı, acele etti.
    Kökü: س ر ع / Cümle: يُسَارِعُونَ فِيهِمْ (Koşuşuyorlar.)
  • خَشِيَ (Haşiye): Korktu.
    Kökü: خ ش ي / Cümle: نَخْشَىٰ أَنْ تُصِيبَنَا (Korkuyoruz.)
  • أَسَرَّ (Esarra): Gizledi.
    Kökü: س ر ر / Cümle: مَا أَسَرُّوا فِي أَنْفُسِهِمْ (İçlerinde gizledikleri.)
  • أَقْسَمَ (Akseme): Yemin etti.
    Kökü: ق س م / Cümle: أَقْسَمُوا بِاللَّهِ (Allah'a yemin ettiler.)
  • حَبِطَ (Habita): Boşa çıktı.
    Kökü: ح ب ط / Cümle: حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ (Amelleri boşa çıktı.)
  • اِرْتَدَّ (İrtedde): Döndü.
    Kökü: ر د د / Cümle: مَنْ يَرْتَدَّ مِنْكُمْ (Kim dönerse.)
  • أَحَبَّ (Ehabbe): Sevdi.
    Kökü: ح ب ب / Cümle: يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ (Onları sever.)
  • جَاهَدَ (Câhede): Cihad etti.
    Kökü: ج ه د / Cümle: يُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ (Cihat ederler.)
  • خَافَ (Hâfe): Korktu.
    Kökü: خ و ف / Cümle: وَلَا يَخَافُونَ (Korkmazlar.)
  • أَتَى (Etâ): Geldi.
    Kökü: أ ت ي / Cümle: يَأْتِيَ اللَّهُ (Allah getirir.)
  • نَادَى (Nâdâ): Seslendi.
    Kökü: ن د و / Cümle: وَإِذَا نَادَيْتُمْ (Seslendiğinizde.)
  • عَقَلَ (Akale): Akletti.
    Kökü: ع ق ل / Cümle: قَوْمٌ لَا يَعْقِلُونَ (Akletmezler.)
  • نَقَمَ (Nakeme): Hoş görmedi, kin güttü.
    Kökü: ن ق م / Cümle: هَلْ تَنْقِمُونَ مِنَّا (Kin mi besliyorsunuz?)
  • لَعَنَ (Laene): Lanetledi.
    Kökü: ل ع ن / Cümle: لَعَنَهُ اللَّهُ (Allah lanetlemiştir.)
  • غَضِبَ (Ğadıbe): Gazap etti.
    Kökü: غ ض ب / Cümle: وَغَضِبَ عَلَيْهِ (Gazap etmiştir.)
  • ظَلَمَ (Zaleme): Zulmetti.
    Kökü: ظ ل م / Cümle: لَيْسَ بِظَلَّامٍ (Zulmedici değildir.)
  • أَنْفَقَ (Enfaka): İnfak etti.
    Kökü: ن ف ق / Cümle: يُنْفِقُ كَيْفَ يَشَاءُ (İnfak eder.)
  • أَوْقَدَ (Evkade): Yaktı.
    Kökü: و ق د / Cümle: أَوْقَدُوا نَارًا (Ateş yaktılar.)
  • بَلَّغَ (Balleğe): Tebliğ etti.
    Kökü: ب ل غ / Cümle: بَلِّغْ مَا أُنْزِلَ (Tebliğ et.)
  • تَابَ (Tâbe): Tövbe etti.
    Kökü: ت و ب / Cümle: ثُمَّ تَابَ اللَّهُ (Sonra tövbe kabul etti.)
  • حَرَّمَ (Harrama): Haram kıldı.
    Kökü: ح ر م / Cümle: حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِ (Haram kılmıştır.)
  • جَعَلَ (CeaLE): Kıldı, yaptı.
    Kökü: ج ع ل / Cümle: جَعَلَ اللَّهُ الْكَعْبَةَ (Allah Kâbe'yi kıldı.)

3. Arapça Edat Örnekleri - Harfi Cerler Hariç (15 Adet)

  • وَ (Ve): Atıf edatı (ve).
    Cümle: وَأَطِيعُوا اللَّهَ (Allah'a itaat edin.)
  • فَـ (Fe): Tertip ve sebep edatı (o halde, hemen).
    Cümle: فَإِنَّهُ مِنْهُمْ (O halde o, onlardandır.)
  • لَا (Lâ): Olumsuzluk / nehiy edatı (değil, -ma/-me).
    Cümle: لَا تَتَّخِذُوا (Edinmeyin.)
  • إِنَّ (İnne): Tekit edatı (şüphesiz).
    Cümle: إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي (Şüphesiz Allah hidayete erdirmez.)
  • مَنْ (Men): Şart / mevsul edatı (kim).
    Cümle: وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ (Kim onları dost edinirse.)
  • لَوْ (Lev): Şart edatı (-seydi).
    Cümle: وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْكِتَابِ (Eğer ehl-i kitap olsaydı...)
  • مَا (Mâ): Olumsuzluk / mevsul edatı (ne, -diği şey).
    Cümle: وَمَا أُنْزِلَ (Ve indirileni.)
  • قَدْ (Kad): Tahkik edatı (kesinlikle, -di).
    Cümle: قَدْ خَلَتْ (Gelip geçmiştir.)
  • أَمْ (Em): İstifham edatı (yoksa).
    Cümle: أَوْ أَمْرٍ (Veya bir emir...)
  • أَنَّ (Enne): Nasbedici / tekit edatı (ki).
    Cümle: أَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ (Allah'ın her şeye gücü yetdiğini...)
  • لَيْسَ (Leyse): Olumsuzluk fiili (değildir).
    Cümle: لَسْتُمْ عَلَىٰ شَيْءٍ (Hiçbir şey üzerinde değilsiniz.)
  • هَلْ (Hel): Soru edatı (mi?).
    Cümle: هَلْ أُنَبِّئُكُمْ (Size bildireyim mi?)
  • إِنَّمَا (İnnemâ): Hasr edatı (ancak, yalnız).
    Cümle: إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللَّهُ (Sizin dostunuz ancak Allah'tır.)
  • بَلْ (Bel): Rücu / idrib edatı (bilakis, aksine).
    Cümle: بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ (Bilakis O'nun elleri açıktır.)
  • كُلَّمَا (Küllemâ): Zaman zarfı / şart edatı (ne zaman ki).
    Cümle: كُلَّمَا أَوْقَدُوا نَارًا (Ne zaman bir ateş yaktılarsa...)

konutesti

S.Muhammed Kayaalp (el-Haşimi) Ks

الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي

Arapça Dersleri-İslami Sohbetler-Tevhid-Tefsir-Hadis-Fıkıh-Fetvalar-İrşadlar

Kuranla-Arapca-4. Nisâ Sûresi-1-1-100 Rating: 4.5 Diposkan Oleh: ☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي☝المحمدية☝

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.