☝📖İbrahimi ﷺ Muhammedi ﷺ Hanif İslam📖☝﷽𐰃𐰠𐰯☝📖المحمدية☝Muhammediyye📖☝𐰃𐰠𐰯༺الله أكبر ༻

Güncel Duyuru Eylül 2026

Kur'anla Arapça Dilbilgisi derslerimiz ve gramer ve kelime ezber testi ,örnek cümle ve kelimeler le beraber sitemize ekleniyor... 116 tane Arapça dilbilgisi konu testi ve Örnek kelimeler ve örnek cümleler ve kelime ezber testi sitemize eklendi..

☝المحمدية☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي 📖 ☝

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية-📖

Teoriye göre;İlluminati(hizbüşşeytan) yani uzaylı ve insan melezi ırklar,yarı vampir,yılan,ejderha vs melez soylardan oluşan topluluk,masonik, illuminatik firavun ve nemrud soylarının hipnoz,büyü,zihin kontrolü,algı yönetimi ile bireyler ve toplumları yönetmesi,hizbüşşeytan illumiatinin küresel illuminatik sistemi; siyaset,medya,sivil toplum,terör örgütleri,mafya,enerji,silah,ilaç,gıda tekeli alanlarda illuminati vardır!

Destek olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.

Kuranla-Arapca-6. En'âm Sûresi-2-80-165

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية علي الكتاب و السنة الصحيحة-📖
Üye olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.Kardeşlerimize Önemli :
اعوذ بالله من الشيطان الرجيم
 بسم الله الرحمان الرحيم
 الحمد لله رب العالمين و الصلاة و السلام علي امامنا محمد
 و آله و اهل بيته و صحبه و امته اجمعين
Euzü billahi mineşeydanirracimi ve min hizbihi..
Bismillahirrahmanirrahiym
Allahım cc Şeytandan ve onun hizbi tağutlardan
marid ve hannaslardan,cibt ve belamlardan sana sığınırız.Rahman ve rahiym olan Allahın cc adıyla.. 
Ahmedilik,kadıyanilik,bahailik,Vahhabilik,Şiilik,
illuminati,masonluk,yahudilik,nasırilik,nusayrilik,yezidilik,
sağcılık,solculuk,islamcılık,ateizm,deizm, budizm,hinduizm gibi  İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif İslama aykırı dini,felsefi ve ideolojik akımlardan imanımızı ve dinimizi koruyalım!     
İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif din islamdır!
İslam ise; peygamberler peygamberi cenabı Muhammed   dinidir!..
Nemrut,Firavun,İsis,ra ve el gibi tağutlar(illuminati) ve onların günümüzdeki soylarının ve taraftarlarının dini(inanış,felsefe,ideolojilerinin) değil!
𐰃𐰠𐰯Kur'an ve sahih sünnetin izinde Muhammediyiz𐰃𐰠𐰯
📖☝ المحمدية علي الكتاب و السنة☝📖 Arapça Dersleri☝İslami Sohbetler☝İslami İlimler☝Manevi Rehberlik☝  instagram: https://www.instagram.com/muhammediyye
  • Ders1
  • Ders2
  • Konu Testi
  • Sureler
  • Arapça Dersler
  • ☝📖المحمدية📖☝

Kuranla-Arapca-6. En'âm Sûresi-80-119.ayetler

Konu Özeti: En'âm Sûresi'nin 80-119. ayetleri arasındaki bu bölümde; Hz. İbrahim'in kavmiyle gerçekleştirdiği tevhid mücadelesi, önceki peygamberlerin ortak hidayet çizgisi, Allah'ın kâinattaki eşsiz yaratılış delilleri, putperestliğin batıllığı ve inatçı inkârcılara karşı Hz. Peygamber'e verilen ilahi teselli ve rehberlik ilkeleri ele alınmaktadır. Kaynak: kuran-eski.edize.com

Ayetler ve Türkçe Çevirileri

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

80. وَحَاجَّهُ قَوْمُهُ ۚ قَالَ أَتُحَاجُّونِّي فِي اللَّهِ وَقَدْ هَدَانِي ۚ وَلَا أَخَافُ مَا تُشْرِكُونَ بِهِ إِلَّا أَنْ يَشَاءَ رَبِّي شَيْئًا ۗ وَسِعَ رَبِّي كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا ۗ أَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ
Meali: Kavmi onunla tartışmaya girişti. İbrahim onlara şöyle dedi: "Benimle Allah hakkında mı tartışıyorsunuz? Oysa O bana benden hidâyet etmiştir. Sizin O'na ortak koştuklarınızdan ben korkmam; meğer ki Rabbim bir şey dilesin. Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız?"
81. وَكَيْفَ أَخَافُ مَا أَشْرَكْتُمْ وَلَا تَخَافُونَ أَنَّكُمْ أَشْرَكْتُم بِاللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَانًا ۚ فَأَيُّ الْفَرِيقَيْنِ أَحَقُّ بِالْأَمْنِ ۖ إِنْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
Meali: Siz Allah'ın, haklarında hiçbir delil indirmediği şeyleri O'na ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da, ben sizin ortak koştuklarınızdan nasıl korkarım? Şimdi biliyorsanız (söyleyin), iki gruptan hangisi güvende olmaya daha layıktır?
82. الَّذِينَ آمَنُوا وَلَمْ يَلْبِسُوا إِيمَانَهُمْ بِظُلْمٍ أُولَئِكَ لَهُمُ الْأَمْنُ وَهُمْ مُهْتَدُونَ
Meali: İnanıp da imanlarını zulümle (şirkle) bulaştırmayanlar var ya, işte güven onlarındır ve onlar doğru yolu bulanlardır.
83. وَتِلْكَ حُجَّتُنَا آتَيْنَاهَا إِبْرَاهِيمَ عَلَى قَوْمِهِ ۚ نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَاءُ ۗ إِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَلِيمٌ
Meali: İşte bunlar, kavmine karşı İbrahim'e verdiğimiz delillerimizdir. Biz dilediğimiz kimselerin derecelerini yükseltiriz. Şüphesiz senin Rabbin hikmet sahibidir, alimdir.
84. وَوَهَبْنَا لَهُ إِسْحَاقَ وَيَعْقُوبَ ۚ كُلًّا هَدَيْنَا ۚ وَنُوحًا هَدَيْنَا مِنْ قَبْلُ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِ دَاوُودَ وَسُلَيْمَانَ وَأَيُّوبَ وَيُوسُفَ وَمُوسَى وَهَارُونَ ۚ وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
Meali: Biz ona İshak'ı ve Yakub'u bağışladık; hepsini de hidâyete erdirdik. Daha önce Nûh'u ve onun soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u da hidâyete erdirdik. Biz iyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız.
85. وَزَكَرِيَّا وَيَحْيَى وَعِيسَى وَإِلْيَاسَ ۖ كُلٌّ مِنَ الصَّالِحِينَ
Meali: Zekeriyya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı da (hidayete erdirdik). Hepsi salih kimselerdendir.
86. وَإِسْمَاعِيلَ وَالْيَسَعَ وَيُونُسَ وَلُوطًا ۚ وَكُلًّا فَضَّلْنَا عَلَى الْعَالَمِينَ
Meali: İsmail'i, Elyesa'yı, Yunus'u ve Lut'u da. Hepsini âlemlere üstün kıldık.
87. وَمِنْ آبَائِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ وَإِخْوَانِهِمْ ۖ وَاجْتَبَيْنَاهُمْ وَهَدَيْنَاهُمْ إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
Meali: Onların babalarından, soylarından ve kardeşlerinden kimi de (seçtik); onları seçkin kıldık ve doğru yola ilettik.
88. ذَلِكَ هُدَى اللَّهِ يَهْدِي بِهِ مَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ ۚ وَلَوْ أَشْرَكُوا لَحَبِطَ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Meali: İşte bu, Allah'ın hidâyetidir ki, kullarından dilediğini bununla iletir. Eğer onlar da ortak koysalardı, yapmakta oldukları amelleri elbette boşa giderdi.
89. أُولَئِكَ الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ وَالْحُكْمَ وَالنُّبُوَّةَ ۚ فَإِنْ يَكْفُرْ بِهَا هَؤُلَاءِ فَقَدْ وَكَّلْنَا بِهَا قَوْمًا لَيْسُوا بِهَا بِكَافِرِينَ
Meali: İşte onlar, kendilerine kitap, hüküm ve peygamberlik verdiklerimizdir. Eğer şimdikiler bunları inkâr ederlerse, bil ki biz bunları inkâr etmeyen bir kavmi vekil kılmişızdır.
90. أُولَئِكَ الَّذِينَ هَدَى اللَّهُ ۖ فَبِهُدَاهُمُ اقْتَدِهْ ۗ قُلْ لَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا ۖ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرَى لِلْعَالَمِينَ
Meali: İşte onlar Allah'ın hidâyet ettiği kimselerdir. Öyleyse sen de onların yoluna uy. De ki: "Ben buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. O, ancak âlemler için bir öğüttür."
91. وَمَا قَدَرُوا اللَّهَ حَقَّ قَدْرِهِ إِذْ قَالُوا مَا أَنْزَلَ اللَّهُ عَلَى بَشَرٍ مِنْ شَيْءٍ ۗ قُلْ مَنْ أَنْزَلَ الْكِتَابَ الَّذِي جَاءَ بِهِ مُوسَى نُورًا وَهُدًى لِلنَّاسِ ۖ تَجْعَلُونَهُ قَراطِيسَ تُبْدُونَهَا وَتُخْفُونَ كَثِيرًا ۖ وَعُلِّمْتُمْ مَا لَمْ تَعْلَمُوا أَنْتُمْ وَلَا آبَاؤُكُمْ ۗ قُلِ اللَّهُ ۖ ثُمَّ ذَرْهُمْ فِي خَوْضِهِمْ يَلْعَبُونَ
Meali: Onlar, "Allah hiçbir beşere bir şey indirmemiştir" derken Allah'ı gereği gibi tanımamış oldular. De ki: "Öyleyse Musa'nın insanlara bir nur ve rehber olarak getirdiği Kitab'ı kim indirdi? Siz onu parça parça kâğıtlar yapıp bir kısmını açıklıyor, çoğunu da gizliyorsunuz. Oysa size ve babalarınıza bilmediğiniz şeyler öğretilmiştir." De ki: "Allah indirdi." Sonra onları bırak, daldıkları bataklıkta oynasınlar.
92. وَهَذَا كِتَابٌ أَنْزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ مُصَدِّقُ الَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ وَلِتُنْذِرَ أُمَّ الْقُرَى وَمَنْ حَوْلَهَا ۚ وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ يُؤْمِنُونَ بِهِ ۖ وَهُمْ عَلَى صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ
Meali: İşte bu (Kuran da) kendinden öncekileri tasdik eden, şehirler anasını (Mekke'yi) ve çevresindekileri uyarman için indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Âhirete inananlar buna da inanırlar ve onlar namazlarını titizlikle korurlar.
93. وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا أَوْ قَالَ أُوحِيَ إِلَيَّ وَلَمْ يُوحَ إِلَيْهِ شَيْءٌ وَمَنْ قَالَ سَأُنْزِلُ مِثْلَ مَا أَنْزَلَ اللَّهُ ۗ وَلَوْ تَرَى إِذِ الظَّالِمُونَ فِي غَمَرَاتِ الْمَوْتِ وَالْمَلَائِكَةُ بَاسِطُو أَيْدِيهِمْ أَخْرِجُوا أَنْفُسَكُمُ ۖ الْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنتُمْ تَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ غَيْرَ الْحَقِّ وَكُنْتُمْ عَنْ آيَاتِهِ تَسْتَكْبِرُونَ
Meali: Allah hakkında yalan uyduran veya kendisine hiçbir şey vahyolunmadığı halde "Bana vahyolundu" diyen ve "Ben de Allah'ın indirdiği gibi bir kitap indireceğim" diyen kimseden daha zalim kim vardır? Zalimleri ölüm dalgalanmaları içinde, melekler de ellerini uzatmış (vururken): "Çıkarın canlarınızı! Bugün Allah'a karşı haksız şeyler söylediğiniz ve O'nun âyetlerine karşı kibirlendiğiniz için alçaltıcı azapla cezalandırılacaksınız" derken bir görseydin!
94. وَلَقَدْ جِئْتُمُونَا فُرَادَى كَمَا خَلَقْنَاكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَتَرَكْتُمْ مَا خَوْلَنَاكُمْ وَرَاءَ ظُهُورِكُمْ ۖ وَمَا نَرَى مَعَكُمْ شُفَعَاءَكُمُ الَّذِينَ زَعَمْتُمْ أَنَّهُمْ فِيكُمْ شُرَكَاءُ ۚ لَقَدْ تَقَطَّعَ بَيْنَكُمْ وَضَلَّ عَنْكُمْ مَا كُنْتُمْ تَزْعُمُونَ
Meali: Andolsun ki sizi ilk defa yarattığımız gibi bize teker teker geldiniz. Size verdiklerimizi de arkanızda bıraktınız. Allah'ın ortakları olduklarını iddia ettiğiniz şefaatçilerinizi de sizinle beraber göremiyoruz. Aranızdaki bağlar kopmuş, iddia ettikleriniz sizi bırakıp kaybolmuştur.
95. إِنَّ اللَّهَ فَالِقُ الْحَبِّ وَالنَّوَى ۖ يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَمُخْرِجُ الْمَيِّتِ مِنَ الْحَيِّ ۚ ذَلِكُمُ اللَّهُ ۖ فَأَنَّى تُؤْفَكُونَ
Meali: Şüphesiz Allah, taneyi ve çekirdeği yarıp çıkarandır. Ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölü çıkarandır. İşte Allah budur; nasıl da (haktan) döndürülüyorsunuz?
96. فَالِقُ الْإِصْبَاحِ وَجَعَلَ اللَّيْلَ سَكَنًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ حُسْبَانًا ۚ ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ
Meali: O, sabahı aydınlatandır. Geceyi dinlenme vesilesi, güneşi ve ayları da birer hesap ölçüsü kılmıştır. İşte bu, mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen Allah'ın takdiridir.
97. وَهُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ النُّجُومَ لِتَهْتَدُوا بِهَا فِي ظُلُمَاتِ الْبَرِّ وَالْبَحْرِ ۗ قَدْ فَصَّلْنَا الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
Meali: Kara ve denizin karanlıklarında onlarla yol bulasınız diye sizin için yıldızları var eden O'dur. Bilen bir kavim için âyetleri etraflıca açıkladık.
98. وَهُوَ الَّذِي أَنْشَأَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ فَمُسْتَقَرٌّ وَمُسْتَوْدَعٌ ۗ قَدْ فَصَّلْنَا الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَفْقَهُونَ
Meali: Sizi bir tek nefisten yaratan, (sizin için) bir karar kılma yeri ve emanet bırakılacak yer var eden O'dur. Anlayan bir kavim için âyetleri etraflıca açıkladık.
99. وَهُوَ الَّذِي أَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَأَخْرَجْنَا بِهِ نَبَاتَ كُلِّ شَيْءٍ فَأَخْرَجْنَا مِنْهُ خَضِرًا نُخْرِجُ مِنْهُ حَبًّا مُتَرَاكِبًا وَمِنَ النَّخْلِ مِنْ طَلْعِهَا قِنْوَانٌ دَانِيَةٌ وَجَنَّاتٍ مِنْ أَعْنَابٍ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُشْتَبِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍ ۗ انْظُرُوا إِلَى ثَمَرِهِ إِذَا أَثْمَرَ وَيَنْعِهِ ۚ إِنَّ فِي ذَلِكُمْ لَآيَاتٍ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
Meali: Gökten su indiren O'dur. Onunla her bitkiyi çıkardık; ondan bir yeşillik çıkarıp, ondan üst üste binmiş taneler, hurma ağacının tomurcuğundan sarkan salkımlar, üzüm bağları, zeytin ve nar çıkarıyoruz; (bunların) birbirine benzer ve benzemeyeni vardır. Ürün vermesine ve olgunlaşmasına bir bakın! Şüphesiz inanan bir kavim için bunda âyetler vardır.
100. وَجَعَلُوا لِلَّهِ شُرَكَاءَ الْجِنَّ وَخَلَقَهُمْ ۖ وَخَرَقُوا لَهُ بَنِينَ وَبَنَاتٍ بِغَيْرِ عِلْمٍ ۚ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يَصِفُونَ
Meali: (Buna rağmen) cinleri Allah'a ortak koştular. Oysa onları O yaratmıştır. Bilgisizce O'na oğullar ve kızlar uydurdular. O, onların nitelediklerinden uzaktır, yücedir.
101. بَدِيعُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۖ أَنَّى يَكُونُ لَهُ وَلَدٌ وَلَمْ تَكُنْ لَهُ صَاحِبَةٌ ۖ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ ۖ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ
Meali: Gökleri ve yeri eşsiz olarak yaratandır. Eşi olmadığı halde nasıl bir çocuğu olabilir? Her şeyi O yaratmıştır ve O her şeyi bilendir.
102. ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ ۖ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ ۖ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ فَاعْبُدُوهُ ۚ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ
Meali: İşte Rabbiniz olan Allah odur. O'ndan başka ilah yoktur. Her şeyin yaratıcısıdır; o halde O'na kulluk edin. O her şeye vekildir.
103. لَا تُدْرِكُهُ الْأَبْصَارُ وَهُوَ يُدْرِكُ الْأَبْصَارَ ۖ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ
Meali: Gözler O'nu idrak edemez; lakin O gözleri idrak eder. O, lütuf sahibidir, her şeyden haberdardır.
104. قَدْ جَاءَكُمْ بَصَائِرُ مِنْ رَبِّكُمْ ۖ فَمَنْ أَبْصَرَ فَلِنَفْسِهِ ۖ وَمَنْ عَمِيَ فَعَلَيْهَا ۚ وَمَا أَنَا عَلَيْكُمْ بِحَفِيظٍ
Meali: "Rabbinizden size basiretler (deliller) gelmiştir. Kim bunu görürse kendi lehinedir; kim de körlük ederse kendi aleyhinedir. Ben üzerinize bekçi değilim."
105. وَكَذَلِكَ نُصَرِّفُ الْآيَاتِ وَلِيَقُولُوا دَرَسْتَ وَلِنُبَيِّنَهُ لَقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
Meali: İşte böylece biz âyetleri farklı şekillerde açıklıyoruz ki, (kâfirler) "Sen ders çalışmışsın" desinler ve biz onu bilen bir kavme iyice açıklayalım.
106. اتَّبِعْ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ ۖ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ ۖ وَأَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكِينَ
Meali: Rabbinden sana vahyolunana uy. O'ndan başka ilah yoktur. Müşriklerden yüz çevir.
107. وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ مَا أَشْرَكُوا ۗ وَمَا جَعَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا ۖ وَمَا أَنْتَ عَلَيْهِمْ بِوَكِيلٍ
Meali: Eğer Allah dileseydi ortak koşmazlardı. Biz seni onların üzerine bir bekçi kılmadık; sen onların vekili de değilsin.
108. وَلَا تَسُبُّوا الَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ فَيَسُبُّوا اللَّهَ عَدْوًا بِغَيْرِ عِلْمٍ ۗ كَذَلِكَ زَيَّنَّا لِكُلِّ أُمَّةٍ عَمَلَهُمْ ثُمَّ إِلَى رَبِّهِمْ مَرْجِعُهُمْ فَيُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Meali: Allah'tan başka taptıklarına sövmeyin; sonra onlar da bilmeyerek taşkınlık ederek Allah'a söverler. İşte böylece biz her ümmete amellerini süslü gösterdik; sonra dönüşleri Rablerinedir ve yapmakta olduklarını onlara bildirecektir.
109. وَأَقْسَمُوا بِاللَّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ لَئِنْ جَاءَتْهُمْ آيَةٌ لَيُؤْمِنُنَّ بِهَا ۚ قُلْ إِنَّمَا الْآيَاتُ عِنْدَ اللَّهِ ۖ وَمَا يُشْعِرُكُمْ أَنَّهَا إِذَا جَاءَتْ لَا يُؤْمِنُونَ
Meali: Onlar, kendilerine bir mucize gelirse mutlaka ona inanacaklarına dair bütün güçleriyle Allah'a yemin ettiler. De ki: "Mucizeler ancak Allah katındadır." (Mucize gelse de) onların inanmayacağını siz nereden bileceksiniz?
110. وَنُقَلِّبُ أَفْئِدَتَهُمْ وَأَبْصَارَهُمْ كَمَا لَمْ يُؤْمِنُوا بِهِ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَنَذَرُهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ
Meali: İlk defa buna inanmadıkları gibi, biz de onların kalplerini ve gözlerini ters çeviririz ve onları taşkınlıkları içinde şaşkın bir halde bırakırız.
111. وَلَوْ أَنَّنَا نَزَّلْنَا إِلَيْهِمُ الْمَلَائِكَةَ وَكَلَّمَهُمُ الْمَوْتَى وَحَشَرْنَا عَلَيْهِمْ كُلَّ شَيْءٍ قُبُلًا مَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا إِلَّا أَنْ يَشَاءَ اللَّهُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ يَجْهَلُونَ
Meali: Biz onlara melekler indirseydik, ölüler onlarla konuşsaydı ve her şeyi karşılarına toplasaydık, Allah dilemedikçe yine inanacak değillerdi; fakat çokları bunu bilmezler.
112. وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا شَيَاطِينَ الْإِنْسِ وَالْجِنِّ يُوحِي بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ زُخْرُفَ الْقَوْلِ غُرُورًا ۚ وَلَوْ شَاءَ رَبُّكَ مَا فَعَلُوهُ ۖ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ
Meali: İşte böylece biz her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Eğer Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı. Öyleyse onları uydurduklarıyla baş başa bırak.
113. وَلِيَصْغَى إِلَيْهِ أَفْئِدَةُ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ وَلِيَرْضَوْهُ وَلِيَقْتَرِفُوا مَا هُمْ مُقْتَرِفُونَ
Meali: (Bunu yaparlar ki) ahirete inanmayanların kalpleri ona ısınsın, onu bilsinler ve işledikleri günahları işlemeye devam etsinler.
114. أَفَغَيْرَ اللَّهِ أَبْتَغِي حَكَمًا وَهُوَ الَّذِي أَنْزَلَ إِلَيْكُمُ الْكِتَابَ مُفَصَّلًا ۚ وَالَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْلَمُونَ أَنَّهُ مُنَزَّلٌ مِنْ رَبِّكَ بِالْحَقِّ ۖ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ الْمُمْتَرِينَ
Meali: (De ki:) Allah'tan başka bir hakim mi arayayım? Oysa size Kitab'ı açıklanmış olarak indiren O'dur. Kendilerine kitap verdiklerimiz, onun Rabbinden hak olarak indirildiğini bilirler. Sakın şüphe edenlerden olma.
115. وَتَمَّتْ كَلِمَتُ رَبِّكَ صِدْقًا وَعَدْلًا ۚ لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِهِ ۚ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Meali: Rabbinin sözü doğruluk ve adalet bakımından tamamlanmıştır. O'nun sözlerini değiştirebilecek hiç kimse yoktur. O işitendir, bilendir.
116. وَإِنْ تُطِعْ أَكْثَرَ مَنْ فِي الْأَرْضِ يُضِلُّوكَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ ۚ إِنْ يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَإِنْ هُمْ إِلَّا يَخْرُصُونَ
Meali: Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyuyorlar ve sadece yalan söylüyorlar.
117. إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ مَنْ يَضِلُّ عَنْ سَبِيلِهِ ۖ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ
Meali: Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir; O, hidayete erenleri de en iyi bilendir.
118. فَكُلُوا مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ إِنْ كُنْتُمْ بِآيَاتِهِ مُؤْمِنِينَ
Meali: Eğer O'nun âyetlerine inanıyorsanız, üzerine Allah'ın adı anılmış olanlardan yiyin.
119. وَمَا لَكُمْ أَلَّا تَأْكُلُوا مِمَّا ذُكِرَ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ وَقَدْ فَصَّلَ لَكُمْ مَا حَرَّمَ عَلَيْكُمْ إِلَّا مَا اضْطُرِرْتُمْ إِلَيْهِ ۗ وَإِنَّ كَثِيرًا لَيُضِلُّونَ بِأَهْوَائِهِمْ بِغَيْرِ عِلْمٍ ۗ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِالْمُعْتَدِينَ
Meali: Size ne oluyor ki, Allah size haram kıldığı şeyleri ayrıntılı olarak açıklamışken, -darstada kalıp zorunlu olduklarınız hariç- üzerine Allah'ın adı anılanlardan yemiyorsunuz? Doğrusu birçoğu bilgisizce kendi hevesleriyle (başkalarını) saptırıyorlar. Şüphesiz Rabbin, haddi aşanları en iyi bilendir.

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)

  • رَبّ (Rabb): Rab, efendi, terbiye eden.
    Cümle: وَسِعَ رَبِّي كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا (Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır.)
  • عِلْم (İlm): İlim, bilgi.
    Cümle: وَسِعَ رَبِّي كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا (Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır.)
  • أَمْن (Emn): Güven, emniyet.
    Cümle: أُولَئِكَ لَهُمُ الْأَمْنُ (Güven onlarındır.)
  • دَرَجَة (Derece): Derece, makam.
    Cümle: نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ مَنْ نَشَاءُ (Dilediğimiz kimselerin derecelerini yükseltiriz.)
  • ذُرِّيَّة (Zürriyet): Soy, nesil.
    Cümle: وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِ دَاوُودَ (Onun soyundan Davud'u...)
  • صِرَاط (Sırât): Yol, cadde.
    Cümle: إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ (Doğru yola...)
  • كِتَاب (Kitâb): Kitap.
    Cümle: آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ (Onlara kitabı verdik.)
  • أَجْر (Ecr): Ücret, mükâfat.
    Cümle: لَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا (Buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum.)
  • بَشَر (Beşer): İnsan.
    Cümle: مَا أَنْزَلَ اللَّهُ عَلَى بَشَرٍ (Allah hiçbir beşere bir şey indirmemiştir.)
  • نُور (Nûr): Nur, ışık.
    Cümle: نُورًا وَهُدًى لِلنَّاسِ (İnsanlar için bir nur ve hidayet)
  • قَرَاطِيس (Karâtîs): Kâğıtlar, sayfalar.
    Cümle: تَجْعَلُونَهُ قَراطِيسَ (Onu parça parça kâğıtlar yapıyorsunuz.)
  • مَوْت (Mevt): Ölüm.
    Cümle: فِي غَمَرَاتِ الْمَوْتِ (Ölüm dalgalanmaları içinde)
  • حَبّ (Habb): Tane, tohum.
    Cümle: فَالِقُ الْحَبِّ وَالنَّوَى (Taneyi ve çekirdeği yarıp çıkaran)
  • نَوَى (Nevâ): Çekirdek.
    Cümle: وَالنَّوَى (Ve çekirdek)
  • لَيْل (Leyl): Gece.
    Cümle: وَجَعَلَ اللَّيْلَ سَكَنًا (Geceyi dinlenme vesilesi kıldı)
  • شَمْس (Şems): Güneş.
    Cümle: وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ (Güneş ve ay)
  • نُجُوم (Nücûm): Yıldızlar.
    Cümle: جَعَلَ لَكُمُ النُّجُومَ (Sizin için yıldızları var eden)
  • مَاء (Mâ'): Su.
    Cümle: أَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً (Gökten su indiren)
  • جَنَّة (Cennet / Cennât): Bağlar, cennetler.
    Cümle: وَجَنَّاتٍ مِنْ أَعْنَابٍ (Üzüm bağları)
  • وَلَد (Veled): Evlat, çocuk.
    Cümle: أَنَّى يَكُونُ لَهُ وَلَدٌ (Nasıl bir çocuğu olabilir?)
  • صَاحِبَة (Sâhibet): Eş, zevce.
    Cümle: وَلَمْ تَكُنْ لَهُ صَاحِبَةٌ (Eşi olmadığı halde)
  • بَصَائِر (Basâir): Basiretler, deliller.
    Cümle: قَدْ جَاءَكُمْ بَصَائِرُ (Basiretler gelmiştir)
  • عَدُوّ (Aduvv): Düşman.
    Cümle: جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا (Her peygambere düşman kıldık)
  • ظَنّ (Zann): Zan, varsayım.
    Cümle: إِنْ يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ (Ancak zanna uyuyorlar)
  • سَبِيل (Sebîl): Yol.
    Cümle: عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ (Allah'ın yolundan)

2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)

  • حَاجَّ (Hâgge / Hacce): Tartıştı.
    Kökü: ح ج ج / Cümle: وَحَاجَّهُ قَوْمُهُ (Kavmi onunla tartıştı.)
  • هَدَى (Hedâ): Hidayet etti, iletti.
    Kökü: ه د ي / Cümle: وَقَدْ هَدَانِي (O bana hidayet etti.)
  • خَافَ (Hâfe): Korktu.
    Kökü: خ و ف / Cümle: وَلَا أَخَافُ (Korkmam.)
  • شَاءَ (Şâe): Diledi.
    Kökü: ش ي ئ / Cümle: إِلَّا أَنْ يَشَاءَ رَبِّي (Meğer ki Rabbim dilesin.)
  • وَسِعَ (Vesi'e): Kuşattı, geniş oldu.
    Kökü: و س ع / Cümle: وَسِعَ رَبِّي كُلَّ شَيْءٍ (Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır.)
  • تَذَكَّرَ (Tezekkera): İbret aldı, düşündü.
    Kökü: ذ ك ر / Cümle: أَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ (Düşünüp ibret almaz mısınız?)
  • لَبِسَ (Lebise): Giydi / bulaştırdı.
    Kökü: ل ب س / Cümle: وَلَمْ يَلْبِسُوا إِيمَانَهُمْ (İmanlarını zulümle bulaştırmayanlar...)
  • رَفَعَ (Refe'e): Yükseltti.
    Kökü: ر ف ع / Cümle: نَرْفَعُ دَرَجَاتٍ (Dereceleri yükseltiriz.)
  • وَهَبَ (Vehebe): Bağışladı, lütfetti.
    Kökü: و ه ب / Cümle: وَوَهَبْنَا لَهُ إِسْحَاقَ (Ona İshak'ı bağışladık.)
  • فَضَّلَ (Faddale): Üstün kıldı.
    Kökü: ف ض ل / Cümle: وَكُلًّا فَضَّلْنَا عَلَى الْعَالَمِينَ (Hepsini âlemlere üstün kıldık.)
  • اجْتَبَى (İctebâ): Seçti, seçkin kıldı.
    Kökü: ج ب ي / Cümle: وَاجْتَبَيْنَاهُمْ (Onları seçtik.)
  • حَبِطَ (Habite): Boşa gitti.
    Kökü: ح ب ط / Cümle: لَحَبِطَ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ (Amelleri boşa giderdi.)
  • كَفَرَ (Kafere): İnkâr etti.
    Kökü: ك ف ر / Cümle: فَإِنْ يَكْفُرْ بِهَا (Eğer bunları inkâr ederse...)
  • وَكَّلَ (Vekkale): Vekil kıldı, görevlendirdi.
    Kökü: و ك ل / Cümle: فَقَدْ وَكَّلْنَا بِهَا قَوْمًا (Biz oraya bir kavmi vekil kılmışızdır.)
  • اقْتَدَى (İktedâ): Uydu, örnek aldı.
    Kökü: ق د و / Cümle: فَبِهُدَاهُمُ اقْتَدِهْ (Sen de onların yoluna uy.)
  • سَأَلَ (Se'ele): Sordu, istedi.
    Kökü: س أ ل / Cümle: لَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ أَجْرًا (Sizden bir ücret istemiyorum.)
  • أَخْرَجَ (Ahrece): Çıkardı.
    Kökü: خ ر ج / Cümle: أَخْرِجُوا أَنْفُسَكُمُ (Canlarınızı çıkarın!)
  • جَاءَ (Câe): Geldi.
    Kökü: ج ي ء / Cümle: جِئْتُمُونَا فُرَادَى (Bize teker teker geldiniz.)
  • تَرَكَ (Tereke): Bıraktı.
    Kökü: ت ر ك / Cümle: وَتَرَكْتُمْ مَا خَوْلَنَاكُمْ (Size verdiklerimizi arkanızda bıraktınız.)
  • زَعَمَ (Zeeme): İddia etti.
    Kökü: ز ع م / Cümle: الَّذِينَ زَعَمْتُمْ (İddia ettikleriniz...)
  • تَقَطَّعَ (Tekatta'e): Koptu, parçalandı.
    Kökü: ق ط ع / Cümle: لَقَدْ تَقَطَّعَ بَيْنَكُمْ (Aranızdaki bağlar koptu.)
  • ضَلَّ (Dalle): Saptı, kayboldu.
    Kökü: ض ل ل / Cümle: وَضَلَّ عَنْكُمْ (Sizi bırakıp kayboldu.)
  • أَنْشَأَ (Enşe'e): Yarattı, inşa etti.
    Kökü: ن ش ء / Cümle: أَنْشَأَكُمْ مِنْ نَفْسٍ (Sizi bir nefisten yaratan...)
  • اتَّبَعَ (İttabe'e): Tabi oldu, uymak.
    Kökü: ت ب ع / Cümle: اتَّبِعْ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ (Sana vahyolunana uy.)
  • أَطَاعَ (Atâa): İtaat etti.
    Kökü: ط و ع / Cümle: وَإِنْ تُطِعْ أَكْثَرَ مَنْ فِي الْأَرْضِ (Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan...)

3. Arapça Edat Örnekleri - Harfi Cerler Hariç (15 Adet)

  • وَ (Ve): Atıf edatı (ve).
    Cümle: وَحَاجَّهُ قَوْمُهُ (Kavmi onunla tartıştı.)
  • فَـ (Fe): Tertip ve sebep edatı (hemen, o halde).
    Cümle: فَأَيُّ الْفَرِيقَيْنِ (O halde hangi grup...)
  • لَا (Lâ): Olumsuzluk / nehiy edatı (-ma, -me).
    Cümle: وَلَا أَخَافُ (Korkmam.)
  • إِلَّا (İllâ): İstisna edatı (...den başka, ancak).
    Cümle: إِلَّا أَنْ يَشَاءَ رَبِّي (Meğer ki Rabbim dilesin.)
  • أَنَّ (Enne): Tekit / isim cümleç edatı (...dığını, ki).
    Cümle: أَنَّكُمْ أَشْرَكْتُم (Ortak koştuğunuzu...)
  • إِنْ (İn): Şart edatı (eğer).
    Cümle: إِنْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ (Eğer biliyorsanız...)
  • مَا (Mâ): Olumsuzluk veya ism-i mevsûl edatı (şey / ne / -ma).
    Cümle: مَا تُشْرِكُونَ (Ortak koştuklarınız...)
  • قَدْ (Kad): Tahkik / takrib edatı (kesinlik, -miştir).
    Cümle: وَقَدْ هَدَانِي (Şüphesiz O bana hidayet etmiştir.)
  • لَوْ (Lev): Şart edatı (keşke, -seydi).
    Cümle: وَلَوْ أَشْرَكُوا (Eğer ortak koysalardı...)
  • لَمْ (Lem): Cezmeden olumsuzluk edatı (-madı, -mez).
    Cümle: مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ (Hakkında hiçbir şey indirmediği...)
  • إِذَا (İzâ): Zaman edatı (ne zaman ki, -duğunda).
    Cümle: إِذْ قَالُوا (Dedikleri zaman...)
  • بَلْ (Bel): İtiraz / idrab edatı (bilakis, aksine).
    Cümle: بَلْ أَحْيَاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ (Bilakis onlar Rableri katında diridirler.)
  • أَمْ (Em): Soru / tahsis edatı (yoksa).
    Cümle: أَمْ هُمُ الْمُصَيْطِرُونَ (Yoksa hâkim olanlar onlar mıdır?)
  • ثُمَّ (Summe): Terâhi edatı (sonra).
    Cümle: ثُمَّ ذَرْهُمْ (Sonra onları bırak...)
  • لَئِنْ (Lein): Kasem ve şart edatı (andolsun ki eğer...).
    Cümle: لَئِنْ جَاءَتْهُمْ آيَةٌ (Andolsun ki onlara bir mucize gelirse...)

Kuranla-Arapca-6. En'âm Sûresi-120-165.ayetler

Konu Özeti: En'âm Sûresi'nin 120-165. ayetleri arasındaki bu bölümde; günahın açık ve gizlisinden sakınılması, Allah'ın emirlerine uyulması, tevhid inancı, putperestliğin ve batıl inançların eleştirilmesi, haram ve helal kılma yetkisinin yalnızca Allah'a ait olduğu, Hz. İbrahim'in tevhid mücadelesi ve dosdoğru yol (sırât-ı müstakîm) vurgulanmaktadır. Kaynak: kuran-eski.edize.com

Ayetler ve Türkçe Çevirileri

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

120. وَذَرُوا ظَاهِرَ الْإِثْمِ وَبَاطِنَهُ إِنَّ الَّذِينَ يَكْسِبُونَ الْإِثْمَ سَيُجْزَوْنَ بِمَا كَانُوا يَقْتَرِفُونَ
Meali: Günahın açık olanını da gizli olanını da bırakın! Çünkü günah işleyenler, yapmakta oldukları şeyler dolayısıyla cezalandırılacaklardır.
121. وَلَا تَأْكُلُوا مِمَّا لَمْ يُذْكَرِ اسْمُ اللَّهِ عَلَيْهِ وَإِنَّهُ لَفِسْقٌ وَإِنَّ الشَّيَاطِينَ لَيُوحُونَ إِلَى أَوْلِيَائِهِمْ لِيُجَادِلُوكُمْ وَإِنْ أَطَاعْتُمُوهُمْ إِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ
Meali: Üzerine Allah'ın adı anılmamış olanlardan yemeyin; çünkü bu kuşkusuz bir yoldan çıkıştır. Gerçekten şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına fısıldarlar. Eğer onlara itaat edersiniz, şüphesiz siz de müşrik olursunuz.
122. أَوَ مَنْ كَانَ مَيْتًا فَأَحْيَيْنَاهُ وَجَعَلْنَا لَهُ نُورًا يَمْشِي بِهِ فِي النَّاسِ كَمَنْ مَثَلُهُ فِي الظُّلُمَاتِ لَيْسَ بِخَارِجٍ مِنْهَا كَذَلِكَ زُيِّنَ لِلْكَافِرِينَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Meali: Ölü iken dirilttiğimiz, kendisine insanlar arasında yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp bir türlü çıkamayacak durumdaki kimse gibi olur mu? İşte kâfirlere yapmakta oldukları işler böyle süslü gösterilmiştir.
123. وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا فِي كُلِّ قَرْيَةٍ أَكَابِرَ مُجْرِمِيهَا لِيَمْكُرُوا فِيهَا وَمَا يَمْكُرُونَ إِلَّا بِأَنْفُسِهِمْ وَمَا يَشْعُرُونَ
Meali: Böylece her memlekette, oralarda hileler yapsınlar diye suçluların elebaşlarını var ettik. Oysa onlar ancak kendilerini aldatırlar da farkına varmazlar.
124. وَإِذَا جَاءَتْهُمْ آيَةٌ قَالُوا لَنْ نُؤْمِنَ حَتَّى نُؤْتَى مِثْلَ مَا أُوتِيَ رُسُلُ اللَّهِ اللَّهُ أَعْلَمُ حَيْثُ يَجْعَلُ رِسَالَتَهُ سَيُصِيبُ الَّذِينَ أَجْرَمُوا صَغَارٌ عِنْدَ اللَّهِ وَعَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا كَانُوا يَمْكُرُونَ
Meali: Onlara bir ayet geldiğinde, "Allah'ın elçilerine verilenlerin bir benzeri bize verilmedikçe asla inanmayacağız" derler. Allah, elçiliğini kime vereceğini çok iyi bilir. Suç işleyenlere, yapmakta oldukları hileler yüzünden Allah katında bir aşağılık ve çetin bir azap erişecektir.
125. فَمَنْ يُرِدِ اللَّهُ أَنْ يَهْدِيَهُ يَشْرَحْ صَدْرَهُ لِلْإِسْلَامِ وَمَنْ يُرِدْ أَنْ يُضِلَّهُ يَجْعَلْ صَدْرَهُ ضَيِّقًا حَرَجًا كَأَنَّمَا يَصَّعَّدُ فِي السَّمَاءِ كَذَلِكَ يَجْعَلُ اللَّهُ الرِّجْسَ عَلَى الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ
Meali: Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun göğsünü İslam'a açar; kimi de saptırmak isterse, göğsünü göğe çıkıyormuş gibi dar ve sıkıntılı kılar. Allah, inanmayanlara azabı işte böyle verir.
126. وَهَذَا صِرَاطُ رَبِّكَ مُسْتَقِيمًا قَدْ فَصَّلْنَا الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَذَّكَّرُونَ
Meali: İşte bu, Rabbinin dosdoğru yoludur. Biz, öğüt alan bir kavim için âyetleri etraflıca açıkladık.
127. لَهُمْ دَارُ السَّلَامِ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَهُوَ وَلِيُّهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Meali: Onlar için Rableri katında esenlik yurdu vardır. Yapmakta olduklarından ötürü O onların dostudur.
128. وَيَوْمَ يَحْشُرُ جَمِيعًا يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ قَدِ اسْتَكْثَرْتُمْ مِنَ الْإِنْسِ وَقَالَ أَوْلِيَاؤُهُمْ مِنَ الْإِنْسِ رَبَّنَا اسْتَمْتَعَ بَعْضُنَا بِبَعْضٍ وَبَلَغْنَا أَجَلَنَا الَّذِي أَجَّلْتَ لَنَا قَالَ النَّارُ مَثْوَاكُمْ خَالِدِينَ فِيهَا إِلَّا مَا شَاءَ اللَّهُ إِنَّ رَبَّكَ حَكِيمٌ عَلِيمٌ
Meali: O gün Allah onların hepsini toplayacak: "Ey cin topluluğu! İnsanların çoğunu yoldan çıkardınız" buyuracak. İnsanlardan olan dostları ise, "Ey Rabbimiz! Biz birbirimizden yararlandık ve bize tayin ettiğin sürenin sonuna ulaştık" diyecekler. Allah buyuracak ki: "Cehennem, Allah'ın diledikleri hariç, içinde ebedî kalacağınız yerinizdir." Şüphesiz Rabbin hikmet sahibidir, bilendir.
129. وَكَذَلِكَ نُوَلِّي بَعْضَ الظَّالِمِينَ بَعْضًا بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
Meali: İşte böylece biz, kazandıkları günahlardan ötürü zalimlerin bir kısmını diğer bir kısmına yönetici yaparız.
130. يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ أَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ آيَاتِي وَيُنذِرُونَكُمْ لِقَاءَ يَوْمِكُمْ هَذَا قَالُوا شَهِدْنَا عَلَى أَنْفُسِنَا وَغَرَّهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَشَهِدُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ أَنَّهُمْ كَانُوا كَافِرِينَ
Meali: "Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden size âyetlerimi anlatan ve bu gününüzle karşılaşacağınıza dair sizi uyardan elçiler gelmedi mi?" (Onlar,) "Kendi aleyhimize şahitlik ederiz ki (geldiler)" derler. Dünya hayatı onları aldattı ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ettiler.
131. ذَلِكَ أَنْ لَمْ يَكُ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرَى بِظُلْمٍ وَأَهْلُهَا غَافِلُونَ
Meali: Bu, Rabbinin, halkı habersizken ülkeleri haksız yere helâk edici olmamasındandır.
132. وَلِكُلٍّ دَرَجَاتٌ مِمَّا عَمِلُوا وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ
Meali: Herkesin yaptıklarına göre dereceleri vardır. Rabbin, onların yaptıklarından habersiz değildir.
133. وَرَبُّكَ الْغَنِيُّ ذُو الرَّحْمَةِ إِنْ يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَسْتَخْلِفْ مِنْ بَعْدِكُمْ مَا يَشَاءُ كَمَا أَنْشَأَكُمْ مِنْ ذُرِّيَّةِ قَوْمٍ آخَرِينَ
Meali: Rabbin zengindir, rahmet sahibidir. Dilerse sizi giderir ve arkanızdan, sizi başka bir kavmin soyundan getirdiği gibi dilediğini yerinize geçirir.
134. إِنَّ مَا تُوعَدُونَ لَآتٍ وَمَا أَنْتُمْ بِمُعْجِزِينَ
Meali: Size vaad edilenler mutlaka gelecektir; siz (Allah'ı) âciz bırakacak değilsiniz.
135. قُلْ يَا قَوْمِ اعْمَلُوا عَلَى مَكَانَتِكُمْ إِنِّي عَامِلٌ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ مَنْ تَكُونُ لَهُ عَاقِبَةُ الدَّارِ إِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ
Meali: De ki: "Ey kavmim! Elinizden geleni yapın, şüphe yok ki ben de yapmaktayım. Yurdun sonunun kime ait olduğunu yakında bileceksiniz. Şüphe yok ki zalimler asla kurtuluşa eremezler."
136. وَجَعَلُوا لِلَّهِ مِمَّا ذَرَأَ مِنَ الْحَرْثِ وَالْأَنْعَامِ نَصِيبًا فَقَالُوا هَذَا لِلَّهِ بِزَعْمِهِمْ وَهَذَا لِشُرَكَائِنَا فَمَا كَانَ لِشُرَكَائِهِمْ فَلَا يَصِلُ إِلَى اللَّهِ وَمَا كَانَ لِلَّهِ فَهُوَ يَصِلُ إِلَى شُرَكَائِهِمْ سَاءَ مَا يَحْكُمُونَ
Meali: Allah'ın yarattığı ekinlerden ve hayvanlardan O'na bir pay ayırıp akıllarınca, "Bu Allah'ın, bu da ortaklarımız içindir" dediler. Ortakları için ayrılan Allah'ın yoluna ulaşmaz, fakat Allah için ayrılan ortaklarına ulaşır! Ne kötü hüküm veriyorlar!
137. وَكَذَلِكَ زَيَّنَ لِكَثِيرٍ مِنَ الْمُشْرِكِينَ قَتْلَ أَوْلَادِهِمْ شُرَكَاؤُهُمْ لِيُرْدُوهُمْ وَلِيَلْبِسُوا عَلَيْهِمْ دِينَهُمْ وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ مَا فَعَلُوهُ فَذَرْهُمْ وَمَا يَفْتَرُونَ
Meali: Yine bunun gibi, ortakları, müşriklerdençoğuna çocuklarını öldürmeyi süslü gösterdiler ki hem onları helâk etsinler hem de dinlerini karıştırsınlar. Allah dileseydi bunu yapamazlardı; öyleyse onları uydurdukları şeylerle baş başa bırak.
138. وَقَالُوا هَذِهِ أَنْعَامٌ وَحَرْثٌ حِجْرٌ لَا يَطْعَمُهَا إِلَّا مَنْ نَشَاءُ بِزَعْمِهِمْ وَأَنْعَامٌ حُرِّمَتْ ظُهُورُهَا وَأَنْعَامٌ لَا يَذْكُرُونَ اسْمَ اللَّهِ عَلَيْهَا افْتِرَاءً عَلَيْهِ سَيَجْزِيهِمْ بِمَا كَانُوا يَفْتَرُونَ
Meali: Akıllarınca, "Bunlar dokunulmaz hayvanlar ve ekinlerdir; bunları bizim dilediğimizden başkası yiyemez. Bunlar da sırtlarına binilmesi haram edilmiş hayvanlardır" dediler. Bir kısım hayvanlar üzerine de Allah'ın adını anmazlar; bütün bunları O'na iftira ederek yaparlar. Allah onları işledikleri iftiralardan dolayı cezalandıracaktır.
139. وَقَالُوا مَا فِي بُطُونِ هَذِهِ الْأَنْعَامِ خَالِصَةٌ لِذُكُورِنَا وَمُحَرَّمٌ عَلَى أَزْوَاجِنَا وَإِنْ يَكُنْ مَيْتَةً فَهُمْ فِيهِ شُرَكَاءُ سَيَجْزِيهِمْ وَصْفَهُمْ إِنَّهُ حَكِيمٌ عَلِيمٌ
Meali: "Bu hayvanların karnındakiler yalnız erkeklerimize helaldir, kadınlarımıza haram kılınmıştır" dediler. Eğer o ölü doğarsa, onda hepsi ortaktır. Allah bu nitelemelerinin cezasını verecektir. Şüphesiz O hikmet sahibidir, bilendir.
140. قَدْ خَسِرَ الَّذِينَ قَتَلُوا أَوْلَادَهُمْ سَفَهًا بِغَيْرِ عِلْمٍ وَحَرَّمُوا مَا رَزَقَهُمُ اللَّهُ افْتِرَاءً عَلَيْهِ قَدْ ضَلُّوا وَمَا كَانُوا مُهْتَدِينَ
Meali: Bilgisizlik yüzünden akılsızca çocuklarını öldürenler ve Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği şeyleri Allah'a iftira ederek haram kılanlar elbette hüsrana uğramışlardır. Onlar şüphesiz sapıtmışlardır, doğru yolu bulmuş da değillerdir.
141. وَهُوَ الَّذِي أَنْشَأَ جَنَّاتٍ مَعْرُوشَاتٍ وَغَيْرَ مَعْرُوشَاتٍ وَالنَّخْلَ وَالزَّرْعَ مُخْتَلِفًا أُكُلُهُ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُتَشَابِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍ كُلُوا مِنْ ثَمَرِهِ إِذَا أَثْمَرَ وَآتُوا حَقَّهُ يَوْمَ حَصَادِهِ وَلَا تُسْرِفُوا إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ
Meali: Çardaklı ve çardaksız bahçeleri, ürünleri çeşit çeşit hurmaları, ekinleri, birbirine benzer ve benzemez biçimde zeytin ve nar ağaçlarını yaratan O'sudur. Her biri ürün verdiğinde ürününden yiyin, devşirip toplandığı gün de hakkını verin; fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.
142. وَمِنَ الْأَنْعَامِ حَمُولَةً وَفَرْشًا كُلُوا مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُبِينٌ
Meali: Hayvanlardan da yük taşıyanı ve yere serileni yarattı. Allah'ın size rızık olarak verdiğinden yiyin; şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır.
143. ثَمَانِيَةَ أَزْوَاجٍ مِنَ الضَّأْنِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْمَعْزِ اثْنَيْنِ قُلْ آلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ أَمِ الْأُنْثَيْنِ أَمْ مَا اشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ أَرْحَامُ الْأُنْثَيْنِ نَبِّئُونِي بِعِلْمٍ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
Meali: (Bu hayvanlar) ikisi koyundan, ikisi keçi olmak üzere sekiz eşittir. De ki: "O iki erkeği mi haram kıldı, yoksa iki dişi mi? Yoksa dişi iki hayvanın rahimlerinde bulunan yavruları mı? Eğer doğru sözlü iseniz bana bir ilimle haber verin."
144. وَمِنَ الْإِبِلِ اثْنَيْنِ وَمِنَ الْبَقَرِ اثْنَيْنِ قُلْ آلذَّكَرَيْنِ حَرَّمَ أَمِ الْأُنْثَيْنِ أَمْ مَا اشْتَمَلَتْ عَلَيْهِ أَرْحَامُ الْأُنْثَيْنِ أَمْ كُنْتُمْ شُهَدَاءَ إِذْ وَصَّاكُمُ اللَّهُ بِهَذَا فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا لِيُضِلَّ النَّاسَ بِغَيْرِ عِلْمٍ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ
Meali: İkisi de deveden, ikisi de sığırdan (çiftler yaratmıştır). De ki: "O iki erkeği mi haram kıldı, yoksa iki dişi mi? Yoksa dişi iki hayvanın rahimlerinde bulunan yavruları mı? Yoksa Allah'ın size böyle vasiyet ettiğine şahitler mi idiniz?" Bilgisizce insanları saptırmak için Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.
145. قُلْ لَا أَجِدُ فِي مَا أُوحِيَ إِلَيَّ مُحَرَّمًا عَلَى طَاعِمٍ يَطْعَمُهُ إِلَّا أَنْ يَكُونَ مَيْتَةً أَوْ دَمًا مَسْفُوحًا أَوْ لَحْمَ خِنْزِيرٍ فَإِنَّهُ رِجْسٌ أَوْ فِسْقًا أَهُلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَإِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ رَحِيمٌ
Meali: De ki: "Bana vahyolunanlar arasında, leş, akıtılmış kan, domuz eti -ki pisliktir- ya da Allah'tan başkası adına kesilmiş bir fısk olanlardan başka, yemek isteyen bir kimsenin yiyeceği haram kılınmış bir şey bulamıyorum. Kim darda kalırsa, başkasının hakkına saldırmamak ve sınırı aşmamak şartıyla (bunlardan yiyebilir)." Şüphesiz Rabbin bağışlayandır, merhamet edendir.
146. وَعَلَى الَّذِينَ هَادُوا حَرَّمْنَا كُلَّ ذِي ظُفُرٍ وَمِنَ الْبَقَرِ وَالْغَنَمِ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ شُحُومَهُمَا إِلَّا مَا حَمَلَتْ ظُهُورُهُمَا أَوِ الْحَوَايَا أَوْ مَا اخْتَلَطَ بِعَظْمٍ ذَلِكَ جَزَيْنَاهُمْ بِبَغْيِهِمْ وَإِنَّا لَصَادِقُونَ
Meali: Yahudilere tırnaklı olan her hayvanı haram kıldık. Sığır ve koyunun da, sırtlarında veya bağırsaklarında bulunanlar ya da kemiğe karışanlar hariç, iç yağlarını onlara haram ettik. Azgınlıklarından ötürü onları işte böyle cezalandırdık. Biz şüphesiz dosdoğru söyleyenleriz.
147. فَإِنْ كَذَّبُوكَ فَقُلْ رَبُّكُمْ ذُو رَحْمَةٍ وَاسِعَةٍ وَلَا يُرَدُّ بَأْسُهُ عَنِ الْقَوْمِ الْمُجْرِمِينَ
Meali: Eğer seni yalanlarlarsa de ki: "Rabbiniz geniş rahmet sahibidir; fakat suçlu bir kavimden O'nun azabı geri çevrilemez."
148. سَيَقُولُ الَّذِينَ أَشْرَكُوا لَوْ شَاءَ اللَّهُ مَا أَشْرَكْنَا وَلَا آبَاؤُنَا وَلَا حَرَّمْنَا مِنْ شَيْءٍ كَذَلِكَ كَذَّبَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ حَتَّى ذَاقُوا بَأْسَنَا قُلْ هَلْ عِنْدَكُمْ مِنْ عِلْمٍ فَتُخْرِجُوهُ لَنَا إِنْ تَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَإِنْ أَنْتُمْ إِلَّا تَخْرُصُونَ
Meali: Ortak koşanlar diyecekler ki: "Allah dileseydi ne biz ortak koşardık ne de atalarımız; hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlar ve nihayet azabımızı tatmışlardı. De ki: "Yanınızda bize çıkarıp göstereceğiniz bir ilim var mı? Siz ancak zenne uyuyorsunuz ve siz sadece yalan atıyorsunuz."
149. قُلْ فَلِلَّهِ الْحُجَّةُ الْبَالِغَةُ فَلَوْ شَاءَ لَهَدَاكُمْ أَجْمَعِينَ
Meali: De ki: "Kesin delil yalnız Allah'ındır. Eğer O dileseydi hepinizi elbette doğru yola iletirdi."
150. قُلْ هَلُمَّ شُهَدَاءَكُمُ الَّذِينَ يَشْهَدُونَ أَنَّ اللَّهَ حَرَّمَ هَذَا فَإِنْ شَهِدُوا فَلَا تَشْهَدْ مَعَهُمْ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَاءَ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَالَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِآيَاتِنَا وَالَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِرَبِّهِمْ يَعْدِلُونَ
Meali: De ki: "Haydi Allah'ın bunu haram kıldığına şahitlik edecek şahitlerinizi getirin!" Eğer şahitlik ederlerse sen onlarla birlikte şahitlik etme; âyetlerimizi yalanlayanların, ahirete inanmayanların ve rablerine başkalarını denk tutanların arzu ve heveslerine uyma.
151. قُلْ تَعَالَوْا أَتْلُ مَا حَرَّمَ رَبُّكُمْ عَلَيْكُمْ أَلَّا تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئًا وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا وَلَا تَقْتُلُوا أَوْلَادَكُمْ مِنْ إِمْلَاقٍ نَحْنُ نَرْزُقُكُمْ وَإِيَّاهُمْ وَلَا تَقْرَبُوا الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَلَا تَقْتُلُوا النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلَّا بِالْحَقِّ ذَلِكُمْ وَصَّاكُمُ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
Meali: De ki: "Gelin, Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin -sizi de onları da biz rızıklandırıyoruz-. Kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın. Haklı bir sebep olmadıkça Allah'ın haram kıldığı cana kıymayın. İşte bunları Allah size emretti; ola ki aklınızı kullanırsınız."
152. وَلَا تَقْرَبُوا مَالَ الْيَتِيمِ إِلَّا بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ حَتَّى يَبْلُغَ أَشُدَّهُ وَأَوْفُوا الْكَيْلَ وَالْمِيزَانَ بِالْقِسْطِ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا وَإِذَا قُلْتُمْ فَاعْدِلُوا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَى وَبِعَهْدِ اللَّهِ أَوْفُوا ذَلِكُمْ وَصَّاكُمُ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَذَّكَرُونَ
Meali: Rüştüne erinceye kadar yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın. Ölçüyü ve tartıyı adaletle tam yapın. Biz herkese ancak gücünün yettiği kadarını yükleriz. Konuştuğunuzda, akrabanız aleyhine de olsa adaletli olun. Allah'a verdiğiniz sözü tutun. İşte bunları Allah size öğüt alasınız diye emretti.
153. وَأَنَّ هَذَا صِرَاطِي مُسْتَقِيمًا فَاتَّبِعُوهُ وَلَا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَبِيلِهِ ذَلِكُمْ وَصَّاكُمُ بِهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ
Meali: Şüphesiz bu benim dosdoğru yolumdur; buna uyun. Başka yollara uymayın; sonra onlar sizi Allah'ın yolundan ayırıp parça parça eder. İşte sakınasınız diye Allah bunları size emretti.
154. ثُمَّ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ تَمَامًا عَلَى الَّذِي أَحْسَنَ وَتَفْصِيلًا لِكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً لَعَلَّهُمْ بِلِقَاءِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ
Meali: Sonra biz, iyilik edenlere nimeti tamamlamak, her şeyi etraflıca açıklamak, bir rehber ve rahmet olmak üzere Musa'ya Kitap'ı verdik; ola ki rablerinin huzuruna çıkacaklarına inanırlar.
155. وَهَذَا كِتَابٌ أَنْزَلْنَاهُ مُبَارَكٌ فَاتَّبِعُوهُ وَاتَّقُوا لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
Meali: İşte bu da bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Buna uyun ve sakının ki size merhamet edilsin.
156. أَنْ تَقُولُوا إِنَّمَا أُنْزِلَ الْكِتَابُ عَلَى طَائِفَتَيْنِ مِنْ قَبْلِنَا وَإِنْ كُنَّا عَنْ دِرَاسَتِهِمْ لَغَافِلِينَ
Meali: Kitap ancak bizden önceki iki taifeye indirildi, biz ise onların okuyup yazmalarından habersiz idik demeyesiniz diye (indirilmiştir).
157. أَوْ تَقُولُوا لَوْ أَنَّا أُنْزِلَ عَلَيْنَا الْكِتَابُ لَكُنَّا أَهْدَى مِنْهُمْ فَقَدْ جَاءَكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ وَهُدًى وَرَحْمَةً فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنْ كَذَّبَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَصَدَفَ عَنْهَا سَنَجْزِي الَّذِينَ يَصْدِفُونَ عَنْ آيَاتِنَا سُوءَ الْعَذَابِ بِمَا كَانُوا يَصْدِفُونَ
Meali: Yahut, "Eğer bize kitap indirilseydi biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk" demeyesiniz diye. İşte size rabbinizden açık bir delil, bir rehber ve rahmet geldi. Artık Allah'ın âyetlerini yalanlayan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir? Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yapmakta oldukları yüz çevirmelerinden ötürü azabın en kötüsüyle cezalandıracağız.
158. هَلْ يَنْظُرُونَ إِلَّا أَنْ تَأْتِيَهُمُ الْمَلَائِكَةُ أَوْ يَأْتِيَ رَبُّكَ أَوْ يَأْتِيَ بَعْضُ آيَاتِ رَبِّكَ يَوْمَ يَأْتِي بَعْضُ آيَاتِ رَبِّكَ لَا يَنْفَعُ نَفْسًا إِيمَانُهَا لَمْ تَكُنْ آمَنَتْ مِنْ قَبْلُ أَوْ كَسَبَتْ فِي إِيمَانِهِمْ خَيْرًا قُلِ انْتَظِرُوا إِنَّنَا مُنتَظِرُونَ
Meali: Onlar kendilerine meleklerin gelmesini, yahut rabbinin gelmesini, ya da rabbinin bazı âyetlerinin gelmesini mi gözlüyorlar? Rabbinin bazı âyetlerinin geleceği gün, önceden inanmamış ya da inancında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık inanması bir fayda sağlamaz. De ki: "Bekleyin; şüphesiz biz de beklemekteyiz!"
159. إِنَّ الَّذِينَ فَرَّقُوا دِينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعًا لَسْتَ مِنْهُمْ فِي شَيْءٍ إِنَّمَا أَمْرُهُمْ إِلَى اللَّهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ
Meali: Dinlerini parça parça edip gruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilgin yoktur. Onların işi ancak Allah'a kalmıştır; sonra O, yapmakta olduklarını kendilerine bildirecektir.
160. مَنْ جَاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ أَمْثَالِهَا وَمَنْ جَاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزَى إِلَّا مِثْلَهَا وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
Meali: Kim bir iyilikle gelirse, ona bunun on katı vardır; kim de bir kötülükle gelirse, o sadece dengiyle cezalandırılır; onlar haksızlığa uğratılmazlar.
161. قُلْ إِنَّنِي هَدَانِي رَبِّي إِلَى صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ دِينًا قِيَمًا مِلَّةَ إِبْرَاهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ الْمُشْرِكِينَ
Meali: De ki: "Şüphesiz rabbim beni dosdoğru bir yola, hak bir dine, hanif olarak İbrahim'in dinine iletti. O, müşriklerden değildi."
162. قُلْ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Meali: De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm âlemlerin rabbi olan Allah içindir."
163. لَا شَرِيكَ لَهُ وَبِذَلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَا أَوَّلُ الْمُسْلِمِينَ
Meali: "O'nun hiçbir ortağı yoktur; bana böyle emrolundu ve ben müslümanların ilkiyim."
164. قُلْ أَغَيْرَ اللَّهِ أَبْغِي رَبًّا وَهُوَ رَبُّ كُلِّ شَيْءٍ وَلَا تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ إِلَّا عَلَيْهَا وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى ثُمَّ إِلَى رَبِّكُمْ مَرْجِعُكُمْ فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ
Meali: De ki: "Her şeyin rabbi O iken ben Allah'tan başka bir rab mi arayacağım? Herkesin kazandığı günah yalnız kendisine aittir. Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez. Sonunda dönüşünüz rabbinizedir; ve o, anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size bildirecektir."
165. وَهُوَ الَّذِي جَعَلَكُمْ خَلَائِفَ الْأَرْضِ وَرَفَعَ بَعْضَكُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَبْلُوَكُمْ فِي مَا آتَاكُمْ إِنَّ رَبَّكَ سَرِيعُ الْعِقَابِ وَإِنَّهُ لَغَفُورٌ رَحِيمٌ
Meali: Sizi yeryüzünün halifeleri yapan, size verdiği şeylerde sizi sınamak için kiminizi kiminizden derece derece üstün kılan O'dur. Şüphesiz rabbin cezası çetindir; fakat o, şüphesiz bağışlayandır, merhamet edendir.

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)

  • إِثْم (İsm): Günah.
    Cümle: وَذَرُوا ظَاهِرَ الْإِثْمِ (Günahın açık olanını bırakın.)
  • نُور (Nûr): Nur, ışık, aydınlık.
    Cümle: وَجَعَلْنَا لَهُ نُورًا (Ve ona bir nur verdik.)
  • ظُلُمَات (Zulumât): Karanlıklar.
    Cümle: فِي الظُّلُمَاتِ (Karanlıklar içinde.)
  • قَرْيَة (Karye): Şehir, kasaba, memleket.
    Cümle: فِي كُلِّ قَرْيَةٍ (Her memlekette...)
  • صَدْر (Sadr): Göğüs, kalb.
    Cümle: يَشْرَحْ صَدْرَهُ (Onun göğsünü açar.)
  • سَمَاء (Semâ): Gök, gökyüzü.
    Cümle: فِي السَّمَاءِ (Gökyüzünde...)
  • صِرَاط (Sırât): Yol, doğru yol.
    Cümle: هَذَا صِرَاطُ رَبِّكَ (İşte bu Rabbinin yoludur.)
  • دَار (Dâr): Yurt, ev.
    Cümle: دَارُ السَّلَامِ (Esenlik yurdu.)
  • وَلِيّ (Veliyy): Dost, yardımcı.
    Cümle: وَهُوَ وَلِيُّهُمْ (O onların dostudur.)
  • جِنّ (Cinn): Cinler.
    Cümle: يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ (Ey cin topluluğu!)
  • إِنْس (İns): İnsanlar.
    Cümle: مِنَ الْإِنْسِ (İnsanlardan...)
  • حَيَاة (Hayât): Hayat, yaşam.
    Cümle: الْحَيَاةُ الدُّنْيَا (Dünya hayatı.)
  • حَرْث (Hars): Ekin, tarla.
    Cümle: مِنَ الْحَرْثِ وَالْأَنْعَامِ (Ekinlerden ve hayvanlardan...)
  • أَنْعَام (En'âm): Davarlar, hayvanlar.
    Cümle: وَهَذِهِ أَنْعَامٌ (Ve bunlar hayvanlardır.)
  • أَوْلَاد (Evlâd): Çocuklar, evlatlar.
    Cümle: قَتْلَ أَوْلَادِهِمْ (Çocuklarını öldürmeyi...)
  • زَيْتُون (Zeytûn): Zeytin.
    Cümle: وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ (Zeytin ve nar...)
  • رُّمَّان (Rummân): Nar.
    Cümle: وَالرُّمَّانَ مُتَشَابِهًا (Benzer ve benzemez nar...)
  • ثَمَر (Semer): Meyve, ürün.
    Cümle: كُلُوا مِنْ ثَمَرِهِ (Onun meyvesinden yiyin.)
  • دَم (Dem): Kan.
    Cümle: أَوْ دَمًا مَسْفُوحًا (Ya da akıtılmış kan...)
  • لَحْم (Lehm): Et.
    Cümle: أَوْ لَحْمَ خِنْزِيرٍ (Ya da domuz eti...)
  • عِلْم (Ilm): Bilgi, ilim.
    Cümle: بِغَيْرِ عِلْمٍ (Bilgisizce...)
  • حُجَّة (Huccet): Delil, kanıt.
    Cümle: فَلِلَّهِ الْحُجَّةُ (Kesin delil Allah'ındır.)
  • كِتَاب (Kitâb): Kitap, yasa.
    Cümle: هَذَا كِتَابٌ (Bu bir kitaptır.)
  • مَال (Mâl): Mal, servet.
    Cümle: مَالَ الْيَتِيمِ (Yetimin malı...)
  • أَرْض (Ard): Yeryüzü, toprak.
    Cümle: خَلَائِفَ الْأَرْضِ (Yeryüzünün halifeleri...)

2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)

  • ذَرَوَ (Zerâ): Bıraktı, terk etti.
    Kökü: ذ ر و / Cümle: وَذَرُوا ظَاهِرَ الْإِثْمِ (Günahın açık olanını bırakın.)
  • كَسَبَ (Kesebe): Kazandı.
    Kökü: ك س ب / Cümle: يَكْسِبُونَ الْإِثْمَ (Günah kazanırlar.)
  • أَكَلَ (Ekale): Yedi.
    Kökü: أ ك ل / Cümle: وَلَا تَأْكُلُوا (Yemeyin.)
  • أَحْيَا (Ahyâ): Diriltti.
    Kökü: ح ي ي / Cümle: فَأَحْيَيْنَاهُ (Onu dirilttik.)
  • مَشَى (Meşâ): Yürüdü.
    Kökü: م ش ي / Cümle: يَمْشِي بِهِ (Onunla yürür.)
  • مَكَرَ (Makere): Hile yaptı, tuzak kurdu.
    Kökü: م ك ر / Cümle: لِيَمْكُرُوا فِيهَا (Oralarda hile yapsınlar diye...)
  • شَعَرَ (Şa'ara): Hissetti, farkına vardı.
    Kökü: ش ع ر / Cümle: وَمَا يَشْعُرُونَ (Farkına varmazlar.)
  • جَاءَ (Câe): Geldi.
    Kökü: ج ي ء / Cümle: جَاءَتْهُمْ آيَةٌ (Onlara bir ayet geldi.)
  • أَصَابَ (Asâbe): İsabet etti, erişti.
    Kökü: ص و ب / Cümle: سَيُصِيبُ الَّذِينَ أَجْرَمُوا (Suç işleyenlere erişecektir.)
  • أَجْرَمَ (Ecrme): Suç işledi.
    Kökü: ج ر م / Cümle: الَّذِينَ أَجْرَمُوا (Suç işleyenler...)
  • هَدَى (Hedâ): Hidayet etti, iletti.
    Kökü: ه د ي / Cümle: أَنْ يَهْدِيَهُ (Onu hidayete erdirmesini...)
  • شَرَحَ (Şaraha): Açtı, genişletti.
    Kökü: ش ر ح / Cümle: يَشْرَحْ صَدْرَهُ (Göğsünü açar.)
  • أَضَلَّ (Adalle): Saptırdı.
    Kökü: ض ل ل / Cümle: أَنْ يُضِلَّهُ (Onu saptırmasını...)
  • ذَكَرَ (Zakere): Andı, hatırladı.
    Kökü: ذ ك ر / Cümle: يَذَّكَّرُونَ (Öğüt alıyorlar.)
  • حَشَرَ (Haşere): Topladı.
    Kökü: ح ش ر / Cümle: يَحْشُرُ جَمِيعًا (Hepsini toplar.)
  • بَلَغَ (Balega): Ulaştı.
    Kökü: ب ل غ / Cümle: وَبَلَغْنَا أَجَلَنَا (Süremize ulaştık.)
  • غَفَلَ (Gafele): Gafil oldu, habersiz kaldı.
    Kökü: غ ف ل / Cümle: وَأَهْلُهَا غَافِلُونَ (Halkı habersizken...)
  • عَمِلَ (Amile): Yaptı, işledi.
    Kökü: ع م ل / Cümle: عَمِلُوا (Yaptılar.)
  • شَاءَ (Şâe): Delledi, diledi.
    Kökü: ش ي ء / Cümle: إِنْ يَشَأْ (Eğer dilerse...)
  • أَنْشَأَ (Enşee): Yarattı, inşa etti.
    Kökü: ن ش أ / Cümle: أَنْشَأَ جَنَّاتٍ (Bahçeler yarattı.)
  • فلاح (Faleha - Faleha / Yüfliu): Kurtuluşa erdi.
    Kökü: ف ل ح / Cümle: لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ (Zalimler kurtuluşa eremez.)
  • حَكَمَ (Hakeme): Hükmetti.
    Kökü: ح ك م / Cümle: يَحْكُمُونَ (Hükmediyorlar.)
  • حَرَّمَ (Harrame): Haram kıldı.
    Kökü: ح ر م / Cümle: حَرَّمَ رَبُّكُمْ (Rabbiniz haram kıldı.)
  • قَتَلَ / قَاتَلَ (Katale): Öldürdü.
    Kökü: ق ت ل / Cümle: قَتَلُوا أَوْلَادَهُمْ (Çocuklarını öldürdüler.)
  • رَزَقَ (Razaka): Rızıklandırdı.
    Kökü: ر ز ق / Cümle: رَزَقَكُمُ اللَّهُ (Allah sizi rızıklandırdı.)

3. Arapça Edat Örnekleri - Harfi Cerler Hariç (15 Adet)

  • إِنَّ (İnne): Tekit / vurgu edatı (şüphesiz, muhakkak).
    Cümle: إِنَّ الَّذِينَ يَكْسِبُونَ (Şüphesiz kazananlar...)
  • لَا (Lâ): Olumsuzluk / nehiy edatı (değil, -ma/-me).
    Cümle: لَنْ نُؤْمِنَ (Asla inanmayacağız - len) / وَلَا تَأْكُلُوا (Yemeyin.)
  • وَ (Ve): Atıf edatı (ve).
    Cümle: وَظَاهِرَ الْإِثْمِ وَبَاطِنَهُ (Açık ve gizli günah.)
  • فَـ (Fe): Tertip ve sebep edatı (hemen, o halde).
    Cümle: فَأَحْيَيْنَاهُ (Bunun üzerine onu dirilttik.)
  • إِذَا (İzâ): Zaman / şart edatı (-dığı zaman, ne zaman ki).
    Cümle: وَإِذَا جَاءَتْهُمْ آيَةٌ (Onlara bir ayet geldiğinde...)
  • لَنْ (Len): Olumsuz gelecek zaman edatı (asla).
    Cümle: لَنْ نُؤْمِنَ (Asla inanmayacağız.)
  • حَتَّى (Hattâ): Gaاية / sınır edatı (-e kadar, -inciye dek).
    Cümle: حَتَّى نُؤْتَى (Bize verilinceye kadar...)
  • مَنْ (Men): İsmi mevsul / şart edatı (kim, ki o).
    Cümle: فَمَنْ يُرِدِ اللَّهُ (Kim ki Allah dilerse...)
  • أَنْ (En): Masdar / nasbeden fiil edatı (-mek, -mak).
    Cümle: أَنْ يَهْدِيَهُ (Onu hidayete erdirmesini...)
  • إِلَّا (İllâ): İstisna edatı (ancak, -den başka).
    Cümle: وَمَا يَمْكُرُونَ إِلَّا بِأَنْفُسِهِمْ (Yalnızca kendilerini aldatırlar.)
  • ثُمَّ (Summe): Terâhi edatı (sonra).
    Cümle: ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ (Sonra onlara bildirecektir.)
  • هَلْ (Hel): Soru edatı (mi / mü).
    Cümle: هَلْ عِنْدَكُمْ مِنْ عِلْمٍ (Yanınızda bir ilim var mı?)
  • لَوْ (Lev): Şart edatı (eğer -seydi).
    Cümle: لَوْ شَاءَ اللَّهُ (Eğer Allah dileseydi...)
  • قَدْ (Kad): Tahkik edatı (-miştir, şüphesiz).
    Cümle: قَدْ فَصَّلْنَا (Şüphesiz açıkladık.)
  • مَا (Mâ): Olumsuzluk / ism-i mevsul edatı (ne, şey).
    Cümle: وَمَا يَشْعُرُونَ (Ve farkına varmazlar.)

konutesti

S.Muhammed Kayaalp (el-Haşimi) Ks

الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي

Arapça Dersleri-İslami Sohbetler-Tevhid-Tefsir-Hadis-Fıkıh-Fetvalar-İrşadlar

Kuranla-Arapca-6. En'âm Sûresi-2-80-165 Rating: 4.5 Diposkan Oleh: ☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي☝المحمدية☝

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.