- Ders
- Konular
- Testler
- Arapça Dersler
- Arapça Ders Kitapları
- ☝📖المحمدية📖☝
Kuranla-Arapca-79. Nâziât Sûresi-1-46.ayetler
Nâziât Suresi, Mekke döneminde inmiş olup 46 ayettir. Adını ilk ayette geçen ve "sökerek çıkaranlar" anlamına gelen "en-Nâziât" kelimesinden almıştır. Sûre, ahiret inancını, öldükten sonra dirilişi, kıyamet sahnelerini ve inkârcıların şaşkınlığını canlı bir üslupla işler. Ayrıca Hz. Musa ile Firavun kıssasından kesitler sunarak kibir ve inatçılığın akıbetini gözler önüne serer. Evrenin yaratılışındaki ilahi kudreti hatırlatarak insanın sorumluluklarına dikkat çeker ve kıyamet vaktinin yalnızca Allah'ın ilminde olduğunu vurgular.
Nâziât Suresi 1-46. Ayetler (Okuma Parçası)
1. وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا
2. وَالنَّاشِطَاتِ نَشْطًا
3. وَالسَّابِحَاتِ سَبْحًا
4. فَالسَّابِقَاتِ سَبْقًا
5. فَالْمُدَبِّرَاتِ أَمْرًا
6. يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ
7. تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ
8. قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ
9. أَبْصَارُهَا خَاشِعَةٌ
10. يَقُولُونَ أَإِنَّ لَمَرْدُودُونَ فِي الْحَافِرَةِ
11. أَإِذَا كُنَّا عِظَامًا نَخِرَةً
12. قَالُوا تِلْكَ إِذًا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌ
13. فَإِنَّما هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ
14. فَإِذَا هُمْ بِالسَّاهِرَةِ
15. هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ مُوسَى
16. إِذْ نَادَاهُ رَبُّهُ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًى
17. اذْهَبْ إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى
18. فَقُلْ هَلْ لَكَ إِلَى أَنْ تَزَكَّى
19. وَأَهْدِيَكَ إِلَى رَبِّكَ فَتَخْشَى
20. فَأَرَاهُ الْآيَةَ الْكُبْرَى
21. فَكَذَّبَ وَعَصَى
22. ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَى
23. فَحَشَرَ فَنَادَى
24. فَقَالَ أَنَا رَبُّكُمُ الْأَعْلَى
25. فَأَخَذَهُ اللَّهُ نَكَالَ الْآخِرَةِ وَالْأُولَى
26. إِنَّ فِي ذَلِكَ لَعِبْرَةً لِمَنْ يَخْشَى
27. أَأَنْتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ السَّمَاءُ بَنَاهَا
28. رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّاهَا
29. وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَاهَا
30. وَالْأَرْضَ بَعْدَ ذَلِكَ دَحَاهَا
31. أَخْرَجَ مِنْهَا مَاءَهَا وَمَرْعَاهَا
32. وَالْجِبَالَ أَرْسَاهَا
33. مَتَاعًا لَكُمْ وَلِأَنْعَامِكُمْ
34. فَإِذَا جَاءَتِ الطَّامَّةُ الْكُبْرَى
35. يَوْمَ يَتَذَكَّرُ الْإِنْسَانُ مَا سَعَى
36. وَبُرِّزَتِ الْجَحِيمُ لِمَنْ يَرَى
37. فَأَمَّا مَنْ طَغَى
38. وَآثَرَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا
39. فَإِنَّ الْجَحِيمَ هِيَ الْمَأْوَى
40. وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ وَنَهَى النَّفْسَ عَنِ الْهَوَى
41. فَإِنَّ الْجَنَّةَ هِيَ الْمَأْوَى
42. يَسْأَلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَاهَا
43. فِيمَ أَنْتَ مِنْ ذِكْرَاهَا
44. إِلَى رَبِّكَ مُنْتَهَاهَا
45. إِنَّمَا أَنْتَ مُنْذِرُ مَنْ يَخْشَى
46. كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبِثُوا إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَاهَا
1. Andolsun (kâfirlerin ruhlarını) şiddetle söküp alanlara,
2. Andolsun (müminlerin ruhlarını) kolaylıkla çekip alanlara,
3. Andolsun (gökتة) yüzüp gidenlere,
4. Andolsun (öne atılıp) yarışanlara,
5. Andolsun işleri idare edenlere!
6. O gün sarsıntının sarsacağı (sûr'un ilk üflenişiyle yerin sallanacağı) gün,
7. Onu ardı sıra gelen (ikinci üfleniş) takip edecektir.
8. O gün kalpler ürperip çarpacaktır.
9. Gözleri korku ve zilletle eğilecektir.
10. (Kâfirler şöyle) derler: "Biz gerçekten ilk hâlimize (dünyaya) mı döndürüleceğiz?"
11. "Çürümüş kemikler olduğumuz vakit mi?"
12. Dediler ki: "Öyleyse bu, zararlı bir dönüştür!"
13. Fakat o (diriliş), ancak bir tek korkunç sesten (sûra üflenmeden) ibarettir.
14. Bir de bakarsın ki onlar düzlüktedirler (diriltilip mahşere çıkarılmışlardır).
15. Musa'nın haberi sana geldi mi?
16. Hani Rabbi ona mukaddes vadi Tuvâ'da seslenmişti:
17. "Firavun'a git; çünkü o azmıştır."
18. De ki: "Arınmaya (iman etmeye) meylin var mı?"
19. "Seni Rabbine yönelteyim de O'ndan korkasın."
20. Derken (Musa) ona en büyük mucizeyi gösterdi.
21. Fakat o (Firavun) yalanladı ve isyan etti.
22. Sonra sırtını dönüp (kötülük için) koşturuverdi.
23. Hemen topladı ve bağırdı:
24. "Ben sizin en yüce Rabbinizim!" dedi.
25. Bunun üzerine Allah onu ahiret ve dünya azabıyla yakaladı.
26. Şüphesiz bunda (korkanlar için) büyük bir ibret vardır.
27. Yaratılış bakımından siz mi daha çetinsiniz, yoksa gök mü? Onu bina etti.
28. Onu yükseltti ve düzene koydu.
29. Gecesini kararttı, gündüzünü aydınlığa çıkardı.
30. Bundan sonra da yeryüzünü döşeyip yaydı.
31. Oradan suyunu ve otlağını çıkardı.
32. Dağları da sağlamca yerleştirdi.
33. (Bunlar) sizin ve hayvanlarınızın geçimi (faydalanması) içindir.
34. O en büyük felaket (kıyamet) geldiği vakit,
35. O gün insan neye çaba gösterdiğini hatırlar.
36. Cehennem, görecek olanların önüne açıkça çıkarılır.
37. Kim azdıysa,
38. Ve dünya hayatını tercih ettiyse,
39. Şüphesiz cehennem onun sığınağıdır.
40. Kim de Rabbinin makamından korkmuş ve nefsini heva ve hevesten alıkoymuşsa,
41. Şüphesiz cennet onun sığınağıdır.
42. Sana kıyametin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar.
43. Sen nerdesin, onu anmak nerede? (Onun vaktini sen bilemezsin.)
44. Onun son bilgisi Rabbine aittir.
45. Sen ancak ondan korkanı uyarıcısın.
46. Onu gördükleri gün, sanki dünyada ancak bir akşam veya kuşluk vakti kadar kalmış gibi olurlar.
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (10 Adet)
-
النَّازِعَات (En-Nâziât):
Anlamı: Söküp çıkaranlar (melekler/ruhlar).
Cümle: وَالنَّازِعَاتِ غَرْقًا (Andolsun şiddetle söküp alanlara.) -
قُلُوب (Kulûb):
Anlamı: Kalpler, yürekler.
Cümle: قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ (O gün kalpler ürperip çarpacaktır.) -
أَبْصَار (Ebsâr):
Anlamı: Gözler, bakışlar.
Cümle: أَبْصَارُهَا خَاشِعَةٌ (Gözleri korkuyla eğilecektir.) -
عِظَام (İzâm):
Anlamı: Kemikler.
Cümle: أَإِذَا كُنَّا عِظَامًا نَخِرَةً (Çürümüş kemikler olduğumuz vakit mi?) -
حَدِيث (Hadîs):
Anlamı: Söz, haber, kıssa, olay.
Cümle: هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ مُوسَى (Musa'nın haberi sana geldi mi?) -
وَاد (Vâd):
Anlamı: Vadi, dere yatağı.
Cümle: بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًى (Mukaddes vadi Tuvâ'da.) -
فِرْعَوْن (Fir'avn):
Anlamı: Firavun (Mısır kralı).
Cümle: اذْهَبْ إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى (Firavun'a git; çünkü o azmıştır.) -
سَمَاء (Semâ):
Anlamı: Gök, gökyüzü.
Cümle: أَمِ السَّمَاءُ بَنَاهَا (Yoksa gök mü? Onu bina etti.) -
أَرْض (Ard):
Anlamı: Yeryüzü, toprak.
Cümle: وَالْأَرْضَ بَعْدَ ذَلِكَ دَحَاهَا (Yeryüzünü döşeyip yaydı.) -
جَنَّة (Cenneh):
Anlamı: Cennet, bahçe.
Cümle: فَإِنَّ الْجَنَّةَ هِيَ الْمَأْوَى (Şüphesiz cennet onun sığınağıdır.)
2. Arapça Fiil Örnekleri (10 Adet)
-
تَرْجُفُ (Tarçufu / Sarsılıyor):
Kökü: ر ج ف / Mazi: رَجَفَ
Cümle: يَوْمَ تَرْجُفُ الرَّاجِفَةُ (Sarsıntının sarsacağı gün.) -
تَتْبَعُ (Tetbeu / Takip ediyor):
Kökü: ت ب ع / Mazi: تَبِعَ
Cümle: تَتْبَعُهَا الرَّادِفَةُ (Onu ardı sıra gelen takip edecektir.) -
نَادَى (Nâdâ / Seslendi):
Kökü: ن د و / Mazi
Cümle: إِذْ نَادَاهُ رَبُّهُ (Hani Rabbi ona seslenmişti.) -
طَغَى (Tağâ / Azıttı, taşkınlık yaptı):
Kökü: ط غ ي / Mazi
Cümle: إِنَّهُ طَغَى (Çünkü o azmıştır.) -
كَذَّبَ (Kezzibe / Yalanladı):
Kökü: ك ذ ب / Mazi
Cümle: فَكَذَّبَ وَعَصَى (Fakat o yalanladı ve isyan etti.) -
عَصَى (Asâ / İsyan etti):
Kökü: ع ص ي / Mazi
Cümle: فَكَذَّبَ وَعَصَى (Yalanladı ve isyan etti.) -
أَدْبَرَ (Edbere / Arkasını döndü):
Kökü: د ب ر / Mazi
Cümle: ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَى (Sonra sırtını dönüp koşturuverdi.) -
يَسْعَى (Yes'â / Koşuyor, çaba gösteriyor):
Kökü: س ع ي / Muzari
Cümle: ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَى (Sırtını dönüp koşturuverdi.) -
بَنَاهَا (Benâhâ / Onu inşa etti):
Kökü: ب ن ي / Mazi + Zamir
Cümle: أَمِ السَّمَاءُ بَنَاهَا (Yoksa gök mü? Onu bina etti.) -
يَسْأَلُونَ (Yes'elûne / Soruyorlar):
Kökü: س أ ل / Muzari
Cümle: يَسْأَلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ (Sana kıyameti soruyorlar.)
3. Arapça Edat Örnekleri (10 Adet)
-
فِي (Fî - Harf-i cer):
Anlamı: İçinde, de/da.
Cümle: إِنَّ فِي ذَلِكَ لَعِبْرَةً (Şüphesiz bunda ibret vardır.) -
مِنْ (Min - Harf-i cer):
Anlamı: -den, -dan.
Cümle: مِنْ رَبِّهِمْ (Rablerinden...) -
إِلَى (İlâ - Harf-i cer):
Anlamı: -e, -a doğru, kadar.
Cümle: اذْهَبْ إِلَى فِرْعَوْنَ (Firavun'a git.) -
عَلَى (Alâ - Harf-i cer):
Anlamı: Üzerine, üzere.
Cümle: عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ (O her şeye kadirdir.) -
بِـ (Bi - Harf-i cer):
Anlamı: İle, -de.
Cümle: بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ (Mukaddes vadide.) -
لِـ (Li - Harf-i cer):
Anlamı: İçin, ait.
Cümle: لِمَنْ يَخْشَى (Korkan kimse için.) -
أَمْ (Em - Bağlaç / Soru):
Anlamı: Yoksa.
Cümle: أَأَنْتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ السَّمَاءُ (Siz mi daha çetinsiniz yoksa gök mü?) -
هَلْ (Hel - Soru edatı):
Anlamı: Mı / mi?
Cümle: هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ مُوسَى (Sana Musa'nın haberi geldi mi?) -
إِذْ (İz - Zarf / Edat):
Anlamı: Hani, o zaman ki.
Cümle: إِذْ نَادَاهُ رَبُّهُ (Hani Rabbi ona seslenmişti.) -
لَا (Lâ - Olumsuzluk edatı):
Anlamı: Asla, yok.
Cümle: لَا رَيْبَ فِيهِ (Şüphe yoktur.)
Nâziât Suresi 1-46. Ayetler 33 Soruluk Test



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.