☝📖İbrahimi ﷺ Muhammedi ﷺ Hanif İslam📖☝﷽𐰃𐰠𐰯☝📖المحمدية☝Muhammediyye📖☝𐰃𐰠𐰯༺الله أكبر ༻

Güncel Duyuru Eylül 2026

Kur'anla Arapça Dilbilgisi derslerimiz ve gramer ve kelime ezber testi ,örnek cümle ve kelimeler le beraber sitemize ekleniyor... 116 tane Arapça dilbilgisi konu testi ve Örnek kelimeler ve örnek cümleler ve kelime ezber testi sitemize eklendi..

☝المحمدية☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي 📖 ☝

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية-📖

Teoriye göre;İlluminati(hizbüşşeytan) yani uzaylı ve insan melezi ırklar,yarı vampir,yılan,ejderha vs melez soylardan oluşan topluluk,masonik, illuminatik firavun ve nemrud soylarının hipnoz,büyü,zihin kontrolü,algı yönetimi ile bireyler ve toplumları yönetmesi,hizbüşşeytan illumiatinin küresel illuminatik sistemi; siyaset,medya,sivil toplum,terör örgütleri,mafya,enerji,silah,ilaç,gıda tekeli alanlarda illuminati vardır!

Destek olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.

Kuranla-Arapca-7. A'râf Sûresi-1-1-100

☝https://www.muhammediyye.org/
📖-المحمدية علي الكتاب و السنة الصحيحة-📖
Üye olmak isteyen kardeşlerimiz iletişim formundan bize yazınız Allah razı olsun.Kardeşlerimize Önemli :
اعوذ بالله من الشيطان الرجيم
 بسم الله الرحمان الرحيم
 الحمد لله رب العالمين و الصلاة و السلام علي امامنا محمد
 و آله و اهل بيته و صحبه و امته اجمعين
Euzü billahi mineşeydanirracimi ve min hizbihi..
Bismillahirrahmanirrahiym
Allahım cc Şeytandan ve onun hizbi tağutlardan
marid ve hannaslardan,cibt ve belamlardan sana sığınırız.Rahman ve rahiym olan Allahın cc adıyla.. 
Ahmedilik,kadıyanilik,bahailik,Vahhabilik,Şiilik,
illuminati,masonluk,yahudilik,nasırilik,nusayrilik,yezidilik,
sağcılık,solculuk,islamcılık,ateizm,deizm, budizm,hinduizm gibi  İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif İslama aykırı dini,felsefi ve ideolojik akımlardan imanımızı ve dinimizi koruyalım!     
İbrahimi  ﷺ Muhammedi  ﷺ hanif din islamdır!
İslam ise; peygamberler peygamberi cenabı Muhammed   dinidir!..
Nemrut,Firavun,İsis,ra ve el gibi tağutlar(illuminati) ve onların günümüzdeki soylarının ve taraftarlarının dini(inanış,felsefe,ideolojilerinin) değil!
𐰃𐰠𐰯Kur'an ve sahih sünnetin izinde Muhammediyiz𐰃𐰠𐰯
📖☝ المحمدية علي الكتاب و السنة☝📖 Arapça Dersleri☝İslami Sohbetler☝İslami İlimler☝Manevi Rehberlik☝  instagram: https://www.instagram.com/muhammediyye
  • Ders1
  • Ders2
  • Konu Testi
  • Sureler
  • Arapça Dersler
  • ☝📖المحمدية📖☝

Kuranla-Arapca-7. A'râf Sûresi-1-49.ayetler

Konu Özeti: A'râf Sûresi'nin 1-49. ayetleri arasındaki bu bölümde; Kur'an-ı Kerim'in ilahi mesajı ve uyarı niteliği, Hz. Âdem ile İblis'in kıssası ve insanın yaratılış süreci, şeytanın vesveseleri ile insanoğlunu saptırma çabaları, cennet ve cehennem ehline dair tasvirler ve aralarındaki ibret verici diyaloglar detaylı bir şekilde ele alınmaktadır. Kaynak: kuran-eski.edize.com

Ayetler ve Türkçe Çevirileri

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

1. المص
Meali: Elif, Lâm, Mîm, Sâd.
2. كِتَابٌ أُنْزِلَ إِلَيْكَ فَلَا يَكُنْ فِي صَدْرِكَ حَرَجٌ مِنْهُ لِتُنْذِرَ بِهِ وَذِكْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ
Meali: Bu, kendisiyle insanları uyarman için ve mü'minlere öğüt olarak indirilmiş bir kitaptır. Artık ondan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.
3. اتَّبِعُوا مَا أُنْزِلَ إِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ وَلَا تَتَّبِعُوا مِنْ دُونِهِ أَوْلِيَاءَ قَلِيلًا مَا تَذَكَّرُونَ
Meali: Rabbinizden size indirilene uyun. Onu bırakıp başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
4. وَكَمْ مِنْ قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا فَجَاءَهَا بَأْسُنَا بَيَاتًا أَوْ هُمْ قَائِلُونَ
Meali: Nice memleketleri helak ettik. Onlara azabımız gece uykusuna dalmışken, yahut gündüz istirahat halinde iken gelmişti.
5. فَمَا كَانَ دَعْوَاهُمْ إِذْ جَاءَهُمْ بَأْسُنَا إِلَّا أَنْ قَالُوا إِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ
Meali: Azabımız kendilerine geldiğinde, "Gerçekten biz zalimler olmuştuk" demekten başka söyleyecekleri kalmamıştı.
6. فَلَنَسْأَلَنَّ الَّذِينَ أُرْسِلَ إِلَيْهِمْ وَلَنَسْأَلَنَّ الْمُرْسَلِينَ
Meali: Kendilerine peygamber gönderilenlere mutlaka soracağız. Peygamberlere de elbette soracağız.
7. فَلَنَقُصَّنَّ عَلَيْهِمْ بِعِلْمٍ وَمَا كُنَّا غَائِبِينَ
Meali: Andolsun, onlara yaptıklarını tam bir bilgi ile anlatacağız. Çünkü biz onlardan uzak değiliz.
8. وَالْوَزْنُ يَوْمَئِذٍ الْحَقُّ فَمَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ فَأُولَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Meali: O gün amellerin tartılması da haktır. Kimlerin sevabı ağır basarsa işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
9. وَمَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ فَأُولَئِكَ الَّذِينَ خَسِرُوا أَنْفُسَهُمْ بِمَا كَانُوا بِآيَاتِنَا يَظْلِمُونَ
Meali: Ama kimlerin sevabı da hafif gelirse işte onlar âyetlerimize haksızlık etmiş olmaları sebebiyle kendilerini ziyana sokanlardır.
10. وَلَقَدْ مَكَّنَّاكُمْ فِي الْأَرْضِ وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَايِشَ قَلِيلًا مَا تَشْكُرُونَ
Meali: Andolsun, size yeryüzünde imkan ve iktidar verdik. Sizin için orada birçok geçim imkanları da yarattık. Ama siz ne kadar az şükrediyorsunuz!
11. وَلَقَدْ خَلَقْنَاكُمْ ثُمَّ صَوَّرْنَاكُمْ ثُمَّ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ لَمْ يَكُنْ مِنَ السَّاجِدِينَ
Meali: Andolsun, sizi yarattık. Sonra size şekil verdik. Sonra da meleklere, "Adem için saygı ile eğilin" dedik. İblisten başka hepsi saygı ile eğildiler. O, saygı ile eğilenlerden olmadı.
12. قَالَ مَا مَنَعَكَ أَلَّا تَسْجُدَ إِذْ أَمَرْتُكَ قَالَ أَنَا خَيْرٌ مِنْهُ خَلَقْتَنِي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ طِينٍ
Meali: Allah, "Sana emrettiğim zaman seni saygı ile eğilmekten ne alıkoydu?" dedi. (O da) "Ben ondan hayırlıyım. Çünkü beni ateşten yarattın. Onu ise çamurdan yarattın" dedi.
13. قَالَ فَاهْبِطْ مِنْهَا فَمَا يَكُونُ لَكَ أَنْ تَتَكَبَّرَ فِيهَا فَاخْرُجْ إِنَّكَ مِنَ الصَّاغِرِينَ
Meali: Allah, "Şimdi in aşağı oradan. Çünkü senin orada büyüklük taslamak haddine değil! Hemen çık! Çünkü sen aşağılıklardansın" dedi.
14. قَالَ أَنْظِرْنِي إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
Meali: Şeytan dedi ki: "Bana insanların tekrar diriltilecekleri güne kadar süre ver."
15. قَالَ إِنَّكَ مِنَ الْمُنْظَرِينَ
Meali: Allah da, "Sen süre verilenlerdensin" dedi.
16. قَالَ فَبِمَا أَغْوَيْتَنِي لَأَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَقِيمَ
Meali: Şeytan dedi ki: "(Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım."
17. ثُمَّ لَآتِيَنَّهُمْ مِنْ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَنْ أَيْمَانِهِمْ وَعَنْ شَمَائِلِهِمْ وَلَا تَجِدُ أَكْثَرَهُمْ شَاكِرِينَ
Meali: Sonra önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım. Onların çoğunu, şükretmeyen kişiler olarak göreceksin.
18. قَالَ اخْرُجْ مِنْهَا مَذْءُومًا مَدْحُورًا لَمَنْ تَبِعَكَ مِنْهُمْ لَأَمْلَئَنَّ جَهَنَّمَ مِنْكُمْ أَجْمَعِينَ
Meali: Allah şöyle dedi: "Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık. Andolsun ki, onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehennemle dolduracağım."
19. وَيَا آدَمُ اسْكُنْ أَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ فَكُلَا مِنْ حَيْثُ شِئْتُمَا وَلَا تَقْرَبَا هَذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِمِينَ
Meali: "Ey Adem! Sen ve eşin cennete yerleşip oturun. Dilediğiniz yerden yeyin, ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa yanlış yapanlardan olursunuz."
20. فَوَسْوَسَ لَهُمَا الشَّيْطَانُ لِيُبْدِيَ لَهُمَا مَا وُورِيَ عَنْهُمَا مِنْ سَوْآتِهِمَا وَقَالَ مَا نَهَاكُمَا رَبُّكُمَا عَنْ هَذِهِ الشَّجَرَةِ إِلَّا أَنْ تَكُونَا مَلَكَيْنِ أَوْ تَكُونَا مِنَ الْخَالِدِينَ
Meali: Derken şeytan, birbirine kapalı olan ayıp yerlerini onlara göstermek için kendilerine vesvese verdi ve "Rabbiniz size bu ağacı ancak, melek olursunuz veya ebedi kalanlardan olursunuz diye yasakladı" dedi.
21. وَقَاسَمَهُمَا إِنِّي لَكُمَا لَمِنَ النَّاصِحِينَ
Meali: Ve onlara, "Şüphesiz ben size öğüt verenlerdenim" diye yemin etti.
22. فَدَلَّاهُمَا بِغُرُورٍ فَلَمَّا ذَاقَا الشَّجَرَةَ بَدَتْ لَهُمَا سَوْآتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِ وَنَادَاهُمَا رَبُّهُمَا أَلَمْ أَنْهَكُمَا عَنْ تِلْكُمَا الشَّجَرَةِ وَأَقُلْ لَكُمَا إِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمَا عَدُوٌّ مُبِينٌ
Meali: Böylece onları aldatarak aşağı düşürdü. Ağacı tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü. Hemen cennet yapraklarıyla üstlerini örtmeye başladılar. Rableri onlara, "Ben size o ağacı yasaklamadım mı ve şeytan size apaçık bir düşmandır demedim mi?" diye seslendi.
23. قَالَا رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنْفُسَنَا وَإِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ
Meali: Dediler ki: "Rabbimiz! Biz kendimize yanlış yaptık. Eğer sen bizi bağışlamaz ve ikramda bulunmazsan biz kesinlikle hüsrana uğrayanlardan oluruz."
24. قَالَ اهْبِطُوا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فِي الْأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ إِلَى حِينٍ
Meali: Allah dedi ki: "Biriniz diğerine düşman olarak oradan inin! Sizin için bu topraklarda yerleşecek yer ve bir süreye kadar geçiminizi sağlayacak şeyler bulunacaktır."
25. قَالَ فِيهَا تَحْيَوْنَ وَفِيهَا تَمُوتُونَ وَمِنْهَا تُخْرَجُونَ
Meali: Allah, "Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan (diriltilip) çıkarılacaksınız" dedi.
26. يَا بَنِي آدَمَ قَدْ أَنْزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاسًا يُوَارِي سَوْآتِكُمْ وَرِيشًا وَلِبَاسُ التَّقْوَى ذَلِكَ خَيْرٌ ذَلِكَ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ
Meali: Ey Âdemoğulları! Size hem bedeninizi örten hem de sizi güzel gösteren elbise indirdik. Sizi koruyan elbise var ya işte o en iyisidir. Bu, Allah'ın ayetlerindendir; gerek ki öğüt alırlar.
27. يَا بَنِي آدَمَ لَا يَفْتِنَنَّكُمُ الشَّيْطَانُ كَمَا أَخْرَجَ أَبَوَيْكُمْ مِنَ الْجَنَّةِ يَنْزِعُ عَنْهُمَا لِبَاسَهُمَا لِيُرِيَهُمَا سَوْآتِهِمَا إِنَّهُ يَرَاكُمْ هُوَ وَقَبِيلُهُ مِنْ حَيْثُ لَا تَرَوْنَهُمْ إِنَّا جَعَلْنَا الشَّياطِينَ أَوْلِيَاءَ لِلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ
Meali: Ey Âdemoğulları! Şeytan, ana babanızı, ayıp yerlerini birbirlerine göstermek için elbiselerini sıyırarak o bahçeden çıkardığı gibi sizi de saptırmasın. O ve tayfası, sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Biz şeytanları, inanmayanların en yakınları kılmışızdır.
28. وَإِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً قَالُوا وَجَدْنَا عَلَيْهَا آبَاءَنَا وَاللَّهُ أَمَرَنَا بِهَا قُلْ إِنَّ اللَّهَ لَا يَأْمُرُ بِالْفَحْشَاءِ أَقُولُونَ عَلَى اللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
Meali: Onlar çirkin bir hayasızlık işlediklerinde, "Atalarımızı bunun üzerinde bulduk, Allah da bunu bize emretti" derler. De ki: "Şüphesiz Allah çirkince hayasızlıkları emretmez. Allah'a karşı bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?"
29. قُلْ أَمَرَ رَبِّي بِالْقِسْطِ وَأَقِيمُوا وُجُوهَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَادْعُوهُ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ كَمَا بَدَأَكُمْ تَعُودُونَ
Meali: De ki: "Rabbim adaleti emretti. Her mescitte yüzünüzü O'na doğrultun ve dini kendisine has kılarak O'na yalvarın. İlk başta sizi yarattığı gibi yine O'na döneceksiniz."
30. فَرِيقًا هَدَى وَفَرِيقًا حَقَّ عَلَيْهِمُ الضَّلَالَةُ إِنَّهُمُ اتَّخَذُوا الشَّيَاطِينَ أَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ مُهْتَدُونَ
Meali: (Allah) bir takımının doğru yolda olduğunu onaylar, bir takımı da sapkın sayılmayı hak eder. Çünkü onlar, Allah'ı bırakıp şeytanları evliya edinmişler / Allah'tan daha yakın konumda tutmuşlar, üstelik kendilerini doğru yolda sanmaktadırlar.
31. يَا بَنِي آدَمَ خُذُوا زِينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُوا إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ
Meali: Ey Âdemoğulları! Secde edilen her yerde süsünüzü üzerinize alın / elbisenizi giyinin. Yiyin, için; ama israf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez.
32. قُلْ مَنْ حَرَّمَ زِينَةَ اللَّهِ الَّتِي أَخْرَجَ لِعِبَادِهِ وَالطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِ قُلْ هِيَ لِلَّذِينَ آمَنُوا فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا خَالِصَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ كَذَلِكَ نُفَصِّلُ الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
Meali: De ki: "Allah'ın kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kıldı?" De ki: "Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet gününde ise yalnız onlara mahsustur." Bilen topluluklar için ayetleri işte böyle açıklıyoruz.
33. قُلْ إِنَّمَا حَرَّمَ رَبِّيَ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَالإِثْمَ وَالْبَغْيَ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَأَنْ تُشْرِكُوا بِاللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ سُلْطَانًا وَأَنْ تَقُولُوا عَلَى اللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
Meali: De ki: "Rabbim ancak açık ve gizli kötülükleri, günahı, haksız yere taşkınlığı, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri Allah'a ortak koşmanızı ve Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır."
34. وَلِكُلِّ أُمَّةٍ أَجَلٌ فَإِذَا جَاءَ أَجَلُهُمْ لَا يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ
Meali: Her toplumun bir eceli vardır. Ecelleri geldiği zaman bir an bile erteleyemezler, öne de alamazlar.
35. يَا بَنِي آدَمَ إِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ آيَاتِي فَمَنِ اتَّقَى وَأَصْلَحَ فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
Meali: Ey Âdemoğulları! İçinizden size ayetlerimi anlatan peygamberler gelir de kim sakınır ve kendini düzeltirse, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
36. وَالَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَا أُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Meali: Ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara kibirlenenler ise ateş ehlidirler. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
37. فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِآيَاتِهِ أُولَئِكَ يَنَالُهُمْ نَصِيبُهُمْ مِنَ الْكِتَابِ حَتَّى إِذَا جَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ يَتَوَفَّوْنَهُمْ قَالُوا أَيْنَ مَا كُنْتُمْ تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ قَالُوا ضَلُّوا عَنَّا وَشَهِدُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ أَنَّهُمْ كَانُوا كَافِرِينَ
Meali: İşte onlara Kitap'taki nasibleri erişecektir. Sonunda kendilerine gönderdiğimiz elçilerimiz gelip canlarını alırken onlara "Allah'tan başka tapmakta olduklarınız nerede?" dediklerinde "Onlar bizi bırakıp kayboldular" derler. Ve onlar gerçekten kafir olduklarına kendi aleyhlerine şahitlik ederler.
38. قَالَ ادْخُلُوا فِي أُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ مِنَ الْجِنِّ وَالإِنْسِ فِي النَّارِ كُلَّمَا دَخَلَتْ أُمَّةٌ لَعَنَتْ أُخْتَهَا حَتَّى إِذَا ادَّارَكُوا فِيهَا جَمِيعاً قَالَتْ أُخْرَاهُمْ لِأُولَاهُمْ رَبَّنَا هَؤُلَاءِ أَضَلُّونَا فَآتِهِمْ عَذَابًا ضِعْفًا مِنَ النَّارِ قَالَ لِكُلٍّ ضِعْفٌ وَلَكِنْ لَا تَعْلَمُونَ
Meali: Her ümmet girdikçe yoldaşlarına lanet edecekler. Hepsi birbiri ardından orada toplanınca sonrakiler öncekiler için "Rabbimiz, işte bunlar bizi saptırdı. Öyleyse onlara ateşten kat kat artırılmış bir azab ver" diyecekler. Allah da "Herkes için kat kattır. Ancak siz bilmezsiniz" diyecek.
39. وَقَالَتْ أُولَاهُمْ لِأُخْرَاهُمْ فَمَا كَانَ لَكُمْ عَلَيْنَا مِنْ فَضْلٍ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ
Meali: Öncekiler sonrakilere şöyle diyecek: "Sizin bizden bir üstünlüğünüz yok ki! Siz de kazandıklarınıza karşılık bu azabı tadın."
40. إِنَّ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُوا عَنْهَا لَا تُفَتَّحُ لَهُمْ أَبْوَابُ السَّمَاءِ وَلَا يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى يَلِجَ الْجَمَلُ فِي سَمِّ الْخِيَاطِ وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُجْرِمِينَ
Meali: Şüphesiz ayetlerimizi yalanlayanlar ve onlara kibirlenenler var ya, onlara gök kapıları açılmayacak ve deve iğne deliğinden geçinceye kadar cennete giremeyeceklerdir. İşte suçluları böyle cezalandırırız.
41. لَهُمْ مِنْ جَهَنَّمَ مِهَادٌ وَمِنْ فَوْقِهِمْ غَوَاشٍ وَكَذَلِكَ نَجْزِي الظَّالِمِينَ
Meali: Onlar için cehennem ateşinden döşekler, üstlerinde de örtenler vardır. Biz zalimleri işte böyle cezalandırırız.
42. وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا أُولَئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Meali: İnanıp iyi işler yapanlar -ki hiç kimseye gücünün üstünde bir yük yüklemeyiz- işte onlar cennet ehlidirler. Onlar orada ebedi kalacaklardır.
43. وَنَزَعْنَا مَا فِي صُدُورِهِمْ مِنْ غِلٍّ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهِمُ الْأَنْهَارُ وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي هَدَانَا لِهَذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِيَ لَوْلَا أَنْ هَدَانَا اللَّهُ لَقَدْ جَاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ وَنُودُوا أَنْ تِلْكُمُ الْجَنَّةُ أُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ
Meali: Biz onların kalplerinde kin namına ne varsa söküp attık. Altlarından da ırmaklar akar. "Hamd, bizi buna eriştiren Allah'a mahsustur. Eğer Allah'ın bizi eriştirmesi olmasaydı, biz hidayete ermiş olamazdık. Andolsun Rabbimizin peygamberleri bize hakkı getirmişler" derler. Onlara, "İşte yaptığınız işler sayesinde kendisine varis kılındığınız cennet!" diye seslenilir.
44. وَنَادَى أَصْحَابُ الْجَنَّةِ أَصْحَابَ النَّارِ أَنْ قَدْ وَجَدْنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقًّا فَهَلْ وَجَدْتُمْ مَا وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّا قَالُوا نَعَمْ فَأَذَّنَ مُؤَذِّنٌ بَيْنَهُمْ أَنْ لَعْنَةُ اللَّهِ عَلَى الظَّالِمِينَ
Meali: Cennet ahalisi, o ateşin ahalisine: "Rabbimizin verdiği sözün gerçek olduğunu biz gördük. Peki, Rabbinizin size verdiği sözün gerçek olduğunu siz de gördünüz mü?" diye seslenir. Onlar da "Evet!" derler. Bunun üzerine aralarından bir seslenen şöyle duyurur: "Allah'ın lâneti zalimlerin üzerine olsun!"
45. الَّذِينَ يَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا وَهُمْ بِالْآخِرَةِ كَافِرُونَ
Meali: Onlar, Allah yolundan alıkoyanlar ve onu eğri büğrü göstermek isteyenlerdir. Onlar ahireti de inkar edenlerdir.
46. وَبَيْنَهُمَا حِجَابٌ وَعَلَى الْأَعْرَافِ رِجَالٌ يَعْرِفُونَ كُلًّا بِسِيمَاهُمْ وَنَادَوْا أَصْحَابَ الْجَنَّةِ أَنْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ لَمْ يَدْخُلُوهَا وَهُمْ يَطْمُرُونَ
Meali: İki taraf arasında bir perde ve A'râf üzerinde, her birini simalarından tanıyan adamlar vardır. Cennet ehline, "Selam olsun size!" diye seslenirler. Henüz oraya girmemiş fakat girmeyi arzu eden bu kimseler cennetliklere bakarlar.
47. وَإِذَا صُرِفَتْ أَبْصَارُهُمْ تِلْقَاءَ أَصْحَابِ النَّارِ قَالُوا رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
Meali: Gözleri cehennem ehli tarafına çevrildiği zaman, "Rabbimiz! Bizi zalim toplulukla beraber kılma" derler.
48. وَنَادَى أَصْحَابُ الْأَعْرَافِ رِجَالًا يَعْرِفُونَهُمْ بِسِيمَاهُمْ قَالُوا مَا أَغْنَى عَنْكُمْ جَمْعُكُمْ وَمَا كُنْتُمْ تَكْسِبُونَ
Meali: A'râftakiler simalarından tanıdıkları bir takım adamlara da seslenir ve şöyle derler: "Ne çokluğunuz, ne de taslamakta olduğunuz kibir size bir yarar sağladı!"
49. أَهَؤُلَاءِ الَّذِينَ أَقْسَمْتُمْ لَا يَنَالُهُمُ اللَّهُ بِرَحْمَةٍ ادْخُلُوا الْجَنَّةَ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمْ وَلَا أَنْتُمْ تَحْزَنُونَ
Meali: "Sizin, 'Allah bunları rahmete erdirmez' diye yemin ettikleriniz şunlar mı?" (Sonra cennetliklere dönerek) "Haydi, girin cennete. Size korku yok. Siz üzülecek de değilsiniz" derler.

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)

  • كِتَاب (Kitâب): Kitap, yasa.
    Cümle: كِتَابٌ أُنْزِلَ إِلَيْكَ ((Bu) sana indirilen bir kitaptır.)
  • صَدْر (Sadr): Göğüs, yürek.
    Cümle: فَلَا يَكُنْ فِي صَدْرِكَ حَرَجٌ (Göğsünde bir sıkıntı olmasın.)
  • قَرْيَة (Karye): Şehir, memleket.
    Cümle: وَكَمْ مِنْ قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا (Nice memleketleri helak ettik.)
  • بَأْس (Ba's): Azap, güç, şiddet.
    Cümle: فَجَاءَهَا بَأْسُنَا (Azabımız onlara geldi.)
  • ظَالِم (Zâlim): Haksızlık eden.
    Cümle: إِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ (Biz zalimler olmuştuk.)
  • رَسُول (Resûl): Elçi, peygamber.
    Cümle: وَلَنَسْأَلَنَّ الْمُرْسَلِينَ (Peygamberlere de elbette soracağız.)
  • وَزْن (Vezn): Tartı, ölçü.
    Cümle: وَالْوَزْنُ يَوْمَئِذٍ الْحَقُّ (O gün tartı haktır.)
  • مِيزَان (Mîzân): Terazi.
    Cümle: فَمَنْ ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ (Kimlerin tartıları ağır gelirse...)
  • أَرْض (Ard): Yeryüzü, yer.
    Cümle: مَكَّنَّاكُمْ فِي الْأَرْضِ (Sizi yeryüzünde yerleşik kıldık.)
  • مَعِيشَة (Meîşe): Geçim, rızık.
    Cümle: جَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَايِشَ (Orada geçimlikler yarattık.)
  • مَلَائِكَة (Melâike): Melekler.
    Cümle: قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا (Meleklere secde edin dedik.)
  • طِين (Tîn): Çamur, balçık.
    Cümle: خَلَقْتَنِي مِنْ نَارٍ وَخَلَقْتَهُ مِنْ طِينٍ (Beni ateşten, onu çamurdan yarattın.)
  • صَغِير (Sağîr): Aşağılıklardan olan.
    Cümle: إِنَّكَ مِنَ الصَّاغِرِينَ (Sen hor görülenlerdensin.)
  • يَوْم (Yevm): Gün.
    Cümle: إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ (Diriltilecekleri güne kadar.)
  • صِرَاط (Sirât): Yol.
    Cümle: صِرَاطَكَ الْمُسْتَقِيمَ (Dosdoğru yolun üzerinde...)
  • جَهَنَّم (Cehennem): Cehennem.
    Cümle: لَأَمْلَئَنَّ جَهَنَّمَ مِنْكُمْ (Cehennemi sizlerle dolduracağım.)
  • زَوْج (Zevc): Eş.
    Cümle: اسْكُنْ أَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ (Sen ve eşin cennete yerleşin.)
  • شَجَرَة (Şecere): Ağaç.
    Cümle: وَلَا تَقْرَبَا هَذِهِ الشَّجَرَةَ (Bu ağaca yaklaşmayın.)
  • وَرَق (Varak): Yaprak.
    Cümle: مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِ (Cennet yaprağından...)
  • لِبَاس (Libâs): Elbise, giysi.
    Cümle: أَنْزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاسًا (Üzerinize elbise indirdik.)
  • تَقْوَى (Takvâ): Sakınma, takva.
    Cümle: وَلِبَاسُ التَّقْوَى ذَلِكَ خَيْرٌ (Takva elbisesi daha hayırlıdır.)
  • مَسْجِد (Mescid): Mescit, secde yeri.
    Cümle: عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ (Her mescitte / secde yerinde...)
  • رِزْق (Rızk): Rızık, nimet.
    Cümle: وَالطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِ (Temiz rızıklardan...)
  • أُمَّة (Umme): Ümmet, topluluk.
    Cümle: وَلِكُلِّ أُمَّةٍ أَجَلٌ (Her ümmetin bir eceli vardır.)
  • جَنَّة (Cenne): Cennet.
    Cümle: أُولَئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ (İşte onlar cennet ehlidirler.)

2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)

  • أَنْزَلَ (Enzele): İndirdi.
    Kökü: ن ز ل / Cümle: كِتَابٌ أُنْزِلَ إِلَيْكَ (Sana bir kitap indirildi.)
  • كَذَّبَ (Kezzabe): Yalanladı.
    Kökü: ك ذ ب / Cümle: وَالَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا (Ayetlerimizi yalanlayanlar...)
  • أَهْلَكَ (Ehleke): Helak etti.
    Kökü: ه ل ك / Cümle: قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا (Nice memleketleri helak ettik.)
  • سَأَلَ (Seale): Sordu.
    Kökü: س أ ل / Cümle: وَلَنَسْأَلَنَّ الْمُرْسَلِينَ (Peygamberlere de elbette soracağız.)
  • وَزَنَ (Vezene): Tarttı.
    Kökü: و ز ن / Cümle: وَالْوَزْنُ يَوْمَئِذٍ الْحَقُّ (O gün tartı haktır.)
  • خَسِرَ (Hasire): Ziyana uğradı.
    Kökü: خ س ر / Cümle: أُولَئِكَ الَّذِينَ خَسِرُوا أَنْفُسَهُمْ (Kendilerini ziyana sokanlar...)
  • شَكَرَ (Şakere): Şükretti.
    Kökü: ش ك ر / Cümle: قَلِيلًا مَا تَشْكُرُونَ (Ne kadar az şükrediyorsunuz!)
  • خَلَقَ (Halaka): Yarattı.
    Kökü: خ ل ق / Cümle: وَلَقَدْ خَلَقْنَاكُمْ (Andolsun sizi yarattık.)
  • سَجَدَ (Sacede): Secde etti.
    Kökü: س ج د / Cümle: فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ (İblis hariç secde ettiler.)
  • أَمَرَ (Amere): Emretti.
    Kökü: أ م ر / Cümle: إِذْ أَمَرْتُكَ (Sana emrettiğim zaman...)
  • أَهْبَطَ (Ehbeta): İndirdi.
    Kökü: ه ب ط / Cümle: فَاهْبِطْ مِنْهَا (Oradan in!)
  • أَغْوَى (Agvâ): Azdirdi.
    Kökü: غ و ي / Cümle: فَبِمَا أَغْوَيْتَنِي (Beni azdırmana karşılık...)
  • قَعَدَ (Kaade): Oturdu.
    Kökü: ق ع د / Cümle: لَأَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ (Yolunda oturacağım.)
  • وَسْوَسَ (Vesvese): Vesvese verdi.
    Kökü: و س و س / Cümle: فَوَسْوَسَ لَهُمَا الشَّيْطَانُ (Şeytan vesvese verdi.)
  • ذَاقَ (Zâka): Tattı.
    Kökü: ذ و ق / Cümle: فَلَمَّا ذَاقَا الشَّجَرَةَ (Ağacı tattıklarında...)
  • نَادَى (Nâdâ): Seslendi.
    Kökü: ن د و / Cümle: وَنَادَاهُمَا رَبُّهُمَا (Rableri onlara seslendi.)
  • غَفَرَ (Gafere): Bağışladı.
    Kökü: غ ف ر / Cümle: وَإِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا (Eğer bizi bağışlamazsan...)
  • رَحِمَ (Rahime): Merhamet etti.
    Kökü: ر ح م / Cümle: وَتَرْحَمْنَا (Bize merhamet etmezsen...)
  • حَيِيَ (Hayiye): Yaşadı.
    Kökü: ح ي ي / Cümle: فِيهَا تَحْيَوْنَ (Orada yaşayacaksınız.)
  • مَاتَ (Mâte): Öldü.
    Kökü: م و ت / Cümle: وَفِيهَا تَمُوتُونَ (Orada öleceksiniz.)
  • أَخْرَجَ (Ahrece): Çıkardı.
    Kökü: خ ر ج / Cümle: كَمَا أَخْرَجَ أَبَوَيْكُمْ (Babanızı çıkardığı gibi...)
  • رَأَى (Raâ): Gördü.
    Kökü: ر أ ي / Cümle: إِنَّهُ يَرَاكُمْ (O sizi görür.)
  • دَعَا (Deâ): Yalvardı.
    Kökü: د ع و / Cümle: وَادْعُوهُ مُخْلِصِينَ (O'na ihlasla yalvarın.)
  • أَكَلَ (Ekele): Yedi.
    Kökü: أ ك ل / Cümle: وَكُلُوا وَاشْرَبُوا (Yiyin ve için...)
  • شَرِبَ (Şeribe): İçti.
    Kökü: ش ر ب / Cümle: وَكُلُوا وَاشْرَبُوا (Yiyin ve için...)

3. Arapça Edat Örnekleri - Harfi Cerler Hariç (15 Adet)

  • وَ (Ve): Atıf edatı (ve).
    Cümle: كِتَابٌ أُنْزِلَ إِلَيْكَ وَذِكْرَى (Sana indirilen kitap ve öğüt...)
  • فَـ (Fe): Tertip ve sebep edatı (hemen, o halde).
    Cümle: فَجَاءَهَا بَأْسُنَا (Azabımız hemen geldi.)
  • ثُمَّ (Summe): Terâhi edatı (sonra).
    Cümle: ثُمَّ صَوَّرْنَاكُمْ (Sonra size şekil verdik.)
  • لَا (Lâ): Olumsuzluk / nehiy edatı (-ma / -me / yok).
    Cümle: فَلَا يَكُنْ فِي صَدْرِكَ (Göğsünde sıkıntı olmasın.)
  • مَا (Mâ): Olumsuzluk veya mevsûl edatı (ne / şeyler).
    Cümle: مَا أُنْزِلَ إِلَيْكُمْ (Size indirilen şey...)
  • إِنْ (İn): Şart edatı (eğer).
    Cümle: وَإِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا (Eğer bizi bağışlamazsan...)
  • إِذَا (İzâ): Zaman şart edatı (-duğunda).
    Cümle: وَإِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً (Bir kötülük yaptıkları zaman...)
  • لَمْ (Lem): Cezmeden olumsuzluk edatı (-madı / -mez).
    Cümle: لَمْ يَكُنْ مِنَ السَّاجِدِينَ (Secde edenlerden olmadı.)
  • لَنْ (Len): Olumsuz gelecek zaman edatı (asla).
    Cümle: لَنْ يَنَالُهُمُ اللَّهُ (Allah onlara asla erişmez.)
  • قَدْ (Kad): Tahkik / takrib edatı (-şüphesiz).
    Cümle: قَدْ أَنْزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاسًا (Şüphesiz elbise indirdik.)
  • أَمْ (Em): Soru edatı (yoksa).
    Cümle: أَمْ هُمُ الْمُصَيْطِرُونَ (Yoksa hâkim olanlar onlar mı?)
  • هَلْ (Hel): Soru edatı (mi / mü).
    Cümle: فَهَلْ وَجَدْتُمْ (Gerçek buldunuz mu?)
  • لَوْ (Lev): Şart edatı (keşke / -seydi).
    Cümle: لَوْلَا أَنْ هَدَانَا اللَّهُ (Allah bize hidayet etmeseydi...)
  • بَلْ (Bel): İtiraz edatı (bilakis).
    Cümle: بَلْ أَحْيَاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ (Bilakis onlar diridirler.)
  • إِنَّ (İnne): Tekit edatı (şüphesiz).
    Cümle: إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ (Şüphesiz Allah israf edenleri sevmez.)
Yazan: S.Muhammed El-Haşimi Musevi | Derleyen: S.Muhammed El-Haşimi Musevi
www.muhammediyye.org

Yazan: S.Muhammed El-Haşimi Musevi
Derleyen: S.Muhammed El-Haşimi Musevi

Kuranla-Arapca-7. A'râf Sûresi-50-99.ayetler

Konu Özeti: A'râf Sûresi'nin 50-99. ayetleri arasındaki bu bölümde; cehennem ehli ile cennet ehli arasındaki konuşmalar, Firavun ve kavminin ibretlik durumu, göklerin ve yerin altı günde yaratılışı, Hz. Nuh, Hz. Hud, Hz. Salih, Hz. Lut ve Hz. Şuayb'ın (aleyhimüsselâm) kavimleriyle olan kıssaları, ilahi uyarılar, tevhid inancı ve insanların başına gelen ilahi imtihanlar ile azap sahneleri ele alınmaktadır. Kaynak: kuran-eski.edize.com

Ayetler ve Türkçe Çevirileri

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

50. وَنَادَى أَصْحَابُ النَّارِ أَصْحَابَ الْجَنَّةِ أَنْ أَفِيضُوا عَلَيْنَا مِنَ الْمَاءِ أَوْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ قَالُوا إِنَّ اللَّهَ حَرَّمَهُمَا عَلَى الْكَافِرِينَ
Meali: Cehennem ehli cennet ehline, "Suyunuzdan veya Allah'ın size verdiği rızıktan biraz da bize verin!" diye seslenirler. Onlar da, "Allah bunları kâfirlere haram kılmıştır" derler.
51. الَّذِينَ اتَّخَذُوا دِينَهُمْ لَهْوًا وَلَعِبًا وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا فَالْيَوْمَ نَنْسَاهُمْ كَمَا نَسُوا لِقَاءَ يَوْمِهِمْ هَذَا وَمَا كَانُوا بِآيَاتِنَا يَجْهَدُونَ
Meali: O kâfirler ki, dinlerini bir eğlence ve oyun edindiler ve dünya hayatı onları aldattı. Onlar, bu günlerine ulaşacaklarını unuttukları ve âyetlerimizi bile bile inkâr ettikleri gibi biz de bugün onları unuturuz.
52. وَلَقَدْ جِئْنَاهُمْ بِكِتَابٍ فَصَّلْنَاهُ عَلَى عِلْمٍ هُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
Meali: Andolsun ki onlara, inanan bir topluluk için yol gösterici ve rahmet olarak ilim üzere açıkladığımız bir kitap getirdik.
53. هَلْ يَنْظُرُونَ إِلَّا تَأْوِيلَهُ يَوْمَ يَأْتِي تَأْوِيلُهُ يَقُولُ الَّذِينَ نَسُوهُ مِنْ قَبْلُ قَدْ جَاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ فَهَلْ لَنَا مِنْ شُفَعَاءَ فَيَشْفَعُوا لَنَا أَوْ نُرَدُّ فَنَعْمَلَ غَيْرَ الَّذِي كُنَّا نَعْمَلُ قَدْ خَرِسُوا أَنْفُسَهُمْ وَضَلَّ عَنْهُمْ مَا كَانُوا يَفْتَرُونَ
Meali: Onlar ancak onun tevilini (çıkacak sonucunu) bekliyorlar. Onun tevili geldiği gün, onu önceden unutmuş olanlar derler ki: "Gerçekten Rabbimizin elçileri bize hakkı getirmişlerdi. Şimdi bizim için şefaatçiler var mı ki bize şefaat etsinler? Veya geri çevrilsek de yaptıklarımızdan başkasını yapsak?" Gerçekten onlar kendilerini hüsrana uğrattılar ve uydurup durdukları şeyler kendilerinden kaybolup gitti.
54. إِنَّ رَبَّكُمُ اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِي اللَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَثِيثًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِأَمْرِهِ أَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْأَمْرُ تَبَارَكَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ
Meali: Şüphesiz sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş'a hükmeden, gündüzü durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğdirmiş olarak yaratan Allah'tır. İyi bilin ki, yaratmak da emir de O'nundur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir!
55. ادْعُوا رَبَّكُمْ تَضَرُّعًا وَخُفْيَةً إِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُعْتَدِينَ
Meali: Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Şüphesiz O, haddi aşanları sevmez.
56. وَلَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ بَعْدَ إِصْلَاحِهَا وَادْعُوهُ خَوْفًا وَطَمَعًا إِنَّ رَحْمَتَ اللَّهِ قَرِيبٌ مِنَ الْمُحْسِنِينَ
Meali: Islah edildikten sonra yeryüzünde fesat çıkarmayın. O'na korkarak ve ümit ederek dua edin. Şüphesiz Allah'ın rahmeti iyilik edenlere yakındır.
57. وَهُوَ الَّذِي يُرْسِلُ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِهِ حَتَّى إِذَا أَقَلَّتْ سَحَابًا ثِقَالًا سُقْنَاهُ لِبَلَدٍ مَيِّتٍ فَأَنْزَلْنَا بِهِ الْمَاءَ فَأَخْرَجْنَا بِهِ مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ كَذَلِكَ نُخْرِجُ الْمَوْتَى لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
Meali: O, rahmetinin önünde rüzgarları müjdeci olarak gönderendir. Nihayet rüzgarlar ağır bir bulut yüklenince, onu ölü bir beldeye sevk ederiz; orada suyu indirir ve onunla her türlü ürünü çıkarırız. İşte ölüleri de böyle çıkaracağız; baksanıza düşünüp ibret alırsınız.
58. وَالْبَلَدُ الطَّيِّبُ يَخْرُجُ نَبَاتُهُ بِإِذْنِ رَبِّهِ وَالَّذِي خَبُثَ لَا يَخْرُجُ إِلَّا نَكِدًا كَذَلِكَ نُصَرِّفُ الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَشْكُرُونَ
Meali: Güzel memleketin bitkisi, Rabbinin izniyle güzel çıkar; kötü olanınki ise faydasızdan başka bir şey çıkmaz. Şükreden bir topluluk için âyetleri işte böyle türlü şekillerde açıklıyoruz.
59. لَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَى قَوْمِهِ فَقَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ إِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ
Meali: Andolsun ki Nuh'u kavmine gönderdik de, "Ey kavmim! Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Şüphesiz ben üzerinize büyük bir günün azabından korkarım" dedi.
60. قَالَ الْمَلَإُ مِنْ قَوْمِهِ إِنَّا لَنَرَاكَ فِي ضَلَالٍ مُبِينٍ
Meali: Kavminin ileri gelenleri, "Biz seni apaçık bir sapıklık içinde görüyoruz" dediler.
61. قَالَ يَا قَوْمِ لَيْسَ بِي ضَلَالَةٌ وَلَكِنِّي رَسُولٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Meali: Nuh, "Ey kavmim! Ben de hiçbir sapıklık yoktur; bilakis ben âlemlerin Rabbinden bir elçiyim" dedi.
62. أُبَلِّغُكُمْ رِسَالَاتِ رَبِّي وَأَنْصَحُ لَكُمْ وَأَعْلَمُ مِنَ اللَّهِ مَا لَا تَعْلَمُونَ
Meali: "Rabbimin risaletini size tebliğ ediyor, size öğüt veriyorum ve Allah tarafından sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum."
63. أَوَعَجِبْتُمْ أَنْ جَاءَكُمْ ذِكْرٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَلَى رَجُلٍ مِنْكُمْ لِيُنْذِرَكُمْ وَلِتَتَّقُوا وَلَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
Meali: "Sizi uyarması, sakınmanız ve rahmete kavuşmanız için aranızdan bir adam vasıtasıyla Rabbinizden size bir zikir (öğüt) gelmesine şaştınız mı?"
64. فَكَذَّبُوهُ فَأَنْجَيْنَاهُ وَالَّذِينَ مَعَهُ فِي الْفُلْكِ وَأَغْرَقْنَا الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا عَمِينَ
Meali: Onu yalanladılar. Biz de onu ve beraberindekileri gemide kurtardık; âyetlerimizi yalanlayanları ise suda boğduk. Çünkü onlar kör bir topluluk idiler.
65. وَإِلَى عَادٍ أَخَاهُمْ هُودًا قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ أَفَلَا تَتَّقُونَ
Meali: Âd kavmine de kardeşleri Hud'u gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Hâlâ sakınmayacak mısınız?"
66. قَالَ الْمَلَإُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ إِنَّا لَنَرَاكَ فِي سَفَاهَةٍ وَإِنَّ لنَظُنُّكَ مِنَ الْكَاذِبِينَ
Meali: Kavminden kâfir olan ileri gelenler, "Biz seni kesinlikle bir akılsızlık içinde görüyoruz ve seni yalancılardan sanıyoruz" dediler.
67. قَالَ يَا قَوْمِ لَيْسَ بِي سَفَاهَةٌ وَلَكِنِّي رَسُولٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Meali: Hud, "Ey kavmim! Ben de hiçbir akılsızlık yoktur; bilakis ben âlemlerin Rabbinden bir elçiyim" dedi.
68. أُبَلِّغُكُمْ رِسَالَاتِ رَبِّي وَأَنَا لَكُمْ نَاصِحٌ أَمِينٌ
Meali: "Size Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm."
69. أَوَعَجِبْتُمْ أَنْ جَاءَكُمْ ذِكْرٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَلَى رَجُلٍ مِنْكُمْ لِيُنْذِرَكُمْ وَاذْكُرُوا إِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَاءَ مِنْ بَعْدِ قَوْمِ نُوحٍ وَزَادَكُمْ فِي الْخَلْقِ بَسْطَةً فَاذْكُرُوا آلَاءَ اللَّهِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ
Meali: "Sizi uyarması için aranızdan bir adam vasıtasıyla Rabbinizden size bir zikir gelmesine şaştınız mı? Hatırlayın ki O sizi Nuh kavminden sonra halifeler kıldı ve yaratılışta sizi boy bos olarak gürbüz kıldı. Artık Allah'ın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz."
70. قَالُوا أَجِئْتَنَا لِنَعْبُدَ اللَّهَ وَحْدَهُ وَنَذَرَ مَا كَانَ يَعْبُدُ آبَاؤُنَا فَأْتِنَا بِمَا تَعِدُنَا إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ
Meali: Onlar, "Bizim yalnız Allah'a ibadet etmemiz ve atalarımızın taptıklarını bırakmamız için mi bize geldin? Eğer doğru söyleyenlerden isen, bize vadettiğin azabı getir" dediler.
71. قَالَ قَدْ وَقَعَ عَلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ رِجْسٌ وَغَضَبٌ أَتُجَادِلُونَنِي فِي أَسْمَاءٍ سَمَّيْتُموهَا أَنْتُمْ وَآبَاؤُوكُمْ مَا نَزَّلَ اللَّهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ فَانْتَظِرُوا إِنِّي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِرِينَ
Meali: Hud, "Rabbinizden üzerinize bir azap ve gazap inmiştir. Siz ve atalarınızın taktığı birtakım isimler hakkında benimle mücadele ediyorsunuz ki Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Öyleyse bekleyin, şüphesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim" dedi.
72. فَأَنْجَيْنَاهُ وَالَّذِينَ مَعَهُ بِرَحْمَةٍ مِنَّا وَقَطَعْنَا دَابِرَ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا وَمَا كَانُوا مُؤْمِنِينَ
Meali: Bunun üzerine onu ve beraberindekileri rahmetimizle kurtardık ve âyetlerimizi yalanlayıp da inanmamış olanların kökünü kuruttuk.
73. وَإِلَى ثَمُودَ أَخَاهُمْ صَالِحًا قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ قَدْ جَاءَتْكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ هَذِهِ نَاقَةُ اللَّهِ لَكُمْ آيَةً فَذَرُوهَا تَأْكُلْ فِي أَرْضِ اللَّهِ وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Meali: Semûd kavmine de kardeşleri Salih'i gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Şüphesiz size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir; işte Allah'ın bu devesi sizin için bir mucizedir. Onu bırakın, Allah'ın arzında otlasın; sakın ona bir kötülük etmeyin, yoksa sizi elem dolu bir azap yakalar."
74. وَاذْكُرُوا إِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَاءَ مِنْ بَعْدِ عَادٍ وَبَوَّأَكُمْ فِي الْأَرْضِ تَتَّخِذُونَ مِنْ سُهُولِهَا قُصُورًا وَتَنْحِتُونَ الْجِبَالَ بُيُوتًا فَاذْكُرُوا آلَاءَ اللَّهِ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ
Meali: "Hatırlayın ki O sizi Âd kavminden sonra halifeler kılmış ve sizi yeryüzünde yerleştirmiştir; ovalarında saraklar kuruyor, dağlardan evler yontuyorsunuz. Artık Allah'ın nimetlerini hatırlayın ve yeryüzünde fesat çıkararak bozgunculuk yapmayın."
75. قَالَ الْمَلَإُ الَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِهِ لِلَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا لِمَنْ آمَنَ مِنْهُمْ أَتَعْلَمُونَ أَنَّ صَالِحًا مُرْسَلٌ مِنْ رَبِّهِ قَالُوا إِنَّا بِمَا أُرْسِلَ بِهِ مُؤْمِنُونَ
Meali: Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler, zayıf görülen inanan kimselere, "Siz Salih'in Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?" dediler. Onlar da, "Şüphesiz biz onunla gönderilen şeye inanıyoruz" dediler.
76. قَالَ الَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا إِنَّا بِالَّذِي آمَنْتُمْ بِهِ كَافِرُونَ
Meali: Büyüklük taslayanlar, "Biz de sizin inandığınızı inkâr ediyoruz" dediler.
77. فَعَقَرُوا النَّاقَةَ وَعَتَوْا عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ وَقَالُوا يَا صَالِحُ ائْتِنَا بِمَا تَعِدُنَا إِنْ كُنْتَ مِنَ الْمُرْسَلِينَ
Meali: Bunun üzerine deveyi kestiler ve Rabbinin emrine karşı geldiler; "Ey Salih! Eğer gönderilenlerdensen, bize vadettiğin azabı getir" dediler.
78. فَأَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَأَصْبَحُوا فِي دَارِهِمْ جَاثِمِينَ
Meali: Derken onları şiddetli bir sarsıntı (deprem) yakaladı da yurtlarında dizüstü çökmüş olarak kaldılar.
79. فَتَوَلَّى عَنْهُمْ وَقَالَ يَا قَوْمِ لَقَدْ أَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَةَ رَبِّي وَنَصَحْتُ لَكُمْ وَلَكِنْ لَا تُحِبُّونَ النَّاصِحِينَ
Meali: Salih onlardan yüz çevirdi ve, "Ey kavmim! Andolsun ki ben size Rabbimin risaletini tebliğ ettim ve size öğüt verdim; lakin siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz" dedi.
80. وَلُوطًا إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ أَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَ مَا سَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ أَحَدٍ مِنَ الْعَالَمِينَ
Meali: Lut'u da gönderdik. Hani kavmine şöyle demişti: "Sizden önce âlemlerden hiçbir kimsenin yapmadığı hayâsızlığı mı yapıyorsunuz?"
81. إِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ شَهْوَةً مِنْ دُونِ النَّسَاءِ بَلْ أَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ
Meali: "Çünkü siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Bilakis siz hududu aşan bir topluluksunuz."
82. وَمَا كَانَ جَوَابَ قَوْمِهِ إِلَّا أَنْ قَالُوا أَخْرِجُوهُمْ مِنْ قَرْيَتِكُمْ إِنَّهُمْ أُنَاسٌ يَتَطَهَّرُونَ
Meali: Kavminin cevabı sadece, "Onları memleketinizden çıkarın; çünkü onlar temiz kalmak isteyen insanlarmış!" demelerinden ibaret oldu.
83. فَأَنْجَيْنَاهُ وَأَهْلَهُ إِلَّا امْرَأَتَهُ كَانَتْ مِنَ الْغَابِرِينَ
Meali: Bunun üzerine onu ve ailesini kurtardık; yalnız karısı hariç, o geride kalanlardan oldu.
84. وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُجْرِمِينَ
Meali: Ve üzerlerine bir yağmur (taş yağmuru) yağdırdık. Bir bak, suçluların sonu nasıl oldu!
85. وَإِلَى مَدْيَنَ أَخَاهُمْ شُعَيْبًا قَالَ يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُمْ مِنْ إِلَهٍ غَيْرُهُ قَدْ جَاءَتْكُمْ بَيِّنَةٌ مِنْ رَبِّكُمْ فَأَوْفُوا الْكَيْلَ وَالْمِيزَانَ وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ أَشْيَاءَهُمْ وَلَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ بَعْدَ إِصْلَاحِهَا ذَلِكُمْ خَيْرٌ لَكُمْ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
Meali: Madyan'a da kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir; artık ölçüyü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyalarını (haklarını) eksiltmeyin ve ıslah edildikten sonra yeryüzünde fesat çıkarmayın. Eğer inananlar iseniz bu sizin için daha hayırlıdır."
86. وَلَا تَقْعُدُوا بِكُلِّ صِرَاطٍ تُوعِدُونَ وَتَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ مَنْ آمَنَ بِهِ وَتَبْغُونَهَا عِوَجًا وَاذْكُرُوا إِذْ كُنْتُمْ قَلِيلًا فَكَثَّرَكُمْ وَانْظُرُوا إِذْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِدِينَ
Meali: "Ona inananları tehdit ederek ve Allah yolundan alıkoyarak, eğriliğini isteyerek her yol başlarında oturmayın. Hatırlayın ki siz az idiniz de O sizi çoğalttı. Bir bakın bakalım fesat çıkaranların sonu nasıl olmuştur?"
87. وَإِنْ كَانَ طَائِفَةٌ مِنْكُمْ آمَنُوا بِالَّذِي أُرْسِلْتُ بِهِ وَطَائِفَةٌ لَمْ يُؤْمِنُوا فَاصْبِرُوا حَتَّى يَحْكُمَ اللَّهُ بَيْنَنَا وَهُوَ خَيْرُ الْحَاكِمِينَ
Meali: "Eğer içinizden bir topluluk benimle gönderilen şeye inanmış, bir topluluk da inanmamış ise, Allah aramızda hüküm verinceye kadar sabredin. O hükmedenlerin en hayırlısıdır."
88. قَالَ الْمَلَإُ الَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِهِ لَنُخْرِجَنَّكَ يا شُعَيْبُ وَالَّذِينَ آمَنُوا مَعَكَ مِنْ قَرْيَتِنَا أَوْ لَتَعُودُنَّةَ فِي مِلَّتِنَا قَالَ أَوَلَوْ كُنَّا كَارِهِينَ
Meali: Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler, "Ey Şuayb! Ya kesinlikle seni ve seninle beraber inananları kentimizden çıkarırız ya da mutlaka bizim dinimize dönersiniz" dediler. Şuayb, "İstemesek de mi?" dedi.
89. قَدِ افْتَرَيْنَا عَلَى اللَّهِ كَذِبًا إِنْ عُدْنَا فِي مِلَّتِكُمْ بَعْدَ إِذْ نَجَّانَا اللَّهُ مِنْهَا وَمَا يَكُونُ لَنَا أَنْ نَعْتَدِيَ فِيهَا إِلَّا أَنْ يَشَاءَ اللَّهُ رَبُّنَا وَسِعَ رَبُّنَا كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا عَلَى اللَّهِ تَوَكَّلْنَا رَبَّنَا افْتَحْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ قَوْمِنَا بِالْحَقِّ وَأَنْتَ خَيْرُ الْفَاتِحِينَ
Meali: "Allah bizi ondan kurtardıktan sonra eğer sizin dininize dönecek olursak, doğrusu Allah'a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimiz olan Allah dilemedikçe bizim ona dönmemiz olacak şey değildir. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz yalnız Allah'a güvendik. Rabbimiz! Bizimle kavmimizin arasını adaletle aç; sen açanların en hayırlısısın."
90. وَقَالَ الْمَلَإُ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ قَوْمِهِ لَئِنِ اتَّبَعْتُمْ شُعَيْبًا إِنَّكُمْ إِذًا لَخَاسِرُونَ
Meali: Kavminden kâfir olan ileri gelenler, "Andolsun ki eğer Şuayb'a uyarsanız, kesinlikle hüsrana uğrayanlar olursunuz" dediler.
91. فَأَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَأَصْبَحُوا فِي دَارِهِمْ جَاثِمِينَ
Meali: Bunun üzerine onları şiddetli bir sarsıntı yakaladı da yurtlarında dizüstü çökmüş olarak kaldılar.
92. الَّذِينَ كَذَّبُوا شُعَيْبًا كَأَنْ لَمْ يَغْنَوْا فِيهَا الَّذِينَ كَذَّبُوا شُعَيْبًا كَانُوا هُمُ الْخَاسِرِينَ
Meali: Şuayb'ı yalanlayanlar sanki orada hiç oturmamış gibi oldular. Şuayb'ı yalanlayanlar asıl hüsrana uğrayanların kendileri oldular.
93. فَتَوَلَّى عَنْهُمْ وَقَالَ يَا قَوْمِ لَقَدْ أَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَاتِ رَبِّي وَنَصَحْتُ لَكُمْ فَكَيْفَ آسَى عَلَى قَوْمٍ كَافِرِينَ
Meali: Şuayb onlardan yüz çevirdi ve, "Ey kavmim! Andolsun ki ben size Rabbimin risaletini tebliğ ettim ve size öğüt verdim; artık kâfir bir topluluğa nasıl üzülürüm?" dedi.
94. وَمَا أَرْسَلْنَا فِي قَرْيَةٍ مِنْ نَبِيِّ إِلَّا أَخَذْنَا أَهْلَهَا بِالْبَأْسَاءِ وَالضَّرَّاءِ لَعَلَّهُمْ يَضَّرَّعُونَ
Meali: Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek, yalvarıp yakarsınlar diye mutlaka oranın halkını yoksulluk ve darlıkla yakaladık.
95. ثُمَّ بَدَّلْنَا مَكَانَ السَّيِّئَةِ الْحَسَنَةَ حَتَّى عَفَوْا وَقَالُوا قَدْ مَسَّ آبَاءَنَا الضَّرَّاءُ وَالسَّرَّاءُ فَأَخَذْتهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Meali: Sonra kötülüğü iyiliğe çevirdik; nihayet çoğaldılar ve, "Atalarımıza da darlık ve bolluk dokunmuştu" dediler. Bunun üzerine biz de onları farkında olmadan ansızın yakaladık.
96. وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ الْقُرَى آمَنُوا وَاتَّقَوْا لَفَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَرَكَاتٍ مِنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ وَلَكِنْ كَذَّبُوا فَأَخَذَتْهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
Meali: Eğer o ülkelerin halkı inansalardı ve sakınsalardı, elbette üzerlerine gökten ve yerden bereketler açardık; fakat yalanladılar, biz de kazandıkları günahlar sebebiyle onları yakaladık.
97. أَفَأَمِنَ أَهْلُ الْقُرَى أَنْ يَأْتِيَهُمْ بَأْسُنَا بَيَاتًا وَهُمْ نَائِمُونَ
Meali: Yoksa o ülkelerin halkı, geceleri uyurlarken azabımızın kendilerine gelmeyeceğinden güvende mi oldular?
98. أَوْ أَمِنَ أَهْلُ الْقُرَى أَنْ يَأْتِيَهُمْ بَأْسُنَا ضُحًى وَهُمْ يَلْعَبُونَ
Meali: Veya o ülkelerin halkı, kuşluk vakti eğlenirlerken azabımızın kendilerine gelmeyeceği konusunda güvenceleri mi vardı?
99. أَفَأَمِنُوا مَكْرَ اللَّهِ فَلَا يَأْمَنُ مَكْرَ اللَّهِ إِلَّا الْقَوْمُ الْخَاسِرُونَ
Meali: Yoksa Allah'ın tuzağından (azabından) emin mi oldular? Zarara uğrayan bir topluluktan başkası Allah'ın tuzağından güvende olmaz.

Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri

1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)

  • مَاء (Mâ): Su.
    Cümle: أَفِيضُوا عَلَيْنَا مِنَ الْمَاءِ (Bize sudan akıtın.)
  • رِزْق (Rızk): Rızık, nimet.
    Cümle: مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ (Allah'ın size verdiği rızıktan...)
  • كَافِر (Kâfir): İnkârcı, kâfir.
    Cümle: عَلَى الْكَافِرِينَ (Kâfirlere haram kılmıştır.)
  • حَيَاة (Hayât): Hayat, yaşam.
    Cümle: الْحَيَاةُ الدُّنْيَا (Dünya hayatı...)
  • يَوْم (Yevm): Gün.
    Cümle: لِقَاءَ يَوْمِهِمْ هَذَا (Bu günlerine kavuşmayı...)
  • عِلْم (İlm): İlim, bilgi.
    Cümle: فَصَّلْنَاهُ عَلَى عِلْمٍ (Onu bir ilim üzere açıkladık.)
  • رَحْمَة (Rahmet): Rahmet, merhamet.
    Cümle: هُدًى وَرَحْمَةً (Hidayet ve rahmet olarak.)
  • رَسُول (Resûl): Elçi, peygamber.
    Cümle: جَاءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا (Rabbimizin elçileri geldi.)
  • عَرْش (Arş): Arş, büyük makam.
    Cümle: اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ (Arş'a hükmetti.)
  • شَمْس (Şems): Güneş.
    Cümle: وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ (Güneş ve ay...)
  • نَجْم (Necm / Nücûm): Yıldızlar.
    Cümle: وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ (Yıldızlar boyun eğdirilmiştir.)
  • رِيح (Rîh / Riyâh): Rüzgar.
    Cümle: يُرْسِلُ الرِّيَاحَ (Rüzgarları gönderir.)
  • سَحَاب (Sehâb): Bulut.
    Cümle: أَقَلَّتْ سَحَابًا ثِقَالًا (Ağır bulutlar yüklenince...)
  • بَلَد ( Beled): Belde, şehir.
    Cümle: لِبَلَدٍ مَيِّتٍ (Ölü bir beldeye...)
  • ثَمَرَة (Semere / Semerât): Meyveler, ürünler.
    Cümle: مِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ (Her türlü meyveden...)
  • نَبَات (Nebât): Bitki.
    Cümle: يَخْرُجُ نَبَاتُهُ (Bitkisi çıkar.)
  • قَوْم (Kavm): Topluluk, millet.
    Cümle: يَا قَوْمِ اعْبُدُوا اللَّهَ (Ey kavmim, Allah'a ibadet edin.)
  • عَذَاب (Azâb): Azap, ceza.
    Cümle: عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ (Büyük bir günün azabı.)
  • فُلْك (Fulk): Gemiler, gemi.
    Cümle: فِي الْفُلْكِ (Gemide...)
  • خَلِيفَة (Halîfe / Hulefâ): Halifeler, yerine geçenler.
    Cümle: جَعَلَكُمْ خُلَفَاءَ (Sizi halifeler kıldı.)
  • قَصْر (Kasr / Kusûr): Köşkler, saraylar.
    Cümle: تَتَّخِذُونَ مِنْ سُهُولِهَا قُصُورًا (Ovalarında köşkler ediniyorsunuz.)
  • جَبَل (Cebel / Jibâl): Dağlar.
    Cümle: وَتَنْحِتُونَ الْجِبَالَ (Dağları yontuyorsunuz.)
  • نَاقَة (Nâka): Deve.
    Cümle: هَذِهِ نَاقَةُ اللَّهِ (İşte Allah'ın devesi.)
  • مِيزَان (Mîzân): Terazi, ölçü.
    Cümle: وَأَوْفُوا الْكَيْلَ وَالْمِيزَانَ (Ölçüyü ve tartıyı tam yapın.)
  • بَرَكَة (Bereket): Bereket.
    Cümle: بَرَكَاتٍ مِنَ السَّمَاءِ (Gökten bereketler...)

2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)

  • نَادَى (Nâdâ): Seslendi.
    Kökü: ن د و / Cümle: وَنَادَى أَصْحَابُ النَّارِ (Cehennem ehli seslendi.)
  • أَفَاضَ (Efâda): Akıttı, bolca verdi.
    Kökü: ف ي ض / Cümle: أَفِيضُوا عَلَيْنَا (Bize akıtın.)
  • رَزَقَ (Razaka): Rızıklandırdı.
    Kökü: ر ز ق / Cümle: رَزَقَكُمُ اللَّهُ (Allah sizi rızıklandırdı.)
  • حَرَّمَ (Harreme): Haram kıldı.
    Kökü: ح ر م / Cümle: حَرَّمَهُمَا (Onları haram kıldı.)
  • اتَّخَذَ (İtteleze / İttenaze -> İttehaze): Edindi.
    Kökü: أ خ ذ / Cümle: اتَّخَذُوا دِينَهُمْ (Dinlerini edindiler.)
  • غَرَّ (Garre): Aldattı.
    Kökü: غ ر ر / Cümle: وَغَرَّتْهُمُ الْحَيَاةُ (Hayat onları aldattı.)
  • نَسِيَ (Nesiye): Unuttu.
    Kökü: ن س ي / Cümle: نَسُوا لِقَاءَ يَوْمِهِمْ (Bu günlerine kavuşmayı unuttular.)
  • فَصَّلَ (Fassale): Açıkladı, detaylandırdı.
    Kökü: ف ص ل / Cümle: فَصَّلْنَاهُ عَلَى عِلْمٍ (Onu ilimle açıkladık.)
  • نَظَرَ (Nazara): Baktı, bekledi.
    Kökü: ن ظ ر / Cümle: هَلْ يَنْظُرُونَ (Bekliyorlar mı?)
  • أَتَى (Etâ): Geldi.
    Kökü: أ ت ي / Cümle: يَوْمَ يَأْتِي تَأْوِيلُهُ (Tevili geldiği gün.)
  • شَفَعَ (Şefa'a): Şefaat etti.
    Kökü: ش ف ع / Cümle: فَيَشْفَعُوا لَنَا (Bize şefaat etsinler.)
  • رَدَّ (Redde): Geri çevirdi.
    Kökü: ر د د / Cümle: أَوْ نُرَدُّ (Veya geri çevrilsek.)
  • خَلَقَ (Halaka): Yarattı.
    Kökü: خ ل ق / Cümle: خَلَقَ السَّمَاوَاتِ (Gökleri yarattı.)
  • اسْتَوَى (İstevâ): Istiva etti, hükmetti.
    Kökü: س و ي / Cümle: ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ (Sonra arşa hükmetti.)
  • أَغْشَى (Eğşâ): Bürüdü, örttü.
    Kökü: غ ش ي / Cümle: يُغْشِي اللَّيْلَ النَّهَارَ (Geceyi gündüze bürür.)
  • دَعَا (Deâ): Dua etti, çağırdı.
    Kökü: د ع و / Cümle: ادْعُوا رَبَّكُمْ (Rabbinize dua edin.)
  • أَفْسَدَ (Efsede): Fesat çıkardı.
    Kökü: ف س د / Cümle: وَلَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ (Yeryüzünde fesat çıkarmayın.)
  • أَرْسَلَ (Ersale): Gönderdi.
    Kökü: ر س ل / Cümle: أَرْسَلْنَا نُوحًا (Nuh'u gönderdik.)
  • عَبَدَ (Abede): İbadet etti.
    Kökü: ع ب د / Cümle: اعْبُدُوا اللَّهَ (Allah'a ibadet edin.)
  • خَافَ (Hâfe): Korktu.
    Kökü: خ و ف / Cümle: إِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ (Ben üzerinize korkarım.)
  • أَنْجَى (Encâ): Kurtardı.
    Kökü: ن ج و / Cümle: فَأَنْجَيْنَاهُ (Onu kurtardık.)
  • أَغْرَقَ (Eğrake): Boğdu.
    Kökü: غ ر ق / Cümle: وَأَغْرَقْنَا الَّذِينَ كَذَّبُوا (Yalanlayanları boğduk.)
  • نَحَتَ (Nahate): Yonttu.
    Kökü: ن ح ت / Cümle: وَتَنْحِتُونَ الْجِبَالَ (Dağları yontuyorsunuz.)
  • أَوْفَى (Evfâ): Tam yaptı, yerine getirdi.
    Kökü: و ف ي / Cümle: فَأَوْفُوا الْكَيْلَ (Ölçüyü tam yapın.)
  • آمَنَ (Âmene): İman etti.
    Kökü: أ م ن / Cümle: آمَنُوا وَاتَّقَوْا (İman edip sakındılar.)

3. Arapça Edat Örnekleri - Harfi Cerler Hariç (15 Adet)

  • وَ (Ve): Atıf edatı (ve).
    Cümle: وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ (Güneşi ve ayı boyun eğdirdi.)
  • فَـ (Fe): Tertip ve sebep edatı (hemen, o halde).
    Cümle: فَأَنْزَلْنَا بِهِ الْمَاءَ (Hemen orada suyu indirdik.)
  • ثُمَّ (Summe): Terâhi edatı (sonra).
    Cümle: ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ (Sonra arşa hükmetti.)
  • لَا (Lâ): Olumsuzluk / nehiy edatı (-ma / -me / yok).
    Cümle: وَلَا تُفْسِدُوا فِي الْأَرْضِ (Yeryüzünde fesat çıkarmayın.)
  • مَا (Mâ): Olumsuzluk veya ism-i mevsûl edatı (ne / şey).
    Cümle: مِمَّا رَزَقَكُمُ اللَّهُ (Allah'ın sizi rızıklandırdığı şeyden...)
  • إِنْ (İn): Şart edatı (eğer).
    Cümle: إِنْ كُنْتَ مِنَ الصَّادِقِينَ (Eğer doğru söyleyenlerden isen...)
  • هَلْ (Hel): Soru edatı (mi / mü).
    Cümle: هَلْ لَنَا مِنْ شُفَعَاءَ (Bizim için şefaatçiler var mı?)
  • أَنْ (En): Masdar / edat (ki, -mek).
    Cümle: أَنْ أَفِيضُوا عَلَيْنَا (Bize akıtmanızı...)
  • إِذَا (İzâ): Zaman edatı (-dığı zaman, ne zaman ki).
    Cümle: حَتَّى إِذَا أَقَلَّتْ سَحَابًا (Nihayet bulut yüklendikleri zaman...)
  • قَدْ (Kad): Tahkik / yaklaştırma edatı (kesinlikle / -miştir).
    Cümle: قَدْ جَاءَتْكُمْ بَيِّنَةٌ (Şüphesiz size açık delil geldi.)
  • بَلْ (Bel): İtiraz / idrab edatı (bilakis, aksine).
    Cümle: بَلْ أَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ (Bilakis siz aşırı giden bir kavimsiniz.)
  • لَوْ (Lev): Şart edatı (keşke, -seydi).
    Cümle: أَوْ لَوْ كُنَّا كَارِهِينَ (İstemesek de mi?)
  • أَمْ (Em): Soru / denklik edatı (yoksa).
    Cümle: أَمْ هُمُ الْمُصَيْطِرُونَ (Yoksa onlar mı hâkimdirler?)
  • كَأَنَّ (Keenne): Benzetme edatı (sanki).
    Cümle: كَأَنْ لَمْ يَغْنَوْا فِيهَا (Sanki orada hiç var olmamışlar gibi.)
  • لَمْ (Lem): Cezmeden olumsuzluk edatı (-madı / -mez).
    Cümle: لَمْ يُؤْمِنُوا (İnanmadılar.)

konutesti

S.Muhammed Kayaalp (el-Haşimi) Ks

الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي

Arapça Dersleri-İslami Sohbetler-Tevhid-Tefsir-Hadis-Fıkıh-Fetvalar-İrşadlar

Kuranla-Arapca-7. A'râf Sûresi-1-1-100 Rating: 4.5 Diposkan Oleh: ☝الاامام سيد محمد هاشمي الموسوي☝المحمدية☝

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.