☝📖İbrahimi ﷺ Muhammedi ﷺ Hanif İslam📖☝﷽𐰃𐰠𐰯☝📖المحمدية☝Muhammediyye📖☝𐰃𐰠𐰯༺الله أكبر ༻

Güncel Duyuru Eylül 2026

Kur'anla Arapça Dilbilgisi derslerimiz ve gramer ve kelime ezber testi ,örnek cümle ve kelimeler le beraber sitemize ekleniyor... 116 tane Arapça dilbilgisi konu testi ve Örnek kelimeler ve örnek cümleler ve kelime ezber testi sitemize eklendi..

☝المحمدية☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي 📖 ☝

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية-📖

Teoriye göre;İlluminati(hizbüşşeytan) yani uzaylı ve insan melezi ırklar,yarı vampir,yılan,ejderha vs melez soylardan oluşan topluluk,masonik, illuminatik firavun ve nemrud soylarının hipnoz,büyü,zihin kontrolü,algı yönetimi ile bireyler ve toplumları yönetmesi,hizbüşşeytan illumiatinin küresel illuminatik sistemi; siyaset,medya,sivil toplum,terör örgütleri,mafya,enerji,silah,ilaç,gıda tekeli alanlarda illuminati vardır!

Destek olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.

Kuranla-Arapca-6. En'âm Sûresi-1-1-79

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية علي الكتاب و السنة الصحيحة-📖
Üye olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.Kardeşlerimize Önemli :
اعوذ بالله من الشيطان الرجيم
 بسم الله الرحمان الرحيم
 الحمد لله رب العالمين و الصلاة و السلام علي امامنا محمد
 و آله و اهل بيته و صحبه و امته اجمعين
Euzü billahi mineşeydanirracimi ve min hizbihi..
Bismillahirrahmanirrahiym
Allahım cc Şeytandan ve onun hizbi tağutlardan
marid ve hannaslardan,cibt ve belamlardan sana sığınırız.Rahman ve rahiym olan Allahın cc adıyla.. 
Ahmedilik,kadıyanilik,bahailik,Vahhabilik,Şiilik,
illuminati,masonluk,yahudilik,nasırilik,nusayrilik,yezidilik,
sağcılık,solculuk,islamcılık,ateizm,deizm, budizm,hinduizm gibi  İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif İslama aykırı dini,felsefi ve ideolojik akımlardan imanımızı ve dinimizi koruyalım!     
İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif din islamdır!
İslam ise; peygamberler peygamberi cenabı Muhammed   dinidir!..
Nemrut,Firavun,İsis,ra ve el gibi tağutlar(illuminati) ve onların günümüzdeki soylarının ve taraftarlarının dini(inanış,felsefe,ideolojilerinin) değil!
𐰃𐰠𐰯Kur'an ve sahih sünnetin izinde Muhammediyiz𐰃𐰠𐰯
📖☝ المحمدية علي الكتاب و السنة☝📖 Arapça Dersleri☝İslami Sohbetler☝İslami İlimler☝Manevi Rehberlik☝  instagram: https://www.instagram.com/muhammediyye
  • Ders1
  • Ders2
  • Konu Testi
  • Sureler
  • Arapça Dersler
  • ☝📖المحمدية📖☝

Kuranla-Arapca-6. En'âm Sûresi-1-49.ayetler

Konu Özeti: En'âm Sûresi'nin 1-49. ayetleri arasındaki bu bölümde; Allah'ın yüceliği, gökleri ve yeri yaratması, inkârcıların delilleri görmezden gelmesi, peygamberlerin yalanlanması, önceki milletlerin akıbeti, tevhid inancı, ahiret inancı ve insanın sorumlulukları gibi temel iman esasları ele alınmaktadır. Kaynak: kuran-eski.edize.com

Ayetler ve Türkçe Çevirileri

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

1. الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَ ثُمَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ
Meali: Hamt, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah'a mahsustur. Sonra inkâr edenler (başka şeyleri) Rablerine denk tutuyorlar.
2. هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ مِنْ طِينٍ ثُمَّ قَضَى أَجَلًا وَأَجَلٌ مُسَمًّى عِنْدَهُ ثُمَّ أَنْتُمْ تَمْتَرُونَ
Meali: Sizi çamurdan yaratan, sonra bir ecel tayin eden O'dur. Katında bir de ecel-i müsemmâ vardır. Siz hâlâ şüphe ediyorsunuz.
3. وَهُوَ اللَّهُ فِي السَّمَاوَاتِ وَفِي الْأَرْضِ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهْرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ
Meali: O, göklerde de yerdedir; gizlinizi açığınızı bilir. Ne kazandığınızı da bilir.
4. وَمَا تَأْتِيهِمْ مِنْ آيَةٍ مِنْ آيَاتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِضِينَ
Meali: Onlara Rablerinin âyetlerinden bir âyet gelmez ki ondan yüz çeviriyor olmasınlar.
5. فَقَدْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَاءَهُمْ فَسَوْفَ يَأْتِيهِمْ أَنْبَاءُ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ
Meali: Kendilerine hak geldiğinde onu yalanladılar; fakat alay edip durdukları şeylerin haberleri yakında onlara gelecektir.
6. أَلَمْ يَرَوْا كَمْ أَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ مَكَّنَّاهُمْ فِي الْأَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّنْ لَكُمْ وَأَرْسَلْنَا السَّمَاءَ عَلَيْهِمْ مِدْرَارًا وَجَعَلْنَا الْأَنْهَارَ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهِمْ فَأَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَأَنْشَأْنَا مِنْ بَعْدِهِمْ قَرْنًا آخَرِينَ
Meali: Kendilerinden önce, yeryüzünde size vermediğimiz imkânları kendilerine verdiğimiz, gökten üzerlerine bol bol yağmur yağdırdığımız, altlarından ırmaklar akıttığımız nice nesilleri helâk ettiğimizi görmediler mi? Onları günahları sebebiyle helâk ettik ve arkalarından başka nesiller yarattık.
7. وَلَوْ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ كِتَابًا فِي قِرْطَاسٍ فَلَمَسُوهُ بِأَيْدِيهِمْ لَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ مُبِينٌ
Meali: Sana kâğıt üzerinde yazılı bir kitap indirseydik de elleriyle ona dokunsalardı, inkâr edenler yine, "Bu apaçık büyüden başka bir şey değildir" derlerdi.
8. وَقَالُوا لَوْلَا أُنْزِلَ عَلَيْهِ مَلَكٌ وَلَوْ أَنْزَلْنَا مَلَكًا لَقُضِيَ الْأَمْرُ ثُمَّ لَا يُنْظَرُونَ
Meali: "Ona bir melek indirilmeli değil miydi?" dediler. Eğer biz bir melek indirseydik, iş bitirilmiş olurdu, sonra da kendilerine göz açtirilmazdı.
9. وَلَوْ جَعَلْنَاهُ مَلَكًا لَجَعَلْنَاهُ رَجُلًا وَلَلَبَسْنَا عَلَيْهِمْ مَا يَلْبِسُونَ
Meali: Eğer onu melek yapsaydık, yine onu adam suretinde kılardık ve böylece düştükleri şüpheyi yine üzerlerine örtmüş olurduk.
10. وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِنْ قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذِينَ سَخِرُوا مِنْهُمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ
Meali: Andolsun ki senden önceki peşgamberlerle de alay edilmişti; lakin alay ettikleri şey, alay edenleri kuşatıp mahvetti.
11. قُلْ سِيرُوا فِي الْأَرْضِ ثُمَّ انْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ
Meali: De ki: Yeryüzünde dolaşın, sonra yalanlayanların akıbetinin nasıl olduğuna bakın.
12. قُلْ لِمَنْ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ قُلْ لِلَّهِ كَتَبَ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لَا رَيْبَ فِيهِ الَّذِينَ خَسِرُوا أَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Meali: De ki: "Göklerde ve yerde olanlar kime aittir?" De ki: "Allah'a aittir." O, merhamet etmeyi kendi üzerine yazmıştır. Hakkında hiçbir şüphe olmayan kıyamet gününde sizi elbette toplayacaktır. Kendilerini hüsrana uğratanlar var ya, işte onlar inanmazlar.
13. وَلَهُ مَا سَكَنَ فِي اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Meali: Geceleyin ve gündüzleyin barınan ne varsa O'nundur. O, hakkıyla işitendir, bilendir.
14. قُلْ أَغَيْرَ اللَّهِ أَتَّخِذُ وَلِيًّا فَاطِرِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلَا يُطْعَمُ قُلْ إِنِّي أُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ أَوَّلَ مَنْ أَسْلَمَ وَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
Meali: De ki: "Göklerin ve yerin yaratıcısı olan, başkalarını doyurduğu halde kendisi doyurulmayan Allah'tan başka bir dost mu edineyim?" De ki: "Bana Müslüman olanların ilki olmam emredildi ve 'Sakın müşriklerden olma' denildi."
15. قُلْ إِنِّي أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ رَبِّي عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
Meali: De ki: "Rabbime karşı gelirsem, büyük günün azabından korkarım."
16. مَنْ يُصْرَفْ عَنْهُ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمَهُ وَذَلِكَ الْفَوْزُ الْمُبِينُ
Meali: O gün kimseden azap savuşturulursa, Allah ona gerçekten merhamet etmiştir. İşte apaçık kurtuluş budur.
17. وَإِنْ يَمْسَسْكَ اللَّهُ بِضُرٍّ فَلَا كَاشِفَ لَهُ إِلَّا هُوَ وَإِنْ يَمْسَسْكَ بِخَيْرٍ فَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Meali: Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, onu O'ndan başka giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır verirse, O her şeye kadirdir.
18. وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ
Meali: O, kullarının üstünde mutlak hâkimdir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır.
19. قُلْ أَيُّ شَيْءٍ أَكْبَرُ شَهَادَةً قُلِ اللَّهُ شَهِيدٌ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَأُوحِيَ إِلَيَّ هَذَا الْقُرْآنُ لِأُنْذِرَكُمْ بِهِ وَمَنْ بَلَغَ أَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ أَنَّ مَعَ اللَّهِ آلِهَةً أُخْرَى قُلْ لَا أَشْهَدُ قُلْ إِنَّمَا هُوَ إِلَهٌ وَاحِدٌ وَإِنَّنِي بَرِيءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَ
Meali: De ki: "Hangi şey şahitlik bakımından en büyüktür?" De ki: "Benimle sizin aranızda Allah şahittir. Bu Kur'an bana, kendisiyle sizi ve ulaştığı herkesi uyarayım diye vahyolundu. Yoksa siz, Allah ile beraber başka ilahlar olduğuna şahitlik mi ediyorsunuz?" De ki: "Ben şahitlik etmem." De ki: "O ancak bir tek ilahtır ve şüphesiz ben sizin ortak koştuklarınızdan uzağım."
20. الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَاءَهُمُ الَّذِينَ خَسِرُوا أَنْفُسَهُمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
Meali: Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerini hüsrana uğratanlar var ya, işte onlar inanmazlar.
21. وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِآيَاتِهِ إِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ
Meali: Allah'a karşı yalan uyduran ya da O'nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Şüphe yok ki zalimler kurtuluşa eremezler.
22. وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذِينَ أَشْرَكُوا أَيْنَ شُرَكَاؤُكُمُ الَّذِينَ كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ
Meali: Mahşerde hepsini toplayacağımız, sonra da ortak koşanlara, "Hani nerede o ilah sandığınız ortaklarınız?" diyeceğimiz günü hatırla.
23. ثُمَّ لَمْ تَكُنْ فِتْنَتُهُمْ إِلَّا أَنْ قَالُوا وَاللَّهِ رَبِّنَا مَا كُنَّا مُشْرِكِينَ
Meali: Sonra onların mazeretleri, "Vallahi Rabbimiz olan Allah hakkı için biz müşriklerden değilmişiz" demekten başka bir şey olmayacaktır.
24. انْظُرْ كَيْفَ كَذَبُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ
Meali: Bak, kendi aleyhlerine nasıl yalan söylediler ve uydurup durdukları şeyler onları nasıl terk edip kayboldu!
25. وَمِنْهُمْ مَنْ يَسْتَمِعُ إِلَيْكَ وَجَعَلْنَا عَلَى قُلُوبِهِمْ أَكِنَّةً أَنْ يَفْقَهُوهُ وَفِي آذَانِهِمْ وَقْرًا وَإِنْ يَرَوْا كُلَّ آيَةٍ لَا يُؤْمِنُوا بِهَا حَتَّى إِذَا جَاءوكَ يُجَادِلُونَكَ يَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ هَذَا إِلَّا أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ
Meali: İçlerinde seni dinleyenler de var. Fakat onu anlamalarına engel olmak için kalplerine örtüler, kulaklarına da ağırlık koyduk. Onlar her âyeti görseler yine de ona inanmazlar. Öyle ki, sana geldiklerinde seninle tartışırlar ve inkâr edenler, "Bu öncekilerin masallarından başka bir şey değildir" derler.
26. وَهُمْ يَنْهَوْنَ عَنْهُ وَيَنْأَوْنَ عَنْهُ وَإِنْ يُهْلِكُونَ إِلَّا أَنْفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
Meali: Onlar Kur'an'dan alıkoyarlar, kendileri de ondan uzak dururlar. Onlar sadece kendilerini helâk ederler de farkına varmazlar.
27. وَلَوْ تَرَى إِذْ وُقِفُوا عَلَى النَّارِ فَقَالُوا يَا لَيْتَنَا نُرَدُّ وَلَا نُكَذِّبَ بِآيَاتِ رَبِّنَا وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ
Meali: Ateşin başına durdurulduklarında, "Keşke dünyaya geri döndürülseydিক de Rabbimizin âyetlerini yalanlamasaydık ve müminlerden olsaydık!" dediklerini bir görseydin.
28. بَدَا لَهُمْ مَا كَانُوا يُخْفُونَ مِنْ قَبْلُ وَلَوْ رُدُّوا لَعَادُوا لِمَا نُهُوا عَنْهُ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
Meali: Aslında önceden gizlemekte oldukları şeyler şimdi kendilerine göründü. Eğer dünyaya döndürülseler yine kendilerine yasaklanan şeye dönerlerdi. Şüphesiz onlar yalancıdırlar.
29. وَقَالُوا إِنْ هِيَ إِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ
Meali: Dediler ki: "Hayat, ancak bu dünya hayatımızdan ibarettir; biz diriltilecek değiliz."
30. وَلَوْ تَرَى إِذْ وُقِفُوا عَلَى رَبِّهِمْ قَالَ أَلَيْسَ هَذَا بِالْحَقِّ قَالُوا بَلَى وَرَبِّنَا قَالَ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ
Meali: Rablerinin huzurunda durduruldukları zaman bir görseydin! (Rableri:) "Bu hak değil miymiş?" der. Onlar, "Evet, Rabbimiz hakkıymış" derler. (Rableri de:) "Öyle ise inkâr ettiğinizden dolayı azabı tadın!" der.
31. قَدْ خَسِرَ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِلِقَاءِ اللَّهِ حَتَّى إِذَا جَاءَتْهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً قَالُوا يَا حَسْرَتَنَا عَلَى مَا فَرَّطْنَا فِيهَا وَهُمْ يَحْمِلُونَ أَوْزَارَهُمْ عَلَى ظُهُورِهِمْ أَلَا سَاءَ مَا يَحْمِلُونَ
Meali: Allah'ın huzuruna çıkmayı yalanlayanlar gerçekten hüsrana uğramışlardır. Nihayet o saat aniden başlarına gelince, "Eyvah! Oradaki ihmallerimizden dolayı yazıklar olsun bize!" derler. Onlar günahlarını sırtlarında taşımaktadırlar. Dikkat edin, yüklendikleri şey ne kötüdür!
32. وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَلَلدَّارُ الْآخِرَةُ خَيْرٌ لِلَّذِينَ يَتَّقُونَ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
Meali: Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Sakınanlar için ahiret yurdu elbette daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?
33. قَدْ نَعْلَمُ إِنَّهُ لَيَحْزُنُكَ الَّذِي يَقُولُونَ فَإِنَّهُمْ لَا يُكَذِّبُونَكَ وَلَكِنَّ الظَّالِمِينَ بِآيَاتِ اللَّهِ يَجْحَدُونَ
Meali: Onların söylediklerinin seni üzdüğünü elbette biliyoruz. Aslında onlar seni yalanlamıyorlar, fakat o zalimler Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar.
34. وَلَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِنْ قَبْلِكَ فَصَبَرُوا عَلَى مَا كُذِّبُوا وَأُوذُوا حَتَّى أَتَاهُمْ نَصْرُنَا وَلَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِ اللَّهِ وَلَقَدْ جَاءَكَ مِنْ أَنْبَاءِ الْمُرْسَلِينَ
Meali: Andolsun ki senden önceki peşgamberler de yalanlanmıştı. Onlar yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine rağmen sabrettiler; nihayet yardımımız onlara ulaştı. Allah'ın sözlerini değiştirebilecek hiçbir kimse yoktur. Andolsun ki peygamberlerin haberlerinden bir kısmı sana da gelmiştir.
35. وَإِنْ كَانَ كَبُرَ عَلَيْكَ إِعْرَاضُهُمْ فَإِنِ اسْتَطَعْتَ أَنْ تَبْتَغِيَ نَفَقًا فِي الْأَرْضِ أَوْ سُلَّمًا فِي السَّمَاءِ فَتَأْتِيَهُمْ بِآيَةٍ وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَجَمَعَهُمْ عَلَى الْهُدَى فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْجَاهِلِينَ
Meali: Eğer onların yüz çevirmesi sana ağır geldiyse, haydi yer altında bir tünel ya da göğe bir merdiven arayıp da onlara bir âyet getirmeye gücün yetiyorsa yap! Eğer Allah dileseydi, elbette onları hidayet üzerinde toplardı. O halde sakın cahillerden olma.
36. إِنَّمَا يَسْتَجِيبُ الَّذِينَ يَسْمَعُونَ وَالْمَوْتَى يَبْعَثُهُمُ اللَّهُ ثُمَّ إِلَيْهِ يُرْجَعُونَ
Meali: Ancak dinleyenler davete icabet ederler. Ölüleri ise Allah diriltir, sonra O'na döndürülürler.
37. وَقَالُوا لَوْلَا نُزِّلَ عَلَيْهِ آيَةٌ مِنْ رَبِّهِ قُلْ إِنَّ اللَّهَ قَادِرٌ عَلَى أَنْ يُنَزِّلَ آيَةً وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Meali: "Ona Rabbinden bir âyet indirilmeli değil miydi?" dediler. De ki: "Şüphesiz Allah bir âyet indirmeye kadirdir; lakin onların çoğu bilmezler."
38. وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا طَائِرٍ يَطِيرُ بِجَنَاحَيْهِ إِلَّا أُمَمٌ أَمْثَالُكُمْ مَا فَرَّطْنَا فِي الْكِتَابِ مِنْ شَيْءٍ ثُمَّ إِلَى رَبِّهِمْ يُحْشَرُونَ
Meali: Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz Kitap'ta hiçbir şeyi eksik bırakmamışızdır. Sonra onlar Rablerinin huzurunda toplanacaklardır.
39. وَالَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا صُمٌّ وَبُكْمٌ فِي الظُّلُمَاتِ مَنْ يَشَاءِ اللَّهُ يُضْلِلْهُ وَمَنْ يَشَاءْ يَجْعَلْهُ عَلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
Meali: Bizim âyetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içinde kalmış saırlar ve dilsizlerdir. Allah kimi dilerse onu saptırır, kimi de dilerse dosdoğru yola iletir.
40. قُلْ أَرَأَيْتَكُمْ إِنْ أَتَاكُمْ عَذَابُ اللَّهِ أَوْ أَتَاتْكُمُ السَّاعَةُ أَغَيْرَ اللَّهِ تَدْعُونَ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
Meali: De ki: "Söyleyin bana; Allah'ın azabı size gelse yahut o saat başınıza gelse, Allah'tan başkasına mı dua edersiniz? Eğer doğru sözlü iseniz."
41. بَلْ إِيَّاهُ تَدْعُونَ فَيَكْشِفُ مَا تَدْعُونَ إِلَيْهِ إِنْ شَاءَ وَتَنْسَوْنَ مَا تُشْرِكُونَ
Meali: Hayır, yalnız O'na dua edersiniz; O da dilerse dua ettiğiniz sıkıntıyı giderir ve O'na ortak koştuklarınızı unutursunuz.
42. وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا إِلَى أُمَمٍ مِنْ قَبْلِكَ فَأَخَذْنَاهُمْ بِالْبَأْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ لَعَلَّهُمْ يَتَضَرَّعُونَ
Meali: Andolsun, senden önceki ümmetlere de peşgamberler göndermiştik; yalvarıp yakarsınlar diye onları darlık ve sıkıntıya uğratmıştık.
43. فَلَوْلَا إِذْ جَاءَهُمْ بَأْسُنَا تَضَرَّعُوا وَلَكِنْ قَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Meali: Hiç değilse kendilerine azabımız geldiği zaman yalvarmalı değil miydiler? Lakin kalpleri katılaşmış ve şeytan onlara yaptıklarını süslü göstermişti.
44. فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِهِ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ أَبْوَابَ كُلِّ شَيْءٍ حَتَّى إِذَا فَرِحُوا بِمَا أُوتُوا أَخَذْنَاهُمْ بَغْتَةً فَإِذَا هُمْ مُبْلِسُونَ
Meali: Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında, üzerlerine her şeyin kapılarını açtık. Nihayet kendilerine verilenler yüzünden şımardıkları sırada onları aniden yakaladık; bir de baktınız ki onlar ümitlerini kesip şaşkına dönmüşlerdir.
45. فَقُطِعَ دَابِرُ الْقَوْمِ الَّذِينَ ظَلَمُوا وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Meali: Böylece zulmeden o topluluğun kökü kazındı. Hamt, âlemlerin Rabbi olan Allah'a mahsustur.
46. قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَخَذَ اللَّهُ سَمْعَكُمْ وَأَبْصَارَكُمْ وَخَتَمَ عَلَى قُلُوبِكُمْ مَنْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ يَأْتِيكُمْ بِهِ انْظُرْ كَيْفَ نَصْرِفُ الْآيَاتِ ثُمَّ هُمْ يَصْدِفُونَ
Meali: De ki: "Söyleyin bakalım; eğer Allah işitme ve görme duyularınızı alsa, kalplerinizi mühürlese, Allah'tan başka onu size getirecek hangi ilah vardır?" Bak, âyetleri nasıl türlü şekillerde açıklıyoruz, sonra onlar yine nasıl yüz çeviriyorlar?
47. قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَتَاكُمْ عَذَابُ اللَّهِ بَغْتَةً أَوْ جَهْرَةً هَلْ يُهْلَكُ إِلَّا الْقَوْمُ الظَّالِمُونَ
Meali: De ki: "Söyleyin bakalım; Allah'ın azabı size ansızın veya açıkça gelse, zalim topluluktan başkası helâk olur mu?"
48. وَمَا نُرْسِلُ الْمُرْسَلِينَ إِلَّا مُبَشِّرِينَ وَمُنْذِرِينَ فَمَنْ آمَنَ وَأَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Meali: Biz peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim iman eder ve kendini düzeltirse, onlara hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
49. وَالَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا يَمَسُّهُمُ الْعَذَابُ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ
Meali: Âyetlerimizi yalanlayanlara ise yoldan çıkmalarından dolayı azap dokunacaktır.

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)

  • أَرْض (Erd): Yer, yeryüzü.
    Cümle: خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ (Gökleri ve yeri yarattı.)
  • سَمَاء (Semâ): Gök, gökyüzü.
    Cümle: وَأَرْسَلْنَا السَّمَاءَ عَلَيْهِمْ (Gökten üzerlerine yağmur yağdırdık.)
  • نُور (Nûr): Nur, aydınlık.
    Cümle: وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَ (Karanlıkları ve aydınlığı var etti.)
  • طِين (Tîn): Çamur.
    Cümle: خَلَقَكُمْ مِنْ طِينٍ (Sizi çamurdan yarattı.)
  • أَجَل (Ecel): Süre, ecel.
    Cümle: قَضَى أَجَلًا (Bir ecel tayin etti.)
  • سِرّ (Sırr): Gizli.
    Cümle: يَعْلَمُ سِرَّكُمْ (Gizlinizi bilir.)
  • جَهْر (Cehr): Açık, aşikâr.
    Cümle: وَجَهْرَكُمْ (Ve açığınızı bilir.)
  • آيَة (Âye): Âyet, delil, mucize.
    Cümle: مِنْ آيَاتِ رَبِّهِمْ (Rablerinin âyetlerinden...)
  • حَقّ (Hakk): Hak, gerçek.
    Cümle: كَذَّبُوا بِالْحَقِّ (Hakikati yalanladılar.)
  • قَرْن (Kern): Nesil, çağ.
    Cümle: كَمْ أَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ مِنْ قَرْنٍ (Onlardan önce nice nesilleri helâk ettik.)
  • كِتَاب (Kitâb): Kitap, yazı.
    Cümle: كِتَابًا فِي قِرْطَاسٍ (Kâğıt üzerinde yazılı bir kitap...)
  • رَجُل (Recul): Adam, erkek.
    Cümle: لَجَعَلْنَاهُ رَجُلًا (Yine onu adam suretinde kılardık.)
  • قَوْم (Kavm): Kavim, toplum.
    Cümle: أَنْعَمَهَا عَلَى قَوْمٍ (Bir millete verdiği nimeti...)
  • لَيْل (Leyl): Gece.
    Cümle: مَا سَكَنَ فِي اللَّيْلِ (Geceleyin barınan ne varsa...)
  • نَهَار (Nehâr): Gündüz.
    Cümle: وَالنَّهَارِ (Ve gündüzleyin...)
  • وَلِيّ (Veliyy): Dost, yardımcı.
    Cümle: أَتَّخِذُ وَلِيًّا (Dost mu edineyim?)
  • يَوْم (Yevm): Gün.
    Cümle: عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ (Büyük günün azabından...)
  • خَيْر (Hayr): Hayır, iyilik.
    Cümle: وَإِنْ يَمْسَسْكَ بِخَيْرٍ (Sana bir hayır verirse...)
  • قُرْآن (Kur'ân): Kur'an.
    Cümle: هَذَا الْقُرْآنُ (Bu Kur'an...)
  • فِتْنَة (Fitne): Sınav, mazeret.
    Cümle: لَمْ تَكُنْ فِتْنَتُهُمْ (Mazeretleri olmadı...)
  • بَاب (Bâb): Kapı.
    Cümle: أَبْوَابَ كُلِّ شَيْءٍ (Her şeyin kapılarını...)
  • حَيَاة (Hayât): Hayat, yaşam.
    Cümle: حَيَاتُنَا الدُّنْيَا (Dünya hayatımız...)
  • سَاعَة (Sâat): Saat, kıyamet vakti.
    Cümle: جَاءَتْهُمُ السَّاعَةُ (Kıyamet başlarına gelince...)
  • عَالَم (Âlem): Âlem, evren.
    Cümle: رَبِّ الْعَالَمِينَ (Âlemlerin Rabbi...)
  • ظَالِم (Zâlim): Zalim.
    Cümle: إِلَّا الْقَوْمُ الظَّالِمُونَ (Zalim topluluktan başkası...)

2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)

  • خَلَقَ (Haleka): Yarattı.
    Kökü: خ ل ق / Cümle: خَلَقَ السَّمَاوَاتِ (Gökleri yarattı.)
  • جَعَلَ (Ceale): Kıldı, yaptı.
    Kökü: ج ع ل / Cümle: وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ (Karanlıkları var etti.)
  • كَفَرَ (Kefere): İnkâr etti.
    Kökü: ك ف ر / Cümle: ثُمَّ الَّذِينَ كَفَرُوا (Sonra inkâr edenler...)
  • قَضَى (Kadâ): Hükmetti, tayin etti.
    Kökü: ق ض ي / Cümle: قَضَى أَجَلًا (Ecel tayin etti.)
  • عَلِمَ (Alime): Bildi.
    Kökü: ع ل م / Cümle: يَعْلَمُ سِرَّكُمْ (Gizlinizi bilir.)
  • كَسَبَ (Kesebe): Kazandı.
    Kökü: ك س ب / Cümle: مَا تَكْسِبُونَ (Ne kazandığınızı bilir.)
  • أَتَى (Etâ): Geldi.
    Kökü: أ ت ي / Cümle: وَمَا تَأْتِيهِمْ (Onlara gelmez.)
  • أَعْرَضَ (A'rada): Yüz çevirdi.
    Kökü: ع ر ض / Cümle: مُعْرِضِينَ (Yüz çeviriyorlar.)
  • كَذَّبَ (Kezzebe): Yalanladı.
    Kökü: ك ذ ب / Cümle: كَذَّبُوا بِالْحَقِّ (Hakikati yalanladılar.)
  • أَهْلَكَ (Ehleke): Helâk etti.
    Kökü: ه ل ك / Cümle: أَهْلَكْنَا مِنْ قَبْلِهِمْ (Öncekileri helâk ettik.)
  • أَرْسَلَ (Ersele): Gönderdi.
    Kökü: ر س ل / Cümle: وَأَرْسَلْنَا السَّمَاءَ (Yağmur gönderdik.)
  • جَرَى (Cerâ): Aktı.
    Kökü: ج ر ي / Cümle: تَجْرِي مِنْ تَحْتِهِمْ (Altlarından ırmaklar akar.)
  • نَزَّلَ (Nezzele): İndirdi.
    Kökü: ن ز ل / Cümle: وَلَوْ نَزَّلْنَا (Eğer indirseydik...)
  • قَالَ (Kâle): Dedİ.
    Kökü: ق و ل / Cümle: وَقَالُوا (Dediler ki...)
  • سَخِرَ (Sahire): Alay etti.
    Kökü: س خ ر / Cümle: سَخِرُوا مِنْهُمْ (Onlarla alay ettiler.)
  • سَارَ (Sâra): Dolaştı.
    Kökü: س ي ر / Cümle: سِيرُوا فِي الْأَرْضِ (Yeryüzünde dolaşın.)
  • نَظَرَ (Nazara): Baktı.
    Kökü: ن ظ ر / Cümle: ثُمَّ انْظُرُوا (Sonra bakın.)
  • جَمَعَ (Cemea): Topladı.
    Kökü: ج م ع / Cümle: لَيَجْمَعَنَّكُمْ (Sizi toplayacaktır.)
  • أَطْعَمَ (Et'ame): Doyurdu.
    Kökü: ط ع م / Cümle: يُطْعِمُ (Doyurur.)
  • أَسْلَمَ (Esleme): Müslüman oldu.
    Kökü: س ل م / Cümle: أَسْلَمَ (Müslüman olan...)
  • خَافَ (Hâfe): Korktu.
    Kökü: خ و ف / Cümle: أَخَافُ (Korkarım.)
  • رَحِمَ (Rahime): Merhamet etti.
    Kökü: ر ح م / Cümle: رَحِمَهُ (Ona merhamet etmiştir.)
  • مَسَّ (Messe): Dokundu.
    Kökü: م س س / Cümle: وَإِنْ يَمْسَسْكَ (Sana dokunursa...)
  • شَهِدَ (Şehide): Şahit oldu.
    Kökü: ش ه د / Cümle: شَهِدَ (Şahittir.)
  • أَوْحَى (Evhâ): Vahyetti.
    Kökü: و ح ي / Cümle: أُوحِيَ إِلَيَّ (Bana vahyolundu.)

3. Arapça Edat Örnekleri - Harfi Cerler Hariç (15 Adet)

  • وَ (Ve): Atıf edatı (ve).
    Cümle: السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ (Gökler ve yer.)
  • ثُمَّ (Summe): Terhi edatı (sonra).
    Cümle: ثُمَّ الَّذِينَ كَفَرُوا (Sonra inkâr edenler...)
  • هُوَ (Huve): Zamir / edat (o).
    Cümle: هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ (Sizi yaratan O'dur.)
  • مَا (Mâ): Olumsuzluk / ilgi edatı (ne / şey).
    Cümle: وَمَا تَأْتِيهِمْ (Onlara gelmez.)
  • إِلَّا (İllâ): İstisna edatı (ancak, başka değil).
    Cümle: إِلَّا كَانُوا (Ancak ... idiler.)
  • لَمَّا (Lemmâ): Zaman edatı (...dığı zaman).
    Cümle: لَمَّا جَاءَهُمْ (Onlara geldiği zaman...)
  • فَسَوْفَ (Fesevfe): İstikbal edatı (yakında).
    Cümle: فَسَوْفَ يَأْتِيهِمْ (Yakında onlara gelecektir.)
  • لَوْ (Lev): Şart edatı (eğer).
    Cümle: وَلَوْ نَزَّلْنَا (Eğer indirseydik...)
  • إِنْ (İn): Şart / olumsuzluk edatı (eğer / değil).
    Cümle: إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ (Bu büyüden başka şey değildir.)
  • لَوْلَا (Levlâ): Levlâ edatı (-seydi / -meli değil miydi?).
    Cümle: لَوْلَا أُنْزِلَ (İndirilmeli değil miydi?)
  • بَلْ (Bel): İtiraz edatı (bilakis, hayır).
    Cümle: بَلْ إِيَّاهُ تَدْعُونَ (Bilakis yalnız O'na dua edersiniz.)
  • إِنَّ (İnne): Tekit edatı (şüphesiz).
    Cümle: إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ (Şüphesiz Allah...)
  • كَيْفَ (Keyfe): Soru edatı (nasıl).
    Cümle: كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ (Akıbetin nasıl olduğuna bakın.)
  • هَلْ (Hel): Soru edatı (mi / mı).
    Cümle: هَلْ يُهْلَكُ إِلَّا (Helâk olur mu?)
  • لَيْتَ (Leyte): Temenni edatı (keşke).
    Cümle: يَا لَيْتَنَا نُرَدُّ (Keşke geri döndürülseydik!)

Kuranla-Arapca-6. En'âm Sûresi-50-79.ayetler

Konu Özeti: En'âm Sûresi'nin 50-79. ayetleri arasındaki bu bölümde; Hz. Muhammed'in tebliğ görevi, Allah'ın sınırsız ilmi, gaybın anahtarları, tevhid inancının üstünlüğü, müşriklerin yalanlamaları, kâinatın yaratılışındaki deliller ve Hz. İbrahim'in yıldız, ay ve güneş gözlemleriyle hakikati bularak tevhid inancına ulaşması konu edilmektedir. Kaynak: kuran-eski.edize.com

Ayetler ve Türkçe Çevirileri

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

50. قُلْ لَا أَقُولُ لَكُمْ عِنْدِي خَزَائِنُ اللَّهِ وَلَا أَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلَا أَقُولُ لَكُمْ إِنِّي مَلَكٌ إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَى إِلَيَّ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الْأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَفَلَا تَتَفَكَّرُونَ
Meali: De ki: "Size, 'Allah’ın hazineleri benim yanındadır' demiyorum. Gaybı da bilmem. Size 'Ben bir meleğim' de demiyorum. Ben ancak bana vahyolunana uyuyorum." De ki: "Kör ile gören bir olur mu? Hiç düşünmüyor musunuz?"
51. وَأَنْذِرْ بِهِ الَّذِينَ يَخَافُونَ أَنْ يُحْشَرُوا إِلَى رَبِّهِمْ لَيْسَ لَهُمْ مِنْ دُونِهِ وَلِيُّ وَلَا شَفِيعٌ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ
Meali: Rableri huzurunda toplanacaklarından korkanları onunla uyar; çünkü onlar için O'ndan başka ne bir dost ne de bir şefaatçi vardır. Umulur ki sakınırlar.
52. وَلَا تَطْرُدِ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ مَا عَلَيْكَ مِنْ حِسَابِهِمْ مِنْ شَيْءٍ وَمَا مِنْ حِسَابِكَ عَلَيْهِمْ مِنْ شَيْءٍ فَتَطْرُدَهُمْ فَتَكُونَ مِنَ الظَّالِمِينَ
Meali: Sabah akşam Rabbinin rızasını isteyerek O'na yalvaranları yanından kovma. Onların hesabından sana bir şey yok, senin hesabından da onlardan bir şey yok ki onları kovasın; yoksa zalimlerden olursun.
53. وَكَذَلِكَ فَتَنَّا بَعْضَهُمْ بِبَعْضٍ لِيَقُولُوا أَهَؤُلَاءِ مَنَّ اللَّهُ عَلَيْهِمْ مِنْ بَيْنِنَا أَلَيْسَ اللَّهُ بِأَعْلَمَ بِالشَّاكِرِينَ
Meali: İşte böylece, "Allah aramızdan bunlara mı lütfetti?" desinler diye onlardan bir kısmını diğerleriyle imtihan ettik. Allah şükredenleri daha iyi bilmez mi?
54. وَإِذَا جَاءَكَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِآيَاتِنَا فَقُلْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ أَنَّهُ مَنْ عَمِلَ مِنْكُمْ سُوءًا بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابَ مِنْ بَعْدِهِ وَأَصْلَحَ فَأَنَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ
Meali: Âyetlerimize inananlar sana geldiğinde onlara de ki: "Selam size! Rabbiniz merhamet etmeyi kendine yazdı. Sizden kim bilmeyerek bir kötülük yapar, sonra arkasından tövbe edip kendini ıslah ederse, bilsin ki O, çok bağışlayandır, merhamet edendir."
55. وَكَذَلِكَ نُفَصِّلُ الْآيَاتِ وَلِتَسْتَبِينَ سَبِيلُ الْمُجْرِمِينَ
Meali: Suçluların yolu apaçık ortaya çıksın diye âyetleri işte böyle ayrıntılı açıklıyoruz.
56. قُلْ إِنِّي نُهِيتُ أَنْ أَعْبُدَ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ قُلْ لَا أَتَّبِعُ أَهْوَاءَكُمْ قَدْ ضَلَلْتُ إِذًا وَمَا أَنَا مِنَ الْمُهْتَدِينَ
Meali: De ki: "Şüphesiz ben, Allah'tan başka taptığınız şeylere kulluk etmekten men edildim." De ki: "Sizin heveslerinize uymam; aksi halde sapıtmış olurum ve doğru yoldan gidenlerden olmam."
57. قُلْ إِنِّي عَلَى بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّي وَكَذَبْتُمْ بِهِ مَا عِنْدِي مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِ إِنِ الْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ يَقُصُّ الْحَقَّ وَهُوَ خَيْرُ الْفَاصِلِينَ
Meali: De ki: "Ben Rabbimden gelen apaçık bir delil üzerindeyim. Siz ise onu yalanladınız. Acele istediğiniz azap benim yanımda değildir. Hüküm ancak Allah'a aittir. O gerçeği anlatır ve O, hükmedenlerin en hayırlısıdır."
58. قُلْ لَوْ أَنَّ عِنْدِي مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِ لَقُضِيَ الْأَمْرُ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَاللَّهُ أَعْلَمُ بِالظَّالِمِينَ
Meali: De ki: "Acele istediğiniz azap yanımda olsaydı, benimle sizin aranızdaki iş çoktan bitirilmiş olurdu. Allah zalimleri çok iyi bilir."
59. وَعِنْدَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لَا يَعْلَمُهَا إِلَّا هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِنْ وَرَقَةٍ إِلَّا يَعْلَمُهَا وَلَا حَبَّةٍ فِي ظُلُمَاتِ الْأَرْضِ وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُبِينٍ
Meali: Gaybın anahtarları O'nun katındadır, onları ancak O bilir. Karada ve denizde olanı bilir. O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. Yerin karanlıklarında hiçbir dane, hiçbir yaş ve hiçbir kuru şey yoktur ki apaçık bir kitapta olmasın.
60. وَهُوَ الَّذِي يَتَوَفَّاكُمْ بِاللَّيْلِ وَيَعْلَمُ مَا جَرَحْتُمْ بِالنَّهَارِ ثُمَّ يَبْعَثُكُمْ فِيهِ لِيُقْضَى أَجَلٌ مُسَمًّى ثُمَّ إِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ ثُمَّ يُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
Meali: Geceleyin sizi vefat ettiren (uyutan), gündüzün ne işlediğinizi bilen, sonra belirlenmiş ecel tamamlansın diye gündüzün sizi tekrar dirilten O'dur. Sonra dönüşünüz O'nadır; sonra yaptıklarınızı size haber verecektir.
61. وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِ وَيُرْسِلُ عَلَيْكُمْ حَفَظَةً حَتَّى إِذَا جَاءَ أَحَدَكُمُ الْمَوْتُ تَوَفَّتْهُ رُسُلُنَا وَهُمْ لَا يُفَرِّطُونَ
Meali: O, kullarının üstünde mutlak hakimiyet sahibidir. Size koruyucu melekler gönderir. Nihayet birinize ölüm geldiğinde, elçilerimiz hiç eksiklik yapmadan onun canını alırlar.
62. ثُمَّ رُدُّوا إِلَى اللَّهِ مَوْلَاهُمُ الْحَقِّ أَلَا لَهُ الْحُكْمُ وَهُوَ أَسْرَعُ الْحَاسِبِينَ
Meali: Sonra gerçek mevlaları olan Allah'a döndürülürler. Biliniz ki hüküm yalnız O'nundur ve O, hesap görenlerin en süratlisidir.
63. قُلْ مَنْ يُنَجِّيكُمْ مِنْ ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ تَدْعُونَهُ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً لَئِنْ أَنْجَانَا مِنْ هَذِهِ لَنَكُونَنَّ مِنَ الشَّاكِرِينَ
Meali: De ki: "O'na yalvara yakara ve gizlice dua ederken: 'Eğer bizi bundan kurtarırsa, mutlaka şükredenlerden oluriz' dediğiniz karı ve denizin karanlıklarından sizi kim kurtarır?"
64. قُلِ اللَّهُ يُنَجِّيكُمْ مِنْهَا وَمِنْ كُلِّ كَرْبٍ ثُمَّ أَنْتُمْ تُشْرِكُونَ
Meali: De ki: "Sizi ondan ve her türlü sıkıntıdan Allah kurtarır. Sonra yine siz O'na ortak koşarsınız."
65. قُلْ هُوَ الْقَادِرُ عَلَى أَنْ يَبْعَثَ عَلَيْكُمْ عَذَابًا مِنْ فَوْقِكُمْ أَوْ مِنْ تَحْتِ أَرْجُلِكُمْ أَوْ يَلْبِسَكُمْ شِيَعًا وَيُذِيقَ بَعْضَكُمْ بَأْسَ بَعْضٍ انْظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الْآيَاتِ لَعَلَّهُمْ يَفْقَهُونَ
Meali: De ki: "O, üstünüzden veya ayaklarınızın altından size bir azap göndermeye ya da sizi fırka fırka birbirinize düşürüp kiminize diğerinizin hıncını tattırmaya kadirdir." Bak, anlasınlar diye âyetleri nasıl türlü şekillerde açıklıyoruz!
66. وَكَذَّبَ بِهِ قَوْمُكَ وَهُوَ الْحَقُّ قُلْ لَسْتُ عَلَيْكُمْ بِوَكِيلٍ
Meali: Kavmin onu yalanladı; oysa o gerçektir. De ki: "Ben sizin üzerinize vekil değilim."
67. لِكُلِّ نَبَإٍ مُسْتَقَرٌّ وَسَوْفَ تَعْلَمُونَ
Meali: Her haberin gerçekleşeceği bir zaman vardır. Yakında bileceksiniz.
68. وَإِذَا رَأَيْتَ الَّذِينَ يَخُوضُونَ فِي آيَاتِنَا فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ حَتَّى يَخُوضُوا فِي حَدِيثٍ غَيْرِهِ وَإِمَّا يُنْسِيَنَّكَ الشَّيْطَانُ فَلَا تَقْعُدْ بَعْدَ الذِّكْرَى مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
Meali: Âyetlerimiz hakkında ileri geri konuşmaya dalanları gördüğün zaman, başka bir konuya geçinceye kadar onlardan yüz çevir. Şayet şeytan sana bunu unutturursa, hatırladıktan sonra artık zalim toplulukla beraber oturma.
69. وَمَا عَلَى الَّذِينَ يَتَّقُونَ مِنْ حِسَابِهِمْ مِنْ شَيْءٍ وَلَكِنْ ذِكْرَى لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ
Meali: Sakınanlara onların hesabından bir şey düşmez; lakin belki sakınırlar diye öğüt vermek gerekir.
70. وَذَرِ الَّذِينَ اتَّخَذُوا دِينَهُمْ لَعِبًا وَلَهْوًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَذَكِّرْ بِهِ أَنْ تُبْسَلَ نَفْسٌ بِمَا كَسَبَتْ لَيْسَ لَهَا مِنْ دُونِهِ وَلِيُّ وَلَا شَفِيعٌ وَإِنْ تَعْدِلْ كُلَّ عَدْلٍ لَا يُؤْخَذْ مِنْهَا أُولَئِكَ الَّذِينَ أُبْسِلُوا بِمَا كَسَبُوا لَهُمْ شَرَابٌ مِنْ حَمِيمٍ وَعَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَسَبُوا
Meali: Dinlerini bir oyun ve eğlence edinenleri ve dünya hayatının aldattığı kimseleri bırak. Hiçbir nefis kazandığı yüzünden helaka sürüklenmesin diye Kur'an ile öğüt ver. O nefis için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir şefaatçi vardır. O, her türlü fidye verse de kabul olunmaz. İşte onlar kazandıkları yüzünden helaka sürüklenenlerdir. Onlar için kaynar sudan bir içecek ve inkâr ettiklerinden dolayı elem verici bir azap vardır.
71. قُلْ أَنَدْعُو مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَنْفَعُنَا وَلَا يَضُرُّنَا وَنُرَدُّ عَلَى أَعْقَابِنَا بَعْدَ إِذْ هَدَانَا اللَّهُ كَالَّذِي اسْتَهْوَتْهُ الشَّيَاطِينُ فِي الْأَرْضِ حَيْرَانَ لَهُ أَصْحَابٌ يَدْعُونَهُ إِلَى الْهُدَى اِئْتِنَا قُلْ إِنَّ هُدَى اللَّهِ هُوَ الْهُدَى وَأُمِرْنَا لِنُسْلِمَ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ
Meali: De ki: "Allah'ı bırakıp da bize ne fayda ne de zarar verebilecek olan şeylere mi yalvaralım? Allah bizi hidayete erdirdikten sonra şeytanların baştان çıkarıp çölde şaşkın bir halde bıraktığı, arkadaşlarının da 'Bize gel!' diye doğru yola çağırdığı kimse gibi topuklarımız üzerinde gerisin geri mi döndürülelim?" De ki: "Şüphesiz Allah'ın gösterdiği yol, asıl yoldur. Biz bize âlemlerin Rabbine teslim olmamız emrolundu."
72. وَأَنْ أَقِيمُوا الصَّلَاةَ وَاتَّقُوهُ وَهُوَ الَّذِي إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Meali: "Ve namazı dosdoğru kılın, O'na karşı gelmekten sakının." O, huzurunda toplanacağınız zattır.
73. وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ وَيَوْمَ يَقُولُ كُنْ فَيَكُونُ قَوْلُهُ الْحَقُّ وَلَهُ الْمُلْكُ يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ
Meali: Gökleri ve yeri hak ile yaratan O'dur. "Ol" der, o da hemen oluverir. O'nun sözü haktır. Sûra üfleneceği gün mülk O'nundur. Gizliyi de aşikârı de bilendir. O, hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyden haberdar olandır.
74. وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ لَأَبِيهِ آزَرَ أَتَتَّخِذُ أَصْنَامًا آلِهَةً إِنِّي أَرَاكَ وَقَوْمَكَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ
Meali: Hani İbrahim babası Âzer'e, "Sen putları tanrı mı ediniyorsun? Şüphesiz ben seni de kavmini de apaçık bir sapıklık içinde görüyorum" demişti.
75. وَكَذَلِكَ نُرِي إِبْرَاهِيمَ مَلَكُوتَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَلِيَكُونَ مِنَ الْمُوقِنِينَ
Meali: Böylece biz İbrahim'e, kesin olarak inananlardan olması için göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk.
76. فَلَمَّا جَنَّ عَلَيْهِ اللَّيْلُ رَأَى كَوْكَبًا قَالَ هَذَا رَبِّي فَلَمَّا أَفَلَ قَالَ لَا أُحِبُّ الْآفِلِينَ
Meali: Gece bastırınca bir yıldız gördü, "Bu benim rabbimdir" dedi. Yıldız batınca, "Batanları sevmem" dedi.
77. فَلَمَّا رَأَى الْقَمَرَ بَازِغًا قَالَ هَذَا رَبِّي فَلَمَّا أَفَلَ قَالَ لَئِنْ لَمْ يَهْدِنِي رَبِّي لَأَكُونَنَّ مِنَ الْقَوْمِ الضَّالِّينَ
Meali: Ay'ı doğarken görünce, "Bu benim rabbimdir" dedi. O da batınca, "Andolsun ki rabbim beni doğru yola iletmeseydi, elbette sapıtan topluluktan olurum" dedi.
78. فَلَمَّا رَأَى الشَّمْسَ بَازِغَةً قَالَ هَذَا رَبِّي هَذَا أَكْبَرُ فَلَمَّا أَفَلَتْ قَالَ يَا قَوْمِ إِنِّي بَرِيءٌ مِمَّا تُشْرِكُونَ
Meali: Güneşi doğarken görünce, "Bu benim rabbimdir, bu daha büyük" dedi. O da batınca, "Ey kavmim! Şüphesiz ben sizin ortak koştuklarınızdan uzağım" dedi.
79. إِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ حَنِيفًا وَمَا أَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ
Meali: "Ben hanif olarak, yüzümü gökleri ve yeri yaratan Allah'a çevirdim ve ben müşriklerden değilim."

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)

  • خَزَائِن (Hazâin): Hazineler.
    Cümle: خَزَائِنُ اللَّهِ (Allah'ın hazineleri)
  • غَيْب (Gayb): Gizli olan, bilinmeyen.
    Cümle: أَعْلَمُ الْغَيْبَ (Gaybı bilirim.)
  • مَلَك (Melek): Melek.
    Cümle: إِنِّي مَلَكٌ (Ben bir meleğim.)
  • أَعْمَى (A'mâ): Kör.
    Cümle: هَلْ يَسْتَوِي الْأَعْمَى (Kör bir olur mu?)
  • بَصِير (Basîr): Gören, basiret sahibi.
    Cümle: وَالْبَصِيرُ (Ve gören.)
  • وَلِيّ (Veliyy): Dost, sahip, koruyucu.
    Cümle: وَلِيُّ وَلَا شَفِيعٌ (Ne bir dost ne bir şefaatçi.)
  • شَفِيع (Şefî'): Şefaatçi.
    Cümle: وَلَا شَفِيعٌ (Ve ne de bir şefaatçi.)
  • غَدَاة (Ğadât): Sabah vakti.
    Cümle: بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ (Sabah ve akşam.)
  • عَشِيّ (Aşiy): Akşam vakti.
    Cümle: وَالْعَشِيِّ (Ve akşam.)
  • وَجْh (Veçh): Yüz, rıza, yön.
    Cümle: يُرِيدُونَ وَجْهَهُ (O'nun rızasını isterler.)
  • حِسَاب (Hisâb): Hesap.
    Cümle: حِسَابِهِمْ مِنْ شَيْءٍ (Onların hesabından bir şey.)
  • شَيْء (Şey'): Şey, nesne.
    Cümle: مِنْ شَيْءٍ (Hiçbir şeyden.)
  • ظَالِم (Zâlim): Zalim, haksızlık eden.
    Cümle: مِنَ الظَّالِمِينَ (Zalimlerden.)
  • سَلَام (Selâm): Esenlik, selam.
    Cümle: سَلَامٌ عَلَيْكُمْ (Selam üzerinize olsun.)
  • رَحْمَة (Rahmet): Merhamet, şefkat.
    Cümle: الرَّحْمَةَ (Merhameti.)
  • سُوء (Sû'): Kötülük.
    Cümle: عَمِلَ مِنْكُمْ سُوءًا (Sizden kim bir kötülük yaparsa.)
  • جَهَالَة (Cehâlet): Cahillik, bilmeyerek yapma.
    Cümle: بِجَهَالَةٍ (Bilmeyerek.)
  • مُجْرِم (Mücrim): Suçlu, günahkâr.
    Cümle: سَبِيلُ الْمُجْرِمِينَ (Suçluların yolu.)
  • هَوَى (Hevâ): Nefsani arzu, heves.
    Cümle: أَهْوَاءَكُمْ (Heveslerinize.)
  • بَيِّنَة (Beyyine): Açık delil, belge.
    Cümle: عَلَى بَيِّنَةٍ (Apaçık bir delil üzere.)
  • حُكْم (Hüküm): Hüküm, karar.
    Cümle: إِنِ الْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ (Hüküm ancak Allah'ındır.)
  • بَرّ (Berr): Kara, karalık.
    Cümle: فِي الْبَرِّ (Karada.)
  • بَحْر (Bahr): Deniz.
    Cümle: وَالْبَحْرِ (Ve denizde.)
  • وَرَقَة (Veraka): Yaprak.
    Cümle: مِنْ وَرَقَةٍ (Bir yaprak bile.)
  • حَبَّة (Habbe): Dane, tane.
    Cümle: وَلَا حَبَّةٍ (Ve ne bir tane.)

2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)

  • قَالَ (Kâle): Söyledi, dedi.
    Kökü: ق و ل / Cümle: قُلْ لَا أَقُولُ (De ki: "Söylemem".)
  • عَلِمَ (Alime): Bildi.
    Kökü: ع ل م / Cümle: وَلَا أَعْلَمُ الْغَيْبَ (Gaybı bilmem.)
  • اتَّبَعَ (İttebe'e): Tabi oldu, uydu.
    Kökü: ت ب ع / Cümle: إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا (Ancak uyarım.)
  • أَوْحَى (Evhâ): Vahyetti.
    Kökü: و ح ي / Cümle: مَا يُوحَى إِلَيَّ (Bana vahyolunana.)
  • اسْتَوَى (İstevâ): Eşit oldu.
    Kökü: س و ي / Cümle: هَلْ يَسْتَوِي الْأَعْمَى (Kör eşit olur mu?)
  • تَفَكَّرَ (Tefekkere): Düşündü.
    Kökü: ف ك ر / Cümle: أَفَلَا تَتَفَكَّرُونَ (Hiç düşünmüyor musunuz?)
  • أَنْذَرَ (Enzere): Uyardı.
    Kökü: ن ذ ر / Cümle: وَأَنْذِرْ بِهِ (Onunla uyar.)
  • خَافَ (Hâfe): Korktu.
    Kökü: خ و ف / Cümle: يَخَافُونَ (Korkarlar.)
  • حَشَرَ (Haşere): Topladı.
    Kökü: ح ش ر / Cümle: أَنْ يُحْشَرُوا (Toplanacaklarından.)
  • اتَّقَى (İttakâ): Sakındı.
    Kökü: و ق ي / Cümle: لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ (Umulur ki sakınırlar.)
  • طَرَدَ (Tarade): Kovdu.
    Kökü: ط ر د / Cümle: وَلَا تَطْرُدِ (Kovma.)
  • دَعَا (Da'â): Dua etti, çağırdı.
    Kökü: د ع و / Cümle: يَدْعُونَ رَبَّهُمْ (Rablerine dua ederler.)
  • أَرَادَ (Erâde): İstedi.
    Kökü: ر و د / Cümle: يُرِيدُونَ وَجْهَهُ (O'nun rızasını isterler.)
  • فَتَنَ (Fetene): İmtihan etti.
    Kökü: ف ت ن / Cümle: فَتَنَّا بَعْضَهُمْ (Bir kısmını imtihan ettik.)
  • مَنَّ (Menne): Lütfetti, ihsan etti.
    Kökü: م ن ن / Cümle: مَنَّ اللَّهُ عَلَيْهِمْ (Allah onlara lütfetti.)
  • جَاءَ (Câe): Geldi.
    Kökü: ج ي ء / Cümle: إِذَا جَاءَكَ (Sana geldiğinde.)
  • آمَنَ (Âmene): İman etti.
    Kökü: أ م ن / Cümle: يُؤْمِنُونَ (İnanırlar.)
  • كَتَبَ (Ketebe): Yazdı.
    Kökü: ك ت ب / Cümle: كَتَبَ رَبُّكُمْ (Rabbiniz yazdı.)
  • عَمِلَ (Amile): Yaptı.
    Kökü: ع م ل / Cümle: مَنْ عَمِلَ (Kim yaparsa.)
  • تَابَ (Tâbe): Tövbe etti.
    Kökü: ت و ب / Cümle: ثُمَّ تَابَ (Sonra tövbe etti.)
  • أَصْلَحَ (Aslaha): Dzeltti, ıslah etti.
    Kökü: ص ل ح / Cümle: وَأَصْلَحَ (Ve ıslah etti.)
  • غَفَرَ (Gafere): Bağışladı.
    Kökü: غ ف ر / Cümle: فَإَنَّهُ غَفُورٌ (Şüphesiz O bağışlayandır.)
  • فَصَّلَ (Fassale): Açıkladı, detaylandırdı.
    Kökü: ف ص ل / Cümle: نُفَصِّلُ الْآيَاتِ (Ayetleri açıklıyoruz.)
  • نَهَى (Nehâ): Men etti, yasakladı.
    Kökü: ن ه ي / Cümle: نُهِيتُ (Men edildim.)
  • ضَلَّ (Dalle): Sapıttı.
    Kökü: ض ل ل / Cümle: قَدْ ضَلَلْتُ (Şüphesiz sapıttım.)

3. Arapça Edat Örnekleri - Harfi Cerler Hariç (15 Adet)

  • لَا (Lâ): Olumsuzluk edatı (değil, yok).
    Cümle: لَا أَقُولُ لَكُمْ (Söylemiyorum.)
  • إِنْ (İn): Şart veya olumsuzluk edatı.
    Cümle: إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا (Uymuyorum ancak...)
  • إِلَّا (İllâ): İstisna edatı (ancak, -den başka).
    Cümle: إِلَّا مَا يُوحَى (Vahyolunandan başka.)
  • هَلْ (Hel): Soru edatı (mi?).
    Cümle: هَلْ يَسْتَوِي (Eşit olur mu?)
  • أَ (E): Soru hemzesi (mi?).
    Cümle: أَفَلَا تَتَفَكَّرُونَ (Hiç düşünmüyor musunuz?)
  • لَعَلَّ (Lealle): Umulur ki, belki.
    Cümle: لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ (Umulur ki sakınırlar.)
  • مَا (Mâ): Olumsuzluk veya ilgi edatı.
    Cümle: مَا عَلَيْكَ (Sana bir şey yoktur.)
  • أَنَّ (Enne): Tekit edatı (şüphesiz ki, -diğini).
    Cümle: أَنَّهُ مَنْ عَمِلَ (Şüphesiz kim yaparsa.)
  • ثُمَّ (Summe): Bağlaç / tertip edatı (sonra).
    Cümle: ثُمَّ تَابَ (Sonra tövbe etti.)
  • قَدْ (Kad): Teyit edatı (-di, şüphesiz).
    Cümle: قَدْ ضَلَلْتُ (Şüphesiz sapıttım.)
  • إِذًا (İzen): O halde, o takdirde.
    Cümle: إِذًا وَمَا أَنَا (O halde ben...)
  • لَوْ (Lev): Şart edatı (eğer).
    Cümle: لَوْ أَنَّ عِنْدِي (Eğer yanımda olsaydı.)
  • سَوْفَ (Sevfe): Gelecek zaman edatı (-ecek).
    Cümle: وَسَوْفَ تَعْلَمُونَ (Yakında bileceksiniz.)
  • أَمَّا (Emmâ): Tafsil veya şart edatı (ama).
    Cümle: أَمَّا الْيَتِيمَ (Yetim kişiye gelince...)
  • كَيْفَ (Keyfe): Soru edatı (nasıl).
    Cümle: انْظُرْ كَيْفَ (Nasıl olduğuna bak.)

konutesti

S.Muhammed Kayaalp (el-Haşimi) Ks

الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي

Arapça Dersleri-İslami Sohbetler-Tevhid-Tefsir-Hadis-Fıkıh-Fetvalar-İrşadlar

Kuranla-Arapca-6. En'âm Sûresi-1-1-79 Rating: 4.5 Diposkan Oleh: ☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي☝المحمدية☝

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.