☝📖İbrahimi ﷺ Muhammedi ﷺ Hanif İslam📖☝﷽𐰃𐰠𐰯☝📖المحمدية☝Muhammediyye📖☝𐰃𐰠𐰯༺الله أكبر ༻

Güncel Duyuru Eylül 2026

Kur'anla Arapça Dilbilgisi derslerimiz ve gramer ve kelime ezber testi ,örnek cümle ve kelimeler le beraber sitemize ekleniyor... 116 tane Arapça dilbilgisi konu testi ve Örnek kelimeler ve örnek cümleler ve kelime ezber testi sitemize eklendi..

☝المحمدية☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي 📖 ☝

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية-📖

Teoriye göre;İlluminati(hizbüşşeytan) yani uzaylı ve insan melezi ırklar,yarı vampir,yılan,ejderha vs melez soylardan oluşan topluluk,masonik, illuminatik firavun ve nemrud soylarının hipnoz,büyü,zihin kontrolü,algı yönetimi ile bireyler ve toplumları yönetmesi,hizbüşşeytan illumiatinin küresel illuminatik sistemi; siyaset,medya,sivil toplum,terör örgütleri,mafya,enerji,silah,ilaç,gıda tekeli alanlarda illuminati vardır!

Destek olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.

Kuranla-Arapca-5. Mâide Sûresi

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية علي الكتاب و السنة الصحيحة-📖
Üye olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.Kardeşlerimize Önemli :
اعوذ بالله من الشيطان الرجيم
 بسم الله الرحمان الرحيم
 الحمد لله رب العالمين و الصلاة و السلام علي امامنا محمد
 و آله و اهل بيته و صحبه و امته اجمعين
Euzü billahi mineşeydanirracimi ve min hizbihi..
Bismillahirrahmanirrahiym
Allahım cc Şeytandan ve onun hizbi tağutlardan
marid ve hannaslardan,cibt ve belamlardan sana sığınırız.Rahman ve rahiym olan Allahın cc adıyla.. 
Ahmedilik,kadıyanilik,bahailik,Vahhabilik,Şiilik,
illuminati,masonluk,yahudilik,nasırilik,nusayrilik,yezidilik,
sağcılık,solculuk,islamcılık,ateizm,deizm, budizm,hinduizm gibi  İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif İslama aykırı dini,felsefi ve ideolojik akımlardan imanımızı ve dinimizi koruyalım!     
İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif din islamdır!
İslam ise; peygamberler peygamberi cenabı Muhammed   dinidir!..
Nemrut,Firavun,İsis,ra ve el gibi tağutlar(illuminati) ve onların günümüzdeki soylarının ve taraftarlarının dini(inanış,felsefe,ideolojilerinin) değil!
𐰃𐰠𐰯Kur'an ve sahih sünnetin izinde Muhammediyiz𐰃𐰠𐰯
📖☝ المحمدية علي الكتاب و السنة☝📖 Arapça Dersleri☝İslami Sohbetler☝İslami İlimler☝Manevi Rehberlik☝  instagram: https://www.instagram.com/muhammediyye
  • Ders1
  • Ders2
  • Konu Testi
  • Sureler
  • Arapça Dersler
  • ☝📖المحمدية📖☝

Kuranla-Arapca-5. Mâide Sûresi-1-60.ayetler

Konu Özeti: Mâide Sûresi'nin 1-60. ayetleri arasındaki bu bölümde; ahitlere ve sözleşmelere bağlılık, helal ve haram olan yiyecekler, abdest, gusül ve teyemmüm hükümleri, adaletin gözetilmesi, Ehl-i kitap ile ilişkiler, Müslümanların birliği, geçmiş milletlerin ibretlik durumları ve Allah'ın emirlerine itaatin önemi vurgulanmaktadır. Kaynak: kuran-eski.edize.com

Ayetler ve Türkçe Çevirileri

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

1. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَوْفُوا بِالْعُقُودِ أُحِلَّتْ لَكُمْ بَهِيمَةُ الْأَنْعَامِ إِلَّا مَا يُتْلَى عَلَيْكُمْ غَيْرَ مُحِلِّي الصَّيْدِ وَأَنْتُمْ حُرُمٌ إِنَّ اللَّهَ يَحْكُمُ مَا يُرِيدُ
Meali: Ey iman edenler! Akitlerinizi yerine getirin. İhramlı iken avlanmayı helâl saymamanız kaydıyla, hayvanlar size helal kılındı. Şüphesiz Allah istediği hükmü verir.
2. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُحِلُّوا شَعَائِرَ اللَّهِ وَلَا الشَّهْرَ الْحَرَامَ وَلَا الْهَدْيَ وَلَا الْقَلَائِدَ وَلَا آمِّينَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنْ رَبِّهِمْ وَرِضْوَانًا وَإِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُوا وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ أَنْ صَدُّوكُمْ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ أَنْ تَعْتَدُوا وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ وَالتَّقْوَى وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Meali: Ey iman edenler! Allah’ın nişanelerine, haram aya, kurbanlık hayvanlara, gerdanlıklara ve Rablerinden lütuf ve rıza isteyerek Beyt-i Haram’a gelenlere saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınızda avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-i Haram’dan alıkoydular diye bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sevketmesin. İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah’tan korkun, çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir.
3. حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ وَالدَّمُ وَلَحْمُ الْخِنْزِيرِ وَمَا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ وَالْمُنْخَنِقَةُ وَالْمَوْقُوذَةُ وَالْمُتَرَدِّيَةُ وَالنَّطِيحَةُ وَمَا أَكَلَ السَّبُعُ إِلَّا مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى النُّصُبِ وَأَنْ تَسْتَقْسِمُوا بِالْأَزْلَامِ ذَلِكُمْ فِسْكٌ الْيَوْمَ يَئِسَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ دِينِكُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَاخْشَوْنِ الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الْإِسْلَامَ دِينًا فَمَنِ اضْطُرَّ فِي مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِإِثْمٍ فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
Meali: Ölü et, kan, domuz eti, Allah’tan başkası adına kesilen, boğulmuş, vurulmuş, yuvarlanmış, boynuzlanmış hayvanlar ile yırtıcı hayvanların yediği -canlı olarak yetişip kestikleriniz müstesna- dikili taşlar üzerine boğazlanan hayvanlar ve fal oklarıyla kısmet aramanız size haram kılındı. Bunlar fısktır. Bugün kâfirler dininizden ümit kesmişlerdir. Onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı seçtim. Kim şiddetli açlık durumunda günaha meyletmeksizin zorda kalırsa, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve merhamet edicidir.
4. يَسْأَلُونَكَ مَاذَا أُحِلَّ لَهُمْ قُلْ أُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ وَمَا عَلَّمْتُمْ مِنَ الْجَوَارِحِ مُكَلِّبِينَ تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّمَكُمُ اللَّهُ فَكُلُوا مِمَّا أَمْسَكْنَ عَلَيْكُمْ وَاذْكُرُوا اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهِمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ
Meali: Sana kendilerine nelerin helal kılındığını sorarlar. De ki: "Temiz ve hoş şeyler size helal kılındı. Allah’ın size öğrettiği bilgiden avcı hayvanlara öğretip eğittiğiniz (avcı hayvanların) sizin için tuttuklarından yiyin ve üzerine Allah’ın adını anın." Allah’tan korkun, şüphesiz Allah hesabı çabuk görendir.
5. الْيَوْمَ أُحِلَّ لَكُمُ الطَّيِّبَاتُ وَطَعَامُ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ حِلٌّ لَكُمْ وَطَعَامُكُمْ حِلٌّ لَهُمْ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الْمُؤْمِنَاتِ وَالْمُحْصَنَاتُ مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ إِذَا آتْتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ مُحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَافِحِينَ وَلَا مُتَّخِذِي أَخْدَانٍ وَمَنْ يَكْفُرْ بِالْإِيمَانِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُ وَهُوَ فِي الْآخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرِينَ
Meali: Bugün size temiz ve hoş şeyler helal kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yemeği size helal, sizin yemeğiniz de onlara helaldir. Müminlerden iffetli kadınlar ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar da, namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere mehirlerini verdiğiniz takdirde size helaldir. Kim imanı inkâr ederse ameli boşa gider; o ahirette hüsrana uğrayanlardandır.
6. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلَاةِ فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُوا بِرُءُوسِكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى الْكَعْبَيْنِ وَإِنْ كُنْتُمْ جُنُبًا فَاطَّهَّرُوا وَإِنْ كُنْتُمْ مَرْضَى أَوْ عَلَى سَفَرٍ أَوْ جَاءَ أَحَدٌ مِنْكُمْ مِنَ الْغَائِطِ أَوْ لَامَسْتُمُ النَّسَاءَ فَلَمْ تَجِدُوا مَاءً فَتَيَمَّمُوا صَعِيدًا طَيِّبًا فَامْسَحُوا بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُمْ مِنْهُ مَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ حَرَجٍ وَلَكِنْ يُرِيدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Meali: Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedip topuklara kadar ayaklarınızı da yıkayın. Eğer cünüp iseniz iyice yıkanarak temizlenin. Hasta veya yolculukta veya tuvaletten gelmiş yahut kadınlara dokunmuşseniz de su bulamamışsanız, temiz bir toprakla teyemmüm edin; yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah size güçlük çıkarmak istemez, fakat sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister ki şükredesiniz.
7. وَاذْكُرُوا نِعْمَةَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَمِيثَاقَهُ الَّذِي وَاثَاقَكُمْ بِهِ إِذْ قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
Meali: Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve "İşittik ve itaat ettik" dediğinizde sizden aldığı sözü hatırlayın. Allah’tan korkun; şüphesiz Allah kalplerin özünü bilir.
8. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُونُوا قَوَّامِينَ لِلَّهِ شُهَدَاءَ بِالْقِسْطِ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَآنُ قَوْمٍ عَلَى أَلَّا تَعْدِلُوا اعْدِلُوا هُوَ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَى وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ خَبِيرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ
Meali: Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan kininiz, sakın sizi adaletsizliğe itmesin. Âdil olun; bu, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkun; şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
9. وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ مَغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ عَظِيمٌ
Meali: Allah, iman edip salih ameller işleyenlere; onlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat olduğunu vaat etmiştir.
10. وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا أُولَئِكَ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ
Meali: İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlar var ya, işte onlar cehennem ehlidirler.
11. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ هَمَّ قَوْمٌ أَنْ يَبْسُطُوا إِلَيْكُمْ أَيْدِيَهُمْ فَكَفَّ أَيْدِيَهُمْ عَنْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ وَعَلَى اللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
Meali: Ey iman edenler! Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani bir topluluk size ellerini uzatmaya yeltenmişti de Allah onların ellerini sizden çekmişti. Allah’tan korkun. Müminler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.
12. وَلَقَدْ أَخَذَ اللَّهُ مِيثَاقَ بَنِي إِسْرَائِيلَ وَبَعَثْنَا مِنْهُمُ اثْنَيْ عَشَرَ نَقِيبًا وَقَالَ اللَّهُ إِنِّي مَعَكُمْ لَئِنْ أَقَمْتُمُ الصَّلَاةَ وَآتَيْتُمُ الزَّكَاةَ وَآمَنْتُمْ بِرُسُلِي وَعَزَّرْتُمُوهُمْ وَأَقْرَضْتُمُ اللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا لَأُكَفِّرَنَّ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَلَأُدْخِلَنَّكُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ فَمَنْ كَفَرَ بَعْدَ ذَلِكَ مِنْكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاءَ السَّبِيلِ
Meali: Andolsun ki Allah İsrailoğullarından söz almıştı. Onlardan on iki de nakip göndermiştik. Allah şöyle demişti: "Şüphesiz ben sizinle beraberim. Eğer namazı kılar, zekâtı verir, peygamberlerime inanır, onları destekler ve Allah’a güzel bir borç verirseniz, yemin olsun ki günahlarınızı örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere koyarım." Artık bundan sonra sizden kim inkâr ederse, dosdoğru yoldan sapmış olur.
13. فَبِمَا نَقْضِهِمْ مِيثَاقَهُمْ لَعَنَّاهُمْ وَجَعَلْنَا قُلُوبَهُمْ قَاسِيَةً يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ عَنْ مَوَاضِعِهِ وَنَسُوا حَظًّا مِمَّا ذُكِّرُوا بِهِ وَلَا تَزَالُ تَطَّلِعُ عَلَى خَائِنَةٍ مِنْهُمْ إِلَّا قَلِيلًا مِنْهُمْ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاصْفَحْ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
Meali: Sözleşmelerini bozmaları sebebiyle onları lanetledik ve kalplerini katılaştırdık. Kelimelerin yerlerini değiştirirler. Kendilerine hatırlatılan şeyden bir pay almayı unuttular. İçlerinden pek azı hariç, onlardan sürekli bir hainlik görürsün. Yine de onları affet ve aldırış etme. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.
14. وَمِنَ الَّذِينَ قَالُوا إِنَّا نَصَارَى أَخَذْنَا مِيثَاقَهُمْ فَنَسُوا حَظًّا مِمَّا ذُكِّرُوا بِهِ فَأَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ وَسَوْفَ يُنَبِّئُهُمُ اللَّهُ بِمَا كَانُوا يَصْنَعُونَ
Meali: "Biz hıristiyanız" diyenlerden de söz almıştık; fakat onlar da kendilerine hatırlatılan şeyden bir pay almayı unuttular. Bunun üzerine aralarına kıyamete kadar düşmanlık ve kin saldık. Allah onlara yaptıklarını haber verecektir.
15. يَا أَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَثِيرًا مِمَّا كُنْتُمْ تُخْفُونَ مِنَ الْكِتَابِ وَيَعْفُو عَنْ كَثِيرٍ قَدْ جَاءَكُمْ مِنَ اللَّهِ نُورٌ وَكِتَابٌ مُبِينٌ
Meali: Ey kitap ehli! Kitaptan gizlemekte olduğunuz şeylerin çoğunu size açıklayan ve birçoğundan da vazgeçen Elçimiz gelmiştir. Size Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir.
16. يَهْدِي بِهِ اللَّهُ مَنِ اتَّبَعَ رِضْوَانَهُ سُبُلَ السَّلَامِ وَيُخْرِجُهُمْ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِهِ وَيَهْدِيهِمْ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
Meali: Allah, rızasını arayanları onunla kurtuluş yollarına iletir ve onları izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarıp dosdoğru bir yola yöneltir.
17. لَقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَالُوا إِنَّ اللَّهَ هُوَ الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ قُلْ فَمَنْ يَمْلِكُ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا إِنْ أَرَادَ أَنْ يُهْلِكَ الْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَأُمَّهُ وَمَنْ فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا يَخْلُقُ مَا يَشَاءُ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Meali: Andolsun ki, "Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih’tir" diyenler kâfir olmuşlardır. De ki: "Eğer Allah Meryem oğlu Mesih’i, anasını ve yeryüzündekilerin hepsini helâk etmek istese, Allah’a karşı kimin bir şeye gücü yetebilir?" Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin hükümranlığı Allah’ındır. Dilediğini yaratır. Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.
18. وَقَالَتِ الْيَهُودُ وَالنَّصَارَى نَحْنُ أَبْنَاءُ اللَّهِ وَأَحِبَّاؤُهُ قُلْ فَلِمَ يُعَذِّبُكُمْ بِذُنُوبِكُمْ بَلْ أَنْتُمْ بَشَرٌ مِمَّنْ خَلَقَ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَلِلَّهِ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَإِلَيْهِ الْمَصِيرُ
Meali: Yahudiler ve Hıristiyanlar, "Biz Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz" dediler. De ki: "Öyleyse günahlarınızdan ötürü sizi niçin azaplandırmıyor? Bilakis siz O’nun yarattığı insanlardansınız." O, dilediğini bağışlar, dilediğini azaplandırır. Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkü Allah’ındır. Sonuş O’nadır.
19. يَا أَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ عَلَى فَتْرَةٍ مِنَ الرُّسُلِ أَنْ تَقُولُوا مَا جَاءَنَا مِنْ بَشِيرٍ وَلَا نَذِيرٍ فَقَدْ جَاءَكُمْ بَشِيرٌ وَنَذِيرٌ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Meali: Ey kitap ehli! Peygamberlerin arasının kesildiği bir dönemde size, gerçeği açıklayan elçimiz geldi. "Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi" demeyesiniz diye (geldi). İşte size müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. Allah her şeye kadirdir.
20. وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ يَا قَوْمِ اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ جَعَلَ فِيكُمْ أَنْبِيَاءَ وَجَعَلَكُمْ مُلُوكًا وَآتَاكُمْ مَا لَمْ يُؤْتِ أَحَدًا مِنَ الْعَالَمِينَ
Meali: Hani Musa kavmine demişti ki: "Ey kavmim! Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani içinizden peygamberler çıkarmış, sizi hükümdarlar kılmış ve âlemlerde hiç kimseye vermediğini size vermişti."
21. يَا قَوْمِ ادْخُلُوا الْأَرْضَ الْمُقَدَّسَةَ الَّتِي كَتَبَ اللَّهُ لَكُمْ وَلَا تَرْتَدُّوا عَلَى أَدْبَارِكُمْ فَتَنْقَلِبُوا خَاسِرِينَ
Meali: "Ey kavmim! Allah’ın size yazdığı kutsal toprağa girin; arkanıza dönmeyin, yoksa hüsrana uğrayarak geri dönersiniz."
22. قَالُوا يَا مُوسَى إِنَّ فِيهَا قَوْمًا جَبَّارِينَ وَإِنَّا لَنْ نَدْخُلَهَا حَتَّى يَخْرُجُوا مِنْهَا فَإِنْ يَخْرُجُوا مِنْهَا فَإِنَّا دَاخِلُونَ
Meali: Dediler ki: "Ey Musa! Orada zorba bir kavim var. Onlar oradan çıkmadıkça biz asla oraya girmeyiz. Eğer oradan çıkarlarsa biz de gireriz."
23. قَالَ رَجُلَانِ مِنَ الَّذِينَ يَخَافُونَ أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيْهِمَا ادْخُلُوا عَلَيْهِمُ الْبَابَ فَإِذَا دَخْلْتُمُوهُ فَإِنَّكُمْ غَالِبُونَ وَعَلَى اللَّهِ فَتَوَكَّلُوا إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
Meali: Allah’ın kendilerine nimet verdiği ve (O’ndan) korkan adamlardan ikisi şöyle dedi: "Üzerlerine kapıdan girin; oraya girdiğinizde şüphesiz galip olursunuz. Eğer müminlerseniz yalnız Allah’a tevekkül edin."
24. قَالُوا يَا مُوسَى إِنَّا لَنْ نَدْخُلَهَا أَبَدًا مَا دَامُوا فِيهَا فَاذْهَبْ أَنْتَ وَرَبُّكَ فَقَاتِلَا إِنَّا هَاهُنَا قَاعِدُونَ
Meali: Dediler ki: "Ey Musa! Onlar orada olduğu sürece biz asla oraya girmeyiz. Sen ve Rabbin gidin savaşın; biz burada oturuyoruz."
25. قَالَ رَبِّ إِنِّي لَا أَمْلِكُ إِلَّا نَفْسِي وَأَخِي فَافْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ الْقَوْمِ الْفَاسِقِينَ
Meali: Musa dedi ki: "Rabbim! Ben kendimden ve kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum. Artık bizimle bu yoldan çıkmış topluluğun arasını ayır."
26. قَالَ فَإِنَّهَا مُحَرَّمَةٌ عَلَيْهِمْ أَرْبَعِينَ سَنَةً يَتِيهُونَ فِي الْأَرْضِ فَلَا تَأْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْفَاسِقِينَ
Meali: Buyurdu ki: "Artık orası onlara kırk yıl haram kılınmıştır; yeryüzünde şaşkın bir halde dolaşacaklar. Sen o fasık topluluğa üzülme."
27. وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ابْنَيْ آدَمَ بِالْحَقِّ إِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِنْ أَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ الْآخَرِ قَالَ لَأَقْتُلَنَّكَ قَالَ إِنَّمَا يَتَقَبَّلُ اللَّهُ مِنَ الْمُتَّقِينَ
Meali: Onlara Adem’in iki oğlunun gerçeğe uygun olan haberini oku. Hani ikisi birer kurban sunmuşlar ve birininkinden kabul edilmiş, diğerininkinden kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen) "Andolsun seni öldüreceğim" demişti. Diğeri de, "Allah ancak takvada bulunanlardan kabul eder" demişti.
28. لَئِنْ بَسَطْتَ إِلَيْكَ يَدَكَ لِتَقْتُلَنِي مَا أَنَا بِبَاسِطٍ يَدِيَ إِلَيْكَ لِأَقْتُلَكَ إِنِّي أَخَافُ اللَّهَ رَبَّ الْعَالَمِينَ
Meali: "Andolsun ki sen beni öldürmek için bana el uzatsan da ben seni öldürmek için sana el uzatacak değilim. Şüphesiz ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım."
29. إِنِّي أُرِيدُ أَنْ تَبُوءَ بِإِثْمِي وَإِثْمِكَ فَتَكُونَ مِنْ أَصْحَابِ النَّارِ وَذَلِكَ جَزَاءُ الظَّالِمِينَ
Meali: "Ben istiyorum ki sen benim günahımı da kendi günahını da yüklenip ateş ehllerinden olasın. Zalimlerin cezası budur."
30. فَطَوَّعَتْ لَهُ نَفْسُهُ قَتْلَ أَخِيهِ فَقَتَلَهُ فَأَصْبَحَ مِنَ الْخَاسِرِينَ
Meali: Derken nefsi onu kardeşini öldürmeye itti ve onu öldürdü; böylece hüsrana uğrayanlardan oldu.
31. فَبَعَثَ اللَّهُ غُرَابًا يَبْحَثُ فِي الْأَرْضِ لِيُرِيَهُ كَيْفَ يُوَارِي سَوْأَةَ أَخِيهِ قَالَ يَا وَيْلَتَا أَعَجَزْتُ أَنْ أَكُونَ مِثْلَ هَذَا الْغُرَابِ فَأُوَارِيَ سَوْأَةَ أَخِيهِ فَأَصْبَحَ مِنَ النَّادِمِينَ
Meali: Nihayet Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşaleyen bir karga gönderdi. (Kardeşini öyle görünce) "Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtmekten aciz mi kaldım?" dedi ve pişman olanlardan oldu.
32. مِنْ أَجْلِ ذَلِكَ كَتَبْنَا عَلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ أَنَّهُ مَنْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِي الْأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعًا وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَا أَحْيَا النَّاسَ جَمِيعًا وَلَقَدْ جَاءَتْهُمْ رُسُلُنَا بِالْبَيِّنَاتِ ثُمَّ إِنَّ كَثِيرًا مِنْهُمْ بَعْدَ ذَلِكَ فِي الْأَرْضِ لَمُسْرِفُونَ
Meali: İşte bu yüzden İsrailoğullarına şunu yazdık: Kim, bir cana veya yeryüzünde fesat çıkarmaya karşılık olmaksızın bir insanı öldürürse, bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir canı kurtarırsa, bütün insanları kurtarmış gibi olur. Andolsun ki elçilerimiz onlara apaçık deliller getirmişlerdir. Bundan sonra da onlardan birçoğu yeryüzünde aşırı gitmektedirler.
33. إِنَّمَا جَزَاءُ الَّذِينَ يُحَارِبُونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَيَسْعَوْنَ فِي الْأَرْضِ فَسَادًا أَنْ يُقَتَّلُوا أَوْ يُصَلَّبُوا أَوْ تُقَطَّعَ أَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُمْ مِنْ خِلَافٍ أَوْ يُنْفَوْا مِنَ الْأَرْضِ ذَلِكَ لَهُمْ خِزْيٌ فِي الدُّنْيَا وَلَهُمْ فِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Meali: Allah’a ve Resûlüne savaş açanların ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri ya da asılmaları yahut el ve ayaklarının çapraz olarak kesilmesi ya da bulundukları yerden sürgün edilmeleridir. Bu onlar için dünyada bir rezilliktir, ahirette ise onlara büyük bir azap vardır.
34. إِلَّا الَّذِينَ تَابُوا مِنْ قَبْلِ أَنْ تَقْدِرُوا عَلَيْهِمْ فَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
Meali: Ancak siz onları ele geçirmeden önce tövbe edenler müstesna; bilin ki Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
35. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَابْتَغُوا إِلَيْهِ الْوَسِيلَةَ وَجَاهِدُوا فِي سَبِيلِهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Meali: Ey iman edenler! Allah’tan korkun, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.
36. إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْ أَنَّ لَهُمْ مَا فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا وَمِثْلَهُ مَعَهُ لِيَفْتَدُوا بِهِ مِنْ عَذَابِ يَوْمِ الْقِيَامَةِ مَا تُقُبِّلَ مِنْهُمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Meali: Şüphesiz kâfir olanlar, yeryüzündeki her şey ve bunun yanında bir katı daha onların olsa da kıyamet gününün azabından kurtulmak için bunu fidye olarak verseler, kendilerinden kabul edilmez. Onlar için acı bir azap vardır.
37. يُرِيدُونَ أَنْ يَخْرُجُوا مِنَ النَّارِ وَمَا هُمْ بِخَارِجِينَ مِنْهَا وَلَهُمْ عَذَابٌ مُقِيمٌ
Meali: Ateşten çıkmak isterler, fakat oradan çıkacak değillerdir. Onlar için kalıcı bir azap vardır.
38. وَالسَّارِقُ وَالسَّارِقَةُ فَاقْطَعُوا أَيْدِيَهُمَا جَزَاءً بِمَا كَسَبَا نَكَالًا مِنَ اللَّهِ وَاللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Meali: Hırsız erkek ile hırsız kadının, yaptıklarına karşılık Allah’tan bir ceza olarak ellerini kesin. Allah izzet sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
39. فَمَنْ تَابَ مِنْ بَعْدِ ظُلْمِهِ وَأَصْلَحَ فَإِنَّ اللَّهَ يَتُوبُ عَلَيْهِ إِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
Meali: Kim işlediği zulümden sonra tövbe eder ve durumunu düzeltirse, şüphesiz Allah onun tövbesini kabul eder. Çünkü Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
40. أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ اللَّهَ لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ يُعَذِّبُ مَنْ يَشَاءُ وَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Meali: Bilmez misin ki, göklerin ve yerin mülkü yalnız Allah’ındır; dilediğine azap eder, dilediğini bağışlar. Allah her şeye kadirdir.
41. يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ لَا يَحْزُنْكَ الَّذِينَ يُسَارِعُونَ فِي الْكُفْرِ مِنَ الَّذِينَ قَالُوا آمَنَّا بِأَفْوَاهِهِمْ وَلَمْ تُؤْمِنْ قُلُوبُهُمْ وَمِنَ الَّذِينَ هَادُوا سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ سَمَّاعُونَ لِقَوْمٍ آخَرِينَ لَمْ يَأْتُوكَ يُحَرِّفُونَ الْكَلِمَ مِنْ بَعْدِ مَوَاضِعِهِ يَقُولُونَ إِنْ أُوتِيتُمْ هَذَا فَخُذُوهُ وَإِنْ لَمْ تُؤْتَوْوهُ فَاحْذَرُوا وَمَنْ يُرِدِ اللَّهُ فِتْنَتَهُ فَلَنْ تَمْلِكَ لَهُ مِنَ اللَّهِ شَيْئًا أُولَئِكَ الَّذِينَ لَمْ يُرِدِ اللَّهُ أَنْ يُطَهِّرَ قُلُوبَهُمْ لَهُمْ فِي الدُّنْيَا خِزْيٌ وَلَهُمْ فِي الْآخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ
Meali: Ey Elçi! Kalpleri iman etmediği hâlde ağızlarıyla "İnandık" diyen kimselerden ve yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar yalana kulak verirler, sana gelmeyen diğer bir topluluğa kulak verirler. Kelimelerin yerlerini saptırırlar. "Eğer size bu verilirse alın, o verilmezse sakının" derler. Allah bir kimsenin fitneye düşmesini dilerse, artık onun için Allah’a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar, Allah’ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik, ahirette ise büyük bir azap vardır.
42. سَمَّاعُونَ لِلْكَذِبِ أَكَّالُونَ لِلسُّحْتِ فَإِنْ جَاءُوكَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ أَوْ أَعْرِضْ عَنْهُمْ وَإِنْ تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَنْ يَضُرُّوكَ شَيْئًا وَإِنْ حَكَمْتَ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِالْقِسْطِ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُقْسِطِينَ
Meali: Onlar yalana çok kulak veren ve haram yiyicilerdir. Eğer sana gelirlerse ister aralarında hükmet, ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirisen sana hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedersen aralarında adaletle hükmet. Şüphesiz Allah adil davrananları sever.
43. وَكَيفَ يُحَكِّمُونَكَ وَعِنْدَهُمُ التَّوْرَاةُ فِيهَا حُكْمُ اللَّهِ ثُمَّ يَتَوَلَّوْنَ مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ وَمَا أُولَئِكَ بِالْمُؤْمِنِينَ
Meali: İçinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında dururken seni nasıl hakem tayin ediyorlar da sonra bunun arkasından yüz çevirip gidiyorlar? Onlar inanmış değillerdir.
44. إِنَّا أَنْزَلْنَا التَّوْرَاةَ فِيهَا هُدًى وَنُورٌ يَحْكُمُ بِهَا النَّبِيُّونَ الَّذِينَ أَسْلَمُوا لِلَّذِينَ هَادُوا وَالرَّبَّانِيُّونَ وَالْأَحْبَارُ بِمَا اسْتُحْفِظُوا مِنْ كِتَابِ اللَّهِ وَكَانُوا عَلَيْهِمْ شُهَدَاءَ فَلَا تَخْشَوُوا النَّاسَ وَاخْشَوْنِ وَلَا تَشْتَرُوا بِآيَاتِي ثَمَنًا قَلِيلًا وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الْكَافِرُونَ
Meali: İçinde hidayet ve nur bulunan Tevrat’ı biz indirdik. Kendilerini Allah’a teslim etmiş peygamberler onunla yahudilere hükmederlerdi. Kendilerini rabbe adamış kimseler ve bilginler de Allah’ın kitabından korumaları istenenle hükmederlerdi ve ona şahit idiler. Öyleyse insanlardan korkmayın, benden korkun; âyetlerimi az bir pahaya satmayın. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.
45. وَكَتَبْنَا عَلَيْهِمْ فِيهَا أَنَّ النَّفْسَ بِالنَّفْسِ وَالْعَيْنَ بِالْعَيْنِ وَالْأَنْفَ بِالْأَنْفِ وَالْأُذُنَ بِالْأُذُنِ وَالسِّنَّ بِالسِّنِّ وَالْجُرُوحَ قِصَاصٌ فَمَنْ تَصَدَّقَ بِهِ فَهُوَ كَفَّارَةٌ لَهُ وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الظَّالِمُونَ
Meali: Tevrat’ta onlara şunu da yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş karşılıktır; yaralar da kısastır (ödeşmedir). Kim bunu bağışlarsa bu kendisi için bir kefarettir. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar zalimlerdir.
46. وَقَفَّيْنَا عَلَى آثَارِهِمْ بِعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرَاةِ وَآتَيْنَاهُ الْإِنْجِيلَ فِيهِ هُدًى وَنُورٌ وَمُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ التَّوْرَاةِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةً لِلْمُتَّقِينَ
Meali: O peygamberlerin izinden Meryem oğlu İsa’yı, kendinden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı olarak gönderdik. Ona, içinde hidayet ve nur bulunan, kendinden önceki Tevrat’ı doğrulayan, takva sahipleri için bir hidayet ve öğüt olan İncil’i verdik.
47. وَلْيَحْكُمْ أَهْلُ الْإِنْجِيلِ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فِيهِ وَمَنْ لَمْ يَحْكُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ
Meali: İncil ehli, Allah’ın onda indirdiğiyle hükmetsinler. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar fasıklardır.
48. وَأَنْزَلْنَا إِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ الْكِتَابِ وَمُهَيْمِنًا عَلَيْهِ فَاحْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ عَمَّا جَاءَكَ مِنَ الْحَقِّ لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنْكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجًا وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَجَعَلَكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَلَكِنْ لِيَبْلُوَكُمْ فِي مَا آتَاكُمْ فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِ إِلَى اللَّهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ
Meali: Sana da kendinden önceki kitapları tasdik edici ve onlara karşı koruyucu/şahit olarak bu Kitab’ı hak ile indirdik. Öyleyse aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet; sana gelen haktan ayrılıp da onların heveslerine uyma. Her biriniz için bir şeriat ve bir yol belirledik. Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı; fakat o, verdikleriyle sizi sınamak ister. Öyleyse hayırlarda yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O, hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri size bildirecektir.
49. وَأَنِ احْكُمْ بَيْنَهُمْ بِمَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَهُمْ وَاحْذَرْهُمْ أَنْ يَفْتِنُوكَ عَنْ بَعْضِ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ إِلَيْكَ فَإِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمْ أَنَّمَا يُرِيدُ اللَّهُ أَنْ يُصِيبَهُمْ بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْ وَإِنَّ كَثِيرًا مِنَ النَّاسِ لَفَاسِقُونَ
Meali: Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet, onların heveslerine uyma ve Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse, bil ki Allah, bazı günahları yüzünden onları bir musibete uğratmak istemektedir. İnsanların çoğu zaten fasıktır.
50. أَفَحُكْمَ الْجَاهِلِيَّةِ يَبْغُونَ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ اللَّهِ حُكْمًا لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ
Meali: Yoksa cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin olarak inanan bir topluluk için Allah’tan daha güzel hüküm veren kim olabilir?
51. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارَى أَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَإِنَّهُ مِنْهُمْ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
Meali: Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o dalardandır. Allah zalim topluluğa hidayet etmez.
52. فَتَرَى الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ يُسَارِعُونَ فِيهِمْ يَقُولُونَ نَخْشَى أَنْ تُصِيبَنَا دَائِرَةٌ فَعَسَى اللَّهُ أَنْ يَأْتِيَ بِفَتْحٍ أَوْ أَمْرٍ مِنْ عِنْدِهِ فَيُصْبِحُوا عَلَى مَا أَسَرُّوا فِي أَنْفُسِهِمْ نَادِمِينَ
Meali: Kalplerinde hastalık olanların, "Başımıza bir felaketin gelmesinden korkuyoruz" diyerek onların arasına koştuklarını görürsün. Umulur ki Allah bir fetih veya katından bir emir getirir de onlar içlerinde gizledikleri şeyden dolayı pişman olurlar.
53. وَيَقُولُ الَّذِينَ آمَنُوا أَهَؤُلَاءِ الَّذِينَ أَقْسَمُوا بِاللَّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ إِنَّهُمْ لَمَعَكُمْ حَبِطَتْ أَعْمَالُهُمْ فَأَصْبَحُوا خَاسِرِينَ
Meali: İman edenler şöyle diyecektir: "Bunlar mı sizinle beraber olduklarına dair bütün güçleriyle Allah’a yemin edenler?" Onların amelleri boşa çıkmış ve hüsrana uğramışlardır.
54. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا مَنْ يَرْتَدَّ مِنْكُمْ عَنْ دِينِهِ فَسَوْفَ يَأْتِي اللَّهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبَّونَهُ أَذِلَّةٍ عَلَى الْمُؤْمِنِينَ أَعِزَّةٍ عَلَى الْكَافِرِينَ يُجَاهِدُونَ فِي سَبِيلِ اللَّهِ وَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَائِمٍ ذَلِكَ فَضْلُ اللَّهِ يُؤْتِوهُ مَنْ يَشَاءُ وَاللَّهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ
Meali: Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki, Allah öyle bir kavim getirecektir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı alçakgönüllü, kâfirlere karşı onurludurlar; Allah yolunda cihad ederler, hiç kimsenin kınamasından korkmazlar. Bu, Allah’ın lütfudur, onu dilediğine verir. Allah lütfu geniş olandır, bilendir.
55. إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ اللَّهُ وَرَسُولُهُ وَالَّذِينَ آمَنُوا الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُمْ رَاكِعُونَ
Meali: Sizin dostunuz ancak Allah, Resûlü ve namazı kılan, rükû halindeyken zekât veren müminlerdir.
56. وَمَنْ يَتَوَلَّ اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَالَّذِينَ آمَنُوا فَإِنَّ حِزْبَ اللَّهِ هُمُ الْغَالِبُونَ
Meali: Kim Allah’ı, Resûlü’nü ve inananları dost edinirse bilsin ki, şüphesiz galip gelecek olanlar Allah’ın taraftarlarıdır.
57. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الَّذِينَ اتَّخَذُوا دِينَكُمْ هُزُوًا وَلَعِبًا مِنَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِكُمْ وَالْكُفَّارَ أَوْلِيَاءَ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
Meali: Ey iman edenler! Kendilerinden önce kitap verilenlerden dininizi alay ve eğlence konusu yapanları ve kâfirleri dost edinmeyin. Eğer müminlerseniz Allah’tan korkun.
58. وَإِذَا نَادَيْتُمْ إِلَى الصَّلَاةِ اتَّخَذُوهَا هُزُوًا وَلَعِبًا ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَا يَعْقِلُونَ
Meali: Siz namaza çağırıْnca onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Bu, onların akletmeyen bir topluluk olmalarındandır.
59. قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ هَلْ تَنْقِرُونَ مِنَّا إِلَّا أَنْ آمَنَّا بِاللَّهِ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْنَا وَمَا أُنْزِلَ مِنْ قَبْلُ وَأَنَّ أَكْثَرَكُمْ فَاسِقُونَ
Meali: De ki: "Ey kitap ehli! Bizim Allah’a, bize indirilene ve daha önce indirilenlere inanmamızdan ve çoğunuzun fasıklar olmasından başka bir şeyden ötürü mü bizden hoşlanmıyorsunuz?"
60. قُلْ هَلْ أُنَبِّئُكُمْ بِشَرٍّ مِنْ ذَلِكَ مَثُوبَةً عِنْدَ اللَّهِ مَنْ لَعَنَهُ اللَّهُ وَغَضِبَ عَلَيْهِ وَجَعَلَ مِنْهُمُ الْقِرَدَةَ وَالْخَنَازِيرَ وَعَبَدَ الطَّاغُوتَ أُولَئِكَ شَرُّ مَكَانًا وَأَضَلُّ عَنْ سَوَاءِ السَّبِيلِ
Meali: De ki: "Allah katında cezası bundan daha kötü olanı size haber vereyim mi? O, Allah’ın lanetlediği, gazap ettiği, aralarından maymunlar ve domuzlar kıldığı ve tağuta tapan kimselerdir. İşte onların yeri daha kötü ve dümdüz yoldan daha çok sapmış olanlardır."

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)

  • رَسُول (Resûl): Elçi, peygamber.
    Cümle: يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ (Ey elçi!)
  • كِتَاب (Kitâb): Kitap.
    Cümle: وَهَذَا كِتَابٌ أَنْزَلْنَاهُ (Bu indirdiğimiz bir kitaptır.)
  • دِين (Dîn): Din, kanun.
    Cümle: الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ (Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim.)
  • نِعْمَة (Ni'met): Nimet, lütuf.
    Cümle: وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي (Ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım.)
  • صَيْد (Sayd): Av, avlanma.
    Cümle: غَيْرَ مُحِلِّي الصَّيْدِ (Avlanmayı helal saymaksızın.)
  • مَسْجِد (Mesdid): Mescit.
    Cümle: عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ (Mescid-i Haram'dan.)
  • بَرّ (Berr): İyilik.
    Cümle: وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ (İyilik üzere yardımlaşın.)
  • إِثْم (İsm): Günah.
    Cümle: وَلَا تَعَاوَنُوا عَلَى الْإِثْمِ (Günah üzere yardımlaşmayın.)
  • صَلَاة (Salât): Namaz.
    Cümle: إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلَاةِ (Namaza kalktığınız zaman.)
  • مَاء (Mâ'): Su.
    Cümle: فَلَمْ تَجِدُوا مَاءً (Su bulamadığınız zaman.)
  • عَدْل (Adl): Adalet.
    Cümle: اعْدِلُوا هُوَ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَى (Adil olun, o takvaya daha yakındır.)
  • قَوْم (Kavm): Topluluk.
    Cümle: شَنَآنُ قَوْمٍ (Bir topluluğa olan kin.)
  • عَذَاب (Azâb): Azap, ceza.
    Cümle: وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ (Onlar için büyük bir azap vardır.)
  • أَفْوَاه (Efvâh): Ağızlar.
    Cümle: يَقُولُونَ بِأَفْوَاهِهِمْ (Ağızlarıyla söylerler.)
  • قُلُوب (Kulûb): Kalpler.
    Cümle: وَلَمْ تُؤْمِنْ قُلُوبُهُمْ (Kalpleri iman etmemiştir.)
  • عَقْد (Akd / Ukûd): Sözleşme, akit.
    Cümle: أَوْفُوا بِالْعُقُودِ (Akitleri yerine getirin.)
  • طَعَام (Ta'âm): Yemek.
    Cümle: وَطَعَامُ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ (Ehl-i kitabın yemeği.)
  • نَفْس (Nefs): Can, nefis.
    Cümle: مَنْ قَتَلَ نَفْسًا (Kim bir canı öldürürse.)
  • أَرْض (Erd): Yeryüzü.
    Cümle: فَسَادًا فِي الْأَرْضِ (Yeryüzünde fesat.)
  • حَقّ (Hakk): Hak, gerçek.
    Cümle: جَاءَكُمُ الْحَقُّ (Size hak gelmiştir.)
  • شَهِيد (Şehîd): Şahit.
    Cümle: وَكََفَى بِاللَّهِ شَهِيدًا (Şahit olarak Allah yeter.)
  • عَالَم (Âlem): Âlem, evren.
    Cümle: رَبِّ الْعَالَمِينَ (Âlemlerin Rabbi.)
  • بَيْت (Beyt): Ev, Kâbe.
    Cümle: الْبَيْتَ الْحَرَامَ (Haram olan ev.)
  • نُور (Nûr): Nur, ışık.
    Cümle: قَدْ جَاءَكُمْ مِنَ اللَّهِ نُورٌ (Size Allah'tan bir nur geldi.)
  • حِزْب (Hizb): Taraf, grup.
    Cümle: فَإِنَّ حِزْبَ اللَّهِ هُمُ الْغَالِبُونَ (Şüphesiz galip gelenler Allah'ın taraftarlarıdır.)

2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)

  • آمَنَ (Âmene): İman etti.
    Cümle: يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا (Ey iman edenler!)
  • أَوْفَى (Evfâ): Vefa gösterdi.
    Cümle: أَوْفُوا بِالْعُقُودِ (Ahitleri yerine getirin.)
  • أَحَلَّ (Ahelle): Helal kıldı.
    Cümle: أُحِلَّتْ لَكُمْ (Size helal kılındı.)
  • حَكَمَ (Hakeme): Hükmetti.
    Cümle: إِنَّ اللَّهَ يَحْكُمُ (Şüphesiz Allah hükmeder.)
  • يَبْتَغِي (Yebtegî): Aradı, istedi.
    Cümle: يَبْتَغُونَ فَضْلًا (Lütuf isterler.)
  • صَدَّ (Sadde): Alıkoydu.
    Cümle: أَنْ صَدُّوكُمْ (Sizi engelledikleri için.)
  • تَعَاوَنَ (Teâvene): Yardımlaştı.
    Cümle: وَتَعَاوَنُوا عَلَى الْبِرِّ (İyilikte yardımlaşın.)
  • حَرَّمَ (Harreme): Haram kıldı.
    Cümle: حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةُ (Ölü eti size haram kılındı.)
  • أَكْمَلَ (Ekmele): Tamamladı.
    Cümle: الْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ (Bugün dininizi kemale erdirdim.)
  • أَتَمَّ (Etamme): Tamamladı.
    Cümle: وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي (Nimetimi tamamladım.)
  • رَضِيَ (Radiye): Razı oldu.
    Cümle: وَرَضِيتُ لَكُمُ الْإِسْلَامَ (İslam'dan razı oldum.)
  • غَفَرَ (Gafere): Bağışladı.
    Cümle: فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ (Şüphesiz Allah bağışlayandır.)
  • قَامَ (Kâme): Kalktı.
    Cümle: إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلَاةِ (Namaza kalktığınızda.)
  • غَسَلَ (Gasale): Yıkadı.
    Cümle: فَاغْسِلُوا وُجُوهَكُمْ (Yüzlerinizi yıkayın.)
  • مَسَحَ (Mesaha): Meshetti.
    Cümle: وَامْسَحُوا بِرُءُوسِكُمْ (Başlarınızı meshedin.)
  • أَرَادَ (Erâde): İstedi.
    Cümle: مَا يُرِيدُ اللَّهُ لِيَجْعَلَ (Allah kılmak istemez.)
  • شَكَرَ (Şakere): Şükretti.
    Cümle: لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ (Şükredersiniz diye.)
  • عَدَلَ (Adale): Adil davrandı.
    Cümle: اعْدِلُوا هُوَ أَقْرَبُ (Adil olun, o daha yakındır.)
  • سَمِعَ (Semia): İşitti.
    Cümle: قَدْ سَمِعَ اللَّهُ (Allah işitmiştir.)
  • كَذَبَ (Kezebe): Yalan söyledi.
    Cümle: وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا (Ayetlerimizi yalanladılar.)
  • خَسِرَ (Hasire): Hüsrana uğradı.
    Cümle: فَأَصْبَحُوا خَاسِرِينَ (Hüsrana uğrayanlardan oldular.)
  • نَصَرَ (Nasara): Yardım etti.
    Cümle: وَلَقَدْ نَصَرَكُمُ اللَّهُ (Andolsun Allah size yardım etmiştir.)
  • تَابَ (Tâbe): Tövbe etti.
    Cümle: فَمَنْ تَابَ (Kim tövbe ederse.)
  • خَلَقَ (Halaka): Yarattı.
    Cümle: خَلَقَ السَّمَاوَاتِ (Gökleri yarattı.)
  • يَهْدِي (Yehdî): Hidayet eder.
    Cümle: يَهْدِي اللَّهُ لِنُورِهِ (Allah nuruna iletir.)

3. Arapça Edat Örnekleri - Harfi Cerler Hariç (15 Adet)

  • وَ (Ve): Atıf edatı (ve).
    Cümle: وَأَوْفُوا بِالْعُقُودِ (Ve akitleri yerine getirin.)
  • فَـ (Fe): Tertip ve sebep edatı (hemen, o halde).
    Cümle: فَاصْطَادُوا (O halde avlanın.)
  • ثُمَّ (Summe): Terhi edatı (sonra).
    Cümle: ثُمَّ يَتَوَلَّوْنَ (Sonra yüz çevirirler.)
  • أَوْ (Ev): Tercih / şüphe edatı (veya).
    Cümle: أَوْ عَلَى سَفَرٍ (Veya yolculukta iseniz.)
  • لَا (Lâ): Nehiy / nefy edatı (sakın / değil).
    Cümle: وَلَا تَعَاوَنُوا (Yardımlaşmayın.)
  • مَا (Mâ): Olumsuzluk / mevsul edatı (değil / şey).
    Cümle: مَا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ (Allah'tan başkası adına kesilen.)
  • إِنْ (İn): Şart edatı (eğer).
    Cümle: وَإِنْ كُنْتُمْ مَرْضَى (Eğer hasta iseniz.)
  • لَمْ (Lem): Cezmeden olumsuzluk edatı (-di / -madı).
    Cümle: فَلَمْ تَجِدُوا مَاءً (Su bulamadığınız zaman.)
  • لَنْ (Len): Asla - gelecek zaman olumsuzluk edatı.
    Cümle: وَلَنْ نَدْخُلَهَا (Asla oraya girmeyiz.)
  • قَدْ (Kad): Tahkik edatı (gerçekten / kesinlikle).
    Cümle: قَدْ جَاءَكُمْ رَسُولُنَا (Elçimiz gerçekten gelmiştir.)
  • أَنَّ (Enne): Tekit edatı (... olduğunu).
    Cümle: وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ (Biliniz ki Allah şiddetlidir.)
  • إِنَّ (İnne): Tekit edatı (şüphesiz / muhakkak).
    Cümle: إِنَّ اللَّهَ يَحْكُمُ (Şüphesiz Allah hükmeder.)
  • كَأَنَّ (Keenne): Teşbih edatı (sanki).
    Cümle: فَكَأَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ (Sanki bütün insanları öldürmüş gibi.)
  • لَكِنْ (Lâkin): İstidrak edatı (fakat, lakin).
    Cümle: وَلَكِنْ يُرِيدُ لِيُطَهِّرَكُمْ (Fakat sizi temizlemek ister.)
  • هَلْ (Hel): Soru edatı (mi / mû).
    Cümle: هَلْ أُنَبِّئُكُمْ (Size haber vereyim mi?)

Kuranla-Arapca-5. Mâide Sûresi-61-120.ayetler

Konu Özeti: Mâide Sûresi'nin 61-120. ayetleri arasındaki bu bölümde; ehl-i kitabın (Yahudi ve Hıristiyanların) inanç ve ibadet konusundaki yanlış tutumları, münafıkların bozguncullukları, Hz. İsa ve Hz. Meryem hakkında ileri sürülen yanlış inançların reddedilmesi, helaller ve haramlar, yemin kefâretleri, içki ve kumar gibi kötü alışkanlıkların yasaklanması, av hükümleri, vasiyet şahitliği ve nihayetinde Allah'ın gökler ve yer üzerindeki mutlak hâkimiyeti detaylı bir şekilde ele alınmaktadır. Kaynak: kuran-eski.edize.com

Ayetler ve Türkçe Çevirileri

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

61. وَإِذَا جَاؤُوكُمْ قَالُوا آمَنَّا وَقَدْ دَخَلُوا بِالْكُفْرِ وَهُمْ قَدْ خَرَجُوا بِهِ وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا كَانُوا يَكْتُمُونَ
Meali: Size geldikleri zaman "İnandık" derler; oysa yanınıza inkârcı olarak girmiş ve yine inkârcı olarak çıkmışlardır. Allah, gizlemekte olduklarını daha iyi bilir.
62. وَتَرَى كَثِيرًا مِنْهُمْ يُسَارِعُونَ فِي الْإِثْمِ وَالْعُدْوَانِ وَأَكْلِهِمُ السُّحْتَ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Meali: Onlardan birçoğunun günah işlemede, düşmanlık etmede ve haram yemede yarış ettiklerini görürsün. Yaptıkları şey ne kötüdür!
63. لَوْلَا يَنْهَاهُمُ الرَّبَّانِيُّونَ وَالْأَحْبَارُ عَنْ قَوْلِهِمُ الْإِثْمَ وَأَكْلِهِمُ السُّحْتَ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَصْنَعُونَ
Meali: Din adamları ve bilginler onları günah olan sözleri söylemekten ve haram yemekten alıkaysalar ya! Yaptıkları şey ne kötüdür!
64. وَقَالَتِ الْيَهُودُ يَدُ اللَّهِ مَغْلُولَةٌ غُلَّتْ أَيْدِيهِمْ وَلُعِنُوا بِمَا قَالُوا بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ يُنْفِقُ كَيْفَ يَشَاءُ وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيرًا مِنْهُمْ مَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَانًا وَكُفْرًا وَأَلْقَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ كُلَّ مَا أَوْقَدُوا نَارًا لِلْحَرْبِ أَطْفَأَهَا اللَّهُ وَيَسْعَوْنَ فِي الْأَرْضِ فَسَادًا وَاللَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدِينَ
Meali: Yahudiler, "Allah'ın eli sıkıdır (bağlıdır)" dediler. Söylediklerinden ötürü kendi elleri bağlanasın ve lanete uğrasınlar! Bilakis, Allah'ın iki eli de açıktır; dilediği gibi verir. Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır. Biz onların arasına kıyamete kadar düşmanlık ve kin attık. Ne zaman savaş için bir ateş yakmışlarsa Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar. Allah bozguncuları sevmez.
65. وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْكِتَابِ آمَنُوا وَاتَّقَوْا لَكَفَّرْنَا عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَلَأَدْخَلْنَاهُمْ جَنَّاتِ النَّعِيمِ
Meali: Eğer kitap ehli inanıp kötülükten sakınsalardı, elbette onların kötülüklerini örter ve onları nimet cennetlerine sokardık.
66. وَلَوْ أَنَّهُمْ أَقَامُوا التَّوْرَاةَ وَالْإِنْجِيلَ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْهِمْ مِنْ رَبِّهِمْ لَأَكَلُوا مِنْ فَوْقِهِمْ وَمِنْ تَحْتِ أَرْجُلِهِمْ مِنْهُمْ أُمَّةٌ مُقْتَصِدَةٌ وَكَثِيرٌ مِنْهُمْ سَاءَ مَا يَعْمَلُونَ
Meali: Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve kendilerine Rabblerinden indirilenleri dosdoğru uygulasalardı, elbette üstlerinden ve ayaklarının altından rızıklar yiyeceklerdi. İçlerinde orta yolu tutan bir topluluk vardır; ama onlardan çoğunun yaptıkları ne kötüdür!
67. يَا أَيُّهَا الرَّسُولُ بَلِّغْ مَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ وَإِنْ لَمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُ وَاللَّهُ يَعْصِمُكَ مِنَ النَّاسِ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْكَافِرِينَ
Meali: Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz Allah kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.
68. قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لَسْتُمْ عَلَى شَيْءٍ حَتَّى تُقِيمُوا التَّوْرَاةَ وَالْإِنْجِيلَ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيرًا مِنْهُمْ مَا أُنْزِلَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ طُغْيَانًا وَكُفْرًا فَلَا تَأْسَ عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ
Meali: De ki: "Ey kitap ehli! Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni uygulamadıkça hiçbir şey üzerinde değilsiniz." Andolsun, Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır. Artık kâfirler topluluğuna üzülme.
69. إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَالَّذِينَ هَادُوا وَالصَّابِئُونَ وَالنَّصَارَى مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ وَعَمِلَ صَالِحًا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Meali: Şüphesiz iman edenler; yahudiler, sâbiîler ve hıristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe inanan ve salih amel işleyenler için hiçbir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.
70. لَقَدْ أَخَذْنَا مِيثَاقَ بَنِي إِسْرَائِيلَ وَأَرْسَلْنَا إِلَيْهِمْ رُسُلًا كُلَّمَا جَاءَهُمْ رَسُولٌ بِمَا لَا تَهْوَى أَنْفُسُهُمْ فَرِيقًا كَذَّبُوا وَفَرِيقًا يَقْتُلُونَ
Meali: Andolsun, İsrailoğullarından söz almış ve onlara elçiler göndermiştik. Ne zaman onlara nefislerinin hoşlanmadığı bir şeyi bir elçi getirdiyse, bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler.
71. وَحَسِبُوا أَلَّا تَكُونَ فِتْنَةٌ فَعَمُوا وَصَمُّوا ثُمَّ تَابَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ ثُمَّ عَمُوا وَصَمُّوا كَثِيرٌ مِنْهُمْ وَاللَّهُ بَصِيرٌ بِمَا يَعْمَلُونَ
Meali: (Yaptıklarından ötürü) bir fitne kopmayacağını sandılar; kör ve sağır kesildiler. Sonra Allah tevbelerini kabul etti; ardından yine onlardançoğu kör ve sağır kesildiler. Allah, yaptıklarını hakkıyla görendir.
72. لَقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَالُوا إِنَّ اللَّهَ هُوَ الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ وَقَالَ الْمَسِيحُ يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ اعْبُدُوا اللَّهَ رَبِّي وَرَبَّكُمْ إِنَّهُ مَنْ يُشْرِكْ بِاللَّهِ فَقَدْ حَرَّمَ اللَّهُ عَلَيْهِ الْجَنَّةَ وَمَأْوَاهُ النَّارُ وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنْصَارٍ
Meali: Andolsun, "Şüphesiz Allah, Meryem oğlu Mesih'tir" diyenler kâfir olmuşlardır. Oysa Mesih şöyle demişti: "Ey İsrailoğulları! Yalnız, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin. Kim Allah'a ortak koşarsa, kesinlikle Allah ona cenneti haram kılmiştır, onun barınağı ateştir. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur."
73. لَقَدْ كَفَرَ الَّذِينَ قَالُوا إِنَّ اللَّهَ ثَالِثُ ثَلَاثَةٍ وَمَا مِنْ إِلَهٍ إِلَّا إِلَهٌ وَاحِدٌ وَإِنْ لَمْ يَنْتَهُوا عَمَّا يَقُولُونَ لَيَمَسَّنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Meali: Andolsun, "Allah üçün üçüncüsüdür" diyenler de kâfir olmuşlardır. Hâlbuki bir tek ilâktan başka hiçbir ilâh yoktur. Eğer söylediklerinden vazgeçmezlerse, andolsun onlardan kâfir olanlara elem verici bir azap dokunacaktır.
74. أَفَلَا يَتُوبُونَ إِلَى اللَّهِ وَيَسْتَغْفِرُونَهُ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
Meali: Hâlâ Allah'a tövbe edip O'ndan bağışlanma dilemezler mi? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
75. مَا الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ إِلَّا رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُ وَأُمُّهُ صِدِّيقَةٌ كَانَا يَأْكُلَانِ الطَّعَامَ انْظُرْ كَيْفَ نُبَيِّنُ لَهُمُ الْآيَاتِ ثُمَّ انْظُرْ أَنَّى يُؤْفَكُونَ
Meali: Meryem oğlu Mesih, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Annesi de dosdoğru bir kadındır. İkisi de yemek yerlerdi. Bak, onlara âyetleri nasıl açıklıyoruz; sonra bak nasıl da çevriliyorlar!
76. قُلْ أَتَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَمْلِكَ لَكُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا وَاللَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Meali: De ki: "Allah'ı bırakıp da size ne bir zarar ne de bir fayda vermeye gücü yetmeyen şeylere mi kulluk ediyorsunuz? Oysa Allah, hakkıyla işitendir, bilendir."
77. قُلْ يَا أَهْلَ الْكِتَابِ لَا تَغْلُوا فِي دِينِكُمْ غَيْرَ الْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعُوا أَهْوَاءَ قَوْمٍ قَدْ ضَلُّوا مِنْ قَبْلُ وَأَضَلُّوا كَثِيرًا وَضَلُّوا عَنْ سَوَاءِ السَّبِيلِ
Meali: De ki: "Ey kitap ehli! Dininizde haksız yere aşırı gitmeyin. Daha önce sapıtan, birçoklarını saptıran ve doğru yoldan uzaklaşan bir topluluğun heveslerine uymayın."
78. لُعِنَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ بَنِي إِسْرَائِيلَ عَلَى لِسَانِ دَاوُودَ وَعِيسَى ابْنِ مَرْيَمَ ذَلِكَ بِمَا عَصَوْا وَكَانُوا يَعْتَدُونَ
Meali: İsrailoğullarından kâfir olanlar, Davud'un ve Meryem oğlu İsa'nın diliyle lanetlenmişlerdir. Bu, inat etmeleri ve aşırı gitmeleri yüzündendir.
79. كَانُوا لَا يَتَنَاهَوْنَ عَنْ مُنْكَرٍ فَعَلُوهُ لَبِئْسَ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ
Meali: Onlar, işledikleri kötülükten birbirlerini vazgeçirmeye çalışmıyorlardı. Yaptıkları şey ne kötüdür!
80. تَرَى كَثِيرًا مِنْهُمْ يَتَوَلَّوْنَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَبِئْسَ مَا قَدَّمَتْ لَهُمْ أَنْفُسُهُمْ أَنْ سَخِطَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ وَفِي الْعَذَابِ هُمْ خَالِدُونَ
Meali: Onlardan birçoğunun kâfirleri dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendilerine sunduğu şey ne kadar kötüdür! Allah onlara gazabetmiştir. Onlar ebedî olarak azap içinde kalacaklardır.
81. وَلَوْ كَانُوا يُؤْمِنُونَ بِاللَّهِ وَالنَّبِيِّ وَمَا أُنْزِلَ إِلَيْهِ مَا اتَّخَذُوهُمْ أَوْلِيَاءَ وَلَكِنَّ كَثِيرًا مِنْهُمْ فَاسِقُونَ
Meali: Eğer onlar Allah'a, Peygamber'e ve ona indirilen Kur'an'a inanmış olsalardı, kâfirleri dost tutmazlardı. Fakat onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.
82. لَتَجَدَنَّ أَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِلَّذِينَ آمَنُوا الْيَهُودَ وَالَّذِينَ أَشْرَكُوا وَلَتَجَدَنَّ أَقْرَبَهُمْ مَوَدَّةً لِلَّذِينَ آمَنُوا الَّذِينَ قَالُوا إِنَّا نَصَارَى ذَلِكَ بِأَنَّ مِنْهُمْ قِسِّيسِينَ وَرُهْبَانًا وَأَنَّهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ
Meali: İnananlara düşmanlık bakımından insanların en şiddetlisi olarak yahudilerle şirk koşanları bulursun. Onların inananlara sevgi bakımından en yakın olanları da "Biz hıristiyanlarız" diyenlerdir. Çünkü onların içinden bilginler ve rahipler çıkar ve onlar büyüklük taslamazlar.
83. وَإِذَا سَمِعُوا مَا أُنْزِلَ إِلَى الرَّسُولِ تَرَى أَعْيُنَهُمْ تَفِيضُ مِنَ الدَّمْعِ مِمَّا عَرَفُوا مِنَ الْحَقِّ يَقُولُونَ رَبَّنَا آمَنَّا فَاكْتُبْنَا مَعَ الشَّاهِدِينَ
Meali: Resûl'e indirileni dinledikleri zaman, hakkı tanımalarından ötürü gözlerinin yaştan taştığını görürsün. "Rabbimiz! İman ettik; bizi de şahitlerle beraber yaz" derler.
84. وَمَا لَنَا لَا نُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَمَا جَاءَنَا مِنَ الْحَقِّ وَنَطْمَعُ أَنْ يُدْخِلَنَا رَبَّنَا مَعَ الْقَوْمِ الصَّالِحِينَ
Meali: "Bize ne oluyor ki, Allah'a ve bize gelen gerçeğe inanmayalım? Hem de Rabbimizin bizi salih toplulukla birlikte sokmasını umarken!"
85. فَأَثَابَهُمُ اللَّهُ بِمَا قَالُوا جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَذَلِكَ جَزَاءُ الْمُحْسِنِينَ
Meali: İşte bu sözlerinden ötürü Allah onları, altından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlerle ödüllendirdi. İyilik edenlerin karşılığı işte budur.
86. وَالَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا أُولَئِكَ أَصْحَابُ الْجَحِيمِ
Meali: İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlar var ya, işte onlar cehennem ahalisidir.
87. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تُحَرِّمُوا طَيِّبَاتِ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوا إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ
Meali: Ey iman edenler! Allah'ın size helâl kıldığı temiz şeyleri haram kılmayın, aşırı gitmeyin. Şüphesiz Allah aşırı gidenleri sevmez.
88. وَكُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ حَلَالًا طَيِّبًا وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي أَنْتُمْ بِهِ مُؤْمِنُونَ
Meali: Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeylerden helâl ve temiz olarak yiyin ve inandığınız Allah'a karşı gelmekten sakının.
89. لَا يُؤَاخِذُكُمُ اللَّهُ بِاللَّغْوِ فِي أَيْمَانِكُمْ وَلَكِنْ يُؤَاخِذُكُمْ بِمَا عَقَّدْتُمُ الْأَيْمَانَ فَكَفَّارَتُهُ إِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَاكِينَ مِنْ أَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ أَهْلِيكُمْ أَوْ كِسْوَتُهُمْ أَوْ تَحْرِيرُ رَقَبَةٍ فَمَنْ لَمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلَاثَةِ أَيَّامٍ ذَلِكَ كَفَّارَةُ أَيْمَانِكُمْ إِذَا حَلَفْتُمْ وَاحْفَظُوا أَيْمَانَكُمْ كَذَلِكَ يُبَيِّنُ اللَّهُ لَكُمْ آيَاتِهِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Meali: Allah, yeminlerinizdeki lüzumsuz sözlerden dolayı sizi sorumlu tutmaz; fakat bilerek yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutar. Bunun kefâreti, ailelerinize yedirdiğinizin orta hallisinden on yoksulu doyurmak, yahut onları giydirmek, yahut da bir köle azat etmektir. Bunları bulamayan kimse üç gün oruç tutmalıdır. İşte yemin ettiğiniz vakit yeminlerinizin kefâreti budur. Yeminlerinizi koruyun. Allah âyetlerini size işte böyle açıklıyor ki şükredesiniz.
90. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ وَالْأَنْصَابُ وَالْأَزْلَامُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Meali: Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar (putlar) ve fal okları şeytan işi birer pisliktir; bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz.
91. إِنَّمَا يُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَنْ يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ فِي الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ وَعَنِ الصَّلَاةِ فَهَلْ أَنْتُمْ مُنْتَهُونَ
Meali: Şeytan, içki ve kumar yoluyla aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi?
92. وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَأَطِيعُوا الرَّسُولَ وَاحْذَرُوا فَإِنْ تَوَلَّيْتُمْ فَاعْلَمُوا أَنَّ عَلَى رَسُولِنَا الْبَلَاغُ الْمُبِينُ
Meali: Allah'a itaat edin, Resûl'e itaat edin ve sakının. Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki elçimize düşen ancak apaçık bir tebliğdir.
93. لَيْسَ عَلَى الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جُنَاحٌ فِيمَا طَعِمُوا إِذَا مَا اتَّقَوْا وَآمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ثُمَّ اتَّقَوْا وَآمَنُوا ثُمَّ اتَّقَوْا وَأَحْسَنُوا وَاللَّهُ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
Meali: İman edip salih ameller işleyenlere, sakındıkları, iman ettikleri ve salih ameller işledikleri, sonra sakındıkları ve iman ettikleri, sonra yine sakındıkları ve iyilik ettikleri takdirde tattıklarından dolayı bir günah yoktur. Allah iyilik edenleri sever.
94. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَيَبْلُوَنَّكُمُ اللَّهُ بِشَيْءٍ مِنَ الصَّيْدِ تَنَالُهُ أَيْدِيكُمْ وَرِمَاحُكُمْ لِيَعْلَمَ اللَّهُ مَنْ يَخَافُهُ بِالْغَيْبِ فَمَنِ اعْتَدَى بَعْدَ ذَلِكَ فَلَهُ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Meali: Ey iman edenler! Allah sizi, ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği av nesneleriyle sınayacaktır; kimin gaybda kendisinden korktuğunu Allah bilsin diye. Kim bundan sonra aşırı giderse, ona elem verici bir azap vardır.
95. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَقْتُلُوا الصَّيْدَ وَأَنْتُمْ حُرُمٌ وَمَنْ قَتَلَهُ مِنْكُمْ مُتَعَمِّدًا فَجَزَاءٌ مِثْلُ مَا قَتَلَ مِنَ النَّعَمِ يَحْكُمُ بِهِ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ هَدْيًا بَالِغَ الْكَعْبَةِ أَوْ كَفَّارَةٌ طَعَامُ مَسَاكِينَ أَوْ عَدْلُ ذَلِكَ صِيَامًا لِيَذُوقَ وَبَالَ أَمْرِهِ عَفَا اللَّهُ عَمَّا سَلَفَ وَمَنْ عَادَ فَيَنْتَقِمُ اللَّهُ مِنْهُ وَاللَّهُ عَزِيزٌ ذُو انْتِقَامٍ
Meali: Ey iman edenler! İhramlı iken avı öldürmeyתin. Sizden kim onu kasten öldürürse, cezası, öldürdüğüne denk olmak üzere aranızdan iki adil kişinin hakemlik edeceği ve Kâbe'ye varacak bir kurbanlık hayvan; yahut yoksulları doyurmaktan oluşan bir kefâret; yahut onun dengi oruç tutmaktır. Böylece (Allah) işlediğinin vebalini tatsın diye (ona bunu yüklemiştir). Allah geçmişte olanları affetmiştir. Kim tekrar suç işlerse Allah ondan intikam alır. Allah mutlak güç sahibidir.
96. أُحِلَّ لَكُمْ صَيْدُ الْبَحْرِ وَطَعَامُهُ مَتَاعًا لَكُمْ وَلِلسَّيَّارَةِ وَحُرِّمَ عَلَيْكُمْ صَيْدُ الْبَرِّ مَا دُمْتُمْ حُرُمًا وَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Meali: Size ve yolculara geçimlik olmak üzere deniz avı ve onu yemek helâl kılındı. İhramlı olduğunuz müddetçe kara avı size haram kılındı. Huzurunda toplanacağınız Allah'tan sakının.
97. جَعَلَ اللَّهُ الْكَعْبَةَ الْبَيْتَ الْحَرَامَ قِيَامًا لِلنَّاسِ وَالشَّهْرَ الْحَرَامَ وَالْهَدْيَ وَالْقَلَائِدَ ذَلِكَ لِتَعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِي السَّمَوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَأَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Meali: Allah, Kâbe'yi, o haram evi ve oradaki haram ayı, kurbanlıkları ve gerdanlıkları insanlar için bir düzen kıldı. Bu, Allah'ın göklerde ve yerde ne varsa hepsini bildiğini bilmeniz içindir.
98. اعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ وَأَنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
Meali: Bilin ki Allah, azabı çok şiddetli olandır ve Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
99. مَا عَلَى الرَّسُولِ إِلَّا الْبَلَاغُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ
Meali: Elçiye düşen ancak ulaştırmaktır. Allah, açıkça yaptıklarınızı da, gizlediklerinizi de bilir.
100. قُلْ لَا يَسْتَوِي الْخَبِيثُ وَالطَّيِّبُ وَلَوْ أَعْجَبَكَ كَثْرَةُ الْخَبِيثِ فَاتَّقُوا اللَّهَ يَا أُولِي الْأَلْبَابِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Meali: De ki: "Pis olanla temiz olan bir olmaz; pis olanın çokluğu hoşuna gitse bile." Ey akıl sahipleri! Allah'tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.
101. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَسْأَلُوا عَنْ أَشْيَاءَ إِنْ تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْ وَإِنْ تَسْأَلُوا عَنْهَا حِينَ يُنَزَّلُ الْقُرْآنُ تُبْدَ لَكُمْ عَفَا اللَّهُ عَنْهَا وَاللَّهُ غَفُورٌ حَلِيمٌ
Meali: Ey iman edenler! Size açıklandığında hoşunuza gitmeyecek olan şeylerden sormayın. Eğer Kur'an indirilirken onları sorarsanız size açıklanır. Allah onları affetmiştir. Allah çok bağışlayandır, halimdir.
102. قَدْ سَأَلَهَا قَوْمٌ مِنْ قَبْلِكُمْ ثُمَّ أَصْبَحُوا بِهَا كَافِرِينَ
Meali: Sizden önceki bir topluluk da onları sormuştu; sonra da onları inkâr edenler hâline gelmişlerdi.
103. مَا جَعَلَ اللَّهُ مِنْ بَحِيرَةٍ وَلَا سَائِبَةٍ وَلَا وَسِيلَةٍ وَلَا حَامٍ وَلَكِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا يَفْتَرُونَ عَلَى اللَّهِ الْكَذِبَ وَأَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ
Meali: Allah, bahîre, sâibe, vesîle ve hâm diye bir şey kılmamıştır. Fakat kâfirler Allah'a karşı yalan uyduruyorlar; çoğunluğu da akıl erdirmiyor.
104. وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ تَعَالَوْا إِلَى مَا أَنْزَلَ اللَّهُ وَإِلَى الرَّسُولِ قَالُوا حَسْبُنَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ آبَاءَنَا أَوَلَوْ كَانَ آبَاؤُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ شَيْئًا وَلَا يَهْتَدُونَ
Meali: Onlara, "Allah'ın indirdiğine ve Resûl'e gelin" denildiğinde, "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter" derler. Ya ataları hiçbir şey bilmiyor ve doğru yolda değiller idiyseler de mi?
105. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا عَلَيْكُمْ أَنْفُسَكُمْ لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ إِذَا اهْتَدَيْتُمْ إِلَى اللَّهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
Meali: Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olduktan sonra, sapan kimse size hiçbir zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O, yaptıklarınızı size haber verecektir.
106. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ حِينَ الْوَصِيَّةِ اثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ أَوْ آخَرَانِ مِنْ غَيْرِكُمْ إِنْ أَنْتُمْ ضَرَبْتُمْ فِي الْأَرْضِ فَأَصَابَتْكُمْ مُصِيبَةُ الْمَوْتِ تَحْبِسُونَهُمَا مِنْ بَعْدِ الصَّلَاةِ فَيُقْسِمَانِ بِاللَّهِ إِنِ ارْتَبْتُمْ لَا نَشْتَرِي بِهِ ثَمَنًا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَى وَلَا نَكْتُمُ شَهَادَةَ اللَّهِ إِنَّا إِذًا لَمِنَ الْآثِمِينَ
Meali: Ey iman edenler! Birinize ölüm gelip çattığı vakit vasiyet sırasında aranızdaki şahitlik (ölçüsü şöyledir): Sizden adalet sahibi iki kişi; yahut yeryüzünde seyahat ederken başınıza ölüm musibeti gelmişse, sizden olmayan başka iki kişi (şahit olsun). Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkoyarsınız; Allah adına şöyle yemin ederler: "Akraba dahi olsa, yeminimizi hiçbir menfaate satmayız; Allah'ın şahitliğini gizlemeyiz..."
107. فَإِنْ عُثِرَ عَلَى أَنَّهُمَا اسْتَحَقَّا إِثْمًا فَآخَرَانِ يَقُومَانِ مَقَامَهُمَا مِنَ الَّذِينَ اسْتَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْأَوْلَيَانِ فَيُقْسِمَانِ بِاللَّهِ لَشَهَادَتُنَا أَحَقُّ مِنْ شَهَادَتِهِمَا وَمَا اعْتَدَيْنَا إِنَّا إِذًا لَمِنَ الظَّالِمِينَ
Meali: Eğer o iki kişinin bir günah işledikleri anlaşılırsa, haklarında haksızlık edilen (ölenin yakınları) olanlardan diğer iki kişi onların yerine geçer ve Allah adına yemin ederler: "Andolsun, bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden daha doğrudur ve biz haksızlık etmedik; aksi takdirde şüphesiz zalimlerden oluruz."
108. ذَلِكَ أَدْنَى أَنْ يَأْتُوا بِالشَّهَادَةِ عَلَى وَجْهِهَا أَوْ يَخَافُوا أَنْ تُرَدَّ أَيْمَانُ بَعْدَ أَيْمَانِهِمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ وَاسْمَعُوا وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ
Meali: Bu, şahitliği olduğu gibi yerine getirmelerine, yahut yeminlerinden sonra yeminlerin geri çevrilmesinden korkmalarına daha çok yakındır. Allah'tan sakının, dinleyin. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.
109. يَوْمَ يَجْمَعُ اللَّهُ الرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَا أُجِبْتُمْ قَالُوا لَا عِلْمَ لَنَا إِنَّكَ أَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ
Meali: Allah, elçileri bir araya toplayıp "Size ne cevap verildi?" diyeceği günü hatırla. Onlar, "Bizim bir bilgimiz yoktur, şüphesiz gizlilikleri pek iyi bilen yalnız sensin" derler.
110. إِذْ قَالَ اللَّهُ يَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ اذْكُرْ نِعْمَتِي عَلَيْكَ وَعَلَى وَالِدَتِكَ إِذْ أَيَّدْتُكَ بِرُوحِ الْقُدُسِ تُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ وَكَهْلًا وَإِذْ عَلَّمْتُكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَالتَّوْرَاةَ وَالْإِنْجِيلَ وَإِذْ تَخْلُقُ مِنَ الطِّينِ كَهَيْئَةِ الطَّيْرِ بِإِذْنِي فَتَنْفُخُ فِيهَا فَتَكُونُ طَيْرًا بِإِذْنِي وَتُبْرِئُ الْأَكْمَهَ وَلْأَبْرَصَ بِإِذْنِي وَإِذْ تُخْرِجُ الْمَوْتَى بِإِذْنِي وَإِذْ كَفَفْتُ بَنِي إِسْرَائِيلَ عَنْكَ إِذْ جِئْتَهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْهُمْ إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ مُبِينٌ
Meali: Allah şöyle demişti: "Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve annene olan nimetimi hatırla. Hani seni Rûhu'l-Kudüs ile desteklemiştim; beşikte iken de yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. İznimle çamurdan kuş biçiminde bir şey yaratıyor ve ona üflüyordun da iznimle kuş oluyordu. Anadan doğma körü ve alaca hastalığına yakalananı iznimle iyileştiriyordun. Ölüleri çıkarıyordun. Hani İsrailoğullarını senden engellemiştim..."
111. وَإِذْ أَوْحَيْتُ إِلَى الْحَوَارِيِّينَ أَنْ آمِنُوا بِي وَبِرَسُولِي قَالُوا آمَنَّا وَاشْهَدْ بِأَنَّنَا مُسْلِمُونَ
Meali: Hani havarilere, "Bana ve elçime inanın" diye ilham etmiştim; onlar da, "İman ettik, şahit ol ki biz müslümanlarız" demişlerdi.
112. إِذْ قَالَ الْحَوَارِيُّونَ يَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ هَلْ يَسْتَطِيعُ رَبُّكَ أَنْ يُنَزِّلَ عَلَيْنَا مَائِدَةً مِنَ السَّمَاءِ قَالَ اتَّقُوا اللَّهَ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
Meali: Hani havariler, "Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?" demişlerdi. O da, "Eğer inanan kimseler iseniz Allah'tan sakının" demişti.
113. قَالُوا نُرِيدُ أَنْ نَأْكُلَ مِنْهَا وَتَطْمَئِنَّ قُلُوبُنَا وَنَعْلَمَ أَنْ قَدْ صَدَقْتَنَا وَنَكُونَ عَلَيْهَا مِنَ الشَّاهِدِينَ
Meali: Onlar, "İstiyoruz ki ondan yiyelim, kalplerimiz iyice yatışsın, senin bize doğru söylediğini bilelim ve ona şahitlik edenlerden olalım" demişlerdi.
114. قَالَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ اللَّهُمَّ رَبَّنَا أَنْزِلْ عَلَيْنَا مَائِدَةً مِنَ السَّمَاءِ تَكُونُ لَنَا عِيدًا لِأَوَّلِنَا وَآخِرِنَا وَآيَةً مِنْكَ وَارْزُقْنَا وَأَنْتَ خَيْرُ الرَّازِقِينَ
Meali: Meryem oğlu İsa şöyle dedi: "Ey Allah'ımız, ey Rabbimiz! Bizim üzerimize gökten bir sofra indir ki, bizim için, önce gelenlerimiz ve sonradan geleceklerimiz için bir bayram ve senden bir mucize olsun. Bizi rızıklandır; sen rızık verenlerin en hayırlısısın."
115. قَالَ اللَّهُ إِنِّي مُنَزِّلُهَا عَلَيْكُمْ فَمَنْ يَكْفُرْ بَعْدُ مِنْكُمْ فَإِنِّي أُعَذِّبُهُ عَذَابًا لَا أُعَذِّبُهُ أَحَدًا مِنَ الْعَالَمِينَ
Meali: Allah şöyle buyurdu: "Ben onu şüphesiz üzerinize indireceğim. Fakat bundan sonra içinizden kim nankörlük edip inkâra saparsa, hiç şüphesiz ben onu dünyalarda hiç kimseyi cezalandırmadığım şekilde cezalandıracağım."
116. وَإِذْ قَالَ اللَّهُ يَا عِيسَى ابْنَ مَرْيَمَ أَءَنْتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ اتَّخِذُونِي وَأُمِّي إِلَهَيْنِ مِنْ دُونِ اللَّهِ قَالَ سُبْحَانَكَ مَا يَكُونُ لِي أَنْ أَقُولَ مَا لَيْسَ لِي بِحَقِّ إِنْ كُنْتُ قُلْتُهُ فَقَدْ عَلِمْتَهُ تَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِي وَلَا أَعْلَمُ مَا فِي نَفْسِكَ إِنَّكَ أَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ
Meali: Allah şöyle diyeceği günü de hatırla: "Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara, 'Beni ve annemi Allah'tan başka iki ilâh edinin' dedin?" O, "Haşa! dedi, haklı olmadığım bir şeyi söylemek bana yaraşmaz..."
117. مَا قُلْتُ لَهُمْ إِلَّا مَا أَمَرْتَنِي بِهِ أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ رَبِّي وَرَبَّكُمْ وَكُنْتُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا مَا دُمْتُ فِيهِمْ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَنِي كُنْتَ أَنْتَ الرَّقِيبَ عَلَيْهِمْ وَأَنْتَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ
Meali: "Ben onlara, ancak bana emrettiğin şeyi söyledim: 'Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.' İçlerinde bulunduğum müddetçe onlara şahit idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerinde gözetleyici yalnız sen oldun. Sen zaten her şeye şahitsin."
118. إِنْ تُعَذِّبْهُمْ فَإِنَّهُمْ عِبَادُكَ وَإِنْ تَغْفِرْ لَهُمْ فَإِنَّكَ أَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
Meali: "Eğer onlara azap edersen, şüphesiz onlar senin kullandır. Eğer onları bağışlarsan, şüphesiz mutlak güç sahibi, hüküm ve hikmet sahibi olan ancak sensin."
119. قَالَ اللَّهُ هَذَا يَوْمُ يَنْفَعُ الصَّادِقِينَ صِدْقُهُمْ لَهُمْ جَنَّاتٌ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ ذَلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
Meali: Allah şöyle buyurdu: "Bu, sadıklara sadakatlerinin fayda vereceği gündür. Onlar için altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte en büyük kurtuluş budur."
120. لِلَّهِ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا فِيهِنَّ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Meali: Göklerin, yerin ve içlerindeki her şeyin mülkiyeti Allah'ındır; O, her şeye hakkıyla kadirdir.

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)

  • رَسُول (Resûl): Elçi, peygamber.
    Cümle: مَا الْمَسِيحُ ابْنُ مَرْيَمَ إِلَّا رَسُولٌ (Meryem oğlu Mesih, ancak bir peygamberdir.)
  • كِتَاب (Kitap): Kitap, kutsal kitap.
    Cümle: وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْكِتَابِ آمَنُوا (Eğer kitap ehli inansaydı.)
  • يَوْم (Yevm): Gün.
    Cümle: إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ (Kıyamet gününe kadar.)
  • أَرْض (Erd): Yer, yeryüzü.
    Cümle: لِلَّهِ مُلْكُ السَّمَوَاتِ وَالْأَرْضِ (Göklerin ve yerin mülkiyeti Allah'ındır.)
  • سَمَاء (Semâ): Gök, gökyüzü.
    Cümle: أَنْزِلْ عَلَيْنَا مَائِدَةً مِنَ السَّمَاءِ (Bizim üzerimize gökten bir sofra indir.)
  • طَعَام (Taâm): Yemek.
    Cümle: كَانَا يَأْكُلَانِ الطَّعَامَ (İkisi de yemek yerlerdi.)
  • مَائِدَة (Mâide): Sofra.
    Cümle: أَنْزِلْ عَلَيْنَا مَائِدَةً (Bize bir sofra indir.)
  • عَدَاوَة (Adâvet): Düşmanlık.
    Cümle: وَأَلْقَيْنَا بَيْنَهُمُ الْعَدَاوَةَ (Aralarına düşmanlık attık.)
  • قَلْب (Kalb): Kalp, yürek.
    Cümle: وَتَطْمَئِنَّ قُلُوبُنَا (Kalplerimiz iyice yatışsın.)
  • عَذَاب (Azab): Azap, ceza.
    Cümle: لِيَمَسَّنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا عَذَابٌ أَلِيمٌ (Kâfir olanlara elem verici bir azap dokunacaktır.)
  • نِعْمَة (Nimet): Nimet.
    Cümle: اذْكُرْ نِعْمَتِي عَلَيْكَ (Nimetimi hatırla.)
  • رَحْمَة (Rahmet): Rahmet, merhamet.
    Cümle: وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ (Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.)
  • صَالِح (Salih): Salih, iyi.
    Cümle: وَعَمِلَ صَالِحًا (Ve salih amel işleyenler.)
  • خَوْف (Havf): Korku.
    Cümle: فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ (Onlar için hiçbir korku yoktur.)
  • عِلْم (İlim): Bilgi.
    Cümle: قَالُوا لَا عِلْمَ لَنَا (Bizim bir bilgimiz yoktur.)
  • حَكِيم (Hakîm): Hüküm ve hikmet sahibi.
    Cümle: إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ (Şüphesiz Allah azizdir, hakîmdir.)
  • ظَالِم (Zâlim): Zalim.
    Cümle: وَمَا لِلظَّالِمِينَ مِنْ أَنْصَارٍ (Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur.)
  • نَاس (Nâs): İnsanlar.
    Cümle: تُكَلِّمُ النَّاسَ فِي الْمَهْدِ (Beşikte iken insanlarla konuşuyordun.)
  • عِيد (Îd): Bayram.
    Cümle: تَكُونُ لَنَا عِيدًا (Bizim için bir bayram olsun.)
  • شَاهِد (Şâhid): Şahit.
    Cümle: وَنَكُونَ عَلَيْهَا مِنَ الشَّاهِدِينَ (Ve ona şahitlik edenlerden olalım.)
  • صِدِّيقَة (Sıddîka): Doğru sözlü kadın.
    Cümle: وَأُمُّهُ صِدِّيقَةٌ (Annesi de dosdoğru bir kadındır.)
  • طَيِّب (Tayyib): Temiz, helâl.
    Cümle: حَلَالًا طَيِّبًا (Helâl ve temiz olarak.)
  • حَقّ (Hakk): Hak, gerçek.
    Cümle: عَرَفُوا مِنَ الْحَقِّ (Hakkı tanımalarından ötürü.)
  • أَمْر (Emr): İş, emir.
    Cümle: لِيَذُوقَ وَبَالَ أَمْرِهِ (İşlediğinin vebalini tatsın diye.)
  • قَوْم (Kavm): Kavim, topluluk.
    Cümle: إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ (Şüphesiz Allah topluluğu hidayete erdirmez.)

2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)

  • كَفَرَ (Kefere): İnkâr etti.
    Cümle: فَمَنْ يَكْفُرْ بَعْدُ مِنْكُمْ (Bundan sonra içinizden kim nankörlük edip inkâra saparsa.)
  • آمَنَ (Âmene): İman etti.
    Cümle: قَالُوا آمَنَّا (İnandık dediler.)
  • عَلِمَ (Alime): Bildi.
    Cümle: وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا كَانُوا (Allah gizlediklerini daha iyi bilir.)
  • عَمِلَ (Amile): Amel etti, yaptı.
    Cümle: وَعَمِلَ صَالِحًا (Ve salih amel işledi.)
  • قَالَ (Kâle): Dedİ.
    Cümle: قَالَ اللَّهُ (Allah şöyle buyurdu.)
  • جَاءَ (Câe): Geldi.
    Cümle: إِذَا جَاؤُوكُمْ (Size geldikleri zaman.)
  • خَرَجَ (Harace): Çıktı.
    Cümle: قَدْ خَرَجُوا بِهِ (Onlar onunla çıkmışlardır.)
  • رَأَى (Reâ): Gördü.
    Cümle: وَتَرَى كَثِيرًا مِنْهُمْ (Onların çoğunu görürsün.)
  • أَكَلَ (Ekele): Yedi.
    Cümle: نُرِيدُ أَنْ نَأْكُلَ مِنْهَا (Ondan yemek istiyoruz.)
  • حَكَمَ (Hakeme): Hükmetti.
    Cümle: يَحْكُمُ بِهِ ذَوَا عَدْلٍ (Adil iki kişi onunla hükmeder.)
  • سَمِعَ (Semia): İşitti.
    Cümle: وَإِذَا سَمِعُوا مَا أُنْزِلَ (İndirileni dinledikleri zaman.)
  • أَرَادَ (Erâde): İstedi.
    Cümle: إِنَّمَا يُرِيدُ الشَّيْطَانُ (Şeytan sadece ister.)
  • دَخَلَ (Dehale): Girdi.
    Cümle: دَخَلُوا بِالْكُفْرِ (Küfürle girdiler.)
  • هَدَى (Hedâ): Hidayet etti.
    Cümle: وَاللَّهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ (Allah topluluğu hidayete erdirmez.)
  • ضَلَّ (Dalle): Saptı.
    Cümle: قَوْمٍ قَدْ ضَلُّوا مِنْ قَبْلُ (Daha önce sapıtan bir topluluk.)
  • خَلَقَ (Halaka): Yarattı.
    Cümle: وَإِذْ تَخْلُقُ مِنَ الطِّينِ (Hani çamurdan yaratıyordun.)
  • غَفَرَ (Gafere): Bağışladı.
    Cümle: وَإِنْ تَغْفِرْ لَهُمْ (Eğer onları bağışlarsan.)
  • نَزَّلَ (Nezzele): İndirdi.
    Cümle: إِنِّي مُنَزِّلُهَا عَلَيْكُمْ (Ben onu üzerinize indireceğim.)
  • تَابَ (Tâbe): Tövbe etti.
    Cümle: ثُمَّ تَابَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ (Sonra Allah onların tevbesini kabul etti.)
  • رَضِيَ (Radiye): Razı oldu.
    Cümle: رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمْ (Allah onlardan razı olmuştur.)
  • نَفَعَ (Nefea): Fayda verdi.
    Cümle: يَوْمَ يَنْفَعُ الصَّادِقِينَ (Sadıklara fayda vereceği gün.)
  • كَتَمَ (Keteme): Gizledi.
    Cümle: بِمَا كَانُوا يَكْتُمُونَ (Gizlemekte oldukları şey.)
  • ذَكَرَ (Zekere): Andı, hatırladı.
    Cümle: اذْكُرْ نِعْمَتِي عَلَيْكَ (Nimetimi hatırla.)
  • قَاتَلَ (Kâtile): Savaştı.
    Cümle: وَجَاهِدُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ (Allah yolunda cihad edin.)
  • وَجَدَ (Vecede): Buldu.
    Cümle: مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ آبَاءَنَا (Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey.)

3. Arapça Edat Örnekleri (15 Adet - Harfi Cerler Hariç)

  • إِنَّ (İnne): Şüphesiz, muhakkak.
    Cümle: إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ (Şüphesiz Allah'ın her şeye gücü yeter.)
  • لَا (Lâ): Hayır, değil (olumsuzluk).
    Cümle: فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ (Onlar için hiçbir korku yoktur.)
  • مَا (Mâ): Ne, -diği şey.
    Cümle: عَرَفُوا مِنَ الْحَقِّ (Tanıdıkları şey.)
  • هَلْ (Hel): Mi / Mı (soru edatı).
    Cümle: هَلْ يَسْتَطِيعُ رَبُّكَ (Rabbin yapabilir mi?)
  • قَدْ (Kad): -di, -miş (pekiştirme).
    Cümle: لَقَدْ أَخَذْنَا مِيثَاقَ (Andolsun ki söz aldık.)
  • لَوْ (Lev): Keşke, -seydi (şart).
    Cümle: وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْكِتَابِ آمَنُوا (Eğer kitap ehli inansaydı.)
  • إِذْ (İz): -dığı zaman, hani.
    Cümle: إِذْ قَالَ اللَّهُ (Hani Allah demişti.)
  • إِذَا (İzâ): -dığı zaman (şart/zaman).
    Cümle: وَإِذَا جَاؤُوكُمْ (Size geldikleri zaman.)
  • أَمْ (Em): Yoksa.
    Cümle: أَمْ أَنْتُمْ وَكِيلٌ (Yoksa siz mi vekilsiniz?)
  • بَلْ (Bel): Bilakis, aksine.
    Cümle: بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ (Bilakis, O'nun elleri açıktır.)
  • لَكِنَّ (Lâkinne): Lakin, fakat.
    Cümle: وَلَكِنَّ كَثِيرًا مِنْهُمْ (Fakat onların çoğudur.)
  • أَنَّ (Enne): -ki, -mekte olduğunu.
    Cümle: أَنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ (Şüphesiz Allah'ın her şeye gücü yeter.)
  • كَيْفَ (Keyfe): Nasıl?
    Cümle: انْظُرْ كَيْفَ نُبَيِّنُ (Bak nasıl açıklıyoruz.)
  • أَنَّى (Ennâ): Nasıl, nereden?
    Cümle: أَنَّى يُؤْفَكُونَ (Nasıl da çevriliyorlar!)
  • لَوْلَا (Levlâ): Olmasaydı, ...seydi ya!
    Cümle: لَوْلَا يَنْهَاهُمُ الرَّبَّانِيُّونَ (Din adamları alıkaysalar ya!)

konutesti

S.Muhammed Kayaalp (el-Haşimi) Ks

الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي

Arapça Dersleri-İslami Sohbetler-Tevhid-Tefsir-Hadis-Fıkıh-Fetvalar-İrşadlar

Kuranla-Arapca-5. Mâide Sûresi Rating: 4.5 Diposkan Oleh: ☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي☝المحمدية☝

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.