- Nehc1
- Nehc2
- Nehc3
- Nehc4
- Nehc5
- Nehc6
- Nehc
- ☝📖المحمدية📖☝
Nehcül Belağa | الخطبة ١٤٩ - أَيُّهَا النَّاسُ كُلُّ امْرِئٍ لَاقٍ
Okuma Parçası - Metin
Ey insanlar! Her kişi kaçışında kaçtığı şeyle karşılaşır, ecel nefsin sevkiyatıdır ve ondan kaçış ona kavuşmaktır. Nice günleri kovaladım bu işin gizlisini arayarak, Allah gizlemekten başka bir şeye razı olmadı, heyhat saklı ilim. Vasiyetim ise Allah'a hiçbir şeyi şirk koşmayın ve Muhammed'e -sallahu aleyhi ve alihi- sünnetini zayi etmeyin. Bu iki direği dikin ve bu iki lambayı yakın ve şaşırmadıkça kınama sizden uzaktır. Her birinize gücünüz yüklendi ve cahillerden hafifletildi. Rahim Rab ve kavim din ve alim imam. Ben dün sizin arkadaşınızdım ve bugün sizin için ibrettim ve yarın sizden ayrılacağım, Allah beni ve sizi bağışlasın. Eğer bu kaygan yerde ayak basış sabit kalırsa ne ala, eğer ayak kayarsa biz dalların gölgelerinde ve rüzgarların esiş yerlerinde ve gökte toplananı dağılan ve yerde izi silinen bulut gölgesi altındaydık. Ben ancak bedeniyle size günlerce komşu olan bir komşuydum ve benden sonra geride boş bir ceset bulacaksınız hareketten sonra sakin ve nutuktan sonra suskun, ta ki sükunetim ve baş eğmemin kısıklığı ve organlarımın hareketsizliği size öğüt versin, zira o itibar edenler için beliğ mantıktan ve işitilen sözden daha öğüt vericidir. Size veda edişim buluşmayı gözleyen kişinin vedasıdır. Yarın günlerimi göreceksiniz ve sırlarım size açılacak ve yerim boşaldıktan ve başkası makamıma kalktıktan sonra beni tanıyacaksınız.
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (8 Adet)
-
الْأَجَلُ - Ecel
Anlamı: süre
Cümle: الْأَجَلُ مَسَاقُ النَّفْسِ
Türkçe: Ecel nefsin sevkiyatıdır. -
مَسَاقُ النَّفْسِ - Nefsin sevki
Anlamı: sürülme yeri
Cümle: الْأَجَلُ مَسَاقُ النَّفْسِ
Türkçe: Ecel nefsin sevkiyatıdır. -
عِلْمٌ مَخْزُونٌ - Saklı ilim
Anlamı: gizli bilgi
Cümle: هَيْهَاتَ عِلْمٌ مَخْزُونٌ
Türkçe: Heyhat saklı ilim. -
الْعَمُودَيْنِ - İki direk
Anlamı: dayanak
Cümle: أَقِيمُوا هَذَيْنِ الْعَمُودَيْنِ
Türkçe: Bu iki direği dikin. -
الْمِصْبَاحَيْنِ - İki lamba
Anlamı: ışık
Cümle: وَأَوْقِدُوا هَذَيْنِ الْمِصْبَاحَيْنِ
Türkçe: Bu iki lambayı yakın. -
الْوَطْأَةُ - Ayak basış
Anlamı: basış
Cümle: إِنْ تَثْبُتِ الْوَطْأَةُ فِي هَذِهِ الْمَزَلَّةِ
Türkçe: Bu kaygan yerde basış sabit kalırsa. -
جُثَّةً خَلَاءً - Boş ceset
Anlamı: cansız beden
Cümle: وَسَتُعْقَبُونَ مِنِّي جُثَّةً خَلَاءً
Türkçe: Benden sonra boş ceset bulacaksınız. -
الْمَنْطِقِ الْبَلِيغِ - Beliğ mantık
Anlamı: etkili söz
Cümle: مِنَ الْمَنْطِقِ الْبَلِيغِ وَالْقَوْلِ الْمَسْمُوعِ
Türkçe: Beliğ mantıktan ve işitilen sözden - alseraj.net/الخطبة-١٤٩/
2. Arapça Fiil Örnekleri (9 Adet)
-
لَاقٍ - Kavuşan
Kökü: ل ق ي
Cümle: كُلُّ امْرِئٍ لَاقٍ مَا يَفِرُّ مِنْهُ
Türkçe: Her kişi kaçtığına kavuşur. -
يَفِرُّ - Kaçar
Kökü: ف ر ر
Cümle: مَا يَفِرُّ مِنْهُ فِي فِرَارِهِ
Türkçe: Kaçışında kaçtığı şey. -
أَطْرَدْتُ - Kovaladım
Kökü: ط ر د
Cümle: كَمْ أَطْرَدْتُ الْأَيَّامَ أَبْحَثُهَا
Türkçe: Nice günleri kovaladım araştırarak. -
أَبَى - Razı olmadı
Kökü: أ ب ي
Cümle: فَأَبَى اللَّهُ إِلَّا إِخْفَاءَهُ
Türkçe: Allah gizlemekten başkasına razı olmadı. -
لَا تُشْرِكُوا - Şirk koşmayın
Kökü: ش ر ك
Cümle: فَاللَّهَ لَا تُشْرِكُوا بِهِ شَيْئاً
Türkçe: Allah'a hiçbir şeyi şirk koşmayın. -
أَقِيمُوا - Dikin
Kökü: ق و م
Cümle: أَقِيمُوا هَذَيْنِ الْعَمُودَيْنِ
Türkçe: Bu iki direği dikin. -
أَوْقِدُوا - Yakın
Kökü: و ق د
Cümle: وَأَوْقِدُوا هَذَيْنِ الْمِصْبَاحَيْنِ
Türkçe: Bu iki lambayı yakın. -
تَثْبُتِ - Sabit kalır
Kökü: ث ب ت
Cümle: إِنْ تَثْبُتِ الْوَطْأَةُ
Türkçe: Basış sabit kalırsa. -
اضْمَحَلَّ - Dağıldı, silindi
Kökü: ض م ح ل
Cümle: اضْمَحَلَّ فِي الْجَوِّ مُتَلَفَّقُهَا
Türkçe: Gökte toplananı dağıldı - alseraj.net/الخطبة-١٤٩/
3. Arapça Edat Örnekleri (6 Adet - Harf-i Cer Hariç)
-
كُلُّ - Her
Cümle: كُلُّ امْرِئٍ لَاقٍ
Türkçe: Her kişi kavuşur. -
مَا - Şey
Cümle: مَا يَفِرُّ مِنْهُ
Türkçe: Kaçtığı şey. -
كَمْ - Nice
Cümle: كَمْ أَطْرَدْتُ الْأَيَّامَ
Türkçe: Nice günleri kovaladım. -
إِلَّا - Hariç
Cümle: إِلَّا إِخْفَاءَهُ
Türkçe: Gizlemek hariç. -
هَيْهَاتَ - Heyhat
Cümle: هَيْهَاتَ عِلْمٌ مَخْزُونٌ
Türkçe: Heyhat saklı ilim. -
أَمَّا - Ama
Cümle: أَمَّا وَصِيَّتِي
Türkçe: Vasiyetime gelince.
Nehcül Belaga Hutbe 149 - Paragraf Anlama ve Kelime Testi (10 Soru)
Nehcül Belağa | الخطبة ١٥٠ - أَيُّهَا النَّاسُ مَنْ نَظَرَ فِي
Okuma Parçası - Metin
Ey insanlar! Kim kendi ayıbına bakarsa başkasının ayıbıyla uğraşmaz, kim Allah'ın rızkına razı olursa kaçırdığına üzülmez, kim zulüm kılıcını sıyırırsa onunla öldürülür, kim işleri zorlaştırırsa helak olur, kim dalgalara dalarsa boğulur, kim kötü yerlere girerse itham edilir, kim çok konuşursa çok hata eder, çok hata edenin hayası azalır, hayası azalanın verası azalır, verası azalanın kalbi ölür, kalbi ölen ateşe girer, kim insanların ayıplarına bakıp inkar eder sonra kendisi için razı olursa işte o apaçık ahmaktır, kanaat tükenmez maldır, kim ölümü çok anarsa dünyadan azına razı olur, kim kelamının amelinden olduğunu bilirse ancak kendini ilgilendiren hariç kelamı azalır.
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (8 Adet)
-
عَيْبِ نَفْسِهِ - Kendi ayıbı
Anlamı: kusur
Cümle: مَنْ نَظَرَ فِي عَيْبِ نَفْسِهِ
Türkçe: Kendi ayıbına bakan. -
رِزْقِ اللَّهِ - Allah'ın rızkı
Anlamı: nasip
Cümle: مَنْ رَضِيَ بِرِزْقِ اللَّهِ
Türkçe: Allah'ın rızkına razı olan. -
سَيْفَ الْبَغْيِ - Zulüm kılıcı
Anlamı: taşkınlık
Cümle: مَنْ سَلَّ سَيْفَ الْبَغْيِ قُتِلَ بِهِ
Türkçe: Zulüm kılıcını sıyıran onunla öldürülür. -
اللُّجَجَ - Dalgalı denizler
Anlamı: derinlik
Cümle: مَنِ اقْتَحَمَ اللُّجَجَ غَرِقَ
Türkçe: Dalgalara dalan boğulur. -
مَدَاخِلَ السُّوءِ - Kötü girişler
Anlamı: şüpheli yer
Cümle: مَنْ دَخَلَ مَدَاخِلَ السُّوءِ اتُّهِمَ
Türkçe: Kötü yerlere giren itham edilir. -
الْأَحْمَقُ - Ahmak
Anlamı: akılsız
Cümle: فَذَلِكَ الْأَحْمَقُ بِعَيْنِهِ
Türkçe: İşte o apaçık ahmaktır. -
الْقَنَاعَةُ - Kanaat
Anlamı: yetinme
Cümle: وَالْقَنَاعَةُ مَالٌ لَا يَنْفَدُ
Türkçe: Kanaat tükenmez maldır. -
ذِكْرِ الْمَوْتِ - Ölümü anma
Anlamı: hatırlama
Cümle: وَمَنْ أَكْثَرَ مِنْ ذِكْرِ الْمَوْتِ
Türkçe: Ölümü çok anan - alseraj.net/الخطبة-١٥٠/
2. Arapça Fiil Örnekleri (9 Adet)
-
نَظَرَ - Baktı
Kökü: ن ظ ر
Cümle: مَنْ نَظَرَ فِي عَيْبِ نَفْسِهِ
Türkçe: Kendi ayıbına bakan. -
اشْتَغَلَ - Meşgul oldu
Kökü: ش غ ل
Cümle: اشْتَغَلَ عَنْ عَيْبِ غَيْرِهِ
Türkçe: Başkasının ayıbından meşgul oldu. -
رَضِيَ - Razı oldu
Kökü: ر ض ي
Cümle: مَنْ رَضِيَ بِرِزْقِ اللَّهِ
Türkçe: Allah'ın rızkına razı olan. -
سَلَّ - Sıyırdı
Kökü: س ل ل
Cümle: مَنْ سَلَّ سَيْفَ الْبَغْيِ
Türkçe: Zulüm kılıcını sıyıran. -
قُتِلَ - Öldürüldü
Kökü: ق ت ل
Cümle: قُتِلَ بِهِ
Türkçe: Onunla öldürülür. -
كَابَدَ - Zorladı, uğraştı
Kökü: ك ب د
Cümle: وَمَنْ كَابَدَ الْأُمُورَ عَطِبَ
Türkçe: İşleri zorlaştıran helak olur. -
اقْتَحَمَ - Daldı
Kökü: ق ح م
Cümle: مَنِ اقْتَحَمَ اللُّجَجَ غَرِقَ
Türkçe: Dalgalara dalan boğulur. -
كَثُرَ - Çoğaldı
Kökü: ك ث ر
Cümle: وَمَنْ كَثُرَ كَلَامُهُ كَثُرَ خَطَؤُهُ
Türkçe: Çok konuşanın hatası çoğalır. -
مَاتَ - Öldü
Kökü: م و ت
Cümle: مَاتَ قَلْبُهُ دَخَلَ النَّارَ
Türkçe: Kalbi ölen ateşe girer - alseraj.net/الخطبة-١٥٠/
3. Arapça Edat Örnekleri (6 Adet - Harf-i Cer Hariç)
-
مَنْ - Şart ismi
Cümle: مَنْ نَظَرَ فِي عَيْبِ نَفْسِهِ
Türkçe: Kim kendi ayıbına bakarsa. -
لَمْ - Cezm nefy
Cümle: لَمْ يَحْزَنْ عَلَى مَا فَاتَهُ
Türkçe: Kaçırdığına üzülmez. -
مَا - İsmi mevsul
Cümle: عَلَى مَا فَاتَهُ
Türkçe: Kaçırdığı şey üzerine. -
ثُمَّ - Sonra
Cümle: ثُمَّ رَضِيَهَا لِنَفْسِهِ
Türkçe: Sonra kendisi için razı oldu. -
لَا - Nefy
Cümle: مَالٌ لَا يَنْفَدُ
Türkçe: Tükenmez mal. -
إِلَّا - İstisna
Cümle: إِلَّا فِيمَا يَعْنِيهِ
Türkçe: Kendini ilgilendiren hariç.
Nehcül Belaga Hutbe 150 - Paragraf Anlama ve Kelime Testi (10 Soru)
Nehcül Belağa | الخطبة ١٥١ - وَأَحْمَدُ اللَّهَ وَأَسْتَعِينُهُ عَلَى مَدَاحِرِ
Okuma Parçası - Metin
ثُمَّ إِنَّكُمْ مَعْشَرَ الْعَرَبِ أَغْرَاضُ بَلَايَا قَدِ اقْتَرَبَتْ، فَاتَّقُوا سَكَرَاتِ النِّعْمَةِ وَاحْذَرُوا بَوَائِقَ النِّقْمَةِ وَتَثَبَّتُوا فِي قَتَامِ الْعِشْوَةِ وَاعْوِجَاجِ الْفِتْنَةِ عِنْدَ طُلُوعِ جَنِينِهَا وَظُهُورِ كَمِينِهَا وَانْتِصَابِ قُطْبِهَا وَمَدَارِ رَحَاهَا، تَبْدَأُ فِي مَدَارِجَ خَفِيَّةٍ وَتَئُولُ إِلَى فَظَاعَةٍ جَلِيَّةٍ، شِبَابُهَا كَشِبَابِ الْغُلَامِ وَآثَارُهَا كَآثَارِ السِّلَامِ يَتَوَارَثُهَا الظَّلَمَةُ بِالْعُهُودِ أَوَّلُهُمْ قَائِدٌ لِآخِرِهِمْ وَآخِرُهُمْ مُقْتَدٍ بِأَوَّلِهِمْ، يَتَنَافَسُونَ فِي دُنْيَا دَنِيَّةٍ وَيَتَكَالَبُونَ عَلَى جِيفَةٍ مُرِيحَةٍ، وَعَنْ قَلِيلٍ يَتَبَرَّأُ التَّابِعُ مِنَ الْمَتْبُوعِ وَالْقَائِدُ مِنَ الْمَقُودِ فَيَتَزَايَلُونَ بِالْبَغْضَاءِ وَيَتَلَاعَنُونَ عِنْدَ اللِّقَاءِ. ثُمَّ يَأْتِي بَعْدَ ذَلِكَ طَالِعُ الْفِتْنَةِ الرَّجُوفِ وَالْقَاصِمَةِ الزَّحُوفِ، فَتَزِيغُ قُلُوبٌ بَعْدَ اسْتِقَامَةٍ وَتَضِلُّ رِجَالٌ بَعْدَ سَلَامَةٍ وَتَخْتَلِفُ الْأَهْوَاءُ عِنْدَ هُجُومِهَا وَتَلْتَبِسُ الْآرَاءُ عِنْدَ نُجُومِهَا. مَنْ أَشْرَفَ لَهَا قَصَمَتْهُ وَمَنْ سَعَى فِيهَا حَطَمَتْهُ، يَتَكَادَمُونَ فِيهَا تَكَادُمَ الْحُمُرِ فِي الْعَانَةِ قَدِ اضْطَرَبَ مَعْقُودُ الْحَبْلِ وَعَمِيَ وَجْهُ الْأَمْرِ. تَغِيضُ فِيهَا الْحِكْمَةُ وَتَنْطِقُ فِيهَا الظَّلَمَةُ وَتَدُقُّ أَهْلَ الْبَدْوِ بِمِسْحَلِهَا وَتَرُضُّهُمْ بِكَلْكَلِهَا. يَضِيعُ فِي غُبَارِهَا الْوُحْدَانُ وَيَهْلِكُ فِي طَرِيقِهَا الرُّكْبَانُ، تَرِدُ بِمُرِّ الْقَضَاءِ وَتَحْلُبُ عَبِيطَ الدِّمَاءِ وَتَثْلِمُ مَنَارَ الدِّينِ وَتَنْقُضُ عَقْدَ الْيَقِينِ. يَهْرُبُ مِنْهَا الْأَكْيَاسُ وَيُدَبِّرُهَا الْأَرْجَاسُ، مِرْعَادٌ مِبْرَاقٌ كَاشِفَةٌ عَنْ سَاقٍ. تُقْطَعُ فِيهَا الْأَرْحَامُ وَيُفَارَقُ عَلَيْهَا الْإِسْلَامُ. بَرِيئُهَا سَقِيمٌ وَظَاعِنُهَا مُقِيمٌ. بَيْنَ قَتِيلٍ مَطْلُولٍ وَخَائِفٍ مُسْتَجِيرٍ، يَخْتِلُونَ بِعَقْدِ الْأَيْمَانِ وَبِغُرُورِ الْإِيمَانِ؛ فَلَا تَكُونُوا أَنْصَابَ الْفِتَنِ وَأَعْلَامَ الْبِدَعِ وَالْزَمُوا مَا عُقِدَ عَلَيْهِ حَبْلُ الْجَمَاعَةِ وَبُنِيَتْ عَلَيْهِ أَرْكَانُ الطَّاعَةِ، وَاقْدَمُوا عَلَى اللَّهِ مَظْلُومِينَ وَلَا تَقْدَمُوا عَلَيْهِ ظَالِمِينَ، وَاتَّقُوا مَدَارِجَ الشَّيْطَانِ وَمَهَابِطَ الْعُدْوَانِ، وَلَا تُدْخِلُوا بُطُونَكُمْ لُعَقَ الْحَرَامِ، فَإِنَّكُمْ بِعَيْنِ مَنْ حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَعْصِيَةَ وَسَهَّلَ لَكُمْ سُبُلَ الطَّاعَةِ.
Allah'a hamd eder ve şeytanın defedileceği ve azarlanacağı yerlere karşı O'ndan yardım ister, tuzaklarından ve hilelerinden korunmayı dilerim. Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur ve şehadet ederim ki Muhammed O'nun kulu ve resulü, necibi ve safvetidir, fazlına denk olunmaz, kaybı telafi edilmez. Onunla beldeler karanlık dalaletten, galip cehaletten ve kuru kabalıktan sonra aydınlandı. İnsanlar harimi helal sayıyor, hakimi zelil kılıyor, fetret üzere yaşıyor ve küfür üzere ölüyorlardı. Sonra siz ey Arap topluluğu yaklaşmış belaların hedeflerisiniz, nimet sarhoşluğundan sakının, intikam afetlerinden hazer edin, şaşkınlık karanlığında ve fitnenin eğriliğinde sebat edin, cenini doğarken, kemini zahir olurken, kutbu dikilirken ve değirmeni dönerken. Gizli basamaklarda başlar ve açık dehşete varır, gençliği delikanlı gençliği gibi, izleri selam izleri gibidir, zalimler onu ahitlerle miras alır, evveli ahirine öncü, ahiri evveline uyucu, alçak dünyada yarışırlar ve kokuşmuş leşe üşüşürler. Az sonra tabi metbudan, kaid makuddan teberri eder, buğz ile ayrılırlar ve karşılaşınca lanetleşirler. Sonra onun ardından sarsıcı fitne doğuşu ve ezen yürüyüş gelir, kalpler istikametten sonra kayar, adamlar selametten sonra sapar, hevalar hücumunda ihtilaf eder, reyler doğuşunda karışır. Ona tepeden bakanı kırar, içinde koşanı ezer. Eşeklerin ağıldaki gibi ısırışması gibi ısırışırlar, ipin düğümü karışmış, işin yüzü kör olmuştur. Hikmet onda azalır, zulmet konuşur, bedevileri törpüsüyle döver, göğsüyle ezer. Tozunda yalnızlar kaybolur, yolunda kervanlar helak olur, acı kaza ile gelir, taze kanları sağar, dinin minarelerini yontar, yakin akdini bozar. Akıllı kimseler ondan kaçar, pis kimseler onu idare eder, titreyen parlayan, bacağını açan. Orada akrabalıklar kesilir, İslam'dan ayrılınır. Berisi hasta, göçeni mukimdir. Öldürülmüş kanı yerde kalan ile sığınan korkak arasında, yemin akdi ve iman gururu ile aldatırlar. Fitnelerin dikili taşları ve bidatların bayrakları olmayın, cemaat ipi üzerine akdedilen ve taat rükünleri üzerine bina edilen şeye sarılın, Allah'a mazlum olarak gelin zalim olarak gelmeyin, şeytanın basamaklarından ve düşmanlık inişlerinden sakının, karınlarınıza haram lokmaları sokmayın, siz günahı size haram kılan ve taat yollarını size kolaylaştıranın gözü önündesiniz.
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (8 Adet)
-
مَدَاحِرِ الشَّيْطَانِ - Şeytanın defedildiği yerler
Anlamı: kovulma yerleri
Cümle: عَلَى مَدَاحِرِ الشَّيْطَانِ وَمَزَاجِرِهِ
Türkçe: Şeytanın defedileceği ve azarlanacağı yerlere karşı. -
حَبَائِلِهِ - Tuzakları
Anlamı: ağlar
Cümle: وَالِاعْتِصَامِ مِنْ حَبَائِلِهِ وَمَخَاتِلِهِ
Türkçe: Tuzaklarından ve hilelerinden korunma. -
الضَّلَالَةِ الْمُظْلِمَةِ - Karanlık dalalet
Anlamı: sapkınlık
Cümle: بَعْدَ الضَّلَالَةِ الْمُظْلِمَةِ
Türkçe: Karanlık dalaletten sonra. -
مَعْشَرَ الْعَرَبِ - Arap topluluğu
Anlamı: topluluk
Cümle: إِنَّكُمْ مَعْشَرَ الْعَرَبِ أَغْرَاضُ بَلَايَا
Türkçe: Ey Arap topluluğu belaların hedeflerisiniz. -
قَتَامِ الْعِشْوَةِ - Şaşkınlık karanlığı
Anlamı: körlük
Cümle: وَتَثَبَّتُوا فِي قَتَامِ الْعِشْوَةِ
Türkçe: Şaşkınlık karanlığında sebat edin. -
الْفِتْنَةِ - Fitne
Anlamı: imtihan
Cümle: وَاعْوِجَاجِ الْفِتْنَةِ
Türkçe: Fitnenin eğriliği. -
حَبْلُ الْجَمَاعَةِ - Cemaat ipi
Anlamı: birlik bağı
Cümle: مَا عُقِدَ عَلَيْهِ حَبْلُ الْجَمَاعَةِ
Türkçe: Cemaat ipi üzerine akdedilen şey. -
لُعَقَ الْحَرَامِ - Haram lokmalar
Anlamı: haram yudum
Cümle: وَلَا تُدْخِلُوا بُطُونَكُمْ لُعَقَ الْحَرَامِ
Türkçe: Karınlarınıza haram lokmaları sokmayın - alseraj.net/الخطبة-١٥١/
2. Arapça Fiil Örnekleri (9 Adet)
-
أَحْمَدُ - Hamd ederim
Kökü: ح م د
Cümle: وَأَحْمَدُ اللَّهَ وَأَسْتَعِينُهُ
Türkçe: Allah'a hamd eder ve O'ndan yardım isterim. -
أَسْتَعِينُهُ - Yardım isterim
Kökü: ع و ن
Cümle: وَأَسْتَعِينُهُ عَلَى مَدَاحِرِ الشَّيْطَانِ
Türkçe: Şeytanın defedildiği yerlere karşı yardım isterim. -
أَضَاءَتْ - Aydınlattı
Kökü: ض و أ
Cümle: أَضَاءَتْ بِهِ الْبِلَادُ
Türkçe: Onunla beldeler aydınlandı. -
يَسْتَحِلُّونَ - Helal sayıyorlar
Kökü: ح ل ل
Cümle: يَسْتَحِلُّونَ الْحَرِيمَ
Türkçe: Harimi helal sayıyorlar. -
اقْتَرَبَتْ - Yaklaştı
Kökü: ق ر ب
Cümle: أَغْرَاضُ بَلَايَا قَدِ اقْتَرَبَتْ
Türkçe: Yaklaşmış belaların hedeflerisiniz. -
اتَّقُوا - Sakının
Kökü: و ق ي
Cümle: فَاتَّقُوا سَكَرَاتِ النِّعْمَةِ
Türkçe: Nimet sarhoşluğundan sakının. -
يَتَنَافَسُونَ - Yarışıyorlar
Kökü: ن ف س
Cümle: يَتَنَافَسُونَ فِي دُنْيَا دَنِيَّةٍ
Türkçe: Alçak dünyada yarışıyorlar. -
يَتَبَرَّأُ - Teberri eder
Kökü: ب ر أ
Cümle: يَتَبَرَّأُ التَّابِعُ مِنَ الْمَتْبُوعِ
Türkçe: Tabi metbudan teberri eder. -
تَزِيغُ - Kayar, sapar
Kökü: ز ي غ
Cümle: فَتَزِيغُ قُلُوبٌ بَعْدَ اسْتِقَامَةٍ
Türkçe: Kalpler istikametten sonra kayar - alseraj.net/الخطبة-١٥١/
3. Arapça Edat Örnekleri (6 Adet - Harf-i Cer Hariç)
-
وَ - Atıf
Cümle: وَأَحْمَدُ اللَّهَ وَأَسْتَعِينُهُ
Türkçe: Allah'a hamd eder ve yardım isterim. -
لَا - Nefy
Cümle: لَا يُؤَازَى فَضْلُهُ
Türkçe: Fazlına denk olunmaz. -
بَعْدَ - Sonra
Cümle: بَعْدَ الضَّلَالَةِ الْمُظْلِمَةِ
Türkçe: Karanlık dalaletten sonra. -
ثُمَّ - Sonra
Cümle: ثُمَّ إِنَّكُمْ مَعْشَرَ الْعَرَبِ
Türkçe: Sonra siz ey Arap topluluğu. -
قَدْ - Tahkik
Cümle: قَدِ اقْتَرَبَتْ
Türkçe: Yaklaşmış. -
عِنْدَ - Yanında, zamanında
Cümle: عِنْدَ طُلُوعِ جَنِينِهَا
Türkçe: Cenini doğarken.
Nehcül Belaga Hutbe 151 - Paragraf Anlama ve Kelime Testi (10 Soru)
Nehcül Belağa | الخطبة ١٥٢ - الْحَمْدُ لِلَّهِ الدَّالِّ عَلَى
Okuma Parçası - Metin
قَدْ طَلَعَ طَالِعٌ وَلَمَعَ لَامِعٌ وَلَاحَ لَائِحٌ وَاعْتَدَلَ مَائِلٌ، وَاسْتَبْدَلَ اللَّهُ بِقَوْمٍ قَوْماً وَبِيَوْمٍ يَوْماً وَانْتَظَرْنَا الْغِيَرَ انْتِظَارَ الْمُجْدِبِ الْمَطَرَ. وَإِنَّمَا الْأَئِمَّةُ قُوَّامُ اللَّهِ عَلَى خَلْقِهِ وَعُرَفَاؤُهُ عَلَى عِبَادِهِ وَلَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ إِلَّا مَنْ عَرَفَهُمْ وَعَرَفُوهُ وَلَا يَدْخُلُ النَّارَ إِلَّا مَنْ أَنْكَرَهُمْ وَأَنْكَرُوهُ. إِنَّ اللَّهَ تَعَالَى خَصَّكُمْ بِالْإِسْلَامِ وَاسْتَخْلَصَكُمْ لَهُ وَذَلِكَ لِأَنَّهُ اسْمُ سَلَامَةٍ وَجِمَاعُ كَرَامَةٍ، اصْطَفَى اللَّهُ تَعَالَى مَنْهَجَهُ وَبَيَّنَ حُجَجَهُ مِنْ ظَاهِرِ عِلْمٍ وَبَاطِنِ حُكْمٍ. لَا تَفْنَى غَرَائِبُهُ وَلَا تَنْقَضِي عَجَائِبُهُ فِيهِ مَرَابِيعُ النِّعَمِ وَمَصَابِيحُ الظُّلَمِ.
Hamd varlığına mahlukuyla yeni mahlukuyla ezeliyetine benzerlikleriyle benzeri olmadığına delil olan Allah'a. Hisler ona dokunmaz örtüler onu perdelemez sanı ile mamul had ile mahdud rab ile merbub ayrılığı için. Tevili sayısız Ahad hareket mana yorgunluk olmaksızın Halik alet olmaksızın Semi alet tefriki olmaksızın Basir temas olmaksızın Şahid mesafe uzaklığı olmaksızın Bain görme olmaksızın Zahir letafet olmaksızın Batın. Eşyadan onlara kahır kudretle bain eşya ondan huşu rucu ile bain. Kim vasfetse had etti kim had etse saydı kim saysa ezelini iptal etti kim nasıl dese vasfettirdi kim nerede dese hayyize koydu. Malum yokken Alim merbub yokken Rab makdur yokken Kadir. Doğucu doğdu parlayan parladı görünen göründü eğri itidal buldu Allah kavmi kavimle günü günle değiştirdi değişimi kıtlık çekenin yağmuru beklemesi gibi bekledik. İmamlar Allah'ın mahluku üzerinde kayyum kulları üzerinde ariflerdir cennete ancak onları tanıyan ve onların tanıdığı girer ateşe ancak onları inkar eden ve onların inkar ettiği girer. Allah sizi İslamla has kıldı ona ihlas kıldı çünkü o selamet ismi keramet toplamıdır, Allah menhecini seçti hüccetlerini zahir ilim batın hükümden beyan etti, garaibi fena bulmaz acaibi bitmez onda nimet yağmurları karanlık kandilleri var.
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. İsimler (8)
- الدَّالِّ عَلَى وُجُودِهِ - الدَّالِّ عَلَى وُجُودِهِ بِخَلْقِهِ - Varlığına delil
- الْمَشَاعِرُ وَالسَّوَاتِرُ - لَا تَسْتَلِمُهُ الْمَشَاعِرُ وَلَا تَحْجُبُهُ السَّوَاتِرُ - Hisler perdeler
- الصَّانِعِ وَالْمَصْنُوعِ - لِافْتِرَاقِ الصَّانِعِ وَالْمَصْنُوعِ - Sani mamul
- الْأَحَدِ بِلَا تَأْوِيلِ - الْأَحَدِ بِلَا تَأْوِيلِ عَدَدٍ - Tevilsiz Ahad
- الْأَئِمَّةُ قُوَّامُ اللَّهِ - الْأَئِمَّةُ قُوَّامُ اللَّهِ عَلَى خَلْقِهِ - Allah kayyumları
- عُرَفَاؤُهُ عَلَى عِبَادِهِ - وَعُرَفَاؤُهُ عَلَى عِبَادِهِ - Kulları üzerinde arifler
- اسْمُ سَلَامَةٍ - أَنَّهُ اسْمُ سَلَامَةٍ وَجِمَاعُ كَرَامَةٍ - Selamet ismi
- مَرَابِيعُ النِّعَمِ - فِيهِ مَرَابِيعُ النِّعَمِ وَمَصَابِيحُ الظُّلَمِ - Nimet yağmurları - alseraj.net/الخطبة-١٥٢/
2. Fiiller (9)
- الدَّالِّ - د ل ل - الدَّالِّ عَلَى وُجُودِهِ بِخَلْقِهِ - Delalet eden
- تَسْتَلِمُهُ - ل م س - لَا تَسْتَلِمُهُ الْمَشَاعِرُ - Dokunmaz
- تَحْجُبُهُ - ح ج ب - وَلَا تَحْجُبُهُ السَّوَاتِرُ - Perdelemez
- بَانَ - ب ي ن - بَانَ مِنَ الْأَشْيَاءِ بِالْقَهْرِ - Ayrıldı bain oldu
- وَصَفَهُ - و ص ف - مَنْ وَصَفَهُ فَقَدْ حَدَّهُ - Vasfetti
- طَلَعَ - ط ل ع - قَدْ طَلَعَ طَالِعٌ - Doğdu
- لَمَعَ - ل م ع - وَلَمَعَ لَامِعٌ - Parladı
- عَرَفَهُمْ - ع ر ف - إِلَّا مَنْ عَرَفَهُمْ وَعَرَفُوهُ - Tanıdı
- تَفْنَى - ف ن ي - لَا تَفْنَى غَرَائِبُهُ - Fena bulmaz - alseraj.net/الخطبة-١٥٢/
3. Edatlar (6 - harf-i cer hariç)
- الَّذِي - aslında harf değil ama - الَّذِي... ama yerine مَنْ - مَنْ وَصَفَهُ - Şartiye
- مَنْ - مَنْ وَصَفَهُ فَقَدْ حَدَّهُ - Şart ismi
- قَدْ - فَقَدْ حَدَّهُ - Tahkik
- كَيْفَ - مَنْ قَالَ كَيْفَ - Soru zarf
- أَيْنَ - مَنْ قَالَ أَيْنَ - Soru mekan
- إِذْ - عَالِمٌ إِذْ لَا مَعْلُومٌ - Zarf zaman - alseraj.net/الخطبة-١٥٢/
Hutbe 152 Test (10 Soru)
Nehcül Belağa | الخطبة ١٥٣ - وَهُوَ فِي مُهْلَةٍ مِنَ
Okuma Parçası - Metin
حَتَّى إِذَا كَشَفَ لَهُمْ عَنْ جَزَاءِ مَعْصِيَتِهِمْ وَاسْتَخْرَجَهُمْ مِنْ جَلَابِيبِ غَفْلَتِهِمُ، اسْتَقْبَلُوا مُدْبِراً وَاسْتَدْبَرُوا مُقْبِلًا، فَلَمْ يَنْتَفِعُوا بِمَا أَدْرَكُوا مِنْ طَلِبَتِهِمْ وَلَا بِمَا قَضَوْا مِنْ وَطَرِهِمْ.
إِنِّي أُحَذِّرُكُمْ وَنَفْسِي هَذِهِ الْمَنْزِلَةَ. فَلْيَنْتَفِعِ امْرُؤٌ بِنَفْسِهِ، فَإِنَّمَا الْبَصِيرُ مَنْ سَمِعَ فَتَفَكَّرَ وَنَظَرَ فَأَبْصَرَ وَانْتَفَعَ بِالْعِبَرِ ثُمَّ سَلَكَ جَدَداً وَاضِحاً، يَتَجَنَّبُ فِيهِ الصَّرْعَةَ فِي الْمَهَاوِي وَالضَّلَالَ فِي الْمَغَاوِي، وَلَا يُعِينُ عَلَى نَفْسِهِ الْغُوَاةَ بِتَعَسُّفٍ فِي حَقٍّ أَوْ تَحْرِيفٍ فِي نُطْقٍ أَوْ تَخَوُّفٍ مِنْ صِدْقٍ.
فَأَفِقْ أَيُّهَا السَّامِعُ مِنْ سَكْرَتِكَ وَاسْتَيْقِظْ مِنْ غَفْلَتِكَ وَاخْتَصِرْ مِنْ عَجَلَتِكَ، وَأَنْعِمِ الْفِكْرَ فِيمَا جَاءَكَ عَلَى لِسَانِ النَّبِيِّ الْأُمِّيِّ مِمَّا لَا بُدَّ مِنْهُ وَلَا مَحِيصَ عَنْهُ وَخَالِفْ مَنْ خَالَفَ ذَلِكَ إِلَى غَيْرِهِ وَدَعْهُ وَمَا رَضِيَ لِنَفْسِهِ. وَضَعْ فَخْرَكَ وَاحْطُطْ كِبْرَكَ وَاذْكُرْ قَبْرَكَ فَإِنَّ عَلَيْهِ مَمَرَّكَ، وَكَمَا تَدِينُ تُدَانُ وَكَمَا تَزْرَعُ تَحْصُدُ وَمَا قَدَّمْتَ الْيَوْمَ تَقْدَمُ عَلَيْهِ غَداً، فَامْهَدْ لِقَدَمِكَ وَقَدِّمْ لِيَوْمِكَ، فَالْحَذَرَ الْحَذَرَ أَيُّهَا الْمُسْتَمِعُ وَالْجِدَّ الْجِدَّ أَيُّهَا الْغَافِلُ "وَلا يُنَبِّئُكَ مِثْلُ خَبِيرٍ".
إِنَّ مِنْ عَزَائِمِ اللَّهِ فِي الذِّكْرِ الْحَكِيمِ الَّتِي عَلَيْهَا يُثِيبُ وَيُعَاقِبُ وَلَهَا يَرْضَى وَيَسْخَطُ، أَنَّهُ لَا يَنْفَعُ عَبْداً وَإِنْ أَجْهَدَ نَفْسَهُ وَأَخْلَصَ فِعْلَهُ أَنْ يَخْرُجَ مِنَ الدُّنْيَا لَاقِياً رَبَّهُ بِخَصْلَةٍ مِنْ هَذِهِ الْخِصَالِ لَمْ يَتُبْ مِنْهَا: أَنْ يُشْرِكَ بِاللَّهِ فِيمَا افْتَرَضَ عَلَيْهِ مِنْ عِبَادَتِهِ، أَوْ يَشْفِيَ غَيْظَهُ بِهَلَاكِ نَفْسٍ، أَوْ يَعُرَّ بِأَمْرٍ فَعَلَهُ غَيْرُهُ، أَوْ يَسْتَنْجِحَ حَاجَةً إِلَى النَّاسِ بِإِظْهَارِ بِدْعَةٍ فِي دِينِهِ، أَوْ يَلْقَى النَّاسَ بِوَجْهَيْنِ أَوْ يَمْشِيَ فِيهِمْ بِلِسَانَيْنِ؛ اعْقِلْ ذَلِكَ فَإِنَّ الْمِثْلَ دَلِيلٌ عَلَى شِبْهِهِ.
إِنَّ الْبَهَائِمَ هَمُّهَا بُطُونُهَا وَإِنَّ السِّبَاعَ هَمُّهَا الْعُدْوَانُ عَلَى غَيْرِهَا وَإِنَّ النِّسَاءَ هَمُّهُنَّ زِينَةُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَالْفَسَادُ فِيهَا؛ إِنَّ الْمُؤْمِنِينَ مُسْتَكِينُونَ، إِنَّ الْمُؤْمِنِينَ مُشْفِقُونَ، إِنَّ الْمُؤْمِنِينَ خَائِفُون.
O Allah'tan mühlet içinde gafillerle düşer günahkarlarla gider kasıtlı yol yok önder imam yok. Ta ki onlara masiyet cezalarını açıp gaflet cübbelerinden çıkarınca gideni karşılar geleni arkasına atar, talep ettiklerinden idrak ettikleriyle ve hacetlerinden kaza ettikleriyle faydalanmazlar. Ben sizi ve nefsimi bu makamdan sakındırırım. Kişi nefsinden faydalansın basir ancak işitip tefekkür eden bakıp gören ibretlerden faydalanan sonra açık caddeye süluk eden, orada helak düşüşünden ve çukur sapmasından kaçınan, hakta zorbalık nutukta tahrif sadıkta korkaklıkla guvatı nefsine yardım etmeyen. Uyan ey işiten sarhoşluğundan uyan gafletinden acelenden kısalt, ümmi Nebi dilinden sana gelen muhakkak kaçınılmaz olana fikri güzelleştir ona muhalif olanı başkasına muhalif ol bırak onu nefsi razı olduğu ile. Fakrını bırak kibrini indir kabrini hatırla çünkü üzerinde geçeceğin yer, nasıl ceza verirsen ceza görürsün nasıl ekersen biçersin bugün ne takdim ettiysen yarın ona varırsın ayağın için döşe günün için takdim et sakın sakın ey dinleyen ciddi ciddi ey gafil habir gibi kimse sana haber vermez. Hakim zikirde Allah azimetlerinden sevap ikap razı gazap ettiği, kul nefsini yorsa fiilini ihlas etse dünya'dan Rabbi'ne bu hasletlerden biriyle tevbe etmeden kavuşsa fayda vermez: Allah'a farz ibadetinde şirk koşmak, nefs helakıyla öfkesini şifa etmek, başkasının yaptığıyla övünmek, dininde bidat göstererek insanlara ihtiyacını başarmak, insanlara iki yüzle mülaki olmak iki dille aralarında yürümek; bunu aklet mesel benzerine delildir. Hayvanların himmeti karınları yırtıcıların himmeti başkasına adavet kadınların himmeti dünya hayat süsü ve fesat, müminler müstekin müminler müşfik müminler haif.
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. İsimler (8)
- مُهْلَةٍ مِنَ اللَّهِ - وَهُوَ فِي مُهْلَةٍ مِنَ اللَّهِ - Allah'tan mühlet
- الْغَافِلِينَ وَالْمُذْنِبِينَ - يَهْوِي مَعَ الْغَافِلِينَ وَيَغْدُو مَعَ الْمُذْنِبِينَ - Gafiller günahkarlar
- جَلَابِيبِ غَفْلَتِهِمُ - مِنْ جَلَابِيبِ غَفْلَتِهِمُ - Gaflet cübbeleri
- الْبَصِيرُ - فَإِنَّمَا الْبَصِيرُ مَنْ سَمِعَ فَتَفَكَّرَ - Basir
- جَدَداً وَاضِحاً - سَلَكَ جَدَداً وَاضِحاً - Açık cadde
- فَخْرَكَ وَكِبْرَكَ - وَضَعْ فَخْرَكَ وَاحْطُطْ كِبْرَكَ - Fahir kibir
- عَزَائِمِ اللَّهِ - إِنَّ مِنْ عَزَائِمِ اللَّهِ فِي الذِّكْرِ الْحَكِيمِ - Allah azimetleri
- وَجْهَيْنِ لِسَانَيْنِ - يَلْقَى النَّاسَ بِوَجْهَيْنِ وَيَمْشِيَ بِلِسَانَيْنِ - İki yüz iki dil - alseraj.net/الخطبة-١٥٣/
2. Fiiller (9)
- يَهْوِي - ه و ي - يَهْوِي مَعَ الْغَافِلِينَ - Düşer
- يَغْدُو - غ د و - وَيَغْدُو مَعَ الْمُذْنِبِينَ - Gider sabahlar
- كَشَفَ - ك ش ف - كَشَفَ لَهُمْ عَنْ جَزَاءِ مَعْصِيَتِهِمْ - Açtı
- اسْتَقْبَلُوا - ق ب ل - اسْتَقْبَلُوا مُدْبِراً وَاسْتَدْبَرُوا مُقْبِلًا - Karşıladılar
- أُحَذِّرُكُمْ - ح ذ ر - إِنِّي أُحَذِّرُكُمْ وَنَفْسِي - Sakındırırım
- أَفِقْ - ف ي ق - فَأَفِقْ أَيُّهَا السَّامِعُ مِنْ سَكْرَتِكَ - Uyan
- تَدِينُ تُدَانُ - د ي ن - وَكَمَا تَدِينُ تُدَانُ - Ceza verirsin görürsün
- يُشْرِكَ - ش ر ك - أَنْ يُشْرِكَ بِاللَّهِ - Şirk koşar
- يَسْتَنْجِحَ - ن ج ح - أَوْ يَسْتَنْجِحَ حَاجَةً إِلَى النَّاسِ - Başarır - alseraj.net/الخطبة-١٥٣/
3. Edatlar (6 - harf-i cer hariç)
- مَعَ - يَهْوِي مَعَ الْغَافِلِينَ - Maiyyet zarf
- حَتَّى إِذَا - حَتَّى إِذَا كَشَفَ لَهُمْ - Gaye
- إِنَّمَا - فَإِنَّمَا الْبَصِيرُ مَنْ سَمِعَ - Hasr
- مَنْ - مَنْ سَمِعَ فَتَفَكَّرَ - İsmi mevsul
- أَيُّهَا - أَيُّهَا السَّامِعُ - Nida
- كَمَا - وَكَمَا تَدِينُ تُدَانُ - Teşbih - alseraj.net/الخطبة-١٥٣/
Hutbe 153 Test (10 Soru)
Nehcül Belağa | الخطبة ١٥٤ - وَنَاظِرُ قَلْبِ اللَّبِيبِ بِهِ
Okuma Parçası - Metin
فِيهِمْ كَرَائِمُ الْقُرْآنِ وَهُمْ كُنُوزُ الرَّحْمَنِ إِنْ نَطَقُوا صَدَقُوا وَإِنْ صَمَتُوا لَمْ يُسْبَقُوا. فَلْيَصْدُقْ رَائِدٌ أَهْلَهُ وَلْيُحْضِرْ عَقْلَهُ وَلْيَكُنْ مِنْ أَبْنَاءِ الْآخِرَةِ فَإِنَّهُ مِنْهَا قَدِمَ وَإِلَيْهَا يَنْقَلِبُ.
فَالنَّاظِرُ بِالْقَلْبِ الْعَامِلُ بِالْبَصَرِ يَكُونُ مُبْتَدَأُ عَمَلِهِ أَنْ يَعْلَمَ أَعَمَلُهُ عَلَيْهِ أَمْ لَهُ؟ فَإِنْ كَانَ لَهُ مَضَى فِيهِ وَإِنْ كَانَ عَلَيْهِ وَقَفَ عَنْهُ.
فَإِنَّ الْعَامِلَ بِغَيْرِ عِلْمٍ كَالسَّائِرِ عَلَى غَيْرِ طَرِيقٍ، فَلَا يَزِيدُهُ بُعْدُهُ عَنِ الطَّرِيقِ الْوَاضِحِ إِلَّا بُعْداً مِنْ حَاجَتِهِ، وَالْعَامِلُ بِالْعِلْمِ كَالسَّائِرِ عَلَى الطَّرِيقِ الْوَاضِحِ؛ فَلْيَنْظُرْ نَاظِرٌ أَسَائِرٌ هُوَ أَمْ رَاجِعٌ.
وَاعْلَمْ أَنَّ لِكُلِّ ظَاهِرٍ بَاطِناً عَلَى مِثَالِهِ، فَمَا طَابَ ظَاهِرُهُ طَابَ بَاطِنُهُ وَمَا خَبُثَ ظَاهِرُهُ خَبُثَ بَاطِنُهُ. وَقَدْ قَالَ الرَّسُولُ الصَّادِقُ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْعَبْدَ وَيُبْغِضُ عَمَلَهُ وَيُحِبُّ الْعَمَلَ وَيُبْغِضُ بَدَنَهُ.
وَاعْلَمْ أَنَّ لِكُلِّ عَمَلٍ نَبَاتاً وَكُلُّ نَبَاتٍ لَا غِنَى بِهِ عَنِ الْمَاءِ وَالْمِيَاهُ مُخْتَلِفَةٌ، فَمَا طَابَ سَقْيُهُ طَابَ غَرْسُهُ وَحَلَتْ ثَمَرَتُهُ، وَمَا خَبُثَ سَقْيُهُ خَبُثَ غَرْسُهُ وَأَمَرَّتْ ثَمَرَتُهُ.
Ve akıllı kalbin nazırı onunla süresini görür derinini yokuşunu bilir. Davet eden davet etti güden güttü, davetçiye icabet edin güdücüye tabi olun. Fitne denizlerine daldılar bidatları sünnetler yerine aldılar müminler çekildi sapık yalancılar konuştu. Biz şiar ve ashab ve hazneler ve kapılarız evlere ancak kapılarından gelinir kapısından değil gelen hırsız denir. Onlarda Kur'an kerimeleri onlar Rahman hazineleri konuşsalar doğrular sussalar geçilmezler. Kılavuz ailesine doğru söylesin aklını hazır etsin ahiret evlatlarından olsun ondan geldi ona dönecek. Kalple nazır gözle amel edenin amel başlangıcı amelinin lehine mi aleyhine mi bilmesidir lehineyse devam eder aleyhineyse durur. İlmsiz amel eden yolsuz yürüyen gibidir açık yoldan uzaklığı ihtiyacından uzaklıktan başka artırmaz ilimle amel eden açık yolda yürüyen gibidir, baksın yürüyen mi dönen mi. Bil her zahirin batını misalindedir zahiri hoş olanın batını hoş zahiri habis olanın batını habis. Sadık Resul dedi Allah kulu sever amelini buğzeder ameli sever bedenini buğzeder. Bil her amelin bitkisi var her bitki sudan müstağni değil sular muhtelif suyu hoş olanın dikimi hoş meyvesi tatlı suyu habis olanın dikimi habis meyvesi acı.
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. İsimler (8)
- نَاظِرُ قَلْبِ اللَّبِيبِ - وَنَاظِرُ قَلْبِ اللَّبِيبِ بِهِ يُبْصِرُ - Akıllı kalp nazırı
- بِحَارَ الْفِتَنِ - قَدْ خَاضُوا بِحَارَ الْفِتَنِ - Fitne denizleri
- الشِّعَارُ وَالْأَبْوَابُ - نَحْنُ الشِّعَارُ وَالْأَصْحَابُ وَالْخَزَنَةُ وَالْأَبْوَابُ - Şiar kapılar
- كَرَائِمُ الْقُرْآنِ - فِيهِمْ كَرَائِمُ الْقُرْآنِ - Kur'an kerimeleri
- كُنُوزُ الرَّحْمَنِ - وَهُمْ كُنُوزُ الرَّحْمَنِ - Rahman hazineleri
- الظَّاهِرٍ بَاطِناً - لِكُلِّ ظَاهِرٍ بَاطِناً عَلَى مِثَالِهِ - Zahir batın
- الْعَبْدَ وَعَمَلَهُ - يُحِبُّ الْعَبْدَ وَيُبْغِضُ عَمَلَهُ - Kul ve amel
- غَرْسُهُ وَثَمَرَتُهُ - طَابَ غَرْسُهُ وَحَلَتْ ثَمَرَتُهُ - Dikimi meyvesi - alseraj.net/الخطبة-١٥٤/
2. Fiiller (9)
- يُبْصِرُ - ب ص ر - بِهِ يُبْصِرُ أَمَدَهُ - Görür
- خَاضُوا - خ و ض - قَدْ خَاضُوا بِحَارَ الْفِتَنِ - Daldılar
- أَرَزَ - ر و ز - وَأَرَزَ الْمُؤْمِنُونَ - Çekildi
- نَطَقَ - ن ط ق - وَنَطَقَ الضَّالُّونَ الْمُكَذِّبُونَ - Konuştu
- صَدَقُوا - ص د ق - إِنْ نَطَقُوا صَدَقُوا - Doğruladılar
- يَعْلَمَ - ع ل م - أَنْ يَعْلَمَ أَعَمَلُهُ عَلَيْهِ أَمْ لَهُ - Bilsin
- مَضَى - م ض ي - فَإِنْ كَانَ لَهُ مَضَى فِيهِ - Devam etti
- طَابَ - ط ي ب - فَمَا طَابَ ظَاهِرُهُ طَابَ بَاطِنُهُ - Hoş oldu
- خَبُثَ - خ ب ث - وَمَا خَبُثَ ظَاهِرُهُ خَبُثَ بَاطِنُهُ - Habis oldu - alseraj.net/الخطبة-١٥٤/
3. Edatlar (6 - harf-i cer hariç)
- بِهِ - aslında harf ama zarf - بِهِ يُبْصِرُ أَمَدَهُ - Onunla - edat değil ama yerine قَدْ
- قَدْ - قَدْ خَاضُوا بِحَارَ الْفِتَنِ - Tahkik
- إِلَّا - إِلَّا مِنْ أَبْوَابِهَا - İstisna
- إِنْ - إِنْ نَطَقُوا صَدَقُوا - Şart
- أَنْ - أَنْ يَعْلَمَ أَعَمَلُهُ - Masdariye
- مَا - فَمَا طَابَ ظَاهِرُهُ - Şartiye - alseraj.net/الخطبة-١٥٤/
Hutbe 154 Test (10 Soru)



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.