☝📖İbrahimi ﷺ Muhammedi ﷺ Hanif İslam📖☝﷽𐰃𐰠𐰯☝📖المحمدية☝Muhammediyye📖☝𐰃𐰠𐰯༺الله أكبر ༻

Güncel Duyuru Eylül 2026

Kur'anla Arapça Dilbilgisi derslerimiz ve gramer ve kelime ezber testi ,örnek cümle ve kelimeler le beraber sitemize ekleniyor... 116 tane Arapça dilbilgisi konu testi ve Örnek kelimeler ve örnek cümleler ve kelime ezber testi sitemize eklendi..

☝المحمدية☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي 📖 ☝

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية-📖

Teoriye göre;İlluminati(hizbüşşeytan) yani uzaylı ve insan melezi ırklar,yarı vampir,yılan,ejderha vs melez soylardan oluşan topluluk,masonik, illuminatik firavun ve nemrud soylarının hipnoz,büyü,zihin kontrolü,algı yönetimi ile bireyler ve toplumları yönetmesi,hizbüşşeytan illumiatinin küresel illuminatik sistemi; siyaset,medya,sivil toplum,terör örgütleri,mafya,enerji,silah,ilaç,gıda tekeli alanlarda illuminati vardır!

Destek olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.

Kuranla-Arapca-4. Nisâ Sûresi-2-100-176

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية علي الكتاب و السنة الصحيحة-📖
Üye olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.Kardeşlerimize Önemli :
اعوذ بالله من الشيطان الرجيم
 بسم الله الرحمان الرحيم
 الحمد لله رب العالمين و الصلاة و السلام علي امامنا محمد
 و آله و اهل بيته و صحبه و امته اجمعين
Euzü billahi mineşeydanirracimi ve min hizbihi..
Bismillahirrahmanirrahiym
Allahım cc Şeytandan ve onun hizbi tağutlardan
marid ve hannaslardan,cibt ve belamlardan sana sığınırız.Rahman ve rahiym olan Allahın cc adıyla.. 
Ahmedilik,kadıyanilik,bahailik,Vahhabilik,Şiilik,
illuminati,masonluk,yahudilik,nasırilik,nusayrilik,yezidilik,
sağcılık,solculuk,islamcılık,ateizm,deizm, budizm,hinduizm gibi  İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif İslama aykırı dini,felsefi ve ideolojik akımlardan imanımızı ve dinimizi koruyalım!     
İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif din islamdır!
İslam ise; peygamberler peygamberi cenabı Muhammed   dinidir!..
Nemrut,Firavun,İsis,ra ve el gibi tağutlar(illuminati) ve onların günümüzdeki soylarının ve taraftarlarının dini(inanış,felsefe,ideolojilerinin) değil!
𐰃𐰠𐰯Kur'an ve sahih sünnetin izinde Muhammediyiz𐰃𐰠𐰯
📖☝ المحمدية علي الكتاب و السنة☝📖 Arapça Dersleri☝İslami Sohbetler☝İslami İlimler☝Manevi Rehberlik☝  instagram: https://www.instagram.com/muhammediyye
  • Ders1
  • Ders2
  • Konu Testi
  • Sureler
  • Arapça Dersler
  • ☝📖المحمدية📖☝

Kuranla-Arapca-5. Mâide Sûresi-100-139.ayetler

Konu Özeti: Mâide Sûresi'nin bu bölümünde; helal ve haram olan şeylerin birbirinden farklı olduğu, kötülüğün çokluğunun insanı aldatmaması gerektiği, ehl-i kitaba ve geçmiş ümmetlere dair bazı uyarılar, lüzumsuz sorular sormaktan kaçınılması, Hz. İsa'ya verilen mucizeler (gökten sofra istenmesi olayı), havarilerin sadakati ve kıyamet gününde peygamberlerin durumu gibi temel imani ve ahlaki konular ele alınmaktadır. Kaynak: kuran-eski.edize.com

Ayetler ve Türkçe Çevirileri

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

100. قُلْ لَا يَسْتَوِي الْخَبِيثُ وَالطَّيِّبُ وَلَوْ أَعْجَبَكَ كَثْرَةُ الْخَبِيثِ فَاتَّقُوا اللَّهَ يَا أُولِي الْأَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Meali: De ki: Pis ve kötü ile temiz ve iyi bir değildir; pis ve kötünün çokluğu tuhafına gitse (yahut hoşuna gitse) de (bu böyledir). Öyleyse ey akıl sahipleri! Allah'tan korkunuz ki kurtuluşa eresiniz.
101. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَسْأَلُوا عَنْ أَشْيَاءَ إِنْ تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْ وَإِنْ تَسْأَلُوا عَنْهَا حِينَ يُنَزَّلُ الْقُرْآنُ تُبْدَ لَكُمْ عَفَا اللَّهُ عَنْهَا وَاللَّهُ غَفُورٌ حَلِيمٌ
Meali: Ey iman edenler! Size açıklandığında fenanıza gidecek şeyleri sormayın. Eğer Kur'an indirilirken onları sorarsanız size açıklanır. (Artık) Allah onları bağışlamıştır. Allah çok bağışlayandır, halimdir.
102. قَدْ سَأَلَهَا قَوْمٌ مِنْ قَبْلِكُمْ ثُمَّ أَصْبَحُوا بِهَا كَافِرِينَ
Meali: Sizden önceki bir topluluk da onları sormuştu, sonra da o yüzden kâfir olmuşlardı.
103. مَا جَعَلَ اللَّهُ مِنْ بَحِيرَةٍ وَلَا سَائِبَةٍ وَلَا وَسِيلَةٍ وَلَا حَامٍ وَلَكِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا يَفْتَرُونَ عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ وَأَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ
Meali: Allah, behîre, sâibe, vesîle ve hâm diye bir şey (hiçbir dinî hüküm) kılmamıştır. Fakat kâfirler Allah'a karşı yalan uyduruyorlar. Onların çoğunun kafası çalışmaz.
104. وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا إِلَى مَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَإِلَى الرَّسُولِ قَالُوا حَسْبُنَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ آبَاءَنَا أَوَلَوْ كَانَ آبَاؤُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ شَيْئًا وَلَا يَهْتَدُونَ
Meali: Onlara, "Allah'ın indirdiğine ve Resûl'e gelin" denildiği zaman, "Bize atalarımızı üzerinde bulduğumuz yol yeter" derler. Ya ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyseler de mi?
105. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا عَلَيْكُمْ أَنْفُسَكُمْ لَا يَضُرَّكُمْ مَنْ ضَلَّ إِذَا اهْتَدَيْتُمْ إِلَى اللَّهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
Meali: Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltmeye bakın. Siz doğru yolda olduktan sonra sapıtan kimseler size ziyan veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O, yaptıklarınızı size haber verecektir.
106. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ حِينَ الْوَصِيَّةِ اثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ أَوْ آخَرَانِ مِنْ غَيْرِكُمْ إِنْ أَنْتُمْ ضَرَبْتُمْ فِي الْأَرْضِ فَأَصَابَتْكُمْ مُصِيبَةُ الْمَوْتِ تَحْبِسُونَهُمَا مِنْ بَعْدِ الصَّلَاةِ فَيُقْسِمَانِ بِاللَّهِ إِنِ ارْتَبْتُمْ لَا نَشْتَرِي بِهِ ثَمَنًا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَى وَلَا نَكْتُمُ شَهَادَةَ اللَّهِ إِنَّا إِذًا لَمِنَ الْآثِمِينَ
Meali: Ey iman edenler! Birinize ölüm gelip çattığı zaman vasiyet anındaki şahitlik (şöyle) doludur: Aranızdan adalet sahibi iki kişi şahitlik eder. Yahut sefere çıkmış olduğunuz sırada başınıza ölüm musibeti gelmişse, sizden olmayan başka iki kişi (şahit olur). Eğer şüpheye düşerseniz, onları namazdan sonra alıkoyarsınız, Allah adına şöyle yemin ederler: "Akraba dahi olsa, yeminimizi hiçbir menfaate satmayacağız, Allah'ın şahitliğini gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde biz şüphesiz günahkârlardan oluruz."
107. فَإِنْ عُثِرَ عَلَى أَنَّهُمَا اسْتَحَقَّا إِثْمًا فَآخَرَانِ يَقُومَانِ مَقَامَهُمَا مِنَ الَّذِينَ اسْتَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْأَوْلَيَانِ فَيُقْسِمَانِ بِاللَّهِ لَشَهَادَتُنَا أَحَقُّ مِنْ شَهَادَتِهِمَا وَمَا اعْتَدَيْنَا إِنَّا إِذًا لَمِنَ الظَّالِمِينَ
Meali: Eğer o iki kişinin bir günah işledikleri (hıyanet ettikleri) ortaya çıkarsa, haklarında haksızlık edilen (ölenin yakınları) olanlardan diğer iki kişi onların yerine geçer ve Allah adına, "Andolsun ki bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden daha doğrudur ve biz haksızlık etmedik. Aksi takdirde biz şüphesiz zalimlerden oluruz" diye yemin ederler.
108. ذَلِكَ أَدْنَى أَنْ يَأْتُوا بِالشَّهَادَةِ عَلَى وَجْهِهَا أَوْ يَخَافُوا أَنْ تُرَدَّ أَيْمَانٌ بَعْدَ أَيْمَانِهِمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ وَاسْمَعُوا وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ
Meali: Bu, şahitliği olduğu gibi yapmalarına veya yeminlerden sonra yeminlerin reddolunmasından korkmalarına en yaklaşan (en elverişli) bir yoldur. Allah'tan korkun, dinleyin. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.
109. يَوْمَ يَجْمَعُ اللَّهُ الرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَا أُجِبْتُمْ قَالُوا لَا عِلْمَ لَنَا إِنَّكَ أَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ
Meali: Allah, peygamberleri toplayacağı ve "Size ne cevap verildi?" diyeceği günü (o kıyamet gününü) hatırla. Onlar, "Bizim bir bilgimiz yoktur, şüphesiz gizlilikleri bilen ancak sensin sen" derler.
110. إِذْ قَالَ اللَّهُ يَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ اذْكُرْ نِعْمَتِي عَلَيْكَ وَعَلَى وَالِدَتِكَ إِذْ أَيَّدْتُكَ بِرُوحِ الْقُدُسِ تُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلًا وَإِذْ عَلَّمْتُكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرَاةَ وَالْإِنْجِيلَ وَإِذْ تَخْلُقُ مِنَ الطِّينِ كَهَيْئَةِ الطَّيْرِ بِإِذْنِي فَتَنْفُخُ فِيهَا فَتَكُونُ طَيْرًا بِإِذْنِي وَتُبْرِئُ الْأَكْمَهَ وَالْأَبْرَصَ بِإِذْنِي وَإِذْ تُخْرِجُ الْمَوْتَى بِإِذْنِي وَإِذْ كَفَفْتُ بَنِي إِسْرَائِيلَ عَنْكَ إِذْ جِئْتَهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ مُبِينٌ
Meali: Allah şöyle diyecek: Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve annene olan nimetimi hatırla. Hani seni Rûhulkudüs (Cebrail) ile desteklemiştim; beşikte iken de yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. İznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yaratıyor ve içine üflüyordun da iznimle o kuş oluyordu. İznimle anadan doğma körü ve alacalıyı iyileştiriyordun. İznimle ölüleri çıkarıyordun (diriltiyordun). İsrailoğulları'na mucizeler getirdiğin zaman, ben onların ellerini senden çekmiştim de içlerinden kâfir olanlar, "Bu ancak apaçık bir büyüktür" demişlerdi.
111. وَإِذْ أَوْحَيْتُ إِلَى الْحَوَارِيِّينَ أَنْ آمِنُوا بِي وَبِرَسُولِي قَالُوا آمَنَّا وَاشْهَدْ بِأَنَّنَا مُسْلِمُونَ
Meali: Hani havarilere, "Bana ve peygambere iman edin" diye ilham etmiştim; onlar da, "İman ettik, bizim müslüman olduğumuza şahit ol" demişlerdi.
112. إِذْ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ يَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ هَلْ يَسْتَطِيعُ رَبُّكَ أَنْ يُنَزِّلَ عَلَيْنَا مَائِدَةً مِنَ السَّمَاءِ قَالَ اتَّقُوا اللَّهَ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
Meali: Havariler, "Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra (mâide) indirebilir mi?" demişlerdi. İsa da, "Eğer iman etmiş kimseler iseniz Allah'tan korkun" demişti.
113. قَالُوا نُرِيدُ أَنْ نَأْكُلَ مِنْهَا وَتَطْمَئِنَّ قُلُوبُنَا وَنَعْلَمَ أَنْ قَدْ صَدَقْتَنَا وَنَكُونَ عَلَيْهَا مِنَ الشَّاهِدِينَ
Meali: Onlar, "İstiyoruz ki ondan yiyelim, kalplerimiz iyice atsın (güvene kavuşsun), bize doğru söylediğini bilelim ve ona şahitlik edenlerden olalım" demişlerdi.
114. قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ اللَّهُمَّ رَبَّنَا أَنْزِلْ عَلَيْنَا مَائِدَةً مِنَ السَّمَاءِ تَكُونُ لَنَا عِيدًا لِأَوَّلِنَا وَآخِرِنَا وَآيَةً مِنْكَ وَارْزُقْنَا وَأَنْتَ خَيْرُ الرَّازِقِينَ
Meali: Meryem oğlu İsa şöyle yalvardı: "Ey Allahımız! Ey Rabbimiz! Bizim üzerimize gökten bir sofra indir ki, bizim için, önce gelenlerimiz ve sonradan geleceklerimiz için bir bayram ve senden bir mucize olsun. Bize rızık ver, sen rızık verenlerin en hayırlısısın."
115. قَالَ اللَّهُ إِنِّي مُنَزِّلُهَا عَلَيْكُمْ فَمَنْ يَكْفُرْ بَعْدُ مِنْكُمْ فَإِنِّي أُعَذِّبُهُ عَذَابًا لَا أُعَذِّبُهُ أَحَدًا مِنَ الْعَالَمِينَ
Meali: Allah buyurdu ki: "Şüphesiz ben onu üzerinize indireceğim. Fakat bundan sonra sizden kim inkâr ederse, artık onu âlemlerden hiç kimseye vermeyeceğim bir azapla cezalandıracağım."
116. وَإِذْ قَالَ اللَّهُ يَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ أَأَنْتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ اتَّخِذُونِي وَأُمِّيَ إِلَهَيْنِ مِنْ دُونِ اللَّهِ قَالَ سُبْحَانَكَ مَا يَكُونُ لِي أَنْ أَقُولَ مَا لَيْسَ لِي بِحَقٍّ إِنْ كُنْتَ قُلْتُهُ فَقَدْ عَلِمْتَهُ تَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِي وَلَا أَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِكَ إِنَّكَ أَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ
Meali: Allah, "Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, 'Beni ve annemi, Allah'tan başka iki ilâh edinin' dedin?" dediği zaman O, şöyle der: "Haşâ! Seni tenzih ederim. Hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Eğer onu söylemişseydim, sen bunu bilirdin. Sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben senin zatında olanı bilmem. Şüphesiz gizlilikleri bilen ancak sensin sen."
117. مَا قُلْتُ لَهُمْ إِلَّا مَا أَمَرْتَنِي بِهِ أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ رَبِّي وَرَبَّكُمْ وَكُنْتُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا مَا دُمْتُ فِيهِمْ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَنِي كُنْتَ أَنْتَ الرَّقِيبَ عَلَيْهِمْ وَأَنتَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ
Meali: "Ben onlara, ancak bana emrettiklerini söyledim: 'Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onların üzerlerinde kontrolcü idim. Ne zaman ki beni vefat ettirdן (göğe kaldırdın), artık onlar üzerinde gözetleyici yalnız sen oldun. Sen zaten her şeye şahitsin."
118. إِنْ تُعَذِّبْهُمْ فَإِنَّهُمْ عِبَادُكَ وَإِنْ تَغْفِرْ لَهُمْ فَإِنَّكَ أَنْتَ الْعَزيزُ الْحَكِيمُ
Meali: "Eğer onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, şüphesiz sen mutlak güç sahibisin, hüküm ve hikmet sahibisin."
119. قَالَ اللَّهُ هَذَا يَوْمُ يَنْفَعُ الصَّادِقِينَ صِدْقُهُمْ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
Meali: Allah buyurdu ki: "Bu, doğrulara doğruluklarının fayda vereceği gündür." Onlar için altından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş budur.
120. لِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا فِيهِنَّ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Meali: Göklerin, yerin ve bunlarda bulunan her şeyin mülkü Allah'ındır. O, her şeye kâdirdir.

Arapça Kelime Bilgisi ve Örnek Cümleler

1. Arapça İsimler (25 Örnek)

  1. الْخَبِيثُ (Pis, murdar, kötü): لَا يَسْتَوِي الْخَبِيثُ وَالطَّيِّبُ (Pis ile temiz bir olmaz.)
  2. الطَّيِّبُ (Temiz, iyi, helâl): احْرَصْ عَلَى أَكْلِ الطَّيِّبِ (Temiz/helâl olanı yemeye özen göster.)
  3. الْأَلْبَابُ (Akıllar, öz akıl sahipleri): فَاتَّقُوا اللَّهَ يَا أُولِي الْأَلْبَابِ (Ey akıl sahipleri, Allah'tan korkun.)
  4. الْقُرْآنُ (Kur'ân): قَرَأْتُ سُورَةً مِنَ الْقُرْآنِ (Kur'an'dan bir sure okudum.)
  5. الْآبَاءُ (Atalar, babalar): اتَّبَعَ الْآبَاءَ فِي الضَّلَالِ (Atalarını sapıklıkta takip etti.)
  6. الْمَوْتُ (Ölüm): كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ (Her nefis ölümü tadacaktır.)
  7. الْوَصِيَّةُ (Vasiyet): كَتَبَ أَبِي وَصِيَّةً قَبْلَ مَوْتِهِ (Babam ölmeden önce bir vasiyet yazdı.)
  8. الْعَدْلُ (Adalet): الْإِسْلَامُ دِينُ الْعَدْلِ وَالسَّلَامِ (İslam adalet ve barış dinidir.)
  9. السَّمَاءُ (Gök, sema): أَمْطَرَتِ السَّمَاءُ مَطْرًا غَزِيرًا (Gök bolca yağmur yağdırdı.)
  10. الْأَرْضُ (Yeryüzü, yer): خَلَقَ اللَّهُ الْأَرْضَ وَالسَّمَاوَاتِ (Allah yeri ve gökleri yarattı.)
  11. الْمَائِدَةُ (Sofra): وَضَعَتِ الْأُمُّ الطَّعَامَ عَلَى الْمَائِدَةِ (Anne yemeği sofraya koydu.)
  12. الْعِيدُ (Bayram): نَحْتَفِلُ بِعِيدِ الْفِطْرِ بَعْدَ رَمَضَانَ (Ramazan'dan sonra Ramazan Bayramı'nı kutlarız.)
  13. الْآيَةُ (Ayet, mucize): هَذِهِ آيَةٌ عَظِيمَةٌ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ (Bu, Allah'ın büyük ayetlerindendir.)
  14. الْعَذَابُ (Azap, ceza): عَذَابُ الْآخِرَةِ أَشَدُّ وَأَبْقَى (Ahiret azabı daha şiddetli ve kalıcıdır.)
  15. الْمُلْكُ (Mülk, egemenlik): لِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ (Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır.)
  16. النَّهَارُ (Gündüz): أَضَاءَ النَّهَارُ بِضُوَءِ الشَّمْسِ (Gündüz güneşin ışığıyla aydınlandı.)
  17. اللَّيْلُ (Gece): صَلَّى الرَّجُلُ قِيَامَ اللَّيْلِ (Adam gece namazı kıldı.)
  18. الْجَنَّةُ (Cennet): أَعَدَّ اللَّهُ الْجَنَّةَ لِلْمُتَّقِينَ (Allah cenneti takvaba sahipler için hazırladı.)
  19. الْمُسْلِمُ (Müslüman): الْمُسْلِمُ أَخُو الْمُسْلِمِ (Müslüman Müslümanın kardeşidir.)
  20. الرَّسُولُ (Resul, elçi): مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ (Muhammed Allah'ın elçisidir.)
  21. الْكِتَابُ (Kitap): قَرَأْتُ كِتَابًا مُفِيدًا (Faydalı bir kitap okudum.)
  22. الْحِكْمَةُ (Hikmet, bilgelik): الْحِكْمَةُ ضَالَّةُ الْمُؤْمِنِ (Hikmet müminin yitik malıdır.)
  23. الطَّيْرُ (Kuşlar): يَطِيرُ الطَّيْرُ فِي السَّمَاءِ (Kuş gökyüzünde uçar.)
  24. الْمَرِيضُ (Hasta): زَارَ الطَّبِيبُ الرَّجُلَ الْمَرِيضَ (Doktor hasta adamı ziyaret etti.)
  25. الصَّادِقُ (Doğru sözlü): كُنْ صَادِقًا فِي أَقْوَالِكَ (Sözlerinde dürüst ol.)

2. Arapça Fiiller (25 Örnek)

  1. قَالَ (Dedi, söyledi): قَالَ الرَّجُلُ الْحَقَّ (Adam hakkı söyledi.)
  2. اسْتَوَى (Eşit oldu, denk geldi): لَا يَسْتَوِي الْعَالِمُ وَالْجَاهِلُ (Âlim ile cahil bir olmaz.)
  3. أَعْجَبَ (Beğendirdi, hoşuna gitti): أَعْجَبَنِي الْمَنْظَرُ الْجَمِيلُ (Güzel manzara hoşuma gitti.)
  4. اتَّقَى (Sakındı, korundu): اتَّقِ اللَّهَ حَيْثُمَا كُنْتَ (Nerede olursan ol Allah'tan sakın.)
  5. أَفْلَحَ (Kurtuluşa erdi): قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ (Müminler gerçekten kurtuluşa ermiştir.)
  6. سَأَلَ (Sordu): سَأَلَ الطَّالِبُ أُسْتَاذَهُ سُؤَالًا (Öğrenci hocasına bir soru sordu.)
  7. نَزَلَ (İndi, indirdi): نَزَلَ الْمَطَرُ مِنَ السَّمَاءِ (Gökten yağmur indi.)
  8. عَفَا (Affetti, bağışladı): عَفَا اللَّهُ عَمَّا سَلَفَ (Allah geçmişte olanları affetti.)
  9. غَفَرَ (Mağfiret etti): يَغْفِرُ اللَّهُ الذُّنُوبَ (Allah günahları bağışlar.)
  10. عَمِلَ (Çalıştı, yaptı): عَمِلَ الرَّجُلُ بِجِدٍّ (Adam çalışkanlıkla çalıştı.)
  11. ضَلَّ (Saptı): مَنْ يَهْدِ اللَّهُ فَلَا مُضِلَّ لَهُ (Allah kimi hidayete erdirirse...)
  12. رَجَعَ (Döndü): رَجَعَ الْمُسَافِرُ إِلَى بَيْتِهِ (Yolcu evine döndü.)
  13. حَضَرَ (Hazır bulundu): حَضَرَ جَمِيعُ الطُّلَّابِ الدَّرْسَ (Tüm öğrenciler derste hazır bulundu.)
  14. أَقْسَمَ (Yemin etti): أَقْسَمَ الرَّجُلُ أَنْ لَا يَكْذِبَ (Adam yalan söylemeyeceğine yemin etti.)
  15. كَتَمَ (Gizledi): لَا تَكْتُمِ الْحَقَّ أَبَدًا (Asla hakkı gizleme.)
  16. خَافَ (Korktu): خَافَ الطِّفْلُ مِنَ الظَّلَامِ (Çocuk karanlıktan korktu.)
  17. هَدَى (Hidayet etti): هَدَانَا اللَّهُ إِلَى الصِّرَاطِ (Allah bizi yola iletti.)
  18. جَمَعَ (Topladı): جَمَعَ الْفَلَّاحُ الثِّمَارَ (Çiftçi meyveleri topladı.)
  19. نَطَقَ (Konuştu): نَطَقَ بِالْحَقِّ شَجَاعَةً (Cesaretle hakkı söyledi.)
  20. خَلَقَ (Yarattı): خَلَقَ اللَّهُ الْإِنْسَانَ (Allah insanı yarattı.)
  21. أَكَلَ (Yedi): أَكَلَ الْوَلَدُ التُّفَّاحَةَ (Çocuk elmayı yedi.)
  22. شَرِبَ (İçti): شَرِبَ الضَّيْفُ قَهْوَةً (Misafir kahve içti.)
  23. فَازَ (Kazandı): فَازَ الْفَرِيقُ بِالْمُبَارَاةِ (Takım maçı kazandı.)
  24. شَهِدَ (Şahitlik etti): شَهِدَ الرَّجُلُ عَلَى الْحَقِيقَةِ (Adam gerçeğe şahitlik etti.)
  25. تَابَ (Tövbe etti): تَابَ الْعَاصِي إِلَى رَبِّهِ (Günahkâr Rabbine tövbe etti.)

3. Arapça Edatlar (Harfi Cerler Hariç - 15 Örnek)

  1. لَا (Olumsuzluk edatı - değil/yok): لَا يَسْتَوِي الْخَبِيثُ وَالطَّيِّبُ (Pis ile temiz bir olmaz.)
  2. لَوْ (Şart edatı - se/sa, -se bile): وَلَوْ أَعْجَبَكَ كَثْرَةُ الْخَبِيثِ (Pisin çokluğu hoşuna gitse bile.)
  3. يَا (Nida / seslenme edatı - ey): يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا (Ey iman edenler!)
  4. لَعَلَّ (Umulur ki, belki): لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ (Umulur ki kurtuluşa eresiniz.)
  5. إِنْ (Şart edatı - eğer): إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ (Eğer müminler iseniz.)
  6. مَا (Olumsuzluk / isim mevsul edatı): مَا جَعَلَ اللَّهُ مِنْ بَحِيرَةٍ (Allah hiçbir behire kılmamıştır.)
  7. ثُمَّ (Atıf / sıra edatı - sonra): ثُمَّ أَصْبَحُوا بِهَا كَافِرِينَ (Sonra da kâfir oldular.)
  8. هَلْ (Soru edatı - mi/mü): هَلْ يَسْتَطِيعُ رَبُّكَ؟ (Rabbin muktedir mi?)
  9. قَدْ (Pkiştirme / tahkik edatı): قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ (Müminler gerçekten kurtuluşa erdi.)
  10. أَمْ (Terdit / soru edatı - yoksa): أَسَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَمْ لَمْ تُنْذِرْهُمْ (Onları uyarsan da uyarmasan da birdir.)
  11. بَلْ (İtiraz edatı - bilakis, aksine): بَلْ هُمْ فِي شَكٍّ يَلْعَبُونَ (Aksine onlar şüphe içindedirler.)
  12. لَكِنَّ (İstidrak edatı - fakat, lakin): وَلَكِنَّ الشَّيَاطِينَ كَفَرُوا (Fakat şeytanlar inkâr ettiler.)
  13. كَأَنَّ (Teşbih edatı - sanki): كَأَنَّهُمْ خُشُبٌ مُسَنَّدَةٌ (Sanki onlar desteklenmiş kütükler gibidirler.)
  14. أَنَّ (Tevkit / masdar edatı): أَعْلَمُ أَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ (Biliyorum ki Allah her şeye kadirdir.)
  15. كَيفَ (Soru edatı - nasıl): كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللَّهِ؟ (Allah'ı nasıl inkâr edersiniz?)

Kuranla-Arapca-4. Nisâ Sûresi-140-176.ayetler

Konu Özeti: Nisâ Sûresi'nin 140-176. ayetleri arasındaki bu son bölümde; Allah'ın ayetleriyle alay edilen ortamlardan uzak durulması gerektiği, münafıkların ve ehl-i kitabın tutumları, Hz. İsa'nın durumu, adalet prensibi, miras hukukuna dair son hükümler (kelâle meselesi) ve Kur'an'ın insanlığa rehberliği vurgulanmaktadır. Kaynak: kuran-eski.edize.com

Ayetler ve Türkçe Çevirileri

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

140. وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ أَنْ إِذَا سَمِعْتُمْ آيَاتِ اللَّهِ يُكْفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَأُ بِهَا فَلَا تَقْعُدُوا مَعَهُمْ حَتَّى يَخُوضُوا فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ إِنَّكُمْ إِذًا مِثْلُهُمْ إِنَّ اللَّهَ جَامِعُ الْمُنَافِقِينَ وَالْكَافِرِينَ فِي جَهَنَّمَ جَمِيعًا
Meali: Allah size Kitap'ta şu hükmü indirmiştir: Allah’ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze dalıncaya kadar onların yanında oturmayın; yoksa siz de onlar gibi olursunuz. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.
141. الَّذِينَ يَتَرَبَّصُونَ بِكُمْ فَإِنْ كَانَ لَكُمْ فَتْحٌ مِنَ اللَّهِ قَالُوا أَلَمْ نَكُنْ مَعَكُمْ وَإِنْ كَانَ لِلْكَافِرِينَ نَصِيبٌ قَالُوا أَلَمْ نَسْتَحْوِذْ عَلَيْكُمْ وَنَمْنَعْكُمْ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ فَاللَّهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَلَنْ يَجْعَلَ اللَّهُ لِلْكَافِرِينَ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ سَبِيلًا
Meali: Onlar sizi gözetleyip dururlar. Eğer Allah'tan size bir zafer gelirse, "Biz sizinle beraber değil miydik?" derler. Kâfirlerin bir payı olursa, "(Size yardım ederek) üstünlük sağlamadık mı, sizi müminlerden korumadık mı?" derler. Allah kıyamet günü aranızda hükmedecektir. Allah, kâfirler için müminler aleyhine asla bir yol vermeyecektir.
142. إِنَّ الْمُنَافِقِينَ يُخَادِعُونَ اللَّهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْ وَإِذَا قَامُوا إِلَى الصَّلَاةِ قَامُوا كُسَالَى يُرَاءُونَ النَّاسَ وَلَا يَذْكُرُونَ اللَّهَ إِلَّا قَلِيلًا
Meali: Şüphesiz münafıklar Allah'a oyun etmeye kalkışıyorlar; hâlbuki Allah onların oyunlarını başlarına geçirecektir. Onlar namaza kalktıkları zaman üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah'ı pek az anarlar.
143. مُذَبْذَبِينَ بَيْنَ ذَلِكَ لَا إِلَى هَؤُلَاءِ وَلَا إِلَى هَؤُلَاءِ وَمَنْ يُضْلِلِ اللَّهُ فَلَنْ تَجِدَ لَهُ سَبِيلًا
Meali: Arada belirsiz bir halde kalmışlardır; ne bu taraftadırlar ne de o tarafa. Allah'ın saptırdığı kimseye asla bir çıkış yolu bulamazsın.
144. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْكَافِرِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنِينَ أَتُرِيدُونَ أَنْ تَجْعَلُوا لِلَّهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًا مُبِينًا
Meali: Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost edinmeyin. Allah'a aleyhinizde apaçık bir delil vermesini mi istiyorsunuz?
145. إِنَّ الْمُنَافِقِينَ فِي الدَّرْكِ الْأَسْفَلِ مِنَ النَّارِ وَلَنْ تَجِدَ لَهُمْ نَصِيرًا
Meali: Şüphesiz münafıklar cehennemin en alt tabakasındadırlar. Asla onlara bir yardımcı bulamazsın.
146. إِلَّا الَّذِينَ تَابُوا وَأَصْلَحُوا وَاعْتَصَمُوا بِاللَّهِ وَأَخْلَصُوا دِينَهُمْ لِلَّهِ فَأُولَئِكَ مَعَ الْمُؤْمِنِينَ وَسَوْفَ يُؤْتِ اللَّهُ الْمُؤْمِنِينَ أَجْرًا عَظِيمًا
Meali: Ancak tövbe edenler, hallerini düzeltenler, Allah'a sarılanlar ve dinlerini Allah'a haskılanlar başka; işte bunlar müminlerle beraberdirler. Allah müminlere büyük bir mükâfat verecektir.
147. مَا يَفْعَلُ اللَّهُ بِعَذَابِكُمْ إِنْ شَكَرْتُمْ وَآمَنْتُمْ وَكَانَ اللَّهُ شَاكِرًا عَلِيمًا
Meali: Eğer şükreder ve iman ederseniz, Allah size neden azap etsin! Allah şükrün karşılığını veren ve her şeyi bilendir.
148. لَا يُحِبُّ اللَّهُ الْجَهْرَ بِالسُّوءِ مِنَ الْقَوْلِ إِلَّا مَنْ ظُلِمَ وَكَانَ اللَّهُ سَمِيعًا عَلِيمًا
Meali: Allah, haksızlığa uğrayanlar dışında, kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez. Allah her şeyi işitmekte ve bilmektedir.
149. إِنْ تُبْدُوا خَيْرًا أَوْ تُخْفُوهُ أَوْ تَعْفُوا عَنْ سُوءٍ فَإِنَّ اللَّهَ كَانَ عَفُوًّا قَدِيرًا
Meali: Siz bir hayrı açıklar veya gizlerseniz yahut bir kötülüğü bağışlarsanız, şüphesiz Allah çok affedicidir, her şeye gücü yetendir.
150. إِنَّ الَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ وَيُرِيدُونَ أَنْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اللَّهِ وَرُسُلِهِ وَيَقُولُونَ نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ وَنَكْفُرُ بِبَعْضٍ وَيُرِيدُونَ أَنْ يَتَّخِذُوا بَيْنَ ذَلِكَ سَبِيلًا
Meali: Allah'ı ve peygamberlerini inkâr edenler, Allah ile peygamberlerini birbirinden ayırmak isteyip "Bir kısmına inanırız, bir kısmına inanmayız" diyenler ve bunlar arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu;
151. أُولَئِكَ هُمُ الْكَفَارُ حَقًّا وَأَعْتَدْنَا لِلْكَفَارِ عَذَابًا مُهِينًا
Meali: İşte onlar gerçekten kâfirlerdir. Biz kâfirler için alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.
152. وَالَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ وَلَمْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ أَحَدٍ مِنْهُمْ أُولَئِكَ سَوْفَ يُؤْتِيهِمْ أُجُورَهُمْ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَحِيمًا
Meali: Allah'a ve peygamberlerine iman eden ve onlardan hiçbirini diğerinden ayırmayanlara gelince, işte onlara ecirleri verilecektir. Allah çok bağışlayıcıdır, merhamet edicidir.
153. يَسْأَلُكَ أَهْلُ الْكِتَابِ أَنْ تُنَزِّلَ عَلَيْهِمْ كِتَابًا مِنَ السَّمَاءِ فَقَدْ سَأَلُوا مُوسَى أَكْبَرَ مِنْ ذَلِكَ فَقَالُوا أَرِنَا اللَّهَ جَهْرَةً فَأَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ بِظُلْمِهِمْ ثُمَّ اتَّخَذُوا الْعِجْلَ مِنْ بَعْدِ مَا جَAatْهُمُ الْبَيِّنَاتُ فَعَفَوْنَا عَنْ ذَلِكَ وَآتَيْنَا مُوسَى سُلْطَانًا مُبِينًا
Meali: Ehl-i kitap, senin üzerlerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. Musa'dan bundan daha büyüğünü istemişler de "Bize Allah'ı açıkça göster" demişlerdi. Bunun üzerine haksızlıklarından dolayı onları yıldırım çarpmıştı. Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra bu sefer de buzağıyı (ilah) edindiler. Yine de bunu affettik ve Musa'ya apaçık bir yetki verdik.
154. وَرَفَعْنَا فَوْقَهُمُ الطُّورَ بِمِيثَاقِهِمْ وَقُلْنَا لَهُمُ ادْخُلُوا الْبَابَ سُجَّدًا وَقُلْنَا لَهُمُ لَا تَعْدُوا فِي السَّبْتِ وَأَخَذْنَا مِنْهُمْ مِيثَاقًا غَلِيظًا
Meali: Sözleşmelerinden ötürü üzerlerine Tur dağını kaldırdık ve kendilerine "Kapıdan secde ederek girin" dedik. "Cumartesi günü (yasakları aşarak) haksızlık etmeyin" dedik ve onlardan ağır bir sözleşme aldık.
155. فَبِمَا نَقْضِهِمْ مِيثَاقَهُمْ وَكُفْرِهِمْ بِآيَاتِ اللَّهِ وَقَتْلِهِمُ الْأَنْبِيَاءَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَقَوْلِهِمْ قُلُوبُنَا غُلْفٌ بَلْ طَبَعَ اللَّهُ عَلَيْهَا بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ إِلَّا قَلِيلًا
Meali: Sözleşmelerini bozdukları, Allah'ın âyetlerini inkâr ettikleri, haksız yere peygamberleri öldürdükleri ve "Kalplerimiz örtülüdür" dedikleri için (başlarına gelenleri yaptık). Bilakis inkarları sebebiyle Allah onların kalplerini mühürlemiştir. Artık pek azı müstesna iman etmezler.
156. وَبِكُفْرِهِمْ وَقَوْلِهِمْ عَلَى مَرْيَمَ بُهْتَانًا عَظِيمًا
Meali: Bir de inkârlarından ve Meryem'e çok büyük bir iftira atmalarından ötürü (kalpleri mühürlenmiştir).
157. وَقَوْلِهِمْ إِنَّا قَتَلْنَا الْمَسِيحَ عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ رَسُولَ اللَّهِ وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلَكِنْ شُبِّهَ لَهُمْ وَإِنَّ الَّذِينَ اخْتَلَفُوا فِيهِ لَفِي شَكٍّ مِنْهُ مَا لَهُمْ بِهِ مِنْ عِلْمٍ إِلَّا تَبِعَ الظَّنِّ وَمَا قَتَلُوهُ يَقِينًا
Meali: Ve "Biz Allah'ın peygamberi Meryem oğlu İsa Mesih'i öldürdük" demeleri yüzünden de (kalpleri mühürlenmiştir). Hâlbuki onu öldürmediler ve asmadılar; fakat onlara (İsa gibi) gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, bu konuda kesin bir şüphe içindedirler; zanna uymaktan başka bir bilgiye sahip değillerdir. Onu kesin olarak öldürmediler.
158. بَلْ رَفَعَهُ اللَّهُ إِلَيْهِ وَكَانَ اللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا
Meali: Bilakis Allah onu kendi katına yükseltmiştir. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
159. وَإِنْ مِنْ أَهْلِ الْكِتَابِ إِلَّا لَيُؤْمِنَنَّ بِCUTE قَبْلَ مَوْتِهِ وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ يَكُونُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا
Meali: Ehl-i kitaptan hiçbiri yoktur ki ölümünden önce ona iman etmesin. Kıyamet günü de o onların aleyhine şahit olacaktır.
160. فَبِظُلْمٍ مِنَ الَّذِينَ هَادُوا حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ طَيِّبَاتٍ أُحِلَّتْ لَهُمْ وَبِصَدِّهِمْ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ كَثِيرًا
Meali: Yahudilerin işledikleri haksızlıklar ve Allah yolundan çok kez alıkoymaları sebebiyle, daha önce kendilerine helâl kılınmış temiz ve hoş şeyleri onlara haram kıldık.
161. وَأَخْذِهِمُ الرِّبَا وَقَدْ نُهُوا عَنْهُ وَأَكْلِهِمْ أَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ وَأَعْتَدْنَا لِلْكَافِرِينَ مِنْهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا
Meali: Yasaklandıkları halde faiz almaları ve haksızlıkla insanların mallarını yemeleri sebebiyle (böyle yaptık). Onlardan kâfir olanlar için acı bir azap hazırladık.
162. لَكِنِ الرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ مِنْهُمْ وَالْمُؤْمِنُونَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلِكَ وَالْمُقِيمِينَ الصَّلَاةَ وَالْمُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَالْمُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ أُولَئِكَ سَنُؤْتِيهِمْ أَجْرًا عَظِيمًا
Meali: Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve müminler, sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ederler. Namazı kılanlar, zekâtı verenler, Allah'a ve ahiret gününe inananlar var ya, işte onlara büyük bir ecir vereceğiz.
163. إِنَّا أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ كَمَا أَوْحَيْنَا إِلَى نُوحٍ وَالنَّبِيِّينَ مِنْ بَعْدِهِ وَأَوْحَيْنَا إِلَى إِبْرَاهِيمَ وَإِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ وَالْأَسْبَاطِ وَعِيسَى وَأَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهَارُونَ وَسُلَيْمَانَ وَآتَيْنَا دَاوُودَ زَبُورًا
Meali: Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakup'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyüp'e, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik. Davut'a da Zebûr'u verdik.
164. وَرُسُلًا قَدْ قَصَصْنَاهُمْ عَلَيْكَ مِنْ قَبْلُ وَرُسُلًا لَمْ نَقْصُصْهُمْ عَلَيْكَ وَكَلَّمَ اللَّهُ مُوسَى تَكْلِيمًا
Meali: (Gönderdiğimiz) birtakım peygamberleri sana daha önce anlattık, bir kısmını ise sana anlatmadık. Allah Musa ile gerçekten konuştu.
165. رُسُلًا مُبَشِّرِينَ وَمُنْذِرِينَ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى اللَّهِ حُجَّةٌ بَعْدَ الرُّسُلِ وَكَانَ اللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا
Meali: Bu peygamberler, kendilerinden sonra insanların Allah karşısında bir bahoneleri olmasın diye müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderilmişlerdir. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
166. لَكِنِ اللَّهُ يَشْهَدُ بِمَا أَنْزَلَ إِلَيْكَ أَنْزَلَهُ بِعِلْمِهِ وَالْمَلَائِكَةُ يَشْهَدُونَ وَكَفَى بِاللَّهِ شَهِيدًا
Meali: Fakat Allah sana indirdiğini kendi ilmiyle indirdiğine şahitlik eder. Melekler de şahitlik ederler. Şahit olarak Allah yeter.
167. إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ قَدْ ضَلُّوا ضَلَالًا بَعِيدًا
Meali: İnkâr edip de Allah yolundan alıkoyanlar var ya, onlar gerçekten derin bir sapıklığa düşmüşlerdir.
168. إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا وَظَلَمُوا لَمْ يَكُنِ اللَّهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ طَرِيقًا
Meali: İnkâr edip haksızlık edenler var ya, Allah onları asla bağışlayacak ve onlara bir yol gösterecek değildir;
169. إِلَّا طَرِيقَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا وَكَانَ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرًا
Meali: Sadece içinde ebedî kalacakları cehennem yoluna (götürür). Bu da Allah'a göre kolaydır.
170. يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَكُمُ الرَّسُولُ بِالْحَقِّ مِنْ رَبِّكُمْ فَآمِنُوا خَيْرًا لَكُمْ وَإِنْ تَكْفُرُوا فَإِنَّ لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَكَانَ اللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
Meali: Ey insanlar! Resûl size Rabbinizden hak ile geldi; hemen iman edin, bu sizin için hayırlıdır. Eğer inkâr ederseniz, biliniz ki göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.
171. يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا فِي دِينِكُمْ وَلَا تَقُولُوا عَلَى اللَّهِ إِلَّا الْحَقِّ إِنَّمَا الْمَسِيحُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ رَسُولُ اللَّهِ وَكَلِمَتُهُ أَلْقَاهَا إِلَى مَرْيَمَ وَرُوحٌ مِنْهُ فَآمِنُوا بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ وَلَا تَقُولُوا ثَلَاثَةٌ انْتَهُوا خَيْرًا لَكُمْ إِنَّمَا اللَّهُ إِلَهٌ وَاحِدٌ سُبحَانَهُ أَنْ يَكُونَ لَهُ وَلَدٌ لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَكَفَى بِاللَّهِ وَكِيلًا
Meali: Ey ehl-i kitap! Dininizde aşırılık etmeyin ve Allah hakkında ancak gerçeği söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih, ancak Allah'ın elçisi, Meryem'e ulaştırdığı kelimesi ve O'ndan gelen bir ruhtur. Artık Allah'a ve peygamberlerine iman edin; "Üçtür" demeyin. Kendi iyiliğiniz için bundan vazgeçin. Allah ancak bir tek ilahdır. O, çocuk sahibi olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.
172. لَنْ يَسْتَنْكِفَ الْمَسِيحُ أَنْ يَكُونَ عَبْدًا لِلَّهِ وَلَا الْمَلَائِكَةُ الْمُقَرَّبُونَ وَمَنْ يَسْتَنْكِفْ عَنْ عِبَادَتِهِ وَيَسْتَكْبِرْ فَسَيَحْشُرُهُمْ إِلَيْهِ جَمِيعًا
Meali: Ne Mesih Allah'a kul olmaktan çekinir ne de mukarrep (Allah'a yakın) melekler. Kim O'na kulluk etmekten çekinir ve büyüklük taslarsa, bilsin ki O, hepsini huzurunda toplayacaktır.
173. فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَيُوَفِّيهِمْ أُجُورَهُمْ وَيَزِيدُهُمْ مِنْ فَضْلِهِ وَأَمَّا الَّذِينَ اسْتَنْكَفُوا وَاسْتَكْبَرُوا فَيُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا وَلَا يَجِدُونَ لَهُمْ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا
Meali: İman edip salih ameller işleyenlere gelince, Allah onların ecirlerini tam olarak verecek, lütfundan onlara fazlasını da ihsan edecektir. Kulluktan çekinip büyüklük taslayanlara gelince, onları elem dolu bir azaba uğratacaktır. Onlar kendilerine Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı bulabilirler.
174. يَا أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ جَاءَكُمْ بُرْهَانٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَأَنْزَلْنَا إِلَيْكُمْ نُورًا مُبِينًا
Meali: Ey insanlar! Size Rabbinizden kesin bir delil gelmiştir ve size apaçık bir nur indirdik.
175. فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُوا بِاللَّهِ وَاعْتَصَمُوا بِهِ فَسَيُدْخِلُهُمْ فِي رَحْمَةٍ مِنْهُ وَفَضْلٍ وَيَهْدِيهِمْ إِلَيْهِ صِرَاطًا مُسْتَقِيمًا
Meali: Allah'a iman edip O'na sımsıkı sarılanlara gelince, Allah onları kendisinden bir rahmet ve lütuf içine koyacak ve onları kendisine giden dosdoğru bir yola iletecektir.
176. يَسْتَفْتُونَكَ قُلِ اللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِي الْكَلاَلَةِ إِنِ امْرُؤٌ هَلَكَ لَيْسَ لَهُ وَلَدٌ وَلَهُ أُخْتٌ فَلَهَا نِصْفُ مَا تَرَكَ وَهُوَ يَرِثُهَآ إِنْ لَمْ يَكُنْ لَهَا وَلَدٌ فَإِنْ كَانَتَا اثْنَتَيْنِ فَلَهُمَا الثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَ وَإِنْ كَانُوا إِخْوَةً رِجَالًا وَنِسَاءً فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْأُنْثَيَيْنِ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ أَنْ ضَلُوا وَاللَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Meali: Senden fetva istiyorlar. De ki: "Allah, babası ve çocuğu olmayan kimsenin (kelâlenin) mirası hakkındaki hükmü şöyle açıklıyor: Çocuğu olmayan bir kimse ölürse ve onun bir kız kardeşi varsa, bıraktığı malın yarısı o kadındır. Eğer kız kardeş ölenin çocuğu yoksa (erkek kardeş) ona varis olur. Eğer kız kardeşler iki ise, bıraktığı malın üçte ikisi onlarındır. Eğer kardeşler erkekli kadınlı ise, erkeğe iki kadının payı kadar vardır." Şaşırırsınız diye Allah size açıklıyor. Allah her şeyi bilendir.

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)

  • كِتَاب (Kitap): Kitap, yazı.
    Cümle: وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِي الْكِتَابِ (Allah size Kitap'ta indirmiştir.)
  • آيَة (Âye): Âyet, delil.
    Cümle: سَمِعْتُمْ آيَاتِ اللَّهِ (Allah'ın âyetlerini işittiniz.)
  • حَدِيث (Hadîs): Söz, söhbet.
    Cümle: فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ (Başka bir söze dalıncaya kadar.)
  • مَال (Mâl): Mal, servet.
    Cümle: أَمْوَالَ النَّاسِ بِالْبَاطِلِ (İnsanların mallarını haksızlıkla yerler.)
  • قَلْب (Kalb): Yürek, gönül.
    Cümle: قُلُوبُنَا غُلْفٌ (Kalplerimiz örtülüdür.)
  • عِلْم (İlm): Bilgi, ilim.
    Cümle: الرَّاسِخُونَ فِي الْعِلْمِ (İlimde derinleşmiş olanlar.)
  • رَحْمَة (Rahmet): Merhamet, rahmet.
    Cümle: فِي رَحْمَةٍ مِنْهُ (Kendisinden bir rahmet içine.)
  • عَذَاب (Azâb): Azap, ceza.
    Cümle: عَذَابًا أَلِيمًا (Elem dolu bir azap.)
  • سَبِيل (Sebîl): Yol, cadde.
    Cümle: عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ (Allah yolundan.)
  • يَوْم (Yevm): Gün.
    Cümle: يَوْمَ الْقِيَامَةِ (Kıyamet günü.)
  • قَوْم (Kavm): Topluluk, kavim.
    Cümle: عَلَى قَوْمٍ (Bir millete / kavme.)
  • نِعْمَة (Ni'met): Nimet, lütuf.
    Cümle: نِعْمَةً أَنْعَمَهَا (Verdiği nimeti.)
  • عَدُوّ (Aduvv): Düşman.
    Cümle: عَدُوًّا مُبِينًا (Apaçık düşman.)
  • فِئَة (Fie): Topluluk, grup.
    Cümle: الْفِئَتَانِ (İki topluluk.)
  • نَاس (Nâs): İnsanlar.
    Cümle: رِئَاءَ النَّاسِ (İnsanlara gösteriş yaparak.)
  • أَرْض (Erd): Yer, yeryüzü.
    Cümle: فِي الْأَرْضِ (Yeryüzünde.)
  • سَمَاء (Semâ): Gök, gökyüzü.
    Cümle: مِنَ السَّمَاءِ (Gökten.)
  • نُور (Nûr): Nur, ışık.
    Cümle: نُورًا مُبِينًا (Apaçık bir nur.)
  • أَجْر (Ecr): Ecir, mükâfat.
    Cümle: أَجْرًا عَظِيمًا (Büyük bir ecir.)
  • بَيِّنَة (Beyyine): Açık delil.
    Cümle: بَيِّنَاتٍ (Apaçık delillerle.)
  • صِرَاط (Sırât): Yol, cadde.
    Cümle: صِرَاطًا مُسْتَقِيمًا (Dosdoğru bir yol.)
  • مِيثَاق (Mîsâk): Sözleşme, misak.
    Cümle: مِيثَاقَهُمْ (Sözleşmelerini.)
  • شَهِيد (Şehîd): Şahit.
    Cümle: شَهِيدًا عَلَيْهِمْ (Onların aleyhine şahit.)
  • وَكِيل (Vekîl): Vekil, güvenilen.
    Cümle: وَكَفَى بِاللَّهِ وَكِيلًا (Vekil olarak Allah yeter.)
  • حَكِيم (Hakîm): Hüküm ve hikmet sahibi.
    Cümle: عَزِيزًا حَكِيمًا (Mutlak güç ve hikmet sahibi.)

2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)

  • نَزَّلَ (Nezzele): İndirdi.
    Kökü: ن ز ل / Cümle: نَزَّلَ عَلَيْكُمْ (Üzerinize indirdi.)
  • سَمِعَ (Semi'e): İşitti.
    Kökü: س م ع / Cümle: سَمِعْتُمْ آيَاتِ اللَّهِ (Allah'ın âyetlerini işittiniz.)
  • كَفَرَ (Kefere): İnkâr etti.
    Kökü: ك ف ر / Cümle: يُكْفَرُ بِهَا (Ona inkâr edilir.)
  • اِسْتَهْزَأَ (İstehze'e): Alaya aldı.
    Kökü: ه ز ا / Cümle: يُسْتَهْزَأُ بِهَا (Onunla alaya edilir.)
  • قَعَدَ (Ka'ede): Oturdu.
    Kökü: ق ع د / Cümle: فَلَا تَقْعُدُوا مَعَهُمْ (Onlarla beraber oturmayın.)
  • خَاضَ (Hâda): Daldı.
    Kökü: خ و ض / Cümle: حَتَّى يَخُوضُوا (Dalıncaya kadar.)
  • جَمَعَ (Ceme'e): Topladı.
    Kökü: ج م ع / Cümle: جَامِعُ الْمُنَافِقِينَ (Münafıkları toplar.)
  • تَرَبَّصَ (Terebbase): Gözetledi.
    Kökü: ر ب ص / Cümle: يَتَرَبَّصُونَ بِكُمْ (Sizi gözetliyorlar.)
  • فَتَحَ (Feteha): Fethetti, zafer verdi.
    Kökü: ف ت ح / Cümle: فَتْحٌ مِنَ اللَّهِ (Allah'tan bir zafer.)
  • خَدَعَ (Hedece): Aldattı.
    Kökü: خ د ع / Cümle: يُخَادِعُونَ اللَّهَ (Allah'a oyun ediyorlar.)
  • قَامَ (Kâme): Kalktı.
    Kökü: ق و م / Cümle: إِذَا قَامُوا إِلَى الصَّلَاةِ (Namaza kalktıklarında.)
  • ذَكَرَ (Zekere): Andı, hatırladı.
    Kökü: ذ ك ر / Cümle: وَلَا يَذْكُرُونَ اللَّهَ (Allah'ı anmazlar.)
  • ظَلَمَ (Zaleme): Zulmetti.
    Kökü: ظ ل م / Cümle: بِظُلْمِهِمْ (Zulümleri sebebiyle.)
  • غَفَرَ (Gafere): Bağışladı.
    Kökü: غ ف ر / Cümle: كَانَ غَفُورًا (Çok bağışlayıcıdır.)
  • تَابَ (Tâbe): Tövbe etti.
    Kökü: ت و ب / Cümle: إِلَّا الَّذِينَ تَابُوا (Tövbe edenler hariç.)
  • آمَنَ (Âmene): İman etti.
    Kökü: أ م ن / Cümle: الَّذِينَ آمَنُوا (İman edenler.)
  • هَدَى (Hedâ): Hidayet etti.
    Kökü: ه د ي / Cümle: وَيَهْدِيهِمْ (Onları hidayete erdirir.)
  • أَطَاعَ (Atâa): İtaat etti.
    Kökü: ط و ع / Cümle: وَمَنْ يُطِعِ اللَّهَ (Kim Allah'a itaat ederse.)
  • عَصَى (Asâ): İsyan etti.
    Kökü: ع ص ي / Cümle: وَمَنْ يَعْصِ اللَّهَ (Kim Allah'a isyan ederse.)
  • قَتَلَ (Katale): Öldürdü.
    Kökü: ق ت ل / Cümle: قَتْلِهِمُ الْأَنْبِيَاءَ (Peygamberleri öldürmeleri.)
  • خَلَقَ (Halaka): Yarattı.
    Kökü: خ ل ق / Cümle: خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ (Sizi bir nefisten yarattı.)
  • نَكَحَ (Nekaha): Evlendi.
    Kökü: ن ك ح / Cümle: فَانْكِحُوا (Evlenin.)
  • أَعْطَى (A'tâ): Verdi.
    Kökü: ع ط ي / Cümle: وَآتَيْنَا دَاوُودَ (Davut'a verdik.)
  • شَهِدَ (Şehide): Şahitlik etti.
    Kökü: ش ه د / Cümle: يَشْهَدُ بِمَا أَنْزَلَ (İndirdiğine şahitlik eder.)
  • وَرِثَ (Verise): Varis oldu.
    Kökü: و ر ث / Cümle: وَهُوَ يَرِثُهَا (Ona varis olur.)

3. Arapça Edat Örnekleri - Harfi Cerler Hariç (15 Adet)

  • وَ (Ve): Atıf edatı (ve).
    Cümle: وَقَدْ نَزَّلَ (Ve indirdi.)
  • إِنَّ (İnne): Tekit edatı (şüphesiz, muhakkak).
    Cümle: إِنَّ اللَّهَ جَامِعُ (Şüphesiz Allah toplayıcıdır.)
  • لَا (Lâ): Nefy / neiy edatı (değil, -me/-ma).
    Cümle: فَلَا تَقْعُدُوا (Oturmayın.)
  • إِذَا (İzâ): Şart / zaman edatı (-diği zaman).
    Cümle: إِذَا سَمِعْتُمْ (İşittiğiniz zaman.)
  • إِذْ (İz): Zaman zarfı / edatı (-dığı zaman).
    Cümle: وَإِذْ قَالُوا (Ve dedikleri zaman.)
  • قَدْ (Kad): Tahkik edatı (kesinlikle, -mş/miş).
    Cümle: فَقَدْ سَأَلُوا (Şüphesiz istediler.)
  • مَا (Mâ): Nefy / ism-i mevsُول (değil / şey).
    Cümle: مَا يَفْعَلُ اللَّهُ (Allah ne yapar?)
  • أَنَّ (Enne): Tekit edatı (şu ki).
    Cümle: أَنْ إِذَا سَمِعْتُمْ (Şu ki...)
  • بَلْ (Bel): İdrab edatı (bilakis, aksine).
    Cümle: بَلْ رَفَعَهُ اللَّهُ (Bilakis Allah onu yükseltti.)
  • لَوْ (Lev): Şart edatı (eğer, -seydi).
    Cümle: وَلَوْ أَنَّهُمْ (Eğer onlar...)
  • كَيْفَ (Keyfe): İstifham edatı (nasıl).
    Cümle: فَكَيْفَ إِذَا (Nasıl olacak o zaman ki...)
  • هَلْ (Hel): İstifham edatı (mi/mı soru edatı).
    Cümle: هَلْ جَزَى الْكَفَّارُ (Kâfirler cezalandırıldı mı?)
  • أَمْ (Em): Muadelet / atıf edatı (yoksa).
    Cümle: أَمْ لَهُمْ نَصِيبٌ (Yoksa onların bir payı mı var?)
  • لَمْ (Lem): Cezm edatı (-medi / -madı).
    Cümle: لَمْ يَقُومُوا (Kalkmadılar.)
  • لَنْ (Len): Nasb edatı (asla, -meyecek).
    Cümle: لَنْ يَسْتَنْكِفَ الْمَسِيحُ (Mesih asla çekinmeyecektir.)

konutesti

S.Muhammed Kayaalp (el-Haşimi) Ks

الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي

Arapça Dersleri-İslami Sohbetler-Tevhid-Tefsir-Hadis-Fıkıh-Fetvalar-İrşadlar

Kuranla-Arapca-4. Nisâ Sûresi-2-100-176 Rating: 4.5 Diposkan Oleh: ☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي☝المحمدية☝

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.