- Ders1
- Ders2
- Konu Testi
- Sureler
- Arapça Dersler
- ☝📖المحمدية📖☝
Kuranla-Arapca-5. Mâide Sûresi-100-139.ayetler
Ayetler ve Türkçe Çevirileri
100. قُلْ لَا يَسْتَوِي الْخَبِيثُ وَالطَّيِّبُ وَلَوْ أَعْجَبَكَ كَثْرَةُ الْخَبِيثِ فَاتَّقُوا اللَّهَ يَا أُولِي الْأَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Arapça Kelime Bilgisi ve Örnek Cümleler
1. Arapça İsimler (25 Örnek)
- الْخَبِيثُ (Pis, murdar, kötü): لَا يَسْتَوِي الْخَبِيثُ وَالطَّيِّبُ (Pis ile temiz bir olmaz.)
- الطَّيِّبُ (Temiz, iyi, helâl): احْرَصْ عَلَى أَكْلِ الطَّيِّبِ (Temiz/helâl olanı yemeye özen göster.)
- الْأَلْبَابُ (Akıllar, öz akıl sahipleri): فَاتَّقُوا اللَّهَ يَا أُولِي الْأَلْبَابِ (Ey akıl sahipleri, Allah'tan korkun.)
- الْقُرْآنُ (Kur'ân): قَرَأْتُ سُورَةً مِنَ الْقُرْآنِ (Kur'an'dan bir sure okudum.)
- الْآبَاءُ (Atalar, babalar): اتَّبَعَ الْآبَاءَ فِي الضَّلَالِ (Atalarını sapıklıkta takip etti.)
- الْمَوْتُ (Ölüm): كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ (Her nefis ölümü tadacaktır.)
- الْوَصِيَّةُ (Vasiyet): كَتَبَ أَبِي وَصِيَّةً قَبْلَ مَوْتِهِ (Babam ölmeden önce bir vasiyet yazdı.)
- الْعَدْلُ (Adalet): الْإِسْلَامُ دِينُ الْعَدْلِ وَالسَّلَامِ (İslam adalet ve barış dinidir.)
- السَّمَاءُ (Gök, sema): أَمْطَرَتِ السَّمَاءُ مَطْرًا غَزِيرًا (Gök bolca yağmur yağdırdı.)
- الْأَرْضُ (Yeryüzü, yer): خَلَقَ اللَّهُ الْأَرْضَ وَالسَّمَاوَاتِ (Allah yeri ve gökleri yarattı.)
- الْمَائِدَةُ (Sofra): وَضَعَتِ الْأُمُّ الطَّعَامَ عَلَى الْمَائِدَةِ (Anne yemeği sofraya koydu.)
- الْعِيدُ (Bayram): نَحْتَفِلُ بِعِيدِ الْفِطْرِ بَعْدَ رَمَضَانَ (Ramazan'dan sonra Ramazan Bayramı'nı kutlarız.)
- الْآيَةُ (Ayet, mucize): هَذِهِ آيَةٌ عَظِيمَةٌ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ (Bu, Allah'ın büyük ayetlerindendir.)
- الْعَذَابُ (Azap, ceza): عَذَابُ الْآخِرَةِ أَشَدُّ وَأَبْقَى (Ahiret azabı daha şiddetli ve kalıcıdır.)
- الْمُلْكُ (Mülk, egemenlik): لِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ (Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır.)
- النَّهَارُ (Gündüz): أَضَاءَ النَّهَارُ بِضُوَءِ الشَّمْسِ (Gündüz güneşin ışığıyla aydınlandı.)
- اللَّيْلُ (Gece): صَلَّى الرَّجُلُ قِيَامَ اللَّيْلِ (Adam gece namazı kıldı.)
- الْجَنَّةُ (Cennet): أَعَدَّ اللَّهُ الْجَنَّةَ لِلْمُتَّقِينَ (Allah cenneti takvaba sahipler için hazırladı.)
- الْمُسْلِمُ (Müslüman): الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ (Müslüman Müslümanın kardeşidir.)
- الرَّسُولُ (Resul, elçi): مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ (Muhammed Allah'ın elçisidir.)
- الْكِتَابُ (Kitap): قَرَأْتُ كِتَابًا مُفِيدًا (Faydalı bir kitap okudum.)
- الْحِكْمَةُ (Hikmet, bilgelik): الْحِكْمَةُ ضَالَّةُ الْمُؤْمِنِ (Hikmet müminin yitik malıdır.)
- الطَّيْرُ (Kuşlar): يَطِيرُ الطَّيْرُ فِي السَّمَاءِ (Kuş gökyüzünde uçar.)
- الْمَرِيضُ (Hasta): زَارَ الطَّبِيبُ الرَّجُلَ الْمَرِيضَ (Doktor hasta adamı ziyaret etti.)
- الصَّادِقُ (Doğru sözlü): كُنْ صَادِقًا فِي أَقْوَالِكَ (Sözlerinde dürüst ol.)
2. Arapça Fiiller (25 Örnek)
- قَالَ (Dedi, söyledi): قَالَ الرَّجُلُ الْحَقَّ (Adam hakkı söyledi.)
- اسْتَوَى (Eşit oldu, denk geldi): لَا يَسْتَوِي الْعَالِمُ وَالْجَاهِلُ (Âlim ile cahil bir olmaz.)
- أَعْجَبَ (Beğendirdi, hoşuna gitti): أَعْجَبَنِي الْمَنْظَرُ الْجَمِيلُ (Güzel manzara hoşuma gitti.)
- اتَّقَى (Sakındı, korundu): اتَّقِ اللَّهَ حَيْثُمَا كُنْتَ (Nerede olursan ol Allah'tan sakın.)
- أَفْلَحَ (Kurtuluşa erdi): قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ (Müminler gerçekten kurtuluşa ermiştir.)
- سَأَلَ (Sordu): سَأَلَ الطَّالِبُ أُسْتَاذَهُ سُؤَالًا (Öğrenci hocasına bir soru sordu.)
- نَزَلَ (İndi, indirdi): نَزَلَ الْمَطَرُ مِنَ السَّمَاءِ (Gökten yağmur indi.)
- عَفَا (Affetti, bağışladı): عَفَا اللَّهُ عَمَّا سَلَفَ (Allah geçmişte olanları affetti.)
- غَفَرَ (Mağfiret etti): يَغْفِرُ اللَّهُ الذُّنُوبَ (Allah günahları bağışlar.)
- عَمِلَ (Çalıştı, yaptı): عَمِلَ الرَّجُلُ بِجِدٍّ (Adam çalışkanlıkla çalıştı.)
- ضَلَّ (Saptı): مَنْ يَهْدِ اللَّهُ فَلَا مُضِلَّ لَهُ (Allah kimi hidayete erdirirse...)
- رَجَعَ (Döndü): رَجَعَ الْمُسَافِرُ إِلَى بَيْتِهِ (Yolcu evine döndü.)
- حَضَرَ (Hazır bulundu): حَضَرَ جَمِيعُ الطُّلَّابِ الدَّرْسَ (Tüm öğrenciler derste hazır bulundu.)
- أَقْسَمَ (Yemin etti): أَقْسَمَ الرَّجُلُ أَنْ لَا يَكْذِبَ (Adam yalan söylemeyeceğine yemin etti.)
- كَتَمَ (Gizledi): لَا تَكْتُمِ الْحَقَّ أَبَدًا (Asla hakkı gizleme.)
- خَافَ (Korktu): خَافَ الطِّفْلُ مِنَ الظَّلَامِ (Çocuk karanlıktan korktu.)
- هَدَى (Hidayet etti): هَدَانَا اللَّهُ إِلَى الصِّرَاطِ (Allah bizi yola iletti.)
- جَمَعَ (Topladı): جَمَعَ الْفَلَّاحُ الثِّمَارَ (Çiftçi meyveleri topladı.)
- نَطَقَ (Konuştu): نَطَقَ بِالْحَقِّ شَجَاعَةً (Cesaretle hakkı söyledi.)
- خَلَقَ (Yarattı): خَلَقَ اللَّهُ الْإِنْسَانَ (Allah insanı yarattı.)
- أَكَلَ (Yedi): أَكَلَ الْوَلَدُ التُّفَّاحَةَ (Çocuk elmayı yedi.)
- شَرِبَ (İçti): شَرِبَ الضَّيْفُ قَهْوَةً (Misafir kahve içti.)
- فَازَ (Kazandı): فَازَ الْفَرِيقُ بِالْمُبَارَاةِ (Takım maçı kazandı.)
- شَهِدَ (Şahitlik etti): شَهِدَ الرَّجُلُ عَلَى الْحَقِيقَةِ (Adam gerçeğe şahitlik etti.)
- تَابَ (Tövbe etti): تَابَ الْعَاصِي إِلَى رَبِّهِ (Günahkâr Rabbine tövbe etti.)
3. Arapça Edatlar (Harfi Cerler Hariç - 15 Örnek)
- لَا (Olumsuzluk edatı - değil/yok): لَا يَسْتَوِي الْخَبِيثُ وَالطَّيِّبُ (Pis ile temiz bir olmaz.)
- لَوْ (Şart edatı - se/sa, -se bile): وَلَوْ أَعْجَبَكَ كَثْرَةُ الْخَبِيثِ (Pisin çokluğu hoşuna gitse bile.)
- يَا (Nida / seslenme edatı - ey): يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا (Ey iman edenler!)
- لَعَلَّ (Umulur ki, belki): لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ (Umulur ki kurtuluşa eresiniz.)
- إِنْ (Şart edatı - eğer): إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ (Eğer müminler iseniz.)
- مَا (Olumsuzluk / isim mevsul edatı): مَا جَعَلَ اللَّهُ مِنْ بَحِيرَةٍ (Allah hiçbir behire kılmamıştır.)
- ثُمَّ (Atıf / sıra edatı - sonra): ثُمَّ أَصْبَحُوا بِهَا كَافِرِينَ (Sonra da kâfir oldular.)
- هَلْ (Soru edatı - mi/mü): هَلْ يَسْتَطِيعُ رَبُّكَ؟ (Rabbin muktedir mi?)
- قَدْ (Pkiştirme / tahkik edatı): قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ (Müminler gerçekten kurtuluşa erdi.)
- أَمْ (Terdit / soru edatı - yoksa): أَسَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ (Onları uyarsan da uyarmasan da birdir.)
- بَلْ (İtiraz edatı - bilakis, aksine): بَلْ هُمْ فِي شَكٍّ يَلْعَبُونَ (Aksine onlar şüphe içindedirler.)
- لَكِنَّ (İstidrak edatı - fakat, lakin): وَلَكِنَّ الشَّيَاطِينَ كَفَرُوا (Fakat şeytanlar inkâr ettiler.)
- كَأَنَّ (Teşbih edatı - sanki): كَأَنَّهُمْ خُشُبٌ مُسَنَّدَةٌ (Sanki onlar desteklenmiş kütükler gibidirler.)
- أَنَّ (Tevkit / masdar edatı): أَعْلَمُ أَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ (Biliyorum ki Allah her şeye kadirdir.)
- كَيفَ (Soru edatı - nasıl): كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللَّهِ؟ (Allah'ı nasıl inkâr edersiniz?)
Kuranla-Arapca-4. Nisâ Sûresi-140-176.ayetler
Ayetler ve Türkçe Çevirileri
140. وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ أَنْ إِذَا سَمِعْتُمْ آيَاتِ اللَّهِ يُكْفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَأُ بِهَا فَلَا تَقْعُدُوا مَعَهُمْ حَتَّى يَخُوضُوا فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ إِنَّكُمْ إِذًا مِثْلُهُمْ إِنَّ اللَّهَ جَامِعُ الْمُنَافِقِينَ وَالْكَافِرِينَ فِي جَهَنَّمَ جَمِيعًا
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)
- كِتَاب (Kitap): Kitap, yazı.
Cümle: وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ (Allah size Kitap'ta indirmiştir.) - آيَة (Âye): Âyet, delil.
Cümle: سَمِعْتُمْ آيَاتِ اللَّهِ (Allah'ın âyetlerini işittiniz.) - حَدِيث (Hadîs): Söz, söhbet.
Cümle: فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ (Başka bir söze dalıncaya kadar.) - مَال (Mâl): Mal, servet.
Cümle: أَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ (İnsanların mallarını haksızlıkla yerler.) - قَلْب (Kalb): Yürek, gönül.
Cümle: قُلُوبُنَا غُلْفٌ (Kalplerimiz örtülüdür.) - عِلْم (İlm): Bilgi, ilim.
Cümle: الرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ (İlimde derinleşmiş olanlar.) - رَحْمَة (Rahmet): Merhamet, rahmet.
Cümle: فِي رَحْمَةٍ مِنْهُ (Kendisinden bir rahmet içine.) - عَذَاب (Azâb): Azap, ceza.
Cümle: عَذَابًا أَلِيمًا (Elem dolu bir azap.) - سَبِيل (Sebîl): Yol, cadde.
Cümle: عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ (Allah yolundan.) - يَوْم (Yevm): Gün.
Cümle: يَوْمَ الْقِيَامَةِ (Kıyamet günü.) - قَوْم (Kavm): Topluluk, kavim.
Cümle: عَلَى قَوْمٍ (Bir millete / kavme.) - نِعْمَة (Ni'met): Nimet, lütuf.
Cümle: نِعْمَةً أَنْعَمَهَا (Verdiği nimeti.) - عَدُوّ (Aduvv): Düşman.
Cümle: عَدُوًّا مُبِينًا (Apaçık düşman.) - فِئَة (Fie): Topluluk, grup.
Cümle: الْفِئَتَانِ (İki topluluk.) - نَاس (Nâs): İnsanlar.
Cümle: رِئَاءَ النَّاسِ (İnsanlara gösteriş yaparak.) - أَرْض (Erd): Yer, yeryüzü.
Cümle: فِي الْأَرْضِ (Yeryüzünde.) - سَمَاء (Semâ): Gök, gökyüzü.
Cümle: مِنَ السَّمَاءِ (Gökten.) - نُور (Nûr): Nur, ışık.
Cümle: نُورًا مُبِينًا (Apaçık bir nur.) - أَجْر (Ecr): Ecir, mükâfat.
Cümle: أَجْرًا عَظِيمًا (Büyük bir ecir.) - بَيِّنَة (Beyyine): Açık delil.
Cümle: بَيِّنَاتٍ (Apaçık delillerle.) - صِرَاط (Sırât): Yol, cadde.
Cümle: صِرَاطًا مُسْتَقِيمًا (Dosdoğru bir yol.) - مِيثَاق (Mîsâk): Sözleşme, misak.
Cümle: مِيثَاقَهُمْ (Sözleşmelerini.) - شَهِيد (Şehîd): Şahit.
Cümle: شَهِيدًا عَلَيْهِمْ (Onların aleyhine şahit.) - وَكِيل (Vekîl): Vekil, güvenilen.
Cümle: وَكَفَى بِاللَّهِ وَكِيلًا (Vekil olarak Allah yeter.) - حَكِيم (Hakîm): Hüküm ve hikmet sahibi.
Cümle: عَزِيزًا حَكِيمًا (Mutlak güç ve hikmet sahibi.)
2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)
- نَزَّلَ (Nezzele): İndirdi.
Kökü: ن ز ل / Cümle: نَزَّلَ عَلَيْكُمْ (Üzerinize indirdi.) - سَمِعَ (Semi'e): İşitti.
Kökü: س م ع / Cümle: سَمِعْتُمْ آيَاتِ اللَّهِ (Allah'ın âyetlerini işittiniz.) - كَفَرَ (Kefere): İnkâr etti.
Kökü: ك ف ر / Cümle: يُكْفَرُ بِهَا (Ona inkâr edilir.) - اِسْتَهْزَأَ (İstehze'e): Alaya aldı.
Kökü: ه ز ا / Cümle: يُسْتَهْزَأُ بِهَا (Onunla alaya edilir.) - قَعَدَ (Ka'ede): Oturdu.
Kökü: ق ع د / Cümle: فَلَا تَقْعُدُوا مَعَهُمْ (Onlarla beraber oturmayın.) - خَاضَ (Hâda): Daldı.
Kökü: خ و ض / Cümle: حَتَّى يَخُوضُوا (Dalıncaya kadar.) - جَمَعَ (Ceme'e): Topladı.
Kökü: ج م ع / Cümle: جَامِعُ الْمُنَافِقِينَ (Münafıkları toplar.) - تَرَبَّصَ (Terebbase): Gözetledi.
Kökü: ر ب ص / Cümle: يَتَرَبَّصُونَ بِكُمْ (Sizi gözetliyorlar.) - فَتَحَ (Feteha): Fethetti, zafer verdi.
Kökü: ف ت ح / Cümle: فَتْحٌ مِنَ اللَّهِ (Allah'tan bir zafer.) - خَدَعَ (Hedece): Aldattı.
Kökü: خ د ع / Cümle: يُخَادِعُونَ اللَّهَ (Allah'a oyun ediyorlar.) - قَامَ (Kâme): Kalktı.
Kökü: ق و م / Cümle: إِذَا قَامُوا إِلَى الصَّلَاةِ (Namaza kalktıklarında.) - ذَكَرَ (Zekere): Andı, hatırladı.
Kökü: ذ ك ر / Cümle: وَلَا يَذْكُرُونَ اللَّهَ (Allah'ı anmazlar.) - ظَلَمَ (Zaleme): Zulmetti.
Kökü: ظ ل م / Cümle: بِظُلْمِهِمْ (Zulümleri sebebiyle.) - غَفَرَ (Gafere): Bağışladı.
Kökü: غ ف ر / Cümle: كَانَ غَفُورًا (Çok bağışlayıcıdır.) - تَابَ (Tâbe): Tövbe etti.
Kökü: ت و ب / Cümle: إِلَّا الَّذِينَ تَابُوا (Tövbe edenler hariç.) - آمَنَ (Âmene): İman etti.
Kökü: أ م ن / Cümle: الَّذِينَ آمَنُوا (İman edenler.) - هَدَى (Hedâ): Hidayet etti.
Kökü: ه د ي / Cümle: وَيَهْدِيهِمْ (Onları hidayete erdirir.) - أَطَاعَ (Atâa): İtaat etti.
Kökü: ط و ع / Cümle: وَمَنْ يُطِعِ اللَّهَ (Kim Allah'a itaat ederse.) - عَصَى (Asâ): İsyan etti.
Kökü: ع ص ي / Cümle: وَمَنْ يَعْصِ اللَّهَ (Kim Allah'a isyan ederse.) - قَتَلَ (Katale): Öldürdü.
Kökü: ق ت ل / Cümle: قَتْلِهِمُ الْأَنْبِيَاءَ (Peygamberleri öldürmeleri.) - خَلَقَ (Halaka): Yarattı.
Kökü: خ ل ق / Cümle: خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ (Sizi bir nefisten yarattı.) - نَكَحَ (Nekaha): Evlendi.
Kökü: ن ك ح / Cümle: فَانْكِحُوا (Evlenin.) - أَعْطَى (A'tâ): Verdi.
Kökü: ع ط ي / Cümle: وَآتَيْنَا دَاوُودَ (Davut'a verdik.) - شَهِدَ (Şehide): Şahitlik etti.
Kökü: ش ه د / Cümle: يَشْهَدُ بِمَا أَنْزَلَ (İndirdiğine şahitlik eder.) - وَرِثَ (Verise): Varis oldu.
Kökü: و ر ث / Cümle: وَهُوَ يَرِثُهَا (Ona varis olur.)
3. Arapça Edat Örnekleri - Harfi Cerler Hariç (15 Adet)
- وَ (Ve): Atıf edatı (ve).
Cümle: وَقَدْ نَزَّلَ (Ve indirdi.) - إِنَّ (İnne): Tekit edatı (şüphesiz, muhakkak).
Cümle: إِنَّ اللَّهَ جَامِعُ (Şüphesiz Allah toplayıcıdır.) - لَا (Lâ): Nefy / neiy edatı (değil, -me/-ma).
Cümle: فَلَا تَقْعُدُوا (Oturmayın.) - إِذَا (İzâ): Şart / zaman edatı (-diği zaman).
Cümle: إِذَا سَمِعْتُمْ (İşittiğiniz zaman.) - إِذْ (İz): Zaman zarfı / edatı (-dığı zaman).
Cümle: وَإِذْ قَالُوا (Ve dedikleri zaman.) - قَدْ (Kad): Tahkik edatı (kesinlikle, -mş/miş).
Cümle: فَقَدْ سَأَلُوا (Şüphesiz istediler.) - مَا (Mâ): Nefy / ism-i mevsُول (değil / şey).
Cümle: مَا يَفْعَلُ اللَّهُ (Allah ne yapar?) - أَنَّ (Enne): Tekit edatı (şu ki).
Cümle: أَنْ إِذَا سَمِعْتُمْ (Şu ki...) - بَلْ (Bel): İdrab edatı (bilakis, aksine).
Cümle: بَلْ رَفَعَهُ اللَّهُ (Bilakis Allah onu yükseltti.) - لَوْ (Lev): Şart edatı (eğer, -seydi).
Cümle: وَلَوْ أَنَّهُمْ (Eğer onlar...) - كَيْفَ (Keyfe): İstifham edatı (nasıl).
Cümle: فَكَيْفَ إِذَا (Nasıl olacak o zaman ki...) - هَلْ (Hel): İstifham edatı (mi/mı soru edatı).
Cümle: هَلْ جَزَى الْكَفَّارُ (Kâfirler cezalandırıldı mı?) - أَمْ (Em): Muadelet / atıf edatı (yoksa).
Cümle: أَمْ لَهُمْ نَصِيبٌ (Yoksa onların bir payı mı var?) - لَمْ (Lem): Cezm edatı (-medi / -madı).
Cümle: لَمْ يَقُومُوا (Kalkmadılar.) - لَنْ (Len): Nasb edatı (asla, -meyecek).
Cümle: لَنْ يَسْتَنْكِفَ الْمَسِيحُ (Mesih asla çekinmeyecektir.)
"Kuranla-Arapca-4. Nisâ Sûresi-100-176.ayetler"
Nisâ Sûresi'nin 100-176. ayetleri arasındaki bölüm; Hicret kavramı, Allah yolunda yolculuk, sefer esnasında namazların kısaltılması (kars-ı salât) ve tehlike anlarında kılınan korku namazının (salâtü'l-havf) fıkhi ve gramer esaslarını ele alır. Bunun yanı sıra adalet ilkeleri, şahitlik sorumluluğu, münafıkların nitelikleri ve psikolojik durumları, ehl-i kitap ile ilişkiler, Hz. İsa'nın konumu ve aşırılıktan kaçınma prensipleri açıklanır. Bölümün sonunda ise miras hukukuna dair özel durumlar, özellikle babası ve çocuğu bulunmayan kimsenin mirasını ifade eden "Kelâle" kavramı ve miras paylaşım hükümleri dilbilgisel ve hukuki çerçevede tamamlanır.
20 Önemli Kelime ve Örnek Cümleler
-
هَاجَرَ (Hicret etti, göç etti)
Örnek Cümle: هَاجَرَ الْمُهَاجِرُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ. (Muhacir Allah yolunda hicret etti.) -
مُرَاغَمًا (Sığınacak yer, barınak)
Örnek Cümle: وَجَدَ الْمُسَافِرُ فِي الْأَرْضِ مُرَاغَمًا كَثِيرًا. (Yolcu yeryüzünde birçok sığınacak yer buldu.) -
سَعَةً (Genişlik, bolluk, imkân)
Örnek Cümle: يَرْزُقُ اللَّهُ الْعِبَادَ سَعَةً وَرَخَاءً. (Allah kullarına bolluk ve genişlik rızkı verir.) -
قَصَرَ (Kısaltmak)
Örnek Cümle: يَجُوزُ أَنْ تَقْصُرَ الصَّلَاةَ فِي السَّفَرِ. (Yolculukta namazı kısaltmak caizdir.) -
جُنَاحٌ (Sorumluluk, günah, engel)
Örnek Cümle: لَا جُنَاحَ عَلَيْكَ فِي هَذَا الْفِعْلِ. (Bu fiilde senin üzerine bir günah/sorumluluk yoktur.) -
حِذْرٌ (Tedbir, sakınma)
Örnek Cümle: أَخَذَ الْجُنُودُ حِذْرَهُمْ فِي الْمَعْرَكَةِ. (Askerler savaşta tedbirlerini aldılar.) -
أَمْنٌ (Güvenlik, huzur)
Örnek Cümle: يَعِيشُ النَّاسُ فِي أَمْنٍ وَسَلَامٍ. (İnsanlar güvenlik ve barış içinde yaşarlar.) -
خَوْفٌ (Korku, tehlike)
Örnek Cümle: لَا خَوْفَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ الصَّادِقِينَ. (Samimi müminlere korku yoktur.) -
وَكِيلٌ (Vekil, koruyucu, dayanak)
Örnek Cümle: كَفَى بِاللَّهِ وَكِيلًا لِلْمُؤْمِنِينَ. (Müminlere koruyucu vekil olarak Allah yeter.) -
خَطِيئَةٌ (Hata, kusur, günah)
Örnek Cümle: يَغْفِرُ اللَّهُ الْخَطِيئَةَ لِلْتَّائِبِ. (Allah tövbe eden kişinin hatasını bağışlar.) -
بُهْتَانٌ (İftira, büyük yalan)
Örnek Cümle: الْبُهْتَانُ إِثْمٌ عَظِيمٌ فِي الْإِسْلَامِ. (İftira İslam'da büyük bir günahtır.) -
فَضْلٌ (Lütuf, erdem, ikram)
Örnek Cümle: هَذَا النَّجَاحُ مِنْ فَضْلِ رَبِّي. (Bu başarı Rabbimin lütfundandır.) -
شَهِيدٌ (Şahit, tanık, gözetleyen)
Örnek Cümle: اللَّهُ شَهِيدٌ عَلَى كُلِّ أَعْمَالِنَا. (Allah bütün amellerimize şahittir.) -
قَوَّامٌ (Hakkı ayakta tutan, adaletle koruyan)
Örnek Cümle: كُونُوا قَوَّامِينَ بِالْقِسْطِ دَائِمًا. (Daima adaleti ayakta tutan kimseler olun.) -
قِسْطٌ (Adalet, hakkaniyet)
Örnek Cümle: أَمَرَ اللَّهُ بِالْقِسْطِ فِي الْحُكْمِ. (Allah hükümde adaletle davranmayı emretti.) -
حَسِيبٌ (Hesap sorucu, kâfi gelen)
Örnek Cümle: وَكَفَى بِاللَّهِ حَسِيبًا لِلْخَلْقِ. (Mahlukata hesap sorucu olarak Allah yeter.) -
غَفُورٌ (Çok bağışlayan, mağfiret eden)
Örnek Cümle: إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ بِعِبَادِهِ. (Şüphesiz Allah kullarına karşı çok bağışlayıcı ve merhametlidir.) -
سُلْطَانٌ (Açık delil, yetki, hüccet)
Örnek Cümle: أَتَى الرَّسُولُ بِسُلْطَانٍ مُبِينٍ. (Peygamber apaçık bir delille geldi.) -
كَلَالَةٌ (Babası ve çocuğu olmayan miras bırakan/mirasçı)
Örnek Cümle: يَسْتَفْتُونَكَ فِي الْكَلَالَةِ وَأَحْكَامِهَا. (Sana kelâle ve onun hükümleri hakkında fetva soruyorlar.) -
فَرِيضَةٌ (Farz, Allah tarafından belirlenen pay)
Örnek Cümle: قَسَّمَ الْقَاضِي الْمِيرَاثَ فَرِيضَةً مِنَ اللَّهِ. (Kadı mirası Allah'tan bir farz olarak paylaştırdı.)
Nisâ Sûresi (100-176) Dilbilgisi ve Kelime Testi



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.