- Ders1
- Ders2
- Konu Testi
- Sureler
- Arapça Dersler
- ☝📖المحمدية📖☝
Kuranla-Arapca-8. Enfâl Sûresi-1-46.ayetler (Okuma Parçası)
1. يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنْفَالِ ۖ قُلِ الْأَنْفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُولِ ۖ فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنَكُمْ ۖ وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ
Meali: (Ey Muhammed!) Sana ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: "Ganimetler Allah'a ve Resûlüne aittir. O halde, eğer mü'minler iseniz Allah'a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlüne itaat edin."
2. إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ آيَاتُهُ زَادَتْهُمْ إِيمَانًا وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ
Meali: Mü'minler ancak o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. Onun âyetleri kendilerine okunduğu zaman (bu) onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler.
3. الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ
Meali: Onlar namazı dosdoğru kılan, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayan kimselerdir.
4. أُولَئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقًّا ۚ لَهُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ وَمَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ
Meali: İşte onlar gerçekten mü'minlerdir. Onlara, Rableri katında yüksek mertebeler, bağışlanma ve cömertçe verilmiş rızık vardır.
5. كَمَا أَخْرَجَكَ رَبُّكَ مِنْ بَيْتِكَ بِالْحَقِّ وَإِنَّ فَرِيقًا مِنَ الْمُؤْمِنِينَ لَكَارِهُونَ
Meali: Nasıl ki, Rabbin seni hak uğruna (savaşmak üzere) evinden çıkarmıştı. Mü'minlerden bir grup ise bu konuda kesinlikle isteksizlerdi.
6. يُجَادِلُونَكَ فِي الْحَقِّ بَعْدَ مَا تَبَيَّنَ كَأَنَّمَا يُسَاقُونَ إِلَى الْمَوْتِ وَهُمْ يَنْظُرُونَ
Meali: Gerçek apaçık ortaya çıktıktan sonra, sanki göz göre göre ölüme sürülüyorlarmış gibi seninle o konuda tartışıyorlardı.
7. وَإِذْ يَعِدُكُمُ اللَّهُ إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ أَنَّهَا لَكُمْ وَتَوَدُّونَ أَنَّ غَيْرَ ذَاتِ الشَّوْكَةِ تَكُونُ لَكُمْ وَيُرِيدُ اللَّهُ أَنْ يُحِقَّ الْحَقَّ بِكَلِمَاتِهِ وَيَقْطَعَ دَابِرَ الْكَافِرِينَ
Meali: Hani Allah size iki taifeden birini, o sizindir diye va'dediyordu. Siz de güçsüz olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah sözleriyle hakkı meydana çıkarmak ve kafirlerin ardını kesmek istiyordu.
8. لِيُحِقَّ الْحَقَّ وَيُبْطِلَ الْبَاطِلَ وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَ
Meali: Bu, suçlular hoşlanmasa da Allah'ın hakkı ortaya çıkarması ve batılı ortadan kaldırması içindi.
9. إِذْ تَسْتَغِيثُونَ رَبَّكُمْ فَاسْتَجَابَ لَكُمْ أَنِّي مُمِدُّكُمْ بِأَلْفٍ مِنَ الْمَلَائِكَةِ مُرْدِفِينَ
Meali: Hani Rabbinizden yardım diliyordunuz da O: "Şüphesiz ben sizi birbiri ardından gelen bin melekle destekleyeceğim" diyerek duanızı kabul etmişti.
10. وَمَا جَعَلَهُ اللَّهُ إِلَّا بُشْرَى وَلِتَطْمَئِنَّ بِهِ قُلُوبُكُمْ ۚ وَمَا النَّصْرُ إِلَّا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ ۚ إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Meali: Allah bunu, sadece bir müjde olsun ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa yardım ancak Allah katındandır. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
11. إِذْ يُغَشِّيكُمُ النُّعَاسَ أَمَنَةً مِنْهُ وَيُنَزِّلُ عَلَيْكُمْ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً لِيُطَهِّرَكُمْ بِهِ وَيُذْهِبَ عَنْكُمْ رِجْزَ الشَّيْطَانِ وَلِيَرْبِطَ عَلَى قُلُوبِكُمْ وَيُثَبِّتَ بِهِ الْأَقْدَامَ
Meali: Hani (Allah) kendi tarafından bir güvenlik olarak sizi hafif bir uykuya daldırıyor; sizi temizlemek, sizden şeytanın vesvesesini gidermek, kalplerinizi pekiştirmek ve ayaklarınızı sağlam bastırmak için üzerinize gökten yağmur yağdırıyordu.
12. إِذْ يُوحِي رَبُّكَ إِلَى الْمَلَائِكَةِ أَنِّي مَعَكُمْ فَثَبِّتُوا الَّذِينَ آمَنُوا ۚ سَأُلْقِي فِي قُلُوبِ الَّذِينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ فَاضْرِبُوا فَوْقَ الْأَعْنَاقِ وَاضْرِبُوا مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍ
Meali: Hani Rabbin meleklere, "Ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin. Ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım. Şimdi vurun boyunlarının üstüne, vurun onların parmak uçlarına!" diyordu.
13. ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ شَاقُّوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ ۚ وَمَنْ يُشَاقِقِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَإِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Meali: Bu, onların Allah ve Resûlüne karşı gelmelerindendir. Her kim de Allah ve Resûlüne karşı gelirse bilsin ki Allah'ın cezası şiddetlidir.
14. ذَلِكُمْ فَذُوقُوهُ وَأَنَّ لِلْكَافِرِينَ عَذَابَ النَّارِ
Meali: İşte (cezânız)! Şimdilik onu tadın! Kâfirler için bir de cehennem azâbı vardır.
15. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا لَقِيتُمُ الَّذِينَ كَفَرُوا زَحْفًا فَلَا تُوَلُّوهُمُ الْأَدْبَارَ
Meali: Ey iman edenler! Savaş düzeninde iken kâfirlerle karşılaştığınız zaman sakın onlara arkanızı dönmeyin (savaştan kaçmayın).
16. وَمَنْ يُوَلِّهِمْ يَوْمَئِذٍ دُبُرَهُ إِلَّا مُتَحَرِّفًا لِقِتَالٍ أَوْ مُتَحَيِّزًا إِلَى فِئَةٍ فَقَدْ بَاءَ بِغَضَبٍ مِنَ اللَّهِ وَمَأْوَاهُ جَهَنَّمُ ۖ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
Meali: Savaş taktiği olarak düşmanı vurmak için bir tarafa çekilme veya başka bir birliğe katılma durumu hariç -böyle bir günde her kim onlara arkasını dönerse mutlaka o, Allah'ın gazabına uğramış olur. Onun varacağı yer de cehennemdir. Ne kötü varılacak yerdir orası!
17. فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلَكِنَّ اللَّهَ قَتَلَهُمْ ۚ وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللَّهَ رمَى ۚ وَلِيُبْلِيَ الْمُؤْمِنِينَ مِنْهُ بَلَاءً حَسَنًا ۚ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
Meali: Onları siz öldürmediniz; onları (sizin elinizle) öldüren Allah'tır. Attığın zaman da sen atmadın, onu atan Allah'tır. Bu, inanıp güvenenleri güzel bir imtihandan geçirmek içindi. Allah daima dinleyen ve bilendir.
18. ذَلِكُمْ وَأَنَّ اللَّهَ مُوهِنُ كَيْدِ الْكَافِرِينَ
Meali: Durum budur; ve şüphesiz Allah, kâfirlerin tuzaklarını boşa çıkaracaktır.
19. إِنْ تَسْتَفْتِحُوا فَقَدْ جَاءَكُمُ الْفَتْحُ ۖ وَإِنْ تَنْتَهُوا فَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْ ۖ وَإِنْ تَعُودُوا نَعُدْ ۖ وَلَنْ تُغْنِيَ عَنْكُمْ فِئَتُكُمْ شَيْئًا وَلَوْ كَثُرَتْ وَأَنَّ اللَّهَ مَعَ الْمُؤْمِنِينَ
Meali: Eğer (zafer ve fetih) istiyorsanız, işte size fetih gelmiştir. Eğer (peygambere karşı gelmekten) vazgeçerseniz, bu sizin için daha hayırlı olur. Eğer dönerseniz biz de döneriz. Çok olsa bile topluluğunuz size hiç fayda vermez. Çünkü Allah mü'minlerle beraberdir.
20. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا أَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَوَلَّوْا عَنْهُ وَأَنْتُمْ تَسْمَعُونَ
Meali: Ey iman edenler! Allah'a ve Resûlüne itaat edin, işitip durduğunuz hâlde O'ndan yüz çevirmeyين.
21. وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ قَالُوا سَمِعْنَا وَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ
Meali: "İşittik" deyen, fakat aslında işitmeyen kimseler gibi olmayın.
22. إِنَّ شَرَّ الدَّوَابِّ عِنْدَ اللَّهِ الصُّمُّ الْبُكْمُ الَّذِينَ لَا يَعْقِلُونَ
Meali: Şüphesiz Allah katında canlıların en kötüsü, (gerçekleri) anlamayan ve düşünmeyen sağırlar ve dilsizlerdir.
23. وَلَوْ عَلِمَ اللَّهُ فِيهِمْ خَيْرًا لَاسْمَعَهُمْ ۖ وَلَوْ أَسْمَعَهُمْ لَتَوَلَّوْا وَهُمْ مُعْرِضُونَ
Meali: Eğer Allah onlarda bir hayır bulunsaydı, elbette onlara işittirirdi. Ve eğer onlara işittirseydi bile, onlar yine yüz çevirerek dönüp giderlerdi.
24. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُمْ لِمَا يُحْيِيكُمْ ۖ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ يَحُولُ بَيْنَ الْمَرْءِ وَقَلْبِهِ وَأَنَّهُ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Meali: Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah'ın ve Resûlü'nün çağrısına uyun. Bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Şüphesiz O'nun huzurunda toplanacaksınız.
25. وَاتَّقُوا فِتْنَةً لَا تُصِيبَنَّ الَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْكُمْ خَاصَّةً ۖ وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ
Meali: Öyle bir fitneden sakının ki, o aranızdan sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz. Bilin ki Allah'ın azabı şiddetlidir.
26. وَاذْكُرُوا إِذْ أَنْتُمْ قَلِيلٌ مُسْتَضْعَفُونَ فِي الْأَرْضِ تَخَافُونَ أَنْ يَتَخَطَّفَكُمُ النَّاسُ فَآوَاكُمْ وَأَيَّدَكُمْ بِنَصْرِهِ وَرَزَقَكُمْ مِنَ الطَّيِّبَاتِ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
Meali: Hatırlayın ki bir zamanlar yeryüzünde az ve zayıf bırakılmıştınız; insanların sizi kapıp götürmesinden korkuyordunuz. O da sizi barındırmış, yardımıyla desteklemiş ve şükredesiniz diye sizi temiz rızıklarla rızıklandırmıştı.
27. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا تَخُونُوا اللَّهَ وَالرَّسُولَ وَتَخُونُوا أَمَانَاتِكُمْ وَأَنْتُمْ تَعْلَمُونَ
Meali: Ey iman edenler! Allah'a ve Resûlüne hainlik etmeyin; (size verilen) emanetlerinize bile bile hıyanet etmeyin.
28. وَاعْلَمُوا أَنََّمَا أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ وَأَنَّ اللَّهَ عِنْدَهُ أَجْرٌ عَظِيمٌ
Meali: Bilin ki mallarınız ve çocuklarınız birer imtihan vesilesidir; büyük mükâfat ise katında olan Allah'tır.
29. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَتَّقُوا اللَّهَ يَجْعَلْ لَكُمْ فُرْقَانًا وَيُكَفِّرْ عَنْكُمْ سَيِّئَاتِكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ۗ وَاللَّهُ ذُو الْفَضْلِ الْعَظِيمِ
Meali: Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız; O size bir furkan (hakkı batıldan ayıracak ölçü) verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir.
30. وَإِذْ يَمْكُرُ بِكَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِيُثْبِتُوكَ أَوْ يَقْتُلُوكَ أَوْ يُخْرِجُوكَ ۚ وَيَمْكُرُونَ وَيَمْكُرُ اللَّهُ ۖ وَاللَّهُ خَيْرُ الْمَاكِرِينَ
Meali: Hani kâfirler seni tutuklamak veya öldürmek ya da (Mekke'den) çıkarmak için sana tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kuruyorlar, Allah da tuzak kuruyordu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.
31. وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا قَالُوا قَدْ سَمِعْنَا لَوْ نَشَاءُ لَقُلْنَا مِثْلَ هَذَا ۙ إِنْ هَذَا إِلَّا أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ
Meali: Âyetlerimiz kendilerine okunduğu zaman: "İşittik, istesek biz de bunun aynısını elbette söyleyebiliriz. Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir" dediler.
32. وَإِذْ قَالُوا اللَّهُمَّ إِنْ كَانَ هَذَا هُوَ الْحَقَّ مِنْ عِنْدِكَ فَأَمْطِرْ عَلَيْنَا حِجَارَةً مِنَ السَّمَاءِ أَوِ ائْتِنَا بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
Meali: Hani onlar: "Ey Allah'ımız! Eğer bu (Kur'an) senin katından (gelmiş) bir gerçekse, üzerimize gökten taş yağdır veya bize acıklı bir azap ver" demişlerdi.
33. وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُعَذِّبَهُمْ وَأَنْتَ فِيهِمْ ۚ وَمَا كَانَ اللَّهُ مُعَذِّبَهُمْ وَهُمْ يَسْتَغْفِرُونَ
Meali: Oysa sen içlerinde iken Allah onlara azap edecek değildir. Onlar bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir.
34. وَمَا لَهُمْ أَلَّا يُعَذِّبَهُمُ اللَّهُ وَهُمْ يَصُدُّونَ عَنِ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ وَمَا كَانُوا أَوْلِيَاءَهُ ۚ إِنْ أَوْلِيَاؤُهُ إِلَّا الْمُتَّقُونَ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
Meali: Onlar Mescid-i Haram'ın hizmetine lâyık olmadıkları hâlde (müminleri) oradan alıkoyarlarken, Allah onlara neden azap etmesin ki? Orayı yönetmeye lâyık olanlar ancak Allah'a karşı gelmekten sakınanlardır.
35. وَمَا كَانَ صَلَاتُهُمْ عِنْدَ الْبَيْتِ إِلَّا مُكَاءً وَتَصْدِيَةً ۚ فَذُوقُوا الْعَذَابَ بِمَا كُنْتُمْ تَكْفُرُونَ
Meali: Onların Kâbe yanındaki duaları ıslık çalamaktan ve el çırpmaktan başka bir şey değildir. Öyle ise inkâr etmekte olduğunuzdan dolayı azabı tadın!
36. إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ لِيَصُدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ ۚ فَسَيُنْفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةً ثُمَّ يُغْرَمُونَ ۚ وَسَيُغْرَمُونَ عَلَيْهِمْ حَسْرَةً...
Meali: Şüphesiz inkâr edenler mallarını, (insanları) Allah yolundan alıkoymak için harcarlar. Onlar bunu harcayacaklar, sonra bu onlara bir pişmanlık olacak, sonra da mağlup olacaklardır.
37. لِيَمِيزَ اللَّهُ الْخَبِيثَ مِنَ الطَّيِّبِ وَيَجْعَلَ الْخَبِيثَ بَعْضَهُ عَلَى بَعْضٍ فَيَرْكُمَهُ جَمِيعًا فَيَجْعَلَهُ فِي جَهَنَّمَ ۚ أُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ
Meali: (Bu,) Allah'ın pis olanı temizden ayırması, pis olanları üst üste koyup hepsini bir yığın yaparak cehenneme atması içindir. İşte onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir.
38. قُلْ لِلَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ يَنْتَهُوا يُغْفَرْ لَهُمْ مَا قَدْ سَلَفَ وَإِنْ يَعُودُوا فَقَدْ مَضَتْ سُنَّةُ الْأَوَّلِينَ
Meali: Kâfir olanlara de ki: Eğer (küfürden) vazgeçerlerse, geçmiş günahları bağışlanır. Fakat yine dönerlerse, önceki ümmetlerin kanunu geçmişlertir.
39. وَقَاتِلُوهُمْ حَتَّى لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدِّينُ كُلُّهُ لِلَّهِ ۚ فَإِنِ انْتَهَوْا فَإِنَّ اللَّهَ بِمَا يَعْمَلُونَ بَصِيرٌ
Meali: Ortada fitne kalmayıncaya ve din tamamen Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, şüphesiz Allah onların yaptıklarını hakkıyla görür.
40. وَإِنْ تَوَلَّوْا فَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ مَوْلَاكُمْ ۚ نِعْمَ الْمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرُ
Meali: Eğer yüz çevirirlerse, bilin ki Allah sizin mevlanızdır. O ne güzel mevlâ, ne güzel yardımcıdır!
41. وَاعْلَمُوا أَنَّمَا غَنِمْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَأَنَّ لِلَّهِ خُمُسَهُ وَلِلرَّسُولِ وَلِذِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَلْمَسَاكِينِ وَابْنِ السَّبِيلِ إِنْ كُنْتُمْ آمَنْتُمْ بِاللَّهِ...
Meali: Eğer Allah'a iman etmişseniz, biliniz ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah'a, Resûlüne, akrabalarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir.
42. إِذْ أَنْتُمْ بِالْعُدْوَةِ الدُّنْيَا وَهُمْ بِالْعُدْوَةِ الْقُصْوَى وَالرَّكْبُ أَسْفَلَ مِنْكُمْ...
Meali: Hani siz vadinin yakın kenarında idiniz, onlar uzak kenarında, kervan ise sizden daha aşağıda idi. Eğer sözleşmiş olsaydınız, buluşma yeri konusunda anlaşmazlığa düşerdiniz.
43. إِذْ يُرِيكَهُمُ اللَّهُ فِي رُؤْيَاكَ قَلِيلًا ۖ وَلَوْ أَرَاكَهُمْ كَثِيرًا لَفَشِلْتُمْ وَلَتَنَازَعْتُمْ فِي الْأَمْرِ وَلَكِنَّ اللَّهَ سَلَّمَ ۚ إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
Meali: Hani Allah onları rüyanda sana az gösteriyordu. Eğer onları sana çok gösterseydi, cesaretiniz kırılır ve iş hakkında çekişmeye başlardınız. Fakat Allah kurtardı.
44. وَإِذْ يُرِيكُمُوهُمْ إِذِ الْتَقَيْتُمْ فِي أَعْيُنِكُمْ قَلِيلًا فِي أَعْيُنِكُمْ وَيُقَلِّلُكُمْ فِي أَعْيُنِهِمْ لِيَقْضِيَ اللَّهُ أَمْرًا كَانَ مَفْعُولًا...
Meali: Karşılaştığınızda onları sizin gözlerinizde az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu ki Allah, takdir edilmiş bir işي yerine getirsin.
45. يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِذَا لَقِيتُمُ فِئَةً فَاثْبُتُوا وَاذْكُرُوا اللَّهَ كَثِيرًا لَعَلَّكُمْ تُحْشَرُونَ
Meali: Ey iman edenler! (Savaşta) bir toplulukla karşılaştığınız zaman sebat edin ve Allah'ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.
46. وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ ۖ وَاصْبِرُوا ۚ إِنَّ اللَّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ
Meali: Allah'a ve Resûlüne itaat edin; birbirinizle çekişmeyin, yoksa korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberidir.
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)
- الْأَنْفَال (El-Enfâl / Ganimetler):
Anlamı: Savaş ganimetleri.
Cümle: يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنْفَالِ (Sana ganimetlerden soruyorlar.) - رَسُول (Resûl / Elçi):
Anlamı: Peygamber, elçi.
Cümle: قُلِ الْأَنْفَالُ لِلَّهِ وَالرَّسُولِ (De ki: Ganimetler Allah ve Resûlüne aittir.) - قَلْب (Kalb / Kalp):
Anlamı: Yürek, gönül.
Cümle: وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ (Kalpleri ürperir.) - إِيمَان (Îmân / İman):
Anlamı: İnanç, tasdik.
Cümle: زَادَتْهُمْ إِيمَانًا (İmanlarını artırır.) - صَلَاة (Salât / Namaz):
Anlamı: Namaz, ibadet.
Cümle: يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ (Namazı kılarlar.) - رِزْق (Rızk / Rızık):
Anlamı: Nimet, geçimlik.
Cümle: وَرِزْقٌ كَرِيمٌ (Cömertçe verilmiş rızık vardır.) - دَرَجَة (Derece / Mertebe):
Anlamı: Makam, aşama.
Cümle: لَهُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ (Onların Rableri katında dereceleri vardır.) - بَيْت (Beyt / Ev):
Anlamı: Konut, hane.
Cümle: مِنْ بَيْتِكَ بِالْحَقِّ (Hak uğruna evinden çıkarmıştı.) - حَقّ (Hakk / Hak):
Anlamı: Gerçek, adalet, doğru.
Cümle: أَنَّ اللَّهَ يُحِقُّ الْحَقَّ (Allah hakkı hak kılmak ister.) - مَوْت (Mevt / Ölüm):
Anlamı: Hayatın sona ermesi.
Cümle: يُسَاقُونَ إِلَى الْمَوْتِ (Ölüme sürülüyorlar.) - طَائِفَة (Tâife / Grup):
Anlamı: Topluluk, zümre.
Cümle: إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ (İki gruptan biri.) - مَلَائِكَة (Melâike / Melekler):
Anlamı: Nurani varlıklar.
Cümle: بِأَلْفٍ مِنَ الْمَلَائِكَةِ (Bin melekle...) - نَصْر (Nasr / Yardım):
Anlamı: Zafer, yardım.
Cümle: وَمَا النَّصْرُ إِلَّا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ (Yardım ancak Allah katındandır.) - مَاء (Mâ' / Su):
Anlamı: Su, yağmur.
Cümle: يُنَزِّلُ عَلَيْكُمْ مَاءً (Üzerinize su indiriyordu.) - شَيْطَان (Şeytân / Şeytan):
Anlamı: İblis, kötülük simgesi.
Cümle: رِجْزَ الشَّيْطَانِ (Şeytanın pisliğini.) - قَدَم (Kadem / Ayak):
Anlamı: Ayak.
Cümle: وَيُثَبِّتَ بِهِ الْأَقْدَامَ (Ayakları sağlam bastırmak için.) - عِقَاب (İkāb / Ceza):
Anlamı: Azap, yaptırım.
Cümle: فَإِنَّ اللَّهَ شَدِيدُ الْعِقَابِ (Şüphesiz Allah'ın cezası şiddetlidir.) - نَار (Nâr / Ateş):
Anlamı: Cehennem ateşi.
Cümle: عَذَابَ النَّارِ (Ateş azabı.) - يَوْم (Yevm / Gün):
Anlamı: Zaman dilimi, gün.
Cümle: يَوْمَئِذٍ (O gün.) - سَمِيع (Semî' / İşiten):
Anlamı: Her şeyi işiten.
Cümle: إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ (Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, bilendir.) - مَال (Mâl / Mal):
Anlamı: Servet, mülk.
Cümle: أَمْوَالُكُمْ وَأَوْلَادُكُمْ (Mallarınız ve çocuklarınız.) - أَرْض (Ard / Yeryüzü):
Anlamı: Yer, toprak.
Cümle: فِي الْأَرْضِ (Yeryüzünde.) - فِتْنَة (Fitne / İmtihan):
Anlamı: Sınav, kargaşa.
Cümle: وَاتَّقُوا فِتْنَةً (Bir fitneden sakının.) - سَبِيل (Sebîl / Yol):
Anlamı: Yol, istikamet.
Cümle: عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ (Allah yolundan.) - عَظِيم (Azîm / Büyük):
Anlamı: Yüce, büyük.
Cümle: أَجْرٌ عَظِيمٌ (Büyük mükâfat vardır.)
2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)
- يَسْأَلُونَ (Yes'elûne / Soruyorlar):
Anlamı: Talep ediyorlar, soru soruyorlar.
Cümle: يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنْفَالِ (Sana ganimetlerden soruyorlar.) - قُلْ (Kul / De ki):
Anlamı: Söyle, bildır.
Cümle: قُلِ الْأَنْفَالُ لِلَّهِ (De ki: Ganimetler Allah'a aittir.) - اتَّقُوا (İttakû / Sakının):
Anlamı: Korunun, takva sahibi olun.
Cümle: فَاتَّقُوا اللَّهَ (Allah'tan sakının.) - أَصْلِحُوا (Eslihû / Düzeltin):
Anlamı: Islah edin, arayı düzeltin.
Cümle: وَأَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنَكُمْ (Aranızı düzeltin.) - أَطِيعُوا (Etîû / İtaat edin):
Anlamı: Boyun eğin, uyun.
Cümle: وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ (Allah ve Resûlüne itaat edin.) - كُنْتُمْ (Kuntum / İseniz):
Anlamı: Oldunuz / idiniz.
Cümle: إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ (Eğer müminler iseniz.) - ذُكِرَ (Zukire / Anıldı):
Anlamı: Zikredildi, hatırlandı.
Cümle: إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ (Allah anıldığı zaman.) - وَجِلَتْ (Vecilet / Ürperdi):
Anlamı: Korktu, titredi.
Cümle: وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ (Kalpleri ürperdi.) - تُلِيَتْ (Tuliyet / Okundu):
Anlamı: Tilavet olundu.
Cümle: وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ آيَاتُهُ (Ayetleri okunduğu zaman.) - زَادَتْ (Zâdet / Artırdı):
Anlamı: Çoğalttı.
Cümle: زَادَتْهُمْ إِيمَانًا (İmanlarını artırır.) - يَتَوَكَّلُونَ (Yetekellewne / Tevekkül ederler):
Anlamı: Güvenip dayanırlar.
Cümle: وَعَلَى رَبِّهِمْ يَتَوَكَّلُونَ (Rablerine tevekkül ederler.) - يُقِيمُونَ (Yukîmûne / Kılarlar):
Anlamı: Ayakta tutarlar / ifa ederler.
Cümle: يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ (Namazı kılarlar.) - رَزَقْنَاهُمْ (Razaqnâhum / Rızık verdik):
Anlamı: Nimet verdik.
Cümle: وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ (Rızık verdiklerimizden infak ederler.) - يُنْفِقُونَ (Yunfikûne / İnfak ederler):
Anlamı: Harcarlar, bağışlarlar.
Cümle: يُنْفِقُونَ (Harcama yaparlar.) - أَخْرَجَكَ (Ahreceke / Seni çıkardı):
Anlamı: Dışarı çıkardı.
Cümle: كَمَا أَخْرَجَكَ رَبُّكَ (Rabbin seni çıkardığı gibi.) - لَكَارِهُونَ (Lâ-kârihûne / İsteksizler):
Anlamı: Hoşlanmayanlar.
Cümle: لَكَارِهُونَ (Onlar bunu istemiyorlardı.) - يُجَادِلُونَكَ (Yücâdilûneke / Tartışıyorlar):
Anlamı: Mücadele ediyorlar.
Cümle: يُجَادِلُونَكَ فِي الْحَقِّ (Hak konuda seninle tartışıyorlar.) - يُسَاقُونَ (Yusâקûne / Sürülüyorlar):
Anlamı: Sevkediliyorlar.
Cümle: يُسَاقُونَ إِلَى الْمَوْتِ (Ölüme sürülüyorlar.) - يَعِدُكُمُ (Ye'idukumu / Vaat ediyor):
Anlamı: Söz veriyor.
Cümle: يَعِدُكُمُ اللَّهُ (Allah size vaat ediyor.) - تَوَدُّونَ (Teveddûne / İstiyorsunuz):
Anlamı: Arzu ediyorsunuz.
Cümle: وَتَوَدُّونَ أَنَّ غَيْرَ ذَاتِ الشَّوْكَةِ (İstiyordunuz...) - يَقْطَعَ (Yaktaa / Kökünü kessin):
Anlamı: Kesip bitirmek.
Cümle: وَيَقْطَعَ دَابِرَ الْكَافِرِينَ (Kâfirlerin kökünü kesmek için.) - يُبْطِلَ (Yübtile / Batıl kılsın):
Anlamı: Boşa çıkarsın.
Cümle: وَيُبْطِلَ الْبَاطِلَ (Batılı ortadan kaldırsın.) - تَسْتَغِيثُونَ (Testegîsûne / Yardım diliyorsunuz):
Anlamı: İmdat istiyorsunuz.
Cümle: إِذْ تَسْتَغِيثُونَ رَبَّكُمْ (Rabbinizden yardım dilediğinizde.) - فَاستَجَابَ (Festecâbe / Kabul etti):
Anlamı: İcabet etti.
Cümle: فَاسْتَجَابَ لَكُمْ (Duanıza karşılık vermişti.) - مُمِدُّكُمْ (Mumiddukum / Destekleyeniniz):
Anlamı: Takviye eden.
Cümle: أَنِّي مُمِدُّكُمْ بِأَلْفٍ (Ben sizi bin melekle destekleyeceğim.)
3. Arapça Edat Örnekleri (Harf-i Cerler Hariç 15 Adet)
- وَ (Vâv / Atıf edatı - Ve):
Anlamı: Ve, ile bağlacı.
Cümle: وَأَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنَكُمْ (Aranızı düzeltin.) - فَ (Fâ / Rabt / Atıf edatı - O halde / -ip):
Anlamı: O halde, peşinden.
Cümle: فَاتَّقُوا اللَّهَ (O halde Allah'tan sakının.) - إِنْ (İn / Şart edatı):
Anlamı: Eğer.
Cümle: إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ (Eğer müminler iseniz.) - إِنَّ (İnne / Tekit edatı):
Anlamı: Şüphesiz, muhakkak.
Cümle: إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ (Şüphesiz Allah azizdir, hâkimdir.) - إِذَا (İzâ / Zarf ve Şart edatı):
Anlamı: -dığı zaman, ne zaman ki.
Cümle: إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ (Allah anıldığı zaman.) - لَا (Lâ / Olumsuzluk ve Nehiy edatı):
Anlamı: Asla, değil, sakın.
Cümle: فَلَا تُوَلُّوهُمُ الْأَدْبَارَ (Arkanızı dönmeyin.) - مَا (Mâ / Olumsuzluk / İsmi mevsul):
Anlamı: Değil, -dığı şey.
Cümle: وَمَا النَّصْرُ إِلَّا مِنْ عِنْدِ اللَّهِ (Yardım ancak Allah katındandır.) - قَدْ (Kad / Tahkik edatı):
Anlamı: Kesinlik, -mış / -miş.
Cümle: قَدْ جَاءَكُمُ الْفَتْحُ (Fetih gelmiştir.) - لَنْ (Len / Olumsuzluk edatı):
Anlamı: Asla, katiyen (-ecek değil).
Cümle: وَلَنْ تُغْنِيَ عَنْكُمْ (Asla size fayda vermez.) - أَنْ (En / Masdar harfi):
Anlamı: -mek, -mak (mastar eki).
Cümle: أَنْ يُحِقَّ الْحَقَّ (Hakkı hak kılmasını.) - أَنَّ (Enne / Tekit edatı):
Anlamı: Ki, ...duğunu.
Cümle: وَاعْلَمُوا أَنَّ اللَّهَ مَوْلَاكُمْ (Bilin ki Allah sizin mevlanızdır.) - ثُمَّ (Summe / Atıf edatı):
Anlamı: Sonra, ardından.
Cümle: ثُمَّ تَكُونُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةً (Sonra onlara pişmanlık olacaktır.) - حَتَّى (Hattâ / Gaye edatı):
Anlamı: -e kadar, -inceye dek.
Cümle: حَتَّى لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ (Fitne kalmayıncaya kadar.) - لَوْ (Lev / Şart edatı):
Anlamı: Eğer ki (gerçekleşmemiş şart).
Cümle: وَلَوْ كَرِهَ الْمُجْرِمُونَ (Suçlular istemese de.) - أَمَّا (Ammâ / Detay ve şart edatı):
Anlamı: -e gelince.
Cümle: فَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُوا (İnkâr edenlere gelince...)
Kuranla-Arapca-8. Enfâl Sûresi-46-75.ayetler
Ayetler ve Türkçe Çevirileri
46. وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ وَلَا تَنَازَعُوا فَتَفْشَلُوا وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ وَاصْبِرُوا إِنَّ اللَّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (25 Adet)
- رَسُول (Resûl): Elçi, peygamber.
Cümle: وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ (Allah'a ve Resûlüne itaat edin.) - صَبْر (Sabr): Sabır, direnç.
Cümle: إِنَّ اللَّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ (Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.) - عَدُوّ (Aduvv): Düşman.
Cümle: تُرْهِبُونَ بِهِمْ عَدُوَّ اللَّهِ (Allah'ın düşmanını korkutursunuz.) - قُوَّة (Kuvve): Güç, kuvvet.
Cümle: وَأَعِدُّوا لَهُمْ مَا اسْتَطَعْتُمْ مِنْ قُوَّةٍ (Gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın.) - دِيار (Diyâr): Yurtlar, evler.
Cümle: خَرَجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ (Yurtlarından çıktılar.) - شَيْطَان (Şeytân): Şeytan.
Cümle: زَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ أَعْمَالَهُمْ (Şeytan amellerini süsledi.) - فِئَة (Fi'et): Topluluk, grup.
Cümle: فَلَمَّا تَتَرَاءَى الْفِئَتَانِ (İki topluluk karşılaştığı zaman...) - مُنَافِق (Munâfik): Münafık, iki yüzlü.
Cümle: يَقُولُ الْمُنَافِقُونَ (Münafıklar diyorlar ki...) - قَلْب (Kalb): Kalp, gönül.
Cümle: الَّذِينَ فِي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ (Kalplerinde hastalık olanlar...) - مَلَائِكَة (Melâike): Melekler.
Cümle: يَتَوَفَّى الَّذِينَ كَفَرُوا الْمَلَائِكَةُ (Melekler kâfirlerin canını alır.) - عَذَاب (Azâb): Azap, ceza.
Cümle: وَذُوقُوا عَذَابَ الْحَرِيقِ (Yangın azabını tadın!) - عَبْد (Abd): Kul.
Cümle: وَمَا اللَّهُ بِظَلَّامٍ لِلْعَبِيدِ (Allah kullarına zulmedici değildir.) - فِرْعَوْن (Fir'avn): Firavun.
Cümle: كَدَأْبِ آلِ فِرْعَوْنَ (Firavun hanedanının gidişatı gibi...) - نِعْمَة (Ni'me): Nimet, bağış.
Cümle: مُغَيِّرًا نِعْمَةً أَنْعَمَهَا (Nimeti değiştiren...) - قَوْم (Kavm): Topluluk, millet.
Cümle: أَنْعَمَهَا عَلَى قَوْمٍ (Bir kavme verdiği...) - حَرْب (Harb): Savaş, harp.
Cümle: تَثْقَفَنَّهُمْ فِي الْحَرْبِ (Savaşta onları yakalarsanız...) - عَهْد (Ahd): Antlaşma, söz.
Cümle: يَنْقُضُونَ عَهْدَهُمْ (Antlaşmalarını bozarlar.) - خِيَانَة (Hiyânet): İhanet, hainlik.
Cümle: تَخَافَنَّ مِنْ قَوْمٍ خِيَانَةً (Bir kavmin hainliğinden korkarsan...) - سَبِيل (Sebîl): Yol.
Cümle: فِي سَبِيلِ اللَّهِ (Allah yolunda...) - سِلْم (Silm): Barış.
Cümle: وَإِنْ جَنَحُوا لِلسَّلْمِ (Eğer barışa yanaşırlarsa...) - أَسْرَى (Esrâ): Esirler.
Cümle: أَنْ يَكُونَ لَهُ أَسْرَى (Peygamberin esirleri olması...) - غَنِيمَة (Ganîme): Ganimet.
Cümle: فَكُلُوا مِمَّا غَنِمْتُمْ (Ganimet olarak aldıklarınızdan yiyin.) - مَال (Mâl): Mal, servet.
Cümle: وَجَاهَدُوا بِأَمْوَالِهِمْ (Mallarıyla cihad ettiler.) - رَحِم (Rahim): Akrabalık bağı.
Cümle: وَأُولُو الْأَرْحَامِ بَعْضُهُمْ أَوْلَى (Akraba olanlar birbirine daha yakındır.) - كِتَاب (Kitâb): Kitap, yasa.
Cümle: فِي كِتَابِ اللَّهِ (Allah'ın kitabında...)
2. Arapça Fiil Örnekleri (25 Adet)
- أَطَاعَ (Atâa): İtaat etti.
Kökü: ط و ع / Cümle: وَأَطِيعُوا اللَّهَ (Allah'a itaat edin.) - تَنَازَعَ (Tenâzebe): Çekişti.
Kökü: ن ز ع / Cümle: وَلَا تَنَازَعُوا (Çekişmeyin.) - فَشِلَ (Feşile): Yılgınlığa düştü.
Kökü: ف ش ل / Cümle: فَتَفْشَلُوا (Yılgınlığa düşersiniz.) - ذَهَبَ (Zehebe): Gitti.
Kökü: ذ ه ب / Cümle: وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ (Kuvvetiniz gider.) - صَبَرَ (Sabere): Sabretti.
Kökü: ص ب ر / Cümle: وَاصْبِرُوا (Sabredin.) - خَرَجَ (Harcere): Çıktı.
Kökü: خ ر ج / Cümle: خَرَجُوا مِنْ دِيَارِهِمْ (Yurtlarından çıktılar.) - رَأَى (Raâ): Gördü.
Kökü: ر أ ي / Cümle: أَرَى مَا لَا تَرَوْنَ (Ben sizin görmediğinizi görüyorum.) - صَدَّ (Sadde): Alıkoydu.
Kökü: ص د د / Cümle: يَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ (Allah yolundan alıkoyarlar.) - حَاطَ (Hâta): Kuşattı.
Kökü: ح و ط / Cümle: وَاللَّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطًا (Allah yaptıklarını kuşatandır.) - زَيَّنَ (Zeyyene): Süsledi.
Kökü: ز ي ن / Cümle: زَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ (Şeytan onlara süsledi.) - قَالَ (Kâle): Dedİ.
Kökü: ق و ل / Cümle: وَقَالَ لَا غَالِبَ لَكُمُ (Ve dedi ki: Size galip gelen yok.) - غَلَبَ (Galebe): Galip geldi.
Kökü: غ ل ب / Cümle: يَغْلِبُوا مِائَتَيْنِ (İki yüz kişiye galip gelirler.) - نَكَصَ (Nekase): Geri döndü.
Kökü: ن ك ص / Cümle: نَكَصَ عَلَى عَقِبَيْهِ (Arkasını dönüp kaçtı.) - تَرَاءَى (Terââ): Karşılaştı.
Kökü: ر أ ي / Cümle: تَتَرَاءَى الْفِئَتَانِ (İki topluluk karşılaştığı zaman...) - غَرَّ (Garre): Aldattı.
Kökü: غ ر ر / Cümle: غَرَّ هَؤُلَاءِ دِينُهُمْ (Onları dinleri aldatmıştır.) - تَوَكَّلَ (Tevekkele): Tevekkül etti.
Kökü: و ك ل / Cümle: وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ (Kim Allah'a tevekkül ederse...) - ضَرَبَ (Darabe): Vurdu.
Kökü: ض ر ب / Cümle: يَضْرِبُونَ وُجُوهَهُمْ (Yüzlerine vuruyorlar.) - ذَاقَ (Zâka): Tattı.
Kökü: ذ و ق / Cümle: وَذُوقُوا عَذَابَ (Azabı tadın!) - قَدَّمَ (Kaddeme): Takdim etti.
Kökü: ق د م / Cümle: مَا قَدَّمَتْ أَيْدِيكُمْ (Ellerinizin takdim ettiği...) - ظَلَمَ (Zaleme): Zulmetti.
Kökü: ظ ل م / Cümle: وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ (Biz onlara zulmetmedik.) - كَفَرَ (Kafere): İnkâr etti.
Kökü: ك ف ر / Cümle: الَّذِينَ كَفَرُوا (İnkâr edenler...) - أَخَذَ (Ahaze): Aldı, yakaladı.
Kökü: أ خ ذ / Cümle: فَأَخَذَهُمُ اللَّهُ (Allah onları yakaladı.) - سَمِعَ (Semi'a): İşitti.
Kökü: س م ع / Cümle: وَاللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ (Allah hakkıyla işitendir, bilendir.) - عَلِمَ (Alime): Bildi.
Kökü: ع ل م / Cümle: وَعَلِمَ أَنَّ فِيكُمْ ضَعْفًا (İçinizde zayıflık olduğunu bildi.) - أَهْلَكَ (Ehleke): Helâk etti.
Kökü: ه ل ك / Cümle: فَأَهْلَكْنَاهُمْ بِذُنُوبِهِمْ (Günahları sebebiyle onları helâk ettik.)
3. Arapça Edat Örnekleri - Harfi Cerler Hariç (15 Adet)
- وَ (Ve): Atıf edatı (ve).
Cümle: وَأَطِيعُوا اللَّهَ وَرَسُولَهُ (Allah'a ve Resûlüne itaat edin.) - فَـ (Fe): Tertip ve sebep edatı (hemen, o halde).
Cümle: فَتَفْشَلُوا (O halde yılgınlığa düşersiniz.) - ثُمَّ (Summe): Terâhi edatı (sonra).
Cümle: ثُمَّ يَنْقُضُونَ عَهْدَهُمْ (Sonra antlaşmalarını bozarlar.) - لَا (Lâ): Nehiy / olumsuzluk edatı (yapma, -ma/-me).
Cümle: وَلَا تَنَازَعُوا (Çekişmeyin.) - مَا (Mâ): Olumsuzluk veya ism-i mevsûl edatı (ne / şeyler).
Cümle: مَا اسْتَطَعْتُمْ (Gücünüzün yettiği şeyi...) - إِنْ (İn): Şart edatı (eğer).
Cümle: وَإِنْ جَنَحُوا لِلسَّلْمِ (Eğer barışa yanaşırlarsa...) - لَمْ (Lem): Cezmeden olumsuzluk edatı (-madı, -mez).
Cümle: لَمْ يَكُ مُغَيِّرًا (Değiştirici olmadı...) - لَنْ (Len): Olumsuz gelecek zaman edatı (asla...).
Cümle: لَنْ يُخْلِفَ اللَّهُ وَعْدَهُ (Allah asla vaadinden caymaz.) - إِذَا (İzâ): Zaman / şart edatı (ne zaman ki, -duğunda).
Cümle: فَلَمَّا تَتَرَاءَى الْفِئَتَانِ (İki topluluk karşılaştığında...) - لَوْ (Lev): Şart edatı (keşke, -seydi).
Cümle: لَوْ أَنْفَقْتَ مَا فِي الْأَرْضِ (Yeryüzündekileri infak etseydin...) - هَلْ (Hel): Soru edatı (mi / mü).
Cümle: هَلْ جَزَاءُ الْإِحْسَانِ إِلَّا الْإِحْسَانُ (İhsanın karşılığı ihsandan başka mıdır?) - قَدْ (Kad): Tahkik / takrib edatı (-şüphesiz, -miştir).
Cümle: فَقَدْ خَانُوا اللَّهَ (Şüphesiz onlar Allah'a ihanet ettiler.) - بَلْ (Bel): İtiraz / idrab edatı (bilakis, aksine).
Cümle: بَلْ أَحْيَاءٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ (Bilakis onlar Rableri katında diridirler.) - أَمْ (Em): Soru / tahsis edatı (yoksa).
Cümle: أَمْ هُمُ الْمُصَيْطِرُونَ (Yoksa hâkim olanlar onlar mıdır?) - لَوْلَا (Levlâ): İmtina / şart edatı (olmasaydı).
Cümle: لَوْلَا كِتَابٌ مِنَ اللَّهِ (Allah'ın bir yazısı olmasaydı...)
Kuranla-Arapca-8. Enfâl Sûresi-tüm.ayetler
Enfâl Suresi, Medine döneminde nazil olmuş olup, İslam'ın ilk büyük askeri ve siyasi zaferi olan Bedir Savaşı'nı, ganimetlerin paylaşımını, müminlerin ahlaki ve ruhi özelliklerini, Allah ve Resûlüne itaati, savaş hukuku ile manevi dayanıklılığı ele alan kapsamlı bir suredir.
Yazan: S.Muhammed El-Haşimi Musevi | Derleyen: S.Muhammed El-Haşimi Musevi | www.muhammediyye.org
Enfâl Suresi 20 Önemli Kelime ve Örnek Cümleler
- الأَنْفَال (Ganimetler) — Örnek: يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْأَنْفَالِ (Sana ganimetleri soruyorlar.)
- اتَّقُوا (Sakının / Takva sahibi olun) — Örnek: فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَصْلِحُوا ذَاتَ بَيْنِكُمْ (Öyleyse Allah'tan sakının ve aranızı düzeltin.)
- الْمُؤْمِنُونَ (Müminler) — Örnek: إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ إِذَا ذُكِرَ اللَّهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ (Müminler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir.)
- وَجِلَتْ (Ürperdi / Korktu) — Örnek: وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ مِنْ ذِكْرِ اللَّهِ (Allah anıldığında kalpleri ürperdi.)
- تُلِيَتْ (Okundu) — Örnek: وَإِذَا تُلِيَتْ عَلَيْهِمْ آيَاتُهُ زَادَتْهُمْ إِيمَانًا (Onlara O'nun ayetleri okunduğunda imanlarını artırır.)
- يُقِيمُونَ (Dosdoğru kılarlar / İkame ederler) — Örnek: الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ (Onlar ki namazı dosdoğru kılarlar.)
- يُنْفِقُونَ (İnfak ederler / Harcarlar) — Örnek: وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ (Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.)
- الْحَقُّ (Hak / Gerçek) — Örnek: أُولَئِكَ هُمُ الْمُؤْمِنُونَ حَقًّا (İşte onlar gerçekten müminlerin ta kendileridir.)
- دَرَجَاتٌ (Dereceler) — Örnek: لَهُمْ دَرَجَاتٌ عِنْدَ رَبِّهِمْ (Onlar için Rableri katında dereceler vardır.)
- مَغْفِرَةٌ (Bağışlanma) — Örnek: وَمَغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ (Ve bir bağışlanma ile cömertçe bir rızık vardır.)
- اسْتِخْرَاجٌ / إِخْرَاجٌ (Çıkarma) — Örnek: كَمَا أَخْرَجَكَ رَبُّكَ مِنْ بَيْتِكَ بِالْحَقِّ (Nasıl ki Rabbin seni hak uğruna evinden çıkarmıştı.)
- فَرِيقٌ (Grup / Topluluk) — Örnek: وَإِنَّ فَرِيقًا مِنَ الْمُؤْمِنِينَ لَكَارِهُونَ (Ve şüphesiz müminlerden bir grup elbette hoşlanmıyordu.)
- يُجَادِلُونَكَ (Seninle mücadele ediyorlar) — Örnek: يُجَادِلُونَكَ فِي الْحَقِّ بَعْدَمَا تَبَيَّنَ (Gerçek ortaya çıktıktan sonra seninle hak konusunda mücadele ediyorlar.)
- الْمَوْتُ (Ölüm) — Örnek: كَأَنَّمَا يُسَاقُونَ إِلَى الْمَوْتِ وَهُمْ يَنْظُرُونَ (Sanki gözleri göre göre ölüme sevk ediliyorlarmış gibi.)
- إِحْدَى (Biri / İkisinden biri) — Örnek: إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ (İki gruptan biri.)
- الطَّائِفَةُ (Topluluk / Kabile) — Örnek: وَإِذْ يَعِدُكُمُ اللَّهُ إِحْدَى الطَّائِفَتَيْنِ (Hani Allah size iki gruptan birini vaat ediyordu.)
- يُرِيدُ (İstiyor / İrade ediyor) — Örnek: وَاللَّهُ يُرِيدُ أَنْ يُحِقَّ الْحَقَّ (Allah ise hakkı hak olarak gerçekleştirmek istiyor.)
- الْكَافِرُونَ (Kafirler / İnkarcılar) — Örnek: وَيَقْطَعَ دَابِرَ الْكَافِرِينَ (Ve kâfirlerin kökünü kesip kurutmayı.)
- يَسْتَجِيبُ (İcabet eder / Kabul eder) — Örnek: اسْتَجِيبُوا لِلَّهِ وَلِلرَّسُولِ (Allah ve Resûlüne icabet edin.)
- الْخَائِنُونَ (Hainler) — Örnek: وَأَنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي كَيْدَ الْخَائِنِينَ (Ve şüphesiz Allah hainlerin tuzağını başarıya ulaştırmaz.)
Enfâl Suresi Paragraf Anlama, Dilbilgisi ve Kelime Testi (40 Soru)



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.