- Ders1
- Ders2
- Konu Testi
- Sureler
- Arapça Dersler
- ☝📖المحمدية📖☝
Kuranla-Arapca-5. Mâide Sûresi-1-49.ayetler
Ayetler ve Türkçe Çevirileri
1. يَأَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَوْفُوا بِالْعُقُودِ أُحِلَّتْ لَكُمْ بَهِيمَةُ الْأَنْعَامِ إِلَّا مَا يُتْلَى عَلَيْكُمْ غَيْرَ مُحِلِّي الصَّيْدِ وَأَنْتُمْ حُرُمٌ إِنَّ اللَّهَ يَحْكُمُ مَا يُرِيدُ
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)
- رَسُول (Resûl): Elçi, peygamber.
Cümle: رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ (Resûlümüz size açıklıyor.) - كِتَاب (Kitâb): Kitap, yazılı metin.
Cümle: وَكِتَابٌ مُبِينٌ (Ve apaçık bir kitap.) - صَابِر (Sâbir): Sabreden kişi.
Cümle: إِنَّ اللَّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ (Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.) - عَقْد (Akd / Ukûd): Sözleşme, akit.
Cümle: أَوْفُوا بِالْعُقُودِ (Akitleri yerine getirin.) - نِعْمَة (Ni'met): Nimet, lütuf.
Cümle: اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللَّهِ (Allah'ın nimetini hatırlayın.) - صَيْد (Sayd): Av, avlanma.
Cümle: غَيْرَ مُحِلِّي الصَّيْدِ (Avlanmayı helâl saymaksızın.) - طَيِّب (Tayyib): Temiz, helal, hoş.
Cümle: أُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ (Temiz şeyler size helal kılındı.) - صَلَاة (Salât): Namaz.
Cümle: إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلَاةِ (Namaza kalktığınız zaman.) - قِسْط (Kıst): Adalet, hakkaniyet.
Cümle: شُهَدَاءَ بِالْقِسْطِ (Adaletle şahitlik edenler.) - عَذَاب (Azâb): Azap, ceza.
Cümle: عَذَابٌ عَظِيمٌ (Büyük bir azap.) - هُدًى (Hüdâ): Hidayet, kılavuz.
Cümle: فِيهِ هُدًى وَنُورٌ (İçinde hidayet ve nur vardır.) - نُور (Nûr): Nur, aydınlık.
Cümle: مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ (Karanlıklardan aydınlığa.) - صِرَاط (Sirât): Yol, cadde.
Cümle: صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ (Dosdoğru bir yol.) - مُلْك (Mülk): Mülkiyet, egemenlik.
Cümle: وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ (Göklerin mülkü Allah'ındır.) - عَالَم (Âlem): Âlem, evren, dünya.
Cümle: مِنَ الْعَالَمِينَ (Âlemlerden / insanlardan.) - أَرْض (Arz): Yeryüzü, toprak.
Cümle: فِي الْأَرْضِ فَسَادًا (Yeryüzünde fesat.) - سَمَاء (Semâ): Gök, gökyüzü.
Cümle: مُلْكُ السَّمَاوَاتِ (Göklerin mülkü.) - بَشَر (Beşer): İnsan, beşer.
Cümle: بَلْ أَنْتُمْ بَشَرٌ (Bilakis siz birer beşersiniz.) - عَدَاوَة (Adâve): Düşmanlık.
Cümle: الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ (Düşmanlık ve kin.) - قَلْب (Kalb): Kalp, gönül.
Cümle: قُلُوبُهُمْ قَاسِيَةً (Kalpleri katıdır.) - حَقّ (Hakk): Hak, gerçek, adalet.
Cümle: بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا (Hak ile tasdik edici olarak.) - ظَالِم (Zâlim): Zalim, haksızlık eden.
Cümle: أُولَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ (İşte onlar zalimlerdir.) - فَاسِق (Fâsık): Yoldan çıkan, azgın.
Cümle: إِنَّ كَثِيرًا مِنَ النَّاسِ لَفَاسِقُونَ (İnsanların çoğu şüphesiz fasıktır.) - خَيْر (Hayr): Hayır, iyilik.
Cümle: فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِ (Hayırlarda yarışın.) - مَرْجِع (Merci'): Dönüş yeri.
Cümle: إِلَى اللَّهِ مَرْجِعُكُمْ (Dönüşünüz Allah'adır.)
2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)
- أَوْفَى (Evfâ): Yerine getirdi.
Cümle: أَوْفُوا بِالْعُقُودِ (Akitleri yerine getirin.) - أَحَلَّ (Ahelle): Helal kıldı.
Cümle: أُحِلَّ لَكُمْ (Size helal kılındı.) - حَرَّمَ (Harreme): Haram kıldı.
Cümle: حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ (Size ölü eti haram kılındı.) - حَكَمَ (Hakeme): Hükmetti.
Cümle: يَحْكُمُ مَا يُرِيدُ (Dilediği gibi hükmeder.) - سَأَلَ (Seele): Sordu.
Cümle: يَسْأَلُونَكَ (Sana soruyorlar.) - عَلَّمَ (Alleme): Öğretti.
Cümle: عَلَّمَكُمُ اللَّهُ (Allah size öğretti.) - أَكَلَ (Ekele): Yedi.
Cümle: فَكُلُوا مِمَّا أَمْسَكْنَ (Tuttuklarından yeyin.) - ذَكَرَ (Zekere): Andı, hatırladı.
Cümle: وَاذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ (Allah'ın adını anın.) - غَسَلَ (Ğasele): Yıkadı.
Cümle: فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ (Yüzlerinizi yıkayın.) - مَسَحَ (Mesaha): Meshetti.
Cümle: وَامْسَحُوا بِرُؤُوسِكُمْ (Başlarınızı meshedin.) - أَرَادَ (Erâde): İstedi.
Cümle: مَا يُرِيدُ اللَّهُ (Allah istiyor.) - شَكَرَ (Şakere): Şükretti.
Cümle: لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ (Şükredesiniz diye.) - عَدَلَ (Adale): Adil oldu.
Cümle: اعْدِلُوا هُوَ أَقْرَبُ (Adil olun, o daha yakındır.) - وَعَدَ (Vaade): Söz verdi, vaat etti.
Cümle: وَعَدَ اللَّهُ (Allah vaat etti.) - كَفَرَ (Kefere): İnkâr etti.
Cümle: وَمَنْ يَكْفُرْ بِالْإِيمَانِ (Kim imanı inkâr ederse.) - كَذَّبَ (Kezzebe): Yalanladı.
Cümle: وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا (Ayetlerimizi yalanladılar.) - أَخَذَ (Ehaze): Aldı.
Cümle: أَخَذَ اللَّهُ مِيثَاقَ (Allah söz aldı.) - بَعَثَ (Bease): Gönderdi.
Cümle: وَبَعَثْنَا مِنْهُمُ (Onlardan gönderdik.) - عَفَا (Afâ): Affetti.
Cümle: فَاعْفُ عَنْهُمْ (Onları affet.) - هَدَى (Hedâ): Yol gösterdi, iletti.
Cümle: يَهْدِي بِهِ اللَّهُ (Allah onunla iletir.) - خَلَقَ (Haleka): Yarattı.
Cümle: خَلَقَ مَا يَشَاءُ (Dilediğini yaratır.) - دَخَلَ (Dahale): Girdi.
Cümle: ادْخُلُوا الْأَرْضَ (Toprağa girin.) - قَتَلَ (Katale): Öldürdü.
Cümle: لَأَقْتُلَنَّكَ (Seni kesinlikle öldüreceğim.) - تَابَ (Tâbe): Tövbe etti.
Cümle: فَمَنْ تَابَ مِنْ بَعْدِ (Kim ardından tövbe ederse.) - اتَّبَعَ (İttabece): Uydu, tabi oldu.
Cümle: وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ (Onların heveslerine uyma.)
3. Arapça Edat Örnekleri - Harfi Cerler Hariç (15 Adet)
- وَ (Ve): Atıf edatı (ve).
Cümle: وَأَوْفُوا بِالْعُقُودِ (Ve akitleri yerine getirin.) - فَـ (Fe): Tertip ve sebep edatı (hemen, o halde).
Cümle: فَكُلُوا مِمَّا أَمْسَكْنَ (O halde tuttuklarından yeyin.) - ثُمَّ (Summe): Terhiş ve tertip edatı (sonra).
Cümle: ثُمَّ إِنَّ كَثِيرًا مِنْهُمْ (Sonra onların çoğu...) - لَا (Lâ): Olumsuzluk / nehiy edatı (hayır, yok, -me).
Cümle: وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْإِثْمِ (Günah üzerinde yardımlaşmayın.) - إِنْ (İn): Şart edatı (eğer).
Cümle: وَإِنْ كُنْتُمْ جُنُبًا (Eğer cünüp olursanız.) - إِنَّ (İnne): Tevekkül / tekit edatı (şüphesiz ki).
Cümle: إِنَّ اللَّهَ يَحْكُمُ (Şüphesiz Allah hükmeder.) - أَنْ (En): Mastar / nasb edatı (-mek, -mak).
Cümle: أَنْ يَبْسُطُوا إِلَيْكُمْ (Size el uzatmalarını.) - لَمْ (Lem): Cezm edatı (-medi, -mada).
Cümle: لَمْ يُؤْتِ أَحَدًا (Hiç kimseye vermedi.) - لَنْ (Len): İstikbal olumsuzluk edatı (asla -meyecek).
Cümle: لَنْ نَدْخُلَهَا أَبَدًا (Asla oraya girmeyiz.) - قَدْ (Kad): Tahkik / yaklaştırma edatı (kesinlikle, -dî).
Cümle: قَدْ جَاءَكُمْ رَسُولُنَا (Resûlümüz size gelmiştir.) - سَوْفَ (Sevfe): Gelecek zaman edatı (yakında).
Cümle: وَسَوْفَ يُنَبِّئُهُمُ (Yakında onlara haber verecektir.) - مَا (Mâ): Olumsuzluk veya ism-i mevsul edatı (ne, şey).
Cümle: مَا أَنْزَلَ اللَّهُ (Allah'ın indirdiği şey.) - هَلْ (Hel): Soru edatı (mi / mii?).
Cümle: هَلْ تَنْقِمُونَ مِنَّا (Bizden kusur mu buluyorsunuz?) - لَوْ (Lev): Şart edatı (keşke, seydi).
Cümle: لَوْ أَنَّ لَهُمْ مَا فِي الْأَرْضِ (Keşke yeryüzündekiler onların olsaydı.) - أَلَمْ (Elem): Soru ve nefi bileşimi (bilmez misin?).
Cümle: أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ (Bilmez misin ki Allah...)
Kuranla-Arapca-5. Mâide Sûresi-50-99.ayetler
Ayetler ve Türkçe Çevirileri
50. أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ ۚ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللَّهِ حُكْمًا لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)
- رَسُول (Resûl): Elçi, peygamber.
Cümle: وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ (Allah'a ve Resûlüne itaat edin.) - كِتَاب (Kitâb): Kitap.
Cümle: مَنْ أُوتُوا الْكِتَابَ (Kendilerine kitap verilenler.) - قَوْم (Kavm): Topluluk, kavim.
Cümle: لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ (Zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.) - مَرَض (Marad): Hastalık.
Cümle: الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ (Kalplerinde hastalık olanlar.) - فَتْح (Feth): Fetih, zafer.
Cümle: أَنْ يَأْتِيَ بِالْفَتْحِ (Fetih getirmesini.) - دِين (Dîn): Din, şeriat.
Cümle: عَنْ دِينِهِ (Dinden dönerse.) - سَبِيل (Sebîl): Yol.
Cümle: فِي سَبِيلِ اللَّهِ (Allah yolunda.) - صَلَاة (Salât): Namaz.
Cümle: يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ (Namazı dosdoğru kılanlar.) - زَكَاة (Zekât): Zekât.
Cümle: وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ (Zekâtı verirler.) - حِزْب (Hizb): Grup, taraftar.
Cümle: فَإِنَّ حِزْبَ اللَّهِ (Şüphesiz Allah'ın taraftarları.) - هُزُو (Hüzüv): Alay.
Cümle: هُزُوًا وَلَعِبًا (Alay ve eğlence konusu.) - خَمْر (Hamr): İçki.
Cümle: إِنَّمَا الْخَمْرُ (İçki şüphesiz...) - مَيْسِر (Meyisir): Kumar.
Cümle: وَالْمَيْسِرُ (Ve kumar.) - شَيْطَان (Şeytân): Şeytan.
Cümle: مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ (Şeytan işinden.) - صَيْد (Sayd): Av.
Cümle: صَيْدُ الْبَحْرِ (Deniz avı.) - بَحْر (Bahr): Deniz.
Cümle: صَيْدُ الْبَحْرِ (Deniz avı.) - بَرّ (Berr): Kara.
Cümle: صَيْدُ الْبَرِّ (Kara avı.) - أَرْض (Ard): Yeryüzü.
Cümle: مَا فِي الْأَرْضِ (Yeryüzünde ne varsa.) - سَمَاء (Semâ): Gök.
Cümle: فِي السَّمَاوَاتِ (Göklerdeki...) - عَذَاب (Azâb): Azap, ceza.
Cümle: عَذَابٌ أَلِيمٌ (Acıklı bir azap.) - عَدَاوَة (Adâve): Düşmanlık.
Cümle: الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ (Düşmanlık ve kin.) - بَغْضَاء (Bağdâ): Kin.
Cümle: وَالْبَغْضَاءَ (Ve kin.) - بَيْت (Beyt): Ev, Kâbe.
Cümle: الْبَيْتَ الْحَرَامَ (Haram ev - Kâbe.) - شَهْر (Şehr): Ay.
Cümle: وَالشَّهْرَ الْحَرَامَ (Haram ayı.) - مِيثَاق (Mîsâk): Sözleşme.
Cümle: مِيثَاقَ بَنِي إِسْرَائِيلَ (İsrailoğullarının sözleşmesi.)
2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)
- بَغَى (Bağâ): Aradı, istedi.
Kökü: ب غ ي / Cümle: أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ (Cahiliye hükmünü mü arıyorlar?) - اتَّخَذَ (İttehaze): Edindi.
Kökü: أ خ ذ / Cümle: لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ (Dost edinmeyin.) - هَدَى (Hedâ): Hidayet etti.
Kökü: ه د ي / Cümle: لَا يَهْدِي الْقَوْمَ (Hidayete erdirmez.) - سَارَعَ (Sârae): Yarıştı, acele etti.
Kökü: س ر ع / Cümle: يُسَارِعُونَ فِيهِمْ (Koşuşuyorlar.) - خَشِيَ (Haşiye): Korktu.
Kökü: خ ش ي / Cümle: نَخْشَىٰ أَنْ تُصِيبَنَا (Korkuyoruz.) - أَسَرَّ (Esarra): Gizledi.
Kökü: س ر ر / Cümle: مَا أَسَرُّوا فِي أَنْفُسِهِمْ (İçlerinde gizledikleri.) - أَقْسَمَ (Akseme): Yemin etti.
Kökü: ق س م / Cümle: أَقْسَمُوا بِاللَّهِ (Allah'a yemin ettiler.) - حَبِطَ (Habita): Boşa çıktı.
Kökü: ح ب ط / Cümle: حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ (Amelleri boşa çıktı.) - اِرْتَدَّ (İrtedde): Döndü.
Kökü: ر د د / Cümle: مَنْ يَرْتَدَّ مِنْكُمْ (Kim dönerse.) - أَحَبَّ (Ehabbe): Sevdi.
Kökü: ح ب ب / Cümle: يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُ (Onları sever.) - جَاهَدَ (Câhede): Cihad etti.
Kökü: ج ه د / Cümle: يُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ (Cihat ederler.) - خَافَ (Hâfe): Korktu.
Kökü: خ و ف / Cümle: وَلَا يَخَافُونَ (Korkmazlar.) - أَتَى (Etâ): Geldi.
Kökü: أ ت ي / Cümle: يَأْتِيَ اللَّهُ (Allah getirir.) - نَادَى (Nâdâ): Seslendi.
Kökü: ن د و / Cümle: وَإِذَا نَادَيْتُمْ (Seslendiğinizde.) - عَقَلَ (Akale): Akletti.
Kökü: ع ق ل / Cümle: قَوْمٌ لَا يَعْقِلُونَ (Akletmezler.) - نَقَمَ (Nakeme): Hoş görmedi, kin güttü.
Kökü: ن ق م / Cümle: هَلْ تَنْقِمُونَ مِنَّا (Kin mi besliyorsunuz?) - لَعَنَ (Laene): Lanetledi.
Kökü: ل ع ن / Cümle: لَعَنَهُ اللَّهُ (Allah lanetlemiştir.) - غَضِبَ (Ğadıbe): Gazap etti.
Kökü: غ ض ب / Cümle: وَغَضِبَ عَلَيْهِ (Gazap etmiştir.) - ظَلَمَ (Zaleme): Zulmetti.
Kökü: ظ ل م / Cümle: لَيْسَ بِظَلَّامٍ (Zulmedici değildir.) - أَنْفَقَ (Enfaka): İnfak etti.
Kökü: ن ف ق / Cümle: يُنْفِقُ كَيْفَ يَشَاءُ (İnfak eder.) - أَوْقَدَ (Evkade): Yaktı.
Kökü: و ق د / Cümle: أَوْقَدُوا نَارًا (Ateş yaktılar.) - بَلَّغَ (Balleğe): Tebliğ etti.
Kökü: ب ل غ / Cümle: بَلِّغْ مَا أُنْزِلَ (Tebliğ et.) - تَابَ (Tâbe): Tövbe etti.
Kökü: ت و ب / Cümle: ثُمَّ تَابَ اللَّهُ (Sonra tövbe kabul etti.) - حَرَّمَ (Harrama): Haram kıldı.
Kökü: ح ر م / Cümle: حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِ (Haram kılmıştır.) - جَعَلَ (CeaLE): Kıldı, yaptı.
Kökü: ج ع ل / Cümle: جَعَلَ اللَّهُ الْكَعْبَةَ (Allah Kâbe'yi kıldı.)
3. Arapça Edat Örnekleri - Harfi Cerler Hariç (15 Adet)
- وَ (Ve): Atıf edatı (ve).
Cümle: وَأَطِيعُوا اللَّهَ (Allah'a itaat edin.) - فَـ (Fe): Tertip ve sebep edatı (o halde, hemen).
Cümle: فَإِنَّهُ مِنْهُمْ (O halde o, onlardandır.) - لَا (Lâ): Olumsuzluk / nehiy edatı (değil, -ma/-me).
Cümle: لَا تَتَّخِذُوا (Edinmeyin.) - إِنَّ (İnne): Tekit edatı (şüphesiz).
Cümle: إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي (Şüphesiz Allah hidayete erdirmez.) - مَنْ (Men): Şart / mevsul edatı (kim).
Cümle: وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ (Kim onları dost edinirse.) - لَوْ (Lev): Şart edatı (-seydi).
Cümle: وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْكِتَابِ (Eğer ehl-i kitap olsaydı...) - مَا (Mâ): Olumsuzluk / mevsul edatı (ne, -diği şey).
Cümle: وَمَا أُنْزِلَ (Ve indirileni.) - قَدْ (Kad): Tahkik edatı (kesinlikle, -di).
Cümle: قَدْ خَلَتْ (Gelip geçmiştir.) - أَمْ (Em): İstifham edatı (yoksa).
Cümle: أَوْ أَمْرٍ (Veya bir emir...) - أَنَّ (Enne): Nasbedici / tekit edatı (ki).
Cümle: أَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ (Allah'ın her şeye gücü yetdiğini...) - لَيْسَ (Leyse): Olumsuzluk fiili (değildir).
Cümle: لَسْتُمْ عَلَىٰ شَيْءٍ (Hiçbir şey üzerinde değilsiniz.) - هَلْ (Hel): Soru edatı (mi?).
Cümle: هَلْ أُنَبِّئُكُمْ (Size bildireyim mi?) - إِنَّمَا (İnnemâ): Hasr edatı (ancak, yalnız).
Cümle: إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللَّهُ (Sizin dostunuz ancak Allah'tır.) - بَلْ (Bel): Rücu / idrib edatı (bilakis, aksine).
Cümle: بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ (Bilakis O'nun elleri açıktır.) - كُلَّمَا (Küllemâ): Zaman zarfı / şart edatı (ne zaman ki).
Cümle: كُلَّمَا أَوْقَدُوا نَارًا (Ne zaman bir ateş yaktılarsa...)
konutesti



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.