- Ders
- Konular
- Testler
- Arapça Dersler
- Arapça Ders Kitapları
- ☝📖المحمدية📖☝
ders içeriği Acordeon Menu 1
Kuranla-Arapca-37. Sâffât Sûresi-1-32.ayetler
Kuranla-Arapca-37. Sâffât Sûresi-1-32.ayetler
Sâffât Sûresi, Mekke döneminde nâzil olmuş olup 182 âyettir. Adını ilk âyette geçen ve saf bağlayıp duran melekleri veya ibadet edenleri niteleyen "es-Sâffât" kelimesinden almıştır. 1-32. ayetler arasında; hakikat karşısında saf tutan meleklerin veya kulların şerefi, Allah'ın birliği (tevhid), göklerin ve yerin Rabbi olduğu, gökyüzünün korunduğu, inkârcıların diriliş ve ahiret hakkındaki şüpheleri, inkârcıların ve önderlerinin kıyamet günü birbirlerini suçlamaları, azabı tatmaları ve azapta ortak olmaları dramatik ve etkileyici bir üslupla ele alınmaktadır.
Sâffât Sûresi 1-32. Ayetler (Okuma Parçası)
1. وَالصَّافَّاتِ صَفّاً
2. فَالزَّاجِرَاتِ زَجْراً
3. فَالتَّالِيَاتِ ذِكْراً
4. إِنَّ إِلَٰهَكُمْ لَوَاحِدٌ
5. رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِ
6. إِنَّا زَيَّنَّا السَّمَاءَ الدُّنْيَا بِزِينَةٍ الْكَوَاكِبِ
7. وَحِفْظاً مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ مَارِدٍ
8. لَا يَسَّمَّعُونَ إِلَى الْمَلَإِ الْأَعْلَى وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍ
9. دُحُوراً وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ
10. إِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ
11. فَاسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقاً أَمْ مَنْ خَلَقْنَا إِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِنْ طِينٍ لَازِبٍ
12. بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ
13. وَإِذَا ذُكِّرُوا لَا يَذْكُرُونَ
14. وَإِذَا رَأَوْا آيَةً يَسْتَسْخِرُونَ
15. وَقَالُوا إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ مُبِينٌ
16. أَإِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَاباً وَعِظَاماً أَإِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
17. أَوَآبَاؤُنَا الْأَوَّلُونَ
18. قُلْ نَعَمْ وَأَنْتُمْ دَاخِرُونَ
19. فَإِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنْظُرُونَ
20. وَقَالُوا يَا وَيْلَنَا هَذَا يَوْمُ الدِّينِ
21. هَذَا يَوْمُ الْفَصْلِ الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ
22. احْشُرُوا الَّذِينَ ظَلَمُوا وَأَزْوَاجَهُمْ وَمَا كَانُوا يَعْبُدُونَ
23. مِنْ دُونِ اللَّهِ فَاهْدُوهُمْ إِلَى صِرَاطِ الْجَحِيمِ
24. وَقِفُوهُمْ إِنَّهُمْ مَسْئُولُونَ
25. مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ
26. بَلْ هُمُ الْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ
27. وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ
28. قَالُوا إِنَّكُمْ كُنْتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ الْيَمِينِ
29. قَالُوا بَلْ لَمْ تَكُونُوا مُؤْمِنِينَ
30. وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍ بَلْ كُنْتُمْ قَوْماً طَاغِينَ
31. فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَا إِنَّا لَذَائِقُونَ
32. فَأَغْوَيْنَاكُمْ إِنَّا كُنَّا غَاوِينَ
1, 2, 3, 4. Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah'ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilahınız gerçekten bir tek ilahtarterdir.
5. O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Doğuların da Rabbidir.
6. Biz en yakın göğü zinetlerle, yıldızlarla donattık.
7. Ve onu her inatçı şeytandan koruduk.
8. Onlar yüce topluluğu (melekleri) dinleyemezler; her taraftan taşa tutulurlar.
9. Kovulmaları için; onlar için sürekli bir azap da vardır.
10. Ancak onlardan söz kapan olur; onu da delip geçen bir alev izler.
11. Şimdi sen onlara sor: Kendilerini yaratmak mı daha zor, yoksa yarattığımız diğer şeyleri yaratmak mı? Şüphesiz biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.
12. Hayır, sen (onların haline) şaştın, onlar ise alay ediyorlar.
13. Kendilerine öğüt verildiğinde düşünmezler.
14. Bir mucize gördükleri zaman alay ederler.
15. "Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir" derler.
16. "Ölüp bir toprak ve kemik yığını haline geldikten sonra mı, biz mi tekrar diriltileceğiz?"
17. "Önceki atalarımız da mı?"
18. De ki: "Evet, hem de ezik ve perişan olarak."
19. O, ancak şiddetli bir sesten ibarettir. Bir de bakarsın ki onlar bakıp durmaktadırlar.
20. "Yazıklar olsun bize! Bu, ceza günüdür" derler.
21. Onlara, "İşte bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm ve ayırım günüdür" denilir.
22. (Allah meleklere şöyle emreder:) "Zulmedenleri, eşlerini ve Allah'ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın."
23. "Onları cehennemin yoluna koyun."
24. "Ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir."
25. (Onlara şöyle denilir:) "Ne diye yardımlaşmıyorsunuz?"
26. Hayır, onlar o gün boyun eğmişlerdir.
27. (Birbirlerini suçlayarak) yönelip birbirleriyle sormaya başlarlar.
28. (Uyarılanlar, önderlerine) şöyle derler: "Siz bize sağdan gelirdiniz."
29. (Önderleri de) şöyle derler: "Hayır, siz zaten mü'min kimseler değildiniz."
30. "Bizim üzerinizde hiçbir nüfuzumuz yoktu. Hatta siz azgın bir kavimdiniz."
31. "Artık Rabbimizin azap sözü hakkımızda gerçekleşti. Biz onu mutlaka tadacağız."
32. "Evet, sizi biz azdırdık; çünkü biz de azgınlardık."
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (15 Adet)
-
صَفّ (Saff): Saf, sıra.
Cümle: وَالصَّافَّاتِ صَفّاً (Saf bağlayıp duranlara andolsun.) -
سَمَاء (Semâ): Gök, gökyüzü.
Cümle: رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ (Göklerin ve yerin Rabbidir.) -
أَرْض (Erd): Yer, yeryüzü.
Cümle: خَلَقَ اللَّهُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ (Allah gökleri ve yeri yarattı.) -
مَشْرِق (Meşrik): Doğu.
Cümle: وَرَبُّ الْمَشَارِقِ (Ve doğuların Rabbidir.) -
زِينَة (Zînet): Süs, zinet.
Cümle: بِزِينَةٍ الْكَوَاكِبِ (Yıldız süsü ile...) -
كَوْكَب (Kevkeb): Yıldız.
Cümle: رَأَيْتُ كَوْكَبًا لَامِعًا (Parlak bir yıldız gördüm.) -
شَيْطَان (Şeytân): Şeytan.
Cümle: مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ مَارِدٍ (Her inatçı şeytandan...) -
جَانِب (Cânib): Taraf, yön.
Cümle: مِنْ كُلِّ جَانِبٍ (Her taraftan...) -
عَذَاب (Azâb): Azap, işkence.
Cümle: وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ (Onlar için sürekli bir azap vardır.) -
طِين (Tîn): Çamur.
Cümle: مِنْ طِينٍ لَازِبٍ (Yapışkan bir çamurdan...) -
تُرَاب (Turâb): Toprak.
Cümle: وَكُنَّا تُرَاباً (Toprak olduğumuz vakit...) -
عَظْم (Azm / Tekili): Kemik.
Cümle: وَعِظَاماً (Ve kemikler [olduğumuz vakit]...) -
وَيْل (Veyl): Yazık, felaket.
Cümle: يَا وَيْلَنَا (Yazıklar olsun bize!) -
يَوْم (Yevm): Gün.
Cümle: هَذَا يَوْمُ الدِّينِ (Bu ceza günüdür.) -
سُلْطَان (Sultân): Delil, güç, yetki.
Cümle: مِنْ سُلْطَانٍ (Hiçbir delil/yetki [yoktu].)
2. Arapça Fiil Örnekleri (15 Adet)
-
صَفَّ (Saffete / Saf bağladı):
Cümle: وَالصَّافَّاتِ صَفّاً (Saf bağlayanlara andolsun.) -
زَجَرَ (Zacere / Men etti, sevk etti):
Cümle: فَالزَّاجِرَاتِ زَجْراً (Haykırarak sevk edenlere andolsun.) -
تَلَا (Telâ / Okudu):
Cümle: فَالتَّالِيَاتِ ذِكْراً (Zikri okuyanlara andolsun.) -
زَيَّنَ (Zeyyene / Süsledi, donattı):
Cümle: إِنَّا زَيَّنَّا السَّمَاءَ (Biz göğü donattık.) -
حَفِظَ (Hafiza / Korudu):
Cümle: وَحِفْظاً مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ (Ve her şeytandan koruduk.) -
سَمِعَ (Semia / Dinledi, işitti):
Cümle: لَا يَسَّمَّعُونَ إِلَى الْمَلَإِ (Dinleyemezler.) -
قَذَفَ (Kazefe / Attı):
Cümle: وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍ (Her taraftan taşa tutulurlar.) -
خَطِفَ (Hatife / Kaptı):
Cümle: إِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ (Ancak söz kapan müstesna.) -
أَتْبَعَ (Etbee / Arkasından gitti, izledi):
Cümle: فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ (Onu delip geçen bir alev izledi.) -
خَلَقَ (Halaqa / Yarattı):
Cümle: أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقاً أَمْ مَنْ خَلَقْنَا (Onları yaratmak mı daha zor, yoksa bizim yarattıklarımız mı?) -
عَجِبَ (Acibe / Şaştı):
Cümle: بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ (Bilakis sen şaştın, onlar ise alay ediyorlar.) -
سَخِرَ (Sahire / Alay etti):
Cümle: وَيَسْخَرُونَ (Ve alay ederler.) -
ذَكَرَ / ذُكِّرَ (Zekere / Hatırladı - Zükkire / Hatırlatıldı):
Cümle: وَإِذَا ذُكِّرُوا لَا يَذْكُرُونَ (Kendilerine öğüt verildiğinde düşünmezler.) -
رَأَى (Reâ / Gördü):
Cümle: وَإِذَا رَأَوْا آيَةً (Bir mucize gördükleri zaman...) -
أَغْوَى (Agvâ / Saptırdı, azdırdı):
Cümle: فَأَغْوَيْنَاكُمْ (Sizi biz saptırdık.)
3. Arapça Edat Örnekleri (5 Adet - Harf-i Cer Hariç)
-
إِنَّ (İnne - Tekit edatı):
Cümle: إِنَّ إِلَٰهَكُمْ لَوَاحِدٌ (Şüphesiz sizin ilahınız bir tek ilahtır.) -
مَا (Mâ - Olumsuzluk / Mevsul edatı):
Cümle: وَمَا بَيْنَهُمَا (Ve ikisi arasındakileri...) -
إِلَّا (İllâ - İstisna edatı):
Cümle: إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ مُبِينٌ (Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir.) -
أَمْ (Em - Ta'dîl / Soru edatı):
Cümle: أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقاً أَمْ مَنْ خَلَقْنَا (Onları yaratmak mı daha zor, yoksa bizim yarattıklarımız mı?) -
لَا (Lâ - Olumsuzluk edatı):
Cümle: لَا يَسَّمَّعُونَ (Dinleyemezler.)
Sâffât Suresi 1-32. Ayetler Testi (33 Soru)
Kuranla-Arapca-37. Sâffât Sûresi-33-66.ayetler
Kuranla-Arapca-37. Sâffât Sûresi-33-66.ayetler
Sâffât Suresi 33-66. Ayetler (Okuma Parçası)
33. فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
34. إِنَّا كَذَلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ
35. إِنَّهُمْ كَانُوا إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ
36. وَيَقُولُونَ أَئِنَّ لَتَارِكُوا آلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍ
37. بَلْ جَاءَ بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَلِينَ
38. إِنَّكُمْ لَذَائِقُو الْعَذَابِ الْأَلِيمِ
39. وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
40. إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
41. أُولَئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَعْلُومٌ
42. فَوَاكِهُ وَهُمْ مُكْرَمُونَ
43. فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ
44. عَلَى سُرُرٍ مُتَقَابِلِينَ
45. يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِكَأْسٍ مِنْ مَعِينٍ
46. بَيْضَاءَ لَذَّةٍ لِلشَّارِبِينَ
47. لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنْزَفُونَ
48. وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ عِينٌ
49. كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَكْنُونٌ
50. فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ
51. قَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ إِنِّي كَانَ لِي قَرِينٌ
52. يَقُولُ أَإِنَّكَ لَمِنَ الْمُصَدِّقِينَ
53. أَإِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَإِنَّا لَمَدِينُونَ
54. قَالَ هَلْ أَنْتُمْ مُطَّلِعُونَ
55. فَاطَّلَعَ فَرَآهُ فِي سَوَاءِ الْجَحِيمِ
56. قَالَ تَاللَّهِ إِنْ كَدْتَ لَتُرْدِينِ
57. وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّي لَكُنْتُ مِنَ الْمُحْضَرِينَ
58. أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ
59. إِلَّا مَوْتَتَنَا الْأُولَى وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
60. إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
61. لِمِثْلِ هَذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ
62. أَذَلِكَ خَيْرٌ نُزُلًا أَمْ شَجَرَةُ الزَّقَّومِ
63. إِنَّ جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِلظَّالِمِينَ
64. إِنَّهَا شَجَرَةُ تَخْرُجُ فِي أَصْلِ الْجَحِيمِ
65. طَلْعُهَا كَأَنَّهُ رُؤُوسُ الشَّيَاطِينِ
66. فَإِنَّهُمْ لَآكِلُونَ منها فَمَالِئُونَ مِنْهَا الْبُطُونَ
33. Şüphesiz o gün onlar azapta ortaktırlar.
34. İşte biz suçlulara böyle yaparız.
35. Çünkü onlar, kendilerine "Allah'tan başka ilah yoktur" denildiği zaman büyüklük taslıyorlardı.
36. "Biz, deli bir şair için ilahlarımızı mı terk edeceğiz?" diyorlardı.
37. Hayır! O, gerçeği getirmiş ve peygamberleri de doğrulamıştır.
38. Şüphesiz siz elemli azabı tadacaksınız.
39. Siz ancak yapmakta olduğunuz amellerinizle cezalandırılarsınız.
40. Ancak Allah'ın ihlaslı (samimi) kulları müstesna.
41. İşte onlar için bilinen bir rızık vardır.
42. (Türlü türlü) meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir.
43. Naîm cennetlerindedirler.
44. Koltuklar üzerinde karşılıklı otururlar.
45, 46. Onların etrafında cennet pınarından doldurulmuş, berrak ve içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır.
47. Onda baş döndürme (akıl çelme) özelliği yoktur, ondan sarhoş da olmazlar.
48. Yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine tahsis etmiş iri gözlü hanımlar vardır.
49. Sanki onlar saklı yumurtalar gibidirler.
50. Derken birbirlerine yönelip sorarlar.
51. İçlerinden bir sözcü der ki: "Gerçekten benim dünyada bir arkadaşım vardı."
52. "Derdi ki: Sen de gerçekten (dirilişe) inananlardan mısın?"
53. "Biz ölüp toprak ve kemik olduktan sonra, hakikaten cezaya mı çarptırılacağız?"
54. Konuşan o kimse yanındakilere, "Siz onun halinden haberdar mısınız?" der.
55. Kendisi de bakar ve onu cehennemin ortasında görür.
56. (Ona hitaben) der ki: "Allah'a yemin ederim ki, sen az daha beni de helâk edecektin."
57. "Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de cehenneme getirilenlerden olurdum." tam...
58. "Nasıl, biz bir daha ölmeyecek miyiz?"
59. "Yalnızca ilk ölümümüz mü var, ve biz bir daha azaba uğratılmayacak mıyız?"
60. Şüphesiz bu, en büyük kurtuluştur.
61. Çalışanlar böylesi bir kurtuluş için çalışsınlar.
62. Şimdi ziyafet olarak bu mükafatlar mı hayırlıdır, yoksa zakkum ağacı mı?
63. Şüphesiz biz onu zalimler için bir imtihan (fitne) kıldık.
64. O, cehennemin dibinde biten bir ağaçtır.
65. Onun tomurcukları sanki şeytanların başları gibidir.
66. Onlar (cehennemlikler) ondan yiyecekler ve karınlarını onunla dolduracaklardır.
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (15 Adet)
- عَذَاب (Azâb): Sıkıntı, ceza.
Cümle: فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ (Azapta ortaktırlar.) - مُجْرِم (Mücrim): Suçlu, günahkâr.
Cümle: نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ (Suçlulara böyle yaparız.) - إِلَه (İlâh): Tapılan varlık, tanrı.
Cümle: لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ (Allah'tan başka ilah yoktur.) - شَاعِر (Şâir): Şair, ozan.
Cümle: لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍ (Deli bir şair için...) - حَقّ (Hakk): Gerçek, adalet.
Cümle: جَاءَ بِالْحَقِّ (Gerçeği getirdi.) - عِبَاد (İbâd): Kullar.
Cümle: إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ (Allah'ın kulları hariç...) - رِزْق (Rızık): Nimet, azık.
Cümle: لَهُمْ رِزْقٌ مَعْلُومٌ (Onlar için belli bir rızık vardır.) - فَاكِهَة (Fakihe): Meyve.
Cümle: فَوَاكِهُ وَهُمْ مُكْرَمُونَ (Meyveler vardır, onlar ikram görürler.) - جَنَّة (Cenne): Cennet, bahçe.
Cümle: فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ (Naîm cennetlerindedirler.) - كَأْس (Kâs): Kadeh, bardak.
Cümle: بِكَأْسٍ مِنْ مَعِينٍ (Pınardan doldurulmuş kadehle...) - تُرَاب (Turâb): Toprak.
Cümle: وَكُنَّا تُرَابًا (Toprak olduğumuz zaman.) - عَِظَام (İzâm): Kemikler.
Cümle: وَعِظَامًا (Ve kemikler...) - فَوْز (Fevz): Kurtuluş, başarı.
Cümle: الْفَوْزُ الْعَظِيمُ (Büyük kurtuluş.) - شَجَرَة (Şecere): Ağaç.
Cümle: شَجَرَةُ الزَّقَّومِ (Zakkum ağacı.) - بَطْن (Batn): Karın.
Cümle: فَمَالِئُونَ مِنْهَا الْبُطُونَ (Karınlarını ondan doldururlar.)
2. Arapça Fiil Örnekleri (15 Adet)
- يَسْتَكْبِرُونَ (Yestekbirûne): Kibirleniyorlar.
Cümle: يَسْتَكْبِرُونَ (Büyüklük taslıyorlardı.) - يَقُولُونَ (Yekûlûne): Söylüyorlar.
Cümle: وَيَقُولُونَ (Ve diyorlardı ki...) - جَاءَ (Câe): Geldi.
Cümle: بَلْ جَاءَ بِالْحَقِّ (Aksine o hak ile geldi.) - صَدَّقَ (Saddaka): Doğruladı.
Cümle: وَصَدَّقَ الْمُرْسَلِينَ (Peygamberleri tasdik etti.) - تَذُوقُونَ (Tezûkûne): Tadıyorsunuz/tadasınız.
Cümle: لَذَائِقُو الْعَذَابِ (Elbette azabı tadacaksınız.) - تُجْزَوْنَ (Tuczevne): Cezalandırılıyorsunuz.
Cümle: وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنْتُمْ (Yaptıklarınızla cezalandırılırsınız.) - يُطَافُ (Yutâfu): Dolaştırılır.
Cümle: يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِكَأْسٍ (Etraflarında kadehler dolaştırılır.) - يَتَسَاءَلُونَ (Yetesâelûne): Soruşuyorlar.
Cümle: يَتَسَاءَلُونَ (Birbirlerine soruyorlar.) - مَاتَ (Mâte): Öldü.
Cümle: أَإِذَا مِتْنَا (Öldüğümüz zaman...) - رَأَى (Reâ): Gördü.
Cümle: فَرَآهُ فِي سَوَاءِ الْجَحِيمِ (Onu cehennemin ortasında gördü.) - أَرْدَى (Erdâ): Helâk etti.
Cümle: إِنْ كَدْتَ لَتُرْدِينِ (Az daha beni helâk edecektin.) - عَمِلَ (Amile): Çalıştı, yaptı.
Cümle: فَلْيَعْمِلِ الْعَامِلُونَ (Çalışanlar çalışsın.) - جَعَلَ (Ceale): Kıldı, yaptı.
Cümle: إِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً (Biz onu bir imtihan kıldık.) - خَرَجَ (Harace): Çıktı.
Cümle: شَجَرَةُ تَخْرُجُ (Bitip çıkan bir ağaç...) - مَلَأَ (Melee): Doldurdu.
Cümle: فَمَالِئُونَ مِنْهَا الْبُطُونَ (Karınlarını doldururlar.)
3. Arapça Edat Örnekleri (Harf-i Cerler Hariç - 5 Adet)
- لَا (Lâ - Nefy / Olumsuzluk edatı):
Cümle: لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ (İlah yoktur.) - إِلَّا (İllâ - İstisna edatı):
Cümle: إِلَّا عِبَadَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ (İhlaslı kullar hariç.) - بَلْ (Bel - İrâd / İtiraz ve rücu edatı):
Cümle: بَلْ جَاءَ بِالْحَقِّ (Aksine o hakla geldi.) - مَا (Mâ - Olumsuzluk / Mevsul edatı):
Cümle: وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنْتُمْ (Yaptıklarınızdan başkasıyla cezalandırılmazsınız.) - لَوْلَا (Levlâ - İmtinâî şart edatı / Olmasaydı):
Cümle: وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّي (Rabbimin nimeti olmasaydı.)
Sâffât Suresi (33-66. Ayetler) 33 Soruluk Kapsamlı Test
Sâffât Sûresi 33-66. Ayetler (Arapça Metin ve Meali)
33. فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
34. إِنَّ كَذَلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ
35. إِنَّهُمْ كَانُوا إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ
36. وَيَقُولُونَ أَئِنَّ لَتَارِكُوا آلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍ
37. بَلْ جَاءَ بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَلِينَ
38. إِنَّكُمْ لَذَائِقُو الْعَذَابِ الْأَلِيمِ
39. وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ
40. إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
41. أُولَئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَعْلُومٌ
42. فَوَاكَهُ وَهُمْ مُكْرَمُونَ
43. فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ
44. عَلَى سُرُرٍ مُتَقَابِلِينَ
45. يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِكَأْسٍ مِنْ مَعِينٍ
46. بَيْضَاءَ لَذَّةٍ لِلشَّارِبِينَ
47. لَا فِيهَا غَوْلٌ وَهُمْ عَنْهَا يُنْزَفُونَ
48. وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ عِينٌ
49. كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَكْنُونٌ
50. فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَسَاءَلُونَ
51. قَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ إِنِّي كَانَ لِي قَرِينٌ
52. يَقُولُ أَئِنَّكَ لَمِنَ الْمُصَدِّقِينَ
53. أَإِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَإِنَّ لَمَدِينُونَ
54. قَالَ هَلْ أَنْتُمْ مُطَّلِعُونَ
55. فَاطَّلَعَ فَرَآهُ فِي سَوَاءِ الْجَحِيمِ
56. قَالَ تَاللَّهِ إِنْ كَدْتَ لَتُرْدِينِ
57. وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّي لَكُنْتُ مِنَ الْمُحْضَرِينَ
58. أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ
59. إِلَّا مَوْتَتَنَا الْأُولَى وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
60. إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ
61. لِمِثْلِ هَذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ
62. أَذَلِكَ خَيْرٌ نُزُلًا أَمْ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ
63. إِنَّهَا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِلظَّالِمِينَ
64. إِنَّهَا شَجَرَةُ تَخْرُجُ فِي أَصْلِ الْجَحِيمِ
65. طَلْعُهَا كَأَنَّهُ رُؤُوسُ الشَّيَاطِينِ
66. فَإِنَّهُمْ لَآكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِئُونَ مِنْهَا الْبُطُونَ
33. Şüphesiz o gün onlar azapta ortaktırlar.
34. İşte biz suçlulara böyle yaparız.
35. Çünkü onlara, "Allah'tan başka ilah yoktur" denildiği zaman kibirleniyorlardı.
36. Ve, "Biz bir deli şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz?" diyorlardı.
37. Hayır, o hakkı getirmiş ve elçileri tasdik etmiştir.
38. Şüphesiz siz elemli azabı tadacaksınız.
39. Yapageldiklerinizden başka bir şeyle cezalandırılmazsınız.
40. Ancak Allah'ın ihlaslı kulları müstesnadır.
41. İşte onlar için bilinen bir rızık vardır.
42. Meyveler (ikram edilir) ve onlar ikram olunurlar.
43. Naim cennetlerinde.
44. Karşılıklı tahtlar üzerinde (otururlar).
45. Kaynaktan doldurulmuş bir kase ile çevrelerinde dolaşılır.
46. Berrak, içenlere lezzet veren bir içecek.
47. Onda baş ağrısı yoktur ve sarhoş da olmazlar.
48. Yanlarında gözlerini sadece eşlerine çevirmiş iri gözlü huriler vardır.
49. Saklı yumurtalar gibidirler.
50. Birbirlerine dönüp soruşurlar.
51. İçlerinden biri, "Benim bir dostum vardı" der.
52. "Sen inananlardan mısın?" derdi.
53. "Ölüp toprak ve kemik olduğumuzda biz gerçekten cezalandırılacak mıyız?"
54. (Konuşan) "Siz durumdan haberdar mısınız?" der.
55. Derken bakar ve onu cehennemin ortasında görür.
56. "Allah'a yoll olsun ki, neredeyse beni mahvedecektin" der.
57. "Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de (cehenneme) getirilenlerden olurdum."
58. "Nasıl, biz bir daha ölmeyecek miyiz?"
59. "İlk ölümümüz müstesna; ve biz azaba uğratılmayacak mıydık?"
60. Şüphesiz işte bu, en büyük kurtuluştur.
61. Çalışanlar böyle bir şey için çalışsınlar.
62. İkram olarak bu mu daha hayırlıdır, yoksa zakkum ağacı mı?
63. Şüphesiz biz onu zalimler için bir fitne (imtihan) kıldık.
64. O, cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır.
65. Tomurcukları şeytanların başları gibidir.
66. Şüphesiz onlar ondan yerler ve karınlarını onunla doldururlar.
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (15 Adet)
- الْعَذَابُ: Azap, ceza.
Cümle: فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ - الْمُجْرِمُ: Suçlu, günahkâr.
Cümle: نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ - إِلَه: İlah, mabut.
Cümle: لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ - شَاعِر: Şair.
Cümle: لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍ - الْحَقّ: Hak, gerçek.
Cümle: جَاءَ بِالْحَقِّ - رِزْق: Rızık, nimet.
Cümle: لَهُمْ رِزْقٌ مَعْلُومٌ - فَاكِهَة: Meyve.
Cümle: وَهُمْ مُكْرَمُونَ فِي فَوَاكَهَ - جَنَّة: Cennet, bağ.
Cümle: فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ - سَرِير: Taht, koltuk.
Cümle: عَلَى سُرُرٍ مُتَقَابِلِينَ - كَأْس: Kase, kadeh.
Cümle: بِكَأْسٍ مِنْ مَعِينٍ - تُرَاب: Toprak.
Cümle: وَكُنَّا تُرَابًا - عِظَام: Kemikler.
Cümle: وَعِظَامًا - فَوْز: Kurtuluş, başarı.
Cümle: الْفَوْزُ الْعَظِيمُ - شَجَرَة: Ağaç.
Cümle: شَجَرَةُ الزَّقُّومِ - بَطْن: Karın.
Cümle: فَمَالِئُونَ مِنْهَا الْبُطُونَ
2. Arapça Fiil Örnekleri (15 Adet)
- اشْتَرَكَ: Ortak oldu.
Cümle: فَإِنَّهُمْ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ - فَعَلَ: Yaptı.
Cümle: كَذَلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ - قَالَ: Dedİ.
Cümle: قَالَ قَائِلٌ مِنْهُمْ - اسْتَكْبَرَ: Kibirlendi.
Cümle: كَانُوا يَسْتَكْبِرُونَ - قَالَ (مضارع): Söylüyor.
Cümle: وَيَقُولُونَ أَئِنَّ لَتَارِكُوا - جَاءَ: Geldi.
Cümle: جَاءَ بِالْحَقِّ - صَدَّقَ: Doğruladı.
Cümle: وَصَدَّقَ الْمُرْسَلِينَ - ذَاقَ: Tattı.
Cümle: لَذَائِقُو الْعَذَابِ - جَزَى: Cezalandırdı.
Cümle: وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ - عَمِلَ: Çalıştı, yaptı.
Cümle: فَلْيَعْمِلِ الْعَامِلُونَ - طَافَ: Dolaştı.
Cümle: يُطَافُ عَلَيْهِمْ - أَقْبَلَ: Yöneldi.
Cümle: فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ - تَسَاءَلَ: Soruştular.
Cümle: يَتَسَاءَلُونَ - مَاتَ: Öldü.
Cümle: أَإِذَا مِتْنَا - اخْتَجَّ / طَلَعَ: Çıktı / Baktı.
Cümle: فَاطَّلَعَ فَرَآهُ
3. Arapça Edat Örnekleri (Harf-i Cerler Hariç 5 Adet)
- إِنَّ (Tekit edatı): Şüphesiz, muhakkak.
Cümle: إِنَّ كَذَلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ - لَا (Olumsuzluk edatı): Yok, değil.
Cümle: لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ - بَلْ (İtiraz / İhtar edatı): Bilakis, hayır.
Cümle: بَلْ جَاءَ بِالْحَقِّ - هَلْ (Soru edatı): Mi / Mı?
Cümle: هَلْ أَنْتُمْ مُطَّلِعُونَ - أَمْ (Bağlantı / Soru edatı): Yoksa?
Cümle: أَذَلِكَ خَيْرٌ نُزُلًا أَمْ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ
Sâffât Sûresi 33-66. Ayetler Testi (33 Soruluk)
Kuranla-Arapca-37. Sâffât Sûresi-67-100.ayetler
Kuranla-Arapca-37. Sâffât Sûresi-67-100.ayetler
Sâffât Sûresi 67-100. Ayetler (Okuma Parçası)
67. ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى الْجَحِيمِ
68. إِنَّهُمْ أَلْفَوْا آبَاءَهُمْ ضَالِّينَ
69. فَهُمْ عَلَى آثَارِهِمْ يُهْرَعُونَ
70. وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ الْأَوَّلِينَ
71. وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِمْ مُنْذِرِينَ
72. فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَرِينَ
73. إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
74. وَلَقَدْ نَادَانَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ الْمُجِيبُونَ
75. وَنَجَيْنَاهُ وَأَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ
76. وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُ هُمُ الْبَاقِينَ
77. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ
78. سَلَامٌ عَلَى نُوحٍ فِي الْعَالَمِينَ
79. إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
80. إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ
81. ثُمَّ أَغْرَقْنَا الْآخَرِينَ
82. وَإِنَّ مِنْ شِيعَتِهِ لَإِبْرَاهِيمَ
83. إِذْ جَاءَ رَبَّهُ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ
84. إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَاذَا تَعْبُدُونَ
85. أَئِفْكًا آلِهَةً دُونَ اللَّهِ تُرِيدُونَ
86. فَمَا ظَنَّكُمْ بِرَبِّ الْعَالَمِينَ
87. فَنَظَرَ نَظْرَةً فِي النُّجُومِ
88. فَقَالَ إِنِّي سَقِيمٌ
89. فَتَوَلَّوْا عَنْهُ مُدْبِرِينَ
90. فَرَاغَ إِلَى آلِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
91. مَا لَكُمْ لَا تَنْطِقُونَ
92. فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا بِالْيَمِينِ
93. فَأَقْبَلُوا إِلَيْهِ يَزِفُّونَ
94. قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ
95. وَاللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ
96. قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَانًا فَأَلْقُوهُ فِي الْجَحِيمِ
97. فَأَرَادُوا بِهِ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْأَسْفَلِينَ
98. وَقَالَ إِنِّي ذَاهِبٌ إِلَى رَبِّي سَيَهْدِينِ
99. رَبِّ هَبْ لِي مِنَ الصَّالِحِينَ
100. فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلِيمٍ
67. Sonra onların dönüşü şüphesiz cehennemedir.
68. Çünkü onlar atalarını sapkın bulmuşlardı.
69. Kendileri de onların izinden koşturuyorlardı.
70. Andolsun ki, onlardan önce de öncekilerin çoğu sapıtmıştı.
71. Andolsun ki biz içlerine uyarıcılar da göndermiştik.
72. Uyarılanların sonunun nasıl olduğuna bir bak!
73. Ancak Allah'ın ihlaslı kulları müstesna.
74. Andolsun ki Nuh bize seslenip dua etmişti; biz de ne güzel icabet edenleriz!
75. Onu ve ehlini büyük sıkıntıdan kurtardık.
76. Yalnız onun soyunu baki kalanlar kıldık.
77. Sonradan gelenler arasında ona (güzel bir nam) bıraktık.
78. Âlemler içinde Nuh'a selam olsun!
79. Şüphesiz biz iyilik edenleri böyle mükâfatlandırırız.
80. Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.
81. Sonra diğeri (inanmayanlar) boğduk.
82. Şüphesiz onun yolundan gidenlerden biri de İbrahim idi.
83. Hani Rabbine tertemiz bir kalple gelmişti.
84. Babasına ve kavmine şöyle demişti: "Siz neye tapıyorsunuz?"
85. "Allah'ı bırakıp da birtakım uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz?"
86. "Âlemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?"
87. Derken yıldızlara şöyle bir baktı.
88. Ve "Şüphesiz ben hastayım" dedi.
89. Bunun üzerine arkalarını dönüp ondan uzaklaştılar.
90. Gizlice putlarının yanına varıp, "(Önünüze konan yemekleri) yemiyor musunuz?" dedi.
91. "Neniz var, neden konuşmuyor musunuz?"
92. Nihayet onlara sağ eliyle kuvvetli bir darbe indirdi.
93. Bunun üzerine (kavmi) koşarak ona geldiler.
94. İbrahim şöyle dedi: "Kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?"
95. "Oysa sizi de yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır."
96. Dediler ki: "Onun için bir bina yapın da onu ateşe atın!"
97. Böylece ona bir tuzak kurmak istediler, fakat biz onları en alçaklar (mağluplar) kıldık.
98. (İbrahim:) "Şüphesiz ben Rabbime gidiyorum, O bana yol gösterecektir" dedi.
99. "Rabbim! Bana salihlerden (bir evlat) bağışla."
100. Biz de ona yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (15 Adet)
- مَرْجِع (Mar_ji' / Dönüş yeri):
Cümle: ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى الْجَحِيمِ (Sonra onların dönüşü şüphesiz cehennemedir.) - جَحِيم (Cahîm / Cehennem):
Cümle: فَأَلْقُوهُ فِي الْجَحِيمِ (Onu cehenneme/ateşe atın.) - آبَاء (Âbâ / Babalar, atalar):
Cümle: إِنَّهُمْ أَلْفَوْا آبَاءَهُمْ ضَالِّينَ (Onlar atalarını sapkın bulmuşlardı.) - مُنْذِر (Münzir / Uyarıcı):
Cümle: وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِمْ مُنْذِرِينَ (Biz içlerine uyarıcılar göndermiştik.) - عَاقِبَة (Âkibe / Akıbet, son):
Cümle: فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَرِينَ (Uyarılanların sonunun nasıl olduğuna bak!) - عَبْد (Abd / Kul):
Cümle: إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ (Ancak Allah'ın ihlaslı kulları müstesna.) - كَرْب (Karb / Sıkıntı, keder):
Cümle: وَنَجَيْنَاهُ وَأَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ (Onu ve ehlini büyük sıkıntıdan kurtardık.) - ذُرِّيَّة (Zurriyyet / Soy, nesil):
Cümle: وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُ هُمُ الْبَاقِينَ (Onun soyunu baki kıldık.) - عَالَم (Âlem / Dünya, evren):
Cümle: سَلَامٌ عَلَى نُوحٍ فِي الْعَالَمِينَ (Âlemler içinde Nuh'a selam olsun.) - قَلْب (Kalb / Yürek):
Cümle: إِذْ جَاءَ رَبَّهُ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ (Rabbine tertemiz bir kalple gelmişti.) - نَجْم (Necm / Yıldız):
Cümle: فَنَظَرَ نَظْرَةً فِي النُّجُومِ (Yıldızlara şöyle bir baktı.) - يَمِين (Yemîn / Sağ el, yemin):
Cümle: فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا بِالْيَمِينِ (Sağ eliyle onlara vurdu.) - بُنْيَان (Bunyân / Bina, yapı):
Cümle: قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَانًا (Onun için bir bina yapın dediler.) - كَيْد (Keyd / Tuzak, hile):
Cümle: فَأَرَادُوا بِهِ كَيْدًا (Ona bir tuzak kurmak istediler.) - غُلَام (Gulâm / Çocuk, oğul):
Cümle: فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلِيمٍ (Ona yumuşak huylu bir oğul müjdeledik.)
2. Arapça Fiil Örnekleri (15 Adet)
- أَلْفَى (Elfâ / Buldu):
Cümle: إِنَّهُمْ أَلْفَوْا آبَاءَهُمْ ضَالِّينَ (Onlar atalarını sapkın buldular.) - يُهْرَعُونَ (Yuhraûne / Koşarak geliyorlar):
Cümle: فَهُمْ عَلَى آثَارِهِمْ يُهْرَعُونَ (Onlar da izlerinden koşturuyorlar.) - ضَلَّ (Dalle / Saptı):
Cümle: وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ الْأَوَّلِينَ (Andolsun ki öncekilerin çoğu sapıtmıştı.) - أَرْسَلَ (Ersale / Gönderdi):
Cümle: وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِمْ مُنْذِرِينَ (Biz içlerinde uyarıcılar gönderdik.) - نَادَى (Nâdâ / Seslendi):
Cümle: وَلَقَدْ نَادَانَا نُوحٌ (Nuh bize seslenmişti.) - نَجَّى (Neccâ / Kurtardı):
Cümle: وَنَجَيْنَاهُ وَأَهْلَهُ (Onu ve ehlini kurtardık.) - تَرَكَ (Terake / Bıraktı):
Cümle: وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ (Sonrakiler arasında ona bıraktık.) - جَزَى (Cezâ / Mükâfatlandırdı):
Cümle: إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ (Biz muhsinleri böyle mükâfatlandırırız.) - أَغْرَقَ (Eğraka / Boğdu):
Cümle: ثُمَّ أَغْرَقْنَا الْآخَرِينَ (Sonra diğerlerini boğduk.) - تَعْبُدُونَ (Ta'budûne / İbadet ediyorsunuz):
Cümle: مَاذَا تَعْبُدُونَ (Siz neye tapıyorsunuz?) - نَظَرَ (Nazara / Baktı):
Cümle: فَنَظَرَ نَظْرَةً فِي النُّجُومِ (Yıldızlara baktı.) - رَاغَ (Râğa / Yöneldi, kaçtı):
Cümle: فَرَاغَ إِلَى آلِهَتِهِمْ (Putlarına yöneldi.) - تَنْطِقُونَ (Tantıkûne / Konuşuyorsunuz):
Cümle: مَا لَكُمْ لَا تَنْطِقُونَ (Neden konuşmuyorsunuz?) - تَنْحِتُونَ (Tenhitûne / Yontuyorsunuz):
Cümle: أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ (Yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?) - بَشَّرَ (Beşşere / Müjdeledi):
Cümle: فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلِيمٍ (Ona müjdeledik.)
3. Arapça Edat Örnekleri (Harf-i Cer Hariç 5 Adet)
- لَا (Lâ / Olumsuzluk edatı):
Cümle: مَا لَكُمْ لَا تَنْطِقُونَ (Neden konuşmuyorsunuz?) - مَا (Mâ / İstifham / Olumsuzluk edatı):
Cümle: مَاذَا تَعْبُدُونَ (Siz neye tapıyorsunuz?) - ثُمَّ (Summe / Atıf edatı - Sonra):
Cümle: ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى الْجَحِيمِ (Sonra onların dönüşü cehennemedir.) - إِذْ (İz / Zaman zarfı edatı - Hani):
Cümle: إِذْ جَاءَ رَبَّهُ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ (Hani Rabbine tertemiz bir kalple gelmişti.) - أَلَا (Elâ / Tenbih / Uyarı edatı):
Cümle: فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ (Dediki: Yemek yemiyor musunuz?)
Sâffât Suresi 67-100. Ayetler Paragraf, Dilbilgisi ve Kelime Testi
Kuranla-Arapca-37. Sâffât Sûresi-101-144.ayetler
Kuranla-Arapca-37. Sâffât Sûresi-101-144.ayetler
Bu bölümde Sâffât Sûresi'nin 101 ile 144. ayetleri arasında yer alan peygamber kıssaları ele alınmaktadır. Hz. İbrahim'in oğlu Hz. İsmail (veya İshak) ile kurban imtihanı, teslimiyeti ve büyük bir kurbanla fidyelenmesi anlatılır. Ardından Hz. İshak, Hz. Musa, Hz. Harun, Hz. İlyas, Hz. Lut ve Hz. Yunus aleyhimüsselam'ın kıssalarından kesitler sunularak tevhid mücadelesi, ilahi rahmet, peygamberlerin örnek ahlakı ve inkârcıların akıbetleri vurgulanmaktadır.
Sâffât Sûresi 101-144. Ayetler (Arapça Metin ve Meali)
101. فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلِيمٍ
102. فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ إِنِّي أَرَى فِي الْمَنَامِ أَنِّي أَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرَى قَالَ يَا أَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنِي إِنْ شَاءَ اللَّهُ مِنَ الصَّابِرِينَ
103. فَلَمَّا أَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَبِينِ
104. وَنَادَيْنَاهُ أَنْ يَا إِبْرَاهِيمُ
105. قَدْ صَدَّقْتَ الرُّؤْيَا إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
106. إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْبَلَاؤُ الْمُبِينُ
107. وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ
108. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ
109. سَلَامٌ عَلَى إِبْرَاهِيمَ
110. كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
111. إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ
112. وَبَشَّرْنَاهُ بِإِسْحَاقَ نَبِيًّا مِنَ الصَّالِحِينَ
113. وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَى إِسْحَاقَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِنَفْسِهِ مُبِينٌ
114. وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَى مُوسَى وَهَارُونَ
115. وَنَجَّيْنَاهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ
116. وَنَصَرْنَاهُمْ فَكَانُوا هُمُ الْغَالِبِينَ
117. وَآتَيْنَاهُمَا الْكِتَابَ الْمُسْتَبِينَ
118. وَهَدَيْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ
119. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِي الْآخِرِينَ
120. سَلَامٌ عَلَى مُوسَى وَهَارُونَ
121. إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
122. إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ
123. وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ
124. إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ أَلَا تَتَّقُونَ
125. أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ الْخَالِقِينَ
126. اللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ
127. فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
128. إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
129. وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ
130. سَلَامٌ عَلَى إِلْ يَاسِينَ
131. إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ
132. إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ
133. وَإِنَّ لُوطًا لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ
134. إِذْ نَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ أَجْمَعِينَ
135. إِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِرِينَ
136. ثُمَّ دَمَّرْنَا الْآخَرِينَ
137. وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِمْ مُصْبِحِينَ
138. وَبِاللَّيْلِ أَفَلَا تَعَقَّلُونَ
139. وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ
140. إِذْ أَبَقَ إِلَى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ
141. فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ الْمُدْحَضِينَ
142. فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ
143. فَلَوْلَا أَنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُسَبِّحِينَ
144. لَلَبِثَ فِي بَطْنِهِ إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
101. Nihayet biz ona yumuşak başlı bir oğul müjdeledik.
102. Çocuk kendisiyle birlikte koşma çağına erişince, "Yavrucuğum! Rüyada kendimi seni boğazlarken görüyorum; bir düşün, ne dersin?" dedi. O da, "Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi.
103. Nihayet her ikisi de boyun eğip, İbrahim de onu alnı üzerine yatırınca;
104. Biz ona şöyle seslendik: "Ey İbrahim!"
105. "Rüyanı gerçekleştirdin. Şüphesiz biz iyilik edenleri böyle mükâfatlandırırız."
106. "Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır."
107. Biz ona fidye olarak büyük bir kurban verdik.
108. Sonradan gelenler arasında ona iyi bir nam bıraktık.
109. İbrahim'e selâm olsun!
110. Biz iyilik edenleri böyle mükâfatlandırırız.
111. Şüphe yok ki o, bizim mümin kullarımızdandı.
112. Biz ona salihlerden bir peygamber olarak İshak'ı müjdeledik.
113. Kendisine ve İshak'a bereketler verdik. İkisininkinden neslinden iyilik eden de var, kendine apaçık zulmeden de var.
114. Andolsun ki biz Musa ve Harun'a da lütufta bulunduk.
115. İkisini ve kavimlerini büyük sıkıntıdan kurtardık.
116. Onlara yardım ettik de galip gelenler onlar oldu.
117. İkisine apaçık Kitap'ı verdik.
118. İkisini de dosdoğru yola ilettik.
119. Sonradan gelenler arasında onlara da iyi bir nam bıraktık.
120. Musa ve Harun'a selâm olsun!
121. Şüphesiz biz iyilik edenleri böyle mükâfatlandırırız.
122. Şüphesiz ikisi de bizim mümin kullarımızdandı.
123. Şüphesiz İlyas da gönderilen elçilerdendi.
124. Hani o kavmine demişti ki: "Allah'tan sakınmıyor musunuz?"
125. "Ba'l putuna tapıyorsunuz da en güzel yaratanı bırakıyor musunuz?"
126. "Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı bırakıp (puta mı tapıyorsunuz)?"
127. O'nu yalanladılar; bu yüzden onlar mutlaka cehenneme götürüleceklerdir.
128. Ancak Allah'ın ihlaslı kulları müstesna.
129. Sonradan gelenler arasında ona iyi bir nam bıraktık.
130. İlyasîn'e selâm olsun!
131. Şüphesiz biz iyilik edenleri böyle mükâfatlandırırız.
132. Şüphesiz o, bizim mümin kullarımızdandı.
133. Şüphesiz Lut da gönderilen elçilerdendi.
134. Hani onu ve ailesini topluca kurtarmıştık.
135. Geride kalanlar arasından bir ihtiyar kadın (karısı) hariç.
136. Sonra diğerlerini helak ettik.
137. Ve siz ey insanlar! Sabahleyin ve geceleyin onların üzerlerinden geçiyorsunuz. Hâlâ aklınızı kullanmıyor musunuz?
138. (Gece gündüz onların yerlerinden geçiyorsunuz, ibret almıyor musunuz?)
139. Şüphesiz Yunus da gönderilen elçilerdendi.
140. Hani o dolu bir gemiye kaçmıştı.
141. Kur'a çekti de kaybedenlerden oldu.
142. Derken onu balık yuttu; çünkü o kınanmış bir iş yapmıştı.
143. Eğer o Allah'ı çok tespih edenlerden olmasaydı,
144. Tekrar diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (15 Adet)
-
غُلَام (Gulâm / Çocuk, oğlan):
Anlamı: Genç çocuk, oğul.
Cümle: فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلِيمٍ (Biz ona yumuşak başlı bir oğul müjdeledik.) -
مَنَام (Menâm / Rüya, uyku hali):
Anlamı: Düş, rüya, uyku vakti.
Cümle: إِنِّي أَرَى فِي الْمَنَامِ أَنِّي أَذْبَحُكَ (Şüphesiz rüyada seni boğazladığımı görüyorum.) -
صَابِر (Sâbir / Sabreden):
Anlamı: Dirençli, sabırlı kimse.
Cümle: سَتَجِدُنِي إِنْ شَاءَ اللَّهُ مِنَ الصَّابِرِينَ (İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.) - وَتَلَّهُ لِلْجَبِينِ (Onu alnı üzerine yatırdı.)
-
رُؤْيَا (Ru'yâ / Rüya, düş):
Anlamı: Uyku içinde görülen düş.
Cümle: قَدْ صَدَّقْتَ الرُّؤْيَا (Rüyanı tasdik ettin/gerçekleştirdin.) -
بَلَاء (Belâ' / İmtihan, bela):
Anlamı: Deneme, imtihan, musibet.
Cümle: إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْبَلَاؤُ الْمُبِينُ (Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır.) -
ذِبْح (Zibh / Kurbanlık):
Anlamı: Kurban edilen hayvan.
Cümle: وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ (Ona büyük bir kurban fidye verdik.) -
كَرْب (Kerb / Büyük sıkıntı):
Anlamı: Keder, üzüntü, sıkıntı.
Cümle: وَنَجَّيْنَاهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ (İkisini ve kavimlerini büyük sıkıntıdan kurtardık.) -
صِرَاط (Sırât / Yol):
Anlamı: Cadde, ana yol, doğru yol.
Cümle: وَهَدَيْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ (İkisini dosdoğru yola ilettik.) -
فُلْك (Fulk / Gemi):
Anlamı: Deniz taşıtı, gemi.
Cümle: إِذْ أَبَقَ إِلَى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ (Hani o dolu gemiye kaçmıştı.) -
حُوت (Hût / Balık):
Anlamı: Büyük deniz balığı.
Cümle: فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ (Derken onu balık yuttu.) -
بَطْن (Batn / Karın):
Anlamı: Karın boşluğu, iç kısım.
Cümle: لَلَبِثَ فِي بَطْنِهِ (Onun karnında kalırdı.) -
يَوْم (Yevm / Gün):
Anlamı: Zaman dilimi, gün.
Cümle: إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ (Diriltilecekleri güne kadar.) -
آبَاء (Âbâ' / Babalar, atalar):
Anlamı: Ecdat, önceki kuşaklar.
Cümle: وَرَبَّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ (Ve önceki atalarınızın Rabbi.) -
عِبَاد (İbâd / Kullar):
Anlamı: Allah'ın kulları, insanlar.
Cümle: إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ (Şüphesiz o mümin kullarımızdandır.)
2. Arapça Fiil Örnekleri (15 Adet)
-
بَشَّرَ (Beşşera / Müjdeledi):
Kökü: ب ش ر / Mazi Fiil
Cümle: فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلِيمٍ (Biz ona yumuşak başlı bir oğul müjdeledik.) -
بَلَغَ (Belege / Ulaştı, erişti):
Kökü: ب ل غ / Mazi Fiil
Cümle: فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ (Çocuk onunla beraber çalışma çağına erişince...) -
أَذْبَحُ (Ezbehu / Kurban ediyorum):
Kökü: ذ ب ح / Muzari Fiil
Cümle: أَنِّي أَذْبَحُكَ (Seni boğazlıyorum/kurban ediyorum.) -
نَادَى (Nâdâ / Seslendi, nida etti):
Kökü: ن د و / Mazi Fiil
Cümle: وَنَادَيْنَاهُ أَنْ يَا إِبْرَاهِيمُ (Ona seslendik: Ey İbrahim!) -
صَدَّقَ (Saddaka / Doğruladı):
Kökü: ص د ق / Mazi Fiil
Cümle: قَدْ صَدَّقْتَ الرُّؤْيَا (Rüyanı tasdik ettin.) -
فَدَى (Fedâ / Fidye verdi, kurtardı):
Kökü: ف د ي / Mazi Fiil
Cümle: وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ (Ona büyük bir kurbanla fidye verdik.) -
مَنَّ (Menne / Lütufta bulundu):
Kökü: م ن ن / Mazi Fiil
Cümle: وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَى مُوسَى (Andolsun Musa'ya lütufta bulunduk.) -
نَجَّى (Neccâ / Kurtardı):
Kökü: ن ج و / Mazi Fiil
Cümle: وَنَجَّيْنَاهُمَا وَقَوْمَهُمَا (İkisini ve kavimlerini kurtardık.) -
نَصَرَ (Nasere / Yardım etti):
Kökü: ن ص ر / Mazi Fiil
Cümle: وَنَصَرْنَاهُمْ فَكَانُوا هُمُ الْغَالِبِينَ (Onlara yardım ettik de galip geldiler.) -
هَدَى (Hedâ / Hidayet etti):
Kökü: ه د ي / Mazi Fiil
Cümle: وَهَدَيْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ (İkisini de dosdoğru yola ilettik.) -
تَرَكَ (Tereke / Bıraktı):
Kökü: ت ر ك / Mazi Fiil
Cümle: وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ (Sonrakiler arasında ona iyi bir nam bıraktık.) -
دَمَّرَ (Demmere / Helak etti):
Kökü: د م ر / Mazi Fiil
Cümle: ثُمَّ دَمَّرْنَا الْآخَرِينَ (Sonra diğerlerini helak ettik.) -
تَمُرُّ (Temurru / Geçiyorsunuz):
Kökü: م ر ر / Muzari Fiil
Cümle: وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِمْ (Şüphesiz siz onların üzerinden geçiyorsunuz.) -
أَبَقَ (Ebeke / Kaçtı):
Kökü: أ ب ق / Mazi Fiil
Cümle: إِذْ أَبَقَ إِلَى الْفُلْكِ (Hani gemiye kaçmıştı.) -
بَعَثَ (Bease / Diriltti):
Kökü: ب ع ث / Mazi Fiil
Cümle: إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ (Diriltilecekleri güne kadar.)
3. Arapça Edat Örnekleri (Harf-i Cer Hariç 5 Adet)
-
لَمَّا (Lemmâ / Zaman zarfı ve şart edatı: Ne zaman ki):
Anlamı: -dığı zaman, ...ince.
Cümle: فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ (Çocuk onunla beraber çalışma çağına eriştiği zaman...) -
أَنْ (En / Mastar edatı / Tefsir harfi):
Anlamı: -mak, -mek, ki.
Cümle: وَنَادَيْنَاهُ أَنْ يَا إِبْرَاهِيمُ (Ona şöyle nida ettik: Ey İbrahim!) -
أَلَا (Elâ / Uyarı ve tenbih edatı):
Anlamı: Dikkat edin!, -mıyor musunuz?
Cümle: أَلَا تَتَّقُونَ (Sakınmıyor musunuz?) -
أَ (Hemze-i İstifham / Soru edatı):
Anlamı: Mı / mi soru eki.
Cümle: أَتَدْعُونَ بَعْلًا (Ba'l putuna mı dua ediyorsunuz?) -
لَوْلَا (Levlâ / İmtina edatı / Şart ve teşvik edatı):
Anlamı: ... olmasaydı.
Cümle: فَلَوْلَا أَنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُسَبِّحِينَ (Eğer o tespih edenlerden olmasaydı...)
Sâffât Sûresi 101-144. Ayetler Testi (33 Soru)
Kuranla-Arapca-37. Sâffât Sûresi-145-182.ayetler
Kuranla-Arapca-37. Sâffât Sûresi-145-182.ayetler
Sâffât Sûresi 145-182. Ayetler (Arapça Metin)
145. فَنَبَذْنَاهُ بِالْعَرَاءِ وَهُوَ سَقِيمٌ
146. وَأَنْبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِنْ يَقْطِينٍ
147. وَأَرْسَلْنَاهُ إِلَى مِائَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ
148. فَآمَنُوا فَمَتَّعْنَاهُمْ إِلَى حِينٍ
149. فَاسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ الْبَنَاتُ وَلَهُمُ الْبَنُونَ
150. أَمْ خَلَقْنَا الْمَلَائِكَةَ إِنَاثًا وَهُمْ شَاهِدُونَ
151. أَلَا إِنَّهُمْ مِنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ
152. وَلَدَ اللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ
153. أَصْطَفَى الْبَنَاتِ عَلَى الْبَنِينَ
154. مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
155. أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
156. أَمْ لَكُمْ سُلْطَانٌ مُبِينٌ
157. فَأْتُوا بِكِتَابِكُمْ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
158. وَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَبًا وَلَقَدْ عَلِمَتِ الْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
159. سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ
160. إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
161. فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ
162. مَا أَنْتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِنِينَ
163. إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ الْجَحِيمِ
164. وَمَا مِنَّا إِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَعْلُومٌ
165. وَإِنَّا لَنَحْنُ الصَّافُّونَ
166. وَإِنَّا لَنَحْنُ الْمُسَبِّحُونَ
167. وَإِنْ كَانُوا لَيَقُولُونَ
168. لَوْ أَنَّ عِنْدَنَا ذِكْرًا مِنَ الْأَوَّلِينَ
169. لَكُنَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ
170. فَكَفَرُوا بِهِ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
171. وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَلِينَ
172. إِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنْصُورُونَ
173. وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ
174. فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّى حِينٍ
175. وَبَصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
176. أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
177. فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَاءَ صَبَاحُ الْمُنذَرِينَ
178. وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّى حِينٍ
179. وَبَصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
180. سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ
181. وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ
182. وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
145. Hastalığı sebebiyle onu çıplak ve boş bir sahile attık.
146. Üzerine kabak türünden geniş yapraklı bir bitki bitirdik.
147. Onu yüz bin kişiye, hatta daha da fazlasına peygamber olarak gönderdik.
148. Sonunda iman ettiler de biz onları bir süreye kadar yararlandırdık.
149. Şimdi onlara sor: Kızlar Rabbinin de oğullar onların mı?
150. Yoksa biz melekleri dişi olarak yaratmışız da onlar şahit mi bulunuyorlarmış?
151. İyi bilin ki onlar uydurdukları iftiradan dolayı şhesapsızca şöyle diyorlar:
152. "Allah doğurdu." Kesinlikle onlar yalancılardır.
153. (Allah) kızları oğullara tercih mi etmiş?
154. Size ne oluyor? Nasıl hükmediyorsunuz?
155. Hiç düşünmüyor musunuz?
156. Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var?
157. Eğer doğru söyleyenler iseniz kitabınızı getirin!
158. O (müşrikler) Allah ile cinler arasında bir soy bağı uydurdular. Oysa cinler de kendilerinin (huzura) getirileceklerini kesin olarak bilmişlerdir.
159. Allah, onların yakıştırdığı niteliklerden uzaktır, yücedir.
160. Ancak Allah'ın ihlaslı kulları müstesna (onlar O'nu tenzih eder).
161. Şüphe yok ki siz ve taptığınız şeylerin hepsi,
162. Hiçbir kimseyi Allah'a karşı azaba saptıramazsınız;
163. Ancak cehenneme girecek olan kimse müstesna.
164. "(Melekler şöyle der:) Bizden her birimizin bilinen bir makamı vardır.
165. Şüphesiz biziz o saf bağlayıp duranlar.
166. Ve şüphesiz biziz o tespih edenler."
167. Gerçekten onlar (müşrikler) şöyle diyorlardı:
168. "Eğer yanımızda evvelkilerden bir kitap olsaydı,
169. Elbette Allah'ın ihlaslı kulları olurduk."
170. Fakat ona (Kur'an'a) küfrettiler; ama yakında bileceklerdir!
171. Andolsun ki, peygamber kullarımız hakkında sözümüz geçmişti:
172. Şüphesiz onlar kesin olarak yardım göreceklerdir.
173. Ve şüphesiz bizim ordumuz mutlaka galip gelecektir.
174. Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
175. Onları gözetle, yakında onlar da göreceklerdir!
176. Yoksa onlar bizim azabımızı mı çarçabuk istiyorlar?
177. Azap onların yurduna indiği vakit, uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur!
178. Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
179. Gözetle, yakında onlar da görecekler.
180. İzzet sahibi Rabbin, onların nitelendirdiklerinden yücedir, münezzehtir.
181. Bütün peygamberlere selam olsun.
182. Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun.
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (15 Adet)
- الْعَرَاء (El-Arâ'): Açık arazi, sahil.
Cümle: فَنَبَذْنَاهُ بِالْعَرَاءِ (Onu açık araziye attık.) - شَجَرَة (Şecereten): Ağaç.
Cümle: وَأَنْبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً (Üzerine bir ağaç bitirdik.) - يَقْطِين (Yaktîn): Kabak türü bitki.
Cümle: شَجَرَةً مِنْ يَقْطِينٍ (Kabak türünden bir ağaç.) - مِائَة (Mi'etin): Yüz sayısı.
Cümle: إِلَى مِائَةِ أَلْفٍ (Yüz bin kişiye...) - أَلْف (Elfin): Bin sayısı.
Cümle: مِائَةِ أَلْفٍ (Yüz bin...) - بَنَات (Benât): Kızlar.
Cümle: أَلِرَبِّكَ الْبَنَاتُ (Kızlar Rabbinin mi?) - بَنُونَ (Benûne): Oğullar.
Cümle: وَلَهُمُ الْبَنُونَ (Oğullar onların mı?) - مَلَائِكَة (Melâike): Melekler.
Cümle: خَلَقْنَا الْمَلَائِكَةَ (Melekleri yarattık.) - سُلْطَان (Sultân): Delil, yetki, güç.
Cümle: أَمْ لَكُمْ سُلْطَانٌ مُبِينٌ (Yoksa açık bir deliliniz mi var?) - كِتَاب (Kitâb): Kitap, belge.
Cümle: فَأْتُوا بِكِتَابِكُمْ (Kitabınızı getirin.) - جِنَّة (Cinne): Cinler, görünmeyen varlıklar.
Cümle: بَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَبًا (Cinler arasında soy bağı...) - نَسَب (Nesep): Soy, akrabalık.
Cümle: وَجَعَلُوا بَيْنَهُ نَسَبًا (Aralarında soy bağı kıldılar.) - عِبَاد (İbâd): Kullar.
Cümle: إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ (Allah'ın kulları hariç.) - مَقَام (Makâm): Makam, duruş yeri.
Cümle: لَهُ مَقَامٌ مَعْلُومٌ (Onun bilinen bir makamı vardır.) - عِزَّة (İzzet): İzzet, güç, şeref.
Cümle: رَبِّ الْعِزَّةِ (İzzet sahibi Rab.)
2. Arapça Fiil Örnekleri (15 Adet)
- نَبَذْنَا (Nebażnâ): Attık.
Cümle: فَنَبَذْنَاهُ بِالْعَرَاءِ (Onu sahile attık.) - أَنْبَتْنَا (Enbetnâ): Bitirdik, yetiştirdik.
Cümle: وَأَنْبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً (Üzerine bitki bitirdik.) - أَرْسَلْنَا (Ersalnâ): Gönderdik.
Cümle: وَأَرْسَلْنَاهُ إِلَى مِائَةِ أَلْفٍ (Onu yüz bine gönderdik.) - آمَنُوا (Âmenû): İman ettiler.
Cümle: فَآمَنُوا فَمَتَّعْنَاهُمْ (İman ettiler ve yararlandırdık.) - مَتَّعْنَا (Mette'nâ): Yararlandırdık, faydalandırdık.
Cümle: فَمَتَّعْنَاهُمْ إِلَى حِينٍ (Onları bir süreye kadar yararlandırdık.) - اسْتَفْتِه (İstevtihi): Onlara sor, fetva iste.
Cümle: فَاسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ الْبَنَاتُ (Onlara sor, kızlar Rabbinin mi?) - خَلَقْنَا (Halaknâ): Yarattık.
Cümle: أَمْ خَلَقْنَا الْمَلَائِكَةَ (Yoksa melekleri biz mi yarattık?) - شَهِدُوا (Şehidû): Şahit oldular.
Cümle: وَهُمْ شَاهِدُونَ (Onlar şahit miydiler?) - يَقُولُونَ (Yekûlûne): Söylüyorlar.
Cümle: لَيَقُولُونَ وَلَدَ اللَّهُ (Allah doğurdu derler.) - وَلَدَ (Valede): Doğurdu, çocuk sahibi oldu.
Cümle: وَلَدَ اللَّهُ (Allah doğurdu derler.) - اصْطَفَى (İstafâ): Seçti, tercih etti.
Cümle: أَصْطَفَى الْبَنَاتِ (Kızları seçti mi?) - تَحْكُمُونَ (Tahkumûne): Hükmediyorsunuz.
Cümle: كَيْفَ تَحْكُمُونَ (Nasıl hükmediyorsunuz?) - تَذَكَّرُونَ (Tezekkerûne): Düşünüp ibret alıyorsunuz.
Cümle: أَفَلَا تَذَكَّرُونَ (Hâlâ düşünmez misiniz?) - جَعَلُوا (Cealû): Kıldılar, yaptılar.
Cümle: وَجَعَلُوا بَيْنَهُ نَسَبًا (Aralarında soy bağı kıldılar.) - يُسَبِّحُونَ (Yusebbihûne): Tespih ederler.
Cümle: نَحْنُ الْمُسَبِّحُونَ (Biz tespih edenleriz.)
3. Arapça Edat Örnekleri (Harf-i Cer Hariç 5 Adet)
- أَمْ (Em): Yoksa, ya da (İstifham/Atıf edatı).
Cümle: أَمْ خَلَقْنَا الْمَلَائِكَةَ (Yoksa melekleri biz mi yarattık?) - أَلَا (Elâ): Dikkat edin, iyi bilin ki (Tenbih edatı).
Cümle: أَلَا إِنَّهُمْ مِنْ إِفْكِهِمْ (İyi bilin ki onlar iftiralarından dolayı...) - إِنْ (İn): Eğer (Şart edatı).
Cümle: إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ (Eğer doğru söyleyenler iseniz.) - مَا (Mâ): Değil / ne (Olumsuzluk / istifham edatı).
Cümle: مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ (Size ne oluyor, nasıl hükmediyorsunuz?) - لَوْ (Lev): Keşke / -seydi (Temenni / şart edatı).
Cümle: لَوْ أَنَّ عِنْدَنَا ذِكْرًا (Keşke yanımızda bir zikir olsaydı.)
Sâffât Sûresi 145-182. Ayetler Paragraf, Dilbilgisi ve Kelime Testi



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.