- Ders
- Konular
- Testler
- Arapça Dersler
- Arapça Ders Kitapları
- ☝📖المحمدية📖☝
Kuranla-Arapca-56. Vâkia Sûresi-1-96.ayetler
Vâkia Sûresi, Mekke döneminde nazil olmuş olup toplam 96 ayettir. Sûre, adını ilk ayetinde geçen ve "gerçekleşen olay, kıyamet" anlamına gelen "el-Vâkia" kelimesinden alır. Ana temaları arasında kıyametin kopuşu, ahiret halleri, insanların hesap günü üç gruba ayrılacağı (Ashab-ı Meymene/Sağ ehli, Ashab-ı Ş’üm/Sol ehli ve Sâbıkûn/Önde gelenler) yer alır. Ayrıca Allah'ın varlığının, birliğinin ve öldükten sonra dirilişin delilleri olarak insanın yaratılışı, su, bitki örtüsü ve ateş gibi ilahi nimetler delil gösterilir. Sûrenin sonunda ise ölüm anı ve insan fıtratının acziyeti vurgulanarak Kur'an'ın yüceliği ifade edilir.
Vâkia Suresi 1-96. Ayetler (Okuma Parçası)
1. إِذَا وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُ
2. لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ
3. خَافِضَةٌ رَافِعَةٌ
4. إِذَا رُجَّتِ الْأَرْضُ رَجًّا
5. وَبُسِّتِ الْجِبَالُ بَسًّا
6. فَكَانَتْ هَبَاءً مُنْبَثًّا
7. وَكُنْتُمْ أَزْوَاجًا ثَلَاثَةً
8. فَأَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَا أَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ
9. وَأَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ مَا أَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ
10. وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَ
11. أُولَئِكَ الْمُقَرَّبُونَ
12. فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ
13. ثُلَّةٌ مِنَ الْأَوَّلِينَ
14. وَقَلِيلٌ مِنَ الْآخِرِينَ
15. عَلَى سُرُرٍ مَوْضُونَةٍ
16. مُتَّكِئِينَ عَلَيْهَا مُتَقَابِلِينَ
17. يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُخَلَّدُونَ
18. بِأَكْوَابٍ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍ مِنْ مَعِينٍ
19. لَا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنْزِفُونَ
20. وَفَاكِهَةٍ مِمَّا يَتَخَيَّرُونَ
21. وَلَحْمِ طَيْرٍ مِمَّا يَشْتَهُونَ
22. وَحُورٌ عِينٌ
23. كَمَثْلِ اللَّؤْلُؤِ الْمَكْنُونِ
24. جَزَاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
25. لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا تَأْثِيمًا
26. إِلَّا قِيلًا سَلَامًا سَلَامًا
27. وَأَصْحَابُ الْيَمِينِ مَا أَصْحَابُ الْيَمِينِ
28. فِي سِدْرٍ مَخْضُودٍ
29. وَطَلْحٍ مَنْضُودٍ
30. وَظِلٍّ مَمْدُودٍ
31. وَمَاءٍ مَسْكُوبٍ
32. وَفَاكِهَةٍ كَثِيرَةٍ
33. لَا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ
34. وَفُرُشٍ مَرْفُوعَةٍ
35. إِنَّا أَنْشَأْنَاهُنَّ إِنْشَاءً
36. فَجَعَلْنَاهُنَّ أَبْكَارًا
37. عُرُبًا أَتْرَابًا
38. لِأَصْحَابِ الْيَمِينِ
39. ثُلَّةٌ مِنَ الْأَوَّلِينَ
40. وَثُلَّةٌ مِنَ الْآخِرِينَ
41. وَأَصْحَابُ الشِّمَالِ مَا أَصْحَابُ الشِّمَالِ
42. فِي سَمُومٍ وَحَمِيمٍ
43. وَظِلٍّ مِنْ يَحْمُومٍ
44. لَا بَارِدٍ وَلَا كَرِيمٍ
45. إِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذَلِكَ مُتْرَفِينَ
46. وَكَانُوا يُصِرُّونَ عَلَى الْحِنْثِ الْعَظِيمِ
47. وَكَانُوا يَقُولُونَ أَإِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَإِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
48. أَوَآبَاؤُنَا الْأَوَّلُونَ
49. قُلْ إِنَّ الْأَوَّلِينَ وَالْآخِرِينَ
50. لَمَجْمُوعُونَ إِلَى مِيقَاتِ يَوْمٍ مَعْلُومٍ
51. ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا الضَّالُّونَ الْمُكَذِّبُونَ
52. لَآكِلُونَ مِنْ شَجَرٍ مِنْ زَقُّومٍ
53. فَمَالِئُونَ مِنْهَا الْبُطُونَ
54. فَشَارِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ الْحَمِيمِ
55. فَشَارِبُونَ شُرْبَ الْهِيمِ
56. هَذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ الدِّينِ
57. نَحْنُ خَلَقْنَاكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ
58. أَفَرَأَيْتُمْ مَا تُمْنُونَ
59. أَأَنْتُمْ تَخْلُقُونَهُ أَمْ نَحْنُ الْخَالِقُونَ
60. نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ
61. عَلَى أَنْ نُبَدِّلَ أَمْثَالَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِي مَا لَا تَعْلَمُونَ
62. وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ النَّشْأَةَ الْأُولَى فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ
63. أَفَرَأَيْتُمْ مَا تَحْرُثُونَ
64. أَأَنْتُمْ تَزْرَعُونَهُ أَمْ نَحْنُ الزَّارِعُونَ
65. لَوْ نَشَاءُ لَجَعَلْنَاهُ حُطَامًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ
66. إِنَّا لَمُغْرَمُونَ
67. بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
68. أَفَرَأَيْتُمُ الْمَاءَ الَّذِي تَشْرَبُونَ
69. أَأَنْتُمْ أَنْزَلْتُمُوهُ مِنَ الْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ الْمُنْزِلُونَ
70. لَوْ نَشَاءُ جَعَلْنَاهُ أُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ
71. أَفَرَأَيْتُمُ النَّارَ الَّتِي تُورُونَ
72. أَأَنْتُمْ أَنْشَأْتُمْ شَجَرَتَهَا أَمْ نَحْنُ الْمُنْشِئُونَ
73. نَحْنُ جَعَلْنَاهَا تَذْكِرَةً وَمَتَاعًا لِلْمُقْوِينَ
74. فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ
75. فَلَا أُقْسِمُ بِمَوَاقِعِ النُّجُومِ
76. وَإِنَّهُ لَقَسَمٌ لَوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ
77. إِنَّهُ لَقُرْآنٌ كَرِيمٌ
78. فِي كِتَابٍ مَكْنُونٍ
79. لَا يَمَسُّهُ إِلَّا الْمُطَهَّرُونَ
80. تَنْزِيلٌ مِنْ رَبِّ الْعَالَمِينَ
81. أَفَهَذَا الْحَدِيثَ أَنْتُمْ مُهْدِنُونَ
82. وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ
83. فَلَوْلَا إِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ
84. وَأَنْتُمْ حِينَئِذٍ تَنْظُرُونَ
85. وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْكُمْ وَلَكِنْ لَا تُبْصِرُونَ
86. فَلَوْلَا إِنْ كُنْتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ
87. تَرْجِعُونَهَا إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ
88. فَأَمَّا إِنْ كَانَ مِنَ الْمُقَرَّبِينَ
89. فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعِيمٍ
90. وَأَمَّا إِنْ كَانَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ
91. فَسَلَامٌ لَكَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ
92. وَأَمَّا إِنْ كَانَ مِنَ الْمُكَذِّبِينَ الضَّالِّينَ
93. فَنُزُلٌ مِنْ حَمِيمٍ
94. وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ
95. إِنَّ هَذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَقِينِ
96. فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ
1. Vâkia (kıyamet) koptuğu zaman,
2. Onun kopuşunu yalanlayacak kimse yoktur.
3. (O,) alçaltıcıdır, yükselticidir.
4. Yer sarsıldıkça sarsıldığı,
5. Dağlar ufalandıkça ufalandığı zaman,
6. Dağılıp saçılmış toz duman haline gelmiştir.
7. Ve siz üç sınıf olduğunuzda;
8. Sağdakiler; ne mutlu o sağdakilere!
9. Solcular (uğursuzluk ehli); ne mutsuz o solculara!
10. Önde gelenler, (işte) o önde gelenler,
11. İşte onlar yaklaştırılmış (gözde) olanlardır.
12. Nimet cennetlerindedirler.
13. Birçoğu öncekilerden (ümmetlerden),
14. Az bir kısmı da sonrakilerdendir.
15. Karşılıklı örülmüş tahtlar üzerindedirler.
16. Onların üzerinde karşılıklı yaslanmışlardır.
17. Çevrelerinde, asla yaşlanmayan ölümsüz hizmetçiler dönüp dolaşır;
18. Kaynaktan doldurulmuş sürahiler, ibrikler ve kadehlerle,
19. Ondan ne başları ağrıtılır ne de akılları giderilir.
20. Beğendikleri meyvelerden,
21. Canlarının çektiği kuş etinden.
22. Ve iri gözlü huriler,
23. Saklı inciler gibi,
24. İşlediklerinin karşılığı olarak.
25. Orada ne boş bir söz işitirler ne de günah bir laf.
26. Ancak söylenen: "Selam! Selam!" sözüdür.
27. Sağ ehli; ne mutludur o sağ ehli!
28. Dikenleri giderilmiş kiraz ağaçları altındadırlar,
29. Meyveleri salkım salkım dizilmiş muz ağaçları altındadırlar,
30. Uzamış gölgeler altındadırlar,
31. Ve akıp giden sular başındadırlar,
32. Ve bol meyveler içindedirler;
33. Ne tükenen ne de yasaklanan.
34. Ve yüksek döşekler üzerindedirler.
35. Şüphesiz biz onları yeniden inşa etmiş (özel olarak yaratmış)izdir.
36. Onları bakireler yapmışızdır,
37. Hep bir yaşta, eşlerine düşkün sevgililer.
38. Sağ ehli için.
39. Birçoğu öncekilerdendir,
40. Birçoğu da sonrakilerdendir.
41. Sol ehli; ne perişandır o sol ehli!
42. Kavurucu bir sıcak ve kaynar su içindedirler,
43. Ve karabasandan bir gölge altındadırlar,
44. Ne serinletici ne de faydalı.
45. Çünkü onlar bundan önce şımartılmış, refah içinde şımarıklık yapanlardı.
46. Ve büyük günah üzerinde ısrar ediyorlardı.
47. Ve diyorlardı ki: "Biz ölüp de toprak ve kemik haline geldikten sonra mı, gerçekten biz mi diriltileceğiz?"
48. "Eski atalarımız da mı?"
49. De ki: "Şüphesiz hem öncekiler hem sonrakiler,
50. Belli bir günün belirlenen vaktinde mutlaka toplanacaklardır."
51. Sonra şüphesiz siz, ey sapıklar ve yalanlayanlar!
52. Elbette zakkum ağacından yiyeceksiniz.
53. Karınlarınızı onunla dolduracaksınız.
54. Üstüne de o kaynar sudan içeceksiniz.
55. Susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz.
56. İşte ceza gününde onlara sunulacak ikram budur!
57. Sizi biz yarattık; yine de tasdik etmez misiniz?
58. Şimdi attığınız o meniyi gördünüz mü?
59. Onu siz mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratan biz miyiz?
60. Aranızda ölümü takdir eden biziz. Ve bizim önümüze geçilemez.
61. (Kılık ve suretinizi) değiştirmenize ve sizi bilmediğiniz bir biçimde yeniden yaratmaya güç yetiririz.
62. Andolsun ki ilk yaratılışı bildiniz; düşünüp ibret almanız gerekmez mi?
63. Ektiğiniz tohumu gördünüz mü?
64. Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?
65. Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık da şaşırıp kalırdınız:
66. "Şüphesiz borç altına girdik (ziyana uğradık),"
67. "Bilakis biz mahrum bırakıldık!" (dersiniz).
68. İçtiğiniz suyu gördünüz mü?
69. Onu buluttan siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?
70. Dileseydik onu tuzlu/acı yapardık; o halde şükretmeniz gerekmez mi?
71. Tutuşturduğunuz o ateşi gördünüz mü?
72. Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?
73. Onu bir ibret vesilesi ve çölde kalanlara bir fayda/geçimlik kıldık.
74. Öyleyse ulu Rabbinin adını yücelt/tespih et!
75. Yıldızların yerlerine yemin ederim ki,
76. Şüphesiz eğer bilirseniz, bu çok büyük bir yemindir.
77. O, elbette değerli bir Kur'an'dır.
78. Saklı bir kitaptadır. 79. Ona ancak tertemiz olanlar dokunabilir.
80. Alemlerin Rabbinden indirilmedir.
81. Yoksa siz bu sözü küçümsüyor/yalanlıyor musunuz?
82. Ve rızkınızı, onu yalanlamanız mı yapıyorsunuz?
83. Can boğaza dayandığı zaman ki,
84. O zaman siz bakıp durursunuz,
85. Biz ona sizden daha yakınız, fakat göremezsiniz.
86. Madem ki hesaba çekilmeyeceksiniz,
87. Onu geri çevirsenize, eğer doğru iseniz!
88. Fakat eğer o (ölen kişi) yaklaştırılmış (gözde) olanlardan ise,
89. Ona rahatlık, güzel rızık ve nimet cenneti vardır.
90. Ama eğer sağ ehlinden ise,
91. Sana da sağ ehlinden "Selam olsun!" vardır.
92. Fakat yalanlayan sapıklardan ise,
93. Ona kaynar sudan bir ikram vardır,
94. Ve cehenneme atılma.
95. Şüphesiz bu, kesinkes hakikatin ta kendisidir.
96. Öyleyse ulu Rabbinin adını tespih et!
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (15 Adet)
- الْوَاقِعَةُ (El-Vâkia): Kıyamet, gerçekleşen olay.
Cümle: إِذَا وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُ (Kıyamet koptuğu zaman) - أَزْوَاج (Ezvâj): Sınıflar, eşler.
Cümle: وَكُنْتُمْ أَزْوَاجًا ثَلَاثَةً (Ve siz üç sınıf oldunuz) - مَيْمَنَة (Meymene): Sağ taraf, uğur ehli.
Cümle: فَأَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ (Sağ ehli...) - مَشْأَمَة (Meşeme): Sol taraf, uğursuzluk ehli.
Cümle: وَأَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ (Sol ehli...) - سُرُر (Surur): Tahtlar, sedirler.
Cümle: عَلَى سُرُرٍ مَوْضُونَةٍ (Örülmüş tahtlar üzerindedirler) - وِلْدَان (Vildân): Hizmetçi çocuklar, gılman.
Cümle: يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ (Çevrelerinde hizmetçi çocuklar dolaşır) - كَأْس (Kâs): Kadeh, bardak.
Cümle: وَكَأْسٍ مِنْ مَعِينٍ (Kaynak suyundan doldurulmuş kadehlerle) - فَاكِهَة (Fakihah): Meyve.
Cümle: وَفَاكِهَةٍ مِمَّا يَتَخَيَّرُونَ (Seçtikleri meyvelerden) - طَيْر (Tayr): Kuş.
Cümle: وَلَحْمِ طَيْرٍ (Kuş etinden) - حُور (Hûr): İri gözlü huriler.
Cümle: وَحُورٌ عِينٌ (Ve iri gözlü huriler vardır) - سِدْر (Sidir): Kiraz ağacı, sidr.
Cümle: فِي سِدْرٍ مَخْضُودٍ (Dikenleri giderilmiş sidr ağaçları altındadırlar) - ظِلّ (Zill): Gölge.
Cümle: وَظِلٍّ مَمْدُودٍ (Uzamış gölgeler altındadırlar) - فُرُش (Furuş): Döşekler, yataklar.
Cümle: وَفُرُشٍ مَرْفُوعَةٍ (Yüksek döşekler üzerindedirler) - سَمُوم (Semûm): Kavurucu sıcak, sam yeli.
Cümle: فِي سَمُومٍ وَحَمِيمٍ (Kavurucu sıcak ve kaynar su içindedirler) - حَمِيم (Hamîm): Kaynar su.
Cümle: فَشَارِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ الْحَمِيمِ (Üstüne kaynar sudan içeceksiniz)
2. Arapça Fiil Örnekleri (15 Adet)
- وَقَعَتْ (Vakaat): Düştü, koptu.
Kökü: و ق ع / Mazi: وَقَعَ
Cümle: إِذَا وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُ (Kıyamet koptuğu zaman) - رُجَّتْ (Rüccet): Sarsıldı (edilgen).
Kökü: ر ج ج / Mazi: رُجَّ
Cümle: إِذَا رُجَّتِ الْأَرْضُ (Yer sarsıldığı zaman) - يَتَخَيَّرُونَ (Tahayyerûne): Seçiyorlar.
Kökü: خ ي ر / Muzari: يَتَخَيَّرُ
Cümle: وَمِمَّا يَتَخَيَّرُونَ (Seçtikleri şeylerden) - يَشْتَهُونَ (Yeştehûne): Arzuluyorlar, istiyorlar.
Kökü: ش ه و / Muzari: يَشْتَهِي
Cümle: وَلَحْمِ طَيْرٍ مِمَّا يَشْتَهُونَ (Arzuladıkları kuş etinden) - يَسْمَعُونَ (Yesme‘ûne): İşitiyorlar.
Kökü: س م ع / Muzari: يَسْمَعُ
Cümle: لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا (Orada boş söz işitmezler) - أَنْشَأْنَا (Enşehnâ): Yarattık, inşa ettik.
Kökü: ن ش ء / Mazi: أَنْشَأَ
Cümle: إِنَّا أَنْشَأْنَاهُنَّ (Biz onları yarattık) - يَقُولُونَ (Yakûlûne): Diyorlar.
Kökü: ق و ل / Muzari: يَقُولُ
Cümle: وَكَانُوا يَقُولُونَ (Ve diyorlardı ki) - مِتْنَا (Mitnâ): Öldük.
Kökü: م و ت / Mazi: مَاتَ
Cümle: أَإِذَا مِتْنَا (Öldüğümüz zaman mı?) - تُمْنُونَ (Tumnûne): Akıtıyorsunuz, atıyorsunuz.
Kökü: م ن ي / Muzari: يُمْنَى
Cümle: أَفَرَأَيْتُمْ مَا تُمْنُونَ (Attığınız meniyi gördünüz mü?) - تَخْلُقُونَ (Tahlukûne): Yaratıyorsunuz.
Kökü: خ ل ق / Muzari: يَخْلُقُ
Cümle: أَأَنْتُمْ تَخْلُقُونَهُ (Onu siz mi yaratıyorsunuz?) - نُبَدِّلَ (Nubeddile): Değiştirelim.
Kökü: ب د ل / Muzari: يُبَدِّلُ
Cümle: عَلَى أَنْ نُبَدِّلَ أَمْثَالَكُمْ (Benzerlerinizi değiştirmeye gücümüz yeter) - تَحْرُثُونَ (Tahrusûne): Ekiyorsunuz.
Kökü: ح ر ث / Muzari: يَحْرُثُ
Cümle: أَفَرَأَيْتُمْ مَا تَحْرُثُونَ (Ektiğinizi gördünüz mü?) - أَنْزَلْتُمُوهُ (Enzelturnûhu): Onu indirdiniz.
Kökü: ن ز ل / Mazi: أَنْزَلَ
Cümle: أَأَنْتُمْ أَنْزَلْتُمُوهُ (Onu siz mi indirdiniz?) - تُورُونَ (Tûrûne): Tutuşturuyorsunuz.
Kökü: و ر ي / Muzari: يُورِي
Cümle: أَفَرَأَيْتُمُ النَّارَ الَّتِي تُورُونَ (Tutuşturduğunuz ateşi gördünüz mü?) - بَلَغَتْ (Beleğat): Ulaştı, dayandı.
Kökü: ب ل غ / Mazi: بَلَغَ
Cümle: إِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ (Can boğaza dayandığı zaman)
3. Arapça Edat Örnekleri (5 Adet - Harf-i Cer Hariç)
- لَا (Lâ - Olumsuzluk edatı):
Anlamı: Fiil veya cümleleri olumsuz yapar.
Cümle: لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا (Orada boş söz işitmezler) - مَا (Mâ - Olumsuzluk / İsmi mevsul / Taaccüp edatı):
Anlamı: Şaşırma veya olumsuzluk bildirir.
Cümle: مَا أَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ (Sağ ehli ne [güzeldir]!) - أَ (Hemze-i İstifham - Soru edatı):
Anlamı: Soru soruşturmak için cümle başında kullanılır.
Cümle: أَإِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا (Öldüğümüz zaman mı?) - بَلْ (Bel - İrâd / Vazgeçme edatı):
Anlamı: Aksine, bilakis anlamı katar.
Cümle: بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ (Bilakis biz mahrum edildik!) - إِنْ (İn - Şart edatı):
Anlamı: Şart (eğer) anlamı katar.
Cümle: إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ (Eğer doğru iseniz!)
Vâkia Suresi 1-96. Ayetler Testi (33 Soru)



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.