- Nehc1
- Nehc2
- Nehc3
- Nehc4
- Nehc5
- Nehc6
- Nehc
- ☝📖المحمدية📖☝
Nehcül Belağa | الخطبة ١٨٠ - أَحْمَدُ اللَّهَ عَلَى مَا قَضَى
Okuma Parçası - Metin
İşten hükmettiğine ve fiilden takdir ettiğine ve sizinle imtihan edilmeme karşı Allah'a hamd ederim. Ey emrettiğimde itaat etmeyen, çağırdığımda icabet etmeyen fırka! Mühlet verilseniz dalarsınız, savaşılsanız gevşersiniz, insanlar bir imam üzerine toplansa ta'n edersiniz, meşakkate sevk edilseniz geri dönersiniz. Başkalarının babası yok! Yardımınız ve hakkınız üzerine cihad ile ne bekliyorsunuz, ölüm mü yoksa sizin için zillet mi? Vallahi günüm gelirse -ki gelecektir- benimle aranızı ayıracak, ben sizin sohbetinizden bıkmışım ve sizden dolayı pek de istekli değilim. Allah için siz! Sizi toplayan din yok mu, sizi bileyen hamiyet yok mu? Muaviye'nin kaba saba avamı, yardım ve atiyye olmadan çağırıp ona tabi olmaları, benim sizi -İslam'ın kalıntısı ve insanların bakiyesi iken- yardıma veya bir miktar atiyyeye çağırmam üzerine benden dağılıp bana muhalefet etmeniz şaşırtıcı değil mi? Benim işimden size rıza çıkmıyor ki razı olasınız, gazap da çıkmıyor ki onun üzerine toplansınız, kavuşacağım en sevimli şey ölümdür. Size kitabı ders verdim, hüccetle açtım, inkar ettiğinizi tanıttım, kustuğunuzu içirdim. Kör görseydi veya uyuyan uyansaydı. Allah'ı bilmemekte liderleri Muaviye ve müeddibi Nâbiğa oğlu olan kavma ne yakın!
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (8 Adet)
-
ابْتِلَائِي - İmtihanım
Anlamı: bela
Cümle: وَعَلَى ابْتِلَائِي بِكُمْ
Türkçe: Sizinle imtihan edilmeme. -
الْفِرْقَةُ - Fırka, grup
Anlamı: topluluk
Cümle: أَيَّتُهَا الْفِرْقَةُ الَّتِي إِذَا أَمَرْتُ لَمْ تُطِعْ
Türkçe: Ey emredince itaat etmeyen fırka. -
مُعَاوِيَةَ - Muaviye
Anlamı: özel isim
Cümle: أَنَّ مُعَاوِيَةَ يَدْعُو الْجُفَاةَ
Türkçe: Muaviye'nin kabaları çağırması. -
الْجُفَاةَ الطَّغَامَ - Kaba avam
Anlamı: düşük tabaka
Cümle: يَدْعُو الْجُفَاةَ الطَّغَامَ فَيَتَّبِعُونَهُ
Türkçe: Kaba avamı çağırıyor tabi oluyorlar. -
الْإِسْلَامِ - İslam
Anlamı: din
Cümle: وَأَنْتُمْ تَرِيكَةُ الْإِسْلَامِ
Türkçe: Siz İslam'ın kalıntısısınız. -
الْمَوْتُ - Ölüm
Anlamı: vefat
Cümle: أَحَبَّ مَا أَنَا لَاقٍ إِلَيَّ الْمَوْتُ
Türkçe: Kavuşacağım en sevimli şey ölümdür. -
الْكِتَابَ - Kitap
Anlamı: Kur'an
Cümle: قَدْ دَارَسْتُكُمُ الْكِتَابَ
Türkçe: Size kitabı ders verdim. -
ابْنُ النَّابِغَةِ - Nâbiğa oğlu
Anlamı: Amr b. As lakabı
Cümle: وَمُؤَدِّبُهُمُ ابْنُ النَّابِغَةِ
Türkçe: Müeddibleri Nâbiğa oğludur - alseraj.net/الخطبة-١٨٠/
2. Arapça Fiil Örnekleri (9 Adet)
-
أَحْمَدُ - Hamd ederim
Kökü: ح م د
Cümle: أَحْمَدُ اللَّهَ عَلَى مَا قَضَى
Türkçe: Hükmettiğine karşı Allah'a hamd ederim. -
قَضَى - Hükmetti
Kökü: ق ض ي
Cümle: عَلَى مَا قَضَى مِنْ أَمْرٍ
Türkçe: İşten hükmettiğine. -
أَمَرْتُ - Emrettim
Kökü: أ م ر
Cümle: إِذَا أَمَرْتُ لَمْ تُطِعْ
Türkçe: Emrettiğimde itaat etmedin. -
دَعَوْتُ - Çağırdım
Kökü: د ع و
Cümle: وَإِذَا دَعَوْتُ لَمْ تُجِبْ
Türkçe: Çağırdığımda icabet etmedin. -
خُضْتُمْ - Daldınız
Kökü: خ و ض
Cümle: إِنْ أُمْهِلْتُمْ خُضْتُمْ
Türkçe: Mühlet verilseniz dalarsınız. -
نَكَصْتُمْ - Geri döndünüz
Kökü: ن ك ص
Cümle: إِلَى مُشَاقَّةٍ نَكَصْتُمْ
Türkçe: Meşakkate geri döndünüz. -
يَدْعُو - Çağırıyor
Kökü: د ع و
Cümle: مُعَاوِيَةَ يَدْعُو الْجُفَاةَ
Türkçe: Muaviye kabaları çağırıyor. -
يَتَّبِعُونَهُ - Ona tabi oluyorlar
Kökü: ت ب ع
Cümle: فَيَتَّبِعُونَهُ عَلَى غَيْرِ مَعُونَةٍ
Türkçe: Yardım olmadan ona tabi oluyorlar. -
دَارَسْتُكُمُ - Size ders verdim
Kökü: د ر س
Cümle: قَدْ دَارَسْتُكُمُ الْكِتَابَ
Türkçe: Size kitabı ders verdim - alseraj.net/الخطبة-١٨٠/
3. Arapça Edat Örnekleri (6 Adet - Harf-i Cer Hariç)
-
مَا - İsmi mevsul
Cümle: عَلَى مَا قَضَى مِنْ أَمْرٍ
Türkçe: İşten hükmettiği şey üzerine. -
إِذَا - Zaman edatı
Cümle: إِذَا أَمَرْتُ لَمْ تُطِعْ
Türkçe: Emrettiğimde itaat etmedin. -
إِنْ - Şart edatı
Cümle: إِنْ أُمْهِلْتُمْ خُضْتُمْ
Türkçe: Mühlet verilseniz dalarsınız. -
لَـ - Te'kid lamı
Cümle: لَئِنْ جَاءَ يَومِي
Türkçe: Andolsun günüm gelirse. -
أَمَا - Tenbih
Cümle: أَمَا دِينٌ يَجْمَعُكُمْ
Türkçe: Sizi toplayan din yok mu? -
قَدْ - Tahkik
Cümle: قَدْ دَارَسْتُكُمُ الْكِتَابَ
Türkçe: Size kitabı ders verdim.
Nehcül Belaga Hutbe 180 - Paragraf Anlama ve Kelime Testi (10 Soru)
Nehcül Belağa | الخطبة ١٨١ - وَقَدْ أَرْسَلَ رَجُلًا مِنْ أَصْحَابِهِ
Okuma Parçası - Metin
بُعْداً لَهُمْ كَمَا بَعِدَتْ ثَمُودُ؛ أَمَا لَوْ أُشْرِعَتِ الْأَسِنَّةُ إِلَيْهِمْ وَصُبَّتِ السُّيُوفُ عَلَى هَامَاتِهِمْ لَقَدْ نَدِمُوا عَلَى مَا كَانَ مِنْهُمْ. إِنَّ الشَّيْطَانَ الْيَوْمَ قَدِ اسْتَفَلَّهُمْ وَهُوَ غَداً مُتَبَرِّئٌ مِنْهُمْ وَمُتَخَلٍ عَنْهُمْ، فَحَسْبُهُمْ بِخُرُوجِهِمْ مِنَ الْهُدَى وَارْتِكَاسِهِمْ فِي الضَّلَالِ وَالْعَمَى وَصَدِّهِمْ عَنِ الْحَقِّ وَجِمَاحِهِمْ فِي التِّيهِ.
Ashabından bir adamı, Kufe ordusundan bir topluluğun durumunu öğrenmesi için göndermişti ki onlar Haricilere katılmayı düşünüyorlardı ve ondan korku üzerindeydiler. Adam ona döndüğünde ona dedi: Emin olup da kaldılar mı yoksa korkup da göçtüler mi? Adam dedi: Bilakis göçtüler ey müminlerin emiri. Dedi ki:
Onlara Semud'un uzak olduğu gibi uzaklık olsun; eğer mızraklar onlara doğrultulsa ve kılıçlar başlarına dökülse yaptıklarına pişman olurlardı. Şeytan bugün onları kandırdı, yarın onlardan teberri edecek ve onları terk edecek. Onlara hidayetten çıkmaları, dalalet ve körlük içinde ters dönmeleri, haktan engellemeleri ve şaşkınlıkta azgınlıkları yeter.
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (8 Adet)
-
رَجُلًا - Adam
Anlamı: kişi
Cümle: وَقَدْ أَرْسَلَ رَجُلًا مِنْ أَصْحَابِهِ
Türkçe: Ashabından bir adam gönderdi. -
الْخَوَارِجِ - Hariciler
Anlamı: çıkanlar
Cümle: قَدْ هَمُّوا بِاللِّحَاقِ بِالْخَوَارِجِ
Türkçe: Haricilere katılmayı düşündüler. -
ثَمُودُ - Semud kavmi
Anlamı: kavim adı
Cümle: بُعْداً لَهُمْ كَمَا بَعِدَتْ ثَمُودُ
Türkçe: Semud'un uzak olduğu gibi. -
الْأَسِنَّةُ - Mızrak uçları
Anlamı: süngüler
Cümle: لَوْ أُشْرِعَتِ الْأَسِنَّةُ إِلَيْهِمْ
Türkçe: Mızraklar onlara doğrultulsa. -
السُّيُوفُ - Kılıçlar
Anlamı: seyfler
Cümle: وَصُبَّتِ السُّيُوفُ عَلَى هَامَاتِهِمْ
Türkçe: Kılıçlar başlarına dökülse. -
الشَّيْطَانَ - Şeytan
Anlamı: iblis
Cümle: إِنَّ الشَّيْطَانَ الْيَوْمَ قَدِ اسْتَفَلَّهُمْ
Türkçe: Şeytan bugün onları kandırdı. -
الْهُدَى - Hidayet
Anlamı: doğru yol
Cümle: بِخُرُوجِهِمْ مِنَ الْهُدَى
Türkçe: Hidayetten çıkmaları. -
الضَّلَالِ - Dalalet
Anlamı: sapıklık
Cümle: وَارْتِكَاسِهِمْ فِي الضَّلَالِ
Türkçe: Dalalette ters dönmeleri - alseraj.net/الخطبة-١٨١/
2. Arapça Fiil Örnekleri (9 Adet)
-
أَرْسَلَ - Gönderdi
Kökü: ر س ل
Cümle: وَقَدْ أَرْسَلَ رَجُلًا مِنْ أَصْحَابِهِ
Türkçe: Ashabından bir adam gönderdi. -
يَعْلَمُ - Bilsin
Kökü: ع ل م
Cümle: يَعْلَمُ لَهُ عِلْمَ أَحْوَالِ قَوْمٍ
Türkçe: Bir kavmin durumunu öğrensin. -
هَمُّوا - Niyetlendiler
Kökü: ه م م
Cümle: قَدْ هَمُّوا بِاللِّحَاقِ بِالْخَوَارِجِ
Türkçe: Haricilere katılmayı niyetlendiler. -
عَادَ - Döndü
Kökü: ع و د
Cümle: فَلَمَّا عَادَ إِلَيْهِ الرَّجُلُ
Türkçe: Adam ona döndüğünde. -
ظَعَنُوا - Göç ettiler
Kökü: ظ ع ن
Cümle: بَلْ ظَعَنُوا يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ
Türkçe: Göç ettiler ey müminlerin emiri. -
بَعِدَتْ - Uzak oldu
Kökü: ب ع د
Cümle: كَمَا بَعِدَتْ ثَمُودُ
Türkçe: Semud'un uzak olduğu gibi. -
أُشْرِعَتِ - Doğrultuldu
Kökü: ش ر ع
Cümle: لَوْ أُشْرِعَتِ الْأَسِنَّةُ إِلَيْهِمْ
Türkçe: Mızraklar onlara doğrultulsa. -
اسْتَفَلَّهُمْ - Onları kandırdı
Kökü: ف ل ل
Cümle: قَدِ اسْتَفَلَّهُمْ الشَّيْطَانُ
Türkçe: Şeytan onları kandırdı. -
صَدِّهِمْ - Engellemeleri
Kökü: ص د د
Cümle: وَصَدِّهِمْ عَنِ الْحَقِّ
Türkçe: Hak'tan engellemeleri - alseraj.net/الخطبة-١٨١/
3. Arapça Edat Örnekleri (6 Adet - Harf-i Cer Hariç)
-
قَدْ - Tahkik
Cümle: وَقَدْ أَرْسَلَ رَجُلًا
Türkçe: Bir adam göndermişti. -
أَ - İstifham
Cümle: أَأَمِنُوا فَقَطَنُوا
Türkçe: Emin olup kaldılar mı? -
أَمْ - Atıf-ı istifham
Cümle: أَمْ جَبَنُوا فَظَعَنُوا
Türkçe: Yoksa korkup göçtüler mi? -
بَلْ - İdrab
Cümle: بَلْ ظَعَنُوا يَا أَمِيرَ الْمُؤْمِنِينَ
Türkçe: Bilakis göçtüler ey müminlerin emiri. -
لَوْ - Şart
Cümle: لَوْ أُشْرِعَتِ الْأَسِنَّةُ
Türkçe: Eğer mızraklar doğrultulsa. -
إِنَّ - Te'kid
Cümle: إِنَّ الشَّيْطَانَ قَدِ اسْتَفَلَّهُمْ
Türkçe: Muhakkak şeytan onları kandırdı.
Nehcül Belaga Hutbe 181 - Paragraf Anlama ve Kelime Testi (10 Soru)
Nehcül Belağa | الخطبة ١٨٢ - الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي إِلَيْهِ مَصَائِرُ
Okuma Parçası - Metin
لَمْ يُولَدْ سُبْحَانَهُ فَيَكُونَ فِي الْعِزِّ مُشَارَكاً وَلَمْ يَلِدْ فَيَكُونَ مَوْرُوثاً هَالِكاً، وَلَمْ يَتَقَدَّمْهُ وَقْتٌ وَلَا زَمَانٌ وَلَمْ يَتَعَاوَرْهُ زِيَادَةٌ وَلَا نُقْصَانٌ، بَلْ ظَهَرَ لِلْعُقُولِ بِمَا أَرَانَا مِنْ عَلَامَاتِ التَّدْبِيرِ الْمُتْقَنِ وَالْقَضَاءِ الْمُبْرَمِ. فَمِنْ شَوَاهِدِ خَلْقِهِ خَلْقُ السَّمَاوَاتِ مُوَطَّدَاتٍ بِلَا عَمَدٍ قَائِمَاتٍ بِلَا سَنَدٍ، دَعَاهُنَّ فَأَجَبْنَ طَائِعَاتٍ مُذْعِنَاتٍ غَيْرَ مُتَلَكِّئَاتٍ وَلَا مُبْطِئَاتٍ، وَلَوْ لَا إِقْرَارُهُنَّ لَهُ بِالرُّبُوبِيَّةِ وَإِذْعَانُهُنَّ بِالطَّوَاعِيَةِ لَمَا جَعَلَهُنَّ مَوْضِعاً لِعَرْشِهِ وَلَا مَسْكَناً لِمَلَائِكَتِهِ وَلَا مَصْعَداً لِلْكَلِمِ الطَّيِّبِ وَالْعَمَلِ الصَّالِحِ مِنْ خَلْقِهِ.
Hamd, mahlukatın varacağı yer ve işlerin akıbeti kendisine ait olan Allah'a mahsustur. O'na büyük ihsanı, parlak burhanı, artan fazlı ve minneti üzerine hamd ederiz; hakkı yerine getiren, şükrü eda eden, sevabına yaklaştıran ve güzel ziyadesini gerektiren bir hamd. O'ndan fazlını uman, faydasını bekleyen, def'ine güvenen, ihsanını itiraf eden, amel ve sözle boyun eğen birinin yardım istemesi gibi yardım isteriz. O'na, O'nu ümit ederek yakinen, O'na yönelerek iman ederek, boyun eğerek huşu duyarak, tevhid ederek ihlasla, tazim ederek yücelterek ve rağbet ederek çabalayarak sığınan birinin imanı gibi iman ederiz.
Sübhan olan doğurulmadı ki izzette ortak olsun, doğurmadı ki miras bırakılan helak olsun, O'ndan önce vakit ve zaman geçmedi, ziyade ve noksan O'na arız olmadı, bilakis sağlam tedbir ve kesin kaza alametlerinden bize gösterdiği şeylerle akıllara zahir oldu. Yaratılışının şahitlerinden biri, semavatı direksiz sağlam, dayaksız ayakta yaratmasıdır, onları çağırdı onlar da itaatkar ve boyun eğen olarak gecikmeden cevap verdiler. Eğer O'na rububiyetle ikrarları ve itaatle boyun eğmeleri olmasaydı onları arşı için mevzi, melekleri için mesken ve mahlukatından güzel kelime ve salih amel için mi'rac kılmazdı.
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (8 Adet)
-
مَصَائِرُ الْخَلْقِ - Mahlukatın varacağı yerler
Anlamı: akıbetler
Cümle: الَّذِي إِلَيْهِ مَصَائِرُ الْخَلْقِ
Türkçe: Mahlukatın varacağı yer O'nadır. -
إِحْسَانِهِ - İhsanı
Anlamı: iyilik
Cümle: عَلَى عَظِيمِ إِحْسَانِهِ
Türkçe: Büyük ihsanı üzerine. -
بُرْهَانِهِ - Burhanı, delili
Anlamı: hüccet
Cümle: وَنَيِّرِ بُرْهَانِهِ
Türkçe: Parlak burhanı. -
السَّمَاوَاتِ - Gökler
Anlamı: semalar
Cümle: خَلْقُ السَّمَاوَاتِ مُوَطَّدَاتٍ بِلَا عَمَدٍ
Türkçe: Gökleri direksiz sağlam yaratması. -
عَرْشِهِ - Arşı
Anlamı: taht
Cümle: مَوْضِعاً لِعَرْشِهِ
Türkçe: Arşı için mevzi. -
مَلَائِكَتِهِ - Melekleri
Anlamı: elçiler
Cümle: مَسْكَناً لِمَلَائِكَتِهِ
Türkçe: Melekleri için mesken. -
الْكَلِمِ الطَّيِّبِ - Güzel kelime
Anlamı: hoş söz
Cümle: مَصْعَداً لِلْكَلِمِ الطَّيِّبِ
Türkçe: Güzel kelime için mi'rac. -
الْعَمَلِ الصَّالِحِ - Salih amel
Anlamı: iyi iş
Cümle: وَالْعَمَلِ الصَّالِحِ مِنْ خَلْقِهِ
Türkçe: Mahlukatından salih amel - alseraj.net/الخطبة-١٨٢/
2. Arapça Fiil Örnekleri (9 Adet)
-
نَحْمَدُهُ - O'na hamd ederiz
Kökü: ح م د
Cümle: نَحْمَدُهُ عَلَى عَظِيمِ إِحْسَانِهِ
Türkçe: Büyük ihsanı üzerine O'na hamd ederiz. -
نَسْتَعِينُ - Yardım isteriz
Kökü: ع و ن
Cümle: وَنَسْتَعِينُ بِهِ اسْتِعَانَةَ رَاجٍ
Türkçe: Uman birinin yardım istemesi gibi yardım isteriz. -
يُولَدْ - Doğurulmak
Kökü: و ل د
Cümle: لَمْ يُولَدْ سُبْحَانَهُ
Türkçe: Sübhan olan doğurulmadı. -
يَلِدْ - Doğurmak
Kökü: و ل د
Cümle: وَلَمْ يَلِدْ فَيَكُونَ مَوْرُوثاً
Türkçe: Doğurmadı ki miras bırakılsın. -
ظَهَرَ - Zahir oldu
Kökü: ظ ه ر
Cümle: بَلْ ظَهَرَ لِلْعُقُولِ
Türkçe: Akıllara zahir oldu. -
دَعَاهُنَّ - Onları çağırdı
Kökü: د ع و
Cümle: دَعَاهُنَّ فَأَجَبْنَ طَائِعَاتٍ
Türkçe: Onları çağırdı itaat ederek cevap verdiler. -
أَجَبْنَ - Cevap verdiler
Kökü: ج و ب
Cümle: فَأَجَبْنَ طَائِعَاتٍ مُذْعِنَاتٍ
Türkçe: İtaatkar olarak cevap verdiler. -
جَعَلَهُنَّ - Onları kıldı
Kökü: ج ع ل
Cümle: لَمَا جَعَلَهُنَّ مَوْضِعاً لِعَرْشِهِ
Türkçe: Onları arşı için mevzi kılmazdı. -
نُؤْمِنُ - İman ederiz
Kökü: أ م ن
Cümle: وَنُؤْمِنُ بِهِ إِيمَانَ مَنْ رَجَاهُ
Türkçe: O'nu uman gibi iman ederiz - alseraj.net/الخطبة-١٨٢/
3. Arapça Edat Örnekleri (6 Adet - Harf-i Cer Hariç)
-
الَّذِي - İsmi mevsul
Cümle: الَّذِي إِلَيْهِ مَصَائِرُ الْخَلْقِ
Türkçe: Mahlukatın varacağı yer kendisine ait olan. -
لَمْ - Nefy-i geçmiş
Cümle: لَمْ يُولَدْ سُبْحَانَهُ
Türkçe: Sübhan olan doğurulmadı. -
فَـ - Ta'lil edatı
Cümle: فَيَكُونَ فِي الْعِزِّ مُشَارَكاً
Türkçe: İzzette ortak olsun diye. -
بَلْ - İdrab
Cümle: بَلْ ظَهَرَ لِلْعُقُولِ
Türkçe: Bilakis akıllara zahir oldu. -
لَوْ لَا - Şart-ı imtina
Cümle: وَلَوْ لَا إِقْرَارُهُنَّ لَهُ
Türkçe: Eğer ikrarları olmasaydı. -
مَا - Nefy edatı
Cümle: لَمَا جَعَلَهُنَّ مَوْضِعاً
Türkçe: Mevzi kılmazdı.
Nehcül Belaga Hutbe 182 - Paragraf Anlama ve Kelime Testi (10 Soru)
Nehcül Belağa | الخطبة ١٨٣ - الْحَمْدُ لِلَّهِ الْمَعْرُوفِ مِنْ غَيْرِ
Okuma Parçası - Metin
فَالْقُرْآنُ آمِرٌ زَاجِرٌ وَصَامِتٌ نَاطِقٌ، حُجَّةُ اللَّهِ عَلَى خَلْقِهِ، أَخَذَ عَلَيْهِ مِيثَاقَهُمْ وَارْتَهَنَ عَلَيْهِمْ أَنْفُسَهُمْ؛ أَتَمَّ نُورَهُ وَأَكْمَلَ بِهِ دِينَهُ وَقَبَضَ نَبِيَّهُ صلی الله علیه وآله وَقَدْ فَرَغَ إِلَى الْخَلْقِ مِنْ أَحْكَامِ الْهُدَى بِهِ، فَعَظِّمُوا مِنْهُ سُبْحَانَهُ مَا عَظَّمَ مِنْ نَفْسِهِ، فَإِنَّهُ لَمْ يُخْفِ عَنْكُمْ شَيْئاً مِنْ دِينِهِ وَلَمْ يَتْرُكْ شَيْئاً رَضِيَهُ أَوْ كَرِهَهُ إِلَّا وَجَعَلَ لَهُ عَلَماً بَادِياً وَآيَةً مُحْكَمَةً تَزْجُرُ عَنْهُ أَوْ تَدْعُو إِلَيْهِ؛ فَرِضَاهُ فِيمَا بَقِيَ وَاحِدٌ وَسَخَطُهُ فِيمَا بَقِيَ وَاحِدٌ، وَاعْلَمُوا أَنَّهُ لَنْ يَرْضَى عَنْكُمْ بِشَيْءٍ سَخِطَهُ عَلَى مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ وَلَنْ يَسْخَطَ عَلَيْكُمْ بِشَيْءٍ رَضِيَهُ مِمَّنْ كَانَ قَبْلَكُمْ؛ وَإِنَّمَا تَسِيرُونَ فِي أَثَرٍ بَيِّنٍ وَتَتَكَلَّمُونَ بِرَجْعِ قَوْلٍ قَدْ قَالَهُ الرِّجَالُ مِنْ قَبْلِكُمْ؛ قَدْ كَفَاكُمْ مَئُونَةَ دُنْيَاكُمْ وَحَثَّكُمْ عَلَى الشُّكْرِ وَافْتَرَضَ مِنْ أَلْسِنَتِكُمُ الذِّكْرَ.
وَأَوْصَاكُمْ بِالتَّقْوَى وَجَعَلَهَا مُنْتَهَى رِضَاهُ وَحَاجَتَهُ مِنْ خَلْقِهِ، فَاتَّقُوا اللَّهَ الَّذِي أَنْتُمْ بِعَيْنِهِ وَنَوَاصِيكُمْ بِيَدِهِ وَتَقَلُّبُكُمْ فِي قَبْضَتِهِ. إِنْ أَسْرَرْتُمْ عَلِمَهُ وَإِنْ أَعْلَنْتُمْ كَتَبَهُ؛ قَدْ وَكَّلَ بِذَلِكَ حَفَظَةً كِرَاماً لَا يُسْقِطُونَ حَقّاً وَلَا يُثْبِتُونَ بَاطِلًا. وَاعْلَمُوا أَنَّهُ مَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجاً مِنَ الْفِتَنِ وَنُوراً مِنَ الظُّلَمِ، وَيُخَلِّدْهُ فِيمَا اشْتَهَتْ نَفْسُهُ وَيُنْزِلْهُ مَنْزِلَ الْكَرَامَةِ عِنْدَهُ فِي دَارٍ اصْطَنَعَهَا لِنَفْسِهِ، ظِلُّهَا عَرْشُهُ وَنُورُهَا بَهْجَتُهُ وَزُوَّارُهَا مَلَائِكَتُهُ وَرُفَقَاؤُهَا رُسُلُهُ. فَبَادِرُوا الْمَعَادَ وَسَابِقُوا الْآجَالَ، فَإِنَّ النَّاسَ يُوشِكُ أَنْ يَنْقَطِعَ بِهِمُ الْأَمَلُ وَيَرْهَقَهُمُ الْأَجَلُ وَيُسَدَّ عَنْهُمْ بَابُ التَّوْبَةِ.
Hamd, görülmeden bilinen ve yorgunluk olmadan yaratan Allah'a mahsustur. Mahlukları kudretiyle yarattı, rableri izzetiyle kullandırdı, büyükleri cömertliğiyle yönetti. O, dünyaya mahlukunu iskan eden ve cinlere ve insanlara elçilerini gönderen zattır, ta ki onlara örtüsünü açsınlar, zararlarından sakındırsınlar, misaller versinler, ayıplarını göstersinler, sağlık ve hastalık, helal ve haramın değişiminden ibretle üzerlerine hücum etsinler ve Allah'ın itaatkarlar ve asiler için hazırladığı cennet ve cehennem, keramet ve hevandan haber versinler. Kendisine hamd ettiği gibi O'na hamd ederim, her şeye bir miktar, her miktara bir ecel, her ecele bir kitap kıldı.
Kur'an emredici ve sakındırıcıdır, suskun ve konuşandır, Allah'ın mahlukatı üzerine hüccetidir, onların sözünü aldı ve nefislerini rehin aldı. Nurunu tamamladı ve onunla dinini kemale erdirdi, peygamberini vefat ettirdi ve hidayet hükümlerini onunla mahlukata ulaştırmaktan kurtuldu. O'ndan, kendisinden yücelttiğini yüceltin, zira dininden hiçbir şeyi sizden gizlemedi ve razı olduğu veya kerih gördüğü hiçbir şeyi bırakmadı ki ona açık bir alamet ve sakındıran veya davet eden muhkem bir ayet kılmasın. Razı olduğu şey devam eden şeyde birdir ve gazabı devam eden şeyde birdir. Bilin ki sizden, öncekilere gazap ettiği şeye razı olmaz ve öncekilerden razı olduğu şeye size gazap etmez. Siz ancak açık bir izin peşinde yürüyorsunuz ve sizden önceki adamların söylediği sözün dönüşünü konuşuyorsunuz. Dünya geçiminizin yükünü sizden kaldırdı ve sizi şükre teşvik etti ve dillerinizden zikri farz kıldı.
Size takvayı vasiyet etti ve onu rızasının sonu ve mahlukatından ihtiyacı kıldı. Gözetiminde olduğunuz, perçemleriniz elinde, dönüşünüz kabzasında olan Allah'tan sakının. Gizlerseniz bilir, açıklarsanız yazar. Buna şerefli hafızlar vekil kıldı, hak düşürmezler ve batıl sabit kılmazlar. Bilin ki kim Allah'tan sakınırsa ona fitnelerden çıkış ve karanlıklardan nur kılar, nefsinin arzuladığı şeyde ebedi kılar ve onu kendi yanında keramet menziline, kendisi için hazırladığı yurda indirir, gölgesi arşı, nuru behceti, ziyaretçileri melekleri ve yoldaşları elçileridir. Meada koşun ve ecelleri geçin, insanlar umutlarının kesilmek, ecelin kendilerini bürümek ve tevbe kapısının yüzlerine kapanmak üzeredir.
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (8 Adet)
-
الْخَلَائِقَ - Mahluklar
Anlamı: yaratılanlar
Cümle: خَلَقَ الْخَلَائِقَ بِقُدْرَتِهِ
Türkçe: Mahlukları kudretiyle yarattı. -
الْجِنِّ وَالْإِنْسِ - Cin ve insan
Anlamı: mükellefler
Cümle: بَعَثَ إِلَى الْجِنِّ وَالْإِنْسِ رُسُلَهُ
Türkçe: Cin ve inse elçilerini gönderdi. -
الْقُرْآنُ - Kur'an
Anlamı: okunan
Cümle: فَالْقُرْآنُ آمِرٌ زَاجِرٌ
Türkçe: Kur'an emredici ve sakındırıcıdır. -
الدُّنْيَا - Dünya
Anlamı: yakın hayat
Cümle: الَّذِي أَسْكَنَ الدُّنْيَا خَلْقَهُ
Türkçe: Dünyaya mahlukunu iskan eden. -
التَّقْوَى - Takva
Anlamı: sakınma
Cümle: وَأَوْصَاكُمْ بِالتَّقْوَى
Türkçe: Size takvayı vasiyet etti. -
الْفِتَنِ - Fitneler
Anlamı: imtihanlar
Cümle: يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجاً مِنَ الْفِتَنِ
Türkçe: Ona fitnelerden çıkış kılar. -
الظُّلَمِ - Karanlıklar
Anlamı: zulmetler
Cümle: وَنُوراً مِنَ الظُّلَمِ
Türkçe: Karanlıklardan bir nur. -
عَرْشُهُ - Arşı
Anlamı: taht
Cümle: ظِلُّهَا عَرْشُهُ
Türkçe: Gölgesi O'nun arşıdır - alseraj.net/الخطبة-١٨٣/
2. Arapça Fiil Örnekleri (9 Adet)
-
خَلَقَ - Yarattı
Kökü: خ ل ق
Cümle: خَلَقَ الْخَلَائِقَ بِقُدْرَتِهِ
Türkçe: Mahlukları kudretiyle yarattı. -
أَسْكَنَ - İskan etti
Kökü: س ك ن
Cümle: أَسْكَنَ الدُّنْيَا خَلْقَهُ
Türkçe: Dünyaya mahlukunu iskan etti. -
بَعَثَ - Gönderdi
Kökü: ب ع ث
Cümle: بَعَثَ إِلَى الْجِنِّ وَالْإِنْسِ رُسُلَهُ
Türkçe: Cin ve inse elçilerini gönderdi. -
لِيَكْشِفُوا - Açsınlar diye
Kökü: ك ش ف
Cümle: لِيَكْشِفُوا لَهُمْ عَنْ غِطَائِهَا
Türkçe: Örtüsünü onlara açsınlar diye. -
أَحْمَدُهُ - O'na hamd ederim
Kökü: ح م د
Cümle: أَحْمَدُهُ إِلَى نَفْسِهِ
Türkçe: Kendisine hamd ettiği gibi O'na hamd ederim. -
جَعَلَ - Kıldı
Kökü: ج ع ل
Cümle: وَجَعَلَ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْراً
Türkçe: Her şeye bir miktar kıldı. -
أَتَمَّ - Tamamladı
Kökü: ت م م
Cümle: أَتَمَّ نُورَهُ
Türkçe: Nurunu tamamladı. -
أَوْصَاكُمْ - Size vasiyet etti
Kökü: و ص ي
Cümle: وَأَوْصَاكُمْ بِالتَّقْوَى
Türkçe: Size takvayı vasiyet etti. -
يَجْعَلْ - Kılar
Kökü: ج ع ل
Cümle: يَجْعَلْ لَهُ مَخْرَجاً مِنَ الْفِتَنِ
Türkçe: Ona fitnelerden çıkış kılar - alseraj.net/الخطبة-١٨٣/
3. Arapça Edat Örnekleri (6 Adet - Harf-i Cer Hariç)
-
مِنْ غَيْرِ - Olmaksızın
Cümle: الْمَعْرُوفِ مِنْ غَيْرِ رُؤْيَةٍ
Türkçe: Görülmeden bilinen. -
لِـ - Lam-ı ta'lil
Cümle: لِيَكْشِفُوا لَهُمْ
Türkçe: Onlara açsınlar diye. -
قَدْ - Tahkik edatı
Cümle: قَدْ كَفَاكُمْ مَئُونَةَ دُنْيَاكُمْ
Türkçe: Dünya yükünüzü sizden kaldırmıştır. -
لَنْ - Nefy-i istikbal
Cümle: لَنْ يَرْضَى عَنْكُمْ
Türkçe: Sizden asla razı olmaz. -
إِنْ - Şart edatı
Cümle: إِنْ أَسْرَرْتُمْ عَلِمَهُ
Türkçe: Eğer gizlerseniz bilir. -
مَنْ - İsmi mevsul şartiye
Cümle: مَنْ يَتَّقِ اللَّهَ يَجْعَلْ لَهُ
Türkçe: Kim Allah'tan sakınırsa ona kılar.
Nehcül Belaga Hutbe 183 - Paragraf Anlama ve Kelime Testi (10 Soru)
Nehcül Belağa | الخطبة ١٨٤ - اسْكُتْ قَبَحَكَ اللَّهُ يَا أَثْرَمُ
Okuma Parçası - Metin
Sus, Allah seni çirkinleştirsin ey dişsiz (Esrem)! Vallahi hak ortaya çıktığında senin şahsın cılız, sesin gizliydi, batıl böğürdüğünde ise keçi boynuzu gibi ortaya çıktın.
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (8 Adet)
-
أَثْرَمُ - Dişsiz, ön dişleri kırık
Anlamı: lakap
Cümle: قَبَحَكَ اللَّهُ يَا أَثْرَمُ
Türkçe: Allah seni çirkinleştirsin ey Esrem. -
الْحَقُّ - Hak
Anlamı: doğru
Cümle: لَقَدْ ظَهَرَ الْحَقُّ
Türkçe: Hak ortaya çıktı. -
شَخْصُكَ - Şahsın, zatın
Anlamı: kişi
Cümle: ضَئِيلًا شَخْصُكَ
Türkçe: Şahsın cılızdı. -
صَوْتُكَ - Sesin
Anlamı: sedâ
Cümle: خَفِيّاً صَوْتُكَ
Türkçe: Sesin gizliydi. -
الْبَاطِلُ - Batıl
Anlamı: boş, yanlış
Cümle: إِذَا نَعَرَ الْبَاطِلُ
Türkçe: Batıl böğürdüğünde. -
قَرْنِ - Boynuz, köşe
Anlamı: uç
Cümle: نُجُومَ قَرْنِ الْمَاعِزِ
Türkçe: Keçi boynuzu gibi belirmesi. -
الْمَاعِزِ - Keçi
Anlamı: hayvan
Cümle: قَرْنِ الْمَاعِزِ
Türkçe: Keçinin boynuzu. -
اللَّهُ - Allah
Anlamı: ilah
Cümle: قَبَحَكَ اللَّهُ
Türkçe: Allah seni çirkinleştirsin - alseraj.net/الخطبة-١٨٤/
2. Arapça Fiil Örnekleri (9 Adet)
-
اسْكُتْ - Sus
Kökü: س ك ت
Cümle: اسْكُتْ، قَبَحَكَ اللَّهُ
Türkçe: Sus, Allah seni çirkinleştirsin. -
قَبَحَكَ - Seni çirkinleştirdi
Kökü: ق ب ح
Cümle: قَبَحَكَ اللَّهُ يَا أَثْرَمُ
Türkçe: Allah seni çirkinleştirsin. -
ظَهَرَ - Ortaya çıktı
Kökü: ظ ه ر
Cümle: لَقَدْ ظَهَرَ الْحَقُّ
Türkçe: Hak ortaya çıktı. -
كُنْتَ - İdin
Kökü: ك و ن
Cümle: فَكُنْتَ فِيهِ ضَئِيلًا
Türkçe: Onda cılız idin. -
نَعَرَ - Böğürdü, bağırdı
Kökü: ن ع ر
Cümle: حَتَّى إِذَا نَعَرَ الْبَاطِلُ
Türkçe: Batıl böğürdüğünde. -
نَجَمْتَ - Ortaya çıktın, belirdin
Kökü: ن ج م
Cümle: نَجَمْتَ نُجُومَ قَرْنِ الْمَاعِزِ
Türkçe: Keçi boynuzu gibi belirdin. -
ظَهَرَ - Tekrar - zuhur
Kökü: ظ ه ر
Cümle: ظَهَرَ الْحَقُّ فَكُنْتَ فِيهِ ضَئِيلًا
Türkçe: Hak zahir oldu sen cılızdın. -
كَانَ - İdi (gizli)
Kökü: ك و ن
Cümle: شَخْصُكَ خَفِيّاً
Türkçe: Şahsın gizli idi. -
قَبَّحَ - Çirkinleştirme fiili
Kökü: ق ب ح
Cümle: قَبَحَكَ اللَّهُ
Türkçe: Allah çirkinleştirsin - alseraj.net/الخطبة-١٨٤/
3. Arapça Edat Örnekleri (6 Adet - Harf-i Cer Hariç)
-
يَا - Nida edatı
Cümle: يَا أَثْرَمُ
Türkçe: Ey Esrem! -
فَـ - Ta'kip edatı
Cümle: فَوَاللَّهِ
Türkçe: Vallahi. -
وَ - Kasem edatı
Cümle: وَاللَّهِ لَقَدْ ظَهَرَ
Türkçe: Vallahi hak ortaya çıktı. -
لَقَدْ - Te'kid edatı
Cümle: لَقَدْ ظَهَرَ الْحَقُّ
Türkçe: Andolsun hak ortaya çıktı. -
حَتَّى - Gaye edatı
Cümle: حَتَّى إِذَا نَعَرَ الْبَاطِلُ
Türkçe: Ta ki batıl böğürdüğünde. -
إِذَا - Şart / zaman edatı
Cümle: إِذَا نَعَرَ الْبَاطِلُ نَجَمْتَ
Türkçe: Batıl böğürdüğünde ortaya çıktın.
Nehcül Belaga Hutbe 184 - Paragraf Anlama ve Kelime Testi (10 Soru)
Nehcül Belağa | الخطبة ١٨٥ - الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي لَا تُدْرِكُهُ
Okuma Parçası - Metin
وَأَشْهَدُ أَنَّ مُحَمَّداً عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ الصَّفِيُّ وَأَمِينُهُ الرَّضِيُّ صلى الله عليه وآله، أَرْسَلَهُ بِوُجُوبِ الْحُجَجِ وَظُهُورِ الْفَلَجِ وَإِيضَاحِ الْمَنْهَجِ؛ فَبَلَّغَ الرِّسَالَةَ صَادِعاً بِهَا وَحَمَلَ عَلَى الْمَحَجَّةِ دَالًّا عَلَيْهَا، وَأَقَامَ أَعْلَامَ الِاهْتِدَاءِ وَمَنَارَ الضِّيَاءِ، وَجَعَلَ أَمْرَاسَ الْإِسْلَامِ مَتِينَةً وَعُرَى الْإِيمَانِ وَثِيقَةً.
وَلَوْ فَكَّرُوا فِي عَظِيمِ الْقُدْرَةِ وَجَسِيمِ النِّعْمَةِ لَرَجَعُوا إِلَى الطَّرِيقِ وَخَافُوا عَذَابَ الْحَرِيقِ، وَلَكِنِ الْقُلُوبُ عَلِيلَةٌ وَالْبَصَائِرُ مَدْخُولَةٌ. أَلَا يَنْظُرُونَ إِلَى صَغِيرِ مَا خَلَقَ كَيْفَ أَحْكَمَ خَلْقَهُ وَأَتْقَنَ تَرْكِيبَهُ وَفَلَقَ لَهُ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَسَوَّى لَهُ الْعَظْمَ وَالْبَشَرَ؟ انْظُرُوا إِلَى النَّمْلَةِ فِي صِغَرِ جُثَّتِهَا وَلَطَافَةِ هَيْئَتِهَا لَا تَكَادُ تُنَالُ بِلَحْظِ الْبَصَرِ وَلَا بِمُسْتَدْرَكِ الْفِكَرِ. كَيْفَ دَبَّتْ عَلَى أَرْضِهَا وَصُبَّتْ عَلَى رِزْقِهَا، تَنْقُلُ الْحَبَّةَ إِلَى جُحْرِهَا وَتُعِدُّهَا فِي مُسْتَقَرِّهَا؛ تَجْمَعُ فِي حَرِّهَا لِبَرْدِهَا وَفِي وِرْدِهَا لِصَدَرِهَا؛ مَكْفُولٌ بِرِزْقِهَا مَرْزُوقَةٌ بِوَفْقِهَا. لَا يُغْفِلُهَا الْمَنَّانُ وَلَا يَحْرِمُهَا الدَّيَّانُ، وَلَوْ فِي الصَّفَا الْيَابِسِ وَالْحَجَرِ الْجَامِسِ وَلَوْ فَكَّرْتَ فِي مَجَارِي أَكْلِهَا فِي عُلْوِهَا وَسُفْلِهَا وَمَا فِي الْجَوْفِ مِنْ شَرَاسِيفِ بَطْنِهَا وَمَا فِي الرَّأْسِ مِنْ عَيْنِهَا وَأُذُنِهَا لَقَضَيْتَ مِنْ خَلْقِهَا عَجَباً وَلَقِيتَ مِنْ وَصْفِهَا تَعَباً. فَتَعَالَى الَّذِي أَقَامَهَا عَلَى قَوَائِمِهَا وَبَنَاهَا عَلَى دَعَائِمِهَا، لَمْ يَشْرَكْهُ فِي فِطْرَتِهَا فَاطِرٌ وَلَمْ يُعِنْهُ عَلَى خَلْقِهَا قَادِرٌ. وَلَوْ ضَرَبْتَ فِي مَذَاهِبِ فِكْرِكَ لِتَبْلُغَ غَايَاتِهِ مَا دَلَّتْكَ الدَّلَالَةُ إِلَّا عَلَى أَنَّ فَاطِرَ النَّمْلَةِ هُوَ فَاطِرُ النَّخْلَةِ، لِدَقِيقِ تَفْصِيلِ كُلِّ شَيْءٍ وَغَامِضِ اخْتِلَافِ كُلِّ حَيٍّ؛ وَمَا الْجَلِيلُ وَاللَّطِيفُ وَالثَّقِيلُ وَالْخَفِيفُ وَالْقَوِيُّ وَالضَّعِيفُ فِي خَلْقِهِ إِلَّا سَوَاءٌ.
Hamd Allah'a mahsustur ki deliller O'nu idrak edemez, manzaralar O'nu kapsayamaz, gözler O'nu göremez, örtüler O'nu gizleyemez. Kadimliğine mahlukatının hadis oluşuyla, varlığına mahlukatının hadis oluşuyla, benzeri olmadığına onların birbirine benzemesiyle delalet edendir. Vaadinde sadık olan, kullarına zulmetmekten yüce olan, yaratılışında adaletle kaim olan ve hükmünde onlara adalet edendir. Eşyaların hadis oluşuyla ezelîliğine, onlara acizlik damgası vurmasıyla kudretine, onları yok olmaya mecbur etmesiyle devamına şahitlik edilir. Sayı olmadan birdir, süre olmadan daimdir, direk olmadan kaimdir. Zihinler O'nu duygusal temas olmadan kavrar, gözler O'na hazır bulunmadan şahitlik eder. Vehimler O'nu kuşatamadı, bilakis O onlarla onlara tecelli etti ve onlarla onlardan saklı kaldı. Büyüklük sahibi değildir ki sonlar uzasın da cisimleştirerek büyütsün, bilakis şan olarak büyük, saltanat olarak azimdir.
Ve şehadet ederim ki Muhammed O'nun kulu ve elçisidir, seçkin emini, hüccetlerin gerekliliği ve yolun açıklığıyla gönderildi. Risaleti açıkça tebliğ etti, hidayet bayraklarını dikti, İslam'ın iplerini sağlam kıldı.
Eğer kudretin büyüklüğünü düşünselerdi yola dönerler ve yakıcı azaptan korkarlardı, fakat kalpler hastadır. Yarattığı küçük şeye bakmazlar mı nasıl sağlam yaptı? Karıncaya bakın küçücük bedeninde gözle neredeyse görülmez. Yeryüzünde yürür rızkına koşar, taneyi yuvasına taşır, sıcağında soğuğu için toplar. Rızkı kefildir. Karıncanın yaratıcısı hurmanın yaratıcısıdır.
Kelime ve Dilbilgisi Örnekleri
1. Arapça İsim Örnekleri (8 Adet)
-
الشَّوَاهِدُ - Deliller
Anlamı: şahitler
Cümle: لَا تُدْرِكُهُ الشَّوَاهِدُ
Türkçe: Deliller O'nu idrak edemez. -
الْمَشَاهِدُ - Manzaralar
Anlamı: görünenler
Cümle: وَلَا تَحْوِيهِ الْمَشَاهِدُ
Türkçe: Manzaralar O'nu kapsayamaz. -
النَّمْلَةِ - Karınca
Anlamı: küçük hayvan
Cümle: انْظُرُوا إِلَى النَّمْلَةِ فِي صِغَرِ جُثَّتِهَا
Türkçe: Karıncaya bakın küçücük bedeninde. -
الْجَرَادَةِ - Çekirge
Anlamı: haşere
Cümle: قُلْتَ فِي الْجَرَادَةِ إِذْ خَلَقَ لَهَا عَيْنَيْنِ
Türkçe: Çekirge hakkında iki göz yarattı desen. -
السَّمَاءُ - Gök
Anlamı: sema
Cümle: وَكَذَلِكَ السَّمَاءُ وَالْهَوَاءُ
Türkçe: Gök, hava böyledir. -
الشَّمْسِ - Güneş
Anlamı: ışık
Cümle: فَانْظُرْ إِلَى الشَّمْسِ وَالْقَمَرِ
Türkçe: Güneş ve aya bak. -
الْقُلُوبُ - Kalpler
Anlamı: gönüller
Cümle: وَلَكِنِ الْقُلُوبُ عَلِيلَةٌ
Türkçe: Fakat kalpler hastadır. -
الْقُدْرَةِ - Kudret
Anlamı: güç
Cümle: فِي عَظِيمِ الْقُدْرَةِ وَجَسِيمِ النِّعْمَةِ
Türkçe: Kudretin büyüklüğünde - alseraj.net/الخطبة-١٨٥/
2. Arapça Fiil Örnekleri (9 Adet)
-
تُدْرِكُهُ - İdrak eder
Kökü: د ر ك
Cümle: لَا تُدْرِكُهُ الشَّوَاهِدُ
Türkçe: Deliller O'nu idrak edemez. -
تَحْوِيهِ - Kapsar
Kökü: ح و ي
Cümle: وَلَا تَحْوِيهِ الْمَشَاهِدُ
Türkçe: Manzaralar O'nu kapsayamaz. -
بَلَّغَ - Tebliğ etti
Kökü: ب ل غ
Cümle: فَبَلَّغَ الرِّسَالَةَ صَادِعاً بِهَا
Türkçe: Risaleti açıkça tebliğ etti. -
فَكَّرُوا - Düşündüler
Kökü: ف ك ر
Cümle: وَلَوْ فَكَّرُوا فِي عَظِيمِ الْقُدْرَةِ
Türkçe: Kudretin büyüklüğünü düşünselerdi. -
أَحْكَمَ - Sağlam yaptı
Kökü: ح ك م
Cümle: كَيْفَ أَحْكَمَ خَلْقَهُ
Türkçe: Yaratılışını nasıl sağlam yaptı. -
دَبَّتْ - Yürüdü
Kökü: د ب ب
Cümle: كَيْفَ دَبَّتْ عَلَى أَرْضِهَا
Türkçe: Yeryüzünde nasıl yürüdü. -
تَنْقُلُ - Taşır
Kökü: ن ق ل
Cümle: تَنْقُلُ الْحَبَّةَ إِلَى جُحْرِهَا
Türkçe: Taneyi yuvasına taşır. -
خَلَقَ - Yarattı
Kökü: خ ل ق
Cümle: إِذْ خَلَقَ لَهَا عَيْنَيْنِ حَمْرَاوَيْنِ
Türkçe: Ona iki kırmızı göz yarattı. -
يَرْهَبُهَا - Korkar
Kökü: ر ه ب
Cümle: يَرْهَبُهَا الزُّرَّاعُ فِي زَرْعِهِمْ
Türkçe: Çiftçiler ondan korkar - alseraj.net/الخطبة-١٨٥/
3. Arapça Edat Örnekleri (6 Adet - Harf-i Cer Hariç)
-
لَا - Nefy
Cümle: لَا تُدْرِكُهُ الشَّوَاهِدُ
Türkçe: Deliller idrak edemez. -
بَلْ - İdrab
Cümle: بَلْ تَجَلَّى لَهَا بِهَا
Türkçe: Bilakis tecelli etti. -
لَوْ - Şart
Cümle: وَلَوْ فَكَّرُوا فِي عَظِيمِ الْقُدْرَةِ
Türkçe: Eğer düşünselerdi. -
أَلَا - Tenbih
Cümle: أَلَا يَنْظُرُونَ إِلَى صَغِيرِ مَا خَلَقَ
Türkçe: Küçük yarattığına bakmazlar mı? -
كَيْفَ - Soru
Cümle: كَيْفَ أَحْكَمَ خَلْقَهُ
Türkçe: Nasıl sağlam yaptı. -
مَا - Mevsu
Cümle: صَغِيرِ مَا خَلَقَ
Türkçe: Yarattığı küçük şey.
Nehcül Belaga Hutbe 185 - Paragraf Anlama ve Kelime Testi (10 Soru)



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.