- Ders1
- Ders2
- Konu Testi
- Sureler
- Arapça Dersler
- ☝📖المحمدية📖☝
Kuranla-Arapca-7. A'râf Sûresi-100-149.ayetler
Ayetler ve Türkçe Çevirileri
100. أَوْلَمْ يَهْدِ لِلَّذِينَ يَرِثُونَ الْأَرْضَ مِنْ بَعْدِ أَهْلِهَا أَنْ لَوْ نَشَاءُ أَصَبْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ وَنَطْبَعُ عَلَى قُلُوبِهِمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ
Parçadan Seçilen Arapça İsimler (25 Adet)
1. أَرْض (Arz): Yeryüzü, toprak. Örnek: خَلَقَ اللَّهُ الْأَرْضَ وَالسَّمَاوَاتِ (Allah yeryüzünü ve gökleri yarattı.)
2. قَلْب (Kalb): Yürek, gönül. Örnek: فِي قَلْبِهِ نُورُ الْإِيمَانِ (Onun kalbinde iman nuru vardır.)
3. رَسُول (Resûl): Elçi, peygamber. Örnek: مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ إِلَى الْعَالَمِينَ (Muhammed, âlemlere Allah'ın elçisidir.)
4. رَبّ (Rabb): Terbiye eden, sahip, Rab. Örnek: رَبِّيَ اللَّhُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ (Rabbim Allah'tır, O'ndan başka ilâh yoktur.)
5. عَصَا (Asâ): Asa, değnek. Örnek: أَلْقَى مُوسَى عَصَاهُ عَلَى الْأَرْضِ (Mûsâ asasını yere attı.)
6. ثُعْبَان (Su'bân): Büyük yılan, ejderha. Örnek: تَحَوَّلَتِ الْعَصَا إِلَى ثُعْبَانٍ مُبِينٍ (Asa apaçık bir yılana dönüştü.)
7. سَاحِر (Sâhir): Sihirbaz, büyücü. Örnek: جَاءَ السَّحِرَةُ لِيُغَالِبُوا مُوسَى (Sihirbazlar Mûsâ ile yarışmak için geldiler.)
8. مَدِينَة (Medînetün): Şehir, kent. Örnek: دَخَلَ الرَّجُلُ الْمَدِينَةَ صَباحاً (Adam sabahleyin şehre girdi.)
9. عَدُوّ (Aduvv): Düşman. Örnek: الشَّيْطَانُ عَدُوٌّ مُبِينٌ لِلْإِنْسَانِ (Şeytan insan için apaçık bir düşmandır.)
10. ثَمَرَة (Semerat / Semere): Meyve, ürün. Örnek: أَخْرَجَ اللَّhُ الثَّمَرَاتِ مِنَ الْأَرْضِ (Allah topraktan meyveler çıkardı.)
11. طُوفَان (Tûfân): Tufan, su baskını. Örnek: أَصَابَ قَوْمَ فِرْعَوْنَ الطُّوفَانُ (Firavun kavmini tufan musibeti vurdu.)
12. جَرَاد (Cerâd): Çekirge. Örnek: أَرْسَلَ اللَّهُ عَلَيْهِمُ الْجَرَادَ (Allah onların üzerine çekirgeler gönderdi.)
13. قُمَّل (Kummal): Haşere, bit. Örnek: كَانَ الْقُمَّلُ عَذَابًا عَلَيْهِمْ (Haşere onlar üzerinde bir azap idi.)
14. ضَفَادِع (Defâdi'): Kurbağalar. Örnek: خَرَجَتِ الضَّفَادِعُ مِنْ بُيُوتِهِمْ (Kurbağalar evlerinden dışarı çıktı.)
15. دَم (Dem): Kan. Örnek: تَحَوَّلَ الْمَاءُ إِلَى دَمٍ عِاقَابًا (Su ceza olarak kana dönüştü.)
16. يَم (Yem): Deniz, büyük su. Örnek: أَغْرَقَ اللَّهُ فِرْعَوْنَ فِي الْيَمِّ (Allah Firavun'u denizde boğdu.)
17. بَحْر (Bahr): Deniz. Örnek: جَاوَزْنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ الْبَحْرَ (İsrâiloğullarını denizden geçirdik.)
18. صَنَم (Sanam): Put, heykel. Örnek: كَانَ الْقَوْمُ يَعْبُفُونَ الْأَصْنَامَ (Kavim putlara tapınıyordu.)
19. إِلَه (İlâh): İlah, mabud. Örnek: لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ الْحَقُّ (Hak olan Allah'tan başka ilâh yoktur.)
20. أَلْوَاح (Elvâh): Levhalar. Örnek: كَتَبْنَا لِمُوسَى فِي الْأَلْوَاحِ (Mûsâ için levhalarda yazdık.)
21. عِجْل (İcl): Buzağı. Örnek: اتَّخَذُوا مِنْ حُلِيِّهِمْ عِجْلًا (Süs eşyalarından bir buzağı edindiler.)
22. جَسَد (Cەسed): Ceset, beden, heykel. Örnek: صَنَعُوا عِجْلًا جَسَدًا لَهُ خُوَارٌ (Böğürtüsü olan bir buzağı cesedi yaptılar.)
23. خُوَار (Huvâr): Böğürme sesleri (inek vb.). Örnek: سَمِعُوا خُوَارَ الْعِجْلِ (Buzağının böğürmesini işittiler.)
24. ظَالِم (Zâlim): Zalim, haksızlık eden. Örnek: إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ الظَّالِمِينَ (Şüphesiz Allah zalimleri sevmez.)
25. خَاسِر (Hâsir): Hüsrana uğrayan, ziyan eden. Örnek: أُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ فِي الْآخِرَةِ (İşte onlar ahirette hüsrana uğrayanlardır.)
Parçadan Seçilen Arapça Fiiller (25 Adet)
1. وَرِثَ (Kökü: و ر ث) - Varis olmak: Örnek: يَرِثُ الصَّالِحُونَ الْأَرْضَ (Salih kullar yeryüzüne varis olur.)
2. شَاءَ (Kökü: ش ي ء) - Dilemek, istemek: Örnek: يَفْعَلُ اللَّهُ مَا يَشَاءُ (Allah dilediğini yapar.)
3. أَصَابَ (Kökü: ص و ب) - İsabet etmek, musallat kılmak: Örnek: أَصَابَتْهُمْ مُصِيبَةٌ عَظِيمَةٌ (Onlara büyük bir musibet isabet etti.)
4. طَبَعَ (Kökü: ط ب ع) - Mühürlemek: Örnek: طَبَعَ اللَّهُ عَلَى قُلُوبِ الْكَافِرِينَ (Allah kâfirlerin kalplerini mühürledi.)
5. قَصَّ (Kökü: ق ص ص) - Kıssa anlatmak, bildirmek: Örnek: نَقُصُّ عَلَيْكَ أَحْسَنَ الْقَصَصِ (Sana kıssaların en güzelini anlatıyoruz.)
6. جَاءَ (Kökü: ج ي ء) - Gelmek: Örnek: جَاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ (Hak geldi, batil zail oldu.)
7. كَذَّبَ (Kökü: ك ذ ب) - Yalanlamak: Örnek: كَذَّبَ الْقَوْمُ رُسُلَهُمْ (Kavim peygamberlerini yalanladı.)
8. بَعَثَ (Kökü: ب ع ث) - Göndermek, diriltmek: Örnek: بَعَثَ اللَّهُ نَبِيًّا إِلَى الْقَوْمِ (Allah o kavme bir peygamber gönderdi.)
9. ظَلَمَ (Kökü: ظ ل م) - Zulmetmek, haksızlık etmek: Örnek: ظَلَمَ الْإِنْسَانُ نَفْسَهُ (İnsan kendi kendine zulmetti.)
10. أَرْسَلَ (Kökü: ر س ل) - Elçi göndermek, salmak: Örnek: أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا بِالْبَيِّنَاتِ (Elçilerimizi delillerle gönderdik.)
11. أَلْقَى (Kökü: ل ق ي) - Atmak, bırakmak: Örnek: أَلْقَى الْمُجْرِمُ سِلَاحَهُ (Suçlu silahını attı.)
12. نَزَعَ (Kökü: ن ز ع) - Çekip çıkarmak, söküp almak: Örnek: نَزَعَ اللُّبَاسَ عَنْ يَدِهِ (Elinden elbiseyi çıkardı.)
13. أَرَادَ (Kökü: ر و د / ر ي د) - İstemek, arzu etmek: Örnek: يُرِيدُ اللَّهُ بِكُمُ الْيُسْرَ (Allah sizin için kolaylık ister.)
14. آمَنَ (Kökü: أ م ن) - İnanmak, iman etmek: Örnek: آمَنَ الرَّجُلُ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ (Adam Allah'a ve elçisine iman etti.)
15. قَتَلَ (Kökü: ق ت ل) - Öldürmek: Örnek: قَتَلَ الجَيْشُ الأعداءَ (Ordu düşmanları öldürdü.)
16. اِسْتَعَانَ (Kökü: ع و ن) - Yardım istemek: Örnek: اسْتَعِينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلَاةِ (Sabır ve namazla yardım dileyin.)
17. أَهْلَكَ (Kökü: ه ل ك) - Helâk etmek, yok etmek: Örnek: أَهْلَكَ اللَّهُ الظَّالِمِينَ (Allah zalimleri helâk etti.)
18. أَخَذَ (Kökü: أ خ ذ) - Almak, yakalamak: Örnek: أَخَذَ المعلمُ الكتابَ (Öğretmen kitabı aldı.)
19. أَغْرَقَ (Kökü: غ ر ق) - Suda boğmak: Örnek: أَغْرَقْنَا الفِرْعَوْنَ في البَحْرِ (Firavun'u denizde boğduk.)
20. أَوْرَثَ (Kökü: و ر ث) - Varis kılmak, miras bırakmak: Örnek: أَوْرَثْنَا العبادَ الصَّالِحينَ الأَرْضَ (Salih kullara yeryüzünü miras kıldık.)
21. جَاوَزَ (Kökü: ج و ز) - Geçmek, öteye geçirmek: Örnek: جَاوَزَ المسافرُ النهرَ (Yolcu nehri geçiti.)
22. كَلَّمَ (Kökü: ك ل م) - Konuşmak, hitap etmek: Örnek: كَلَّمَ اللَّهُ مُوسَى تَكْلِيمًا (Allah Mûsâ ile konuştu.)
23. اصْطَفَى (Kökü: ص ف و) - Seçmek, seçkin kılmak: Örnek: اصْطَفَى اللَّهُ آدَمَ وَنُوحًا (Allah Âdem'i ve Nûh'u seçti.)
24. كَتَبَ (Kökü: ك ت ب) - Yazmak: Örnek: كَتَبَ اللَّهُ الرَّحْمَةَ عَلَى نَفْسِهِ (Allah rahmeti kendi üzerine yazdı.)
25. ضَلَّ (Kökü: ض ل ل) - Sapıtmak, yoldan çıkmak: Örnek: ضَلَّ الْقَوْمُ عَنِ السَّوَاءِ (Kavim doğru yoldan sapıttı.)
Parçadan Seçilen Arapça Edatlar (15 Adet - Harf-i Cerler Hariç)
1. أَم (Em): Yoksa, yahut (soru/tercih edatı). Örnek: أَمْ عِنْدَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ (Yoksa gayp onların katında da onlar mı yazıyorlar?)
2. لَوْ (Lev): Şayet,se (şart edatı). Örnek: لَوْ نَشَاءُ لَفَعَلْنَاهُ (Dileseydik onu yapardık.)
3. مَا (Mâ): Değil, ne, şey (olumsuzluk / ilgi edatı). Örnek: مَا كَانَ بَشَرًا (O bir beşer değildi.)
4. لَا (Lâ): Hayır, değil, sakın (olumsuzluk edatı). Örnek: لَا تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا (Üzülme, şüphesiz Allah bizimle beraberdir.)
5. إِنْ (İn): Eğer (şart edatı). Örnek: إِنْ تُطِيعُوا الْكُفَّارَ يَرُدُّوكُمْ (Eğer kâfirlere uyarsanız sizi geri çevirirler.)
6. قَدْ (Kad): Kesinlik, -miş / -di (tahkik edatı). Örnek: قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ (Müminler gerçekten kurtuluşa ermiştir.)
7. سَوْفَ (Sevfe): Yakında, gelecekte (istikbal edatı). Örnek: فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ مَنْ يَأْتِيهِ عَذَابٌ (Yakında kimin azaba uğrayacağını bileceksiniz.)
8. أَمَّا (Emmâ): -e gelince, amma (şart/detay edatı). Örnek: فَأَمَّا الْيَتِيمَ فَلَا تَقْهَرْ (Yetime gelince, sakın onu kahretme.)
9. بَلْ (Bel): Bilakis, aksine (isti'dâf/rüştiye edatı). Örnek: بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ (Bilakis onlar azgın bir topluluktur.)
10. كَيْفَ (Keyfe): Nasıl? (soru edatı). Örnek: كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللَّهِ (Allah'ı nasıl inkâr ediyorsunuz?)
11. أَنَّ (Enne): Ki, -diğini (isim cümlelerini bağlayan edat). Örnek: عَلِمْتُ أَنَّهُ صَادِقٌ (Onun doğru sözlü olduğunu bildim.)
12. هَلْ (Hel): Mı / Mü? (soru edatı). Örnek: هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللَّهِ (Allah'tan başka yaratan var mı?)
13. كَأَنَّ (Keenne): Sanki, tıpkı (benzetme edatı). Örnek: كَأَنَّهُمْ خُشُبٌ مُسَنَّدَةٌ (Sanki onlar dayağa dayanmış keresteler gibidirler.)
14. إِذْ (İz): -dığı zaman, hani (zarf/bağlantı edatı). Örnek: وَاذْكُرُوا إِذْ كُنْتُمْ قَلِيلًا (Hani siz az idiniz, hatırlayın.)
15. لَمَّا (Lemmâ): -diği zaman, henüz -medi (zaman edatı). Örnek: فَلَمَّا جَاءَهُمْ بَأْسُنَا قَالُوا (Azabımız onlara geldiği zaman dediler ki...)
7. A'râf Sûresi-150-206.ayetler
Ayetler ve Türkçe Çevirileri
150. وَلَمَّا رَجَعَ مُوسَى إِلَى قَوْمِهِ غَضْبَانَ أَسِفًا قَالَ بِئْسَمَا خَلَفْتُمُونِي مِنْ بَعْدِي أَعَجِلْتُمْ أَمْرَ رَبِّكُمْ وَأَلْقَى الْأَلْوَاحَ وَأَخَذَ بِرَأْسِ أَخِيهِ يَجُرُّهُ إِلَيْهِ قَالَ ابْنَ أُمَّ إِنَّ الْقَوْمَ اسْتَضْعَفُونِي وَكَادُوا يَقْتُلُونِي فَلَا تُشْمِتْ بِيَ الْأَعْدَاءَ وَلَا تَجْعَلْنِي مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)
- غَضْبَان (Ğadban): Öfkeli, kızgın.
Cümle: رَجَعَ مُوسَى غَضْبَانَ (Musa öfkeli olarak döndü.) - أَلْوَاح (Elvâh): Levhalar.
Cümle: وَأَلْقَى الْأَلْوَاحَ (Levhaları bıraktı.) - رَأْس (Ra's): Baş.
Cümle: وَأَخَذَ بِرَأْسِ أَخِيهِ (Kardeşinin başından tuttu.) - عِجْل (İcl): Buzağı.
Cümle: اتَّخَذُوا الْعِجْلَ (Buzağıyı edindiler.) - ذِلَّة (Zille): Zillet, alçalma.
Cümle: وَذِلَّةٌ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا (Dünya hayatında bir zillet...) - سَيِّئَة (Seyyie): Kötülük.
Cümle: عَمِلُوا السَّيِّئَاتِ (Kötülükler işlediler.) - رَحْمَة (Rahmet): Rahmet, merhamet.
Cümle: وَأَدْخِلْنَا فِي رَحْمَتِكَ (Bizi rahmetine sok.) - رَجْفَة (Racfe): Sarsıntı, deprem.
Cümle: أَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ (Onları sarsıntı yakaladı.) - سَفِيه (Sefîh): Beyinsiz, akılsız.
Cümle: فَعَلَ السُّفَهَاءُ مِنَّا (İçimizdeki beyinsizler yaptı.) - فِتْنَة (Fitne): İmtihan, fitne.
Cümle: إِنْ هِيَ إِلَّا فِتْنَتُكَ (Bu ancak senin imtihanındır.) - حَسَنَة (Hasene): İyilik, güzellik.
Cümle: اكْتُبْ لَنَا حَسَنَةً (Bize iyilik yaz.) - أُمِّيّ (Ümmi): Ümmi, okuma yazması olmayan.
Cümle: النَّبِيِّ الْأُمِّيِّ (Ümmi peygambere...) - مَعْرُوف (Ma'rûf): İyilik, bilinen.
Cümle: يَأْمُرُهُمْ بِالْمَعْرُوفِ (Onlara iyiliği emreder.) - مُنْكَر (Münker): Kötülük.
Cümle: وَيَنْهَاهُمْ عَنِ الْمُنْكَرِ (Onları kötülükten alıkoyar.) - إِصْر (İsr): Ağır yük, bağ.
Cümle: يَضَعُ عَنْهُمْ إِصْرَهُمْ (Ağır yüklerini indirir.) - أَغْلَال (Ağlâl): Zincirler, buğuslar.
Cümle: وَالْأَغْلَالَ الَّتِي كَانَتْ (Zincirleri ki üzerlerindeydi.) - عَصَا (Asâ): Asâ, değnek.
Cümle: اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ (Asanla taşa vur.) - حَجَر (Hacer): Taş, kaya.
Cümle: فَانْبَجَسَتْ عَيْنًا (Pınarlar fışkırdı.) - غَمَام (Ğamâm): Bulut.
Cümle: وَظَلَّلْنَا عَلَيْهِمُ الْغَمَامَ (Bulutları üzerlerine gölge yaptık.) - مَنّ (Menn): Kudret helvası.
Cümle: وَأَنْزَلْنَا الْمَنَّ (Kudret helvasını indirdik.) - سَلْوَى (Selvâ): Bıldırcın.
Cümle: وَالسَّلْوَى (Ve bıldırcını...) - قَرْيَة (Karye): Kasaba, şehir.
Cümle: اسْكُنُوا هَذِهِ الْقَرْيَةَ (Şu kasabaya yerleşin.) - قِرْد (Kird): Maymun.
Cümle: كُونُوا قِرَدَةً خَاسِئِينَ (Maymunlar olun.) - مِيثَاق (Mîsâk): Sözleşme, antlaşma.
Cümle: أُلُومَ مِيثَاقُ الْكِتَابِ (Kitabın misakı alındı.) - سَاعَة (Sâat): Kıyamet, saat.
Cümle: يَسْأَلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ (Sana kıyameti soruyorlar.)
2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)
- رَجَعَ (Recebe): Döndü.
Kökü: ر ج ع / Cümle: رَجَعَ مُوسَى إِلَى قَوْمِهِ (Musa kavmine döndü.) - أَلْقَى (Elkâ): Attı, bıraktı.
Kökü: ل ق ي / Cümle: وَأَلْقَى الْأَلْوَاحَ (Levhaları bıraktı.) - جَرَّ (Cerra): Çekti.
Kökü: ج ر ر / Cümle: يَجُرُّهُ إِلَيْهِ (Onu kendine çekiyor.) - اسْتَضْعَفَ (İstaz'afe): Zayıf gördü, hırpaladı.
Kökü: ض ع ف / Cümle: اسْتَضْعَفُونِي (Beni zayıf bulup hırpaladılar.) - قَتَلَ (Katale): Öldürdü.
Kökü: ق ت ل / Cümle: يَقْتُلُونِي (Beni öldüreceklerdi.) - أَغْفَرَ (İğfere / Ġafere): Bağışladı.
Kökü: غ ف ر / Cümle: رَبِّ اغْفِرْ لِي (Rabbim beni bağışla.) - تَابَ (Tâbe): Tövbe etti.
Kökü: ت و ب / Cümle: ثُمَّ تَابُوا مِنْ بَعْدِهَا (Sonra ardından tövbe ettiler.) - سَكَتَ (Sakete): Sustu, dindi.
Kökü: س ك ت / Cümle: سَكَتَ عَنْ مُوسَى الْغَضَبُ (Musa'nın öfkesi dindi.) - اخْتَارَ (İhtâra): Seçti.
Kökü: خ ي ر / Cümle: وَاخْتَارَ مُوسَى قَوْمَهُ (Musa kavminden seçti.) - هَلَكَ (Heleke): Helâk oldu.
Kökü: ه ل ك / Cümle: أَهْلَكْتَهُمْ مِنْ قَبْلُ (Onları daha önce helâk ederdin.) - وَسِعَ (Vesia): Kuşatdı, geniş oldu.
Kökü: و س ع / Cümle: رَحْمَتِي وَسِعَتْ كُلَّ شَيْءٍ (Rahmetim her şeyi kuşatmıştır.) - أَمَرَ (Amere): Emretti.
Kökü: أ م ر / Cümle: يَأْمُرُهُمْ بِالْمَعْرُوفِ (Onlara iyiliği emreder.) - نَهَى (Nehâ): Alıkoydu, yasakladı.
Kökü: ن ه ي / Cümle: وَيَنْهَاهُمْ عَنِ الْمُنْكَرِ (Kötülükten alıkoyar.) - أَحَلَّ (Ahalle): Helâk kıldı.
Kökü: ح ل ل / Cümle: وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ (Temiz şeyleri helal kılar.) - حَرَّمَ (Harrame): Haram kıldı.
Kökü: ح ر م / Cümle: وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَائِثَ (Pis şeyleri haram kılar.) - نَصَرَ (Nasara): Yardım etti.
Kökü: ن ص ر / Cümle: وَنَصَرُوهُ (Ona yardım ettiler.) - أَحْيَا (Ehyâ): Diriltti.
Kökü: ح ي ي / Cümle: يُحْيِي وَيُمِيتُ (Diriltir ve öldürür.) - أَمَاتَ (Emâte): Öldürdü.
Kökü: م و ت / Cümle: يُحْيِي وَيُمِيتُ (Diriltir ve öldürür.) - اسْتَسْقَى (İsteskâ): Su istedi.
Kökü: س ق ي / Cümle: اسْتَسْقَاهُ قَوْمُهُ (Kavmi ondan su istedi.) - فَجَرَ / انْبَجَسَ (İnbecese): Fışkırdı.
Kökü: ب ج س / Cümle: فَانْبَجَسَتْ مِنْهُ عَيْنًا (Oradan pınarlar fışkırdı.) - ظَلَمَ (Zaleme): Zulmetti.
Kökü: ظ ل م / Cümle: وَمَا ظَلَمُونَا (Bize zulmetmediler.) - نَسِيَ (Nesiye): Unuttu.
Kökü: ن س ي / Cümle: فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِهِ (Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında...) - أَنْجَى (Encâ): Kurtardı.
Kökü: ن ج و / Cümle: أَنْجَيْنَا الَّذِينَ يَنْهَوْنَ (Kötülükten sakındıranları kurtardık.) - خَلَقَ (Haleka): Yarattı.
Kökü: خ ل ق / Cümle: خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ (Sizi bir nefisten yarattı.) - سَجَدَ (Sacede): Secde etti.
Kökü: س ج د / Cümle: وَلَهُ يَسْجُدُونَ (Ve yalnızca O'na secde ederler.)
3. Arapça Edat Örnekleri - Harfi Cerler Hariç (15 Adet)
- وَ (Ve): Atıf edatı (ve).
Cümle: رَبِّ اغْفِرْ لِي وَلِأَخِي (Rabbim beni ve kardeşimi bağışla.) - فَـ (Fe): Rab, sebep veya takip edatı (hemen, o halde).
Cümle: فَأَلْقَى الْأَلْوَاحَ (Hemen levhaları bıraktı.) - ثُمَّ (Summe): Terâhi edatı (sonra).
Cümle: ثُمَّ تَابُوا مِنْ بَعْدِهَا (Sonra ardından tövbe ettiler.) - لَا (Lâ): Nehiy / olumsuzluk edatı (yapma, -ma/-me).
Cümle: فَلَا تُشْمِتْ بِيَ الْأَعْدَاءَ (Düşmanları bana sevindirme.) - إِنَّ (İnne): Tekit / isim cümlelerini vurgulama edatı (şüphesiz).
Cümle: إِنَّ رَبَّكَ لَغَفُورٌ (Şüphesiz senin rabbin çok bağışlayandır.) - مَا (Mâ): Olumsuzluk veya ism-i mevsûl edatı (ne / şey).
Cümle: وَمَا ظَلَمُونَا (Bize zulmetmediler.) - لَوْ (Lev): Şart edatı (keşke, -seydi).
Cümle: رَبِّ لَوْ شِئْتَ أَهْلَكْتَهُمْ (Rabbim dileseydin onları helâk ederdin.) - إِنْ (İn): Şart edatı (eğer).
Cümle: إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ (Eğer doğru söyleyenler iseniz...) - قَدْ (Kad): Tahkik / takrib edatı (-şüphesiz, -miştir).
Cümle: قَدْ عَلِمَ كُلُّ أُنَاسٍ (Her topluluk bilmiştir.) - لَمْ (Lem): Cezmeden olumsuzluk edatı (-madı, -mez).
Cümle: وَلَمَّا سَكَتَ (Dindiği zaman...) - إِذَا (İzâ): Zaman / şart edatı (ne zaman ki, -duğunda).
Cümle: فَلَمَّا أَخَذَتْهُمُ (Onları yakaladığında...) - هَلْ (Hel): Soru edatı (mi / mü).
Cümle: أَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ (Ben sizin rabbiniz değil miyim?) - بَلْ (Bel): İtiraz / idrab edatı (bilakis, aksine).
Cümle: بَلْ هُمْ أَضَلُّ (Bilakis onlar daha da sapıktırlar.) - أَمْ (Em): Soru / tahsis edatı (yoksa).
Cümle: أَلَهُمْ أَرْجُلٌ يَمْشُونَ بِهَا (Yoksa yürüyecek ayakları mı var?) - لَوْلَا (Levlâ): İmtina / teşvik edatı (olmasaydı / -sene).
Cümle: لَوْلَا اجْتَبَيْتَهَا (Onu derleyip yapsaydın ya!)
www.muhammediyye.org
konutesti



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.